Etiket: Tedavi

  • Nöralterapi!!

    Nöralterapi bozulmuş olan beden fonksiyonlarının lokal anestezik madde kullanarak vegetatif sinir sisteminin organizmanın regülasyonunun sağlanması ve beden fonksiyonlarının yeniden normale döndürülmesi esasına dayanan bir tedavi yöntemidir. Bu şekliyle hem tanı hem tedavide kullanılan önemli bir metotdur. Nöralterapi ile ağrılı noktaların lokal enjeksiyonlarla rahatlatılması yanında hastalık gelişiminde rol oynayan fizyolojik ve patolojik düzensizliklerin tespit edilerek tedavi protokolleri oluşturulur. Tedavide procain ve lidocain kullanılarak ağrılı noktalar, akupunktur noktalarına lokal enjeksiyon uygulamaları, segment tedavisi, vücut düzenini bozan ve ağrıyı tetikleyen bozucu alanların tespiti ve tedavi edilmesini kapsar. Böylece hastalıklara kalıcı çözüm sağlanır.

    Nöralterapinin kullanıldığı hastalıklar
    1) Migren ve diğer baş ağrılarının (küme ve gerilim tipi)
    2) Boyun,sırt ve bel ağrıları gibi kas kökenli ağrıların tedavisi
    3) Bel ve boyun fıtıklarında ağrının giderilmesi
    4) Eklem hastalıkları(meniscus yırtılması,eklem içindeki sıvının azaltılması,sporcu
    yaralanmaları)
    5) Sinir basısına bağlı oluşan ağrıların tedavisi
    6) Alerjim astım ve allerjik rinit gibi allerjik kökenli hastalıkların tedavisi
    7) Romatizmal hastalıkların tedavisi
    8) troid hastalıkların tedavisi
    9) Menapoz döneminde görülen şikayetlerin tedavisi
    10) Adet düzensızlikleri ve şiddetli adet sancılarının tedavisi
    11) Hormonal bozukluğa bağlı üreme sorunları
    12) Tüp bebek uygulamasında destek tedavisi
    13) Kronik tonsillit (geçmeyen boğaz iltihabı ) tedavisi
    14) Kronik sinuzit tedavisi
    15) Fibromiyalji (yaygın kas ağrıları) devamlı yorgunluk hissi ve halsizlik tedavisi
    16) Depresyon ve panik atak gibi ruhsal hastalıkların tedavisi
    17) Kronik kabızlık tedavisi
    18) Bağırsak hastalıklarının tedavisi (irritable kolon sendromu, ülseratif kolit ve crohn
    hastalığı )
    19) Yüz felci tedavisi
    20) Nevraljiler : trigeminal nevralji tedavisi,zona ağrısı,nöropatik ağrı,fantom ağrısı
    21) Carpal tünel sendromu
    22) Huzursuz bacak sedromu
    23) Uyku bozukluğu ve düzensizliği
    24) Diz,omuz,dirsek ağrısı ve tendinitler
    25) Spor yaralanma tedavisi
    26) Vücudun toksinlerden arındırılması
    27) Antiaging ( yaşlanmanın önlenmesi)

  • Akupunktur nedir? Etkileri nelerdir?

    Akupunktur uygulamaları batı kültüründe alternatif terapi olarak isimlendirilmesine rağmen Doğu-Çin’de kullanımı 5000 yıl önceye gittiği bilinmektedir. Ancak elimize ulaşan en kapsamlı kaynak Huang Di Nei Jing’e aittir ve M.Ö. 200 yılında yazılmıştır. Sarı imparatorun iç hastallıkları klasiği adlı kitapta 282 nokta tariflenmiştir.. Akupunkturun en eski teorileri Shen Nung tarafından ortaya atılmıştır.Bunlar Dolaşım, nabız ve kalp ile ilgilidir. 4000 yıl önce tariflemiştir ve dahiliyenin temellerini atmıştır. Akupunkturun temellerini oluşturan birbiri ile uyumlu ama birbirine zıt olarak çalışan iki farklı enerji ying ve yang ‘ı, beş element’i , organ ve oniki meridyen sistemini anlatır.

    Akupunktur çok ince iğnelerin vücutta fizyolojik fonksiyonları etkilemek üzere vücut yüzeyi üzerine batırılmasıdır. Akupunktur temelinde Shen Nung’unteorize ettiği insan vücudunu boydan boya dolaşan bir enerji kuvvetine sahip olduğunu ve bunun da Qi olarak isimlendirmiştir. Qi ruhsal, duygusal,mental ve fiziksel temel yaşam aktıvıtelerını içerir. Bir insanın sağlığı vücuttaki Qi nin akışından etkilenebilir. Qi akışı yetersiz , dengeli değil veya bloke ise yin yang dengesi bozulur ve hastalık oluşur. Vücuttaki Qi meridyen ve özel yollarla dolaşır. 12 çift ve 2 tane tek meridyen vardır.

    Akupunktur noktaları , meridyenlerin ciltte yüzeyelleştiği yerdeki özellikli lokalizasyonlardır.. Böylece iğneleme, moxibusyon ve acupressor kolaylıkla uygulanabilir. Bu noktalar Qi nin dolaşımını ve ying – yang dengesini sağlar.

    Akupunktur noktalarına uygulanan yöntemler vardır;

    Bunlar;

    Elektroakupunktur

    Moxıbusyon

    Laser

    Cuppıng

    Elektroakupunktur ile akupunktur noktalarına takılan iğnelere elektrostimulasyon cihazıyla düşük akım vermektir. En çok ağrı tedavısı olmak üzere bir çok tedavide kullanılmaktadır.

    Diğer bir metod akupunktur noktasına stımulasyon yapan laser’ dir. Daha çok kulak akupunkturunda kullanılmaktadır. Kulak sinir ve damar ağı yönünden zengindir. Vücuttaki bütün sistem organlarla bağlantısı vardır. Bu sebeple vücudun bir çok organ ve kısımlarının karşılığı olan kulak akupunktur noktaları ile obesiteden alkolizm ve ilaç bağımlığına kadar bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.

    Moxibusyon akupunktur noktalarına ısı uygulanmasıdır. Akupunktur ve moxibusyon tedavinin birbirini tamamlayıcıları olarak değerlendirilir. Moxibusyon astım bronşit , paralizininbazı tipleri ve artritlerde başarı ile uygulanmaktadır.

    Cupping diğer tedavi şeklidir,akupunktur noktalarına metal, tahta ve cam kavanozlarla yaratılan kısmı vakum etkisi ile uygulanan bölgede kanlanmanın artması şeklinde tesir eder.Cupping bel ağrısı, kas gerilmesi(miyalji) yumuşak doku hasarı , kronik bronşitte akciğer sıvısının temizlenmesinde kullanılır.

    En popüler yöntemlerden olan akupressor, iğnesiz akupunktur tedavisidir. Akupunktur noktalarına parmaklarla masaj yapılmasıdır. En gelişmiş şekliyle ayakta reflexology çok sık kullanılmaktadır.

    Başlangıçta daha çok vücut akupunkturu olarak kullanılan bu yönteme daha sonra kulak akupunkturu eklenmiştir. Çinliler kulak akupunkturunu fazla kullanmazken 1950’lerde Fransız dr. Paul Nogier kulaktan teşhis ve tedavi yöntemi olarak ortaya koyduğu ‘auruculoterapi–aurıculomedecıne’ teknığini yayınlamıştır.

    M.Ö 4. YY’da hipokrat’ın kulak kepçesinde belli noktaları kanatarak başağrısı,hipertansiyonu tedavi ettiği hakkında yazılı kaynaklar vardır. Dolayısıyla kulaktan tedavi çok eskiden beri önemli bir yöntem olmuştur.

    Bugünkü şekliyle aurıculoterapi’nin tanımlanması ve uygulanmasını Fransız dr. Paul Nogier’e borçluyuz.

    Artık tüm dünyada mikrosistemler daha bir önem kazanmıştır. Mikrosistem tüm vücudun daha küçük bir alanda temsil edilmesi anlamında kullanılmaktadır. projeksiyonalanı organın büyüklüğünden çok fonksıyonların fazlalığına göre temsil alanı bulur. Bugün artık pek çok mikrosistem tanımlanmıştır. Kulak,baş,ağız,el,ayak… gibi.

    Dr. Gleditschmikrosistemlerin tedaviye cevaplarında farklılıklar olduğunu örneğin; kas iskelet sistemi ve bağ dokusu hastalıklarında kulak akupunkturunun daha hızlı ve daha iyi yanıt oluşturduğunu tanımlamıştır.

    Mikrosistem akupunkturunun vücut akupunkturuna göre en önemli farkı ; eğer organda bir sorun varsa o organın yansıma noktaları aktif bulunur, sorun yoksa aktif değildir. Bu özelliği nedeniyle mikrosistem akupunkturu hem tanı hem de tedavinin takibi için önemli ipuçların vermektedir.

    Akupunkturda etki belli noktalara iğne batırmakla sağlanır.Vücut uzerınde 361 tane akupunktur noktası vardır. Bunları meridyenler ve kanallar üzerinde duran ve belli etkileri bilimsel olarak kabul edilmiş noktalardır.

    Akupunkturun bilinen başlıca etkileri şunlardır;

    Analjezi

    Vegetatıfsinir sisteminin regülasyonu (akupunktur VSS’ni reguleetmesine rağmen iletide engeller varsa etkinliğini yitirir.)

    Sedasyon

    Gevşeme

    İmmunostimulasyon

    Vasodilatasyon

    Akupunkturun bu etkileri anatomik,histolojik ,embriolojik,bio-fiziksel,biokimyasal,nörofizyolojik,fizyolojik mekanizmalarla açıklanmıştır. Özellikleanaljezık etkisi üzerinde yapılmış bir çok bilimsel çalışma yayınlanmıştır.

  • Akupunktur ile ilgili genel bilgi

    Akupunktur, vücuttaki tanımlı noktalara iğne batırılarak uygulanan bilimsel bir tedavi yöntemidir.

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem adlı bölgenin çalışmasını düzenleyerek etki yaratır.

    Limbik sistem; otonom sinir sistemi üzerinden bir yandan organ fonksiyonlarımızı yönetirken digger yandan stress uyaranlarına karşı vücudumuzu sağlıklı tutmaya çalışır. Bu fonksiyonunu kişinin karşılaştığı stress uyaranına göre organ fonksiyonlarını düzenleyerek yapar. Bu görevinin ayrıntısı için “LİMBİK SİSTEM “ makalesini okumanızı öneririm.

    2000 yılında Human Brain Mapping dergisinde yayınlanan Kathleen K.S ve arkadaşlarının Harvard Tıp Fakültesinde FMR ‘la yaptıkları çalışma, akupunkturun limbik sistemi regüle ettiğini göstermektedir.

    Akupunktur; öncelikle organ fonksiyon bozukluğuyla ortaya çıkan hastalıkların tedavisinde kullanılır.

    Akupunktur kişinin strese karşı dayanıklılığını arttırır, hastalıklara karşı direnç mekanizmalarını güçlendirir.

    Akupunktur; iç organlarımızın fonksiyonlarını ve hormonal sistemin çalışmasını denetler ve düzenler.

    Akupunktur; sedatif etki oluşturur, hastanın kendini daha sakin ve huzurlu hissetmesini sağlar.

    Akupunktur; endorfin denen ve insan beyninin belli bölgelerinde salgılanan morfin benzeri ağrı kesicilerin salgılanmasını sağlar. Bu etkisi nedeni ile akut ve kronik ağrılarda etkili bir tedavi yöntemidir.

    Akupunktur; kas gevşetici etkisi ile özellikle boyun, sırt ve bel kaslarında künt travma, terliyken hava akımına (klima vb.) maruz kalma sonucu veya stresle ortaya çıkan kas gerginliği ve kas tutulmalarının kronikleşmeden rahatlamasını sağlar.

    Akupunktur; alerji mekanizmalarını düzenler ve alerjik reaksiyonların (alerjik burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ürtiker vb. gibi) kısa sürede iyileşmesine katkıda bulunur.

    Akupunktur; açlık duygusunu regüle eder ve biyolojik saati dengelemede yardımcı olur. Bu etkisi obezite(zayıflama) tedavisinde ki yerini öne çıkarır.

    Akupunktur; abstinans (yoksunluk) sendromunu tedavi ederek hastaların sigara, alkol, ilaç, yeme bağımlılığından kurtulmalarını sağlar.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) resmi yayınının 1979 aralık sayısında “akupunkturun endikasyon alanına giren hastalıkları” bildirmiştir.

    Akupunktur; 1991 yılında Sağlik Bakanlığı’nca Resmi Gazete’de yayınlanan Akupunktur Yönetmeliği ile uygulama alanı ve uygulama kuralları belirlenen bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir.

    Ülkemizde akupunktur eğitimi Sağlık Bakanlığı talebi ve denetiminde çeşitli tıp fakültelerinde verilmektedir. 480 saat süren kursların sonunda başarılı olanlar “Akupunktur Uygunluk Belgesi” almaya hak kazanırlar.

    Akupunktur, ülkemizde akupunktur uygulama belgesi olmayan hekimler de dahil hiç kimse tarafından uygulanamaz. Bu nedenle başvurduğunuz doktorun akupunktur uygulama belgesi olup olmadığını mutlaka kontrol etmeniz de fayda vardır.

  • Romatoit artrit ve akupunktur

    ROMATOİT ARTRİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT GİBİ KRONİK HASTALIKLARDA AKUPUNKTURUN YERİ

    Romatoit artrit, ankilozan spondilit ve benzeri romatolojik hastalıklar nedenleri tam açıklanamayan kronik ağrılı hastalıklardır.

    Mutlaka bir romatoloji uzmanın tedavisi ve devamlı kontrolünde olmaları gerekir.

    Akupunkturun bu hastalıkları tedavi ettiği amacını aşan bir iddiadır.

    Romatoit artrit, ankilozan spondilit vb. ağrılı kronik hastalık teşhisi olan hastalara akupunktur uygulanabilir.

    Burada ilk amaç öncelikle hastaların ağrılarını azaltmak ve alacakları ağrı kesicilerin miktarını azaltarak bu hastaları ağrı kesicilerin sistemik yan etkilerinden korumaktır.

    Ayrıca bu hastaların şikayetlerinin alevlenmesinin artan kişisel stresle yakından ilişkili olduğu açıktır.

    Stres dönemleri ağrıyı ve şikayetleri artırmakta yaşam kalitesini düşürmektedir. Genel yaşamsal stresin yanı sıra bu kişiler için böyle bir hastalık varlığı da başlı başına stres kaynağı olmaktadır.

    Akupunktur ile limbik sistemi düzenleyerek kişiyi strese karşı dayanıklı hale getirerek, hastalığın alevlenme sıklığını azaltmak mümkün olmaktadır.

    Akupunkturun etkilerinden biri de hastanın immune sistemini de desteklemektir.

    Bu etkilerin ışığı altında akupunktur ile bu hastalıkları tedavi etme iddiası yaratmadan hastaları akupunkturun kendilerine sunacağı katkı konusunda aydınlatarak ve hatta romatoloji uzmanı ile kontrol ilişkisi kopmuşsa onu tekrar başlatmasını mutlaka sağlayarak akupunktur tedavisi önermek hasta için en doğru yaklaşım olacaktır.

    Bu yaklaşım romatologların akupunktura bakışını değiştireceği gibi hastalarımızın romatologlarının kontrolü altında akupunkturdan daha yaygın faydalanabilmelerini sağlayacaktır.

    Akupunktur; romatit artirit , ankilozan spondilit vb. hastalıklarda nasıl uygulanır?

    Hastalarımıza, akupunkturun tedavilerini destekleyici yardımcı bir tedavi yöntemi olduğu bilgisi verildikten sonra temel tedavi olarak değerlendirdiğimiz haftada üç seans uygulanan toplam 15 seans akupunktur tedavisi uygulanır.

    Bu tedavinin amacı hastaya akupunkturun ağrılarını azalttığını, kendini daha huzurlu ve stres açısından daha rahat hissettiğini gösterebilmektir.

    Akupunkturun olumlu etkisini tanıyan hastadan, yaşamının sonrasında bu bilgi üzerinden ihtiyaç hissettiği sıklıkla ki bu haftada bir olacağı gibi ayda bir de olabilir akupunktur tedavisine başvurması istenir.

  • Akupunktur ve başağrısı

    BAŞAĞRISI OLUŞUMUNDA STRESİN ETKİSİ VE TEDAVİSİNDE AKUPUNKTURUN YERİ

    Bir insan gerçekten tehlike uyaranı ile karşılaştığında (örneğin elinde sopa olan bir insanla karşı karşıya kaldığında); öncelikle kalbi çok atmaya başlar, önünde iki seçenek vardır; ya adamın elinden sopayı alacaktır, ya da koşup kaçacaktır.

    Her iki durum için de kollarımıza ve bacaklarımızın çalışması gerekir. Bu yüzden kollarımıza ve bacaklarımıza giden damarlar genişler. Sopayı nasıl alacaktır veya nasıl, nereye kaçacaktır. Yani beyninin çalışması gerekir, beyne giden damarlar genişler. Kişi sopayı alır veya kaçar; sonuç olarak kurtulur. Bütün bu fonksiyonların yöneticisi, limbik sistem kontrolünde çalışan otonom sinir sisteminin simpatik bölümüdür. Bu her türlü tehlike durumunda çalışarak kişinin korunmasını sağlayan bir fonksiyonumuzdur.

    Limbik sistem; stres oluşturan her uyaranın üstesinden; organ fonksiyonlarımızı uygun şekilde düzenleyerek gelmeye çalışır.

    Böylece kişiyi stresin olumsuz etkilerinden korumaya çalışır.

    Bununla birlikte sürekli stres altında olan insanlarda veya ani karşılaşılan yüksek stres durumlarında (işsiz kalma, depremde kalma, tehlikeli trafik kazası, sevilen birinin ölümü, boşanma , vb.) limbik sistem organ fonksiyonlarını düzenleyerek stresin üstesinden gelme fonksiyonunu yerine getiremez hale gelebilir.

    İşte bu durumdaki kişilerin limbik sistemleri gündelik hayatın basit bir stress uyaranını bir tehlike uyaranı gibi algılayıp gerekmediği halde beyne giden damarların genişlemesine neden olabilir bu da damar çevresindeki damarların basınç altında kalması ile baş ağrılarını oluşturabilir.

    Ayrıca; boyun ve sırtta yerleşen trapezoid kası aşırı stress durumunda kasılır. Ortaya çıkan kasılma ense köküne doğru yayılır ve gerilim tipi baş ağrılarının oluşumunu tetikler.

    Kronik baş ağrıları ve migren ağrılarında akupunktur yüz güldürücü sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Akupunktur bilimsel çalışmalarla gösterildiği gibi insan beyninde, endorfin denilen morfin benzeri maddeleri salgılatarak ağrı kesici etki üretmektedir. Ayrıca akupunktur limbik sistemi düzenleyerek kişinin strese karşı daha dayanıklı olmasını sağlamakta ve başağrılarının oluşumunu engelleyebilmektedir.

    BAŞAĞRISI ve MİGREN TEDAVİSİNDE AKUPUNKTUR NASIL UYGULANIR?

    Başağrısı ve migren tedavisi 15 seanstır. Kulak ve vücut akupunkturu birlikte uygulanır. Haftada 3 seans tedavi yapılır. Seanslar 20’şer dakika sürer.

    Tedavi sürecinde; stres uyaranlarından mümkün olduğunca uzak durulması, huzurlu bir dönem yaratılması tedavinin yararlılığını da arttırmaktadır.

  • Kronik yorgunluk sendromu

    BAŞARININ ENGELİ YORGUNLUK

    Yaşadığımız yüzyıl bilgi, iletişim çağı, dahası yoğun bir rekabet ortamı. Bu durumda iş ve sosyal yaşamınızda değişim ve gelişme göstermeniz gerekiyor. Çalışma alanınız ne olursa olsun, yeni gelişmeleri siz göstermiyorsanız, zamanla duraklama ve gerileme kendini gösterecektir. Ayakta kalabilmek için iş yaşamında ve sosyal hayatta başarılı olmak durumundayız. Başarı için, sağlığımız her şeyin önünde yer alıyor. Bedenen ve ruhen bütünsel olarak sağlıklı durumdaysak; kendimiz, ailemiz, iş hayatımız ve sosyal çevremiz için güzel şeyler yapabilir, verimliliğimizi arttırabiliriz. İş ortamındaki rekabet, sağlıklı ve dinç kalmayı, motive olmayı gerektiriyor. Stresli işlerde çalışanların şikayet ettikleri en önemli konu yorgunluk. Yorgunluk başarıyı engelliyor, iş gücü ve zaman kaybı üzerinden ekonomik kayba neden oluyor. Sonuçta; devamlı yorgunluk durumu sosyal çevre ve iş hayatının önemli bir sağlık sorunu olarak gündeme gelmektedir.

    Yorgunluk; toplumda yaygın olarak görülen enerji eksikliği olarak tanımlanabilecek, genelde geçici bir durumdur. Üretken yaştakiler, özellikle de stres yoğunluğu fazla yönetici grubundakiler daha fazla etkilenmektedir. Bu durum hakkında bilgili olmak koruyucu tedbirleri almak başarının önemli bir unsurudur. Altı ayı aşan süredir devamlı bir yorgunluk hissediyorsanız mutlaka ilgili bir hekime başvurmalısınız. Sağlığınızın bozulduğu bu tabloda; çevrenizle sosyal iletişiminizde bozulma ile birlikte iş hayatı ve özel hayatınızda da farkında olmadan çeşitli kayıplara uğrarsınız.

    Toplumdaki bireylerin %20-40'ı ya¬şamlarında bir dönem yorgunluk ile karşılaşırlar. Bunlarda yorgunluğun hastalığa dönüşüp sürekli hale gelmesi % 18 oranında görülür. Yorgunluk, tıbbi nedenler¬le açıklanamıyor ve en az 6 aydır devam ediyorsa kronik (süregelen) bir hastalık haline gelmiştir. Bu tablo yaygın adıyla Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS), yeni adıyla Kronik Nöroendokrin İmmün Disfonksiyon olarak adlandırılır.

    Yorgunluk; artık geçici bir enerji eksikliği değildir. Kişinin bireysel, sosyal, mesleki, ruhsal fonksiyonlarını kısıtlayan, sürekli yorgunluk ile belirlenen bir hastalıktır. Yorgunluğa; immünolojik (allerjik), romatizmal (eklem, bel, sırt, kas ağrıları), ve nöropsikiyatrik (uyku bozukluğu, konsan¬trasyon güçlüğü, öğrenme-bellek kusurları, öfke patlamaları) şikayetler de eşlik eder. KYS, birçok sistemi etkilediğinden, baş¬ka hastalıklarda da görebileceğimiz çok sayıda belirti ve şikayete neden olur. Bu nedenle hastalara tanı konulması ve tedavi edilmesi oldukça zordur. Hastalığın sebebi ortaya konulamamış olmakla birlikte, temel sorunun bağışıklık sistemindeki zayıflama olduğu ileri sürülmüş ve buna da viral enfeksiyonların, beslenme yetersizliklerinin ve kimyasal madde¬lerin yol açabileceği düşünülmüştür. Ancak bu düşünce yeterince ispatlanamamıştır. Pozitif bulguların daha belirgin olduğu diğer bir yaklaşım ise; hormonal işlev bozukluğudur. Hormonal salgılanma veya hücre yanıtında bir bozukluk söz konusudur. KYS hastalarında; hormonal değişiklikler laboratuvar değerleri olarak da saptanmıştır.

    Süregelen, stres oluşturan, zararlı, uyarılar (ruhsal, fiziksel, kimyasal, manyetik, elektriksel) veya travma; hormonal işlev bozukluğuna neden olabilir. Hormonal aktivitenin yetersiz olması durumunda otoimmün bozukluklar, kronik ağrı hastalıkları ve alerjik şikayetler oluşabilir. Bu durumdaki kişilere, myalji, fibromyalji, lumbalji, myofasial sendrom, kronik ağrı sendromu, alerji, depresyon ve anksiete gibi yanıltıcı tanılar konulabilir. Tedavinin geciktiği durumlarda kalp-damar hastalıkları, uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, spastik kolon (süregelen kabızlık, şişkinlik) sendromu oluşması kolaylaşmaktadır. Bu tür hastalıklarda tedaviye direnç durumu KYS'yi işaret etmektedir.

    KYS, başlangıçta(1893) “Nevrasteni” adı verilen nöro-psikiyatrik bir tablo olarak tanımlanmıştır. Batı tıbbında ruhsal kökenli olduğu düşünüldüğünden, psikolojik tedavi önerilmiştir. Doğuda hastalığın daha çok fi¬ziksel kaynaklı olduğu düşünülmüş, istirahat ve fizik tedavi yöntem¬leri uygulanmıştır.

    Gelinen noktada KYS ile baş etmenin en iyi yolu bu hastalıktan korunmaktır. Korunma yöntemleri; keyifli yaşam, günlük egzersiz, doğal beslenme, zararlı maddelerden arınma ve korunma gibi yaşamsal düzenlemelerdir.

    Düzenli Keyifli Yaşam;

    Öncelikle planlı yaşam gerekiyor. Belli süreler içerisinde çalışmamız, yemeğe (özellikle kahvaltı), dinlenmeye zaman ayırmamız gerekiyor. Düzenli uyku saati, günlük, haftalık ve yıllık dinlenme zamanları mutlaka planlanmalıdır. Özel yaşantısına, eğlenceye ve dinlenmeye zaman ayırmayanların kısa süre içerisinde verimliliklerinin düştüğü görülüyor.

    Günlük Egzersiz;

    Yaşam ritmi dengesi için günlük en az 20 dakikalık egzersiz yapmak çok önemlidir. Mücadeleli olmayan, tempolu egzersizler (yürüyüş, jimnastik, yüzme, bisiklet) vücut ritmini ayarlamayı kolaylaştırıyor. Çalışma gününün ardından yapılan egzersizler dinlenmeye katkıda bulunuyor. Egzersizlerin zararlı manyetik ve elektriksel alanlar dışında doğal ortamda yapılması daha fazla fayda sağlıyor.

    Egzersiz

    Sağlıklı olabilmek için kalori değil, besin değeri yüksek doğal beslenmeyi tercih etmek gerekir. Rafine edilmiş, katkılı endüstriyel gıdalardan olabildiğince sakınılmalıdır. Bağırsak florasına katkısı yönünden yoğurt sıkça tüketilmesi önerilen bir gıdadır. Ayrıca, sigara, egsoz gazı, ağır metallerin gaz formları ve benzeri zararlı maddelerden korunmak gerekmektedir.

    Günümüzde yorgunlukla başa çıkmak için özellikle kontrolsüz vitamin kullanımı artmıştır. Bazı vitaminler vücutta depolanabilmektedir. Bu durumda vitaminin sürekli ve fazla alınması yarar yerine zarar verebiliyor. Vitaminleri gıdalardan yeterince alamıyorsanız bir hekim tarafından muayene ile değerlendirilerek ilaç şeklinde alınması faydalıdır.

    Beslenme

    Zararlı çevreden korunma;

    Hormonal işlev bozukluğuna sebep olabilecek (ruhsal, fiziksel, kimyasal, manyetik, elektriksel, stres uyarıları veya travmatik) etkenler saptanmalıdır. Bunlardan uzaklaşılması veya tedbirlerin alınması gerekmektedir. Fiziksel etkenlerin değiştirilmesi, kimyasal etkenlerden korunma, elektrik ve manyetik alan önleyicilerin kullanılması yapılabilecek uygulamalardır.

    Psikolojik korunma;

    Psikoanalitik yaklaşımlarla olumlu düşünce yapısı oluşturma, işyerindeki stresle mücadele yollarının kullanılması yararlı olacaktır. İyimser düşünme ve bakış açısı oluşturma, enerji verici ve yorgunluk giderici sihirli bir ilaç gibi kullanılmalıdır.

    İlaç ve Girişimsel Tedaviler;

    Ayrıntılı bir öykü, muayene ve laboratuvar incelenmesinden sonra belirlenen nedene yönelik tedaviler yapılır. Kan tetkiklerinde tespit edilen bozukluklar için gerekli tedaviler planlanmalıdır.

    İlave edilecek en etkili tamamlayıcı tedaviler; beslenme ve bağırsak flora düzenlenmesi, egzersiz, bilişsel davranışsal yaklaşım ve nöralterapi, ozonterapi gibi girişimsel tedavilerdir. Şikayetlerin belirgin olduğu durumlarda tedavinin hızlı olması ve hormon bezlerinin kendi kendini düzenlemesi(regülasyon) için girişimsel tedaviler uygulanır. Nöralterapi yöntemi ile hipofiz, tiroid, sürrenal ve genital hormon bezlerine yapılacak girişimler hormonal dengenin yeniden kurulmasını kolaylaştıracaktır. Yine bağırsak florasının bozulması veya bazı yiyeceklere duyarlılık varsa bunların düzenlenmesi tedaviyi hızlandırır. Bozucu alan oluşturabilecek geçirilmiş travma ve ameliyat bölgelerinin nöralterapi ile reğülasyonu sağlanmalıdır. Tedavinin devamlılığı koruyucu yöntemlerin kullanılmasıyla oluşturulmalıdır. Vitamin ve mineral desteğiyle veya antidepresan ilaçlarla kalıcı tedavi beklemek fazla iyimser bir yaklaşım olacaktır.

    Nöralterapi

    Bütünsel Yaklaşım

    Diğer Tamamlayıcı tedaviler;

    Manyetik ve elektriksel etkilenmeler KYS'ye sebep olmuş ise biorezonans manyetik alan tedavileri ilave edilmelidir. Ozonterapi tedavisi akut dönemlerde ve hızlı rahatlamaya ihtiyaç duyulan erken dönemlerde uygulanabilecek geçici tamamlayıcı tedavilerdendir.

    Sonuç olarak; KYS‘nin tanısı ve tedavisi güçlükler içermektedir. Etkili tek bir yöntemden bahsetmek mümkün değildir. Tedavide sebebe yönelik bütünsel yaklaşımlar kullanılmalı, koruyucu yöntemlerle kalıcılık sağlanmalıdır. Sadece şikayetleri azaltacak ilaç tedavilerine başvurmak, vitamin-mineral-antidepresan-ağrı kesici ilaç kombinasyonlarından fayda beklemek hastalığın ilerlemesine zemin oluşturacaktır.

    KYS' nin tanı ve tedavisi güç ancak imkansız değildir. Biz hekimlere düşen; KYS' yi tanımak, sadece psikolojik diyerek belirtileri geçiştirmemek, korunma yöntemlerini ve tamamlayıcı tedavileri uygulamak veya uygulayan uzman ve merkezlere yönlendirmektir.

    Ağrı Merkezimizde hasta bütünsel olarak ele alınmakta, koruyucu ve girişimsel tüm tedaviler bir arada uygulanmaktadır.

  • Ağrı tedavisi nasıl olmalıdır

    Ağrı Haberci mi ? Hastalık mı ?

    Ağrı ilk insan topluluklarından bu yana hekimleri meşgül etmiş ve tedavi etmek için çeşitli yollar denenmiştir. Hekimler pek çok yöntemi, bitkiyi ağrı kesici olarak kullanmışlardır. Hipokrat “divinum est opus sedare dolorem” ifadesiyle ağrı dindirmenin ilahi bir sanat olduğunu ifade etmiştir.

    Yüzyıllardır “Ağrı” üzerinde gözlemler ve pek çok çalışma yapılmıştır. Ağrının sinir sistemindeki durumu, diğer vücut sistemleri ile olan ilişkileri ve ağrı yolları hakkında pek çok bilgi edinilmiştir. Cildimizde nosiseptör denen algılayıcılar dokunma bilgisini alıyor, omurga kanalı içerisinde yerleşmiş ve beyin-vücut arasında iletim görevi yapan bölgeye yani; medulla spinalise gönderiyor. Buradan bilgi, beyinin ilgili yerine ulaşıyor, algılanıyor, yorumlanıyor ve tekrar cildimize bilgi olarak dönüyor.

    Ağrı duyusu da dokunma duyusu gibi, benzer yolu kullanıyor. Ancak iletim bölgesine uyarı bilgisi geldiğinde, uyaranın geçmesine izin veren ya da vermeyen kapı var bu yüzden her uyaran ağrı olarak algılanmayabiliyor, zararlı-toksik uyaranlar ağrı olarak yorumlanıyor. Buna ağrının “kapı kontrol teorisi” deniyor.

    Vücudumuzda bir de kendi kendine çalışan otonom sinir sistemi var. Bu sisteme düzenlenebilir anlamında “vegetatif sinir sistemi (VSS)” deniyor. VSS saç ve tırnak hariç tüm vücudumuzu ağ gibi sarıyor. Omurga ve beyin önemli VSS elemanları. Vücut salgıları, sıvı dengesinin düzenlenmesi, tüm iç organlarımızın çalışması bu sistemin denetiminde, düzenlenmesiyle oluyor. Bedenin bütün hücrelerini birbirinden haberdar ediyor. Bu iletişim ağı nedeniyle, ağrının tüm oluşum ve iletim mekanizmalarında büyük rol alıyor. Bu sistemde hata oluşması, sistemin sürekli uyarı altında olması ağrının kronikleşmesine (devamlı olmasına) neden olabiliyor. VSS üzerinden yapılan özel tamamlayıcı tıp tedavilerine “Nöralterapi” deniyor.

    Ağrı aslında vucudumuzda bir şeylerin yolunda gitmediğinin habercisi.Bu ya, bir toksik-zararlı maddenin atılamaması veya zararsız hale getirilememesi durumunu ya da hücresel düzeyde bir eksikliğin (minarel, vitamin, yağ v.b) karşılanamamasıdır. Bunların dışında zararlı manyetik (elektrik, radyasyon v.b) dalgalara maruz kalma durumu da şiddetli süregelen ağrılara neden olabilmektedir.

    Günümüzde kullanılan klasik-geleneksel tıp metotları; ağrı kesici ilaçlar ve girişimlerle ağrıyı baskılayarak tedavi etmeye çalışıyor. Bu yaklaşım belki de günümüz geleneksel tıbbının “ağrı tedavisinde” en büyük yanılgılarından birisi.Ağrıyı tamamen yok etmeden önce yada ilaçlarla baskılamadan, ağrıya sebep olan faktörlerin saptanması ve bunların düzeltilmesi gerekiyor.

    Geleneksel tıp yaklaşımı ile; nasıl ki, ani karın ağrısı ile acil servise başvuran hastaya neden bulunmadan ağrı kesici yapılmamalı ilkesi benimsenmişse, kronik ağrısı olan hastada da ağrıyı oluşturan temel sebebe yönelik araştırma ve tedaviler kullanılmalıdır. Ani karın ağrısı hastasına ağrı kesici uygulanması sonucunda bir organ bozukluğunun farkedilmesi geciktirilerek daha kötü sonuçlara sebep olunuyorsa, kronik ağrı hastalarının gerçek ağrı sebeplerinin saptanmadan ağrıları baskılandığında da daha kötü sonuçlara sebebiyet verilmektedir.

    Ağrı kesici ilaç uygulamaları sonucu ağrının baskılanması ile, kronik hastalıkların tedavi edilmesi gecikmekte ve hastalık ilerleyerek devam etmektedir.Gerçek sebep saptanmadığından tedaviye sürekli yeni ilaçlar ve ameliyatlar eklenerek ağrı baskılaması sürdürülmeye çalışılmaktadır. Beden ise ağrısının anlaşılamaması sonucunda, hiç bir baskılayıcı ilaç, girişimsel tedaviler ve cerrahi tedaviye yanıt veremez hale getirilmektedir. Bunların sonucunda da sürekli ilaç kullanmamız gereken kronik hastalıklar ve ağrıyı dindirmeye yönelik girişimsel ve cerrahi uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Ancak yine de ağrı yeterince kontrol altına alınamamakta, artarak devam etmektedir.

    Ağrı başlangıçta ve doku organ bozuklukları oluşana kadar geçen sürede bir habercidir. Ancak bu haberci anlaşılamazsa doku-organ bozuklukları gelişecektir ve ağrı artık bir hastalık haline gelecektir. Ağrı tedavi edilmezse beraberinde, bir çok kronik yandaş hastalık gelişecektir.

    Ağrının bedenimizde yolunda gitmeyen şeylerin habercisi olduğunu belirtmiştik, bu nedenle süregelen ağrıya eşlik eden bir çok kronik hastalık vardır. Bunların başlıcaları; irritabl barsak sendromu (spastik kolon), reflü, basur, fissür, gıda intoleransı-alerjisi, alerjik astım, alerjik cilt reaksiyonları, dermatitler, şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması veya hepatitler, romatizmal hastalıklar, osteoporoz, alzaimer, miğren atakları, kronik yorgunluk sendromudur.

    Bu aşamada “Ağrı” nın anlaşılması, mekanizması, tedavisi oldukça zor ve karmaşık hale gelmektedir. Ağrı kliniğimizde uygulanan, ayrıntılı hastalık hikayesi, özel muayene metodları ve özel tanı testleri ile ağrının nedenleri tam olarak ortaya konmaktadır. Ağrı haberci pozisyonda,“Nöralterapi”ve diğer “Tamamlayıcı Tıp”yöntemleriyle tedavi edilmektedir. Ağrı, hastalık düzeyine gelmiş durumda ise bu aşamada klasik-geleneksel baskılayıcı medikal tedaviler ve“Radyofrekans (RF)”uygulamaları ile“Girişimsel Ağrı”tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.

  • Ağrı haberci mi ? Hastalık mı?

    Ağrı Haberci mi ? Hastalık mı ?

    Ağrı ilk insan topluluklarından bu yana hekimleri meşgül etmiş ve tedavi etmek için çeşitli yollar denenmiştir. Hekimler pek çok yöntemi, bitkiyi ağrı kesici olarak kullanmışlardır. Hipokrat “divinum est opus sedare dolorem” ifadesiyle ağrı dindirmenin ilahi bir sanat olduğunu ifade etmiştir.

    Yüzyıllardır “Ağrı” üzerinde gözlemler ve pek çok çalışma yapılmıştır. Ağrının sinir sistemindeki durumu, diğer vücut sistemleri ile olan ilişkileri ve ağrı yolları hakkında pek çok bilgi edinilmiştir. Cildimizde nosiseptör denen algılayıcılar dokunma bilgisini alıyor, omurga kanalı içerisinde yerleşmiş ve beyin-vücut arasında iletim görevi yapan bölgeye yani; medulla spinalise gönderiyor. Buradan bilgi, beyinin ilgili yerine ulaşıyor, algılanıyor, yorumlanıyor ve tekrar cildimize bilgi olarak dönüyor.

    Ağrı duyusu da dokunma duyusu gibi, benzer yolu kullanıyor. Ancak iletim bölgesine uyarı bilgisi geldiğinde, uyaranın geçmesine izin veren ya da vermeyen kapı var bu yüzden her uyaran ağrı olarak algılanmayabiliyor, zararlı-toksik uyaranlar ağrı olarak yorumlanıyor. Buna ağrının “kapı kontrol teorisi” deniyor.

    Vücudumuzda bir de kendi kendine çalışan otonom sinir sistemi var. Bu sisteme düzenlenebilir anlamında “vegetatif sinir sistemi (VSS)” deniyor. VSS saç ve tırnak hariç tüm vücudumuzu ağ gibi sarıyor. Omurga ve beyin önemli VSS elemanları. Vücut salgıları, sıvı dengesinin düzenlenmesi, tüm iç organlarımızın çalışması bu sistemin denetiminde, düzenlenmesiyle oluyor. Bedenin bütün hücrelerini birbirinden haberdar ediyor. Bu iletişim ağı nedeniyle, ağrının tüm oluşum ve iletim mekanizmalarında büyük rol alıyor. Bu sistemde hata oluşması, sistemin sürekli uyarı altında olması ağrının kronikleşmesine (devamlı olmasına) neden olabiliyor. VSS üzerinden yapılan özel tamamlayıcı tıp tedavilerine “Nöralterapi” deniyor.

    Ağrı aslında vucudumuzda bir şeylerin yolunda gitmediğinin habercisi.Bu ya, bir toksik-zararlı maddenin atılamaması veya zararsız hale getirilememesi durumunu ya da hücresel düzeyde bir eksikliğin (minarel, vitamin, yağ v.b) karşılanamamasıdır. Bunların dışında zararlı manyetik (elektrik, radyasyon v.b) dalgalara maruz kalma durumu da şiddetli süregelen ağrılara neden olabilmektedir.

    Günümüzde kullanılan klasik-geleneksel tıp metotları; ağrı kesici ilaçlar ve girişimlerle ağrıyı baskılayarak tedavi etmeye çalışıyor. Bu yaklaşım belki de günümüz geleneksel tıbbının “ağrı tedavisinde” en büyük yanılgılarından birisi.Ağrıyı tamamen yok etmeden önce yada ilaçlarla baskılamadan, ağrıya sebep olan faktörlerin saptanması ve bunların düzeltilmesi gerekiyor.

    Geleneksel tıp yaklaşımı ile; nasıl ki, ani karın ağrısı ile acil servise başvuran hastaya neden bulunmadan ağrı kesici yapılmamalı ilkesi benimsenmişse, kronik ağrısı olan hastada da ağrıyı oluşturan temel sebebe yönelik araştırma ve tedaviler kullanılmalıdır. Ani karın ağrısı hastasına ağrı kesici uygulanması sonucunda bir organ bozukluğunun farkedilmesi geciktirilerek daha kötü sonuçlara sebep olunuyorsa, kronik ağrı hastalarının gerçek ağrı sebeplerinin saptanmadan ağrıları baskılandığında da daha kötü sonuçlara sebebiyet verilmektedir.

    Ağrı kesici ilaç uygulamaları sonucu ağrının baskılanması ile, kronik hastalıkların tedavi edilmesi gecikmekte ve hastalık ilerleyerek devam etmektedir.Gerçek sebep saptanmadığından tedaviye sürekli yeni ilaçlar ve ameliyatlar eklenerek ağrı baskılaması sürdürülmeye çalışılmaktadır. Beden ise ağrısının anlaşılamaması sonucunda, hiç bir baskılayıcı ilaç, girişimsel tedaviler ve cerrahi tedaviye yanıt veremez hale getirilmektedir. Bunların sonucunda da sürekli ilaç kullanmamız gereken kronik hastalıklar ve ağrıyı dindirmeye yönelik girişimsel ve cerrahi uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Ancak yine de ağrı yeterince kontrol altına alınamamakta, artarak devam etmektedir.

    Ağrı başlangıçta ve doku organ bozuklukları oluşana kadar geçen sürede bir habercidir. Ancak bu haberci anlaşılamazsa doku-organ bozuklukları gelişecektir ve ağrı artık bir hastalık haline gelecektir. Ağrı tedavi edilmezse beraberinde, bir çok kronik yandaş hastalık gelişecektir.

    Ağrının bedenimizde yolunda gitmeyen şeylerin habercisi olduğunu belirtmiştik, bu nedenle süregelen ağrıya eşlik eden bir çok kronik hastalık vardır. Bunların başlıcaları; irritabl barsak sendromu (spastik kolon), reflü, basur, fissür, gıda intoleransı-alerjisi, alerjik astım, alerjik cilt reaksiyonları, dermatitler, şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması veya hepatitler, romatizmal hastalıklar, osteoporoz, alzaimer, miğren atakları, kronik yorgunluk sendromudur.

    Bu aşamada “Ağrı” nın anlaşılması, mekanizması, tedavisi oldukça zor ve karmaşık hale gelmektedir. Ağrı kliniğimizde uygulanan, ayrıntılı hastalık hikayesi, özel muayene metodları ve özel tanı testleri ile ağrının nedenleri tam olarak ortaya konmaktadır. Ağrı haberci pozisyonda,“Nöralterapi”ve diğer “Tamamlayıcı Tıp”yöntemleriyle tedavi edilmektedir. Ağrı, hastalık düzeyine gelmiş durumda ise bu aşamada klasik-geleneksel baskılayıcı medikal tedaviler ve“Radyofrekans (RF)”uygulamaları ile“Girişimsel Ağrı”tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.

  • Kronik ağrılı hastalıklar ve gıda duyarlılığı

    Gündelik olarak yediğimiz, doğal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok yiyecek, bedenimizin savunma mekanizmalarını uyararak olumsuz etkiler yaratabilmektedir.


    Gıda Duyarlılığı ve Hastalıklarla İlişkileri

    Gündelik olarak yediğimiz, doğal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok yiyecek, bedenimizin savunma mekanizmalarını uyararak olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Gıda duyarlılığı, belirli besinlerin yeterince sindirilemeyince ortaya çıkan yapıtaşı moleküllerine karşı bedeninizin savunma mekanizmasının uyarılması reaksiyonudur. Bu durum, sürekli aynı, uyarı ile daha da şiddetlenir. Savunma mekanizmasının olumsuz tepkileri “Gıda Duyarlılığı” olarak isimlendirilir ve vücutta birçok kronik(süregelen) şikayetlere neden olur. Gıda duyarlılığı tedavi edilemezse süregelen(kronik) hastalıklar ortaya çıkar. Alerjen uyarılara savunma mekanizmasının verdiği yanıt sonucu bedenimizde çok miktarda zararlı-toksin ortaya çıkar. Bu zararlı toksinlerin temizlenmesi kapasitemizi aşmaya başlar ve vücudumuzda birikir.Biriken zararlı-toksik maddeler dokularda sinir sitemimizi uyararak süregelen ağrı ve kronik hastalıklara neden olur.

    Gıda Duyarlılığı, gıda alerjisi ile karıştırılmamalıdır. Her iki durum da savunma sistemimizin bir tür karşı koyma tepkisidir. Fark, Gıda Duyarlılığına IgG, gıda alerjisine IgE antikorlarının aracılık etmesidir. Gıda alerjisi az kişide ve az sayıda gıdaya karşı görülür. Kısa sürede ciddi şikayetlere neden olur. Alerjinin belirtileri çok hızlı ve alevlenmiş olarak geliştiğinden kişinin kendisi de o gıdaları, dikkat ederse belirleyebilir ve o gıdalardan uzak durur. Örneğin, süte alerjisi olan kişiler, süt içeren gıdayı tükettikten yaklaşık bir saat sonra ciddi solunum sıkıntısına girer, çarpıntı ve terleme buna eşlik eder. Bu durumu bir kere yaşayan kişi o gıdalardan zaten artık uzak durarak bedenini korur.

    Gıda Duyarlılığında yediğimiz yiyeceklerin olumsuz etkisi 8-72 saat arasında çıkmaya başlar. Gün içinde birçok yiyecek yendiği için, yaşanılan sorunun gıdadan kaynaklı olduğu insanların aklına pek gelmez. Gelse de hangi gıdadan olduğunu belirlemesi oldukça zordur. Örneğin, sabah kahvaltıda yumurta yemiş sonra geceye kadar farklı gıdalar tüketmiş birini düşünelim. Gece yatmadan ya da ertesi sabah ortaya çıkmış bir barsak sorununun sebebinin, sabah yemiş olduğu yumurta olduğunu kimse düşünmez. Bu durumu bir hekim dahi ayırt edemez.

    Yiyeceklerin yenmesi sindirilmesi ve zararlı kısımlarının bedenimizden atılması arasındaki süreçte, besinler sürekli bir sindirilme ve parçalanma işlemlerine uğrarlar. İlk olarak ağızda parçalanmaya başlayan besinler, daha sonra mide asitleri ve hareketleri ile belli bir kıvama gelir ve barsağa geçerler. Barsakta, safra kesesi ve pankreastan gelen çeşitli sindirim enzimlerinin etkisiyle bu yiyecekler en küçük parçalara yani yapıtaşı molekülleri olan aminoasitlere kadar ayrıştırılırlar. Sindirilmiş yapıtaşı molekülleri; lenfatik sistem sıvısına ardından toplardamarlardaki kana karışarak karaciğere ulaşır. Karaciğerde işlemlerden geçerek gerekli organlarda kullanılmak üzere vücuda dağıtılırlar.

    Vücudumuzda çeşitli enzimlerin yetersiz veya kalitesinin düşük olması; barsak florasında(yararlı mikroplar) bozukluklar veya diğer barsak hastalıkları, yiyeceklerin barsakta sindirilmesini zorlaştırır. Proteinlerin, aminoasitlere kadar parçalanması engellenmiş olur. Bu aminoasitler lenfatik sisteme ve kana parçalanmadan geçerler. Lenfatik sistem vücudun ilk ve en temel savunma mekanizmasıdır. Bu savunma sistemi, iyi sindirilmemiş yiyeceklere yabancı bir madde gibi davranır ve savunma sistemini harekete geçirerek saldırır.

    Savunma hareketi sonucu bedenimizde ciddi reaksiyonlar ve yan etkiler oluşur. Bedenin savunma maddelerinin kan düzeyleri artar. Bu zararlı-toksik maddelerin bedenimizden uzaklaştırılması yada zararsız hale getirilmesi gerekir. Bu zararlı-toksik maddelerin zararsız hale getirilmesinde başta karaciğer olmak üzere, böbrek, akciğer, cilt büyük görev alır. Ancak sürekli zararlı- toksik madde oluşumu sonucu bu organlarımızın kapasiteleri aşılır. Bu aşılma sonucunda zararlı-toksik madde birikmeye başlar. Bu zararlı-toksik maddelerin birikmesi arttıkça sinir sistemimizi uyararak çeşitli belirtilere neden olurlar. Bu durum, doku ve organ kaybına neden olmadan önce, geleneksel laboratuar ve görüntüleme yöntemleri ile belirlenemediği için anlamlandırılamayan çeşitli şikayetler oluşturur. Halsizlik, yorgunluk, uykusuzluk, sindirimin yavaşlaması, gaz, şişkinlik, reflü gibi kesin tanı konulamayan, yeterince tedavi edilemeyen rahatsızlıklara yol açar.

    Kişinin sindirilemeyen gıdayı, bilmeden sürekli tüketmesi durumunda bu savunma mekanizması ve savunma elemanları, zararlı-toksik madde üretimine devam ederek bedene zarar vermeye başlar. Süregelen, adı konulamayan veya ancak ilerlediğinde tanı konulan birçok kronik hastalık gelişmeye başlar.

    Gıda duyarlılığının, zararlı-toksik maddeler üzerinden süregelen(kronik) rahatsızlıkların oluşmasında büyük bir etken olduğu kabul edilmektedir. Kronik hastalıklar, genel olarak immun sistemin, ilgili gıdalara karşı reaksiyon vermelerinden kaynaklanmaktadır. Kronik hastalıkların, kadınları erkeklere oranla iki kat daha fazla etkilediği tespit edilmiştir. Gıda duyarlılığı kadınlarda daha sık rastlanmakta ve sindirim sisteminde birçok şikayete, hastalığa sebep olmaktadır.

    Bunların başlıcaları; şişmanlık, kilo verememe, irritabl barsak sendromu, barsak gazı, karın şişkinliği, kabızlık, ishal, ağızda yaralar, üst karın ağrıları, mide krampları, reflü, barsakların süregelen hastalıkları, iltihabi barsak hastalıkları, kolitdir.

    Sindirim sistemi dışında ise cilt problemlerine (örn. sivilceler, lekeler, kaşıntı, dermatitler, egzamalar, sedef, cilt alerjileri vs.), sellülit, romatizmal eklem hastalıklarına, romatolojik yumuşak doku hastalıklarına, süregelen farenjite, sık sık nezle gribe yakalanmaya, astım gibi üst solunum yolu mukozası hastalıklarına, sabahları kalkamama, sürekli yorgunluk, depresyon, uyku bozukluklarına, baş ağrısına, migrene ve tedavi edilemeyen ağrılara neden olur.

    Araştırma sonuçları açıkça ortaya koymuştur ki, severek yediğimiz ve organik, doğal, yararlı zannettiğimiz bir gıda, yıllarca bize büyük rahatsızlıklar yaşatmış olabilir.

    Görülüyorki; klasik muayene ve laboratuar-görüntüleme yöntemleri ile hekimler tarafından nedeni ortaya konamayan, sürekli ilaç kullanmamıza sebep olan ve tüm ilaçlara rağmen istenilen düzeyde iyileşmeyen hastalıkların temelinde “Gıda Duyarlılığı”yatabilir.
    “Gıda Duyarlılığı”nın saptanması ve tedavi sürecinin başlaması, nedeni saptanamamış ve sürekli ilaç kullanılması gereken birçok hastalığa iyileşme umudu olmuştur.

    Gıda Duyarlılığı Testleri

    Test için 2-3 ml venöz damardan kan örneğine ihtiyaç duyulmaktadır. Kanda gıdalara karşı oluşmuş Ig G antikor ölçümleri yapılır ve çok sayıda (200-250) gıdaya karşı, vücudumuzun savunma mekanizması tarafından oluşturulmuş antikorlar saptanır. Ig G antikorlar kapiller kanda % 45 oranında kayba uğrarlar, bu nedenle kapiller(parmaktan alınan) kandan yapılan ölçümler % 40 yanılmayla ölçüm yapar. Ölçümlerin venöz kandan yapılması daha dogru sonuçlar vermektedir.

    Gıda duyarlılığı yanında, buna neden olabilecek bozuklukların tespiti önemlidir.Böylece gıda duyarlılığı nedeniyle kısıtlanan beslenme rejimlerinden daha kısa sürelerde ve kalıcı olarak kurtulmak mümkün olmaktadır.

    Özellikle sindirimin yetersizliği ve barsaklardaki flora bozukluğu gıda duyarlılığına neden olmaktadır. Barsaklardaki maya mantarının artmış olması da gıda duyarlılığını arttırmaktadır. Gıda duyarlılığının tedavi edilmemesi, sonuçta; organ bozukluklarına (disfonksiyonlar), metabolik latent asidoz, hormonal disfonksiyon, ağır metal birikimi gibi birçok kronik hastalığa neden olacak sorunlara sebep olmaktadır.

    Gıda duyarlılığının yıllardır devam ettiği düşünülürse; önceden şikayet oluşturmayan durumlar, bedenin çeşitli sistemlerinde bozukluklar yaptıktan sonra şikayetler oluşturmaktadır. Bu, vücudun dokularındaki zararlı-toksik maddelerin yani asiditenin artması sonucunda gelişmektedir. Bunun en belirğin örneği; dokulardaki asiditenin artması sonucunda, teşhisin zor konulduğu ve yeterince tedavi edilemeyen romatizmal ağrılı kas-eklem-iskelet sistemi hastalıklarının ortaya çıkmasıdır.

    Bazı hormonal bozuklukların temelinde de gıda duyarlılığı yatabilmektedir. Mutluluk hormonu olarak da bilinen Serotonin'in %70'i barsaklardan salgılanmaktadır. Gıda duyarlılığı durumunda Serotonin yeterince salgılanamamaktadır. Hormon düzeyleri yeterli olmasına rağmen hormonların hücre üzerindeki algılayıcılarının azlığı veya bozukluğu da hormonal bozukluk şikayetlerine sebebiyet verdiği, araştırmalarla ortaya konmuştur. Hormonal disfonksiyonlar ilk olarak kronik yorgunluk sendromu olarak isimlendirilen sürekli bir yorgunluk, halsizlik, mutsuzluk, alınganlık şikayetleriyle karakterize tabloyu oluşturmaktadır. Bu hastalık şikayetleri üzerine serotonin hormonunun etkisi çok büyüktür. Gıda duyarlılığı yaşayan bir barsakta serotonin salgılanması bozulmaktadır.

    Modern yaşam içinde sadece besinleri değil besinlerle birlikte kimyasalları da yiyeceklerle alıyoruz. Bu kimyasal maddeler içinde bedenimizin tanımadığı ve baş edemediği moleküler yapıtaşları vardır. Bu zararlı yapıtaşları bedenimiz tarafından tanınamadığı için zararsız hale getirilememekte ve atılamamaktadır. Bu durumda bu maddeler bedenimize zarar verir duruma gelmektedir. Bu yapıtaşı moleküllerin arasında bedenimize en çok zarar veren kimyasalların başında; ağır metaller gelmektedir. Ağır metaller nefes ile solunum yolundan veya aşılar-ilaçlar yoluyla tedavi amaçlı bedenimize girmektedir. Bedenimize yabancı olarak dışarıdan giren, savunma sistemimizin tanımadığı ve baş edemediği bu ağır metaller, dokularımızda birikmektedir. Bu metal birikmeleri, klasik muayene veya laboratuar-görüntüleme teknikleri ile saptanamaz.

    Ağır metal birikmeleri açıklanamayan ve başta kanser olmak üzere yeterince tedavi edilemeyen birçok hastalığın ortaya çıkmasına sebep olur. Yapılan yoğun, ağır ilaç ve büyük cerrahi operasyonlara rağmen, hastalıklar durdurulamaz. Oysa hastalığa ve tedavilerin başarısızlığına sebep olan, dokulara çökmüş ağır metaller olabilmektedir. Ağır metal yüklenmesi gıda duyarlılığına da neden olabilmektedir. Özellikle katkı maddeli, işlenmiş ve paketlenmiş gıdalarda çok miktardaki zararlı-toksik maddelere ilave olarak ağır metallerde yer almaktadır. Bunların dikkatli tüketilmesinde yarar vardır.

    Sonuçolarak herhangi bir “Gıda Duyarlılığı Testi” ile sadece gıda duyarlılığını saptayıp beslenme rejimlerini belirleyebilirsiniz. Ancak beslenme planı bozulduğunda şikayetler tekrar olabilmektedir. Bu durumda beslenme planına çok uzun süre devam etmek gerekmektedir.Oysa gıda duyarlılığına sebep olan nedenleri de tespit etmek ve tedavi etmek gerekmektedir.Beslenme planınızın yanında, nedenlerin tedavisi ile sağlığınıza daha kısa sürede ve kalıcı olarak kavuşabilirsiniz. Gıda duyarlılığında, temel nedenin tedavisinin sağlanması ile de beslenme planlarının kullanımı 3-6 ay süreden sonra tamamen bırakılabilecektir.

    Gıda duyarlılığı testlerindeki gıda sayısının 200-250 düzeylerinde olması, besin planlarının daha kolay yapılabilmesini sağlayacaktır. Sonuçta bu durum beslenme planına uyumu artırarak tedavi başarısını da arttırmaktadır. Gıda duyarlılığı tedavisinde beslenme planı kadar gıda duyarlılığına neden olan etkenlerin ortadan kaldırılması da gerekmektedir.

    Günümüzde kullanılan check-up olarak yaptırdığımız geleneksel laboratuvar ve görüntüleme testleri organlarımızda ciddi hücre, doku hasarı olduğunda gösterebilmektedir. Bu durumlarda organı veya hücreleri kurtarmak çok zor olmakta, sürekli ilaç kullanmak zorunda kalınmaktadır.

    Oysa, gıda duyarlılık testleri gibi özel testlerle organlardaki bozuklukların düzeltilebilir düzeyde saptanması sağlanmış olmaktadır. Böylece hastalık oluşmadan önlemler alınmış, korunma sağlanmış olacaktır.

    Gıda Duyarlılığı ve Ağrılı Kronik Hastalıklar

    Gıda duyarlılığı sonucu oluşan savunma(immün) sisteminin elemanları, dokularımızda ciddi enflamasyonlara ve zararlı-toksik madde birikimine neden olur.Böylece zaman içinde immün sistem kaynaklı enflamatuvar hastalıklara davetiye çıkarırlar. İmmün enflamatuvar hastalıkların tanısı ise oldukça zordur. Tanısı konduktan sonraki süreçte geleneksel tıp nedene yönelik tedaviler yerine, immün sisteminizi baskılayacak tedaviler uygulamaktadır.

    Bu hastalıkların tanıları konana kadar geçen sürede bedenimiz durumunun bozukluğunu bize çeşitli şikayet ve ağrılı durumlarla anlatmaya çalışır. Biz bedenimizi dinlemez, nedene yönelik tedavilerimizi yaptıramazsak adı konulamayan; sürekli ilaç kullanmak zorunda kaldığımız ağrılı hastalıklarla yaşamaya başlarız.

    Tedavilerimiz nedene yönelik olarak yapılmaz immün sistemin tepkilerini baskılama yoluyla yapılmaya çalışılırsa başarısızlık kaçınılmaz olacaktır. Bir süre geçici olarak şikayetler azalacak ama hiçbir zaman geçmeyecektir. Bir süre sonra daha güçlü baskılayıcı ilaçlar kullanmak zorunda kalınacaktır. Ancak tedavilere rağmen hiçbir zaman istenilen düzeyde bir rahatlık sağlanamamaktadır.

    Oysa alerjik zeminde gelişen otoimmün hastalıkların temelinde dokularımızda biriken reaksiyonlar sonucu oluşan zararlı-toksik maddelerin birikmesi vardır.Bu zararlı-toksik maddelerin dokudan ve vücudumuzdan uzaklaştırılmadan tedavi olunması mümkün değildir.Tabiî ki, öncelikle toksin oluşumlarının durdurulması esas olacaktır. Sonraki dönemdebu toksinlerin uzaklaştırılmasına yönelik tedaviler uygulanmalıdır.

    Nedene yönelik tedavi olmadığımız sürece, romatizmal ağrılı hastalıklarla hareket edemez hale geliriz. Sonuçta, çeşitli ameliyatlarla ve platin-protez uygulamalarıyla ayakta kalmaya çalışırız. Ancak hiçbir zaman ağrılarımızdan kurtulamaz, ağrılarla yaşamaya devam etmek zorunda kalırız.

  • Akupunktur ve tedavi yöntemleri

    AKUPUNKTUR NEDİR?

    1.Ağrı kesici etkisi (Analjezik)
    2.Vücutta dengeyi sağlayıcı etki (Bio Regülatör)
    3.Rahatlatıcı, sıkıntı giderici etki (Sedasyon ve Psikolojik)
    4.Vücudun bağışıklık sistemini ve direncini arttırıcı etki (İmmü Stimülan)
    5.Motor tamir etki (Felçli hastalarda)
    özellikleri olan ÇİN’de 5000 yıldan beri uygulanan ve hiçbir yan etkisi olmayan doğal bir tedavi yöntemidir.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ UYGULANAN HASTALIKLAR
    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafında Akupunktur yapılması öngörülen başlıca hastalıklar.
    1.Şişmanlık
    2.Sigara alışkanlığı
    3.Migren ve gerilim baş ağrıları
    4.Romatizmal hastalıklar ve ağrılı sendromlar
    •Boyun, omuz, bel ve bacak ağrıları, siyatik
    •Boyun fıtığı
    •Artoz (kireçleme)
    5.Trigeminus nevraljisi
    6.Yüz felci
    7.Beyin felci
    8.Bronşit,Bronşial Astma Kr.Sinüzit ve rinit
    9.Alerjik hastalıklar
    10.Gastro-Intestinal sistem hastalıkları
    •Gastrit, Peptik ülser
    •Spastik Kolon
    •Kabızlık, ishal
    11.Ürogenital sistem hastalıkları
    •Ağrılı ve düzensiz adet görme
    •Menapoz şikayetleri
    •Kadın ve Erkekte kısırlık
    12.Psiko-somatik hastalıklar
    •Uyku bozukluğu, Depresyon, Stres
    •İlaç, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı

    ve değişik hastalıklarda tedavi olanağı…

    BİLGİSAYARLI AKUPUNKTUR SİSTEMİ İLE TEŞHİŞ VE TEDAVİ

    Nörofonksiyonel bir ölçüm, teşhis ve tedavi programıdır.12 çift Akupunktur meridyeninde ölçümler yapılarak, vücudumuzun genel durumu, hastalıkları, tedavi programı ve akupunktur tedavi prensiplerini bize gösterir.

    PROLOTERAPİ

    Zayıflamış, eski işlevini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için proliferant ( hücre ve dokuların iyileşmesini sağlayan )solüsyonların enjeksiyonu ile karakterize vücudun kendi kendini tamir etme yeteneğini ortaya çıkaran akut ve kronik kas iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan bir yöntemdir.

    NÖRALTERAPİ

    Vejetatif sinir sisteminin regülasyonu esasına dayanan vücudumuzdaki belirli noktaların lokal anestezik solüsyon enjeksiyonu ile uyarılması sonucu tedavi edici özelliği ortaya çıkan bir yöntemdir.

    YORK TEST (Gıda İntoleransı Testi)

    SİNGLET OKSİJEN TEDAVİSİ (Air Energy)

    CİLT GENÇLEŞTİRME ve YENİLEME UYGULAMALARI

    -Mezolift (Catherine Deneuve sistem yüz gençleştirme)

    -P.R.P (Kök hücre tedavisi ile yüz ve vücut gençleştirme ve Saç dökülme tedavisi

    -Endopeel doğal gençleşmenin yolu,yüz ve vücut uygulamaları

    -Botox ile kırışıklık tedavisi

    -Dolgu maddeleri ile kırışıklık tedavisi

    -Lighteyes ile göz altı kırışıklık torbalanma ve morluk tedavisi

    -Lipoliz ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    -Mezoterapi ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    -Mezoterapi ile saç dökülme tedavisi

    -Karbondioksit (Karboksiterapi) tedavisi ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    -Ultrason ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    ŞİŞMANLIK TEDAVİSİ

    Zayıflama tedavisinde akupunktur tokluk hissi verir, midede kazınmayı önler metabolizmayı düzene soktuğu için halsizlik ve bitkinlik hissedilmez acıktığımız zaman ki sinirlilik el, ayak titremesini önler, açlık baş ağrısı yaşanmaz, kan şekerinin düşmesini önler ve tansiyon düşüklüğü, yüksekliği gibi belirtileri ortadan kaldırır.
    Bu etkileri hisseden bir kişinin diyet yapması ve günlük yürüyüşlerle hareketini artırması ile kilo vermeyi işkence olmaktan çıkarır kişiye rahat ve kolay bir zayıflama sağlar.
    Merkezimizde şişmanlık tedavisinde iğne kullanılmadan kulak akupunkturu uygulanmaktadır. Kulakta tespit edilen noktalar laserle uyarılarak, bitki tohumları ile bu uyarı sürekli hale getirilerek iğnesiz, ağrısız, acısız bir yöntem uygulanır.

    SİGARA BIRAKMA TEDAVİSİ
    Sigara bırakma tedavisinde yine kulak akupunkturu ile aynı yöntemle uygulanır ve kişinin sigaraya olan isteği azaltılır. Sigaranın tadı bozulur ve sigara içilmediği zaman ortaya çıkan sinirlilik, el, ayak titremesi ve yoksunluk belirtileri ortadan kaldırılarak tek seansta sigarayı bırakması sağlanır.