Kabızlığın tanımını yapmak zordur ve kişiden kişiye anlamı farklıdır. Bazıları İçin dışkı sıklığında azalma, bazıları için çok sert ve zor dışkılama, bazıları içinize dışkılarken ağrı hissetme olabilir. En basit olarak dışkılamada zorluk ya da gecikme olarak tanımlanabilir. Çocuklarda dışkılama sıklığı doğumdan sonraki ilk haftalarda günde ortalama dörtten, iki yaşına kadar ikiye ve dört yaşına kadar bire iner.
Kaka kaçırma
çeşitli resimler
Kabızlık dışkılama sıklığına göre tanımlandığında haftada üçten az dışkılama olarak kabul edilir. Bebek ve çocuklarda Roma kriterlerine göre kabızlık tanımı erişkinlerden farklıdır ve şunları içerir:
1. En az iki haftadır dışkılamaların çoğunda çakıl taşına benzer sert dışkı
2. En az iki haftadır haftada iki veya daha az sayıda sert dışkılama
3. Yapısal, endokrinolojik veya metabolik bir hastalığın olmaması.
Okul öncesi çocukların yaklaşık %3'ü, okul çağındaki çocukların ise %1-2'si kabızlıktan yakınır. Bildirilen insidans %0.3-8 arasında değişmektedir. Ayrıca, genel pediatri polikliniklerinin %3-5'ini, pediatrik gastroenteroloji kliniklerinin ise%25'e kadar yüksek bir oranını kabız hastaları oluşturur. Dışkı kaçırma soiling istemsiz olarak dışkının kaçırılmasıdır ve bununla ilgili olarak değişik terimler kullanılmaktadır. Bunlardan inkontinans altta yatan bir hastalık (anatomik, organik ya da inflamatuvar, örneğin; meningomiyelosel, omuriliğe bası yapan kitle, ülseratif kolit gibi) olduğunda kullanılır. Bu durum dışkı kaçıran çocukların %5'ten daha azında sorumludur. Enkoprezis ise dört yaşından daha büyük çocuklarda kabızlığa ikincil olarak şekilli, yarı şekilli ya da sıvı dışkının istemsiz olarak kaçırılmasıdır. Dışkı kaçırma olgularının %95'ten fazlasında neden enkoprezistir. Erkeklerde daha sıktır. Primer enkoprezis dışkı kontrolü hiç gelişmemiş çocukları, sekonder enkoprezis ise yaşamının bir döneminde dışkı kontrolü geliştikten sonra dışkı kaçırmaya başlayan çocukları tanımlar. En çok kullanılan tanımlar bunlar olmakla birlikte bazıları enkoprezisi uygun olmayan yerlerde normale yakın miktar ve kıvamda dışkının kaçırılması olarak tanımlayarak, bundan daha çok psikolojik-gelişimsel anormallikleri sorumlu tutmaktadır. Son yıllarda enkoprezis için rektumda dışkı birikimi olmaksızın dışkı kaçırma (nonretentive fecal soiling) deyimi de kullanılmaktadır.
Diskezi dışkılama sırasında aşırı ıkınmayı tanımlar. Küçük miktarda dışkı çıkarmak için saatlerce ıkınan çocukları tanımlamak için inefektif defekasyon, anismus,anal akalazya, boşaltmada obstrüksiyon, pelvik taban dissinerjisi, anal sfinkter disfonksiyonu, pelvik-taban disfonksiyonu, spastik pelvik-taban sendromu, çocukların fonksiyonel dışkı birikimi gibi terimlerde kullanılmaktadır. Bu durumda çocuk, dışkılama sırasında eksternal anal sfinkterini ve perineal kaslarını gevşetmesi gerekirken kasar. Ağrılı dışkılamaya şartlı bir yanıt olarak mı geliştiği, yoksa gelişimsel bir olay mı olduğu bilinmemektedir.
Gelişmiş ülkelerde dışkı kaçırma sıklığı beş yaşında%3, yedi yaşında %1.5, 12 yaşında %0.8 kadardır.Ülkemizde yapılan bir çalışmada çocuklarda enkoprezis sıklığı %0.43 (erkek/kız: 2.28) olarak bulunmuştur.Dokuz yaşından büyük çocuklarda %0.23 oranındadır. Daha az oranda görülmesi, ülkemizde beslenmede hayvansal gıdaların daha az yer tutmasına, birçok yerde daha etkili ıkınmayı sağlayan alaturka tuvaletlerin kullanılmasına ya da ailelerin durumu saklayarak söylememesine bağlı olabilir.
Nedenleri ve etyopatogenez
Kabızlığın nedeni araştırıldığında çocukların%95'inden fazlasında bir neden bulunmaz ve bunlar fonksiyonel kabızlık olarak adlandırılır. Kalan%5'inde ise değişik nedenler bulunur (Tablo 2). Burada fonksiyonel kabızlığın patogenezi üzerinde durulacaktır. Kabızlığı bebeklikte başlayanlarda dikkatli bir öykü alındığında başlangıçta akut bir neden (diyet değişikliği, çevre değişikliği, ateşli hastalık, dehidratasyon, yatağa bağımlılık, herhangi bir nedene bağlı olarak dışkılamada ağrı) saptanabilir. Bu çocukların 2/3'ünden fazlasında dışkılama sırasında ağrı olur, bir kısmında da anal fissür vardır. Bu ağrı defekasyonu geciktirme/engelleme isteği doğurarak eksternal anal sfinkterin kasılmasına ve dışkının rektumda birikmesine yol açar. Rektumda biriken dışkı, devam eden sıvı emilimi sonucu daha sert hale gelir ve bir sonraki dışkılamada daha fazla ağrıya neden olur. Böylelikle bir kısır döngü başlamış olur. Rektumdan her dışkı geçişi çocukta korku yaratır ve çocuk bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu ağrılı defekasyondan kaçınmak için dışkısını tutar. Bu dışkı tutma sırasında çocukta anormal postürler görülebilir. Bu evrelerde çocuk dışkısını tutabilmek için gluteal kaslarını kasar, kızarır, bir köşeye çekilerek çömelir ya da bacaklarını birleştirir; ağrı nedeniyle ağlayabilir; bağırma, kızarma, bacakları hiperekstansiyona ve fleksiyona getirme hareketleri gözlenebilir. Bu davranışlar aile tarafından genellikle yanlış olarak dışkılama çabası şeklinde yorumlanır. Zamanla bu davranış otomatikleşir. Olay ilerledikçe rektum büyür ve megarektum gelişir. İnek sütünde kabızlığa neden olabileceği, özellikle anne sütünden kesme döneminde kabızlığı başlayan çocuklarda akılda tutulmalıdır. Diğer tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen çocuklarda inek sütü eliminasyonu tedavide denenmelidir. Tuvalet eğitimi başladığında karşılaşılabilecek bir sorun tuvalet eğitimini reddetmedir. Bu çocuklar idrarlarını tuvalete yaparlar fakat tuvalete dışkılamayı kabul etmezler. Bezleri bağlandığında dışkılarını ayakta bezlerine yaparlar. Bu durum nadiren yıllarca sürebilir. Bu çocuklar kabız olmaya adaydır. Yapılacak şey, bazı aileler istekli olmasa da, tekrar alt bezi bağlamaktır. Olguların%89'u üç ay içinde tuvaleti kullanmaya başlar. Tuvalet eğitimini tamamlamadan önce dışkılarken saklanma eğiliminde olan çocuklar tuvalet eğitimini reddetmeye, kabız olmaya ve dışkılarını tutmaya daha çok eğilimlidir. Daha büyük çocuklarda da dikkatli bir öykü alındığında%80'den fazlasında tetikleyici stresli bir olay(kardeş doğumu, ana-babanın boşanması, dede-nine ölümü, ev taşıma, okula başlama gibi) vardır. Aile içi davranış ve tutumlar incelendiğinde çocuğa otonomi sağlanmaması kadar, yeme ve uyuma alışkanlıklarında tam bir otonomi olması da arttırıcı nedendir. Aile yapımızda kuralları koyan genellikle babalar olduğundan, baba otoritesinin olmaması çocuk ile anne arasında simbiyotik bir ilişki yaratabilir. Çocuk, yaşına bağlı olarak oyuncaklarıyla oynama, bilgisayarda oyun oynama gibi çok hoşuna giden aktivitelerde bulunduğunda veya kendi tuvaletini kullanamadığı durumlarda dışkılama gereksinimini ertelemek isteyebilir. Özellikle okul çağında, okul tuvaletlerinin yeterli düzeyde olmaması (temizlik, tuvalet sayısı, bazı yerlerde erkek-kız ayrımının olmaması gibi)tuvaletin çocuklar tarafından kullanılmamasına ve bu da kabızlık dahil birçok soruna yol açabilir. Sonuçta yukarıda bahsedilen kısır döngü herhangi bir yaşta başlayabilir. Kabızlığın başlıca organik nedenleri Tablo 2'de verilmiştir. Nörolojik sorunu olan çocukların 1/3'ünde kabızlık görülür. Bunun başlıca nedeni nörolojik kontrol sistemlerinin yetersizliği, beslenmede yeterli posa alınmaması, kullanılan bazı ilaçlar (antikolinerjikler, opiyatlar) ve hareket kısıtlılığıdır. Nedeni ne olursa olsun hastalık ve hareketsizlik çocuklarda akut kabızlığın başlangıcı olabilir. Otistik çocuklarda da kabızlık daha sıktır. Normal şartlarda rektum boştur ve rektuma dışkı girmesi dışkılama gereksinimi doğurur. Kronik kabızlığı olan çocuklarda rektum genişlemiştir (megarektum) ve dışkı doludur. Bu çocukların rektumu, gelen dışkıya karşı duyarsızdır ve çocukta dışkılama gereksinimi olmaz. Biriken dışkı anal sfinkterin tutabileceği düzeyden daha fazla basınca ulaştığında, dışkı kendiliğinden iç çamaşırlarını kirletecek şekilde kaçar. Birlikte karın ağrısı ve distansiyonu olabilir. Gecikmiş mide boşalması nedeniyle iştahsızlık, bulantı ve kusma görülebilir. Çocukta ruhsal değişiklikler saptanabilir.
Değerlendirme
Öykü: En önemli nokta doğum sonrası ilk dışkılamanın ne zaman olduğudur. İlk mekonyumun 48 saatten sonra gözlenmesi araştırmayı gerektirir. Hirschsprung hastalığı (HH) olmasalar bile kabız olan çocukların yaklaşık %40'ında ilk mekonyum çıkışı 24saatten sonra olmaktadır. Aile öyküsünde ebeveynlerin yarısından çoğunda kabızlık vardır. Kabızlığın ne zaman başladığı, akut başlangıcın olup olmadığı, kullanılan ilaçlar (özellikle enürezis için), iç çamaşırının kirlenmesi, rektal kanama, bulantı, kusma, karın ağrısı, karın şişkinliği, anal bölgede ağrı (özellikle
dışkılama sırasında), iştahsızlık, yetersiz kilo alımı ve davranış değişiklikleri sorulmalıdır. Genel olarak söylenirse olguların yaklaşık 1/3'ü kroniktir. Yine olguların %30-50'sinde yakınmalar iki yaşından önce başlamaktaysa da, ailelerin ilk dikkatini çeken ya da onları yardım aramaya yönlendiren iki yaş sonrasında çocuğun tuvalet eğitiminin gecikmesi ve dışkı kaçırmasıdır. Erkeklerde daha sık görülmektedir. Devam eden kabızlık ve/veya dışkı kaçırma çocuğu fiziksel, psikolojik, eğitim ve sosyal yönden etkiler ve özgüvenini azaltır. Bazen çocuklar doktora kabızlık değil ishal yakınması ile getirilirler. Bunun nedeni rektumda impakte olan dışkının etrafında oluşan sıvı kısmın kaçırılmasıdır. Dışkının miktarı ve kıvamı kabızlığın nedenine göre değişir. Yavaşlamış kolonik transit zamanı olanlarda dışkı daha fazla ve daha yumuşakken, fonksiyonel rektal retansiyon olanlarda dışkı miktarı daha az ve daha serttir. Normal görünümlü dışkı kaçırma varsa tuvalet eğitimiyle ilgili bir yanlışlık ya da ihmal olup olmadığının delilleri (büyümede duraklama, konuşma ve motor gecikme, fiziksel istismar bulguları) aranmalıdır.
Fizik muayene: Palpasyonla kolonda dışkı birikimi saptanabilir. Perine mutlaka fissür, deri hastalığı, analektopi ve sakral agenezis açısından incelenmelidir. İdrar inkontinansı da varsa omurga ve sakral bölge muayenesi mutlaka yapılmalıdır. İlk 48 saatte mekonyum çıkarmayan yenidoğan anal atrezi, anal stenoz, HH ve kistik fibrozis açısından değerlendirilmeli ve araştırılmalıdır. HH'de rektal muayeneden sonra parmak çekildiğinde fışkırma tarzında dışkılama görülebilir. Safralı kusma, karın distansiyonu, bazen enterokolite bağlı kanlı ishal saptanabilir. Daha büyük çocuklarda abdominal distansiyon ve büyüme geriliği olabilir. Mekonyum tıkaçlarının pasajı kistik fibrozisi düşündürür.
Laboratuvar: Fonksiyonel kabızlığın tanısı için laboratuar incelemesine gerek yoktur. Yapılan tetkiklerin çoğu durumun ağırlığını, bazı alt tipleri ayırmaya ve ayırıcı tanı yapmaya yarar. Organik bir neden öykü ve fizik muayene ile düşünülürse, düşünülen hastalığın tanısına yönelik testler yapılmalıdır (Tablo 2).
Radyoloji: Fonksiyonel kabızlıkta sadece transit zamanını göstermek ya da biriken dışkı miktarını gözlemek için yapılır. Transit zamanı için ardarda üç gün sekiz radyoopak marker içirilir ve beşinci gün düz film çekilerek filmde görülen marker sayısına göre; ağır gecikme,orta derecede gecikme, hafif gecikme ve normal olarak değerlendirilir. Ayrıca, markerlerin kaldıkları yerde önemlidir. Rektosigmoid bölgede birikim çıkışta obstrüksiyon, tüm kolon boyunca dağılım pankolonik gecikme olarak değerlendirilir. Filmlerin aileye gösterilmesi sorunun daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Normal transit zamanı kabızlığı ekarte ettirmez. Bu radyolojik çalışma tedaviye yanıtı değerlendirmede de kullanılabilir. Kaçırması devam eden bir çocukta radyoopak marker görülmemesi fazla ilaç dozunu gösterirken, bulguların devam etmesi yetersiz tedavi ya da yanıtsızlığı gösterir. Transit zamanı radyonüklid sintigrafi ile de gösterilebilir.
Manometri: Büyük çocuklarda etkisiz ıkınma gösterilebilir. Ikınma esnasında eksternal sfinkterin gevşemesi yerine kasılması gözlenir.Ayırıcı tanıda akılda tutulması gereken hastalıkların başında HH gelir. HH, 5,000 canlı doğumda (hasta ebeveynlerin çocuklarında %3) bir görülür. Erkek/kız oranı4'tür. Zamanında doğan bebeklerin %94-98'i, prematürelerin%76'sı ilk 24 saatte mekonyum çıkarırken, HHolanların %94'ü çıkarmaz. Normal bebeklerin hemen hemen tamamı ve pretermlerin %98'i ilk 48 saatte mekonyum çıkarır. Yenidoğan bebeğin ilk 48 saatte mekonyum çıkarmaması, kusma (safralı olabilen) ve karında distansiyon varlığı HH'yi gösterir. Ana patoloji tutulan bölgede ganglion hücrelerinin olmamasıdır. Aganglionozis %70-80 oranında rektosigmoid bölgededir,%15 hastada total kolonik tutulum vardır. Bu belirtiler olmadığında ya da atlandığında çocuk kusma, distansiyon ve ishal ile birlikte septik bir tabloda (enterokolit tablosu) gelebilir. Daha az sıklıkla ise hasta çocuk büyüme geriliği ve kabızlık yakınması ile gelebilir. Daha büyük çocuklarda şiddetli kabızlığın varlığı, büyüme geriliği, karında distansiyon ve sıklıkla rektal tuşede boş bir rektum varlığı tanıyı düşündürür. Dışkı kaçırma genellikle yoktur. Baryumun kolondan geç boşalması da tanıya yardımcıdır. Grafi kısa lezyonları, total kolonik aganglionozisi ve yenidoğandaki hastalığı tanımada yetersiz kalabilir. Tedavisi aganglionik segmentin çıkarılması ve normal kısmın anal kanala çekilmesidir.
Operasyon sonrasında da kabızlık devam edebilir ve dışkı kaçırma gelişebilir. Baryumlu kolon grafisinde tipik görünüm dar segment (hastalıklı kısım) ve proksimalindeki kolonda dilatasyondur. İnternal anal sfinkter akalazyası (İASA), eskiden çok kısa segmentli HH olarak adlandırılan, rektal biyopsinin normal olmasına rağmen motilite çalışmasında rektoanal inhibitör refleksin olmamasıyla karakterizedir. İnternal anal sfinkterin innervasyonu kusurludur. Genel görünüm dışkı kaçırmayla birlikte de olabilen kabızlıktır. Tedavisinde internal sfinkter miyektomisi başarılıdır.
Tedavi (Doktorunuza başvurunuz)
Belirtilerin çıkışıyla tedavi başlanması arasında geçen süre tam kanıtlanmamışsa da, başarıyı etkilemektedir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa prognoz o kadar iyi olmaktadır. Ailelerin bir endişesi de çocuğun altta yatan kronik bir hastalığı olduğudur. Bu aileler ve yaşı uygun ise çocuk olayın fonksiyonel olduğuna ikna edilmelidir. Kabızlığı olan çocuklarda davranış sorunlarının daha sık olduğu görüşü tartışmalı olsa da, davranış sorunu olanların tedaviye yanıtlarının daha kötü olduğu bilinmektedir. Bu nedenle tedavide tıbbi ve psikolojik yaklaşım birlikte verilmelidir. Tedavinin temeli kolonu boşalt ve boş tuttur. Kolon boşaltıldıktan sonra uzun süre dışkı birikiminin olması engellenerek anatomik yapının normale dönmesi ve rektumun tekrar duyarlılığını kazanması amaçlanmaktadır.
·Kolonun boşaltılması (disimpaction): Boşaltmanın sağlanması için kullanılan birçok ilaç vardır. Gerekirse lavman ve bazı durumlarda genel anestezi altında elle boşaltma yapılabilir.
·İdame tedavisi: Rektosigmoid bölgenin boşaltılması sağlandıktan sonra amaç kolonda dışkı birikmesini önlemek ve rektumun normal büyüklüğüne dönmesini sağlamaktır. Amaç, günde en az bir-iki kez normal kıvamda dışkılamayı sağlamaktır. Çocuk her öğünden sonra beş dakika tuvalette oturtulmalıdır. Bu arada bir günlük tutulması ve günlük dışkı sayısının ve altına kaçırmaların işaretlenmesi çocuğu teşvik edici olduğu kadar tedaviye yanıtın izlenmesi açısından da yararlıdır. Tedavide kullanılan başlıca ilaçlar, dozları ve yan etkileri
Tablo 3'te, bazı besin maddelerinin lif içerikleri de Tablo 4'te verilmiştir. İlaç tedavisinin yanında tuvalet eğitimi, psikolojik tedavi ve bazı olgularda biofeedback tedavisi uygulanabilir. Biofeedback, manometri ve/veya elektromiyografi(EMG) kullanılarak çocuğa normal dışkılama şeklinin (ıkınarak karın içi basıncının arttırılması ve bu sırada eksternal sfinkterin gevşetilmesi) öğretilmesidir. Pelvik-taban dissinerjisi olanlarda biofeedback yararlıdır. Böylelikle çocuklara normal dışkılamanın şekli, ıkınırken eksternal anal sfinkterin gevşetilmesinin gerektiği gösterilerek öğretilir.
GİS: Gastrointestinal sistem.
Manometride anorektal fonksiyonlar ve kolonik transit zamanı normaldir. Bunlarda öyküde kaçırılan dışkının normal miktarda olduğu görülür. Bu çocuklarda dabiofeedback genellikle daha başarılıdır. Dışkılama mekanizmasında bir bozukluk olmadığı taktirde biofeedback'inyararı yoktur. Fissürü olan çocuklarda internal anal sfinkterin istirahat halindeki basıncı yüksek olduğundan (ister neden, ister sonuç olsun), tedavide de bu basıncın düşürülmesi önerilir. Perianal infeksiyon,ağrıya neden olup dışkılamadan kaçınmaya neden olacağından, olup olmadığına dikkat edilmelidir. Bazı çalışmalarda %50-60 gibi yüksek oranda rekürrens bildirilmektedir. Tıbbi tedaviyle birlikte psikolojik destek ve davranışların değiştirilmesi çalışmasıyla başarı şansı%88'lere kadar çıkmaktadır. Yine de çocukların yarısına yakınında tekrarlama olabilir ve bu durumda kısa süreli tıbbi tedavi verilmelidir. Başarı aile ve çocuğun programa uyumuna doğrudan bağlıdır. Rektumun tam boşaltılması sağlandıktan sonra tuvalet eğitimi, dışkı yumuşatıcılar kullanılarak günlük boşalma sağlanmalı ve birikme engellenmelidir. Bu dönemin azından altı ayı alır. Bu dönemden sonra ilaçların gözetim altında kesilmesi önemlidir. Yeterli boşalmanın olmadığı düşünüldüğünde tekrar ilaç başlanmalıdır.
·Cerrahi tedavi: Hastaların %5'ten azında cerrahi tedavi gerekebilir.
Tablo 1. Çocuklarda normal dışkılama sıklığı
Yaş Haftalık dışkılama sıklığı Günlük dışkılama sıklığı
0-3 ay
Anne sütü 5-40 2.9
Mama 5-28 2.0
6-12 ay 5-28 1.8
1-3 yaş 4-21 1.4
> 3 yaş 3-14 1.0
1. Fonksiyonel: %95
2. Organik
a.Anatomik
İmperfore anüs
Anal stenoz
Anüsün önde yerleşmesi
Pelvik kitle (teratom vb.)
b. Metabolik ve gastrointestinal
Hipotiroidizm
Hiperkalsemi
Hipokalemi
Kistik fibrozis
Diabetes mellitus
Multipl endokrin neoplazi tip 2B
Çölyak hastalığı
Renal tübüler asidoz
c. Nöropatik hastalıklar
Spinal kord anormallikleri
Spinal kord travması
Nörofibromatozis
Ensefalopati
Tethered kord
Serebral palsi
d.Bağırsak sinir ve kas bozuklukları
Hirschsprung hastalığı
İntestinal nöronal displazi
İntestinal psödoobstrüksiyon
Visseral miyopatiler
Visseral nöropatiler
e. Anormal karın kas yapısı
Prune belly sendromu
Gastroşizis
Down sendromu
f. Bağ dokusu hastalıkları
Skleroderma
Sistemik lupus eritematozis
Ehlers-Danlos sendromu
g. İlaçlar
Opiyatlar
Fenobarbital
Sükralfat
Antasitler
Antihipertansifler
Antikolinerjikler
Antidepresanlar
Sempatomimetikler
h. Diğer
Ağır metal zehirlenmesi (kurşun)
Vitamin D zehirlenmesi
Botulizm
İnek sütü protein intoleransı
Etiket: Tanı
-
Kabızlık
-
Çocukluk çağı tümörleri
NÖROBLASTOM
Nöroblastom periferal sempatik sinir sisteminin embriyonel tümörüdür. Çocuklarda üçüncü en sık görülen kanser tipidir. Tüm çocukluk çağı tümörlerinin %8ini oluşturur.Bir yaş altı bebeklerde en sık tanı alan tümördür.Hastaların %90 ı beş yaş öncesinde tanı alır.Görülme sıklığı erkek çocuklarda ve beyaz ırkta daha yüksektir.Tümör sempatik ganglion zincirinin bulunduğu boyundan pelvise kadar her yerden ve adrenal medulladan gelişebilir. İleri derecede habaset gösterir ve hasabet derecesi önceden kestirilemiyecek kadar farklı olabilir,dokusal yapısı malignden iyi huylu
tümör görünümüne dek farklılık gösterebilir. Kendiliğinden gerileyerek yok olabildiğini gösteren yayınlar da vardır.
Genelde 0-10 yaş gurubunun hastalığıdır. En sık 18 ay-2 yaşları arasında görülür.Hastaların %90'ı 7-8 yaşına kadar tanı almaktadır.
Yenidoğanda en sık görülen karın içi habis tümörüdür.Bu tümörler rabdomyosakom Ewing sarkom ve Hodgkin dışı lenfomalar gibi diğer küçük hücreli tümörlere benzer.
Prognoz doku yapısının tanımına göre değişir. Prognozu; tümördeki bağ dokusu miktarı, tümör hücrelerinin farklılaşma derecesi ve tümör hücrelerindeki mitoz (çoğalma) sayısı belirler.
Nöroblastomu başlatan genetik bozukluk bilinmemektedir.
Tümör çoğunlukla karın içi arka duvarında yer alır(%75).Bunun yaklaşık%50 si adrenal bezin medulla kesiminde ve %25 i omurilikten çıkan spinal ganglionlardan gelişir.Hastaların %20 sinde göğüs arka duvarında ve %5inden azında ise boyun ve pelvisteki leğen kemiği boşluğunda oluştuğu görülür.
Belirti ve Bulguları:
Hastalar tümörün yerine, yayılımına bazende salgıladıkları hormonun oluşturduğu belirtilere bağlı olarak çeşitli şikayetlerle hekime başvurabilirler. Hastaların büyük çoğunluğu karında kitle şikayeti ile hekime başvururlar.
Karın ağrısı, kilo kaybı, karında şişlik, ateş ve kansızlık tabloya eşlik edebilir. Tümörden salgılanan hormonlarla yüksek tansiyon olguların %25 inde gözlenir.Direkt karın grafisinde tümöral kitlede kanamaya bağlı kalsifikasyon görülür.Çocuklarda sık görülen ve karında kitle ile müracat eden Wilms (böbrek kökenli)tümörde ise genelde kalsifikasyon görülmez.
Göğüs arka ve üst boşluğu veya boyundaki tümörler Horner Sendromu bulguları (göz kapağı düşüklüğü,gözde kanama) gösterirler.
Göğüs arka duvarında görülen tümörlerde, solunum sıkıntısı, yutma güçlüğü gibi bulgular görülebilir.
Nöroblastomlar, çevre dokulara, doğrudan yayılabilrler. Lenf ve kan yolu ile yakın ve uzak bölgelere yayılım görülebilir. Tümör; Lenf bezelerini, karaciğeri, kemik iliği ve kemiğin korteksini tutabilir. Kemik metastasları sıklık sırasına göre uzun ve yassı kemikler (kafa tası kemikleri, omurga, leğen kemiği, kaburga ve iman tahtası kemiğidir). Yaygın kemik iliği tutulumlarında, trombosit azalması ve pıhtılaşma faktörlerinin bozulmasına bağlı kanamalar görülebilir.
Tanı
Karın grafisi, bilgisayarlı tomoğrafi(BT) ve ultrasonografi, hekimi kolaylıkla tanıya ve tümörün ne denli yayılmış olduğu bulgusuna götürür.
Kanda adrenalin, noradrenalin, DOPA ve 24 saatlik idrarda VMA düzeyi tespit edilmelidir.
Kemik iliği biyopsilerinde nöroblastoma has rozet formasyonu gözükebilirse de kesin tanı tümör dokusundan alınan parçanın mikroskopik incelemesi sonucu konulabilir.
Tedavi
Nöroblastomun tedavi şekil ve sonuçları tanı konulduğunda tümörün yaygınlık derecesi ile ilgilidir.
Tanı sırasında bazı ölçütlere göre yapılan tümörün hangi klinik evrede olduğu tespit edilir.Çeşitli evreleme yöntemlerinden en sık kullanılan Evans'in evrelemesidir.
Evans Evrelemesi:
1.EVRE: Tümör yalnız bir organ veya yapıdadır. Tümüyle cerrahi olarak çıkartılabilir.
2.EVRE: Tümör köken aldığı organın dışına taşmış ancak vücut orta çizgisini geçmemiştir. Komşu lenf bezleri tutulmuş olabilir. Tümör, komşu lenf bezleri ile birlikte çıkartılabilir.
3.EVRE: Tümör büyük, genellikle orta çizgiyi geçmiştir. Çoğu kez tam olarak çıkartılamaz. Geride tümör dokusu kalır. Karşı yandaki lenf bezleride tümörle tutulmuş olabilir.
4.EVRE: Uzak yayılım vardır. Kemik, çevre dokular, diğer organlar ve uzak lenf bezleri tutulmuş olabilir.
4-S EVRESİ: Bir yaşından küçük çocuklardaki uzak yayılımlı hastalığı belirtir. Karaciğer, deri, kemik iliği yayılımları vardır. Kemiğin korteksi (sert kısmı) tutulmamıştır.
Tedavi:
Tümörün evresine göre planlanır.
EVRE-1de tümör bütünü ile çıkartılmalıdır. Nöroblastom kolayca zedelenebilen yalancı bir kapsül ile sarıldığından cerrahi girişim sırasında titiz davranılarak tümör dokusunun çevreye dağılmasına neden olunmamalıdır.
EVRE-2 aşamasındaki kitlelerin çoğunluğu tamamen çıkartılabildiği gibi, bir kısmı geride kalabilir. Bu hastalarda tedavi kemoterapi ile sürdürülmelidir. Birçok habis urda kemoterapi ile iyi sonuçlar alınırken, nöroblastomalarda istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Metastazlı hastaların % 40'ı kemoterapiye tam yanıt verirken, % 30'u ise hiç yanıt vermemektedir.
EVRE-2 de ilaçlı tedavi sonucu tümörde gerileme olursa, kalanının cerrahi olarak çıkartılması uygun olur. Bu esnada çevredeki lenf bezlerinden de örnekler alınarak tedavinin başarısı değerlendirilir.
EVRE-3 Nöroblastomlarda cerrahi girişimin yanısıra, kemoterapi ve radyoterapi gerekir.
EVRE-4 tümörlerde yoğun kemoterapi verilmelidir. Etkili kemoterapinin ardından küçülen tümöral kitlenin çıkartılmasına çalışılmalıdır. Gerektiğinde tümör yatağına radyoterapi uygulanabilir.
EVRE 4-S olan durumlarda yaygın karaciğer yayılımı olsa dahi asıl tümöral odağın çıkartılmasına gayret edilmelidir. Tümoral kitle ne kadar çok çıkartılırsa, kemoterapi ve radyoterapinin etkisi o kadar çok olacaktır. Kemik iliği tutulumu bulunan EVRE 4 S vakalarının EVRE 4 e dönüşüm olasılığı bulundurduğundan kemoterapi verilmesi uygun olur.
Sonuçları: Nörolastomlu bir yaşından küçük çocuklarda EVRE 1, 2, 4-S aşamasındaki tümörlerde hastalığın gidişi belirgin olarak iyi, büyük çocuklarda Evre 3 ve 4 de kötüdür.
Tümörün köken aldığı bölgede önemlidir. Servikal, mediastinal ve pelvik yerleşimli nöroblastomların klinik seyri retroperitoneal, paraspinal veya adrenal yerleşimlilerden daha iyidir.
Histopatolojik olarak matür olanlarda seyir daha iyidir. Yaşam oranı %90 nın üzerindedir.
Kemoterapi ve radyoterapiye iyi cevap vermeyen, yüksek riskli Nöroblastomlu olgularda; genelde indüksiyon kemoterapisini takiben, yüksek doz kemoterapi ve otolog kemik iliği veya kök hücre nakli ile iyi sonuçlar bildirilmektedir.
Nöroblastom birçok gelişmeye karşın silinip atılması güç bir tümör olma özelliğini sürdürmektedir. Buna karşın Nöroblastom ile ilgili yapılan biyolojik çalışmaların da tedavi için yeni genetik hedefler belirleyeceği ümit edilmektedir. -

Çocuklarda karın ağrısı

Karın ağrısı çocuklarda oldukça sık rastlanılan bir durumdur.Karın ağrısı olan çocuk,iyi bir hikaye,fizik muayene,ağrının tipine göre;radyolojik incelemenin yanı sıra laboratuvar incelemesi gerektirir.Bu yazımızda ağırlık olarak acil cerrahi girişim gerektirecek karın ağrısı nedenleri üzerinde durulacaktır.
A- ACİL CERRAHİ GEREKTİREN (HAYATI TEHDİT EDEN)NEDENLER:
Karın Travması: Çocukluk yaş grubunda,oyun sırasında çocuğun yüksekten düşmesi ,motorlu taşıt kazaları,bisikletten düşme gibi durumların karın içi organlarda yapacakları yaralanmalar akut karın ağrısı nedeni olabilirler.İyi bir hikaye ile çocuğun karın travması geçirip geçirmediği ortaya konulmalıdır.Hikayede karın travması var ise,ağrıya neden olan karın içi organ yaralanmasını ortaya koymak amacı ile radyolojik ve kan tetkikleri yapılarak çocuk gözlem altında tutulmalıdır.Karın içi organ yaralanması ve karın içinde kanama var ise karın boşluğuna sokulan enjektörle yapılan aspirasyonda kan gelirse acil cerrahi girişim gerekebilir.
Apandisit: Daha sık olarak iki yaşın üzerindeki çocuklarda görülür.Göbek çevresinde başlayan ağrıya kusma eşlik edebilir.Ağrı daha sonra karın sağ alt kadranına lokalize olur.Muayenede özellikle karında hassasiyet,subfebril ateş görülür.
Tanıda;Ultrasonografi, kanda beyaz küre yükselmesi, subfebril ateş önem arzeder.Bilinçsizce kullanılan antibiotikler klinik tabloyu maskeleyerek tanıyı geciktirebilir.Ani olarak başlayan ağrı nedeni ile çocuk bacaklarını karnına doğru çeker.
Apandisit şüphesi olan çocuk,öncelikle gözlem altına alınmalı,tanı kesinleştiğinde cerrahi olarak apendektomi yapılmalıdır.
Tanıda geçirilen durumlarda,apendiks perfore olarak (patlayarak)iltihap tüm karın içini tutar ve ağrı da karnın tamamını içine alır.
İnvaginasyon(barsak düğümlenmesi): Üst kısımdaki bir barsak bölümünün onu takip eden alt kısımdaki barsak içerisine gemici dürbünü gibi girmesidir.Bu durum çoğunlukla ince barsağın son kısmının kalın barsak içerisine girmesiyle oluşur.Daha az olarak ince barsağın yine kendi içine girmesi,kalın barsağın kendi içine girmesi şeklinde de oluşabilir.Sıklıkla 4-10 aylık bebeklerde görülür.Ancak daha küçük ve daha büyük yaş grubundaki çocuklarda da nadirde olsa görülebilmektedir.Hastaların %92-98 inde invaginasyon nedeni bulunamaz ve idyopatik olarak değerlendirilir.Hastaların %2-8 inde olayı başlatan bir odak tespit edilebilir.Bu odak,polip,mekkel divertikülü,hemanjiom(kan damarı yumağı),tümör,daha önce geçirilmiş ameliyata bağlı karın içi fibroz bantlar(yapışıklık) olabilir.İnvaginasyon nedeni olarak bir odak tespit edilen hastaların büyük çoğunluğu 3 yaşın üzerindeki hastalardır.
Hastalığın seyri genellikle tipiktir.Önceden sağlıklı olan bebek karın ağrısı ile uyanır.Ayaklarını karnına çeker ve ağlar.Başlangıçta refleks olarak mide içeriği kıvamında kusar.Birkaç dakika süren ağrı atağından sonra rahatlar.Birkaç dakika sonra ağrı atağı tekrarlar,hasta terler, soluklaşır.Kusma safralı ve barsak içeriği kıvamını alır.Çilek jölesi şeklinde tanımlanan kanlı mukuslu dışkılama ile klasik tablo tamamlanır.
Karın muayenesinde;karında distansiyon (şişlik) görülebilir.Karın yumuşak ve invaginasyon kitlesi hassas olarak ele gelir.
Öykü ve bulgular tipik olduğu için tanı kolaydır.Rektal muayenede parmağa çilek jölesi şeklinde kan bulaşır.
Tanıda; ayakta çekilen direkt karın grafisinde barsaklarda gaz-sıvı seviyelerin görülmesi barsak tıkanıklığını gösterir.Ultrasonografide iç içe geçmiş barsak ansları görülür.Tanıda süphe olduğunda;uygulanacak son yöntem baryumlu kolon grafisidir.Kolon grafisinde invaginasyonun geldiği bölgede dolma defekti görülmesi tanıyı teyit eder.
İnvaginasyonun tedavisinde; fluoroskopi altında hava veya baryumla (rektal yoldan) redüksiyon (düğümlenmenin açılması) veya cerrahi tedavi uygulanmaktadır.Uygulanacak tedavi hastanın özelliklerine göre seçilir.Erken başvuran fizik muayenede karında irritasyon olmayan invaginasyonun kalın bağırsağın sol tarafına kadar ilerlememiş olgularda,rektal yolla hidrostatik (hava veya baryum verilerek )redüksiyon denenmelidir.Redüksiyon denemesinden önce hasta ameliyata hazır hale getirilmelidir.Redüksiyonun başarısız olduğu veya redüksiyon sırasında gelişebilecek (barsak delinmesi gibi)komplikasyon durumunda süratle cerrahi tedaviye geçilebilmelidir.Hidrostatik redüksiyonda basınç 100-120 mm hg’yı geçmemelidir.Hidrostatik redüksiyonda redüksiyonun gerçekleştiği durumlarda ince barsağa hava geçişi fluroskopi altında görülebilir.Redüksiyonu takiben hasta gözlem altında tutulmalı,gaz ve gaita çıkardığından emin olunmalıdır.Hasta hekime geç başvurduysa,karında irritasyon bulguları,ateş,kan bulgularında beyaz küre yüksekliği (gibi toksik bulgular)varsa basınçlı redüksiyonunun riskine girilmemesi gerekir.Böyle durumlarda karın açılarak manuel olarak redüksiyon denenir.Redüksiyonun bu şekilde gerçekleştiği durumlarda bağırsakta nekroz(doku ölümü)varsa ilgili bağırsak kısmı çıkarılır ve uc uca anastomoz yapılarak barsağın devamlılığı sağlanır.
İnvaginasyon oluşumunu takiben ilk 6 saat içerisinde tedavi edilmelidir.Zamanında tedavi edilmeyen olgular hızla fatal (öldürücü)seyredebilir.En küçük şüphede hasta mutlaka bir çocuk cerrahi tarafından muayene ile değerlendirilmelidir.
B- SEYRİ SIRASINDA ACİL CERRAHİ GEREKTİREBİLECEK HASTALIKLAR:Bu grup hastalıkların bazılarında daha önce tanı konulmuş bir hastalığın seyri sırasında aynı hastalığa bağlı bir komplikasyon olarak akut karın bulguları ve karın ağrısı ortaya çıkabileceği gibi,komplikasyonun ortaya çıkması ile ancak asıl hastalık tanısı konulabilir.Bu grup hastalıklardan önemli olan bazıları başlıklar halinde anlatılmış diğerleri Tablo-1 de isim olarak gösterilmiştir.
Malrotasyon ve Midgut Volvulusu: Embiryolojik gelişim sırasında bağırsaklar kendini besleyen üst mezanterik atardamar etrafında saatin aksi istikametinde 270°c lik bir dönüş yaparlar.Bu dönüşün hiç olmaması veya eksik olması duedonumda (oniki parmak bağırsağında)akut veya kronik tıkanıklığa ince bağırsakların kendini besleyen damarlar etrafında dönerek hem beslenmesinin bozulmasına hemde bağırsak tıkanıklığına neden olabilir.Bu durum çocukların %50 sinde yenidoğan döneminde (ilk bir ay içerisinde)ortaya çıkar.Çocukta karında şişlik,kusma gibi belirtiler görülür.Akut karın bulgularının belirgin hale gelmesi ile acil ameliyat gerekir.Bu yaş grubunda tanı genellikle ameliyat sırasında konulur.Daha büyük çocuklarda malrotasyon ve buna bağlı volvulus(barsak düğümlenmesi),çekumun (kalın barsağın başlangıç kısmının ve duodenumun on iki parmak barsağının)normal lokalizasyonda olmadıklarının radyolojik çalışma sonucu anlaşılması ile ameliyat öncesi konulabilir.Malrotasyonu olduğu bilinen çocuklar ancak volvulus gibi bir komplikasyon geliştiğinde cerrahi girişim gerekir.İnkarsere kasık fıtığı(inguinal herni):Kasık fıtığı bazen kendini boğulma (fıtık kesesi içerisine giren organların,barsak veya kızlarda over gibi)ile gösterebilir.Çoğunlukla kasık fıtığı olduğu daha önce bilinen çocuklarda fıtık kesesi içerisinde barsağın boğulması kusma,ağrı gibi akut olarak ortaya çıkabilir.Erken müdahelerde boğulmuş barsak ansı elle müdahele ile redükte edilebilir.Geç gelen olgularda;boğulmanın üzerinden 6 saatin üzerinde bir sürenin geçtiği hastalarda mutlaka çare olarak müdahele ve barsak nekrozunun(ölümünün)gelişmiş olup olmadığının kontrolü gerekir.Nekroz gelişmiş ise bağırsağın o kısmı çıkartılır,nekroz gelişmemiş ise fıtık onarımı yapılır.
Yeni doğanın Nekrotizan Enterokoliti:
Yeni doğanlarda özellikle prematüre olanlarında daha sıklıkla görülür.İnce ve kalın bağırsaklarda nekroz ve iltihabı reaksiyonlarda seyredebilir.Karında distansiyon (şişlik),kusma ile kendini gösterir.Barsak nekrozuna (doku ölümüne)bağlı karın boşluğunda serbest hava görülmesi halinde acil cerrahi girişim gerekir.Hastalığın tıbbi tedavisi sırasında belirli barsak kesimlerinde darlıklar oluşabilir.Böyle durumlarda da cerrahi girişim gerekebilir.Hirschsprung Hastalığı (Doğumsal Aganglionik Megakolon:
Bu hastalarda doğumsal olarak kalın bağırsağın son kesimlerine yakın bölgesinde ganglion hücrelerinin (sinir hücrelerinin)gelişmemesi ile karekterlidir.Bu durum kalın barsağın bu kesiminde kakayı ileri doğru itme ve normal dışkılamayı sağlama karakterini kayıp etmesine neden olur.Böyle yeni doğanlar kaka yapma sıkıntısı çekebilirler.Buna bağlı kalın bağırsakta artan basınç nedeni ile barsak delinmesi görülebilir.Kalın bağırsak en sık olarak başlangıç kısmından (çekum)delinir.Karın grafilerinde karın içerisinde serbest hava görülür.Akut karının geliştiği bu hastalara acil cerrahi girişim gerekir.
Duplikasyon: Ağızdan anüse kadar barsağın herhangi bir kesiminde kistik veya tübüler yapıda barsak yapısını taklit eden ve ona komşu lokalizasyon gösteren anomalilerdir.Bunlar semptomlarını kitle basısı,volvulus(barsakta dönerek düğümlenme),delinme,kanama veya daha önce bahsettiğimiz invajinasyonda odak noktası olarak ortaya çıkarlar.Tanıda ultrasonografi,mide mukozası içeriyorsa sintigrafi yararlıdır.Akut karın gelişmesi durumunda acil cerrahi gerekebilir.Bunlarda tanı genellikle komplikasyonları sırasında yapılan ameliyat sırasında konulur.Mekkel Divertikülü: İnce barsağın son 20 cm lik kısmında bulunan divertikül tarzında barsağa açılan embiryonik bir artıktır.İnsanların %2 sinde bulunmakla beraber,bunların ancak %4-34 ü oranındakiler komplikasyonu nedeni ile belirti verirler.Belirti gösteren hastaların %45 i iki yaşın altındadır.
Mekkel divertikülleri,rektal kanama barsak tıkanıklığı,delinme gibi komplikasyonlara neden olabilir.
Mekkel divertikülü içinde ektopik olarak mide mukozası ve pankreas dokusu bulundurabilirler.Böyle olgularda vişne çürüğü renginde abondan(fazlaca)rektal kanamaya neden olabilirler.Kanama çocuğun kan değerlerini oldukça aşağı çeker.Kanın rengi oldukça tipik olduğu için mekkel divertikülünden şüphelenilir.Kanamaların nedeni mide mukoza dokusunun divertikülde yaptığı ülsere bağlıdır.Sintigrafi bu gibi olgularda tanıyı teyit eder.Kan değerleri düzeltilerek cerrahi girişimle divertikül çıkartılır.
Mekkel divertkülü bazı olgularda apandisit gibi bir tabloya neden olabilir.Apandisit diye ameliyata alınan hastalarda apandiks normal ise mutlaka mekkel divertikülü olup olmadığı kontrol edilmelidir.
Mekkel divertikülü,invaginasyon odağı olma ve volvulus (barsak düğümlenmesi)nedeni olarak da karşımıza çıkabilir.Patlamış over(yumurtalık)kisti: Patlamış over-kisti şiddetli karın ağrısıve karında hassasiyet yaparak akut apandisiti veya karın içi iltihaplanmayı taklit edebilir.Nadiren hayatı tehdit edici karın boşluğuna kanama ile ortaya çıkarlar.Ultrasonografi tanıda yardımcı olur.Karın içi aşırı kanamalar nedeni ile nadiren cerrahi girişim gerekir.
Primer Peritonit: Bu hastalık karın boşluğunun karın içi organlardan kaynaklanmayan iltihabıdır.Bakteriler karın boşluğuna ulaşmada kan yolunu,kızlarda genital yolu kullanmaktadır.
Hastalığın apandisitten ayırımı güçtür.Bu hastalıkta başlama kısa süreli olmasına karşın hastanın genel durumu daha bozuk,ateşi ve beyazküre değeri apandisite kıyasla daha yüksektir.Karnın her tarafında yaygın hassasiyet vardır.Ultrasonografide karında yaygın iltihàbi sıvı görülebilir.Hastalığın başlaması ve ilerlemesi akut apandisite benzemeyen bu durumda karın içinden enjektörle alınacak materyalin mikroskopik incelemesinde çoğunlukla streptokok veya gonokokların görülmesi tanıyı kolaylaştırır.Yukarıdaki mikroorganizmaların yanı sıra E.koli gibi gram negatif olanlarına’da rastlanılabilir.Primer peritonit antibiotik ile tedaviye 12-24 saat içerisinde cevap verir.Ancak primer peritoniti ameliyattan önce kesin olarak tanımak güç olmakta ve hastaların çoğunluğu patlamış apandisit şüphesi ile ameliyat edilmektedirler.
Tablo.1- Seyri sırasında acil cerrahi girişim gerektirebilecek hastalıklar
1-Koledok kisti
2-Mazenter kisti
3-Urakal kalıntılar
4-Kistik Fibrozis
5-Peptik ülser
6-Safra kesesi hastalıkları
7-Pankreatit
8-Askariasis
9-Amebiasis
10-Tifo
11-Yabancı cisim yutmaları
12-Tümörler
13-Polipler
14-Kron hastalığı
15-Ülseratif Kolit
16-Henok-Şönlayn Purpurası
17-Hemolitik üremik Sendrom
18-Ailevi Akdeniz Ateşi
19-Hemofili
20-Piyojenik karaciğer ve karın içi apseleri
21-Tüberküloz Peritonit
22-Gastrointestinal hemanjiomlar -
Polikistik over tanı
En sık kullanılan tanı kriteri çizelgesi (Rotterdam kriterleri)
1- USG görüntüsünde
-Overlerde 12 ve daha fazla folikül görünmesi
-Overlerin boyutunun artması ( 10ml üstü)2- Androjen hormonlarına baglı
-Kanda androjen hormonların yükselmesi
-Androjen hormon yükselmesine bağlı semptomlar görülmesi = akne , kıllanma , sac kaybı gibi3-Menstural düzensizlikler
-Adet düzensizliği ( adet görmeme ya da adet sürelerinin düzenli olmaması
-Adet miktarında değişiklikler
-Ovulasyonun olmaması ( oligo olulasyon ya da anovulasyon )
***Bu üç maddedn 2sini barındırıyorsanız genelde polikistik over sendromu tanısı alabilirsiniz.Ama hasta cok ayrıntılı değerlendirilmeli ve sadece bu kriterlere bakılmamalıdır.Not : Ayrıca Androgen Excess And Pcos Society Guidelines’ ta polikisitk over sendromunun androjen fazlalığına bağlı olduğu belrtilmiş ve buna bağlı kriterler ortaya konulmuştur. Tanı bu 3 kriteri birden barındırmalıdır. (son zamanlarda en cok kabul gören tanı kriterleridir)
Bunlar :
1-hiperandrogenisim (klinik ya da labaratuar olarak hiper androjenizim tanısı )
2-overlerin disfonksiyonu ya da polikistik over ( 25 ve daha fazla folikül bulunması overlerde ; over hacminin 10 ml den fazla olması )
3-Diğer androjen yüksekliklerinin elenmesi***Hasta aşağıda sayacağım tüm parametreler acısından ayrıntılı değerlendirilmelidir.
***Polikistik over sendromu tanısı koymak için spesifik bir test yok. Bİrçok hormon ve semptom , aile öyküsü ,fiziksel muayane , labaratuar ve görüntüleme yöntemleri birlikte değerlendirilerek tanı koyulmalıdır.
***testler değerlendirilirken bazı testler diğer nedenleri elemek için bakılır.adrenal ve over tümörleri , adrenal hiperplazi gibi nedenler elenmelidir.FİZİK MUAYENE
Vücutta kıllanma , akne ve sac dökülmesi değerlendirilir. tansiyon ölcülmeli ve hipertansiyon var mı bakılmalıdır.
Kişinin kilosu ölçülür.
BMI endeksine bakılır .( Body-mass index )
Pelvik fizik muayane yapılabilir.AİLE HİKAYESİ
Polikistik over sendromu genetik yatkınlık gösterir. Buyüzden anne , kardeş ya da diğer yakın kadın akrabalarda polikistik over sendromu var mı sorgulanabilir. Aile bireylerinden birinde pcos var ise diğerlerinde de olma olaslıgı % 40 civarındadır.
LABORATUVAR
1- FSH =Hipofizden salınan bu hormon yumurtalıklardaki yumurtanın olgunlaşmasını sağlar. Polikistik over sendromunda laboratuvar sonucu normal ya da düşük olacaktır.
2- LH =Hipofizden salınan bu hormon ovulasyonu sağlar , yani yumurtanın yumurtalıklardan salınımını uyarır.Polikistik over sendromunda muhtemelen yükselecektirNot : önceden lh/ fsh oranı 3 ve daha fazla olması polikistik over sendromu için bir tanı parametresi olarak kabul ediliyordu ama artık bu oransal değerlendirmenin pek doğru olmadığı belirlendi.Gene de bu değerlendirme tanı koymak için değil ama bir fikir edinmek için bakılabilir.
Not : FSh ve lh seviyeleri adet döngüsünün basında 5-20 mIU/ml civarında seyreder. Çoğu kadın adet döngülerinin ilk yarısında eşit oranlarda fsh lh barındırır.Lh seviyesi ovulasyondan ( yumurtlama) bir gün önce 25-40 seviyelerine kadar çıkar.ovulasyon sonrasında normal seviyelerine doğru döner.Fsh ve lh oranları norml aralık olan 5-20 mIU/ml arasında olsa da yukarıda bahsettiğim gibi çoğu pcos lu kadında bu lh fsh’tan oldukça fazladır.BU bir tanı değildir ama yönlendirmesi acısından önemlidir.Yani fsh ve lh değerlerinin normal aralıkta olması polikistik over tanısını elemez.3- PROGESTERON = ovulasyondan sonra corpus luteumdan salgılanır.Uterusu gebeliğe hazırlar.Düşük seviye progesteron ovulasyonun olmadığının göstergesidir. ( genelde infertilite testlerinde oldugu gibi ovulasyonun olması gereken günden 7 gün sonra progesteron seviyelerine bakılır. Porgesteron seviyeleri 14 ng /ml den yüksek ise ovulasyon muhtemelen olmamıstır.)
4- TESTESTERONE = Polkistik over sendromunda seviyeleri genelde yüksektir. Akne , kıllanma ,adet düzensizlikleri gibi birçok semptomdan sorumludur .Ama kan testeleriniz normal gelebilir ve bu semptomları ve polikistik over sendormunu yasıyor olabilrisiniz gene de.
Not : yüksek testesteron seviyeleri yumurtalıklarda testesteron salgılayan over tümörlerinden kaynaklı olabilir; mutlaka elemine edilmelidir.***total testesteron seviyesi =normalde 6.0-86 ng/dl arasındadır.Polikistik overde biraz artabilir.Total testesteron seviyesi 40 ng/ dl üzeri değerler yakından takip edilmelidir.
***serbest testesteron seviyesi = normalde 0.7-3.6 pg / ml arasındadır.Serbest testesteron seviyesi pcosta artabilir.5- DHEA-s (DEHİDROEPİANDESTERONE sülfat) =adrenal bezlerden salınan bir androjendir.Polikistik over sendromunda çoğunlukla artacaktır. Normal seviyeleri 35-430 ug/ dl arasındadır.Polikistik over sendormunda 200 üstü değerler şüpheli değerlendirilmelidir.
Not : yüksek dhea seviyeleri böbrek üstü bezlerden androjen salgılayan tümör belrtisi olabilir.mutlaka elemine edilmelidir.
6- ANDROSTENEDİONE =Overler ve adrenal bezler tarafından üretilen bir hormondur. normal seviyeleri 0.7-3.1 ng/ ml arasındadır.Polikistik over sendromunda muhtemelen artacaktır.
7- ÖSTROJEN ( estradiol ) =Genelde yumurtalıklar tarafından sentezlenen ve az miktarda da adrenal bezlerden sentezlenen bir hormondur. Seviyesi artacak ya da azalacaktır. Polikistik overli cogu kadında östrojen seviyeleri normal aralığı olan 25-575 pg/ml arasındadır ; ama aslında olması gerekenden daha düşüktür.( yani normal aralıkra da olsa o anda siklüste olması gereken aralıktan daha düşüktür )
8- SHBG ( SEX HORMONE BİNDİNG GLOBULİNE ) = azalmış olabilir. Fazla testesteron üretimini elemek için bakılır.Eğer ortamdaki shbg oranları azalıyorsa testesteron üretimi artmış olabilir ( shbg-testesteron ile bağlanır )9- HCG = gebelik için bakılır
10- AMH ( ANTİ MÜLLERİAN HORMONE )=Overlerin ( yumurtalıkların ) çalışma kapasitesini gösteren bir testtir.(foliküllerin prematur olarak gelişmesini önler amh , Ama amh seviyeleri çok yüksek olduğunda bu süreç durur ve yumurtanın olgunlaşması aksar ) Polikistik over sendromunda genelde amh seviyeleri artacaktır.Son çalışmalar pcos tanısında amh seviyelerinin önemli bir yeri olduğunu belirtmektedir.Ve pcos hastalarını takip ederken de bir takip paramatresi olarak kullanılabilir.
*** amh seviyeleri 5 ng/ ml üstü yüksek olarak kabul edilir.
***amh seviyeleri 3.5-5.0 ng / ml üst seviye sınırdır.
***amh normal seviyeleri 0.7-3.5 ng/ml dir
***amh sveşyeleri 0.3-0.7 arası alt seviye sınırıdır.
***amh seviyeleri = 0.3 ng/ml altı düşüktür.Not : özellikle 35 yaş üstü kadınlarda amh sveiyeleri pcos tanısı için oldukça önemlidir.35 yaş üstü usg de polikistik görüntüler sıklıkla görülmez ve burada amh bize oldukça faydalı olabilir.
11- TSH , T3,T4 = tiroid sorunlarını elemek için bakılır.Birçok tiroid hastalığı ve hormon dengesizliği tiroid hormonlarındaki polikistik overe benzer smeptomlar oluşturmaktadır.
12- KORTİZOL = cushing sendormunu elemek için ( 24 saatlik idrar serbest kortizolu bakılmalı ). cushing sendormunda yüksek olur. Ayrıca cushing sendromu olmasa bile yüksek kolesterol seviyeleri kilo alımına , hipertansiyona , şeker yüksekliğine , osteoporzise , cilt sorunlarına neden olabilir.
13- PROLAKTİN =hipofizden salgılanan ve süt üretimini kontrol eden bir hormondur .yüksek seviyelerde salgılanması kadınlarda adet görmemeye neden olabilir. Buyüzden bu test hiperprolaktinemiyayı elemek için bakılır. Mr ( manyetik rezonans ) ile prolaktinoma adı verilen bir tümör var mı bakılır ve aynı zamanda hipotroidizm de hiperprolaktinoma yapabileceği için elenmesi gereklidir. Polikistik ovcer sendromunda genelde 25 ng/ ml den az seyreder seviyeleri. Bazı kadınlarda prolaktin seviyeleri polikistik over sendromunda artabilir , genelde 25-40 ng/ml arasında seyreder bu artış.14- 17-HİDROKSİPROGESTERONE =konjenital adrenal hiperplaziyi elemek için bakılır.
15- IGF-1 = fazla büyüme hormonu var mı elemek için ( akromegali )
16- HDL , LDL , TOTAL KOLESTEROL , TRİGLİSERİTLER = pcos ile artan kardiyovasküler riski değerlendirmek için bakılır.Polikistik over sendromu olan kadınların çoğunda lipit profili ile alakalı metobolik sorunlar olabilir.Kalp hastalıklarına yatkınlıkları yüksektir.
17- AÇLIK KAN SEKERİ VE HBA1C VE AÇLIK İNSÜLİN= pcos ile baglantılı insülin direncini değerlendirmek için bakılır. Polikistik over sendromu olan kadınlarda insülin direnci ve diyabete yatkınlık odlukça yüksektir.
Ayrıca ben hastanın durumunu değerlendirmek için bu tahlillere bakmaktayım.18- Homosistein
19- Magnezyum
20- Çinko
21- Selenyum
22- D vitamini
23- B12 vitamini
24- İdrarda spot iyot
25- Spot iyot/ kreatinin
26- Histamin
27- Folik asit
28- Hemogram
29- Demir , ferritin
30- Ggt ,ast,alt
31- Crp , sedim
32- BAZI VAKALARDA AGIR METAL PANELLERİ İSTENEBİLİR.
Not : oral kontraseptif kullanırken ( doğum kontrol hapları ) bakılan test soncuları doğruyu yansıtmayacaktır. Özellikle androjen hormon sonuçları oldukça etkilenecektir .Polikistik over tanısı için labaratuar tahlili yapıldığında kişiye oral kontraseptif kullanıp kullanmadığı mutlaka sorulmalıdır. Doktorunuza mutlaka oral kontraseptif kullanıyorsanız belirtiniz. EN doğru labaratuar sonuçları için kişi en az 3 ay oral kontraseptif kullanmamış olmalıdır.
GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ
***TRANSVAGİNAL YA DA ABDOMİNAL USG ile yumurtalıklar değerlendirilr. Transvaginal usg cok daha doğru sonuçlar vermektedir.
***polikistik over hastalarında overler ( yumurtalıklar ) genelde 2-3 katı daha büyük olabilirler.
*** her bir over ayrı ayrı değerlendirilir ve her bir overde 12 den fazla yumurtalık kisti olup olmadığı bakılır.(2-9mm arası kistler vesaire)
***genelde kistler yumurtalıklarda dizilmiş olarak bulunurlar.
***foliküller genelde küçük ve olgunlasmamıs olarak görülebilirler.
*** görüntüleme yöntemleri % 90 oranında semptomları anlamada yardımcı olurlar. Ama tek basına anlamlı olmayabilirler. Görüntüsel olarak usg uyumlu iken labaratuar ve semptom olarak kişi herhangi bir semptom vermeyebilir. Ama bu vakalar herzaman yakından takip edilmelidir.
Polikistik over tanısı almak için labaratuar-klinik-görüntüleme beraber değerlendirilmelidir.
Sadece usg de çıkan sonuçlar polikistik görünüm olarak değerlendirilir ve direk sendrom tanısı almazlar.
Not : polikistik over görünümü özellikle genç kadınlarda ( ergenliğe yeni girmiş ) sık sık görülmektedir. Buyüzden adet görmeye başlamadan 8 yıl sonraya kadarki dönemde usg de görülen polikistik over görünümü çok anlamlı olmayabilir.
Not : ” İnternational Evidence-Based Guidelines For Pcos” , polikistik over sendromu tansıında polikistik over görğnümüün bir tanı kriteri olmaması gerektiğin, belirtmiştir: Poliksiitk over görünümünün her 3 kadından 1 inde görüldüğü ortaya konulmuştur. -
Asperger sendromu insanlar neden kastetmediklerini söyler, neden söylemediklerini kasteder?
Asperger Sendromu, genel olarak çocukluk aşamasında saptanan nöropsikiyatrik bozukluktur. Genel hatları ile OTİZM’le benzerlikler gösterir. (Toplumsal iletişim ve etkileşimde gerilik; kısıtlı ve kendine özgü tuhaf ilgi alanları…) Otizmle temel farkı dil-bilişsel gerilik olmayışıdır. Semantik-pragmatik yetiler gelişmemiştir. (Toplumsal, kültürel, gelenek-görenek, ahlak, norm türlerinin eksik olduğunu söyleyebiliriz.) Zeka düzeyi genelde normal ve hatta bazen üstündür. DSM-IV ve ICD-10 ölçüleri şöyledir:
DSM-IV tanı ölçütleri:
• Toplumsal iletişim için kullanılan el, kol, göz, yüz hareketi, vücut şeklinde değişiklik
• İnsan ilişkilerinde, eğlence, kıskanma, kendini tanımlama, paylaşma, oyun, beğenme gibi konularda eksiklik
• Duygusal netlik (evet-hayır) konusunda gerilik
• Olağandışı, basmakalıp, sınırlı örüntüler geliştirme
• İşlevi olmayan ancak yeri gelince yapılacak gündelik işlere aşırı ve sık uyma
• Motor manyerizm (parmak şıklatma, aşırı göz açıp kapama, dil çıkarma, el çırpma)
• Eşyalarla aşırı ilişki, takıntı
• Toplumsal mesleki alanlarda uyumsuzluk
• Normal dil gelişimi
• Bilişsel gelişim, kendine yetme becerisi, uyumda klinik gecikme olmaması
• Cinsellikte genelde normalizasyon (aşırı fark yoktur.)
ICD-10 tanı ölçütleri:
• Dilde belirgin dil ve bilişsel gelişme geriliği yok
• Özbakım, adaptif tavırlar, çevre merakı zihinsel gelişim ile uyumlu
• Motor beceriksizlik var
• Bir konuya özel ilgi varsa üstün yetiler edinme
• Karşılıklı toplumsal etkileşimlerde niteliksel kusur mevcut
• Dar ilgi alanı, aşırı tuhaf bilgi, basmakalıp örüntüler
• Motor manyerizm
• Nesneler veya oyun aletlerine aşırı saplantı
• Obsesif- kompulsif (anankastik) kişilik bozukluğu, çocukluk bağlanma bozukluğu, şizotipal bozukluk, uyumsuzluk, jest yokluğu, motor beceriksizlik, hayal gücüne dayalı oyunlarda düşüklük, tuhaf konuşma, farklı dil, DEHB, depresyon, antisosyal şiddet içeren davranışlar da klinik özelliklere eklenebilir.
AS, paternal dede-babalarda sık görülür. Binde 3/7 sıklık (ABD) söz konusudur. (AS’li bireylere ait ülkemizde düzgün ve bilimsel ölçütler temelinde saptama yapılmamıştır. Hemen hemen hiçbir istatistik mevcut değildir. Devlet ve özel sağlık kurumları, konu ile ilgili üniversiteler de dahil… Bu nedenle var olan bilgilerin çoğu ABD ve Avrupa’dan alınmıştır.) Normal sınırlara yakın düzeyde sosyal yaşantı içinde kaybolanlar da eklenirse 250’de 1 kişi söz konusu olabilmektedir. ABD’de okul çağı için %1, erkek kadın için sıralama 9:1’dir.
Bozukluk tanı ölçütlerindeki gelişmeler, annelik yaşının düşmesi, göç, enfeksiyon, viral ajan artışı ve yayılımı, bağışıklık seviye düşüşü, kimyasal toksin ve çevresel kirlilik sorunları Asperger Sendromu artışının temel etmenleridir. AS genel olarak 10-11 yaş arası saptanır. Dil gecikmesi olmayışı toplumsal ilişkilerdeki sorunların özellikle kreş ve anaokullarında DEHB’li vaka çokluğu nedeniyle araya kaynaması yüzünden bazen erişkin döneme dek saptanamaz. Bu durumda kişinin kendi arayışı, iş dünyasındaki saptama, hukuk sistemi gibi yollardan saptanır. Bazense hiç saptanamaz.
As saptanmasında yuva, ilkokul 3.-4. Sınıf lise, okul bitimi, iş seçimi, eş eçimi, hapishane durumları etkilidir. O denli ki 3-4 okul bitirip iş bulamama, iş stresine dayanamama, uyum sağlayamama, mutlu evlilik yürütememe, cindel ilişkide zorluk gibi sıkıntılar içerisindeki bireyler için AS mutlak surette göz önüne alınmalıdır.
İnsan ilişkilerinde Prof. Dr. Barış Korkmaz hocanın mükemmel tanımı ile “insanların neden kastetmediklerini söylediği, neden söylemediklerini kastettiği” gibi ciddi bir sorunsalı derin biçimde yaşayan birçok EKSANTRİK insan için de bu sendrom mutlaka incelenmelidir.
Yine aynı biçimde özellikle okul çağında “cins, tuhaf, gıcık, kıl, inek şaban, arama motoru, Google gibi çocuk, mal gibi adam, kendisinden başkasını düşünmeyen hırt, saygısız, moron, şakadan anlamayan, herkesten doğal hakkıymış gibi hizmet isteyen, yaş ve statü kavramını bilmeyen (okul müdürü İzzet Bey’e İzzet diyen…), sevindiği an herkesin sevinçten uçtuğunu sanan ve düşünen, tanımadığı kişilere özel soru soran veya aile ilişkilerini döküveren, paylaşma, özür dileme, ödünç alıp verme, dürtü kontrolü zayıf” her bireyde AS gözden uzak tutulmamalıdır.
AS’li ilişkilerinde birçok farklı duygu durumları peş peşe görülebilir. Kendini üstün görmeme, tevazu, utanç, suçluluk duyma duygularına sahip olmayabilir. Beri yandan dedikodudan uzak olma, masum, dürüst olma, mülkiyet duygusu olmama, aldatma ve yağcılık yapmama gibi temel ilkelere de sahip olabilir.
AS’de sözel olmayan iletişi tipleri, yüz ifadesi, ses tonu, jest ve bakış sorunları mevcuttur. Gramer gelişimi normaldir. Konuşmasında melodik olmayan bir ton vardır., serttir, bazen ders verir gibi didaktik konuşur. Göz teması sıkıntılıdır, bakışı çoğu kez gergin, hırçın, kaygılı, uzaklaştırıcıdır. Şiddet amacı taşırken gözler aşırı parlarken; duygu gerektiren durumlarda tam tersi hiç uygun olmayan, odaklanmayan bakışlar mevcuttur.
Asli’de prosodi (dilin melodik özellikleri) bozuk olduğu için konuşma hızı ve şiddeti farklıdır. Cenaze, toplantı gibi durumlarda ses yüksektir. Semantik-pragmatik düzeyde dil bozukluğu vardır. (Dilin kavramsal- anlamaya yönelik özellikleri, toplumsal kullanış biçimine uygun değildir).
Konuşma aşamasında o an geçerli durum, konum, bağlanma, uygun çıkarım yapılamaz. Geçmişte öğrenilen, yeni durumları tanımada kullanılacak verileri seçemez, bu nedenle zihin yükü artar, dikkati hızlı dağılır. Sözcükleri bu amaçla uygun seçme sıkıntısı nedeniyle çoğunlukla o an hangisi uygundur bulmak amacı ile konuşmada sık duruş, “ııı”,”eee” gibi karşıdan yardım bekleme durumları mevcuttur.
Teğet, çapraz, uygunsuz konuşma düzeni vardır. Yarattığı anlamsız sözcükleri kullanır. (Çocukluk çağında çocukların ayakkabı için “apat” çorap için “çopat” demesi çoğu kez normal olup giderek düzelirken AS’de bu kalıcı hale gelebilir).
Bilgi edinmede de sorunlar mevcuttur. Dikkat yukarıda söylendiği gibi düşüktür. Kendi ilgi alanına yoğunlaşmıştır. Bir çok kez farklı tarz öğrenme yolları denenir. Bir.ok kez de “ağacı görür ama ormanı göremez”. Takıntıları nedeniyle çoğu kez kendi anlayışına göre zora düşmemek amacı ile ritüel (merasim)-rutin (günlük yaşama düzeni) edinmiştir.
Bilgi edinmedeki ciddi sorunları ile bir kez öğrenebildiği bir bilgi üzerine yoğunlaşır. Ülke bayrakları, tren tarifesi, futbol maçı tarih ve sonuçları… Kimi kez aşırı fotografik belleğe sahiptirler. Ancak bu bellek çoğu kez belirli bir şeye yönelmiştir. (Tüm keman üreticilerinin isimler, bilirler fakat keman çalamazlar.)
AS’linin çocukluk düzeyinde öfke, yıkıcı davranış, agresyon (saldırı), kurallara uymama gibi durumlar özellikle dikkat çekicidir. Kaygı düzeyi çoğu kez çok yüksektir. Sikloid psikoz, şizofreni, paranoya, şizoid kişilik bozukluğu, depresyonla çoğalır. Madde, ilaç, alkol bağımlılığı artar. Panik atak yaşanabilir. (Depresyon %40, Mani %9, Bipolar bozukluk %9, İntihar %7, şizofreni %9, OKB %14, paranoya %9, hipokondriyazis %4’tür.) Hastalık hastalığı, tırnak yeme, sümük karıştırma masaya silme, dışkı ile oynama, vücudu sık yıkama, alkolle silme, tik ve manyerizm sıktır. Boğaz temizleme, garip ses, tourette (özellikle küfür), göz kırpma, yüz buruşturma, yere ayak vurma çoklukla görülür.
Bilişsel- akademik aşamadaki sorunlar özgül öğrenme bozukluğu, disleksi, diskalkuli, makrografi (iri harf kullanımı) sözel olmayan öğrenmede düşüklük, zamanı ayarlayamama, doğruluk, suçluluk duygu ve telaşı, DEHB, işleyen bellek zayıflığı (daha az önce söylenen ismi bile unutma), seçici yanıt verme (istediğini duyma) şeklindedir.
İlerleyen yaşlarda yakın arkadaşı olmama, düşük jest, özel yüz formu, geleneklere uyamama, tuhaf ve öznel ilgi alanları netleşir. Denetleme ve manipülasyondan uzak dururlar. Çocuksu merak ve doğrucu olup yalan söyleyememe değişmez.
Otizmin bir çeşidi olan AS, otistik temel belirtilere;
• Toplumsal ilişkide (socialization)
• Sözel iletişimde (communication)
• Hayal gücünde (imagination) yetersizlik tiplerine sahiptir.
Zeka gelişimi açısından fark belirlidir. Standart otizmde zeka gerilik oranı %70 civarındadır. Atipik Otizm (ADD-NOS: başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk) veya ağırlıklı olarak sözel otizm olarak tanımlanabilir.
Zaman içinde eğitimsizlik, aile yetiştirme tarzı sebebi ile uygulanan sıra beklememe (örneğin bankada) trafiğe uymama, yüksek ses çıkarma, çevreyi kirletme gibi olumsuz davranışlar eğitim, aile, toplum etkileri ile normal çocuklarda ortadan yok olsa da AS’de devam eder.
Sosyal fobi durumunda görülen başarısızlık duygusu, eleştiri ve gruba kabul edilmeme kaygıları bu tablo ile benzeşir.
Çocukluk çağı psikozları (şizofreni, depresyon) benzeşen tavırlar söz konusudur. Halüsinasyon, hezeyan sık görülür. Şizoidlerde görülen okuldan kaçma, alt ıslatma-dışkı (noktürnal enürezis, enkoprezis) DEHB, aşırı fantezi, yalan, yalnızlık, içe dönüklük- aşırı tek ilgi yoğundur. OKB (anankastik) ile törensel ilişki, otonom bulgu, korkutucu düşünceler benzeşir. Avoidant (kaçıngan) tipi kişilikle de kendi yapısına rağmen sorunu rakip gördüğü kişi veya karşı gruba koyarak itilme, yalnız bırakılma durumunda kendini kurban gösterme tarzı aynıdır.
As tetkikinde kullanılan psikometrik, nöropsikolojik testler, laterilizasyon (el, ayak, göz), motor beceri (el-göz, şekil, görsel motor) dikkat, görsel algı, mekânsal algı, zamansal algı, Rorschach, dil sorunları (fonoloji, prosodi, gramer, pragmatik, semantik), BT, MR, Pozitron Emisyon tomografisi, QEEG, QEEG ile uyarılmış potansiyeller psikoteknikte kullanılan bazı teknikler kullanılır.
İlaçla kesin tedavisi yoktur. Psikoterapi, grup terapisi, aile terapisi gereklidir. Ancak öğretmen veya eğiticinin kişiliği konusunda aşırı duyarlı olduğu için ciddi eğitim görmüş kişilerce bu süreç devam ettirilmelidir. AS’linin terapisinde bu kişiler toplumsal uyumu sözel zeka ile yürüttüklerinden her şey net açıklanmalı, numaralandırılıp listelenmelidir.
Motor becerisizlik ve Manyerizm konusunda iyi bir beden eğitimi şarttır.
Davranışçı bilişsel terapide depresyonu çözecek EMDR yöntemler kullanılmalıdır. BIO-FEEDBACK teknikleri ile kişisel duygular ve bunların net dış ifadelerinin tanınması sağlanmalıdır.
Toplumsal iletişim becerilerinde tanışma, yardımlaşma, iltifat, eleştiri, öneriye açıklık, karşılıklılık, paylaşmai sorunları çözme, idare etme-dinleme, eş-duyum, kaçınma ve sonlandırma teknikleri kullanılmalıdır.
AS’de nörobiyolojik boyut nasıldır? Hasta yakınma veya şikayetlerine özgü tanı, semptomatik, ampirik, fenomenolojik tanıdır. Soruna neden olan, yol açan, nedene dayalı olana ise etiyolojik tanı denir. Bu yönden As’nin genetik temelde etiyolojik bir tanısı henüz yoktur. Beyinde hastalığa yol açan şikayetlerden sorumlu hasarlı bilginin nerede olduğunu saptayan tanıya lokalizasyona yönelik tanı denir. Hastalığa yol açan etkenlerin hangi organda ne tür hasar yaptığını ise patolojik tanı saptar. (AS’de net bilinmemektedir.) Prognostik tanı ise hastalığın nasıl yol aldığı ve düzelip düzelmeyeceği ile ilgilidir. (AS’de tam düzelme yoktur.) Ancak AS ve beyin yapısı şudur;
Temel beyin yapıları amygdala, superior temporal sulcus, orbital frontal sulcus (ventromedical sulcus), anterior cingulate kortekstir. Frontal bölgede düşük metabolizma düzeyi olup, serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterler düşüktür.
Amygdala: hızlı otomatik belirsiz durumların duygusal çözümlemesini sağlar ve As’de etkisi düşüktür. Orbital frontal korteks: olaylara toplumsal anlam yüklemeyle ilgilidir. Önceki deneyimler sayesinde yeni bilgilere ulaşmayı sağlar. As’de öğrenme bozulur, kaygı artar, stres yükselir. Prefrontal lobun, dorsalateral bölgesi analitik düşünce planlama ve kişilik özellikleri ile ilgilidir.
Premotor korteksteki mirror nöronlar (ayna nöronlar) ise taklit ve empati sağlar. Sağ hemisferdeki fusiform gyrus inferior oksipital gyrus ise yüz tanıma ile ilgilidir. Superior temporal sulcus yüz ifadesi tanıma, öfke, tiksinme gibi duygularda karşısındakini tanıma ile ilgilidir ve AS’de düşüktür. As’de beynin sağ yarı küresi sıkıntılıdır. Cerebellum’da da denge ve vücut hareketlerini düzenleyen kısım sıkıntılı görülür.
Sonuçta yukarıda bahsedilen psikometrik, nöropsikolojik testler uygulanır. MR, NEUROBIOFEEDBACK gibi terapiler denenir ve QEEG ile beyin temel yapıları incelenmelidir.