Etiket: Süt

  • Anne sütü denen mucize

    Anne Sütü Denen Mucize

    Annenin yenidoğan bebeği için yapabileceği en önemli şey, onu emzirmektir. Anne sütü, bebeğin hem besini, hem de ilk aşısıdır, annesiyle arasında kurulan ilk köprüdür.

    Yenidoğan Bebek Ne Zaman Emzirilmelidir?

    Her bebek doğar doğmaz mümkün olan en kısa zamanda, tercihen ilk yarım saat içinde, annenin memesine verilmelidir. Doğum sonrası beklemeye gerek yoktur. Anne bebek arasında emzirme ne kadar erken başlarsa, o kadar kolay sürecektir. Gelen ilk süt ( kolostrum) bebeği enfeksiyonlardan koruyacak, bağışıklık sistemine destek olacak çok değerli maddeler içermektedir. Bazen yanlış uygulamalarla, kolostrum bebeğe verilmemekte, süt gelmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya mama verilmekte, karnı doyan bebek meme emmeye ilgi göstermemektedir.

    Anne Sütü Gelmezse Ne Yapılır?

    Özellikle sezaryen ile doğum yapan annelerde, süt hemen gelmeyebilir. Ancak eğer bebek çok düşük kilolu, erken doğan bir bebek değilse vücudundaki enerji depoları, ona anne sütü gelene kadar (birkaç gün) yetecektir. Bu sırada kolostrumu alması hem bağışıklık sistemini destekleyecek, hem de bebeğin emme uyarısıyla sütün gelişi kolaylaşacaktır.

    Anne Sütünün Bebeğe Yeterli Olduğu Nasıl Anlaşılır?

    Anne sütü gelip te emzirme başladıktan sonra, anne bebek için yeterli olup olmadığından endişe edebilir. Bebeğin ağlaması, çevrenin yanlış yönlendirmesi zaten doğum sonrası hassas bir dönemde olan anneyi şüpheye düşürebilir. Oysa ki, hiçbir anne yoktur ki, sütü bebeğine yetmesin! Her anne, bebeği için yeterli süt üretebilir, yeter ki, doğru bilgiyle yola çıksın ve çevresinden de destek görsün. Anne sütünün yetmesi için en önemli koşul, bebeğin ilk 6 ay su dahil ek hiçbir şey verilmeden ve istediği sıklıkta emzirilmesidir. Bebek istediği sıklıkta emzirilir ve anne endişeden, stresten uzak kalırsa günden güne sütün artacağı görülecektir. Aylık kontrollerde, çocuk doktoru da bebeğin yeterli kilo aldığını onaylıyorsa, herşey yolunda demektir. Bu arada, ilk 2 haftalık dönemde bebeğin ağırlık kaybının tamamen normal olduğu, anne sütünün yetersizliğini göstermediği de bilinmeli, ölçümlerde 15 günden sonrası dikkate alınmalıdır.

    Anne Sütü Ne Zamana Kadar Verilmelidir?

    Anne sütü, ilk 6 ay tek başına bebek beslenmesi, büyümesi için yeterlidir. 6 ayda uygun ek gıdalara başlanarak 2 yaşa kadar sürdürülmesi önerilir. Anne sütünün besleyici ve koruyucu özellikleri 1 yaştan sonra da devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Unicef , 2 yaşa kadar emzirmenin sürmesini önermektedirler. Bu şekilde, bebek yaşama sağlıklı bir başlangıç yapacaktır.

  • Biorezonans metodu ile  alerji tedavisi

    Biorezonans metodu ile alerji tedavisi

    Allerjik hastalıklarda önce hastalığa yol açan allerjen (allerjiye neden olan) maddelerin saptanması gerekir. Bunun için değişik test yöntemleri bulunmaktadır. Biorezonans 6400 allerji yapan maddeyi bir seferde, hızlı, güvenli ve ekonomik şekilde test etme imkanı sunmaktadır. Buna karşılık klasik cilt testlerinde test edilen madde sayısı sınırlıdır. Bazı allerjik maddeler ve özellikle süt, buğday, yumurta, gluten, gliadin yapılan cilt testlerinde tepki vermeyebilir. Bu maddelere allerji yokmuş gibi kabul edilip diğer allerjenlere karşı yapılan aşı uygulaması, bu yüzden sınırlı etkiler yaratmaktadır. Yıllarca aşı tedavisi gördüğü halde bir türlü iyileşemeyen hasta sayısı oldukca fazladır.

    Biorezonans test metodunda kişiye dokunduğu düşünülen her maddeye karşı test yapılabilmekte ve uygulanan terapiyle iyileşme temin edilebilmektedir. Hastalığa yol açan ana allerjenler süt, buğday, yumurta, gluten, gliadin, mantarlar) tespit edilemezse, çok bilinen ev tozu akarı ve polen allerjileri için aşı tedavisi yapılsa bile, başka allerjenler ortaya çıkmakta ve hastalık tablosunda temelden bir iyileşme sağlanamamaktadır. Biorezonansın allerjik hastalıkların tedavisine getirdiği inanılmaz çözüm tüm alerjenleri test edip tespit edebilme ve kalıcı olarak iyileştirebilme başarısını yatmaktadır.

    Allerjik bünye sağlıklı insanlar için hiçbir olumsuz etkisi olmayan maddelerle karşılaştığı zaman tepki vermektedir. Allerjik vücut o maddeyi “yabancı madde” olarak algılar ve bağışıklık sistemi onunla savaşmaya başlar ve bu nedenle allerjik reaksiyonlar meydana gelir. Allerjik hastalıklar bu şekilde kendini gösterir. Tedaviye önce allerji testleri yapılarak başlanır. Allerji yapan maddeler test yoluyla tespit edildikten sonra kişinin kaç maddeye allerjisi olduğuna ve önceliğe göre bir tedavi planı hazırlanır ve hastaya uygulanır. Tedavi yaklaşık 1 saat süren seanslar halinde, haftada bir kez uygulanır. Tedaviye, kişide tespit edilen ana allerjilerle başlanır.

    Biorezonans terapisi temel olarak bu allerjen maddelerin vücuttaki patolojik frekansını sıfırlamayı ve vücuda güçlendirilmiş normal fiziksel frekanslar vermeyi hedefler. İyileşme ara testlerle kolayca takip edilebilir.

    Tedaviden sonra organizma allerji yapan maddeleri,normal frekans kodunda algılamaya başladığı için, hastalık tablosu oluşmaz. Örneğin; Süte allerjisi olan bir kişi, bir dönem perhize tabi tutulur ve bu süre içinde biorezonans terapisi uygulanır. Ardından test edildiğinde süt allerjisinin geçtiği görülürse, kişi yeniden bu ürünü tüketmeye başlayabilir. Artık bu aşamadan itibaren bu ürünün tüketilmesiyle allerjik reaksiyon oluşmaz. Süt, tedavi öncesinde yabancı madde olarak algılandığı halde artık normal kişilerde olduğu gibi “süt” olarak algılanır.

    Biorezonans yöntemi ile yapılan allerji terapisi, yan etkisi olmayan ilaçsız ve yüksek etkili bir terapidir. Hastalarda hemen rahatlama görülmeye başlanır.

  • Belki de inek sütüne alerjiniz var? Kronikleşmişse anlaşılması zordur…

    Belki de inek sütüne alerjiniz var? Kronikleşmişse anlaşılması zordur…

    Anne sütünden kesildikten sonra genel olarak çocuklara inek sütü bazında mamalar verilir. Çok küçük yaşta alınan ilk yabancı protein, inek sütü proteinidir.

    Süt alerjisi özellikle erken bebeklik-çocukluk çağında, daha ziyade de inek sütü ile beslenen çocuklarda görülür. Annenin tükettiği inek sütü veya sütten yapılan ürünler anne sütüne geçtiğinden sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde dahi inek sütü alerjisi etkili olabilmektedir.

    İnek sütü alerjisi sütün protein parçalarına karşı oluşan bir alerjidir. Süt proteinleri, kazein ve whey (peynir altı veya süt altı suyu olarak bilinir) olmak üzere başlıca iki grupta değerlendirilir. Sütte 25’ den fazla protein vardır ve inek sütü alerjisinin sebebi içindeki protein parçalarına (kazein, laktalburnin, laktaglobulin) karşı gösterilen anormal tepkidir.

    Süt alerjisinin belirtileri

    Süt alerjisinin belirtileri süt içildikten hemen sonra ortaya çıkar ve çok değişkendir. Hedef organ sadece deri, sindirim veya solunum sistemi olabilir fakat çoğu zaman birden fazla sistem olaya katılır. Süt alerjisinin mide-bağırsak sistemi belirtileri bulantı, kusma, kramp şeklinde karın ağrıları, ishal, karında şişkinlik ve gazdır.
    Deride ortaya çıkan belirtiler, ürtiker veya halk arasında kurdeşen adı verilen döküntüler ile egzamadır. Bazen yüzde ve göz kapaklarında şişme şeklinde ödem de görülebilir.

    Süt alerjisine bağlı solunum sistemi belirtileri, deri ve sindirim sistemininkilere göre çok daha nadirdir ve astım krizi veya alerjik nezle şeklinde görülür. Belirtiler, çoğu zaman da tek başına değil, diğer sistem bulguları ile birliktedir.

    İnek sütü alerjisinin biorezonans ile tedavisi

    Besin alerjisi, immun sistemin normal şartlarda zararsız olan bir besin maddesini, yanlışlıkla zararlı bir madde olarak algıladığı zaman ortaya çıkar. Vücut bu durumda savunma sistemini harekete geçirerek o besin maddesine özgü IgE (immunglobulin E) antikorlarını üretmeye başlar. Kişi bu besin maddesini yediğinde, immun sistem büyük miktarlarda kimyasal madde ve histamin salgılar. Bu da solunum sistemi, sindirim sistemi, cilt ve kalp-dolaşım sistemlerini etkileyebilecek bir dizi alerjik reaksiyonu tetikler.

    Biorezonans tedavisinde alerjiye neden olan besinin zararlı bir besin olmadığı bilgisi immun sisteme verilmekte, böylece vücut inek sütüne karşı savunma sistemini artık devreye sokmamaktadır. Biorezonans terapilerinin sonunda tekrar süt alınmaya başlanabilir. Vücut, süt proteinlerini artık yabancı bir besin maddesi olarak algılamayacağı için alerjik reaksiyon oluşmaz…

    Biorezonans tedavisi boyunca inek sütü ve inek sütü içeren tüm yiyecekleri tüketmek ve hatta inek sütü proteininin titreşim kodunu içeren tüm yiyeceklere dokunmak yasaktır.

    Biorezonans tedavisi sürerken (kişiye göre 1-2 ay) uzak durulması gereken inek sütü içeren yiyecek ve içecekler:

    Her türlü inek sütü (pastörize, taze, toz vs.)
    Ayran, yoğurt, peynir
    Dondurma, krema
    Tereyağı, Kaymak, margarin
    Çörek, börek, kurabiye, kek, kuru ve yaş pastalar
    Çikolata,
    Marketlerde satılan koyun ve keçi peyniri (ev yapımı değilse, bazı koyun peynirleri %30 inek sütü içermektedir.)
    Hazır çorba ve soslar
    İnek sütü bazında hazırlanmış bebek ve çocuk mamaları (Çocuk ishal mamaları dahil)

    Cips, kraker, bisküviler
    Pastırma, sosis, jambon, Ketçap, hardal (süt içerebilir)
    Makarnalar (inek sütü miktarı çok az olduğundan, etiketlerinde deklare etme zorunluluğu yoktur)
    Sütlü ekmek türleri
    Poğaça (kabartma tozu kullanılan her türlü ürünün mayası inek sütü bazında hazırlanmıştır.)
    Et ve salam ürünlerinde (karışımlı salamlarda az miktarda inek sütü bulunabilir.)
    Özellikle çocuklar için yapılmış irmik, nişasta veya pirinç unu içeren hazır mamalar.

    İnek sütü yerine önerilenler

    Keçi sütü ve keçi sütü ürünleri: Uzun müddet keçi sütüyle beslenen çocuklarda kan tahlili yapılmasını öneriyoruz. Zira bu durumlarda anemiye (kansızlık) rastlanması mümkündür.
    Koyun sütü: İnek sütü yerine kullanılır. Keçi sütü gibi gerekli bir vitamin ve mineral kaynağıdır.
    At sütü: Çocuklar ve ciltleri hassas kişiler için özellikle çok uygundur. Dondurulmuş olarak muhafaza edilir.
    Soya sütü: Yüksek derecede bitkisel protein içerir ve özellikle sütsüz çocuk mamaları için uygundur. Market ve eczanelerden temin edilebilir.

    Uyarı! Kaynağını bilmediğiniz noktalardan aldığınız keçi, koyun, at sütünün, inek sütü ile karıştırılmamış (inek sütü kalıntısı bulunan kaplara konmuş olabilir…) olduğundan emin olunuz.

  • Duygusal beynimiz: bağırsaklarımız

    Karın bölgesi yani Bağırsaklarımız “ Duygusal Beynimiz” dir.

    Duygular karında oluşur ve karında etkili olur…

    Birçok bağırsak hastalığı Psikosomatik hastalıklar içinde değerlendirilmektedir. Yani Modern Tıp’da bağırsaklar ve midenin insanın ruhsal durumu ile bağlantılı olduğunu gözlemlemiştir.

    Psikolojik sıkıntılar ve duygular özellikle içe dönük insanlarda vücudu etkilemeye başlar, kişi davranışlarını ve duygularını kontrol edemez hale gelir. Yorgunluk, isteksizlik, uyku bozuklukları, karın ağrısı, ciltte ekzema veya benzeri döküntüler, saçların erken yaşta beyazlaması veya dökülmesi gibi belirtiler ortaya çıkar.

    Korkular, huzursuzluk, uykusuzluk veya tam tersi aşırı uyku gereksinimi, depresyon, apati, konsantrasyon güçlüğü gibi nöropsikolojik rahatsızlıklarda da bağırsak disfonksiyonları temelde yatan neden olmasa da, katılımcı bir rol oynayarak risk faktör oluşturabilirler.
    Bağırsaktaki ortam için önemli bir faktör besinlerin geçiş süresidir. Dışkının geçiş süresi kadar uzun sürerse o kadar fazla çürüme ve mayalanma gerçekleşir. Doğru beslenme şeklinde sağlıklı bir bağırsakta normal geçiş süresi 24 en fazla 36 saattir. Daha uzun geçiş süreleri tıkanma ve birikimlere, sonuçta kronik otointoksikasyona (zehirlenme) neden olurlar. Psişik etkiler isteksizlik,çevresiyle ilgisizlik, kronik yorgunluk, başarı ve konsantrasyon güçlüğü, depresyonlar görülür.

    BAĞIRSAK FLORASININ OLUŞUMU VE KORUNMASI

    Yeni doğanın bağırsak Florasının kaynağını doğum sırasında yutulan annenin vajinal florası oluşturur. Doğumdan sonraki 48 saatte kolonda Enterobakterler, Stafilokoklar ve Streptokoklar bulunmaktadır. Birinci haftadan sonra Bifidobakterler gaita florasına hakim olmaktadır. Sindirim sistemi florasını stres, iklim, antibiotikler, duygusal faktörler ve yanlış beslenme olumsuz etkilemektedir.

    Bağırsak florasının içinde bulunan Candida albicans, Koli bakterileri (Escherichia coli), Streptokoklar, Pseudomonaslar ve Bakteroides’ler fizyolojik ortamda zararsızdır, ancak disbiyotik şartlarda gücü ele geçirince zararlı olabilecek kapasiteye sahip olurlar. Bu mikroorganizmaların birbirlerine olan oranları önemlidir ve bu nedenle korunmalıdır. İnsan kalın bağırsağındaki en önemli simbiyontlar Lactobacillus bifidus ve acidophilustur ki, bunlar da tüm diğerleri gibi anaerobdurlar yani metabolizmaları için oksijensiz bir ortam gereklidir. Görevleri karbonhidratları parçalayarak laktik asit üretmek ve kendi zayıf asidik, ortamlarını yaratmaktır.

    Eğer besinler liften zengin ise (vejetaryen beslenme) barsak ortamı sağlam kalır ve kendini sabit tutar. Sayısal varlıkları yeterli olduğunda patojen mikroplara karşı iyi bir savunma sağlarlar. Barsak mukozası bağırsağa özgü bağışıklık ve lenf sisteminin koruyucu örtüsüdür, bunun yanı sıra bağırsak simbiyontları vücut savunma mekanizmasının taşıyıcı faktörleridirler ve organizmanın görev dengesinin sağlanmasında stratejik bir rol oynarlar.

    Erişkin bir insanın bağırsağında 100 trilyon faydalı bakteri ve mantar bulunur, bunlar yaklaşık 700 gr. ağırlığındadır. Bağırsakta bulunan mikroorganizmaların sayısı insan hücre sayısının 10 katı kadardır. Çeşit olarak ise sayıları 500’ün üzerinde olan bu bakteriler ve mantarlar, 400-500 m2. büyüklüğünde bir yüzey oluşturan bağırsak mukozasını koruyucu bir tabaka halinde kaplar ve normal bağırsak florasını oluştururlar.

    Bağırsak Florasının Bozulmasının Başlıca Nedenleri:

    Karbonhidrattan zengin gıdalar

    Rafine gıdalar ve hazır yiyecekler

    Çeşitli toksinler

    Antibiyotikler

    Sezaryen ile doğumlar

    İklim değişikliği

    Mikrobiolojik Tıp :

    Eğer sorun bağırsak mikroflorasının bozulması ise öncelikli olarak flora dengesinin sağlanması gerekir. Floranın durumunu çok geniş kapsamlı bir gaita analizi yaptırarak öğrenebiliriz, bunun sonucunda mikrobiyolojik denge ve bazı biyokimyasal veriler hakkında bilgi ediniriz.

    Sindirim sisteminin mikroflorasının oluşturulması :

    Probiotikler bağırsaktaki bakteriyel dengeyi geliştirerek flora’ya katkıda bulunmakta ve yarışma yoluyla reseptörlere bağlanarak patojen ajanlara yer bırakmamakta ve dışkı ile atılmalarını sağlamaktadır. Probiotik olarak kullanılan bakterilerin barsak florasından elde edilmiş, canlı, mide ve safra asitlerine dayanıklı olmaları ve barsak hücrelerine uyum sağlama, kolonizasyon yeteneğine sahip olabilmeleri gerekmektedir. Ayrıca antibiotiklerle alındıklarında etkilerini sürdürebilmelilerdir. Probiotiklerin besinsel kaynakları Laktobasiller, Bifidobakteriler, Enterokoklar ve Streptokokların kullanıldığı fermente yoğurtlar, peynir, turşu, ekmek, bira, şarap, kımız ve kefirdir.

    Prebiotikler ise non-patojen kolon bakterilerinin aktivitelerini arttıran, kolonizasyonlarını kolaylaştıran, fermente olabilen, sindirilmeyen karbonhidratlardır. Bir disakkarit olan laktuloz, inülin, oligosakkaritler maltoz, soya, ksiloz, oligofruktoz ve galaktoz içeren kurubaklagiller prebiotiklerin besinsel kaynaklarıdır. Bir porsiyon pırasa yemeği, bir küçük boy soğan ve sarımsak, bir küçük boy muz günlük prebiotik gereksinimini karşılamaktadır. Anne sütüde içerdiği oligosakkaritler nedeniyle çok önemli bir prebiotikdir.

    Beslenmenin Düzenlenmesi :

    Günümüzde beslenme alışkanlıkları çok değişmiştir. Çoğu insan masa başında çalışıyor, çeşitli makineler iş ve ev hayatımızı kolaylaştırdı ancak günlük hareket kapasitemizi en aza indirmemize sebep oldular, ulaşım araçları çoğaldı ve artık hiç yürümez hale geldik. Gittikçe artan çalışma temposu ve aile bireylerinin hepsinin çalışma ve öğrenim hayatının içinde olmaları nedeniyle artık yemek pişirmeye, salata yapmaya hatta alış-veriş yapmaya zaman yok. Hazır yemek bulmak ise artık çok kolay!

    Genellikle çok fazla yağlı, fazla tuzlu, fazla tatlı ve proteini yüksek gıdalar tüketiyoruz. Meyve, sebze ve tahıllı gıdaların yerini fast food ürünleri, konserveler, hazır bol yağlı yiyecekler, tatlılar ve reddetmesi son derece güç hamur işleri almıştır.

    Konsantre nişasta ve protein besinlerinden oluşan dışkı barsak’ta yapışıp katılaşarak barsak ceplerinde (haustralar) birikmeye meyillidir. Liften fakir aşırı konsantre beslenen (nişasta, yağ, protein, rafine besinler ve pişirilmiş besinler), yeterince sıvı almayan insanların bağırsaklarında kilolarca ağırlıkta birikim olabilir.

    Konstipasyon tedavisinde anahtar diyetin düzenlenmesidir. Bunda genel kural ise su ve lifli yiyecek alımının arttırılması, süt ürünleri, kahve, çay ve alkol gibi kabızlık yapıcı ajanların azaltılmasıdır. Diyette lif kaynağı meyve, sebze ve tahıllardır. En önemli basamak ise hastanın sıvı alımıdır. Günde en az 8 bardak, 1,5-2 lt. su içilmelidir.

    Diyet ile Normal Bağırsak Florası Nasıl Sağlanır?

    Un ve şekerden fakir, sebze, meyve, et ve yumurta gibi doğal gıdalardan zengin bir diyet bağırsak florasının koruyuculuğunu artırır. Fermantasyon ürünleri (turşu, yoğurt, peynir, sirke, tuzlama yiyecekler) bağırsak florasında bulunan probiyotikleri artırırlar. Pastörizasyon, gıdalardaki probiyotikleri büyük ölçüde tahrip eder!! Probiyotikten en zengin gıdalar anne sütü ve yoğurttur.

    Süt ve yoğurt tüketirken dikkat edilecek noktalar şunlardır: Mümkünse temiz günlük mandra sütü tüketilmelidir. Bunun için en iyi seçenek günlük pastörize şişe sütleridir. Uzun ömürlü homojenize kutu sütlerini kesinlikle kullanmayınız. Sadece ekşiyen ve/veya kesilen süt ve yoğurtları yiyiniz. Bulamazsanız kendiniz yapınız; hem daha ucuz hem de daha sağlıklıdır.

  • Probiyotik: modern beslenmenin geleneksel gıdası

    Probiyotik: modern beslenmenin geleneksel gıdası

    YOGURT: DOGAL PROBİYOTİK

    Probiyotikler sindirim sistemindeki florayı dengede tutan yararlı bakterilerdir.Bu bakteriler aynı zamanda sindirim sisteminde gıdaların parçalanarak vücuda alınmasına da yardımcı olurlar. Faydalı bağırsak mikropları (probiyotikler) çeşitli yararlarının yanında dış ortamdan gelen zehirli maddelerin kana geçmesini engelleyen koruyucu bir bağırsak tabakası oluştururlar. Bağırsaktaki bazı mikroorganizmaların çoğalmasını artıran ve/veya aktivitesini uyaran ve insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen maddelere (besinsel lifler gibi) prebiyotik denir.

    Asya ve ortadoğuda 2000 yıl öncesinde Türkler tarafından sütün fermantasyonuyla elde edilen yoğurt bir yaşam kaynağı ve sağlık veren besin olarak yaygın olarak kullanılmıştır. Nobel ödüllü Rus Fizyolojist Metchnikoff probiyotikler üzerine sayısız araştırma yapmış ve orta Asya ırklarının uzun yaşamasında yoğurdun katkısı olduğunu söylemiştir. Probiyotik bakteriler için ana kaynaklar süt ürünleri ve diyet katkılarıdır.(Süt,Yoğurt, Kefir,Peynir ve tabletler). Un ve şekerden fakir, sebze, meyve, et, yumurta ve fermantasyon ürünleri (turşu, yoğurt, peynir, şarap, boza, sirke, tuzlama yiyecekler, bira mayası) gibi doğal gıdalardan zengin bir diyet bağırsak florasının koruyuculuğunu artırmaktadır.

    Bağısak florasının bozulmasının başlıca nedenleri

    Karbohidrattan zengin gıdalar

    Rafine gıdalar

    Çeşitli toksinler

    Antibiyotikler

    Hastalıkların önlenmesinde de özellikle çocukluk çağında çok miktarda antibiyotik kullanımının barsak mikrobiyotasında(barsak mikroflorası) kalıcı değişiklikler yapabileceği düşünülmektedir. İnflamatuvar barsak hastalığı ile ilgili yapılan bir ikiz çalışmasında sık antibiyotik kullanmak önemli bir risk faktörü olarak bulunmuştur. Bu durum Türkiye gibi antibiyotiklerin reçetesiz rahat bir şekilde alındığı ülkelerde önemli bir sorundur.

    Liflerin probiyotik özelliği olanları sağlık açısından yararlıdır. Liflerin bu özelliği taşıması için üst gastrointestinal sistemde sindirime dirençli olması, bakteriler tarafından barsakta farmente edilmesi ve özellikle yararlı bakterileri selektif olarak çoğaltması gerekiyor. Konakçıya sağlık yönünden yarar sağlaması gerekiyor.

    Probiyotiklerin faydaları:

    Bağışıklık sistemin güçlendirilmesi

    Besin zehirlenmesindeki mikropları baskılayan olumlu etkileri

    Barsak flora dengesini düzelterek barsak hareketliliği normale getirmek suretiyle kabızlığın azaltılması

    Bebeklerde, sık seyahat eden ve antibiyotik kullanan kişilerde oluşan ishalin tedavisi

    Kolesterolün düşürülmesi, diyabetin kontrolü ve osteoporozun önlenmesi

    Besinlerin sindirimi, vitamin mineral ve aminositlerin emiliminde yardımcı olarak

    Hücre fonksiyonlarının düzenlenmesi

    Enfeksiyonlardan korunma (ör: kadın genital kanalındaki koruyucu probiyotik bakteriler)

    Enfektif hastalıkların daha kolay atlatılması.

    Probiyotikler, Süt ve süt ürünlerini tükettikten sonra laktoz intolerans nedeniyle bağırsaklarda gaz problemi yaşayan kişilerde laktozu parçalanması nedeniyle gaz oluşumu azaltır.

    KEFİR NEDİR ?

    Kefir, kefir taneleri ile elde edilen Kafkas orjinli etilalkol ve laktik asit fermantasyonlarının bir arada oluştuğu tarihi geçmişi olan bir süt içeceğidir. Kefir çok karışık mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Boyutları 0,5-3 cm arsasında değişir ve fındık yada buğday tanesi büyüklüğünde beyaz, beyaz-sarı arasında renklerde küçük karnabahar veya patlamış mısır görünümündedir. Kefiri yaşı ne olursa olsun her yaştaki insan kullanabilir. Yan etkisi yoktur. Çocuklara bile rahatlıkla verilebilir.Zengin bir probiyotik kaynağıdır.

  • Doğum sonrası kilo vermenin yolları?

    Doğum sonrası kilo vermenin yolları?

    Doğum Sonrası Diyet Ne Zaman Yapılır?

    Anne olmak elbette çok keyifli bir duygudur ancak aynı zamanda kendinizi şişman ve yorgun hissedebileceğiniz bir dönemdir.Tekrar eski formunuza nasıl kavuşabilirsin ?Bebeğinize süt verirken diyet yapmak doğrumudur?

    Yeni doğum yapmış bir anneyseniz , evet kalçalarınızda , belinizde eskiye oranla daha fazla yağ dokusu olması normaldir.Çünkü bu bölgeler, bebeğiniz emzirirken ihtiyacınız olan enerjiyi size sağlayacaktır. Emzirme süresince annenin günde normal gereksinimine ilave olarak 750 kaloriye ihtiyacı vardır. Bu miktarın 500 kalorisi annenin yiyeceklerinden sağlanırken 250 kalorisi gebelikte kazandığı depolarından harcanır. Yani deri altı yağ dokusu süt yapımında kullanılır. Emzirme döneminde hızlı kilo vermeyi hedeflerseniz , enerjiniz azalabilir, çabuk yorulursunuz , süt kalitesi bozulur, hatta süt miktarı bile azalabilir. Bu da bebeğin büyüme ve gelişmesinde yavaşlama ve anne sağlığının bozulması demektir

    Elbette yorgunsunuz, gece boyunca bebeğinizi emziriyorsunuz ve uykusuz kalıyorsunuz.İhtiyacınız olan; enerji düzeyinizi yükselten gıdaları tüketmektir.Gün içinde yemek yapmak varsa diğer coçuğunuzla ilgilenmek kısacası hayatınıza devam etmek zorundasınız.ilk 30 günlük lohusalık dönemini atlattıktan sonra bebeğinizin uykusu daha düzenli olacak, barsakları geliştikçe de gaz şikayeti azalacaktır.İşte bu dönemde artık kendinize vakit ayırmaya başlayabilir, küçük egzersizler yapabilirsiniz.

    Emzirme döneminde beslenmenize daha da çok özen göstermelisiniz.Bu dönemde sütün kalitesini artırmak için proteinle beslenmek , yeterince sebze ve meyve tüketmek ve elbette bol sıvı almak çok önemlidir.

    Bir çok anne , doğum sonrası ne zaman eski kilosuna döneceğini merak eder.Bunun aslında basit bir cevabı yoktur.Özellikle ilk ay bol sıvı alıp , iyi beslenmek ve mümkün olduğunda dinlenmek gerekir.Bu dönem de lütfen kilo vermek üzerine odaklanmayınız. Bebek düzene girdikten sonra hafta da 0.5- 1 kilo vererek eski formunuza kavuşabilirsiniz.

    Normal ağırlıkta olan bir kadın hamile kaldığında gebeliği boyunca 12-18 kg. alabilir. Doğum sırasında ise bu kilonun yaklaşık 6-7 kilogramı kaybedilir. Geri kalan fazla kilolar ise ilk 6-8 ay boyunca yavaşça verilebilir.

    Hamilelikte alınan kiloları vermenin püf noktaları !!!

    Sağlıklı beslenmeye odaklanın

    İlk ay kilo kaybetmekten çok nasıl sağlıklı beslenirim sorusuna odaklanın.Bu dönem bebeğinizin size en çok ihtiyaç duyduğu ve sizin de en çok yorulduğunuz bölümdür.Enerjinin yüzde 15’i proteinlerden gelmelidir. Et, tavuk, balık, yumurta ve kurubaklagiller proteinler zengin olan besinlerdir. Ayrıca bu besinler B grubu vitaminleri, demir ve çinko açısından da zengindir.

    Günde en az 3 lt. kadar sıvı tüketmelidir. Ancak çay kahve gibi süt verimini azaltan içecekler yerine su,süt,meyve suyu,ıhlamur v.b. tercih etmelidir.

    Kızartmalar, mayonez, kaymak gibi aşırı yağlı yiyeceklerden,fazla unlu,şekerli gıdalardan ve abur cuburdan kaçınmalıdir.

    Bu dönemde kalsiyum ihtiyacınızı tam anlamıyla karşılamak en çok dikkat etmeniz gereken konulardan biridir. Günlük beslenme içerisinde 3 porsiyon süt ve süt ürünleri tüketmek yeterli olacaktır. Kilo kontrolü açısından az yağlı olanları tercih edebilirsiniz.

    Vücuttaki demir eksikliği hamilelik döneminde birçok kadının karşısına çözülmesi gereken bir sorun olarak çıkar. Bunun için hamilelikte demir ihtiyacına yönelik beslenmenin yanı sıra doktorun önerdiği şekilde dışarıdan demir takviyesi yapılır. Çünkü hamileliğin ikinci yarısında bebeğiniz, demir depolarını oluştururken sizin demir depolarınızdan yararlanır. Bu nedenle, doğum sonrasında da devam eden demir eksikliğinizi gidermek için öğünlerinizi demir yönünden zenginleştirmek için kırmızı et, pekmez, yumurta sarısı günlük beslenmeye eklenmelidir. Yiyeceklerle beraber alınan demirin vücutta kullanılmasını önemli ölçüde engelleyen çay tüketimini ise mümkün olduğunca azaltmalısınız. Ayrıca demir emilimini arttırmak için C vitamini içeren besinler ile tüketilmesi daha iyi olacaktır. Salata, taze sıkılmış meyve suları gibi.

    Emzirme döneminde de tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi folik asit yönünden zengin besinler tüketmelisiniz. Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, karaciğer, böbrek, yumurta, kabuklu tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, baklagiller ve taze sıkılmış portakal suyunda bulunuyor. Hamilelikte ve emzirme süresinde 400-800 mikrogram alınması gerekiyor. Bu miktarı besinlerle karşılamak zor olduğu için vitamin haplarıyla açığı kapatabilirsiniz. Ayrıca folik asit vücutta depolanamadığı için her gün almak gerekiyor. Yeterli miktarda vitamin ve minerallerin sağlanması için her öğünde taze sebze ve meyve tüketmelidir.

    Emzirme döneminde hamilelikte olduğu gibi günlük enerjinin yüzde 55-60’ını karbonhidratlardan sağlamanız gerekir. Burada dikkat edilecek nokta şeker gibi basit karbonhidrat yerine bulgur pilavı, kepekli yağsız makarna, haslanmış patates, kepekli ekmek gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir.

    Yemeklerinde az miktarda ve bitkisel sıvı yağları kullanmalıdır.

    Egzersiz olarak gebelikte olduğu gibi en çok önerilen ve en kolay egzersiz yürüyüştür. Günde yarım saat orta tempoda yürüyüş yeterlidir. Bunun yanı sıra karın kaslarının güçlenmesi için günde 1 kere yapabildiğiniz kadar mekik çekmek karın bölgesinin sıkılaşmasına çok faydalı olacaktır. Kol bacak ve sırt bölgelerini çalıştıran diğer egzersiz hareketlerini de yapabilirsiniz.

    Bebek ek besinlere başladıktan sonra anne artık zayıflama diyeti yapabilir. Ancak gebelik,doğum ve emzirme dönemi gibi zorlu sınavlar verilmiş olduğu göz önüne alınarak yeterli ve dengeli beslenme programlarıyla zayıflamalı ve 1800 kalorinin altında diyetler yapılmamalıdır. Ne kadar çok emzirirseniz okadar çok kalori harcarsınız.

    Normal doğum /Sezeryan sonrası spora ne zaman başlanmalı?

    Egzersiz ve spora sezaryenden bir ay sonra doktor muayenesinde bir sakınca görülmemişse başlayabilirsiniz. Herhangi bir sağlık probleminiz (tansiyon, şeker gibi) varsa kesinlikle doktorunuza ve bir spor uzmanına danışmadan spor yapmamalısınız. Normal doğumdan sonra bazen fazla dikiş olduğunda ağrılar olabilir, ağrılar geçtikten sonra ortalama doğumdan 1 hafta sonra egzersize başlayabilirsiniz, kendinizi iyi hissediyorsanız daha erken başlayabilirsiniz.

    HANGİ YİYECEKLER SÜTÜ ARTIRIR?

    Halk arasında çok yanlış inanışlar vardır çok kalorili ve çok şekerli gıdaların süt yaptığına inanılır, ancak daha az kalorili ve vitamin de içeren havuç, siyah üzüm ve özellikle rezene çayının sütü artırdığı bilinmelidir.

  • Anne sütü ve oruca bakış

    Anne sütü; yenidoğanda ideal büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin öğelerini içeren, biyoyararlılığı yüksek, sindirimi kolay doğal bir besindir.

    Emzirme dönemi içinde bulunulan fizyolojik ve psikolojik durum açısından özel bir dönemdir. Emziren annenin sağlıklı, yeterli, dengeli beslenmesi ve psikolojik açıdan desteklenmesi gerekmektedir. Bu sure zarfında günlük en az 1800-2000 kalori alınmalı 3lt civarında su içilmelidir. Emzirme sırasında günlük kalori diyetine yaklaşık 500 kalori daha gıda takviyesi yapılmalıdır.

    Bu amaçla annenin günlük protein, karbonhidrat, yağ, mineral, su, sıvı alımı sağlanmalıdır. Anne beslenme açısından geceyi gündüze gündüzü gece çevirir yeterli ve çeşitli miktarda gıdasını ve sıvı ihtiyacını karşılarsaoruç tutmasında sakınca yoktur. Bebeğin 24 aya kadar anne sütüyle beslenmesi tavsiye edilmektedir.

    İlk 6 ay bebeklere yalnızca anne sütü verilirken ortalama 5. Ay gibi ek gıdaya başlanmaktadır. Bu sure zarfında ek gıdaya başlanmış bebekler anne sütü dışında dışarıdan gıda takviyesi ile desteklenmelidir. Bu aydan sonra annelerin oruç tutması nisbeten yani bebeğin beslenmesi açısından alternatif taşıdığından kolaylık arzetmektedir.

    Bebek gunde 6-8 kez idrar yapıyorsa, ağırlığı haftada 150-200 g artıyorsa, annenin sütü yeterlidir

    Özellikle çalışan anneler gün boyu bebeklerinden uzak kaldığı için sütlerini sağıp uygun koşullarda saklayaraktan süt ihtiyacının giderildiği düşünülürse oruçlu dönemde çalışan hatta çalışmayan annelerin hali hazırda uygun koşullarda muhafaza ettikleri süt kotalarına başvurulabilmeleri diğer bir seçenektir. Çünkü anne sütü buzdolabında 3-5 gün buzlukta 2 hafta derin dondurucuda 3 ay hatta 6 aya kadarsaklanabilmektedir.

    Bebeklerin Günlük Kalori, Protein, Mineral ve Vitamin Gerekliliği :

    Kalori İhtiyacı

    Yenidoğan bebeklere 90-140 kcal/kg,

    1-3 ay arası bebeklere 120 kcal/kg,

    4-9 ay arası bebeklere 110 kcal/kg,

    10-12 ay arasındaki bebeklere 105 kcal/kg onerilmektedir.

    1 yaşından sonra genellikle toplam gunluk 1000 Kalori baz alınmakta ve bunun

    uzerine, her yaş icin 100 kcal ilave edilmektedir.

    Ortalama protein

    gereksinimleri (Dunya Sağlık Orgutu verilerine gore):

    0-3 ay: 3.3 g/kg,

    4-6 ay: 2.6 g/kg,

    7-9 ay: 2.1 g/kg,

    10-12 ay: 1.7 g/kg onerilir.

    Birçok çalışma anne sütünün üstünlüklerini ve anne sütü ile beslenen çocukların sağlıklarının daha iyi durumda olduğunu göstermektedir. Literatürde anne sütü alan bebeklerde ishalli hastalık, kulak enfeksiyonları ve allerji ataklarına daha az rastlanmakta olduğu gösterilmiştir. Aile ekonomisine sağladığı maddi kazanç dışında anne sütü alan çocukların daha ileri zekada olduğu düşünülmektedir. Anne sütünün zengin besi değeri sağlaması annenin beslenmesiyle de alakalı olup gereken miktarda protein, karbonhidrat, vitamin desteğinin gıdalarla alınması sağlanmalıdır.

    ilk 4 ay anne sütü bebeğin temel ihtiyacı iken, 5*6 aydan sonra öğün düzeniyle ek gıdaya geçilen bebeğin artık dışarıdan gıda temini gerçekleşmektedir. Anneler böylece sütün az olduğunudüşündüğü vakit bebeklerine gıda desteği yapabilecek, daha gönül rahatlığıyla oruçlarınıtutabileceklerdir. İftar ve sahurhatta ara öğünlerle beslenme zenginliği ve sıvı alımına özen göstererekten ;gece bebek uyuyakaldığında da süt verilmeli veya süt sağılarak kullanılmak üzere uygun şartlardamuhafaza edilmelidir.

    Gece beslemelerinde bebeğin giysileri ıslak değilse bebeğin altı değiştirilerek rahatsız edilmemelidir. Bebek yavaşca kaldırılıp uyandırılmadan emzirilebilir.

    Süt veren annenin alması gerektiğiBesin Grupları ve Günlük Miktarlar

    *Süt, yoğurt

    *2-3 su bardağı (400-600ml)

    *Peynir 2 kibrit kutusu kadar (60 g)

    *Et, tavuk, balık 3-4 porsiyon

    *Yumurta, kurubaklagiller 1 porsiyon

    *Taze sebze ve meyveler 5-7 porsiyon

    *Tahıllar

    *Ekmek 4-6 dilim

    *Pirinç, bulgur, makarnavb.Hiç/2-3 pors.

    NOT:

    1 porsiyon süt=1 su bardağı süt veya yoğurt veya 2 kibrit kutusu kadar peynir

    1 porsiyon et=60-90 g et veya 1 yumurta (50 g)

    1 porsiyon sebze=150-200 g

    1 orta dilim ekmek=50 g

    Birtakım gıdaların, özel çayların günümüzde anne sütü miktarını arttırdığı bilgisi ışığında gerektiğinde bu yola da başvuru da oruç tutup sütü azalacağı endişesi taşıyanlar için bir seçenek olmaktadır. Konuyla ilgili gıda diyet listesi dışında eczanelerde ürün teminiaçısından halka yardımcı olunmaktadır.

    Anne sütünün azalmaması için bir önerimiz de uygun aralıkla sağım veya emzirmenin ihmal edilmemesidir. İlk 4 ayda sütü her şeye rağmen az olan annelere bir seçenek deanne sütüne yakın içeriklerin mevcudiyetidir.Mümkün olduğunca anne sütü verilmesine özen gösterilmelidir.

    Anne sütü veren bayanlar için oruç tutma mevzunda Kuran ve hadisler ışığında ruhsat verildiği görülmektedir.Dolayısıyla güç yetirebilen anneler anlattığımız hususlara dikkat ederekten orucunu tutabilecekken, bunları yapamayacak ve bebeğinin sağlığını riske atabileceği kaygısını taşıyan annelerin de orucunu daha sonra kaza etmek üzere erteleme seçeneği mevcuttur.

    Sayılı günler olarak (oruç size farz kılındı)! Fakat içinizden kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, artık (tutamadığı günler) sayısınca başka günler(de oruç tutsun)! Ona gücü yetmeyenlerin üzerine ise, (tutamadıkları her gün için) bir fakirin (bir günlük) yiyeceği kadar fidye (verme borcu) vardır. Buna rağmen kim gönlünden koparak bir hayır işlerse(daha fazla verirse), o takdirde bu, onun için daha hayırlıdır. Bununla berâber bilirseniz,(güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.(Bakara 184)

    Uzm.Dr.Seda SEZER