Etiket: Tedavi

  • Akupunktur  ile sigara bırakmak mümkün müdür?

    Akupunktur ile sigara bırakmak mümkün müdür?

    Bağımlılık, çok itici, bir o kadar da olumsuz düşünceler çağrıştıran bir kavram.Ama bir o kadar da yaygın ve hafife alınan bir kelime.Özellikle bireysel psikolojiler, sosyal etkenler bu bağımlılık olgusunun belirleyicileridir.

    Sevindirici olan gelişmeler ise, artık bu bağımlılığa karşı dünya üzerinde çok sayıda ulusun mücadele etmeye karar vermiş olmasıdır.Bu yönde kitlesel eğitimler sınırlandırıcı ve yasaklayıcı kanunların yaygınlaşması da ivme kazanmıştır.

    Bir hekim olarak bu mücadeleden olumlu etkilenmemek mümkün değil.Bu anlamda bireysel başarıları da yüreklendirmek ve göz ardı etmemek gerekir. Akupunktur yöntemi ile bu mücadeleye ciddi katkılar sunabilmekteyiz.

    Temelde sigara içimi ile birlikte binlerce kanser yapıcı maddeyi solunum yolu ile alırız, kan yolu ile tüm hedef organlara yavaş ama emin bir şekilde tahrip etmek üzere dağıtırız.Bu maddelerin çoğu başta nikotin olmak üzere bağımlılık yapıcı kimyasallardır.

    Akupunkturun etkinliği bu bağımlılık yapıcı maddeler yerine endorfin, serotonin diye adlandırılan içsel salgıları ortaya çıkarıp, sigara bağımlılığı ile mücadeleye başlar.

    Sigara bıraktırma tedavisinde akupunkturun etkinliği toplumumuzun yabancısı olduğu bir konu değildir.Akupunktur yöntemi ile birçok kişi sigara bağımlılığından kurtulmuştur.

    Sigara bıraktırma tedavisinde iki önemli olgu vardır.Birincisi; bağımlı kişinin, öncelikle bu bağımlılıktan kurtulma isteği ve irade beyanıdır.Dünya üzerinde hiçbir yöntem yoktur ki kişinin isteğine rağmen sigara içimini bıraktırabilsin.Öncelikle, hangi tedavi şekli olursa olsun en önemli konu, kişinin bunu çok istiyor olmasıdır.Başkasının zorlamasıyla veya yeterli istek duymadan tedaviye alınması doğru bir başlangıç değildir.

    Kişinin, ‘’Evet ben bu bağımlılıktan kurtulmak istiyorum fakat tek başıma başaramıyorum, bir desteğe ihtiyacım var.’’ Demesi ve akupunktur tedavisi desteği ile sonuca ulaşılması ikinci olgudur.

    Akupunktur tedavisinde iki temel etkinlik sağlanır.Birincisi bireyin sigara içme isteğini olabildiğince yok etmeye, azaltmaya çalışması.İkincisi ise, artık tedavinin başlaması ile birlikte sigara içilmeyeceği için, kişinin kanında ve dokularında giderek nikotinin azalması ile birlikte kesilme belirtileri, diğer deyişle yoksunluk sendromu açığa çıkar.Bu belirtiler kişiden kişiye farklı çeşitlilik ve farklı yoğunluklarda açığa çıkarlar.Örneğin; baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon azalması, görme bozuklukları,el ve ayak titremeleri, uykusuzluk, alınganlıklar, öfke patlamaları, karıncalanma, uyuşma gibi.Bu belirtiler çoğu kişiyi olağanüstü bunaltır ve ne yazık ki, kişi bunlardan kurtulmak için tekrar sigara içmeye başlar.İşte bu yoksunluk belirtileri akupunktur tarafından baskılanır.Hafif seyirli bir geçiş temin edilir.

    İşte bu iki ciddi etkinlik ile kişinin iradesi bir araya gelince sigara bağımlılığına veda etmek kolaylaşır.

    Kişi artık bu tedavi ve sigarasız geçen sürecin sonunda sigara içmemeye tahammül edebilme yetisine kavuşmuştur.Bu tutumunu sürdürüp bağımlılıktan ve esaretten kendini kurtarabilir.

    Uzun zaman aralıklarından sonra bile sigara içme isteği tekrar, herhangi bir sebeple canlanabilir.Böylesi ataklarda bir veya iki seanslık akupunktur destek uygulaması ile isteğin bastırılması önerilir.

    Son söz olarak, akupunkturun, bağımlılık tedavisinde, kişiye, herhangi bir zararı veya yan etkisinin olmaması tartışmasız bir üstünlüktür.

  • Akupunktur ile gece altını ıslatma tedavisi

    Çocukluk çağında sık rastlanan bir problemdir.İleri yaşlarda nadir olarak görülebilir. Sorun gece ve gündüz birlikte görülebilir.Fakat büyük çoğunluğu gece altını ıslatma şeklindedir.

    Çocuğun gelişim sürecinde 2-4 yaşları arasında tuvalet eğitimini tamamlaması beklenir.Bu süreç içinde, ailelerin aceleci ve baskıcı davranmamaları, çocuğun kendine özgü gelişim sürecine uyum sağlamaları gerekir.

    Tuvalet eğitiminin başlangıcında itibaren, beş yaşına geldiği halde altına kaçırma devam ediyorsa birincil enüresisten, tuvalet eğitimini kazandıktan en az 1 yıl sonra tekrar altına kaçırma başlarsa ikincil enüresisten söz edilir.Ayrıca teşhis için 6 ay boyunca, ayda en az 2 kez altına kaçırıyor olması gerekir.
    Bu vakaların çok az bir yüzdesinde organik sebep saptanabilir.Büyük çoğunluğunda organik sebep yoktur.

    Hastalığın sebepleri arasında aşağıdakiler sayılabilir;
    •Ailesel genetik yatkınlık
    •Derin uyuma özelliği
    •İçe kapanık, hassas kişilik yapısı
    •Otoriter, baskıcı aile yapısı
    •Psikolojik sorunlar(Anne Baba boşanması, yeni bir kardeşin doğumu gibi)
    •Mesane(İdrar kesesi) kapasitesinin düşük olması

    Altını ıslatma sorunu yaşayan çocuğun, sabahları yataktan ıslak kalkması çocukta ciddi bir sıkıntı ve çaresizlik duygusu yaratır.Bunun üzerine, ailenin, suçlama, cezalandırma, utandırma gibi yanlış davranışları da eklenirse, çocuktaki rahatsızlığın şiddeti artar.Bu durum hastalığın gidişini olumsuz etkiler ve olay bir kısır döngü içine girer.Bu yüzden, tedavi sırasında aileye hatalı ve doğru davranışlar konusunda bilgi verilmelidir.Ayrıca tedavinin başlangıcında çocukla iyi bir iletişim kurup güveni kazanılmalı, bu problemin birçok çocukta görülebildiği, tedavisinin olduğu ve iyileşebileceği anlatılmalıdır.

    Tedavi uygulanırken, çocuğa ve aileye aşağıdakileri yapmaları önerilir.
    •Akşam yemeğinde su içme isteğini arttıracak tuzlu gıda, kızartma gibi yiyecekler olmamalı
    •Akşam yemeğinden sonra su ve sulu gıdalar kısıtlanmalı
    •Yatmadan önce tuvalete girmeli, yattıktan 1 saat sonra kaldırılıp tekrar tuvaletini yapmalı
    •İdrarını yaparken biraz tutup biraz yapması, sfinkter kaslarının güçlenmesi açısından önerilmeli
    •Bir çizelge tutup, ıslak ve kuru kalktığı günleri işaretlemesi istenerek hastalığın gidişi gözlenmelidir.

    Eğer çocuk 7-8 kez gibi sık idrara gidiyor ve 20-30cc den az idrar yapıyorsa, idrar kesesi kapasitesi düşük olabilir.Kapasiteyi arttırmak için, birkaç bardak su içirilip, idrarını tutabildiği kadar tutması sonra da yapması öğretilir.

    Akupunktur tedavisi

    Akupunktur, sedatize edici, rahatlatıcı, etkisi yanında, boşaltım sistemindeki kasların daha güçlü çalışmasını uyararak sorunun çözülmesini sağlar.
    Ortalama 15 seans uygulama gerekir.İğneden korkan çocuklara lazer akupunktur uygulanabilir.
    Tedavi başladıktan sonra altına kaçırma birden kesilebilir veya önce seyrekleşip sonra kesilebilir.Bu süreç içinde ailenin sabırlı ve anlayışlı davranması gerekir.

  • Akupunktur tedavisi neden ilaçsız bir tedavidir ?

    Akupunktur tedavisi neden ilaçsız bir tedavidir ?

    Bir yumurta ve spermin birleşmesi ile ana rahminde oluşan cenin,tüm organ ve doku sistemlerinin tamamlanması sonucu doğum eylemi ile dünyaya doğar.Erişkin bir vücudda,yaklaşık olarak 60-70 trilyon hücre bulunmaktadır.Bu 60-70 trilyonluk dev hücre topluluğu,mükemmel bir iç ortamda ölüme anına kadar yaşar,tüm metabolik ve biyokimyasal süreçleri bu ortamda gerçekleştirir.Bu mükemmel iç ortamın bünyesinde,çok mükemmel işleyen dev bir ilaç sanayii de yer almaktadır.Çok hassas dengelerle çalışan bu iç ortamda,her hangi bir iç yada dış sebepli bir işlev bozukluğu oluştuğunda,bizim klasik olarak bildiğimiz ve tanımladığımız hastalık halleri oluşur.

    Hastalık hali oluştuğu zaman da,vücudumuzun bu ortaya çıkmış olan işlev bozukluğunu giderebilecek ilaç sistemleri hemen devreye girer ve mevcut işlev bozukluğunu (yani hastalığı) tedavi etmeye çalışır.Bazen,biz hiçbir dış müdehale yapmadığımız halde,vücud bu bozukluğu giderir,yani tedavi eder.Örneğin,günlük hayatımızda vücudumuzun herhangi bir yerinde ciltte meydana gelen ve dikiş atılmaya ihtiyaç göstermeyen sıyrık,kesi gibi deri lezyonları kendi kendine iyileşmekte ve mevcut yara kapanmaktadır.İşte bunu yapan güç,vücudumuza mükemmel bir şekilde yerleştirilmiş olan “yara kapatma” mekanizmalarıdır.Zaten bu mükemmel yara iyileştirme mekanizmaları sayesindedir ki; cerrah meslektaşlarımız yaralara ve cerrahi lezyonlara dikiş atarak yaranın daha kısa sürede daha sağlıklı iyileşmesine yardımcı olmaktadırlar.Cerrah burada sadece yardımcıdır,yara dudaklarını iyice birbirlerine yaklaştırarak vucuda yardımcı olmaktadır.

    Akupunktur tedavisinde,tanımlanmış akupunktur noktaları aracılığı ile vücudun ilaç sistemine girilerek,mevcut hastalığın tedavisi için gerekli olan ilaçların salgılatılması sağlanır.Çünkü vücudumuzda,mevcut hastalığı mükemmel bir şekilde tedavi edebilecek ilaçlar zaten mevcuttur.İşte bu noktada,akupunktur uzmanları,akupunktur noktalarını uyarmak suretiyle gerekli orjinal ilaçların salgılatılmasına yardımcı olarak,vücudun kendi kendine tedavi etmesine yardımcı olmaktadırlar.Bu nedenle,akupunktur tedavisi ilaçsız bir tedavidir.Yani,dışardan herhangi bir ilaç uygulamasına gerek kalmadan,sadece vücudun kendine ait orjinal ilaçlarının salgılatılmasına yardımcı olmak suretiyle tedavi sağlanmaktadır.Ayrıca akupunktur,vücudun orjinal ilaçlarının salgılatılmasına yardımcı olduğu için de yan etkisiz bir tedavi şeklidir.

    Akupunktur tedavisinde,tedavinin her aşaması,orjinal ilaç sistemi üzerinden gerçekleştiği için yan etkisiz olduğu kadar,kalıcı tedavi de sağlamaktadır.

  • Holistik tıp, modern tıbbın alternatifi midir?

    Holistik tıp, modern tıbbın tanı ve tedavi yöntemlerinin yanı sıra etkin ve bilimsel doğal yöntemlere de yer veren bir tıp yaklaşımıdır. Amaç, sağlık sorunlarının çözümünde öncelikle, en az yan etkili ve doğal yöntemleri kullanmak ve sadece hastalık bulgularını geçici bir süreyle gidermek yerine sorunların kökenine inerek tedavi etmektir. Dolayısıyla, holistik tıp, modern tıbbın alternatifi değil, onu da içeren daha köklü bir sağlık modelidir.

    Doğal tedavilerin hangileri holistik tıp kapsamındadır?

    Bilimsel süzgeçten geçmiş her iyileşme metodu, holistik tedavinin parçası haline gelebilir. Burada önemli olan, ruh-beden bütünlüğünün tedavinin odak noktası olarak kalmasıdır. Koroner arter sorunu olan bir hasta, damar genişletme operasyonlarının yanı sıra, ruhsal rahatlama yoluyla kan basıncını düşürmek, yangısal süreçleri kontrol altına almak için için gevşeme egzersizleri ve meditasyondan yararlanabilir. Akupunktur yardımıyla da, nörotransmitter dengesi sağlanıp, maksimum iyileşme potansiyeline ulaşılabilir.

    Doğal yöntemlerden, benim özellikle başarılı bulduğum ve uyguladıklarım arasında, hipnoterapi, meditasyon, aktif imgelem, Japon psiko-ruhsal gelişim teknikleri, nefes eğitimi, Geleneksel Çin tıbbı ve akupunktur, homeopati ve fitoterapi (bitkisel tıp) bulunmaktadır. Bu yöntemlerin ortak özellikleri, hepsinin, bilimsel araştırmalara konu olmuş ve etkinliklerinin gösterilmiş olmasıdır. Bu arada, doğal metotlarla ilgili bilimsel verilerin sayısının henüz çok sınırlı olduğuna dikkat çekmek isterim.

    Hangi hastalıklar holistik tıp tarafından tedavi edilebilir?

    Kalp-damar hastalıkları, ülser, kolit, artritler, nörolojik yıkım hastalıkları, migren, kadın hastalıklarının pek çoğu, menopoz bulguları, panik, anksiyete bozukluğu, depresyon, kanser gibi hemen tüm hastalıkların tedavisinde holistik tıp etkilidir.

    Ayrıca, genel ruh-beden sağlığı takip ve korunmasında da çok işlevseldir. Kişinin sağlık düzeyi ne olursa olsun, yaşam kalitesi üzerinde olumlu etki yapar.

    Holistik Tıp konusunda yasal düzenlemeler nelerdir?

    A.B.D.’de Holistik Tıp Birliği, 1978 yılında kurulmuştur (American Holistic Medical Association). Amacı, holistik tedavilerin çerçevesini çizmek, belirli bir disiplin içinde öğrenilir ve uygulanır olduğunu güvence altına almak ve sistemi tanıtıp yaygınlaştırmaktır. Günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde holistik tıp oda ve birlikleri açılmaktadır.

    Doğal tedavi yöntemlerinin bilimsel değerlendirme kapsamına alınmasında en önemli adım, 1991 yılında Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından atılmış, şimdi çok geniş bir bütçeye sahip olan ve doğal tıp konusunda sayısız bilimsel çalışmayı kontrol ve finanse eden Tamamlayıcı ve alternatif Tıp Ulusal Merkezi açılmıştır.

    Avrupa ve Amerika’nın en iyi üniversitelerinde holistik tıp departmanları açılmakta, en gelişmiş hastanelerinde uygulanmaktadır. Amerikan halkının yarısından fazlası, holistik sağlık hizmetlerinden yararlanmaktadır.

    Ülkemizdeyse, henüz yalnızca akupunktur konusunda yasal düzenlemeler yapılmıştır.

    Holistik doktorun diğer doktorlardan farkı nedir?

    Holistik doktor, standart tıp eğitiminin yanı sıra, bilimsel etkinliği gösterilmiş, ciddi doğal tıp yöntemleri konusunda da eğitim almış olan hekimdir.

    Dünyanın pek çok dilinde, örneğin Japoncada, doktor anlamına gelen ‘’sensei’’ sözcüğünün açılımı, ‘’öğretmen’’ demektir. Tarih boyunca hekim, bireylerin ve toplumların olumlu yönde değişimlerinde, önderlik eden bir öğretmen olmuştur.

    Oysa günümüzde, hasta ve hekim arasındaki dayanışma kopmuş; hekimler, hastalarına, arızası giderilmesi gereken birer makine gibi yaklaşan teknisyenlere dönüşmüştür. Holistik tıp bu yaklaşımın yerine, çok daha insancıl ve etik bir ilişki kurulmasını amaçlar. Hasta ve hekim, ast-üst ilişkisi yerine, eşit ve dayanışmacı bir işbirliği kurar. Holistik tedavide, kullanılan yöntemler kadar terapistin kişiliği de büyük önem taşır.

    İyi bir holistik hekimin yetişmesi, çok daha uzun süreli bir eğitim, yatırım ve emek ister. Günümüz tıp eğitimi henüz bunu sağlamaktan uzaktır. Bu nedenle, dünyada halen, kendi olağanüstü gayret ve emekleriyle yetişmiş çok az sayıda gerçek holistik hekim vardır.

    Holistik tıp, ruh sağlığı konusunda nasıl bir yaklaşım içindedir?

    Doğumla başlayıp ölümle biten yaşam yolculuğu, modern zamanlarda oldukça zorlu bir serüvene dönüşmektedir. Teknolojik gelişmeler, bir yandan yaşamı kolaylaştırırken, diğer yandan bildiğimiz tüm değer ve anlam kalelerini yıkmaktadır. Aidiyet, tek ruh olma duyguları, dünyayı değiştirme ve daha özgür, daha eşit ve daha coşkulu bir yer haline getirme umutlarımız giderek azalmakta ve yalnızlaşmaktayız.

    İnsanlar sıklıkla, sevmedikleri, neye yaradığını bilmedikleri işlerde çalışarak ömür tüketiyorlar. İntiharlar, boşanmalar artıyor. Yaşadığımızı hissetmek için, daha çok tüketmenin dışında, yapabileceğimiz pek bir şey olmadığına inandırılıyoruz. Giderek güçsüz ve çaresiz hissediyoruz kendimizi. Yorgun ruhlar, hasta bedenlere dönüşüyor. Mutsuzlaşıyoruz.

    Dünya Sağlık Örgütü, 2020 yılı itibariyle, dünya genelinde kalp-damar hastalıklarından sonra gelen en önemli ikinci hastalığın depresyon olacağını bildiriyor.

    Bilimsel veriler, mutsuzluğun sadece bir duygu durumu değil, aynı zamanda ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. İşte bazı bulgular:

    Mutsuz insanların kanlarında, stres hormonları olan kortisol, adrenalin ve noradrenalin düzeyleri yükseliyor. Bu durum Tip 2 diyabet (şeker hastalığı), kalp hastalığı ve yüksek tansiyona yol açıyor. Yara iyileşmeleri gecikiyor. Vücudun savunma sistemi zayıf düşünce insanlar, enfeksiyonlara, alerjik akciğer ve cilt hastalıklarına, eklem romatizmasına ve kansere daha açık hale geliyorlar.

    Mutsuzluk ayrıca, sigara, alkol, uyuşturucu, yeme bozuklukları gibi kötü yaşam alışkanlıklarına da yol açarak sağlığımızı bozuyor.

    Mutsuzluğumuza çare olarak bize, ilaçlar öneriliyor. Bu ilaçların çoğu reçetesiz satılıyor, misafirliklerde ikram ediliyor. Oysa kullanıcıda zihinsel durgunluk yaratan, onları, sadece mutsuzluğu değil, mutluluğu da hissedemeyen robotlara dönüştüren, pek çok organın fonksiyonunu bozan antidepresanların kullanımında çok titiz olmak gerekiyor.

    İnsanların sorunlarının olması gayet normal olduğu gibi, her duygusal sıkıntı da hastalık olmadığını unutmamak gerekli. Hızla değişen hastalıklı bir dünyada yaşamaya ve anlam bulmaya çalışan insanların kendilerini kötü hissetmelerinden daha normal ne olabilir?

    Ünlü psikiyatrist Prof. Dr. Thomas Szasz’ın dediği gibi: ‘’…akıl hastalığı fikri bugün esas olarak, kişisel ve toplumsal ilişkilerdeki sorunları gözden saklamak için kullanılmaktadır.’’

    Duygu-mantık çatışmaları, ekonomik zorluklar, sevilen birinin kaybı, ilişki sorunları, amaç ve değer krizleri, meslek kaygıları, yaş dönümü bunalımları (ergenlik, ileri yaş) gibi durumlarla karşılaştığımızda doğru çözüm, ilaç kullanmak yerine, bize, yaşadığımız durum hakkında doğru bilgiler kazandıracak ve sıkıntımızı şefkatle paylaşabilecek bir kaynağa ulaşmaktır.

    Eğer şanslıysak, bu kaynak yakınımızda bir akraba ya da dost olabilir. Ama çoğu kez, yakınlarımızın bizimle ilgili konularda taraflı olmaları veya bizi sistemli olarak dinleyecek zamandan yoksun olmaları nedeniyle bu tür bir seçenek mümkün değildir.

    Dünyanın baş döndüren hızı ve ruhumuzun karmaşasıyla tek başına mücadele edememek, akıl hastası olduğumuz anlamına gelmez. Eğitimli, deneyimli, bilge, hoşgörülü, kendi yaşamında anlam ve bütünlük oluşturabilmiş bir rehberle birlikte, yaşamı daha anlamlı kılmak, ruh-beden sağlığını düzeltmek için çaba sarf etmek, ancak gerçekten aklı başında insanların yapacağı bir davranıştır. Holistik hekim, bu rehberliği sunar.

    Holistik Ruh Sağlığı, bir psikiyatrik tedavi modeli değildir. İnsanın, beynindeki organik bir bozukluğa bağlı olarak zihinsel ve bedensel hastalıklara yakalanma olasılığının yaklaşık %3 olduğunu ve bu nedenle ilaçlarla tedavi edilmesinin çogu olguda bilimsel bir dayanağı bulunmadığını göz önünde tutar.

    Bireyin, duygu, düşünce ve inanç haritasını, yaşadığı çevreyi, ekonomik koşullarının onu ittiği çıkmazları öncelikle ele alır. Ruhsal ve kişisel gelişim, insanın felsefi ve bilimsel eğitim yoluyla, kendisini tanıma ve gerçekleştirmesi ve böylece, sağlıklı ve doyumlu bir yaşam sürdürmesi hedeflenir.

    Holistik tıp sadece, hastanın kendisine ve etrafına zarar verme olasılığının söz konusu olduğu veya zaman alıcı bir ruhsal gelişim programının beklenemeyeceği acil durumlarda psikiyatrik muayene ve ilaç kullanımını destekler. Bu tür durumlarda, mesleğinde donanımlı bir psikiyatri uzmanıyla iş birliği yapılır.

    Ruh sağlığının beden sağlığından ayrılması ve hekim olmayan kişiler tarafından tedavi edilmesi yanlıştır. Bazı vitamin-mineral eksiklikleri, kronik nörolojik bozukluklar veya kanser gibi doku yıkımına yol açan hastalıklar da ruhsal sağlığı bozabilir. Tıp eğitimi almamış kişiler tarafından bu hastalıkların tanınamaması, ölümcül sonuçlar yaratabilir.

    Holistik hekim, ruhsal yakınmalarla başvuran her hastanın fiziksel sağlığını da çok özenli bir muayeneyle değerlendirir. Tedavisini düzenler. Gerekli durumlarda hasta, başka uzmanlık alanlarına yönlendirilir.

    Holistik Ruh Sağlığı programı, hekimin hastaya uyguladığı ve çok kısa sürede onu sorunlarından kurtaracak bir sihirli formüller yumağı değildir. Hasta ve hekim, bu programda birlikte çalışır. Hasta, kendi iç dünyasını tanımak ve düzenlemek için, hekimin rehberliğinde çaba gösterir.

    Galileo’nun dediği gibi:

    ‘’Gerçekte kimse, kimseye hiçbir şey öğretemez. Siz ona yalnızca içindekileri bulmasında yardımcı olabilirsiniz.’’

    Hiçbir olumlu ve gerçek değişimin, gerekli zaman ayrılmadan ve emek sarf edilmeden oluşamayacağını dikkate alarak, tedavide çok kısa sürede sonuç beklentisine girilmemelidir.

    Çalışmalar; paylaşım, tartışma, günlük tutma, kitap okuma, rüyaları değerlendirmeyi içerir. hipnoterapi, meditasyon, derin gevşeme, nefes terapisi, akupunktur, homeopati ve bitkisel tıp, tek başına başvurulan metotlar değil, ruhsal gelişim sürecinde gerekli görülen zamanlardauygulanan yardımcı yöntemlerdir.

    Doğal tedavi yöntemlerini kullanan, hekim olan ve olmayan çok sayıda insan var. Bunlara güvenebilir miyiz?

    Modern tıp eğitiminin tarihçesinin, sadece birkaç yüz yıllık bir geçmişi olduğunu göz önüne aldığımızda, binlerce yıldır insan sağlığında kullanılan yöntemlerin hepsinin, tıp fakültesi mezunları tarafından keşfedilip uygulandığını söylemek elbette mümkün değildir. Şifalı otlarla tedaviden akupunktura, meditasyondan modern tıptaki ilaçlara kadar sayısız yöntem, insanların doğayı ve insan bedenini yakından ve dikkatle gözlemlemeleri sonucu geliştirilmiştir.

    Bugün de, halk tababeti adını verdiğimiz, dedelerimiz ve nenelerimizin sahip olduğu, nesilden nesile aktarılan son derece değerli bir gözlem ve bilgi birikimi mevcuttur. Bundan yararlanmak gerekir. Batı’da, halk tababetinin yanı sıra, hayvanların hangi bitkilerden yararlandıklarını gözleyerek yeni ilaçlar keşfeden bilim adamları, dünyanın en saygın üniversitelerinin etnobotanik departmanlarında çalışmaktadır.

    Burada hassas nokta şudur: Günümüz teknolojisi, bize hastalıkların nedenleri ve tedavileri konusunda, çok önemli bilgilere ulaşma imkânı vermektedir. Bu bilgiler sayesinde, sadece gözleme dayalı geleneksel yöntemlerle sınırlı kalmamız bir zorunluluk olmaktan çıkmıştır.

    Öte yandan, sadece teknolojiyle sınırlı kalmak da, gözlemin getirdiği çok önemli ve kişiye özgü hastalık özelliklerinin atlanmasına yol açmaktadır. Bu durumda en doğrusu, tedavi eden kişinin, hem modern tıp hem de geleneksel doğal tanı ve tedavi bilgilerine, güçlü bir biçimde hâkim olmasıdır.

    Modern tıp tanı ve tedavi yöntemlerini bilmeyen birisi, tümöre bağlı bir baş ağrısını veya epilepsiyi otlarla tedavi etmeye kalkışabilir.
    Çoğu kez en çaresiz hastaların başvurduğu doğal şifa alanında, insanlar maddi ve manevi istismara son derece açık durumdadır. Hiçbir bilimsel temeli olmayan, yüzde yüz iyileşme iddiasıyla astronomik fiyatlara satılan ot karışımları veya sözde şifacılık uygulamaları, çaresiz hastaların o dönemde en çok ihtiyaç duydukları iki olgu olan zaman ve parayı, onlardan acımasızca çalmaktadır.

    Tüm bu bilgiler kapsamında söylenebilecek yegâne şey, hastaların mutlaka, bilimsel ve etik bir tıbbi hizmet sunan, yeterli eğitime sahip uzmanlardan yardım almaları gerektiği olacaktır.

    Holistik Tıp tedavisinde başarı şansı nedir?

    Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı, sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, insanın, ruh, beden, akıl ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır. Holistik tıp, tüm bu alanlarda bilinçlenme ve tedavi amacını güder.

    Holistik tıp, mevcut modern ve geleneksel tedavi seçeneklerini bir arada kullanması nedeniyle, tedavide başarı şansını çok ciddi biçimde arttırır ve her koşulda hastaların yaşam kalitesini yükseltir.

    ÖZET

    Holistik Tıp:

    İnsanı ruhsal, bedensel, sosyal ve ekolojik bütünlüğü ile ele alan,

    Tanı ve tedavide, modern ve doğal tıbbın tüm olanaklarından yararlanan,

    Doğanın iyileştirme gücüne destek olan ve yan etkisiz yöntemlere öncelik veren,

    Hekimle hasta arasında dostluk ve güvene dayalı, eşit bir ilişki kuran,

    Hastayı tedavi sürecine aktif olarak dâhil eden ve eğiten,

    Her insan farklı olduğu için, hastalığa değil hastaya odaklanan bir tıp modelidir.

    Holistik Tıp kapsamı içinde sunulan tedavi programları:

    Morita ve Naikan Ruhsal Tedavileri

    Akupunktur

    Bitkisel Tıp

    Homeopati

    Hipnoterapi

    Meditasyon

    NLP- Bireysel Gelişim

    Biyoenerjetik Terapiler (Qi-Gong, Cranio-Sacral)

    Yararlanabilecek hastalık gruplarından bazıları:

    Ruhsal hastalıklar (depresyon, stres, panik atak, anksiyete, uykusuzluk)

    Ağrılar (migren, kanser, romatizma, ameliyat sonrası ağrıları)

    Nörolojik hastalıklar (MS, ALS, Parkinson)

    Vücut savunmasını güçlendirme (kanser, tekrarlayan enfeksiyonlar)

    Kötü alışkanlıklar (sigara, alkol, uyuşturucu)

    Alerjik reaksiyonlar (astım, saman nezlesi, egzama)

    Cilt sorunları (aşırı terleme, kaşıntı, ağız yaraları)

    Mide-barsak hastalıkları (ülser, kolit, konstipasyon)

    Kadın Hastalıkları (adet düzensizlikleri, kısırlık, menopoz)

    Holistik Tıp, ruhsal ve bedensel pek çok hastalığın, hemen her aşamasında, tedavi edici veya hastanın yaşam kalitesini arttırıcı etkiye sahiptir.

  • Hastalıkların tedavisinde seçenek olarak akupunktur

    Hastalıkların tedavisinde seçenek olarak akupunktur

    Tüm hastalıklar,vücudda yaptıkları etkiler bakımından iki grupta değerlendirilir.Birincisi,”geri dönüşümlü” olan hastalıklar;ikincisi,”geri dönüşümsüz”hastalıklar.Geri dönüşüm özelliği gösteren(reversibl) hastalıklarda,hastalığa yol açan sebepler,etkenler;vücudda hücresel düzeyde onarımı imkansız tahribatlar yapmazlar yada ameliyatı gerektiren tümör,kanser,kist,anevrizma v.b gibi klinik durumlara yol açmazlar.Bu gruptaki hastalıklara örnek olarak; migren, astım, bel ve boyun fıtıkları (ameliyat gerektirmeyen), depresyon, anksiyete, allerjik cilt hastalıkları gibi hastalıkları verebiliriz.Akupunktur,bu grup hastalıkları çok iyi tedavi eder.

    Geri dönüşümsüz(irreversibl) hastalıklarda ise,hastalığa yol açan sebepler,vücudda hücresel düzeyde onarımı imkansız tahribatlar yaparlar yada ameliyatı gerektiren tümör,kanser,kist,anevrizma v.b gibi durumlara yol açarlar.Bu grup hastalıklara örnek olarak; KOAH( Kronik Tıkayıcı Akciğer Hast.),bronşiektazi,amfizem,tümör ve kanserler,ameliyat gerketiren fıtıklar,protez takılması şart olan büyük eklem artrozları gibi hastalıkları verebiliriz.Akupunktur,bu grup hastalıklarda tedavi edici değildir.

    Geri dönüşümlü(reversibl) hastalıklarda,vücudumuzun tedavi edici mekanizmaları,mevcut hastalığı yenmeye ve tedavi etmeye çalışır.Bu mücadelede başarısız kaldığında da,tüm klinik bulgu ve belirtileri ile hastalık ortaya çıkar.İşte akupunktur,bu grup hastalıklarda vücudun içinde bulunan nöro-hormon,nöro-mediatör,nöro-transmitter gib maddelerin salgılanmasına yol açar ve vücudun iç dengesinin(hemostazis) yeniden kurulmasını sağlar.Böylece,dışarıdan herhangi bir ilaç uygulamasına gerek kalmadan,yan etkisiz olarak,mevcut hastalık tedavi edilmiş olur.

    Bilgisayarların,nasıl beyin olarak hard-diskleri varsa,vücudumuzun da,beyin olarak hard-diski vardır.Bilgisayarı,nasıl klavyesindeki tuşlardan komut vererek,istediğimiz şekilde kullanabiliyorsak;vücudumuzda da,akupunktur noktaları aracılığı ile MSS’nin hard-diskine komut verme şansımız vardır.Akupunktur noktalarını uyararak,MSS’nin hard-diskini ele geçirmiş ve onu yönetmiş oluruz.Bir bakıma beyine yeni bir format atmış oluruz.Bunun olabilmesi için de, akupunkturun,deneyimli uzmanı tarafından doğru,bilimsel şekliyle uygulanması gerekir.

    Özetle;migren,astım,bel-boyun fıtıkları(ameliyat gerektirmeyen),depresyon,uyku bozuklukları,allerjik cilt hastalıkları gibi daha birçok yüzlerce hastalıkta,yan etkisiz oluşu ve çoğunlukla kalıcı tedavi edişi nedeniyle akupunktur,öncelikli olarak tercih edilmelidir.Tüm bu açıklamalardan,ilaç tedavilerine tamamen karşı olduğumuz anlaşılmamalıdır.Yukarıda da belirttiğimiz gibi,akupunkturun,tedavi edemediği hastalıklar da vardır.Bu hastalıkların tedavilerinde,mutlaka ilaç kullanılması gerekiyorsa,tabii ki,ilaç kullanılacaktır.Ameliyat yapılması gerekiyorsa da,ameliyat yapılacaktır.Bazı klinik durumlarda da,ilaç tedavisinin yanında,onu destekleyici olarak da akupunktur tedavisi uygulanabilir.Bu nedenle,hastalıkların tedavisinde seçenek olarak akupunktur düşünülmeli ve uygulanmalıdır.

  • Astım bronşiale , akupunktur ile tedavisi

    Astım bronşiale , akupunktur ile tedavisi

    Astım Bronşiyale,toplumda en sık görülen kronik karakterli bir kaç hastalıktan biridir. Hastalık her yaş grubundan kişileri etkilemekte ve bazı durumlarda ölüme bile sebebiyet vermektedir. Ayrıca hastalığın prevalansının yapılan çeşitli araştırmalarla çocuk ve genç erişkinlerde artış gösterdiği anlaşılmıştır. Yapılan çalışmalarda ülkemizde erişkinlerde % 2-4, çocuklarda % 6-8 civarında astımlı vaka olduğu gösterilmiştir.

    Son 20 yılda hastalığın patoloji, patofizyoloji, immünoloji ve farmakolojisinde önemli ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen hastalık halen tam olarak tanımlanabilmiş ve sınıflandırılabilmiş değildir.

    Kısaca Astım; wheezing (hışıltı) ve nefes darlığı semptomlarına yol açan, genellikle reversibl havayolu obstrüksiyonu ve aşırı duyarlılığı ile karakterize kronik enflamatuar bir havayolu hastalığıdır. Patolojik çalışmalar,en hafif astımda dahi,havayolunda enflamasyon olduğunu, bu enflamasyonun hastalığın asemptomatik dönemlerinde dahi devam ettiğini ve havayolu aşırı duyarlılığı ile direk olarak ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Çocukluk çağı astımlarının % 90 ‘ı, erişkin astımlarının ise % 50-60 ‘ı allerjik mekanizmalara bağlı olarak gelişir.

    Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hışıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi ve öksürük yakınmaları olmaktadır. Yakınmalar özellikle gece ve/veya sabaha karşı görülür.

    AKUPUNKTUR İLE TEDAVİSİ
    Astım yakınmaları ile gelen hastanın eğer tıbbi olarak tanısı konmamış ise; önce fizik muayenesi yapılarak,o hasta için en uygun olan tanı yöntemlerine başvurulur.Kan ve idrar tahlilleri, akciğer röntgen filimleri yada gerekirse akciğer tomografisi,nefes ölçüm testleri(spirometrik test) yaptırılarak,astım tanısı güçlendirilir.Eğer hasta tek başına bir astım hastası ise,beraberinde başka ikincil akciğer hastalığı (amfizem,kronikbronşit,bronşiektazi,kor pulmonale vb.gibi) yok ise akupunktur tedavisine uygun bir vaka demektir.

    Kulak ve vücud akupunkturu ile tam bir tedavi sağlanır.Bu nedenle,öncelikle kulak akupunktur noktalarının elektriksel potansiyelleri ölçülerek,yapılacak tedaviye vücudun ne derece cevap vereceği saptanır.Özel olarak geliştirilmiş olan nokta tarama (dedektör) cihazları ile elektronik ortamda noktaların elektriksel yükleri ölçülür.Yani akupunktur noktalarının hangi elektrik yükü ile yüklü oldukları tesbit edilir.Çünkü kulakta,her organ ve doku sistemlerinin sürekli haberleşme içinde olduğu elektriksel noktalar vardır.Cihazlarımızla bu noktaları belirledikten sonra,noktanın (-) yada (+) yüklü oluşlarına göre;altın veya gümüş iğneler kullanılır.

    Hastalığın müzminleşme süresine ve şiddetine göre,ortalama 9’ar seanstan toplam 27 seans planlanır.Yani her oturum tedavisi 9 seans olmak üzere toplam 3 oturumluk tedavi yapılır.9 seanslık her oturum sonrası,1 ay tedaviye ara verilerek vücud dinlenmeye alınır.Bu tedavi ile,vücudumuzda yaradılıştan varolan tedavi edici maddeler (hormon,nörotransmitter)salgılanır.Vücudun kendini tedavi etme süreci güçlenmiş ve hızlanmış olur.

    Astımla beraber ikincil bir akciğer hastalığı olmadığı sürece,akupunkturun başarısı %98 şifadır.Yani tedaviye alınan,her 100 hastanın 98’i,kalıcı bir şekilde iyileşiyor demektir.Geriye kalan %2’lik vaka,tam iyileşemese bile krizlerin şiddetinde ve süresinde belirgin azalma meydana gelmekte yada kullanılan ilaçlara eskisinden daha az ihtiyaç duyulmaktadır.Bu bile %2’lik vakalar açısından çok önemli bir gelişmedir.

    Özetle,ilaçsız ve yan etkisiz olan akupunktur,astım hastalığını %98 gibi yüksek bir oranda tedavi etmektedir.2000 yılında,Avusturya’nın başkenti Viyana’da katılmış olduğum 9.Uluslararası Dünya Akupunktur Kongresi’nde, İngiliz Kraliyet Akademisi Akupunktur Enstitüsünden bir grup araştırmacı, çocuklardaki astımın da öncelikle akupunkturla tedavisinin yapılması gerektiği konusunda,çok kapsamlı bilimsel tebliğ sunmuşlardır. İğnelerden korkusu olmayan (ki bu iğneleri en fazla 0.1 mm. derinliğe kadar batırmaktayız.) her yaş ve cinsiyetteki astımlı çocuklara da akupunktur uygulanabilmektedir.Hatta çocukluk çağında uygulandığında, erişkinlerin tedavisine oranla çok daha kısa sürede sonuç alınabilmektedir.Aynı klinik yaklaşım,Viyana Tıp Fakültesi’nde kurulmuş olan “Ludwig Boltzman Akupunktur Enstitüsü”nde de yapılmaktadır. Akupunktur tedavisi ile,ömür boyu ilaç almak zorunda kalan insanlarımız bu ilaçlardan kurtulmuş olacaklardır.Tabii tüm bu anlattıklarımız, sadece astımı olan,ikincil akciğer hastalığı olmayan hastalar için geçerlidir.İkincil solunum sistemi hastalığı olanlarda,akupunktur sadece rahatlama sağlar,köklü tedavi etmez.Zaten bu ayırımı yapacak olan akupunktur uzmanı doktor,mutlaka aydınlatıcı tetkiklerden sonra kararını verecektir.

    Tedavide,sadece astım noktalarını değil,aynı zamanda psikosomatik noktaları da tedaviye alırız.Çünkü,kişi astımından dolayı,ruhsal bir çökkünlük durumuna girebilmektedir.Depresyon,astımlı hastalarda çok daha kolay gelişebilmektedir.Bunun dışında,anksiyete,adını verdiğimiz ruhsal bunaltılar da görülebilmektedir.Dolayısıyla, bunlarla ilgili akupunktur noktaları da tedavi kapsamına alınarak,dört dörtlük bütünsel bir tedavi uygulanmış olur.Ayrıca,kişi atmosferik olarak hava değişikliklerinden de etkileniyorsa,bu durumla ilgili “hava değişimi” noktaları da tedavi kapsamına alınarak,bütüncül tedavi tamamlanmış olur.

  • Kısırlık ve akupunkturla tedavisi!

    Kısırlık ve akupunkturla tedavisi!

    Kısırlık(İnfertilite) Nedir?
    Çiftlerin bir yıl boyunca düzenli cinsel birleşme yapmalarına ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi uygulamamalarına rağmen,gebe kalınamaması durumuna kısırlık adı verilir.Ülkemizde kısırlık konusunda ciddi istatiksel bir çalışma olmamakla birlikte %10-15 oranında kısırlık sorunu olduğu tahmin edilmektedir.

    Hamile Kalabilme Koşulları

    • Penisin sertleşme sorununun olmaması
    • Yeterli sperm yapılabilmesi ve rahim içine dökülebilmesi
    • Kadında yumurtlamanın (ovulasyon) sağlıklı olması ve yumurtanın sağlıklı bir şekilde tüplere ulaşması
    • Spermlerin tüplere sağlıklı ulaşıp,yumurtayı döllemesi
    • Yumurtanın döllendikten sonra,rahim içine tutunabilmesi ve burada gelişlimini sağlıklı sürdürebilmesi

    Tüm bu koşullar gerçekleştiğinde sağlıklı bir hamilelik sözkonusu olur.Toplumumuzda sanıldığı gibi,kısırlığın sebebi sadece kadınlar değildir.Çiftlerin yaklaşık %10-20’inde kadına ait yumurtlama sorunu varken, % 15’inde rahime yada tüplere ait sorun vardır.Çiftlerin yaklaşık % 40’ında da hem kadın hem erkekte sorun vardır.Bunların dışında % 15 çiftte herhangi bir sebeb bulunamaz.

    KISIRLIĞIN TEŞHİSİ
    Kısırlığın teşhisi için bazı tetkiklerin yapılması gerekir.Erkeklerde “Spermogram” adı verilen sperm tahlilinin,kadınlarda ise “Histero-salpingografi” adı verilen rahim-tüp filmlerinin çekilmesi gerekir.
    Hem erkek hem de kadında hormonal tetkiklerin yapılması da gerekli olup,bazı özel durumlarda laparoskopi de yapılır.

    AKUPUNKTUR İLE TEDAVİSİ
    Kısırlığın tedavisinde,akupunkturun etkili olduğu konusunda,her geçen gün bilimsel yayınlar artmaktadır.ABD,Baltimor Maryland Üniversitesi ile New York Cornell Üniversitesi’nde yapılan klinik araştırmalarda; akupunkturun,geleneksel medikal tedavilere ek olarak uygulandığında,hamile kalma şansını % 50 daha arttırdığı tesbit edilmiş durumdadır.Bu oldukça yüksek bir orandır.
    Akupunktur ile kısırlığın tedavisinde,15-20 seans arası uygulama yapılması gerekmektedir.Akupunktur tedavisi ile:
    1. Depresyon yada ruhsal stres ortadan kalkar
    2. Yumurtalıkların kanlanması artar
    3. Penisin sertleşme sorunu düzelir
    4. Rahimin kanlanması düzelir ve döllenen yumurtanın rahime yerleşip gelişmesi daha sağlıklı olur
    5. Hormonal denge yeniden kurulur
    6. Cinsel isteksizlik ortadan kalkar
    7. Yumurtlama sorunu olan yumurtalıkların yumurtlaması kolaylaşır
    8. Spermlerin kalitesi artar
    9. Spermlerin sayısında artış meydana gelir
    Yan etkilerinin olmaması ve tüm vücudda düzenleyici etkilerinin olması nedeniyle,tedaviye mutlaka akupunkturun da eklenmesi hamile kalma şansını çok arttıracaktır.Ancak,akupunktur tedavisinin etkili olabilmesi için,döllenmeyi engelleyen herhangi bir mekanik olayın yada oluşumun olmaması gerekir.Örneğin,tüplerde oluşan bir tıkanıklık yada fibrotik oluşum cerrahi tedavinin eklenmesini gerekli kılar.Böyle bir durumda,akupunktur tedavisi etkili olamaz.Yine,kadınlarda adet dönemini (menstrüasyonu) yöneten ve Önhipofiz’den salgılanan hormonlar olan,FSH (Follikül Stimülan Hormon) ve LH (Lüteinizan Hormon) hormonları herhangi bir sebepten,hiç salgılanamıyorsa,akupunktur etkili olamaz.Çünkü,hormon üretimi durmuştur ve bu üretimi yeniden sağlamak artık mümkün değildir.Böyle bir durumda “Hormon Replasmanı” adı verilen yerine koyma tedavisi yapılır.Eğer böyle sebepler sözkonusu değilse;hormonlar az salgılanıyor bile olsa,akupunktur tedavisi ile,bunların salgısını arttırmak ve tüm vücudda,hamile kalmayı kolaylaştırıcı dengeleri yeniden kurmak mümkündür ve kolaydır.
    Akupunkturun yan etkisinin olmayışı,kolay uygulanabilir oluşu ve uzun dönemde çok ucuz bir tedavi oluşu nedeni ile,mevcut kısırlık tedavilerine ek olarak uygulamak,her zaman için hastanın lehine olacaktır.
    Akupunktur tedavisinde 15-20 seans planlanır.Haftada 2-3 seans olacak şekilde,kulak ve vücud akupunktur teknikleri ile tedavi uygulanır.Ayrıca, vakanın klinik durumuna göre de, “Lazer Akupunktur” eklenebilir.

  • Boyun ağrıları ve nöralterapi

    İnsan boynu, medulla spinalis, spinal sinirler, karotis ve vertebral arterler gibi çok önemli vücut yapılarını barındıran, baş için bir destek işlevi gören, omurganın en hareketli bölümüdür.

    Boynun bu büyük hareket kabiliyeti, aynı zamanda darbelere ve zedelenmelere daha duyarlı olmasına yol açar.

    Bu yüzden, ağrı nedeni olarak omurga içersinde belden sonra ikinci sırayı alır .

    Boyun ağrıları her yaş grubunda karşılaşılabilen, yaşam kalitesini düşürüp iş gücü kaybına neden olabilen önemli bir sorundur

    Boyun ağrısı nedenleri 3 temel grupta incelenebilir:
    Kas iskelet sistemi kaynaklı mekanik nedenler
    Boyun dışı bölgelerin hastalıklarının neden olduğu ağrının boyun bölgesinde hissedilmesi (yansıyan ağrı)
    Boyun bölgesini tutan yangısal, enfeksiyöz ve tümöral hastalıklar.

    Bir çok kol, omuz ve baş ağrısının altında boyundaki çeşitli patolojiler yatar. Bu nedenle boyundan kaynaklanan hastalıkların tanı ve tedavisine önem vermek gerekmektedir.

    BOYUN AĞRISI NEDENLERİ

    Boyun fıtığı

    Boyun fıtığı genellikle sinir köklerinin omurilik kanalından ayrıldığı bir tarafında meydana gelir. Sinirlerdeki bası özel sinir kökleri tarafından desteklenen kas ve deri kısmında ağrıya, hissizliğe ve güçsüzlüğe neden olur.

    Belirtileri:

    Boyunda, omuzlarda ve kollarda ağrıya sebep olur.

    Ağrı bası altındaki sinir kökünün özel dağılımıyla koldan elin içine yayılabilir. Eğer boyun fıtığı omuriliğe bası yaparsa yürüme problemleri, spastisite (kas tonüs artışı), idrar kaçırma şikayetleri ortaya çıkabilir.

    Boyun fıtıkları boyun ağrılarının en sık nedeni değildir. Boyun bölgesindeki ağrıların yüzde 10-20 kadarı boyun fıtığı kaynaklıdır. Eğer hastada ağrı, boyundan kola vuruyorsa, kas gücünde kayıplar başlamış, parmaklarında uyuşukluk varsa kesinlikle boyun fıtığıdır.

    Boyun Kireçlenmesi

    Servikal omurgayı meydana getiren yapıların (kemik, bağ, kas) yozlaşması sonucu ortaya çıkan ve buna bağlı sinir ve damarsal bozuklukları da içeren klinik bir tablodur.

    Nedenlerinin yaşlanma, mikro travmalar, makrotravmalar, duruş bozuklukları ve genetik faktörler olduğu düşünülmektedir.

    Boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük – hissizlik – yanma – batma, ellerde zayıflık – beceri azalması – uyuşma – karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir

    Servikal Strain

    Travma ve duruş bozukluğu sonucu gelişen, boyunda tutukluk ve lokal ağrı ile karakterize bir tablodur.

    Masa başında çalışanlarda olduğu gibi boynu uzun süre aynı pozisyonda tutmak, yatarak televizyon seyretmek, uygun olmayan yastık ve yatakta yatmak gibi nedenler boyunda zorlanmaya yol açabilirler.

    Kaslarda kasılma gelişeceğinden boyundaki normal olan eğrilik azalır, boyun hareketleri ağrılı ve kısıtlı olur.

    Romatizmal Hastalıklar

    Vücudun kendi bağışıklık sisteminin, kendi kıkırdak ve kemik hücresine savaş açması ile oluşur. Omurga, kemik ve kıkırdak

    dokusunda hasar oluşur. Romatoid artrid, ankilozan spondylit, spondylit gibi hastalıklar boyun hareketlerinde kalıcı kısıtlılık

    yapar.

    Tekrarlayan stresler, akciğer , kalp hastalıkları, yemek borusu iltihapları ve mide rahatsızlıkları da boyun ağrısı yapar.

    Boyun ağrılı hastalarda öncelikli tedavi konservatif tedavi olmalıdır.

    Boyun ağrılı hastalarda, hastalığı yaratan asıl sebebi bulduktan sonra, Fizik Tedaviyle beraber veya ayrı olarak; Nöralterapi uygulanabilir.

    Özellikle bu tedaviler fizik tedaviyle iyileşmeyen hastalar için bir tedavi seçeneğidir.

    Tüm Sevgi ve Işığımla…

    Herkese sağlıklı ve huzurlu bir yaşam dileklerimle… !!!

  • Anestezi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören zehirlenme olgularının değerlendirilmesi

    Doğan S, Can H, Gönüllü M, Alaygut E, Turan M. Anestezi Yoğun Bakım Ünitesinde Tedavi Gören Zehirlenme Olgularının Değerlendirilmesi. Tepecik Eğit Hast Derg 2010;20(1):25-28

    AMAÇ: Çalışmamızın amacı anestezi yoğun bakım ünitesinde (AYBÜ) yatan zehirlenme olgularını; demografik özellikler, zehirlenme çeşidi, tedavi sonuçları açısından incelemektir.

    GEREÇ VE YÖNTEM: 01.01.2008-31.12.2009 tarihleri arasında zehirlenme tanısı ile AYBÜ'de yatarak tedavi gören 112 hastanın dosyası geriye dönük olarak tarandı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, yattığı gün sayısı, APACHİ II skoru, zehirlenme çeşidi (ilaç zehirlenmesi, organofosfatlı insektisitler, gıda zehirlenmesi, toksik gazlar, alkol, diğer), zehirlenme şekli (özkıyım amacıyla, kaza ile ve alkol), tedavi sonucu (şifa ile, durumunda değişiklik olmadan, tedavi reddi, hastane içi başka kliniğe sevk, başka hastaneye sevk, ölüm) incelendi.

    BULGULAR: 01.01.2008-31.12.2009 tarihleri arasında 24 aylık sürede AYBÜ'de toplam 2098 hasta izlenmiş olup, olguların 112'sinin (% 5,3) zehirlenme olduğu bulundu. Zehirlenme olgularının 60'ı (%53,6) kadın, 52'si (%46,4) erkek; yaş ortalaması 33,94±17,58 (15-81) olarak bulundu. Olguların 90'ının (%80,4) özkıyım, 17'sinin (%15,2) kaza, 5'inin (%4,5) alkol alımı sonrası zehirlenme tanıları ile AYBÜ' ye yatırıldığı bulundu. AYBÜ'de izlenen olguların 34'ü (%30,4) şifa ile, 9'u (%8) durumunda değişiklik olmadan evine gönderildi. 4 (%3,6) olgunun tedaviyi reddederek kendi isteği ile hastaneden ayrıldığı, 52 (%46,4) olgunun ilk tedavilerinin ardından hastane içi başka kliniğe, 2 (%1,8) olgunun ileri tetkik ve tedavi amacıyla başka hastaneye sevk edildiği ve 11 olgunun ise (%9,8) kaybedildiği saptandı.

    SONUÇ: 24 aylık sürede AYBÜ'de izlenen 2098 olgunun % 5,3'ünü zehirlenme olguları oluşturdu. Özkıyım amacı ile ilaç alımının en sık görülen zehirlenme biçimi olduğu tespit edildi. 15-24 arası kadın olgularda zehirlenme daha çok olduğu belirlendi. İlaç zehirlenmeleri arasında en sık çoğul ilaç ve antidepresan içimi yer aldı. Genel ölüm oranı %9,8 olarak bulundu.

    Anahtar sözcükler: Anestezi yoğun bakım servisi, Özkıyım, Zehirlenme