Etiket: Tansiyon

  • Gebelikte Hipertansiyon

    Gebelikte Hipertansiyon

    Gebelikte Hipertansiyon

    Gestasyonel hipertansiyon gebelikte ortaya çıkan hipertansiyon olup gebeliğe bağlı hipertansiyon (PIH) olarak da bilinir. Gestasyonel hipertansiyon preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) gibi çok ciddi sorunlara yol açabilir. Hipertansiyon gebelikte % 6-8 oranında görülür.

    Gebelikte Hipertansiyon Tipleri

    Hipertansiyon Gebelikte 3 şekilde ortaya çıkar:

    • Kronik Hipertansiyon:Gebelik öncesi, gebeliğin ilk 20 haftası ve doğumdan sonra 140/90 üzeri tansiyon olması.
    • Gestasyonel Hipertansiyon:Gebeliğin 20. haftasından sonra hipertansiyon gelişip doğumdan sonra kaybolması
    • Preeklampsi:Gebeliğin 20. haftasından sonra kronik veya gestasyonel hipertansiyon ile birlikte görülebilir. Eğer tedavi edilmezse idrarda proteinüri, hipertansiyon ve ödem ile birlikte hem anne hem de bebekte hayati tehlike oluşturabilecek kadar ciddi sorunlar ortaya çıkabilir.

    Gebelikte Hipertansiyon Riski

    • İlk gebelik
    • Anne ve kardeşi PIH olan
    • 20 yaşından genç ve 40 yaşından sonraki gebelik
    • Gebelik öncesi hipertansiyonu ve böbrek hastalığı olan gebeler

    Gestasyonel Hipertansiyonun Bebeğe Etkisi

    Hipertansiyon plasentadan bebeğe yeteri kadar kan akımının geçmesine engel olur. Kan akımı yeteri kadar olmazsa bebeğe daha az oksijen ve besin geçeceği için bebeğin gelişimi yavaşlar.

    Eğer hipertansiyon tedavisi uygun şekilde yapılırsa zamanında sağlıklı bebek olma ihtimali yüksek. Eğer tansiyon kontrol altına alınamazsa gebelik zehirlenmesi yanipreeklampsi ve eklampsigelişebilir.

    Gestasyonel Hipertansiyon Tanısı

    Her muaynede kan basıncı (tansiyon) mutlaka ölçülmeli. Eğer hipertansiyon varsa idrar ve kan testlerinin de yapılması gerekir.

    Hipertansiyon olan gebede böbrek ve kanam profili testleri kontrol edilir. Dopler ültrason ile plasenta ve kordondan bebeğe geçen kan miktarı ölçümü yapılır.

    Gestasyonel Hipertansiyon Tedavisi

    Tedavi gebelik haftasına göre değişir. Eğer hamilelik son dönemlerinde ise bebek mümkün olduğu kadar erken doğurtulur.

    Eğer hafif hipertansiyon varsa ve gebelik haftası henüz doğum için erkense:

    • Sol yana yatmaya özen gösterilmeli
    • Daha sık takibe gidilmeli
    • Tuz kısıtlanmalı
    • Sıvı alımı arttırılmalı

    Eğer tansiyon şiddetli olursa tansiyon ilacı kullanılmalı ve mümkün olan en erken sürede doğum yaptırılmalı.

    Gestasyonel Hipertansiyondan Korunma

    Kesin olan bir korunma yöntemi yok. Doktor kontrolü altında dikkat edilmesi gereken şeyleri yaparak korunmaya çalışılmalı:

    • Tuz kısıtlaması
    • Günlük en az 8 bardak su tüketmek
    • Protein alımını arttırılıp abur cubur tüketimi azaltılmalı
    • Yeteri kadar istirahat
    • Düzenli egzersiz
    • Gün içinde mümkün olduğu kadar ayakları yukarıda tutma
    • Alkol kullanılmamalı
    • Kafeinden uzak durulmalı
    • Gerekli durumlarda doktorun söylediği dozlarda ilç kullanılmalı
  • Gebelikte Hipertansiyon Nedir?

    Gebelikte Hipertansiyon Nedir?

    Gebelikte tansiyonun 140/90’dan yüksek olması Hipertansiyon olarak kabul edilir ve mutlaka tedavi edilmelidir. Hipertansiyon sırasında böbrekteki hasar nedeniyle idrarda protein (albumin) kaybı başlar ve bunun neticesinde de ödem ( vücutta su tutulması) oluşur.Bu durum gebelik zehirlenmesi denilen Preeklampsi gelişmesine neden olabilir.

    Gebelikte yüksek tansiyon denilen preeklampsi genelde hamileliğin 20. Haftasından sonra ortaya çıkar ve gebeliğe bağlı anne ölümlerinin en önemli nedenlerinden birini oluşturur. Gebelik takibi sırasında erken dönemde doktor bu durumdan şüphelenip tanı koyarsa erken tedaviye başlanırsa tedavisi mümkün olan bir durumdur.

    Gebelikte tansiyon yükseldiği zaman bebeğin eşi denilen plasentada erken yıpranma ve buna bağlı bebekte gelişme geriliği ve erken doğuma neden olmaktadır. Tansiyon yüksekliği saptanan gebelerde Tam idrar testi, kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, pıhtılaşma testleri mutlaka bakılmalıdır. Hastaya hemen uygun bir antihipertansif ilaç başlanarak gebelik takibi daha sıkı bir şekilde yapılmalıdır.

    Gebelikte Hipertansiyon ve Gebelik zehirlenmesi bakımından kimler risk altındadır?

    • Gebe kalmadan önce tansiyon hastası olanlar
    • 20 yaşından küçük ,40 yaşından büyük gebeler
    • Çoğul gebelikler
    • Çok kilolu olanlar
    • Ailesinde tansiyon yüksekliği olanlar
    • Daha önceki gebeliklerinde tansiyon yüksekliği yaşamış olanlar
    • Sistemik bir hastalığı olan gebeler (Diyabet,böbrek hastalığı gibi)

    Gebelikte tansiyon yükselmesi ve preeklampsi için hangi önlemler alınmalıdır?

    • Gebelik boyunca doktor kontrolü düzenli bir şekilde yapılmalı
    • Gebelik sırasında çok kilo alınmamalı
    • Gebelikte çok tuzlu gıda tüketmek,çok soda tüketmek ödem ve tansiyon yüksekliğine neden olur
    • Özellikle gebeliğin 20 haftasından sonra tansiyon yükselmesi durumunda bir iç hastalıkları uzmanına kontrol olmanızda fayda vardır
    • Ellerde, ayak ve bacaklarda şişme, yüzde şişlik olması durumunda mutlaka doktorunuzu arayın
    • Ani baş ağrısı krizleri yaşanıyorsa altta yatan bir tansiyon problemi olabilir ,baş ağrıları olduğunda mutlaka tansiyonunuzu kontrol ettirin
    • Bu riskleri taşıyan bir gebe iseniz gebelik sırasında mutlaka bebe asprinine başlamak gereklidir
  • Gebelikte tansiyon neden yükselir?

    Hipertansiyon ( yüksek tansiyon) gebelikte %6-10 oranında görünen, gebeliğin en sık medikal hastalıklarından biridir. Hipertansiyon gebelikte anne ve bebek açısından ciddi problemlere yol açar. ABD de anne ölümlerinin %15 inden hipertansiyon ve komplikasyonları sorumludur. Dünyada yılda 63,000 annenin ölümüne tansiyon yüksekliği neden olmaktadır. Gebelikte yüksek tansiyon sistole ( büyük) tansiyonun 14, diyastole (küçük) tansiyonun 9 un üzerinde olması olarak tanımlanır.

    Gebelikte dört hipertansif hastalık vardır ;

    Kronik Hipertansiyon; Hem gebelik öncesi hem de 20. Gebelik haftasından önce kan basıncının 140/90 mg nen üzerinde olması durumudur. Vakaların %3 inde görülür.

    Preeklampsi – Eklampsi ; Gebeliğin 20, haftası sonrası ortaya çıkan gebeliğe özgü bir sendromdur. Vakaların %5-6 sında görülür. Tansiyonun yüksek seyretmesi ile birlikte idrarda protein kaybı vardır. Hastalarda ödem, karın ağrısı, baş ağrısı görülür. Olaya kasılmalarla seyreden nöbet tarzındaki nörolojik tablonun eklenmesi ile eklemesi adını alır. Hastalığın en ağır formu karaciğer yetmezliği yaygın kanma ile seyreden HELLP sendromudur.

    Kronik Hipertansiyona Eklenmiş Preeklampsi ; Kronik hipertansiyonlu kadınlarda olaya eklenen protein kaçağı ile seyreden formdur.

    Gestasyonel Hipertansiyon; Hastalarda hipertansiyon gelişir ancak ek bozukluklar yoktur.

    Annede yüksek tansiyonun varlığı hem anne hem de bebek hayatını riske sokar.Plesanta dekolmanı denilen durum bu hastalarda 3 kat daha sık görülür. Annede beyin kanaması denilen durum anne ölümlerinin %15 nedenidir. Kalp ve böbrek hastalıklarının görülme ihtimali ileri derecede artar.

    Bebeklerde anne karnında gelişme geriliği sıklıkla vardır. Erken doğum oranı %54 gibi oldukça yüksektir.

    Yüksek tansiyon hastalığı yaşın ilerlemesi ile sıklığı artan bir hastalıktır. Bu sebeple ileri yaş gebelikler, birinci derece akrabalarında preeklampsi olan gebelerde görülme sıklığı fazladır.

    Gebelikte yüksek tansiyon hastalığının ilaç tedavisi özeldir. Pek çok tansiyon ilacı gebelikte kullanılamadığından gebe kalmadan önce tansiyon hastası olan gebelerin tedavisinin değiştirilmesi gerekmektedir. Gebelik süresince de yakından takip edilmelidir.

  • Tansiyon kontrolü için 5 altın kural!

    Türkiye’de her üç yetişkinden birinde görülen hipertansiyon, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda önemli hastalıklara ve organ hasarlarına yol açıyor. Beslenme şekilleri, mevsim geçişleri, psikolojik durum ve kullanılan ilaçlar gibi faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilen hipertansiyon, yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabiliyor ya da bazı durumlarda ilaç tedavisi gündeme geliyor.

    Enseden başlayan baş ağrısı en belirgin şikayet

    Kan basıncı yüksek olduğunda, özellikle enseden başlayan baş ağrısı, burun kanaması, nefes darlığı gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Tansiyon yüksekliği bazı kişilerde de hiçbir belirtiye yol açmayabilir ve kişinin günlük yaşamını sürdürmesine bir engel teşkil etmeyebilir. Hasta uzun yıllar hipertansiyon sorunu olduğunu bilmeden yaşayabilir. Ancak hastalık kontrol altına alınmadığında, özellikle böbrek, göz, kalp gibi organlar bu durumdan olumsuz etkilenir.

    Erkekler kadınlara göre daha fazla risk altında

    Hipertansiyonun %95’inin saptanabilen bir nedeni yoktur. Ancak % 5 hastada sekonder hipertansiyon olarak adlandırılan, altta yatan başka nedene bağlı kan basıncı yükselmesi görülmektedir. Hipertansiyon genellikle 35-50 yaşları arasında görülür. Erkekler tansiyon hastalığı açısından kadınlara oranla biraz daha risk altındadır. Genetik yine hipertansiyonda da önde gelen nedenlerin başındadır.

    5 altın kurala dikkat ederek hipertansiyondan korunabilirsiniz!

    Hipertansiyondan korunmak ya da hastalığı kontrol altına almak ise bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile mümkündür. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin yanı sıra stres kontrolü gibi faktörler, tansiyon değerlerinin yükselmesini engeller. Bazı hastalar için ise doktor kontrolünde ilaç tedavisi ile kan basıncı değerleri kontrol altına alınabilir.

    Günde 10 bin adım atın!

    Hipertansiyona karşı şu önlemler alınabilir:

    1. Tuzu azaltın: Aşırı tuz tüketimi tansiyon hastalığını en başta tetikleyen nedenlerdendir. Günlük tuz tüketim miktarı 2 gr’ın altında olmalıdır. Tuz hem sağlıklı kişilerde tansiyon hastalığı oluşması açısından risk oluşturur hem de hipertansiyon hastalığı olan kişilerde ilaçlarını düzenli kullansalar bile kan basıncı seviyelerinin normale gelmesini engeller. Tuz kaynağı olarak sadece sofra tuzunu düşünmek de yanlıştır. Tuzlu peynirler, tuzlu zeytin, salça, turşu, yağda kavrulmuş kuruyemişler, salamura yiyecekler gibi günlük besinlerin içindeki gizli tuz kaynaklarının da tüketime dikkat edilerek, bu yiyeceklerin sınırlandırılması gerekir.

    2. Kilo verin ve hareket edin: Aşırı kilolu olan kişilerin yaklaşık %40’ında yüksek tansiyon görülmektedir. Genç hipertansiyon hastalarının ise yaklaşık üçte biri fazla kiloludur. Fazla kilonun kan basıncı üzerinde de olumsuz etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle ideal kiloda olmak tansiyonu dengeleyen bir faktördür. Sürekli hareket halinde olmak kan basıncını düzenler. Bu nedenle günde 10 bin adım kuralına uyacak şekilde hem sağlıklı kişilerin hem de tansiyon hastalarının hareket etmesi önemlidir.

    3. Şekeri azaltın: Şeker hastalarında yüksek tansiyona sık rastlanır. Yine tansiyon hastalarında da şeker hastalığı gelişebilmektedir. Genelde iki hastalık bir arada görülmektedir. Çünkü her iki hastalık da kan damarları üzerinde olumsuz etki yaratır. Bu sebeple tansiyon hastalarının ilerleyen dönemlerde şeker hastalığına yakalanmamak için mutlaka şeker tüketimini azaltmaları gerekmektedir.

    4. Alkol tüketimi: Alkol kullananlarda yüksek tansiyon görülme sıklığı artar. Hipertansiyon hastalığı olanların da ilaçlarını düzenli kullanırken alkol miktarını da azaltarak kan basıncını dengede tutmaları mümkündür.

    5. Stres: Uzun çalışma saatleri, masa başı çalışma düzeni ve düzensiz beslenme tansiyonu olumsuz etkiler. Çalışma hayatının stresi de göz önüne alındığında çalışanlar hipertansiyon ve hipertansiyona bağlı sorunlar için risk altındadırlar. Stresten uzak bir yaşam sürmek birçok hastalık gibi hipertansiyon için de koruyucudur.

    Yemeği dışarıda yiyecekseniz bunlara dikkat edin!

    Yemeğe çok aç karnına gitmeyin.

    Menüyü dikkatle inceleyin ve tuzsuz, az yağlı, yağsız ürünleri seçin.

    Porsiyonları oranlı tüketin.

    Kırmızı et yerine beyaz et tercih edin.

    Tatlı yerine meyve yiyin.

    Ara sıcaklardan kaçının.

    Su tüketimini artırın ve şekerli içeceklerden uzak durun.

    Yemeklerde tuz yerine limon ve baharat kullanın.

  • Hipertansiyon; sessiz düşman

    Hipertansiyon; sessiz düşman

    HİPERTANSİYON İLE İLGİLİ NELER BİLMELİYİZ?

    Kan Basıncı Nedir?

    Her kalp atışınız damarlarınıza bir kan dalgasının pompalanmasına yol açar. Bu dalga vücuda yayıldıkça atardamarlarınızın duvarlarına baskı yapar ve bu kan basıncı dediğimiz gücü oluşturur. Kan basınca gün içerisinde ve günden güne değişiklik gösterebilir. Genellikle istirahat halindeyken en düşük değerlerdedir ve aktivite, postür ve duygu durumunuza göre değişiklik gösterebilir. Bu geçici değişiklikler istediğimiz sınırlarda olduğu sürece tamamen normal kabul edilir. Eğer bu basınç çeşitli sebeplerle artar ve 140/90 mmgH yada daha üzerine çıkarsa bu durumda hipertansiyon varlığından söz edilir.

    Yüksek Kan Basıncı (Hipertansiyon) Gerçekleri

    Büyük ve Küçük Tansiyon ne anlama gelir? Tansiyon aletindeki rakamlar neyi ifade eder?

    Kalp kasınız kasıldığında pompalama yaptığında atardamar duvarlarınızı dışarı doğru iten güç en fazladır ve kan basıncınızın okunan en üst değeri olup ‘Sistolik Kan Basıncı’ yani Büyük Tansiyon olarak isimlendirilir. Atımlar arasında kalbiniz gevşediğinde kanınızın itici gücü azalır ve kan basıncınız en düşük değer olan ‘Diastolik Kan Basıncı’ yani Düşük Tansiyon düzeyine iner. Hipertansiyon ölçülen kan basıncınızın 140/90 mmHg değerinin üzerinde olması demektir.

    Tek bir yüksek değer saptamanız hipertansiyon hastası olduğunuz anlamına gelmez. En az iki farklı zamanda daha ölçüm tekrarlanarak kararlı bir yükseklik olup olmadığı saptanmalıdır. ’Sessiz düşman’ terimi hipertansiyon için sıkça kullanılan bir terimdir. Nedeni ise hipertansiyonun yıllarca hiç belirti vermeden beyin, böbrek, kalp ve damar sistemine hasar verebilme olasılığıdır. Bu nedenle belli aralıklarla kan basıncınızın ölçümü yapılmalıdır.

    Hipertansiyon Belirtileri Nelerdir?

    Yüksek tansiyon uzun dönemde damarın iç yüzeyinde hasara neden olarak organları besleyen damarlarda tıkanma veya genişlemeye yol açabilir ve organ yetmezliklerine neden olabilir.

    Başlıca hipertansiyon belirtileri arasında baş ağrısı, baş dönmesi, görmede bozukluk, kulaklarda çınlama, çarpıntı, nefes darlığı ve göğüs ağrısı olabilir. Ayrıca hipertansiyona bağlı halsizlik, yorgunluk, burun kanaması, yürümede ve merdiven çıkmada zorlanma, çok sık idrara çıkma, gece uykudan uyanarak idrar yapma gibi belirtiler olabilir. Bu belirtilerden bir veya birkaçını fark ettiğinizde mutlaka bir doktora başvurmalısınız.

    Hipertansiyon neden ortaya çıkar?

    Ailesinde hipertansiyon bulunan kişilerde hipertansiyon gelişme riski yüksektir. Bunun yanı sıra çeşitli böbrek hastalıkları, damarsal hastalıklar ve hormonal bozukluklar gibi sekonder nedenler hipertansiyona yol açabilir. Ayrıca fazla tuz tüketimi, stres, obezite, şeker hastalığı ve hareketsiz yaşam tarzı da hipertansiyonu tetikleyici rol oynamaktadır. Bazı ağrı kesici ilaçlar, soğuk algınlığı ve grip ilaçları, doğum kontrol hapları gibi çeşitli ilaçlar da kan basıncını yükseltebilmektedir. Hastalarımızın bir kısmında ise belirli bir neden saptanamamaktadır ancak tüm hastalarda hipertansiyon mutlaka kontrol altına alınmalı ve kan basıncı ideal düzeye düşürülmelidir.

    Kan Basıncınızı sağlıklı düzeylerde tutmak için neler yapabilirsiniz?

    Yaşam biçiminizde yapacağınız bu değişikliklere rağmen hala kan basıncınız yüksekse doktorunuz size ilaç tedavisi önerecektir. Diğer tüm tedaviler gibi hipertansiyon tedavisi de kişiye özel olmalıdır. İlaç tedavisinde, sadece tansiyonun kontrol altına alınması değil, diğer organların da korunması amaçlanmaktadır. Tedavide kullanılacak ilaçların türü, dozu ve çeşitliliği tamamen doktorunuzun kontrolü altında olmalıdır. Asla doktorunuzun dışında tavsiye edilen hiçbir ilacı almayınız.

    İlaç tedavisinde en önemli unsur, doktorunuzun verdiği ilaçları, kendinizi iyi hissetseniz bile kesintisiz ve düzenli olarak almanızdır. Yapılan en büyük yanlış, tansiyon kontrol altına alındıktan sonra ilaca gerek kalmadığı düşünülerek ilacın azaltılması veya kesilmesidir. Hipertansiyon ilaçları bağımlılık yapmaz. Doktorunuzun kontrolünde olmadan ilacınızın azaltılması ya da kesilmesi durumunda tansiyonunuz tekrar yükselecektir.

  • Yaz sıcaklarına karşı önleminizi alın

    Sıcaklıklarının artmasıyla güneş çarpması ve sıcak krampları gibi birçok rahatsızlık sağlığımızı olumsuz etkiliyor hatta bazen bu durum yaşamı tehdit edici boyutlara ulaşabiliyor. Yaz sıcaklarına karşı koruyucu önlemler alınması sıcak havanın olumsuz etkilerine karşı koruma sağlıyor.

    Sıcaklar görme netliğini bozuyorsa…

    Sıcak havalarda sıklıkla karşılaşılan güneş çarpması, hayati tehlike yaratabilecek önemli bir sağlık sorunudur. Güneş çarpması durumunda kişiyi serin bir yere almak, yavaşça soğutmak ve sıvı takviyesi yapmak gerekir. Kişinin bilinci açık ise tuzlu bir ayran içirilebilir ve buz ile kompres yapılabilir. Ancak algılama ve koordinasyon yeteneğinin bozulması, görme netliğinde bozulma, göz çukurlarının belirginleşmesi, bilincin kaybolması durumlarında vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulması gerekmektedir.

    Kramplarda tuz içerikli sıvı alımı önemli

    Kol, bacaklar veya karında aşırı sıcaktan tuz kaybı ile birlikte sıcak krampları görülebilir. Kramplar, kısa fakat tekrarlayıcı ve can yakıcı olabilir. Bu nedenle kramp durumunda hasta öncelikle serin bir yerde dinlenmelidir. Dinlenme sonrası krampta azalma olmadıysa, 1-2 bardak tuz içeren sıvı alınmalıdır. Kramp girmiş kasa kesinlikle masaj yapılmamalıdır.

    Islak şapka ile serinlemeye çalışmayın

    Şapkanın ıslatılarak kullanılması serinlemek açısından yeterli görülebilir; ancak bunun sürekli yapılması doğru değildir. Islak bir şapka ya da kıyafetle uzun süre rüzgara maruz kalmak, “fibromiyalji” adı verilen kas ve iskelet sistemi hastalıklarına yol açabilir.

    Tansiyon ilacına yaz düzenlemesi yapılmalı

    Aşırı sıcaklar ve yüksek nem tansiyon hastalarını olumsuz etkileyebileceğinden, yaz aylarında kullanılan tansiyon ilaçlarının dozları da sıcaklara göre ayarlanmalı, ilaçlara yaz düzenlemesi yapılmalıdır. Vücut, sıcak havalarda ısısını dengeleyemediği için kan basıncı artmaktadır. Bu nedenle nemli havalar yüksek tansiyon hastaları için uygun değildir. Bu kişiler tansiyonlarını sık sık ölçtürmeli, yaz ayı başlangıcında rutin doktor muayenelerini yaptırılmalıdır. Tansiyon düşme problemi sıklıkla hissediliyorsa, vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.

    Sıcakta inme riski yüksek

    Sıcak havalar, özellikle 50 yaşın üzerindeki yüksek tansiyon hastalarında beyin kanaması riskini de artırmaktadır. Sıcakla birlikte artan vücut ısısı; özellikle sinir hasarının eşlik ettiği diyabetik hastalarda, idrar söktürücü tansiyon düşürücü ilaç alanlarda ve yeterince sıvı tüketmeyen hastalarda tansiyonun ciddi oranda düşmesine neden olabilir.

    Sıcak hava zehirlenmeleri artırabilir

    Hijyen kurallarına dikkat edilmeden yapılan yemekler, iyi yıkanmayan sebze ve meyveler, bağırsak enfeksiyonlarına sebep olabilir. Sıcak havalarda bağırsak enfeksiyonlarına sebep olabilen bakteriler yiyeceklerde daha kolay üremektedirler. Bir yemek üstüne konan sineğin bıraktığı bakteri bile üreyerek hastalığa yol açabilir. Bu nedenle sıcaklara bağlı olarak yazın daha çok besin zehirlenmesi, yaz ve seyahat ishalleri görülebilir.

    Yazın sağlıklı kalmak için öneriler…

    • Yüksek ateş durumunda antibiyotik yerine ateş düşürücü kullanılmalıdır.

    • El ayak şişmelerine soğuk uygulamadı yapılarak ödem azaltılabilir.

    • Klimalar ideal ısı 23-24 derece, nispi nem yüzde 40-50 arasında olacak şekilde ayarlanmalıdır.

    • Şeker hastaları yanlarında mutlaka “şeker” taşımalıdır.

    • Sıcak havalarda ek vitamin alınmasına gerek yoktur. Hayvansal ve bitkisel proteinler ile vitaminler mutlaka doğal besinler yoluyla alınmalıdır.

    • Dehidrasyon yani sıvı kaybına karşı su, her saat başı bir bardak tüketilmelidir. Kalp hastaları soğuk su içmemelidir.

    • Sıcak havalarda serinletici gibi gelse de, gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır. Su dışında tüketilebilecek en masum içecekler, ayran ve limonatadır.

    • Mentollü sakızlar da sıcaklarda ferahlık verebilir.

    • Ağır, salçalı yemekler yerine sebzelerle yapılmış, zeytinyağlı yemekler tercih edilmelidir.

    • Spor, havanın serinlediği akşam saatlerinde ya da güneş ışığının dik gelmediği sabahın erken saatlerinde yapılmalıdır.

    • Zorunlu olmadıkça, güneş ışınlarının dik geldiği sabah 10.00 ile öğleden sonra 16.00 arasında dışarıya çıkılmamalıdır.

    • Ayaklarda mantar oluşumunu engellemek için ayakkabılar çorapsız giyilmemelidir.

    • Serinlemek için soğuk yerine ılık su ile duş alınmalıdır.

  • Tüm zamanların dilemması hipertansiyon

    TÜM ZAMANLARIN DİLEMMASI HİPERTANSİYON

    Nefroloji Uzmanı Doktor Kadir GökhanATILGAN; her yaşın hastalığı olan hipertansiyonun tedavisindeki güçlükler hakkında bilgilendiriyor.

    Dünya Sağlık Örgütü(WHO); dünya üzerindeki 5 büyük problem içinde hipertansiyona da yer vermektedir. Hipertansiyon hepimizin tanımını kolaylıkla yaptığı bir rahatsızlıktır. Biz bunu kılavuzlar eşliğinde söylemek istersek; büyük tansiyon dediğimiz sistolik tansiyonun 140mmHg ve üzeri, küçük tansiyon dediğimiz diastolik tansiyonun 90mmHg ve üzeri değerleri kapsamaktadır. Bu şekilde rahatlıkla tanımladığımız ve yedisinden yetmişine hepimizin aşina olduğu ve tedavi edilebilir olduğunu bildiğimiz bu rahatsızlık geçmişten bugüne dilemma olarak hayatımızdaki yerini korumaktadır. Ülkemizde dahi onlarca yüzlerce çeşit farmakolojik ve ticari isimlerde ilaçlar bu hastalığa hizmet için bulunmakla birlikte tam tedavi hedeflerine ulaşılamamıştır.

    Tedavi hedeflerine ulaşmak teorik olarak kolaydır. İşin önemli kısmı bunu pratik hayata da dökmektir. Pratikte yaşanan güçlüklerden en önemlisi ilaç uyumudur. Bu konudaki güçlüklerin gerekçelerini sıralamamız gerekirse:

    1- Tedavisi konusunda iyi bilgilendirilmemek

    2- Tedaviyi ve hastalığı kabullenememek

    3- İlaçları düzensiz almak

    4- İlaçları alıp tansiyonlarını evde kontrol etmemek

    5- İlaçları alıp diyetine dikkat etmemek

    6- Farklı hekim tercihleri ile ilaçlarının sık değişikliklere uğraması

    7-Özellikle kilo problemi olanların vücut kitle indeksine uygun kiloya erişmek için çaba sarfetmemesi sayılabilir.

    Başlığımızda hipertansiyon bir dilemmadır demiştik. Dilemmanın Türkçe'de karşılığı ikilem demektir. Kastettiğimiz ise hipertansiyon ölümcül denebilecek vücudumuzda zararlara yol açmaktadır. Böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği, damar sertliği gibi ve buna bağlı olarak hem bedensel hem ruhsal olarak rahatsızlıklar oluşmaktadır. Bu yönü ile hipertansiyon içinden çıkılmaz bir salgın hastalık gibi görünmektedir. Ama madalyonun birde diğer yüzünden bakmak gerekir. Benimde polikliniğimize gelen hipertansif hastalarımla paylaştığım konudur. Hipertansiyon aslında bize düzenli yaşamamız gerektiğini hatırlatan en masum uyarandır. Çünkü tedavisi kolaydır. Bizden istediği ilaçları düzenli almak, diyetimize özellikle tuza, karbonhidratlara, kolesterole azami dikkat etmek,kilo problemimiz var ise çözümüne ulaşmak, yürüyüş gibi kas gücü gerektirmeyen izometrik egzersizleri hayatımıza katmamız, düzenli hekim kontrollerimizi aksatmamamızdır. Bu yönü ile bakılır ise insanın hastalığına uyumu ve dünyaya bakışı bile değişim gösterecektir. Kendisini daha iyi hissedecektir.

    Özetle söylememiz gerekirse;

    -Hipertansiyon tedavisi mümkün bir rahatsızlıktır.

    -Erken tedavi yüz güldürücüdür. Tedavisiz kalma ciddi problemleri yanında getirir.

    -Hayata yeniden bakış açısı sağlar, otokontrolümüz için bir sinyaldir.

  • Tansiyon düşüklüğü ( hipotansiyon )

    Düşük Tansiyon (Hipotansiyon)

    Düşük tansiyon olarak bilinen hipotansiyon, herhangi bir semptom vermeyebilirken, birçok kişide baş dönmesi, gözlerde kararma, bayılma gibi semptomlar da yapabilir. Bazı vakalrda hayatı tehdit edici olabilir.

    Kan basıncının oluşturduğu etkiler kişiden kişiye değişmekle birlikte, sistolik (büyük tansiyon) tansiyonun 90 mm hg, diyastolik (küçük tansiyonun) tansiyonun 60 mm hg altında olması olarak tanımlanır.

    Düşük tansiyonun sebepleri basit bir dehidratasyondan ( vücudun susuz kalması) ciddi dahili ve cerrahi hastalıklara kadar değişebilir. Düşük tansiyon tedavi edilebilir bir durum olmasına rağmen asıl önemli olan sebebinin bulunması ve tedavi edilmesidir.

    Tansiyon düşüklüğü, özellikle aniden geliştiğinde kişide ciddi belirti ve bulgular verebilir. Baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu, göz kararması, bulantı, soğuk bir deri, hızlı soluma, yorgunluk, depresyon, susama hatta bayılma bunlar arasındadır.

    Ne zaman doktor görmelidir?

    Çoğu zaman tansiyon düşüklüğü ciddi bir hastalığa bağlı olmaz. Tansiyonunuz düşük olmasına rağmen kendinizi iyi hissediyorsanız, ciddi bir baş dönmesi, bulantı, fenalık hissi, gözlerde kararma yoksa basit önlemlerle –mesela su kaybına, aşırı terlemeye bağlı oluşmuş olabilir sıvı almakla birlikte şikayetleriniz gerileyebilir– tansiyonunuz yükselir. Eğer sıvı alamkla yükselmiyor ve ciddi bir baş dönmesi, bulantı, fenalık hissi, gözlerde kararma şikayetiniz devam ediyorsa veya süreklilik gösteriyorsa bir doktora görünmenizde mutlak fayda vardır.

    Nedenleri nelerdir?

    Sistolik tansiyon : İlk olarak okunan ve büyük tansiyon olarak değerlendirilen değer, kalbin kanı atarken damarlarda oluşturduğu basıncın yansıması olarak değerlendirilir.

    Diyastolik tansiyon : İkinci okunan ve küçük tansiyon olarak değerlendirilen değer ise kalp atımları arassında, kalbin dinlenmesi sırasında damarlarda oluşan basıncın yansımasıdır.

    Son rehberler bu iki değer için idealin 120/80 mm hg olduğunu belirtmekteler.

    Ancak kan basıncı çok kısa süreler içinde, normal sınırlarda kalmak şartıyla ciddi değişiklikler gösterebilir. Bu durum vücut pozisyonunuzdan, soluma hızınızdan, stres düzeyinizden, fiziksel durumunuzdan, aldığınız ilaçlardan, yediğinizden içtiğinizden etkilenebilir.

    Bazı durumlar tansiyon düşüklüğüne yol açabilir.

    Gebelik: Kadın dolaşım sistemi gebeliğin İlk 24 haftasında genişler, bu da büyük tansiyonda yaklaşık 10 , küçük tansiyonda yaklaşık 10-15 mm hg düşüşlere neden olur. Gebelik sonrası normale döner.

    Kalp hastalıkları: Düşük kalp hızı, kalp krizi, kalp yetmezliğinde, dolaşım sisteminin kalbi çok yormaması için çeşitli mekanizmalarla damarlarda genişleme yaparak tansiyonu düşürebilir.

    Endokrin hastalıklar: Hipotiroidizm- guatr bezinin az çalışması, hipertiroidizm- guatr bezinin çok çalışması, adrenal ( böbrek üstü bezi) yetmezlik, hipoglisemi- kan şeker düşüklüğü, diabet- şeker hastalığı

    Dehidratasyon- susuz kalmak: İshal, bulantı kusma, uzun süre susuz kalmak, idrar söktürücü kullanmak,

    Kan kayıpları:

    Sepsis: (ciddi enfeksiyonlar)

    Anafilaksi ( ciddi allerjik reaksiyonlar): İlaç alerjileri, yemek alerjileri, böcek sokmaları

    Yetersiz beslenme : Vitamin B12 eksikliği, folat eksikliği, demir eksikliği

    Çeşitli ilaçlar: Diüretikler ( idrar söktürücüler), çeşitli tansiyon ilaçları, parkinson hastalığı ilaçları, antidepresanlar ( depresyon ilaçları)

    Düşük tansiyon tipleri:

    Ayağa kalkınca olan tansiyon düşmesi ( postural ya da ortostatik tansiyon): Adında anlaşılacağı gibi, kişinin otururken ya da yatarken aniden kalkma sonrası olan tansiyon düşmelerini anlatır. En sık sebepleri, susuz kalma, uzun süreli yatak istirahati, gebelik, diabet, kalp hastalıkları, yanıklar, aşırı sıcak, büyük variköz damarlar, nörolojik hastalıklardır. Aynı şekilde birçok tansiyon ilacı, depresyon ilaçları, parkinson ilaçları da postürel hipotansiyon yapabilmektedir.

    Yaygın olarak yaşlı popülasyonda , özellikle 65 yaş üstünde görülmektedir. Fakat aynı zamanda tamamen sağlıklı genç bireylerde de otururken ya da yatarken ani kalkmalarda bu tansiyon düşüklüğü görülebilir.

    Postprandiyel hipotansiyon: Daha çok yaşlı kişilerde görülen özellikle yemek sonrası olan ani tansiyon düşmelerini tarifler. Bu olay yemek sonrası vücdumuzdaki kanın sindirim sistemimize yönelmesi ile ilgilidir. Sağlıklı kişilerde gerek kalp hızınınartması, gerekse kan damarlarının kasılması ile bu tansiyon düşüklüğü engellenir. Ancak bazı kişilerde, özellikle yaşlı kişilerde bu mekanizma çalışmazsa, düşük tansiyon ile baş dönmesi , göz kararması, halsizlik olabilir.

    Nörolojik kaynaklı hipotansiyon: Bu olay daha çok genç bireylerde görülebilecek bir durumdur. Özellikle uzun süreli oturma sonrası ya da yatma sonrası ani ayağa kalkma ile ilişkilidir. Burada ani kalkışla , bacaklara toplanmış kan aniden kalbe geri döner, bu kalpte tansiyonun yükseldiğine dair yorumlanır ve beyine tansiyonu düşür diye sinyal gönderir. Kalbin bu yanlış algılaması ani tansiyon düşüklüğüne neden olur ve gözlerde kararma , baş dönmesi yapabilir.

    Risk faktörleri:

    Düşük tansiyon birçok kişiyi etkileyebilir. Neden olabilecek bazı risk faktörleri vardır.

    Yaş: Özellikle yaşlı popülasyonda (65 yaş sonrası) ayaktayken veya yemek sonrası tansiyon düşüklüğü olabilir. Ortastatik hipotansiyon hızlı ayağa kalkışlarda ve yemek sonrası görülebilir. Nörolojik kaynaklı hipotansiyon ise daha çok genç bireylerde hızlı yaşam ve harekete bağlı görülebilir.

    Ilaçlar: Tansiyon ilacı alan herkes tansiyon düşüklüğü için adaydırlar.

    Bazı hastalıklar: Parkinson hastalığı , diabet , bazı kalp hastalıkları

    Tedavi ve ilaçlar:

    Eğer sizi rahatsız edecek kadar semptom veren tansiyon düşüklüğünüz varsa , asıl önemli olan bu düşüklüğe sebep olabilecek durumu saptamaktır. ( susuz kalmak mı? kalp hastalığı mı? Seker hastalığı mı?, guatr hastalığı mı? ) eğer kulandığımız ilaçlara bağlı bir tansiyon düşüklüğü varsa doktorunuzla konuşarak doz azaltımına gidilebilir.

    Eğer tansiyon düşüklüğünü açıklayabilecek yeterli bulgumuz yoksa, yapılacak olan sağlık durumumuza, var olan hastalıklarımıza, yaşımıza bağlı olarak düşük tansiyonumuzu yükseltmeğe çalışmak ve var olan şiakayetlerimizi en aza indirmektir. Bunun için birçok yol vardır.

    Daha fazla tuz almak; Diyetteki tuz miktarını arttırmak tansiyonumuzda anlamlı bir artış sağlayabilir. Ancak kalp hastalığı olan, yüksek tansiyonu olan ve özellikle yaşlı olan hastaların doktorlarına danışarak bunu yapması daha uygundur.

    Daha fazla su içmek: Bu öneriden herkes fayda sağlayabilir. Su kan hacmini arttırarak dehidratasyondan ( vücudun susuz kalmasından ) vücüdu korur. Hem tansiyonu yükselterek hem de dehidratasyondan koruyarak tansiyonu yükseltir.

    Bacak basınç çorapları: Özellikle geniş variköz venleri ( varisleri ) olan kişiler fayda görür. Genişlemiş bacak damrlarında toplanmış kanın kalbe dönüşünü kaolaylaştırarak tansiyon düşüklüğünü azaltırlar.

    İlaçlar: Kronik ortostatik hipotansiyonu ve ciddi semptomları olan hastalar doktor kontrolünde

    çeşitli ilaçlar kullanabilirler.( örn. steroidler)

    Yalnız tedavide asıl önemli olan, altta yatan sebebi bulup ona yönelik yaşam tarzı değişikliğini ve tedavisini yapmaktır.

    Yaşam tarzı değişklikleri;

    Sonuç olarak düşük tansiyonunuzu yükseltmek için yapılabilecekleri şöyle sıralayabiliriz.

    Bol su için alkol alımını azaltın; Alkol vücüt su oranını azaltarak tansiyonu düşürür. Su ve diğer sıvılar ise kan hacmini arttırarak tansiyonu yükseltir.

    Sağlıklı beslenin: sebze , meyze balık ve tavuk eti içeren besinlere ağırlık verin, doktorunuzun önerisiyle gerektiği kadar diyetteki tuz oranını arttırın.

    Vücüt pozisyon değişikliklerini yavaşça yapın: Özellikle yatar ve oturur pozisyondan ayağa, ani olarak kalkmayın. Özellikle sabah yataktan kalkarken derin bir nefes alın ve kalkmadan önce bir kaç dakika yatakta oturun , sonra kalkın. Uyurken başınızı biraz yüksek tutun . Eğer tansiyon düşüklüğü semptomları hissederseniz ( baş dönmesi, göz kararması, halsizlik) düz bir zemine uzanarak ayaklarınızı, bacaklarınızı bir sandalye veya benzeri bir yüksek yere koyun. Bu hareket kanı bacaklarınızdan kalbe ve beyine yönlendirecektir.

    Sık sık yiyin, karbonhidrat içeriği az yiyecekler tütekin: Bu yeme tarzı özellikle ağır yemeklerden sonra oluşacak tansiyon düşmelerini engelleyecektir. Öğünlerinizin karbonhidrat ( patates, pirinç, pasta ve ekmek) içeriğinin az olmasına dikkat edin. Aynı zamanda bilinen bir yan etki olmadığı sürece çay ve kahve içmek düşük tansiyonunuzun yükselmesinde fayda sağlayacaktır. Yalnız unutmayın ki özellikle kahve kalp hastalarında ciddi yan etkiler (çarpıntı, tansiyon yükselmesi) yapabileceğinden doktorunuza danışmadan kahvenin fazla tüketimine gitmeyiniz.

    Dr. Cem Özcan

    Dahiliye Uzmanı

  • Tansiyon

    TANSİYON

    Tansiyonunuz Kaç?

    Tansiyonunuz kaç biliyor musunuz?
    Hastaların azımsanmayacak kadar büyük bir çoğunluğu kan basıncının yüksek olduğunun farkında değildir. Bu durum mortalite ve morbiditenin artmasına neden olmaktadır. Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda kan basıncı yüksekliği de daha sık görülür. Türkiye'de yapılan Salturk çalışmasıyla bir kişini ortalama 18 g /gün tuz aldığı saptanmıştır. Oysa alınması gereken günlük tuz miktarı en fazla 6 g olmalıdır.

    Kaça çıkarsa tehlikeli?
    JNC (joint national committee)'ye göre 140/90 mmHg üzeri hipertansiyon olarak kabul edilmektedir. Avrupa Hipertansiyon Cemiyeti'ne (AHA) göre ise tansiyon sınıflaması daha ayrıntılı olarak alınmıştır. Ev ölçümleri için hipertansiyon sınırı 135/85 mmHg , 24 saatlik kan basıncı takibinde ise sınır 125/80 mmHg olarak belirlenmiştir. Sistolik (büyük) tansiyonun 140 mmHg üzerinde, diastolik (küçük) tansiyonun ise 90 mmHg altında olduğu duruma ise izole sistolik hipertansiyon denmektedir. Malign hipertansiyon tanımı papil (göz dibi) ödemi, akciğer ödemi, bayılma ile giden bir kliniği tanımlar.

    Belirtileri nelerdir?
    Hastaların önemli bir kısmında herhangi bir belirti yoktur. Bazen tek belirti ölçülen kan basıncının yüksek gelmesidir. Bazı hastalarda karşılaşılan en önemli belirtiler baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, bulantı kusma, baş dönmesi şeklindedir. Uzun süren kontrol edilmeyen hipertansiyon ancak hedef organ hasarlarıyla kendini belli eder. Bu organlar beyin, kalp, böbrek, retina ve kan damarlarıdır. Bu organlara ait bulgular ve hastalıklar böbrek yetmezliği, proteinüri, damarlarda anevrizma (anormal genişleme), tıkanma, inme ensefalopati, kalp damar hastalığı, kalp krizi ve kalp yetmezliği şeklinde görülür.

    Nedenleri nelerdir?
    Hipertansiyonun nedeni % 90-95 bilinmemektedir, % 5- 10'luk kısımda ise bir nedene bağlı (sekonder) hipertansiyon söz konusudur.

    Hangi durumlarda sekonder hipertansiyonu düşünmek gerekir?
    Yaş, öykü, fizik inceleme, laboratuar bulguları sekonder bir neden düşündürüyorsa,kan basıncı ilaca zor cevap veriyorsa, iyi kontrol edilmiş tansiyon birden kontrolden çıkıp yükselmeye başlıyorsa,hedef organ hasarı varsa,kan basıncı >180/110 mmHg ise sekonder hipertansiyonu düşünmek gerekir.

    Hipertansif hastanın değerlendirilmesi

    Bu durumda 3 hususa dikkat etmek gerekir:

    1 – Hipertansiyon yaratan sekonder bir neden araştırmalı,
    2 – Hedef organ hasarı ve eşlik eden hastalık bakılmalı,
    3 – Diğer kardiovasküler risk faktörleri değerlendirilmelidir.

    Tansiyon nasıl ölçülmelidir?
    Tansiyon ölçümünde;

    • Kişi gevşemiş bir pozisyonda rahat olmalı
    • Yarım saat öncesinde kafein almamış, bir şey yememiş olmalı
    • Sigara içmemiş olmalı
    • Ölçümden önce en az 5 dakika istirahat etmeli
    • Koldan tüm giysiler çıkarılmalı
    • 2 dakika aralıklarla 2 veya daha fazla ölçüm yapılmalı
    • Kullanılan cihazın boyutları uygun olmalı

    Tedavisi nasıl olmalıdır?
    Tedavideki temel hedef mortalite (ölüm) ve morbidite (sakatlık) oranlarını azaltmaktır. Hedef 140/80 mmHg altı olmalı; eğer böbrek hastalığı ya da diyabet mevcutsa bu durumda 130/80 mmHg altı hedef alınmalıdır.Hipertansiyon ciddi ama tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavi edilmezse kalp, beyin, böbrek, göz gibi organlarda istenmeyen durumlara sebep olabilir, tedavisi ömür boyu sürmelidir, İlacı sadece bulgular ortaya çıktığı zaman değil sürekli kullanılması gerekmektedir.Kan basıncı düşünce ya da şikayetler kaybolunca tedavinin bırakılmaması gerektiği unutulmamalıdır.İlaçların bağımlılık yapmayacağı, genel önlemlere uyulmazsa ilaçların yetersiz geleceği eğer hasta üzerine düşen görevleri yapmazsa doktor doktor gezmesinin ona hiçbir fayda sağlamayacağı anlatılmalıdır.

    Non farmakolojik (ilaç dışı) tedavi : Yaşam tarzı değişikliği, tuz alımının kısıtlanması, ideal kiloya ulaşma, fizik aktivite artışı, sigarayı bırakmak, aşırı alkol tüketimini önlemek, diyeti düzenlemek, sık sık günde 5-6 öğün ama az miktarda yemek yemek, potasyumdan kalsiyumdan zengin besinler tüketmek, doymuş yağdan fakir diyet almak ilaç dışındaki tedavi yöntemlerinin temel prensipleridir.

    Non-farmakolojik tedavilerin tansiyonu düşürme oranları ise şu şekildedir:

    Kilo verme: 5- 20 mmHg (sistolik)
    Sebze-meyve ağırlıklı beslenme: 8- 14 mmHg (sistolik)
    Tuz kısıtlama: 5-10 mmHg (sistolik)
    Fizik aktivite: 4- 8 mmHg (sistolik)
    Alkol alımını kısıtlama: 2- 4 mmHg (sistolik)

    İlaç (farmakolojik tedavi) : Hastanın yaşına eşlik eden diğer hastalıklarına uygun değişik grup ilaçlar ile hekim hipertansiyonu tedavi etmeye çalışır. Yapılan çalışmalarda en az 2- 3 ilacın gerektiği belirlenmiştir. İlaç kullanmaya rağmen tansiyonda düşme sağlanamazsa buna dirençli hipertansiyon denir. Bu durumda ilaç kullanmak en azından kardiovasküler mortalite ve morbiditeyi azaltmaktadır.

    tasarım

  • Hangi yağlar faydalı ?

    Sağlıksız ve bilinçsiz beslenme damar sertliğine neden oluyor. Damar sertliği de damarlarda hassas plakları oluşturuyor ve bu hassas plaklar yırtılarak kalp krizi riskini arttırıyor.

    Damar sertliğine dolayısı ile kalp krizine karşı önlem almanın yolu doğru beslenmekten geçiyor. Prof Dr Yavuz Baykal, damar sertliğinin önlenmesinde yardımcı besinler ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi: 'Damarlarımız elastik bir yapıda olduğundan dolaşan kanın değişen hacmine karşılık kan basıncının değişiklik göstermesine müsaade etmez. Zamanla ortaya çıkan damar sertliği kalp krizi, beyin damar tıkanması, beyin kanaması ve ayak kangrenleri olgularının en önemli nedenidir. Damar sertliğinde damar duvarındaki esnek yapılar çok sert doku ile kaplanır ve esneklik yok olur. Damar duvarı sertleşmesini, duvardan damar içine doğru büyüyen yapıların oluşumlar (aterom plakları) izler. Bu plaklarının gelişimi sonucu damar boşluğunun çapı daralır ve geçen kan miktarı azalır. Damar sertliği damarlarda hassas plakların oluşmasına neden olur ve bu hassas plaklar yırtılarak kalp krizine yol açarlar.'

    HANGİ YAĞ SAĞLIKLI?
    Günlük besinlerimizdeki yağlar farklı yağ asitlerinin bileşimlerinde oluşur. Doymuş yağ asitlerinden olan Hindistan cevizi yağı en fazla damar sertliğine yol açan yağdır. Mısırözü yağı, ayçiçeği yağı ve soya yağı büyük miktarlarda linoleik asit içerir ve daha az damar sertliği yapıcı özellik gösterirler.

    SAĞLIKLI BESLENME ŞEKLİ
    – Bol sebze ve meyve yenmelidir. Sebze ve meyvelerin çoğunda yeterli miktarda besin maddesi vardır, aynı zamanda kalorileri düşüktür ve çok miktarda lif içerirler. Dolayısıyla, sebze ve meyveler fazla enerji vermeden yeterli besin sağlarlar. Yapılan çalışmalar sebze-meyve ağırlıklı diyetin tansiyonu düşürdüğünü ve KDH riskini, özellikle de inme riskini, azalttığını gösterir.

    – İşlenmemiş taneli, bol lif içeren yiyecekler yenmelidir. Bunlar hem diyetin kalitesini artırırlar, hem de kalp damar hastalığı riskini düşürürler. Lifli diyetler mide boşalmasını geciktirerek doygunluk sağlarlar ve kalori miktarını düşürürler. Ayrıca vücutta sentezlenen kolesterol miktarını düşürürler.

    – Haftada en az iki kez balık yenmelidir. Balık eti, özellikle de yağlı balık eti, omega-3 çoklu doymamış (poliansature) yağ asitlerince zengindir. Haftada iki kez balık yenmesi erişkinlerde ani ölüm ve koroner kalp hastalığı nedeniyle ölüm riskini azaltmaktadır.

    – Az doymuş yağlar tercih edilmelidir. Günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağlardan sağlanmalıdır. Kolesterol ise günde 300 miligramı geçmemelidir. Bu hedeflere ulaşmak için yağsız et ve sebze, yağsız süt ürünleri yemek ve diyette margarinleri en aza indirmek gerekir.

    – Şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalıdır. Diyetle alınan toplam enerjinin büyük bir kısmı şekerli içeceklerden gelir. Şekerli yiyecek ve içecekler fazla kalorileri nedeniyle şişmanlığa yol açarlar. Şekerli içecekler doygunluk vermediklerinden, kişi daha fazla enerji alır.

    – Alınan tuza dikkat edilmelidir. Fazla tuz alınışı yüksek tansiyona yol açar. Tuz kısıtlaması, tansiyonu normal kişilerde yüksek tansiyon gelişimini önlerken, yüksek tansiyonlularda ise tedaviyi kolaylaştırır.
    Tuz kısıtlaması yaşa bağlı tansiyon yükselmesini azaltırken diğer taraftan damar sertliği ve kalp yetmezliği riskini düşürür.