Etiket: Tablo

  • Nefrotik sendrom; sadece alın yazısı mı?

    Nefroloji Uzmanı Dr Kadir Gökhan ATILGAN, halk arasında idrarda köpüklenme görülmesi ile dikkat çeken ya da sadece kontrol amaçlı alınan idrar tahlillerinde tespit edilen ve erken fark edilmezse böbrek sağlığını olumsuz etkileyen “Nefrotik Sendrom Kliniği'nden” bahsediyor.

    Nefrotik Sendrom, idrar tetkikinde 300mg/gün 'ün üzerinde proteinin tespit edilmesidir. Kitabi olarak tabiri; 24 saatlik idrar sonucu ile uluslararası standart kabul edilen 173cm boyunda kişi için günlük 3500mg protein kaybı olarak tarif edilir. Primer nefrotik sendrom kliniği olabileceği gibi başka hastalıklara bağlı olarak ta tablo karşımıza çıkabilmektedir. Hatta gebelik döneminde preeklampsi tablosu içinde ya da primer nefrotik sendrom olarak görülebilmektedir. Tabloya hakimiyet ve klinik seyrinin kontrol altında tutulabilmesi, kronik böbrek yetmezliği sürecine gitmesini önlemek adına günde 300 mg ve üzeri protein kaybının idrarda görülmesi nefroloji takibini gerektirmektedir. Hastalık çok nadiren titiz kişilerin dikkatini çeken idrarda köpüklenme görme ile fark edilir. Benzer bir tablo olan nefritik sendrom tablosunda da tabloya proteinüri ile birlikte idrarda mikroskop seviyesinde ya da gözle görülebilen düzeyde kan görülmesi mevcuttur. Tarifini kola rengi veya et çalkantı suyu gibi tarif ederler. Bunun harici olarak sadece idrar tetkiki ile fark edilebilen bir durumdur. Hastalığın ilerlediği ve proteinüri durumunun günlük 3,5gramın üzerine çıktığı vakalarda özellikle ayak sırtı ve bacaklarda olmak üzere ellerde yüzde ve hatta sırtta kuyruk sokumu diye tarif edilen presakral bölgede dahi parmak basmakla çukurlaşan ve düzelmeyen ödem diye tarif ettiğimiz şişlikler görülür.

    Diyabet , ailevi akdeniz ateşi, hipertansiyon, romatizmal hastalıklar olarak gruplandırdığımız ; romatoid artrit, SLE, ankilozan spondillit gibi hastalıkları olan hastalar her kontrollerinde böbrek tutulumu yönünden takibi açısından idrar tetkiki istendiği için nefrotik sendromun erken tanısı mümkün olabilmektedir. Tersi olan durumlarda yaşanabilmektedir. Yani adı geçen proteinüriye neden olan hastalıklar idrarda proteinüri ve hatta ödemlerle gelen hastanın zeminde başka bir hastalık olabilme durumunu taradığımız tetkikler sonrası çıkabilmektedir.

    Esas olarak bu yazıda primer yani diğer hastalıklar sonrası olmayan nefrotik sendrom tablosunu konuşacağız. Nefrotik sendrom ; idrarda protein görülmesi, ellerde-yüzde-bacaklarda ödem kan tablosunda albumin ,protein düşüklüğü , kolesterol ve lipidlerin yüksekliği ile seyreden klinik tablodur. Böbrek biyopsisi ile alt grupları olan Minimal Değişiklik Hastalığı(MDH), Membranöz Glomerulonefrit(MmGN), Fokal Segmental Glomerulosklerozis(FSGS), MembranoProliferatif Glomerulonefrit(MPGN), Amiloidozis tablolarından hangisi olduğu ve patolojinin verdiği histolojik bilgilere göre hastalığın hangi evresinde olduğumuzu öğrenir ve ona göre tedavi modelimizi belirleriz. Tercihan tedavide özellikle ağır proteinüri yoksa şayet, konservatif tedavi dediğimiz düşük doz Ace inhibitör veya ARB grubu antihipertansifler ile destekleyici tedavi verilir. 3-3,5gram/gün'den fazla proteinüri varsa eğer kortikosteroid ve siklofosfamid, siklosporin, mikofenolat gibi savunma sistemini baskılayıcı ilaçlarla tedavisi düzenlenir.

    Hastalığın ailesel seyreden formları mevcuttur. Ama çoğu vakada aile öyküsü, altta yatan bir hastalık tespit edilmez. Özellikle MPGN ve FSGS tablosunda birinci derece aile bireyleri ile sekonder nefrotik sendrom tablosunda ise ailevi akdeniz ateşi olarak bilinen FMF kliniğine bağlı amiloidozis vakalarında aile hikayesi özellikle sorgulanmalı, klinik tabloları yoksa bile özellikle birinci derece aile üyelerinin tetkik edilmeleri uygun olacaktır.

  • Adenovirüs enfeksiyonları herzaman gündemde

    Adenovirüslar DNA virüsları olup ,gerek çocuk ve gerekse erişkinlerde ciddi tablolara yol açarlar.

    Solunum yolu enfeksiyonlarının esas nedeni virüslardır. Adenovirüsların yol açtığı solunum yolu enfeksiyonları ise her yaş grubunda görülmesi ciddi seyretmesi ve farklı klinik tablolarda karşımıza çıkması ile ayrıca önem taşımaktadır.

    Solunum yolu adenovirüsları üst yolunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğu gibi

    Krup

    Bronşit

    Bronşiolit

    Zatürre

    Zatülcenp ( akciğer zarlarının iltihaplanması) yol açabilirler.

    Adenovirüsların diğer bir özelliği de solunum yolu dışında birçok organda yerleşim göstererek hastalık tablosu oluşturmasıdır.

    Karaciğer iltihaplanması

    Nörolojik hastalıklar

    Beyin iltahaplanması

    Üriner sistem enfeksiyonları

    Göz enfeksiyonları ( konjoctivit)

    Barsak iltihaplanmasına da yol açmaktadır.

    Adenovirüs enfeksiyonu belirtileri yerleştiği organa göre değişim gösterir.

    Üst solunum yollarını tutan adenovirüs enfeksiyonlarında

    Burun akıntısı

    Ateş

    Öksürük

    Lenf bezlerinde büyüme

    Gözlerde kanlanma görülür.

    Adenovirüslara bağlı olarak gelişen alt solunum yolları enfeksiyonlarında ise tablo ağır seyreder.

    Ateş

    Öksürük

    Hırıltı nefes alma

    Nefes almada zorluk

    Siyanoz gelişebilir.

    Solunum yolu adenovirüsların da bulaşım

    Tükrük

    Burun salgısı

    Balgam gibi materyelle bulaşım sonrası gelişir.

    Hava yoluyla bulaşım önemlidir.

    Bu virüs bulaştığı ortamda saatlerce ve günlerce canlı kalabilir. Dış ortamda uzun süre canlı kalan bu virüslar dezenfektan maddelere dayanıklıdır.

    Bu özelliği adenovirüs enfeksiyonunun kontrol altına alınmasını zorlaştırır ve salgınlara yol açar.

    Çocuklar enfeksiyonu adenovirüsla bulaşmış ortamlardan alırlar.

    Oyuncaklar

    Oyun parkları

    Diş fırçasının paylaşılması ve enfekte olan musluk, kapı kollarına temas sonrası bulaşım önemlidir.

    Adenovirüs enfeksiyonunun kuluçka dönemi 2 – 14 gün arasında değişmektedir. Hastalığın ilk günlerinde bulaştırıcılık yüksektir. Adenovirüs enfeksiyonlarında bulaştırıcılık uzun sürer ve bu özellik aylarca sürebilir. Bu enfeksiyonun tekrarlama riski mevcuttur.

    Adenovirüs enfeksiyonlarında tanı

    Viral antijen

    Viral kültür

    PCR yöntemi ile yapılmaktadır.

    Bu enfeksiyon da tanı koymak zordur. Klinik ve laboratuvar bulguları ile birçok bakteriyel ve viral hastalıkla karışabilir. Bakteriyel ve viral enfeksiyonların ayırımında kullandığımız testlerde karmaşa mevcuttur.

    Bakteriyel enfeksiyonlarda yüksek bulduğumuz

    beyaz küre

    crp

    prokalsitonın değerleri adenovirüs enfeksiyonlarında yüksektir.

    Bu parametrelerdeki yükseklik klinikte yanılgıya neden olmakta. Hastalıklar bakteriyel enfeksiyon olarak değerlendirilmekte ve antibiotik başlanmaktadır.

    Çocuklarda solunum yolu adenovirüslarına ikincil olarak akut solunum yolu yetmezliği gelişebilir. Bağışıklık sistemi bozuk hastalarda sık olarak görülen bu tablo ağır seyreder ve ölümle sonuçlanabilir.

    Özellikle kök hücre transplantasyonu yapılan çocuklarda adenovirüs enfeksiyonlarının reaktive olduğuna dikkat çekilmektedir.

    Ciddi vakalarda antiviral tedavi suratla başlanmalıdır. Sidofovirin veya Ribovirin tedavisinin etkili olduğu vurgulanmaktadır.

    Destekleyici tedavi önemlidir.

    Sonuç olarak ;

    Adenovirüs enfeksiyonları ciddi seyreden enfeksiyonlardır.

    Adenovirüsların enfekte ettikleri ortamda uzun süre canlı kalabilmeleri ve dezenfektanlara dirençli olması enfeksiyonun kontrolü zorlaştırır.

    Erken tanı ve tedavi önemlidir.

    Ciddi vakalarda antiviral tedaviye süratla başlanmalıdır.

    Anahtar kelimeler:

    Adenovirüs enfeksiyonu

    Solunum yolu viral enfeksiyonları

  • Çocuklarda streptokok enfeksiyonları

    (GRUP A BETA HEMOLİTİK STREPTOK ENFEKSİYONLARI)

    Streptokoklar doğada oldukça yaygındır. İnsan ve hayvanlarda çeşitli enfeksiyonlara yol açarlar.

    Çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyon streptokok enfeksiyonlarıdır. Grup A beta hemolitik streptokok (GABHS) streptokokların neden olduğu hastalık tablosu değişkenlik gösterir. Klinik tablo boğaz enfeksiyonundan menenjite, kızıldan kemik iltihabına kadar değişebilmektedir. Klinik tablonun farklılığı birçok faktöre bağlıdır.

    Bu faktörlerin başlıcaları:

    Hastanın yaşı

    Enfeksiyona neden olan streptokokun cinsi

    Vücuda giriş yolu

    Hastanın bağışıklık durumudur.

    Klinik tablonun değişken oluşu gerek hasta ve gerekse hekimi tanısal açıdan zorlamakta ve tedavide gecikmeye neden olmaktadır.

    Streptokok enfeksiyonlarının çocukluk yaş grubundaki klinik görünümleri çocuğun yaşına göre değişir.

    Altı aylıktan küçük çocuklarda streptokok enfeksiyonu : bu yaş grubunda klinik bulgular belirgin değildir.

    -Düzensiz ateş yükselmesi

    -Burun akıntısı (mukopürulan)

    -Nazofarenjit bulguları görülür.

    Sıklıkla bu bebeklerde burun deliklerinin kenarında soyulmalar vardır.Akut belirtiler yaklaşık bir hafta sürer.Bazı bebeklerde ise burun akıntısı 6 haftaya kadar devam eder ve bu bebekler husursuzdur.Burun kültürü ile tanıya gidilir.Sık görülen bir tablo değildir.Çoğu kez tanı konulamaz.

    Altı ay – üç yaş arasında çocuklarda streptokok enfeksiyonu ise ;

    -Hafif derecede ateş

    -Burun akıntısı

    -Halsizlik ve yutma güçlüğü ile başlar.

    Burun akıntısı şeffaf değildir ve belirtiler 4 ile 8 hafta sürebilir.Tablo üst solunum yolu belirtileri gösterir.Tanı boğaz kültürü ile konulabilir.

    Sinüzit ve orta kulak iltihabı sık gelişen komplikasyonlardır.Çoğunlukla gelişen komplikasyonlarla hekime başvurulur.

    Üç yaştan büyük çocukların streptokok enfeksiyonu ;

    Ateş, Titreme

    Kusma

    Baş ağrısı

    Boğaz ağrısı

    Bulguları ile aniden ortaya çıkar.Karın ağrısı çoğu kez vardır.Kusma ile birlikte akut batın tablosu gösterebilir.Ateş 39,4 C veya daha yüksektir.2-3 gün süre ateş , daha sonra düşme eğitimine girer .Bademcikler büyük, kızarık ve üzerinde iltihap odakları vardır.Boyun lenf bezlerinde büyüme görülür.

    Bu yaş grubunda streptokok enfeksiyonları ;

    -Tonsillit

    -Farenjit

    – Kızıl şeklinde seyreder. Streptokok enfeksiyonlarının kuluçka süresi 1-7 gün arasında değişmekte olup ortalama 2-4 gündür.

    Akut enfeksiyon sırasında streptokokların bulaşıcılığı yüksektir. Tedavi edilen vakalarda bulaşıcılık 24-48 saat sonra kaybolmaktadır. Tedavi edilmeyen hastalarda ise birinci haftalardan sonra bulaşıcılık azalmaktadır.

    Klinik bulgularla GABHS düşünülen vakalarda kesin tanı boğaz kültürü ile konulmaktadır.Boğaz kültürünün tanısal duyarlılığı %96’dır.Test sonucunun 24-48 saat sonra çıkması hekimleri erken tanı yöntemlerine yönlendirmektedir.Hızlı streptokok antijen testleri (Strep-A test) kullanılmaktadır ve tanısal duyarlılığı %80 düzeyindedir.Tanı konulduktan sonra antibiyotik tedavisi süratle başlanmalıdır.

    – Streptokok enfeksiyonları bakteriyel enfeksiyonlardır.(Streptokok virüsu veya Beta virüsu tanımı yanlıştır.)

    -Antibiotik tedavisi ivedilikle başlanmalıdır.

    -Antibiotik tedavi süresi 10 gündür.

    -Bağışıklık sistemi bozuk hastalarda ise tablo ağır seyretmektedir.

    Streptokok enfeksiyonu ciddi bakteriyel bir enfeksiyon olduğu ve Antibiotik tedavisi başlanmadığı takdirde ciddi komplikasyonlara yol açacağı unutulmamalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    Streptokok enfeksiyonu

    Grup A beta hemolitik streptokok

    Nazofarenjit(Burun ve yutak borusunun iltihaplanması)

    Tonsillit (Bademciklerin iltihaplanması)

    Kızıl

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Garip bir boğaz enflamasyonu

    Garip bir boğaz enflamasyonu

    Evet sık sık duyarsınız; veya bazılarınız ne yazık ki yaşamışsınızdır.
    Her ay ateşlenen yavrunuz, doktora gittiğinizde boğazının bembeyaz korkunç iltihaplı olduğu söylenir. Ve tabii ki mecburen antibiyotik başlanır… Çocuğunuz tam düzelir daha 1 ay ya geçer ya geçmez aynı tablo tekrarlar. Bir süre sonra ayda bir penisilin iğnesi olmak zorunda kalırsınız ama ne yazık ki sonuç değişmez, aynı tablo ayda bir ya da 2 ayda bir devam eder.

    Evet bu hep tekrar eder, çünkü enfeksiyon değildir yani sebep mikroplar değildir, çocuğunuz her atakta antibiotik sayesinde iyileşmez, aslında hastalık kendi seyrini bitirdiği için iyileşir. Çocuğun kendi bağışıklık sisteminin ortaya çıkardığı enfeksiyon dışı bir iltihabi durumdur, bugün için sebebi bilinmez henüz bozuk bir geni bulunamamıştır. Periyodik olarak ateş yapan hastalıklardan bir tanesidir. Kısa adı PFAPA sendromu olan bu hastalık İngilizce Periodic Fever (periyodik ateş), Aphtous stomatitis (ağız içi aftlar-yaralar)

    Pharyngitis Adenitis (boyun lenf bezlerinde şişme) kelimelerinin baş harflerinin bir kısaltmasıdır. İlk kez 1987 yılında Marshall tarafından tanımlandığı için Marshall sendromu adı da verilir. Ataklar arasında çocuk tamamen normaldir. Bugüne kadar bu hastalığın çocukta kalıcı bir zarar verdiği görülmemiştir. 2-4 yaşlarında başlayan hastalık genellikle 10 yaşından sonra giderek azalarak ortadan kalkar. Gördüğünüz gibi sıklıkla tabloya ateş ve kriptik tonsillit dediğimiz beyaz boğaz iltihabının yanında ağızda yaralar-aftlar ve boyundaki lenf bezlerinin şişmesi de eklenir. Ancak sadece ateş ve boğaz iltihabı ile seyreden farklı türleri de olabilir. Onlar henüz tanımlanmış olmasa da periyodik ateş sendromlarından biri olarak kabul edilebilir. Bu tabloda birçok çocuk hekiminin antibiotik başlaması çok doğaldır, çünkü Beta tipi streptokokların yaptığı boğaz iltihabına çok benzer, önemli olan aynı tablo birkaç kez tekrar ederse bu tanıyı akla getirmektir. Bugün için PFAPA sendromu tanısı koyduracak bir kan testi veya görünütleme yöntemi yoktur. Birçok enfeksiyonda ve iltihabi durumda olduğu gibi CRP, sedimantasyon ve beyaz kan hücreleri(lökositler) gibi değerler bu hastalıkta da yükselir, yani özgül bir bulgu değildir. PFAPA sendromunun tanısı ancak test-tedavi yaparak konabilir.

    Eğer bir çocuk periyodik olarak ayda bir ya da 2 ayda bir bu tabloyu geçiriyorsa, öncelikle bu boğaz iltihabının Beta olmadığı hızlı beta testi ile doğrulanmalı, sonuç negatif ise boğaz ne kadar kötü de olsa, ateş ne kadar yüksek de olsa çocuğa antibiotik başlamadan tek doz doktorunuzun önereceği antibiotik dışında bir iğne yapılmalıdır ve eğer çocuk 1-2 gün içinde hızla iyileşiyorsa tanı doğrulanmış demektir. Artık PFAPA sendromu tanısı kondu. Her ay antibiotik almaktansa lütfen böyle bir tanıyı koyabilme şansını çocuğunuzdan esirgemeyin ve doktorunuzun önereceği bu tek doz iğne tedavisine direnç göstermeyin. Çünkü günümüz koşullarında bu hastalığa başka türlü tanı koyma şansımız yok. Üstüne üstlük bu tek doz iğne bazen PFAPA ataklarının seyrelmesini bile sağlayabilir.

    Tek iğneden sonra çocuğunun ayda bir yerine 3-4 ayda bir hastalanmasını hangi anne-baba tercih etmez ki? Bağışıklık sitemini etkileyen bir ülser ilacının da koruyucu tedavide orta düzeyde etkili olduğu görülmüştür. Birkaç kez atak sırasında bu iğneye rağmen ataklar seyrelmiyorsa, korunma yötemleri işe yaramıyorsa tek tedavi yöntemi bademciklerin ameliyatla alınmasıdır. Ancak bunun başarı şansı da %75 civarındadır. Sonuç olarak, tekrar eden yüksek ateş şikayeti ile başvuran hastaların uygunsuz ve gereksiz antibiyotikler ile tedavisinden önce PFAPA sendromunu akla getirmemiz gerektiğini vurgulamak istedim.

  • Parvovirus b19’un hastalıklardaki rolü.

    PARVOVİRUS B19’UN HASTALIKLARDAKİ ROLÜ
    İlk kez 1975 yılında tanımlanan bu virüs her yaş grubunu etkilemekte ve farklı klinik tablolara yol açmaktadır. Parvovirus B19 enfeksiyonu özellikle çocuklarda Eritema enfeksiyozuma (5.Hastalık) neden olur.Kronik hemolitik anemisi olan hastalarda aplastik krize yol açar.Çocuk ve erişkinlerde akut artrit tablosu gelişebilmekte gebelerde ise bu enfeksiyon geçirildiği zaman düşük ve ölü doğuma neden olabilmektedir. Parvovirus enfeksiyonu geçiren çocuk veya erişkinlerde bulgular her zaman belirgin değildir.Çoğu zaman enfeksiyon belirtisiz enfeksiyon (asemptomatik) şeklinde seyreder Bu vakalarda döküntü olmayabilir ve başka bir klinik tablo ile karışabilir.Günümüzde parvovirus B19 enfeksiyonunun yol açtığı kritik tabloların tam olarak tanımlanamadığı düşünülmektedir.Bu enfeksiyon en sık okul çocuklarında görülmektedir.Erişkin yaş grubuna hastalık geçirme oranı %60’a yükselmekte yaşlılarda ise bu oran %90’a ulaşmaktadır.
    Parvovirus B19 enfeksiyonu esas olarak;
    – Solunum yolu salgıları, damlacık enfeksiyonu ile
    – Kan ve kan ürünlerinin veya bu ürünlerin deriye teması
    – Anneden bebeğe direk geçiş şeklinde bulaşmaktadır. Aile içi bulaşımda önemlidir.
    Parvovirus B19 enfeksiyonu ile ilgili klinik tablolar;
    – Eritem Enfeksiyozum (5.Hastalık)
    – Geçici aplastik kriz
    – Artrit
    – İntrauterine enfeksiyonlar
    5. HASTALIK (ERİTEMA ENFEKSİYOZUM)
    Çocuklar Parvovirus B19 enfeksiyonunu en sık olarak 5. hastalık şeklinde geçirmektedir.
    Başlangıç semptomları belirgin değildir.Kuluçka dönemi 14 gündür.Bu süre 4-21 gün arasında değişebilir.
    Ateş, boğaz ağrısı
    Baş ağrısı,Halsizlik,Kas ağrıları
    Mide,Bağırsak şikayetleri olabilir.
    Bu süreçte hastalık sıklıkla tanımlanamaz.Bu tabloyu takiben yüzde tokat atılmış surat görünümü veren döküntüler ortaya çıkar.Yüzde kırmızılık ve ağız etrafında solukluk vardır.Gövdede simetrik makulopapüler dantel görünümündeki döküntüler kollara,kalça ve uyluğa yayılır ve kaşıntılıdır. Döküntü yoğunluğu dalgalanma gösterir ve güneş ışığına maruz kalan bölgelerde belirginleşmektedir.Bazen eklem bulguları bu tabloya eşlik edebilir.
    Hastalık başlangıçta bulaşıcı olup, döküntü ve diğer belirtiler ortaya çıktıktan sonra bulaşıcılık azalmaktadır.Bu dönemde çocuklar normal okul aktivitelerine dönebilirler.
    Hastalığın tanısı klinik olarak konmaktadır.Tam serolojik olarak kolaylıkla teyit edilmektedir.
    Hastalığa özgü bir tedavi yöntemi yoktur.
    APLASTİK KRİZ
    Parvovirus B19 kemik iligindeki kırmızı kan hücrelerinin öncülerini enfekte etmektedir. Kemik iliğindeki kırmızı kan hücrelerin oluşumu enfeksiyondan dolayı geçici olarak durmaktadır ve aplastik kriz ortaya çıkmaktadır.
    Parvovirus B19’un yol açtığı aplastik kriz sağlıklı bireylerde geçici olmakta ve kendiliğinden düzelmektedir.Buna karşın kronik hemolitik anemi ve kemik iliğinde değişikliğin olduğu hastalarda ise aplastik kriz tablosu ortaya çıkmaktadır.Orak hücreli anemi,demir eksikliği anemisi ve akut kanamanın olduğu hastalarda da aynı risk söz konusudur. Bu hastalarda viral enfeksiyona ait belirtilerden sonra kan hemoglobin ve retikulosit düzeyde düşme görülmektedir.Genellikle klinik tablo bir süre sonra kendiliğinden düzelmektedir.Ciddi seyreden vakalarda ise kalp yetmezliği gelişebilmektedir.

    Bir kez aplastik kriz geçiren hastalarda aynı tablonun tekrar ortaya çıkma olasılığı yoktur.Bağışıklık sistemi bozulmuş hastalarda ise kemik iliğinin kronik Parvovirus B19 enfeksiyonu görülmektedir.Malignensi,organ transplantı ve HIV virusu taşıyan çocuk ve erişkin hastalar kronik Parvovirus B19 enfeksiyonu açısından risk grubunu oluşturmaktadır.

    ARTRİT

    Parvovirus B19 çocuklarda ve erişkinlerde artrit ve artralgi’ye neden olmaktadır.Artrit özellikle 16 ile 59 yaştaki kadınlarda görülmekte ve periferik eklemleri simetrik olarak tutmaktadır.Omuz,boyun ve lumbosakral vertebralarda tutulum az görülmektedir.

    Erişkinin aksine çocuklardaki artrit’de büyük eklemler tutulmakta ve asimetri göstermektedir.Genellikle çocuklarda artrit kendiliğinden iyileşme göstermektedir. Parvovirus B19 bağlı artrit bu vakalarında eklemlerde ciddi değişiklikler görülmez. Parvovirus B19 bağlı artritlerin ile romotoid artritle arasında bir bağlantı mevcut değildir.

    İNTRAUTERİNE ENFEKSİYONLAR

    Gebelik sırasında ortaya çıkan Parvovirus B19 enfeksiyonu fetal enfeksiyonlara, nonimmun hidrops fetalis ve düşüklere neden olabilir.

    Gebelik yaşındaki annelerin %50 ‘ si bu enfeksiyonu daha önceden geçirmiş bulunmaktadır.Özellikle okul çağında çocukları olan enfeksiyonu geçirmemiş olan gebelerde bu enfeksiyona yakalanma riski yüksek olup,oran %30 ile %50 arasında değişmektedir.
    Enfeksiyonu daha önce geçirmemiş gebelerde Parvovirus B19 enfeksiyonu çoğunlukla asemptomatik seyretmektedir ve bu durumdan dolayı geçirilen enfeksiyon kolaylıkla gözden kaçabilmektedir.Enfeksiyonu geçirmemiş anneler bu konuda uyarılmalıdır.Enfeksiyonu geçirip geçirmediğini tanımlamak için serolojik testlere başvurmak en akılcı yaklaşımdır.
    Gebelikle geçirilen Parvovirus B19 enfeksiyonu fetus’u her zaman enfekte etmez.Özellikle gebeliğin ilk yarısında bu enfeksiyon geçirildiği zaman fetal risk artmakta ve oran %2-6 arasında değişmektedir.
    Parvovirus B19’un döküntü,anemi,hepotomegali ve kardiomegali tablosu ile kendini gösteren bir konjenital enfeksiyon sendromuna yol açabilmektedir.
    Parvovirus B19 enfeksiyonun spesifik bir tedavisi yoktur.Özellikle hemolitik anemisi olan hastalar için düşünülen Parvovirus B19 aşısı virüs üretimindeki zorluklar nedeniyle başarılamamıştır.Bağışıklık sistemi bozuk olan hastalarda destekleyici olarak immunoglobunler uygulanabilir.Antiviral tedavi önerilmemektedir.