Etiket: Takip

  • Gebelik  & Jinekoloji

    Gebelik & Jinekoloji

    Genel olarak toplumumuzda yapılan en büyük hatalardan birisi, gebelik izleminin gebelik belli bir aşamaya geldikten sonra başlamasıdır. Ancak ideal gebelik takibi, çiftin gebe kalmayı planlaması ile başlamalıdır. Gebelik öncesi ilk değerlendirmede birinci amacımız yüksek riskli grup olarak adlandıracağımız ve gebelik takipleri standart dışı olacak aday hasta grubunu saptayabilmektir. Bu yüksek riskli grubun bazı özellikleri ise; ileri yaş, obesite, tansiyon ve kalp gibi ek kardiovasküler hastalıklar olması, özellikle tiroid başta olmak üzere ek endokrinolojik rahatsızlıkların olması, geçmiş kötü gebelik öyküsünün olması (erken doğum, gebelik zehirlenmesi diye adlandırılan gebelikte yüksek tansiyon, gebelik ile ilişkili diyabet varlığı…..) gibi sıralanabilir.

    Ancak bu ilk muayene ile diğer önemli amaçlarımız ise;oluşacak olan bebeğin hem nörolojik hem de yapısal gelişimini destekleyecek ek ilaçlara başlanması (folic asit ve gerektiğinde demir takviyesi),gebelik esnasında aktif hastalık oluştuğunda bebeğe oldukça zarar verebilecek olan enfeksiyonların daha önce geçirilip geçirilmediğinin saptanması (rubella, hepatit gibi),
    gerektiğinde aşılamanın yapılması ve çiftin psikolojik olarak gebeliğe hazır olup olmadığının tespitidir.

    Gebelik bir rahatsızlık olmayıp hayatın oldukça güzel bir aşaması ve bölümüdür. Dolayısı ile hem anneyi hem de gebeliği sıkıntıya sokmamak için, olması gerektiği kadar inceleme ve tetkikler ile takip yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

    Yüksek riskli olmayan bir gebelikte de ideal takip şemamız ise şu şekildedir;

    1. Gebelik öncesi rutin değerlendirme
    2. Gebelik tesbiti sonrası ilk 12 hf içerisinde gebelik yaşını teyit için ultrasonografi
    3. 12-14. Haftalar arası kromozomal anormallik riski hesaplaması için tarama testi
    4. Bu test sonrası gerekli ise anne kanından kromozomal risk hesaplaması
    5. 20. Haftada detaylı ultrasonografi
    6. 24-28. Haftada gerekli görülen grupta gebelik diyabeti için test
    7. 32. Hf civarında gelişim geriliği açısından Doppler ultrasonografi
    8. 34-36. Haftadan itibaren doğuma dek kalp atışları ve kasılmaların takip edildiği fetal monitorizasyon dediğimiz izlem
    9. 40 hf civarında ise doğum

    Bu özet takip şemasının her aşamasında gebelik yüksek riskli gruba kayabilir mi sorusu hep akılda tutulmaktadır. Gerektiğinde ise amniosentez, kordosentez, 2-3 günde bir dopler ultrasografi ile takip, hastanede yatırılarak takibe dönülmelidir.

    Ancak unutulmaması gereken ve bizimde hep akılda tuttuğumuz en önemli nokta her gebe kendine özeldir ve her gebe sadece sahip olabileceği stressten bile kendine özel takip şemasına gerek duyabilir.

    Jinekoloji

    Jinekolojik hastalıklar genel olarak jinekolojik organlar ve ayrıca hormonal olarak bu organları etkileyebilen diğer endokrin organlardaki bozukluklara ikincil olarak gelişmektedir.

    Çok geniş bir şikayet yelpazesi olan bu hastalık grubu bazen yenidoğan bir bebekte şikayete sebep olmakta iken bazende menopoz sonrası dönemde ortaya çıkar. 

    Altta kabaca şemalar ile sadece bir kısmı gösterilebilen bu hastalıklar ve bunlara yaklaşımlarımız ile ilgili bilgi için bize başvurunuz.

  • Gebelik ve emzirmede vitiligo (ala ) tedavisi

    Gebelik ve emzirme dönemlerinde vitiligo neden tedavi edilmelidir?

    Gebelikte tedavi yaklaşımı ve takip nasıl olmalıdır?

    Emzirmede tedavi ve takip yaklaşımı nasıl olmalıdır?

    Annenin riskleri nelerdir?

    Bebeğin riskleri nelerdir?

    Tedavinin yanetkileri var mıdır?

    Bağışıklık sisteminin kendi kendine saldırması sonucu ile gelişen, cilt pigmentlerinin kaybı ile seyreden Vitiligo, halk arasındaki adıyla Ala hastalığı için tıp bilimi yıllarca değişik teoremler üretmiş ancak nedeni bir türlü anlaşılamamış ve bu sebeple tedavisi de oldukça kısıtlı kalmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalarda edinilen bulgular, bu eski ve hazin hastalığın tedavisinde farklı ve çok olumlu sonuçlar alınmasına yol açmıştır.

    Vitiligo yıllar boyunca yalnızca bir cilt hastalığı gibi görülmüş ve tedavisi de buna uygun olarak yapılmıştır. Sadece cilde odaklanarak lokalize tedaviler gerçekleştirilmesi, kremler kullanılması ve ışın terapileri uygulanması hastalığın tedavisinde geçici çözümler olmuş ancak hastalık mutlaka tekrarlamış ve hatta artarak çoğalmıştır. Ancak son yıllarda hastalığın gerçek boyutu ortaya çıkmış, otoimmün yani temelinde bağışıklık sistemi olan bir hastalık olduğu tıp otoritelerince kanıtlanmıştır.

    Bu nedenle Ala (beyazlama ) hastalığı gebelerde ve süt veren annelerde daha fazla önem taşımaktadır. Çünkü bilinmektedir ki otoimmün hastalıklar doğum sonrası veya gebelikte atağa geçebilir. Vitiligolu annelere bakacak olursak her doğum sonrası emzirme dönemlerinde vitiligolarında hızlı bir artış yaşamışlardır. Düşükler bile bunu tetikleyebilir.

    Gebelik döneminde vitiligonun uysallaştığını daha çok görmekteyiz. Ancak doğum sonrası için vitiligolu anne adayını hazırlamak , güçlendirmek, anne karnındaki bebeği vitiligo ve diğer potansiyel hastalıklardan korumak çok önemlidir. Özellikle emzirme dönemine geçen annede biz ne kadar kişiyi buna hazırlamışsak bebeği de o kadar korumuş oluruz.

    Vitiligolu anneyi gebeliliğe hazırlama dönemlerinde immunoterapiye alırsak ne yaparız?

    Tabii ki en ideali hem anneyi hem babayı gebelik planlanırken tedaviye almaktır. Koruyucu hekimlik adına en güzeli budur. Anne veya baba vitiligo hastası ise durum değişmez. Her ikisini de gebeliğe hazırlamak gerekir. Bunun için ön testler yapılmalıdır. Risk faktörleri belirlenmelidir. Bunların sonuçlarına yönelik de kişilere özel tedavi ve onarım progamları hem sperm sağlıklı gelişimi, hem yumurtlamanın sağlıklı oluşması hem de embriyonun yani bebeğin sağlıklı büyümesi açısından gereken herşey sağlanmış olur.

    Peki bu kadar idealini yapamadık, kişi gebe kalıp geldi… Ozaman ne yaparız.

    GEBELİKTE VİTİLİGO İMMUNOTERAPİSİ

    Gebelerde de gebelik haftasına göre değişen tedavi yaklaşımımız mevcuttur. Yan etkiler açısından gebelerde çıkan barsak mantarı veya helikobakter pylori medikal öldürücü tedavisi verilmez. Bunun yerine kontrol altına alıcı tedaviler seçilir ki hem bağışıklığı düzeltilir hem de risk faktörleri kontrol altına alınmış olur. Çünkü biliyoruz ki emzirme dönemine geçen annede vitiligoda mutlaka atak olacaktır. Bu da engellenmiş olur. Bütün bunlar ciddi elde edilen karlardır.

    Annenin gebelikte tüm vitamin mineral depolarının düzeltilmesi hem annenin hem bebeğin gelişimi için çok önemlidir. Gebeliğin düşükle sonlanmaması da immunoterapinin başarısıdır. Çünkü bilinmektedir ki vitiligolu bireylerde yüksek ANA pozitifliği ve düşük riski mevcuttur.

    Takipte özellikle tiroid fonksiyonları, gebenin uyku durumu, vücut ısısı beslenmesi , ödem durumu çok önemlidir. Aslında bir çok kişiye özel şikayetlerin düzelip düzelmediği gebelik boyunca immunoterapi alan hastada takip edilir.

    EMZİRMEDE VİTİLİGO İMMUNOTERAPİSİ

    Şayet anneye tedaviye emzirme döneminde başlandı ise vitamin ve probiotik takviyesinden öteye bir tedavi pek uygulanmaz. Bunun da faydası hem bebeğe hem anneye oldukça fazla olabilmektedir. Çünkü annenin sürekli veren bir yapısı ve boşalan depoları mevcuttur. Bu da vitiligoda ataklara yolaçar. Buna engel olmanın yolu onarımdan geçer. Bu dönemde aylık takip çok önemlidir Annede doğumu takip eden 3.-4. aydan itibaren tiroid otoantikorları pozitifleşerek postpartum tiroidit atakları gelişebilmektedir.Bununla beraber diğer otoimmün hastalıklarda ve vitiligoda da artış olmaktadır. Bu nedenle bu dönemlerde yakın takip ve iyi tedavi çok önemlidir. Asla başıboş bırakılmamalıdır. Annenin sağlığı ve bebeğin sağlığı açısından çok önemlidir. Günümüzde yapılan en büyük hata bu dönemlerde anne ve bebeği takipsiz ve tedavisiz bırakmaktır.

    TEDAVİNİN YANETKİLERİ VAR MIDIR?

    Gebelik ve emzrme immunoterapisinin herhangi bilinen bir yanetkisi yoktur çünkü yanetki saplayabilecek tedavilerden özellikle bu dönemde kaçınılmaktadır.

  • SOSYAL MEDYA KALABALIK İÇİNDE YALNIZLAŞTIRIYOR

    SOSYAL MEDYA KALABALIK İÇİNDE YALNIZLAŞTIRIYOR

    Sosyal medyanın insan hayatına etkilerini değerlendiren Ceren Yağcıköseoğlu, “paradoks” olarak nitelediği sosyal medyanın ilk bakışta sürekli haberleşme sağlıyormuş gibi göründüğünü, ancak düşünülenin aksine bireyleri asosyalleştirdiğini söyledi. Sosyal medya kullanımındaki artışla birlikte iletişim kurmakta zorlanan bir topluma dönüştüğümüzü söyleyen Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, “Sosyal medya insanları kalabalıklar içerisinde yalnızlaştırıyor” dedi.

    Niçin Kullanılıyor?

    Sosyal medya, yaygınlaşan internet ile birlikte hayatımızın bir parçası haline geldiğini belirten Ceren Yağcıköseoğlu, “Önceleri interneti, film izlemek, müzik dinlemek, haberleri takip etmek ve bilgi araştırması yapmak için kullanırken şimdilerde ise daha çok facebook, instagram ve twitter’da neler olmuş onları takip etmek için kullanır hale geldiğimiz bir gerçek” diyerek sosyal medyanın insanlar üzerindeki etkisine dikkat çekti.

    Dikkat çeken istatistikler

    Son yıllarda sosyal medya kullanımına yönelik istatistiklere işaret eden Yağcıköseoğlu, şu bilgileri paylaştı: “Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya platformlarına baktığımızda ilk sırada %32 ile Facebook’un yer aldığını görüyoruz. Facebook’u %24 ile WhatsApp, %20 ile Facebook Messenger , %17 ile Twitter, %16 ile Instagram takip etmektedir. Her bir dakikada 694.980 durum güncellemesi oluyor ve 532.080 twitt atılıyor, her beş dakikasının birini online olmaya ayıranların oranı ise %40 ve her gün 250 milyon fotoğraf ekleniyor ve %35’i kişinin kendisine ait fotoğraflar.”

    Sergilenen öte kimlik

    Sosyal medyanın yaygınlaşmasını sağlayan etkenlere değinen Yağcıköseoğlu, şöyle konuştu: “Sosyal medya platformlarından herhangi birine üye olmak bile paylaşım yapma isteğini arttırıyor. Tabi ki kullanım amacı, aslında kişilik yapınızın bir parçasını sergilerken bir de kişinin hiç olmayan yönlerini görmesini, sergileme isteğini arttırıyor. Kimileri sosyalleşmeyi, sosyal medyayı kullanarak sağlamaya çalışıyor, kendi hayatlarınıza dair istediklerinizi rahatlıkla paylaşabiliyorsunuz ve takip ettiğiniz kişilerin hayatlarını izleyip, bilgiler edinebiliyorsunuz. Yüz yüzeyken ifade edemediklerinizi, bu yolla çok rahat ifade edebiliyorsunuz, bu şekilde gerçekten öte bir kimlik sergiliyorsunuz aslında”

    Davranış kalıpları

    Sosyal medyayı cazip kılan sebeplere değinen Yağcıköseoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Arkadaş ziyaretleri, yüz yüze sohbetlerde de sosyal medya konuşulur oldu, oradan kimin ne kadar sosyal medyaya zaman ayırdığını ve kimleri takip ettiğini hatta hangi ayrıntılara dikkat ettiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Duygusal ilişkilerin başlangıç, süreç ve bitişinde de önemli rol oynuyor. İlişkiyle ilgili önemli gelişmeler, nişan-düğün davetleri, tüm dilekler için kullanılırken. Eş-sevgili-flört’ün neler paylaştığı, neleri beğendiğinden tutun tüm hareketlerinden anlam çıkarmaya çalışıp, ilişkileri sosyal medya üzerinden yaşamak da son zamanlarda şahit olduğumuz davranış kalıpları arasında.”

    Hikayeler gerçeğe mi dönüşüyor?

    2013 yılında beyazperdeye yansıyan ve yapay zeka programındaki bir kadın sesine karşı duyduğu aşkı konu alan bir erkeğin hikayesinin anlatıldığı, senarist ve yönetmen Spike Jonze’un HER(AŞK) filmine atıfla, filmlere konu olan fantastik öykülerin günümüze çok da yabancı olmadığını sözlerine ekleyen Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, “Sosyal medya kullanımı bu denli artmış, hayatımızın her alanına girmiş ve ona bağımlılığımız her geçen gün artarken, rahat rahat sosyal medyadan sosyalleşmek varken, topluluğa girmek, toplulukta sıkışmış kalmış hissetmekten kaçar olduk ve zamanla daha yalnız ve iletişim kurmakta zorlanan bireyler haline doğru dönüşmeye devam ediyoruz” diye konuştu.

  • Facebook ve ilişkiler

    Facebook ve ilişkiler

    Sosyal medya gittikçe insanların yaşamlarının en önemli parçalarından biri olmaya başladı. Sadece Facebook kullanımı değerlendirildiğinde her ay 1 milyarın üzerinde Facebook kullanıcısının ortalama 90 civarında bilgiyi Facebook hesapları üzerinden paylaştıklarını görüyoruz (Facebook, 2012). Tüm bu bilgilere erişimin yanı sıra Facebook kişilerin birbirlerinin etkinliklerini, hareketlerini takip edebilmelerine de ortam sağlamakta ki bu romantik partnerleri de içeriyor. İlişkilerde birbirini sürekli takip etmek ve partnerin nerede ve kiminle olduğunu sorgulamak genelde olumsuz olarak algılansa da, Utz ve Beukeboom (2011) partnerin hareketlerinin Facebook üzerinden takibinin sosyal olarak daha kabul edilebilir bir hale dönüştüğünü çünkü varolan bilginin kamuya açık bir şekilde paylaşılır olduğunu ve partnerin de bunu takip ediyor olmasının artık ilişkiye yönelik bir güven sorunsalı olarak algılanmaktan çıktığını belirtiyor. Bu durumun yararlı kısmının yanı sıra, birlikte olunan partnere dair bilgilere anında ve çok hızlı erişimin kıskançlık gibi olumsuz sonuçlarının olabileceği de aslına bakarsanız tartışılan konular arasında (Muise, Christofides, Desmarais, 2014). Facebook kullanımının partnerlerin birbirlerinin Facebook hareketlerini izleyebilmeleri ve başka insanlarla olan etkileşimlerini görebilmeleri sebebiyle kıskançlığı tetiklediği ifade ediliyor (Muise, Christofides, Desmarais, 2009). Facebook kıskançlığının, kadınlarda erkeklere göre daha sık yaşandığı, kadınların partnerlerinin sayfalarını daha çok takip ettikleri ve sorguladıkları ise bilimsel araştırmaların bulguları arasında. (Muise, Christofides, Desmarais, 2014). Sosyal medya özellikle Facebook kullanımı ilişkilerdeki kıskançlığı tetiklerken, kıskançlıkla ilişkilendirilen diğer önemli bir değişkenin ise “bağlanma” olduğunu görüyoruz. Kişilerin güvenli mi güvensiz mi bağlandıkları, ilişkilerinde yaşadıkları kıskançlık duygusuyla ilişkili bulunmakta (Hazan & Shaver, 1987; Knobloch, Solomon, & Cruz, 2001). Facebook üzerinden partnerin hareketlerinin takip edilmesinin daha çok güvensiz bağlanan kişilerde rastlandığı var olan bulgular arasında yer alıyor (Marshall et al, 2012). 
    Danışanlarımla ya da ders verdiğim öğrencilerimle konuştuğumuzda sosyal medya üzerinden ilişkilerin takibini sağlıklı bulmadıklarını duyuyorum çoğu kez. Fakat şunu kabul etmeliyiz ki aslında ilişkilerin bu şekilde yaşanıyor olmasının olumlu ya da olumsuz yanlarını her ilişkinin kendi özelinde tartışmak gerekiyor. Her ilişkinin biricikliğini korumak gerekiyor. Evet sosyal medya, özellikle Facebook sevgilimiz/ eşimizle fotoğraflar paylaşmak, çok mutlu olduğumuzu başka insanların görmesini istemek, birileriyle tanışmak, bazen acıyan taraflarımızı kapamak için savunma mekanizması olarak kullanmak, bazen partneri takip etmek, gibi birçok duygumuzun gerçek ya da sanal ifadesine olanak sağlıyor. Bu paylaşımları gördüğümüzde saçma bulduklarımız, yorum yaptıklarımız da oluyor, fakat yukarıda da belirtttiğim gibi her kişiye ve ilişkiye, sosyal medya üzerinden tetiklenen her duyguya, kişilerin ve ilişkilerin kendi gerçekliğinde, onları tetikleyen noktaların ışığında bakmak gerekiyor…
    Bu sebeple yargılamadan önce – hem kendimizi hem başkasını- işleyen dinamiklere bakmak gerekiyor 😉
    Sevgiler…