Etiket: Tarafından

  • Botoxtan korkmayın

    Botox, Clostridium botilinum adlı bakteriden fermantasyon yoluyla elde edilen bir nörotoksindir.

    7 tipi bulunmaktadır. Bunlardan sadece tip A ve B tıpta kullanılmaktadır.

    Clostridium botilınum ilk defa 1817 ve 1822 arasında Alman fizikçi ve şair Justinus Kerner tarafından tanımlanmıştır.

    1870’de başka bir Alman fizikçi Muller botulus isimlendirmesini yapmıştır.

    1895’te Emile van Ermengem ilk defa Clostridium botulinum bakterisini ayrıştırmayı başarmış, ve 1944’te Edward Schantz Clostridium botulinum bakterisininin toksinini ayrıştırmıştır.

    1949 yılında ise Burgen ve arkadaşları botulinum toksinini nöromüsküler faaliyetleri azaltıcı etkisini keşfetmişlerdir..

    1973 yılında ilk defa A Tipi botoks (BTX-A) maymunlarda denenmiştir.

    1980 yılında ise botoks resmi olarak ilk defa insanlar üzerinde şaşılığı giderme amaçlı kullanılmıştır.

    1989 Kasım ayında BTX-A (BOTOX) FDA tarafından gözde şaşılık tedavisi için onaylanmıştır.

    BTX-A’nın ilk kozmetik etkisi ise göz doktoru Jean Carruthers ve cildiyeci Alastair Carruthers isimli karı koca tarafından tanımlandı.

    15 Nisan 2002’de FDA Tip A (BOTOX Cosmetic) kaş arasındaki kırışıkları geçici olarak yumuşattığını onayladı. BTX-A’nın ayrıca koltuk altı terlemelerini azaltıcı etkisi de onaylandı.

    Botulinium Toxin Type B (BTX-B)’nin cervical dystonia tedavisine uygunluğu ise 21 Kasım 2000 yılında onaylanmıştır.

    2002 yılından itibaren Botox kozmetik alanında kırışıkları gidermede ve bölgesel terleme tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. Uygulamayı takiben 3-7 gün içinde etkiler görülmeye başlar. Toksinin bu etkileri 3 ay gibi bir zamanda geri dönmeye başlayıp 6 ayda tamamlanmaktadır.

    Doğru enjeksiyon teknikleri ve anatominin iyi bilinmesi, uygun doz ayarlanması ile komplikasyonlar oldukça azdır. Enjeksiyon yerinde hafif ağrı, ödem, morluk ve başağrısı gibi yan etkiler kısa süreli ve geçici olarak görülebilmektedir. Enjeksiyon bölgesinin soğutulması, lokal anestezik krem sürülmesi ve parasetamol grubu ağrı kesicilerin kullanılması ile de bu yan etkilerin görülmesi azaltılabilmektedir.

    Morarmaları önlemek için hastanın 1 hafta öncesinden aspirin ve kan sulandırıcı ürünleri, yeşil çay, E vitamini, ginkgo, ginseng, balık yağı, NSAİ(ağrı kesici )gibi ilaçları ve besinleri kesmesi uygun olur.

    Diğer istenmeyen etkilerden biri de üst göz kapağı düşüklüğüdür. Her ne kadar 2-4 haftada geçse de doğru yere uygun dozda yapılması, ovuşturma yapılmaması, enjeksiyonu takiben 3-4 saat dik durulması bu yan etkinin görülmesini önler.

    Diğer bir yandan aşırı doz kullanılması kedi kadın, maske yüz, asimetri, aşırı kalkık kaşlar, donuk yüz oluşmasına neden olur. Bu daha çok ehil olmayan ellerde yapılan uygulamalarda görülür.

    Botox tıbbi bir uygulamadır ve mutlaka Dermatoloji uzmanı veya Plastik Cerrahi uzmanı tarafından yapılmalıdır. Tıp doktoru dışındaki personele uygulama yaptırılmamalıdır.

    Konunun uzmanları tarafından yapılan uygulamalarda yan etki görülme sıklığı oldukça azdır.

  • Yetişkinlerde arı (böcek) alerjisi

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi hayatı tehdit edecek kadar ciddi alerjik reaksiyonlara alerjik şok (anafilaktik şok ) tablosunda yol açabilir. Arı sokmasından sonra içinde bulanan birçok kimyasal maddeye bağlı olarak kolda şişlik kızarıklık gibi reaksiyonlar gelişirken içerdikleri bazı alerjenlere bağlı olarak vücutta kaşıntı baş dönmesi nefes darlığı baygınlık gibi alerjik reaksiyonlar gelişebilir.

    Ülkemizde arı sokmasına bağlı ciddi yaygın reaksiyon gelişme riski % 2.2 olarak saptanmıştır. Arı alerjisine bağlı olarak bir kısmı ölümle sonuçlanmaktadır.

    Arılar genellikle bal arısı ve yabani arı olarak ayrılırlar. Bal arısı soktuğu yerde iğnesi kalırken diğer yabani arıların soktuğu yerde iğnesi kalmaz. Bu şekilde arıları ayırmak arı alerjisinin tedavisi içinde önemlidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bahar ayları ile birlikte polen alerjilerinin dışında arı alerjilerinde de bir artış söz konusudur. Özellikle arıların çevrede dolaştığı bahar aylarında arı sokmalarına bağlı şikayetler daha çok görülmektedir.

    Şehirlerde yaşayan birçok insan arılarla yoğun bir temas içinde bulunmayabilir eğer arıcılık yapmıyorsa kırsal kesimlerde daha çok arılarla karşılaşabiliriz belki de her 10-15 yılda bir kez, eşekarısı tarafından sokulabiliriz. Yaban arısı sokmasına bağlı alerjik hassasiyet oluşması için birkaç sokması gerektirir bazen tek bir sokma sonrasında da ortaya çıkabilir.

    Buna karşılık, arı alerjisi çoğunlukla arılar tarafından sık sık sokulan insanlarda görülür. Arılara alerjisi olan hastaların hemen hemen çoğu arıcılar veya aileleri içerisinden çıkar, bazen de yakın komşularında ortaya çıkabilir.

    Arı sokmasının belirtileri nelerdir?

    – Ağrı

    -Kızarıklık

    -Şişlik (soktuğu alanda ve bazen tüm bölgede )

    -Yanma

    -Ürtiker ( Kurdeşen ) ve Anjiyoödem

    -Kaşıntı

    -Alerjik şok (Anafilaksi )

    Bunların dışında çok daha nadir olarak serum hastalığı, nöropati, ensafalit, glomerulonefrit, myokardit, guillain barre sendromu görülebilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı sokmasına bağlı olarak, soktuğu yerde yoğun ağrı, kızarıklık ve sıklıkla küçük bir alanda şişlik (1-2 cm çapa kadar) görülebilir. Lokal reaksiyonlara, bağlı olarak sokma yerinde ödem oluşur. Bu tür şişlikler birkaç saat içinde ortaya çıkar ve boyutları giderek artan şekilde değişir, bazen bir eli veya tüm kolu etkileyebilir. Sokulan yerde bazen baloncuk şeklinde şişlik oluşabilir daha sonrasında bu alanda enfeksiyon gelişebilir. Baş boyun bölgesinden sokulmadığı sürece hava yolu etkilenmiyorsa, bu tür şişlikler hayati tehlike yaratmaz.

    Arı sokmasına bağlı yaygın sistemik reaksiyonlar da arının soktuğu yerin dışında gelişir. Sistemik reaksiyonların şiddeti büyük ölçüde değişkendir. Erken ortaya çıkan belirtiler kızarık ve kaşıntı olarak görülürken bunları ürtiker ve anjiyoödem izler. Daha şiddetli sistemik reaksiyonlar gelişen hastalarda ölümcül olabilen belirtiler görülür. Fenalaşma hissi ile birlikte sıklıkla laringeal ödem ve astıma bağlı nefes darlığı şikayetleri oluşur. Bunun dışında şiddetli reaksiyonlarda, baş dönmesi, bayılma veya bilinç kaybına neden olan hipotansiyon görülür. Ayrıca karın ağrısı, idrar kaçırma, göğüs ağrısı veya görme bozuklukları görülebilir.

    Klinik tablo kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir. Hastaların bir kısmında arı sokmasından sonra ortaya çıkan kızarıklık, ürtiker ve anjioödem gibi belirtiler ani şekilde başlayıp, ne yazık ki bir kaç dakika içinde bilinç kaybına neden olabilir. Hastaların bir kısmındaysa sistemik reaksiyonlar sokmadan 10 dakika sonra başlayabilir ve hastanın acile gitmesi için bir zaman olabilir.

    Arı soktuğunda ne yapmalıyız ?

    Arı sokmasına bağlı oluşan reaksiyonlar kolda şişlik kızarıklık şeklinde görülebildiği gibi bazen nefes darlığı baş dönmesi ve baygınlığa yol açan alerjik şok tablosu olarak da görülebilir.

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir.

    Arı tarafından sokulduğunda çoğu kişi arıyı hatırlamaz. Bal arısı soktuğunda zehir kesesi ile birlikte iğnesini ciltte bırakır ve daha sonra ölür. Bu yüzden arının soktuğu yerde kesesi varsa bal arısı tarafından sokulduğunu gösterir. Zehir kesesinin içinde bulunan zehrin tümüyle boşalması 2-3 dakika alacağından bir an önce kesenin ciltten uzaklaştırılması ve iğnenin çıkartılması gerekir. İğne yandan tırnakla kazıyarak çıkartılması daha uygun olur. Zehir kesesinin yanlardan bastırılarak çıkartılması daha fazla zehrin içerisine girmesine yol açacağından dikkatli olmak gerekir.

    Arının soktuğu yerde kesesi yoksa muhtemelen yabani arı tarafından sokulmuştur. Sarıca arı, eşek arısı ve yaban arısı soktuğunda iğnelerini kaybetmedikleri için defalarca sokabilir.

    Arılar tarafından sokulduğunda sokulan alana bazı şeylerin sürülmesinin ( çamur, toprak soğan gibi ) yerine temiz suyla temizlenmesi ve soğuk kompres uygulanması uygun olur. Gerekirse lokal reaksiyonlar için lokal anestezik krem, antihistaminik tablet, ağrı kesici tablet, ağrı ve kaşıntının azaltılması için kullanması önerilir ve gerekirse sonradan enfeksiyon ilave olursa antibiyotik verilebilir.

    Sistemik reaksiyonlar gelişirse hafiften hayatı tehdit edici reaksiyona kadar çeşitli şekilde görülebilir. Hastanın yanında taşıyorsa epipen (adrenalin ototenjektör) kullanması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLER ARI ALERJİSİ İÇİN NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİDİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı alerjisi özellikle öncesinde alerjik rinit, astım ve egzama gibi diğer alerjik hastalıkları olanlarda anafilaksi gibi daha ciddi tablolara yol açabilir.

    Arı sokmasına bağlı olarak ürtiker anjiyoödem, nefes darlığı, baş dönmesi, baygınlık gibi şikayetler oluştuysa mutlak alerji uzmanına gitmelidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    Arı alerjisi olan hastalar doktora gitmeden önce ne yapmalı?

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir. Hastanın hangi arı tarafından sokulduğunu bilmesi teşhis ve tedavi için yol gösterici olacaktır.

    Alerji uzmanına gitmeden önce bazı ilaçların antihisitaminikler, antidepresanlar, öksürük ilaçları ve bazı ağrı kesicilerin 1 hafta önce kesilmesi gereklidir.

    Arı soktuktan sonra anafilaktik şok geçiren hastaların testleri en az 6 hafta sonra yapılabilir. 6 haftadan daha önce yapılan testleri doğru sonuç vermez.

    Arı alerjisine bağlı görülen büyük lokal reaksiyonlar ve sistemik reaksiyonlar daha sonraki anafilaktik şok habercisi olabileceği için mutlaka alerji hekimleri tarafından değerlendirilmedir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİNİN TANISINI NASIL KOYARIZ?

    Arı alerjisinin tanısını koymak için hastanın arı soktuktan sonra hangi şikayetlerinin ne kadar zamanda oluştuğunu anlatan iyi bir anamnez almak gerekir

    Arı tarafından sokulan hastanın hangi arı tarafından şikayetlerinin oluştuğu alerji deri testi ve kan testlerinden faydalanarak teyit edilmesi gerekir. Arı için hastaya aşı tedavisinin başlanması düşünülüyorsa deri testleri yapmak son derece önemlidir. Alerji deri testlerin de arı alerjenleri kullanıldığı için deri prick test ve intradermal deri testleri son derece riskli olabilir. Bu yüzden alerji deri testleri mutlaka alerji hekimleri tarafından yapılmalıdır.

    Alternatif olarak, arılara özgü arı spesifik IgE, antikorları kanda ölçülebilir. Kandan yapılan alerji testlerinin tanı koyma olasılığı daha azdır.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve tanısının doğru bir şekilde konulması gerekir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisinin tedavisi 3 basamaktan oluşur

    Arılardan kaçının, önlem alın

    Anafilaksi belirtileri ortaya çıkarsa hemen epinefrin (adrenalin otoenjektörü) enjekte edin .

    Alerji aşısı ( immünoterapi ).

    Arı alerjisinin tedavisi arılara karşı önlem, acil şikayetlerin ortadan kaldırılması için tedavi ve aşı tedavisini içeren 3 basamaktan oluşmaktadır.

    Arılara karşı nasıl önlem alabiliriz?

    Bal arıları genellikle saldırgan değildir. Özellikle bal arıları tahrik edilmediğinde sokmazlar bu yüzden bal arılarını üzerimize çekecek şeylerden kaçınmak gerekir.

    Yabani arılar daha saldırgandır aynı ortamda bulunduğumuzda birçok gıdanın üzerinde bulunabileceği için alacağımız bazı önlemler arılardan uzak durmamıza yardımcı olur.

    Arılara karşı bazı önlemler

    -Çıplak ayakla çimenlerde ve arıların beslendiği yerlerde yürümeyin.

    -Açık olan içecek kutularından içmeyin. Arılar kutuların içine girebilir ve sıkıştırıldığında sokabilir.

    -Dışarıda yemek yerken yiyecekleri kapalı tutun.

    -Tatlı kokulu parfüm, saç spreyi veya deodorant kullanmayınız.

    -Çiçek desenli, parlak renkli kıyafetler giymekten kaçının.

    -Dışarda çalışırken uzun pantolon, uzun kollu gömlekler, çoraplar, ayakkabı ve iş eldivenleri giyin.

    -Çalıların, saçakların ve çatı katlarının yakınında temkinli olun ve çöp konteynırlarından ve piknik alanların etrafında dikkat edin.

    -Arıların yuvalarına dikkat edin ve asla müdahale etmeyin profesyonel bir destek alın.

    Arı alerjisinde ilaç tedavisi nelerdir?

    Arının alerjisinde bal arısı soktuysa iğnesi dikkatli bir şekilde çıkarılmalıdır.

    Lokal hafif ciltte kaşıntı kızarıklık ve 1-2 cm şişlik genelde tedavi gerektirmez.

    Kaşıntı çok fazlaysa antihistaminik kremler bir kaç gün verilebilir.

    Lokal geniş reaksiyonlarda daha fazla kızarıklık ve şişlik olabileceği için

    Buz ile soğuk kompres yapılabilir.

    Ağızdan veya intramusküler yolla antihistaminikler verilebilir, yanında çok ağrısı varsa ağrı kesiciler verilebilir. Ağızdan kortiksteroid içeren tabletler birkaç gün düşük doz olarak verilebilir.

    Arını soktuğu yerde bazen sellülit veya lokal enfeksiyonlar gelişebilir bu durumlarda antibiyotikler verilebilir.

    Bu tedavilerin arı sokmasını takiben 1-2 saat içinde başlanması önerilir.

    Arı alerjisinde ciddi sistemik reaksiyonların tedavisi daha önemlidir

    Arı alerjisinde arı soktuktan sonra bazen dakikalar içinde tüm vücutta ürtiker, nefes darlığı, baş dönmesi ve bayılma ile sonlanan alerjik şok dediğimiz tablo gelişebilir.

    Anafilaksi riski olan hastalar mutlaka yanlarında adrenalin otoenjektörü bulundurması gerekir. Anafilaksi hikayesi olan hastalar alerji uzmanları tarafından adrenalin otoenjektörü yazılmalı ve nasıl kullanacağı anlatılmalıdır.

    Arı soktuktan sonra dakikalar içinde vücutta kaşıntı kızarıklık nefes darlığı baş dönmesi başladıysa acil olarak adrenalin içeren adrenalin otoenjektörleri hasta veya yakını tarafından hızlıca yapılmalıdır.

    Adrenalin otoenjektörleri hasta için hayat kurtarıcıdır fakat anafilaktik şok 6 saat içinde tekrarlayabileceği için sonrasında mutlaka acil şartları olan hastane veya sağlık merkezine gitmelidir.

    Anafilaktik şok tedavisi mutlaka acil müdahale koşulları uygun olan sağlık merkezlerinde yapılmalıdır.

    Arı alerjisinde alerji aşısı ( immunoterapi ) gerekli mi?

    Arı alerjisinde hayatı tehdit eden en ciddi reaksiyon anafilaktik şok tablosudur. Arı sokmasından sonra anafilaktik şok yaşamış olan hastaların mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmesi gereklidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Bu tedavinin % 90-97 gibi oranlarda tam tedavi sağladığı bilinmektedir. Arı alerjisinde uygulanan aşı tedavisi en az 3 -5 yıl kadar sürdürülmektedir.

    Aşı tedavisi ile alerjisi olduğu arı ile tekrar sokulduğunda anafilaktik şok tablosu gelişmemektedir. Bu yüzden arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Arı aşılarının etkinliği görülünceye kadar idame tedavisine kadar hastaların yanında adrenalin otoenjektörü taşıması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

  • Çocuklarda mental retardasyon ( zekâ geriliği)

    Çocuklarda Mental Retardasyon, yani halk arasında bilinen adıyla zekâ geriliği, çocuğun bulunduğu yaşa uygun bilişsel düzeyde olmaması anlamına gelmektedir. Yani; çocuğun, yaşının getirdiği normal bilişsel işlevleri yerine getirememesi durumunu ifade etmektedir. Bireylerin sahip oldukları zekâ düzeyini belirmek için uzmanlar tarafından uygulanan testler bulunmaktadır. Zekâ geriliği, klinik muayene ve çeşitli zekâ testleri kullanılarak teşhisi konulan bir durumdur. Farklı zekâ türleri bulunmakla birlikte IQ, (sayısal zekâ) çocuğun gelişimsel düzeyine göre yapılan testler aracılığıyla bulunabilir. IQ’nun yani sayısal zekânın 70 puanının altında çıkması zekâ geriliğinin olduğunu göstermektedir.

    Yapılan araştırmalara göre zeka geriliğinin toplumda görülme sıklığı %1 ile %3 aralığındadır. Mental Retardasyon tanııs genellikle çocukluk döneminde konulmakla birlikte sosyal işlevselliği ve sosyal uyum kapasitesi yüksek olan çocuklarda daha ileri ki dönemlerde, ergenlik döneminde teşhis konulabilmektedir.

    Zekâ Geriliğinin (Mental Retardasyon) Nedenleri Nelerdir?

    Zekâ geriliğinin en önemli nedenlerinden biri; annenin hamileliğinde, doğum esnasında ve doğum sonrasında yaşadığı çeşitli hastalık, travmatikve enfeksiyonel durumlardan kaynaklanmaktadır.

    Kalıtsal hastalıklar da çocuklarda zekâ geriliğinin en önemli nedenlerinden biridir.

    Annenin gebelik döneminde alkol, uyuşturucu ve ilaç gibi maddeler kullanmış olması.

    Doğum esnasında; bebeğin oksijensiz kalması, kordon dolanması gibi olumsuz durumların yaşanması.

    Mental Retardasyonun, sosyal, psikolojik, biyolojik ve genetik kaynaklı nedenlerin birleşiminden kaynaklı bir bozukluk olduğu uzamanlar tarafından dile getirilmektedir.

    Zekâ Geriliğinin Çeşitleri Nelerdir?

    Uzmanlar tarafından yapılan zekâ testleri kullanılarak, bu testlerden alınan puanlar sonucunda Zekâ Geriliğinin 4 alt çeşiditanımlanmıştır.

    Hafif Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 50-55 ile 70 arası
    Orta Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 35-40 ile 50-55 arası
    Ağır Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 20-25 ile 35-40 arası
    İleri Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 20-25 in altında

    Mental Retardasyon Tanısı Nasıl Konulur?

    Zekâ Geriliği tanısı, psikiyatrist ve psikoloğun ortak çalışması sonucu konulmaktadır. Çocuk, çocuk psikiyatristi tarafından yapılacak olan klinik ve psikiyatrik muayene sonucunda zekâ geriliğinin belirti ve bulgularını taşıyor ise ve aynı zamanda uzman psikolog tarafından yapaılacak olan çeşitli zekâ testleri sonucunda düşük IQ puanı durumu ortaya çıktığında tanı konulmuş olur. Türkiyede sıklıkla uygulanan zekâ testleri; Standford-Binet Zekâ Ölçeği, Weschler Çocuklar İçin Zeaka Ölçeği ( WISC-R) dir. Bu testler dışında ayrıca çocuklar için gelişimsel testler de tanı konulmasında kullanılmaktadır. Bu testler dışında ayrıca çocuklar için gelişimsel testler de tanı konulmasında kullanılmaktadır.

    Mental Retardasyonun Tedavisi Nedir?

    Zekâ Geriliğinin ortaya çıkma nedeni başka bir hastalığın varlığı ise, öncelikle hastalığa ilişkin tedavilerin yapılması gerekmektedir.

    Zekâ Geriğinde temel tedavi “Eğitim” Eğitim teknik ve yöntemleri kullanılarak çocuğun sosyal işleveselliğini sağlayarak, çocuğu yeniden topluma kazandırmak gerekmektedir.

    Çocuğa letişim becerileri kazandıracak eğitimler uygulayarak çocuğun yaşam kalitesi arttırılabilir.

    Çocuğuna “Zekâ Geriliği” tanısı konan ebeveynler, “Aile Terapisi” alarak bu durumla baş etme yolunda uzman desteği alabilirler.

  • ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMAR

    ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMAR

    Cinsel istismar, psiko-sosyal gelişimini tamamlamamış olan bir çocuğun

    bir erişkin tarafından cinsel doyum için kullanılmasıdır. Cinsel istismar

    oral-genital veya oral temas ile olabileceği gibi, teşhircilik, röntgencilik

    şeklinde de olabilir.

    Çocukluk çağı travmaları içinde çocuk istismarı yinelebilirliği, çocuğa

    genellikle en yakınları tarafından yapılıyor olması nedeniyle

    tanımlanması ve tedavi edilmesi en zor olan travma olarak

    nitelendirilmektedir. Çocukluk çağı cinsel istismar çoğu zaman kimseye

    söylenmediği için birilerince fark edilinceye kadar çocuk tarafından

    saklanır ya da özellikle tanıdık biri tarafından istismara maruz kalan

    çocuk olayı bir oyun olarak algılayabilir. Bir diğer ihtimal ise ailesinin

    kendine inanmayacağını düşündüğü için sessiz kalmayı tercih edebilir.

    Zamanla bunun bir suç, kendi işlediği bir günah olduğunu düşünür, suçlu

    hisseder ve utanç duyar.

    ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARA MARUZ KALDIĞININ İPUCUNU

    VEREBİLECEK OLAN DAVRANIŞLAR VE FİZİKSEL

    BELİRTİLER:

    Aşağıdaki maddeler genelde aniden ve başka bir açıklama olmaksızın

    (hastalık, ailede sorun-boşanma, taşınma, kardeş kıskançlığı ölüm vb)

    ortaya çıkarsa dikkatli olmak gerekli. Ayrıca bunlardan sadece biri yeterli

    değil birkaçının birden gözlenmesi gerekir:

     Çocuğun normalinin dışında içe kapanıklık veya huysuzluk

     Geceleri uyku sorunları, kabuslar

     Tuvalet eğitimli bir çocuğun yatak ıslatması

     Öfke nöbetleri

     Ani korku ve çekinme davranışları

     Yemede azaltma veya çoğaltma

     Argo kelimeler kullanma

     Oyuncakları ile oynarken yaşının ötesinde bilgide cinsel hareketler ile

    oynaması

     Kendine zarar verme davranışları (vurma, saç yolma, v.b.)

     Evden veya okuldan kaçma

     Genital bölge, anus veya ağız çevresinde ağrı, renk değişimi (çürüme

    gibi) veya kanama

     Tuvalet yaparken ağrı (birden çok defa)

    Tüm bunları çocuğunuz da fark ederseniz cinsel istismar ihtimalini göz

    önünde bulundurmalısınız. ‘Kim yapabilir ?’ demeyin. ‘Etrafında kimse

    yok sadece aile bireylerimiz var.’ Gibi durumlara aldanıp bu belirtileri

    göz ardı etmemelisiniz. Unutmamalısınız ki çocuklara cinsel istismar en

    çok yakınları tarafından uygulanıyor.

    CİNSEL İSTİSMARA KARŞI ÇOCUĞUNUZU BİLGİLENDİRİN

    Bu anlamda anne-babalara düşen ilk ve en önemli görev, çocuklarını

    cinsellik ile ilgili bilgilendirmeye başladıkları okul öncesi dönemde, adı

    tam olarak kullanılmasa da “cinsel istismar” konusuna değinmektir.

    Çocuğunuzun cinsel anlamda kendini korumasını sağlamak için

    bilgilendirici bir konuşmaya “Bedenimiz özeldir, oyun oynamak için

    kullanmayız ve başkalarının da bedenimizle oyun oynamasına izin

    vermemeliyiz” gibi bir ifadeyle başlayabilirsiniz. Yanı sıra, çocuğunuza

    “iyi dokunuş” ve “kötü dokunuş”tan bahsedip, başkasına dokunmanın

    veya başkası tarafından dokunulmanın bir sevgi işareti olduğunu ve birine

    sarılmayı veya birinin ona sarılmasını, sevmesini istediğinde bunu

    söyleyebilmeyi öğretmelisiniz.

    Bununla birlikte ona, her dokunuştan hoşlanmayabileceğini; bu yüzden

    de karşısındaki kendisine hoşlanmadığı bir şekilde dokunuyorsa bunu da

    ifade edebilmesi, engelleyemediği takdirde de bir büyüğüne söylemesi

    gerektiğini öğütlemek çok önemlidir. Ona istemediği şekilde dokunan

    kişi ısrar etse bile kesinlikle bunu “sır”olarak saklamaması gerektiğini ve

    ancak gerçeği söylerse onu koruyabileceğinizi vurgulamak önem taşır.

    Anne-babalar iyi ve kötü dokunuşları anlatırken çocuklarını korkutup

    kaygılandırmadan, sakin ve yumuşak bir ifadeyle açıklama yapmaya özen

    göstermeliler. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise anne-babaların

    bu tarz konuşmalarda, “kötü dokunuş”lara çok fazla vurgu

    yapmamalarıdır.

    Çünkü, olumsuz cinsel deneyimlere fazla dikkat çekmek çocuğun

    kaygılanıp en yakınlarından gelen sevgi ve şefkat içeren “iyi

    dokunuşların da yanlış algılamasına neden olabilir. Bu konu,

    çocuğunuzun yaşı ilerledikçe farklı bağlamlarda ele alınır. Örneğin,

    ergenlik dönemindeki çocuğunuz iyi dokunuş ve kötü dokunuşu ayırt

    edebilecek yaş ve farkındalığa ulaşmıştır. Fakat, bu dönemde de

    vurgulanması gereken, çocuğunuzun sevgi ve ilgi duyduğu arkadaşı ile

    ilişkisinde de istediği noktada sınırlarını belirleyip “dur” diyebilmesi

    gerektiğini bilmesidir.

    Vücudumuzda dört özel bölge olduğunu ve bunlara kimsenin

    dokunmaması gerektiğini söyleyebilirsiniz. Bu dört özel bölge: Dudak,

    göğüs, genital ve kalça bölgesidir. Genital ve kalça bölgesini iç çamaşırı

    bölgesi olarak tarif edebilirsiniz. Bir iç çamaşırı kuralı olduğunu ve

    kimsenin oraya dokunamayacağını, onun da kimsenin iç çamaşırı

    bölgesine dokunmaması gerektiğini ve bu bölgelerin kişiye özel olduğunu

    vurgulamalısınız.

    Önemli ayrıntılardan birisi de tüm bu konuşmanın ardından böyle bir

    durumla karşılaşırsa size mutlaka gelip söylemesi gerektiğini asla böyle

    bir konuda sır saklamaması gerektiğini anlatmalısınız. Çünkü

    istismarcılar genellikle böyle bir durumda çocuğa oyun oynadıklarını ve

    bu oyunun aralarında sır kalması gerektiğini söylerler.

    Fizyolojik ve psikolojik olarak çocuğunu yakından izleyip her ihtimali

    düşünmeniz gerekmektedir.

    Hiçbir çocuğun böyle bir durumla karşılaşmaması dileğiyle…

    Psikolog Büşra

  • Akupunkturun tarihçesi, türkiyede ve dünyada akupunktur

    Akupunkturun tarihçesi, türkiyede ve dünyada akupunktur

    AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ

    Akupunktur’un tarihçesi, 5.000 yıl öncesine kadar uzanır. Bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada ve ülkemizde de saygın yerini alarak ilerlemektedir. Günümüzden tam 4700 yıl önce (M.Ö. 2597- 2697) Çin’in Sarı krallık döneminde yazılan “Huang Di Nei Jing (Klasik Dâhiliye) kitabı günümüzdeki tıp alanında yazılmış en eski kitap olarak bilinir. Bu kitap Akupunktur ve Moksa (ısı ile yapılan bir tedavi ) ile ilgili Çin Tıbbının babası olarak bilinen Shen Nung’dan bile daha önce yazılmış olduğu söylenir.

    Han Hanedanlığı döneminde (M.Ö.206-M.S.220) kaleme alınmış olan Shuo Wen Jie Zaadlı kitaba göre Akupunktur tedavisinde BİAN adı verilen taştan yapılmış iğneler kullanılmıştır. Zamanla bian taşlarının yerini balık kılçığı, kemik veya bambudan yapılan iğneler almaya başlamıştır. Günümüzde ise kıl kadar ince çelik,altın ve gümüş iğneler kullanılmaktadır.

    Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili kitapların yazılması 1600’ lü yıllara kadar uzanır. Akupunktur ilk olarak Dabry (1853) ve Morant (1927) tarafından Batı’ya tanıtıldı.

    Yine eski Mısır tarihi Hiyelografik yazılarında (günümüzden 2500 sene önce ) Mısırlıların akupunktur iğnesi ile kulağın belirli bölgesini dağlayarak siyatik tedavisi yaptıkları görülmüştür.

    1911 yılındaki Çin’deki krallık dönemi bittikten sonra akupunktur daha fazla yayılmaya başlamıştır. Akupunktur 1944 den sonra Çin devlet Başkanı Mao Zedong’ un bu konuya önem vermesi ile de yayılması hız kazanmıştır. Akupunktur 1945 yılında Çin’de ilk defa enternasyonal bir hastane de uygulanmaya başlanmıştır.1948 yılından itibaren de resmi olarak eğitim verilmeye başlamıştır.

    Akupunktur 1970 yılından itibaren de WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış ve desteklenmiştir.

    İlk defa 1972 yılında Amerikan başkanı Richard Nixon Çin’i ziyaret etmiştir. Gezi sırasında Amerikalı gazetecilerden biri apandisit olmuş olup apandisit ameliyatını akupunktur anestezisi altında hiçbir genel anestezi yapılmadan ağrısız bir şekilde yapılmıştır. Bu gören Amerikalı bilim adamları bu tarihten itibaren akupunkturla çok yakından ilgilenmeye ve eğitim almaya başlamışlardır.

    1998 yılında ise Amerika’nın NIH (National Institute of Health=Ulusal Sağlık Örgütü) tarafından da akupunkturun birçok hastalığın tedavisinde kullanılabileceği ve çok etkin olduğunu açıklamıştır.

    Avrupa ülkelerine baktığımızda akupunkturla ilk ilgilenen ülke 2. Dünya Savaşı sıralarında (1945) Fransa olmuştur.

    1957 de Fransa’da Dr. Nogier kulağın ters homunculus şeklinde olduğunu ve kulakta bütün vücut noktalarının bulunduğunu ileri sürerek auriküloterapi’yi geliştirmiştir. Aynı dönemde İngiltere’de Sir Henry Head teorileri ile akupunkturu açıklamaya çalışmıştır. Ayrıca Felix Mann yazdığı akupunktur kitapları ile akupunkturun yaygınlaşmasına ciddi katkılarda bulunmuştur.

    TÜRKİYE’DE AKUPUNKTUR

    Son 40 yıldır dünyadaki bir çok tıp fakültesinde akupunktur uygulanmaktadır. Akupunktur Ülkemizde akupunktur tedavisinin, diğer tedavi metotlarında olduğu gibi, bilimsel yöntemlerle yapılmasının esas ve usullerini düzenlemek amacıyla 29.5.1991 tarih ve 20885 sayılı Akupunktur tedavi yönetmeliği yayınlanmıştır. Böylece İlk defa 29 Mayıs 1991’de Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak alternatif değil, bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edildi.

    Bugün Ülkemizde devlet hastaneleri başta olmak üzere bir çok Tıp Fakültesi hastanelerinde de akupunktur uygulanmaktadır. Sağlık Bakanlığı 13 Mart 2002 tarih 24694 Sayı ile ‘Akupunktur Tedavi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ yayınlayarak Akupunktur yönetmenliğinde düzenlemeler yapmıştır.

    1991 yılında yayınlanan Akupunktur yönetmeliğinden sonra ilk defa 1994 yılında Trakya Üniversitesi Edirne tıp fakültesinde Akupunktur dernekleri tarafından Akupunktur sertifika eğitimi verilmiştir. Bu eğitimler Akupunktur dernekleri tarafından kurs, sempozyum ve kongreler şeklinde verilmeye devam etmiştir. İlk defa sağlık bakanlığının izni ile 2002 yılında Gazi üniversitesi Tıp fakültesince verilmeye başlanan Akupunktur eğitimleri çeşitli üniversitelercede halen verilmeye devam etmektedir.

  • Akupunktur ve tarihcesi

    Akupunktur ve tarihcesi

    Akupunktur’un tarihçesi, 5.000 yıl öncesine kadar uzanır. Bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada ve ülkemizde de saygın yerini alarak ilerlemektedir. Günümüzden tam 4700 yıl önce (M.Ö. 2597- 2697) Çin’in Sarı krallık döneminde yazılan “Huang Di Nei Jing (Klasik Dâhiliye) kitabı günümüzdeki tıp alanında yazılmış en eski kitap olarak bilinir. Bu kitap Akupunktur ve Moksa (ısı ile yapılan bir tedavi ) ile ilgili Çin Tıbbının babası olarak bilinen Shen Nung’dan bile daha önce yazılmış olduğu söylenir.

    Han Hanedanlığı döneminde (M.Ö.206-M.S.220) kaleme alınmış olan Shuo Wen Jie Za adlı kitaba göre Akupunktur tedavisinde BİAN adı verilen taştan yapılmış iğneler kullanılmıştır. Zamanla bian taşlarının yerini balık kılçığı, kemik veya bambudan yapılan iğneler almaya başlamıştır. Günümüzde ise kıl kadar ince çelik,altın ve gümüş iğneler kullanılmaktadır.

    Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili kitapların yazılması 1600’ lü yıllara kadar uzanır. Akupunktur ilk olarak Dabry (1853) ve Morant (1927) tarafından Batı’ya tanıtıldı.

    Yine eski Mısır tarihi Hiyelografik yazılarında (günümüzden 2500 sene önce ) Mısırlıların akupunktur iğnesi ile kulağın belirli bölgesini dağlayarak siyatik tedavisi yaptıkları görülmüştür.

    1911 yılındaki Çin’deki krallık dönemi bittikten sonra akupunktur daha fazla yayılmaya başlamıştır. Akupunktur 1944 den sonra Çin devlet Başkanı Mao Zedong’ un bu konuya önem vermesi ile de yayılması hız kazanmıştır. Akupunktur 1945 yılında Çin’de ilk defa enternasyonal bir hastane de uygulanmaya başlanmıştır.1948 yılından itibaren de resmi olarak eğitim verilmeye başlamıştır.

    Akupunktur 1970 yılından itibaren de WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış ve desteklenmiştir.

    İlk defa 1972 yılında Amerikan başkanı Richard Nixon Çin’i ziyaret etmiştir. Gezi sırasında Amerikalı gazetecilerden biri apandisit olmuş olup apandisit ameliyatını akupunktur anestezisi altında hiçbir genel anestezi yapılmadan ağrısız bir şekilde yapılmıştır. Bu gören Amerikalı bilim adamları bu tarihten itibaren akupunkturla çok yakından ilgilenmeye ve eğitim almaya başlamışlardır.

    1998 yılında ise Amerika’nın NIH (National Institute of Health=Ulusal Sağlık Örgütü) tarafından da akupunkturun birçok hastalığın tedavisinde kullanılabileceği ve çok etkin olduğunu açıklamıştır.

    Avrupa ülkelerine baktığımızda akupunkturla ilk ilgilenen ülke 2. Dünya Savaşı sıralarında (1945) Fransa olmuştur.

    1957 de Fransa’da Dr. Nogier kulağın ters homunculus şeklinde olduğunu ve kulakta bütün vücut noktalarının bulunduğunu ileri sürerek auriküloterapi’yi geliştirmiştir. Aynı dönemde İngiltere’de Sir Henry Head teorileri ile akupunkturu açıklamaya çalışmıştır. Ayrıca Felix Mann yazdığı akupunktur kitapları ile akupunkturun yaygınlaşmasına ciddi katkılarda bulunmuştur.

    TÜRKİYE’DE AKUPUNKTUR

    Son 40 yıldır dünyadaki bir çok tıp fakültesinde akupunktur uygulanmaktadır. Akupunktur Ülkemizde akupunktur tedavisinin, diğer tedavi metotlarında olduğu gibi, bilimsel yöntemlerle yapılmasının esas ve usullerini düzenlemek amacıyla 29.5.1991 tarih ve 20885 sayılı Akupunktur tedavi yönetmeliği yayınlanmıştır. Böylece İlk defa 29 Mayıs 1991’de Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak alternatif değil, bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edildi.

    Bugün Ülkemizde devlet hastaneleri başta olmak üzere bir çok Tıp Fakültesi hastanelerinde de akupunktur uygulanmaktadır. Sağlık Bakanlığı 13 Mart 2002 tarih 24694 Sayı ile ‘Akupunktur Tedavi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ yayınlayarak Akupunktur yönetmenliğinde düzenlemeler yapmıştır.

    1991 yılında yayınlanan Akupunktur yönetmeliğinden sonra ilk defa 1994 yılında Trakya Üniversitesi Edirne tıp fakültesinde Akupunktur dernekleri tarafından Akupunktur sertifika eğitimi verilmiştir. Bu eğitimler Akupunktur dernekleri tarafından kurs, sempozyum ve kongreler şeklinde verilmeye devam etmiştir. İlk defa sağlık bakanlığının izni ile 2002 yılında Gazi üniversitesi Tıp fakültesince verilmeye başlanan Akupunktur eğitimleri çeşitli üniversitelercede halen verilmeye devam etmektedir.

  • Akupunkturun tarihçesi ve türkiye’de  akupunktur

    Akupunkturun tarihçesi ve türkiye’de akupunktur

    AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ

    Akupunktur’un tarihçesi, 5.000 yıl öncesine kadar uzanır. Bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada ve ülkemizde de saygın yerini alarak ilerlemektedir. Günümüzden tam 4700 yıl önce (M.Ö. 2597- 2697) Çin’in Sarı krallık döneminde yazılan “Huang Di Nei Jing (Klasik Dâhiliye) kitabı günümüzdeki tıp alanında yazılmış en eski kitap olarak bilinir. Bu kitap Akupunktur ve Moksa (ısı ile yapılan bir tedavi ) ile ilgili Çin Tıbbının babası olarak bilinen Shen Nung’dan bile daha önce yazılmış olduğu söylenir.

    Han Hanedanlığı döneminde (M.Ö.206-M.S.220) kaleme alınmış olan Shuo Wen Jie Za adlı kitaba göre Akupunktur tedavisinde BİAN adı verilen taştan yapılmış iğneler kullanılmıştır. Zamanla bian taşlarının yerini balık kılçığı, kemik veya bambudan yapılan iğneler almaya başlamıştır. Günümüzde ise kıl kadar ince çelik,altın ve gümüş iğneler kullanılmaktadır.

    Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili kitapların yazılması 1600’ lü yıllara kadar uzanır. Akupunktur ilk olarak Dabry (1853) ve Morant (1927) tarafından Batı’ya tanıtıldı.

    Yine eski Mısır tarihi Hiyelografik yazılarında (günümüzden 2500 sene önce ) Mısırlıların akupunktur iğnesi ile kulağın belirli bölgesini dağlayarak siyatik tedavisi yaptıkları görülmüştür.

    1911 yılındaki Çin’deki krallık dönemi bittikten sonra akupunktur daha fazla yayılmaya başlamıştır. Akupunktur 1944 den sonra Çin devlet Başkanı Mao Zedong’ un bu konuya önem vermesi ile de yayılması hız kazanmıştır. Akupunktur 1945 yılında Çin’de ilk defa enternasyonal bir hastane de uygulanmaya başlanmıştır.1948 yılından itibaren de resmi olarak eğitim verilmeye başlamıştır.

    Akupunktur 1970 yılından itibaren de WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış ve desteklenmiştir.

    İlk defa 1972 yılında Amerikan başkanı Richard Nixon Çin’i ziyaret etmiştir. Gezi sırasında Amerikalı gazetecilerden biri apandisit olmuş olup apandisit ameliyatını akupunktur anestezisi altında hiçbir genel anestezi yapılmadan ağrısız bir şekilde yapılmıştır. Bu gören Amerikalı bilim adamları bu tarihten itibaren akupunkturla çok yakından ilgilenmeye ve eğitim almaya başlamışlardır.

    1998 yılında ise Amerika’nın NIH (National Institute of Health=Ulusal Sağlık Örgütü) tarafından da akupunkturun birçok hastalığın tedavisinde kullanılabileceği ve çok etkin olduğunu açıklamıştır.

    Avrupa ülkelerine baktığımızda akupunkturla ilk ilgilenen ülke 2. Dünya Savaşı sıralarında (1945) Fransa olmuştur.

    1957 de Fransa’da Dr. Nogier kulağın ters homunculus şeklinde olduğunu ve kulakta bütün vücut noktalarının bulunduğunu ileri sürerek auriküloterapi’yi geliştirmiştir. Aynı dönemde İngiltere’de Sir Henry Head teorileri ile akupunkturu açıklamaya çalışmıştır. Ayrıca Felix Mann yazdığı akupunktur kitapları ile akupunkturun yaygınlaşmasına ciddi katkılarda bulunmuştur.

    TÜRKİYE’DE AKUPUNKTUR

    Son 40 yıldır dünyadaki bir çok tıp fakültesinde akupunktur uygulanmaktadır. Akupunktur Ülkemizde akupunktur tedavisinin, diğer tedavi metotlarında olduğu gibi, bilimsel yöntemlerle yapılmasının esas ve usullerini düzenlemek amacıyla 29.5.1991 tarih ve 20885 sayılı Akupunktur tedavi yönetmeliği yayınlanmıştır. Böylece İlk defa 29 Mayıs 1991’de Sağlık Bakanlığı tarafından resmi olarak alternatif değil, bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul edildi.

    Bugün Ülkemizde devlet hastaneleri başta olmak üzere bir çok Tıp Fakültesi hastanelerinde de akupunktur uygulanmaktadır. Sağlık Bakanlığı 13 Mart 2002 tarih 24694 Sayı ile ‘Akupunktur Tedavi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ yayınlayarak Akupunktur yönetmenliğinde düzenlemeler yapmıştır.

    1991 yılında yayınlanan Akupunktur yönetmeliğinden sonra ilk defa 1994 yılında Trakya Üniversitesi Edirne tıp fakültesinde Akupunktur dernekleri tarafından Akupunktur sertifika eğitimi verilmiştir. Bu eğitimler Akupunktur dernekleri tarafından kurs, sempozyum ve kongreler şeklinde verilmeye devam etmiştir. İlk defa sağlık bakanlığının izni ile 2002 yılında Gazi üniversitesi Tıp fakültesince verilmeye başlanan Akupunktur eğitimleri çeşitli üniversitelercede halen verilmeye devam etmektedir.