Yenidoğan bebeği olan annelerin çoğunda sütünün yetmediği veya bebeğe yaramadığı konusunda kaygıları vardır.
Bu kaygılarla bebeğe ilk günlerinde biberonla mama vermeyi tercih ederler. Biberon anne memesinden farklı şekilde emilmesi ve deliğinden mamanın daha rahat ve çok miktarda gelmesinden dolayı bebeğin anne memesini yakalama tekniğini bozar. Bir süre sonra bebek biberonla beslenmeyi anne memesini emmeye tercih etmeye başlayabilir.
Ayrıca biberonla mama ile beslenme bebeğin karnını doyuracağı için anneyi emme aralıkllarını uzatacak ve bu da memenin sütle dolup gerginleşmesine, bebeğin memeyi kavramasında zorlaşmaya neden olacaktır.Bu durum ayrıca ilerleyen dönemlerde annede de sistemik reaksiyonlara neden olabilmektedir.
Anne sütü yaşayan bir sıvıdır yani içeriği bebeğin fizyolojik durumuna ve yaşına göre değişiklikler gösterir.Bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak besin özelliklerini içerir.
İnek sütüne göre daha az protein içerir ancak bu prıoteinlerin biyolojik değeri yüksektir(özellikle whey proteini). Bu düşük protein içeriği sayesinde renal solüt yükü azdır ve bebeğin daha tam gelişmemiş böbrekleri için yetmezlik riskini azaltır.
Anne sütü inek sütünün aksine beta laktoglobülin içermediği için alerji sorunu da yoktur.
Süt şekeri olarak Laktoz içerir bu da barsak florasının oluşmasına olanak sağlar.
Bebeğin K ve D vitamini haricinde tüm vitamin ve mineral ihtiyacını karşılar.
Demir içeriği inek sütüne oranla az olmasına rağmen bu içerdiği demirin biyoyararlanımı daha yüksektir.
Anne sütünde çok sayıda büyüme faktörü mevcuttur. Bu da birçok organ sisteminin büyümesi ve gelişmesi için önemlidir.
Anne sütü besleyiciliği yanında içerdiği birçok antikorlar ile de bebeği enfeksiyonlara karşı korur.
Anne sütü her zaman hazır taze,uygun sıcaklıkta ve temizdir. Sindirimi kolaydır ve bu sayede sindirim sistemi hastalıklarına neden olmaz.
Emziren annelerin bebekleri ile iletişimleri daha kolay olur. Ayrıca emzirme anneyi yeni gebelikten koruduğu gibi meme kanseri riskini de azaltır.
Organizmada, Hb sentezi için gerekli olan demirin eksikliği sonucu gelişen anemiye denir.
Dünyada %10-30 insanda Fe eksikliği anemisi vardır. En sık süt çocukluğu, adölesan ve gebelik döneminde görülmektedir. Demir eksikliği tüm yaş gruplarında özellikle 6-24 aylar arasında bebek ve çocuklarda aneminin en yaygın nedeni olarak kabul edilmektedir. Erkekte 50mg/kg, kadınlarda 40mg/kg Fe bulunur. Vücuttaki demirin %65-70’i hemoglobinde, %25-30 ferritin ve hemosiderin, %3-4 myoglobin ve %1’i enzimler de bulunur.
Etyolojik Faktörler :
Diette eksik alım :Diette 0,75 mgr/L süt.
Anne sütü ve inek sütü 0.5-1.5mgr/L (Anne sütünde %49,inek sütü %10 absorbe
Artmış gereksinim: Büyüme, düşük doğum ağırlığı, prematürite, ikizlik, multipl doğumlar, adölesan dönem, gebelik, siyanotik konjenital kalp hastalıkları
İmmünolojik Sistem: İmmünolojik sistem üzerine etkiler zıttır.
Enfeksiyon potansiyelinde artma belirtisi
Klinik:
Demir eksikliği çocuklarda demir tedavisiyle akut hastalık azalır.
Demir eksikliğinde respiratuar enfeksiyon sıklığı artar.
Laboratuar:
Lökosit transformasyonu bozulur.
Granülosit öldürme ve NBT bozulur.
Barsak ve lökosit myeloperoksidaz azalır.
Demir eksikliğinde de enfeksiyon sıklığı artar.
Enfeksion potansiyelinde azalma belirtisi:
Klinik:
Azalmış bakteriyel enfeksiyon
Demir yüklenmesi ile enfeksiyon sıklığında artış
Laboratuar:
Trransferrine bağlanan demirin azalması ve serbest olan demirin artması bakteri büyümesine uygundur.
Demir ile non patojenik bakteri büyümesi artar.
TANI :
Hb’de azalma
KK indisleri: MCV, MCH, MCHC azalması, RDW artması
PY: hipokromik, mikrositik KK’ ler
Retikülosit : normal veya hafif artar
Trombosit : Trombositopeni-trombositozis
FEP: N=15,5-+8,3 microg/dl, Demir eksikliği ve Pb zehirlenmesinde artar
Serum Ferritin: Azalır
Serum demiri azalır, total demir bağlama kapasitesi artar, transferrin yüzdesi azalır
Tedavi deneyimi: Uygun demir tedavisine Hb cevabı en güvenilir kriterdir. 7-10 gün içinde Retikülositte artma, Hb artma, Retikülositozu takiben Hb:0,25 – 0,4 gr / gün, Htk: %1/gün artar.
Kemik İliği:
Gecikmiş sitoplazmik matürasyon
Azalmış veya yokluğu
AYIRICI TANI :
Demir eksikliği
Hemoglobinopatiler-Talasemi,
Hem sentezi bozuklukları-Pb,pyrazinamid,INH
Sideroblastik anemiler
İdiopatik-
Herediter-sexe bağlı
Familial hipokromik anemi
Piridoksine yanıt veren anemi
Sekonder
İlaçlar
Sistemik hastalık
Malign hematolojik hastalıklar
Kronik enfeksion ve diğer influmatuar hastalıklar
Malignansi
Herediter orotik asiduria
Hipo veya atransferrin enzimi
Konjenital
Edinsel: Malignansi,malnütrisyon,nefrotik sendrom
Bakır eksikliği
Demir metabolizmasının doğumsal hataları
TEDAVİ :
Sütün kısıtlanması(1/2lt/gün)
Demir içeren yiyecekler
Buharlaşmış süt veyasoyalı formüller (inek sütü allerjisi varsa)
Demir tedavisi: Ferrous demir 3-6 mg /kg 1defa / gün 6-8 hafta
Demir tedavisine yanıt yoksa :
Demir alımında yetersizlik
Doz azlığı
Preparatın yetersizliği
Israr eden bilinmeyen kanama
Yanlış tanı
Eşlik eden hastalık(enfeksion,malignite,renal,KChastalık)
İyi beslene hiçbir sorunu olmayan bir bebek neden ağlar?
Kolik , gaz sancısı ve bağırsak gazı tüm bebeklerde görülebilir.
Normal sağlıklı olan haftada en az 3 gün süren ve hergün 3 saatten fazla ağlama krizleri infantil koliktir. Kolik bir sinirlilik halidir. Yeni doğan bebeklerin pek çok konuda kapasiteleri düşüktür. Bu yediklerini hazmetme konusunda da geçerlidir. Tek besini anne sütü olan bebek annesini emdikçe laktoz tüketmiş olur, laktoz bebeğin yegane besin kaynağıdır. alar, hazmettirir. Bebeklerde yeterince bu sütteki besini parçalyacak enzim yeterli gelmeyebilir. Bu nedenle bir çok bebekte bağırsak gazı oluşur.
Başını omzunuza yaslayın ve minik darbelerle vurun!
Bebek annesini emerken her iki göğüs arasında ve emzirme bittiğinde gazı çıkartılmalıdır.
1-Bebeğin sanki etrafı seyrediyormuş gibi başını annenin omzuna yaslaması ve bu sırada annenin, bebeğin iki kürek kemiği arasına el ayasıyla minik darbelerle vurmasıdır.
2-İkinci yöntemse, bebeği dizüstü yatırıp yine iki kürek kemiği arasına el ayasıyla minik darbelerle vurmaktır.
Bebeğin gazının oluşacağı durumlar
Bebeğin süt şekeri olan laktozu zor hazmedebilmesinin dışında, telaşlı ve sık emme olabilecek sırasında hava yutması, annede belirgin bağırsak gazı olması ya da bağırsak gazına neden gıdalar tüketmesi durumunda da bebeğin kolaylıkla gazlandığı görülür.
Bebeğin gazı çıkartmasına yardımcı olmanın yanı sıra bebek sırtüstü yattığında bebeğe bisiklet çevirir gibi pasif bacak hareketleri yaptırmak,
bebeğin emme anında hava yutmasını engellemek,
bebeğin karnına sıcak bez koyduktan ve karnı ısındıktan sonra uygun masaj yağıyla masaj yapmak.
Bu amaçla hazırlanmış, içeriği sadece kimyon olan masaj merhemi eczanelerde bulunmaktadır. Annenin sigara, koyu çay ve kahve, bakliyat, karpuz, kavun, mayalı hamurlar gibi bebeğin gazlanması ve keyfinin kaçmasına neden olacak gıdalardan kaçınması gerekir.
Kolik ağrısı ne zamana kadar sürer?
Bebek genelde 3 haftalık olduğunda kolik krizleri başlar ve en fazla üç aylık olana kadar devam eder. Genelde bu krizler akşamüzeri saatleri ve gece olur, bebek saatlerce ağlar.
Bebek anne ve babasına doğum sancısını tekrar yaşatır ve bebek evdeki varlığını herkesin beynine kalıcı olarak işler. Bu huzursuzluğun sebebi yeni doğan bebeğin gelişiminin tam olmamasıdır. Bebeklerin beyni ilk aylar içerisinde çok aktiftir, beyinde beyin hücreleri mevcuttur amahücreler arasındaki bağlantılar yeni yeni oluşmaktadır.
Yeni doğan bebekler çevrelerindeki uyaranları süzmekte zorlanırlar. Erişkinler kol saatinin cilde uyguladığı basıncı isterlerse hissedebilirler, caddenin gürültüsünü duymamazlıktan gelebilirler. Bir bebek beyni bu uyaran süzme kapasaitesini çok iyi gösteremez ve sonuçta tüm gün boyunca çevresinde oluşan uyarıları düzenlemediğinden akşam üzeri huzursuz olur. Sıcak günlerde otomobille tur atmak, uzaktan ritmik ses çıkarak saç kurutma makinesi ya da aspiratör çalıştırmak, bazı ritmik müzikler dinletmek bebeği sakinleştirebilir. Kolik krizleri ile baş etmek için hekim görüşü almak şarttır.
Anne adayı için beslenme önerileri
Loğusa her gün en az 3 litre olmak şartıyla bol sıvı almalıdır. Hoşaf ve komposto gibi içeceklerle, minerallerden zengin kuru kayısı ve kuru erik tüketilmelidir. Sabahları her gün bir yumurta yenmelidir. Vücudun üretemediği ve gıdalarla alınması gereken tüm protein ögeleri yumurtada mevcuttur.Peynir, reçel, bal, domates ve maydanoz sabahları mutlaka tüketilmesi gereken çeşitlerdir.
Her gün et tüketilmelidir: Balık,hindi,kuzu eti ihmal edilmemelidir.
Makarna ve abartılı olmayan miktarda yoğurt tüketilmelidir.
Üzüm,mandalina,armut,şeftali,kayısı,kiraz,malta eriği, Trabzon hurması çiğ olarak tüketilebilecek meyvelerdir.
Salata olarak domates, marul, maydanız, dereotu, semizotu ve mısır tercih edilmelidir.
Taze fasulye, ıspanak, semizotu, kabak, bezelye, bamya ve enginar, bol bol tüketilmesi gereken sebzelerdir.
Hem annede hem de bebekte bağırsak gazı ve de kabızlık oluşmaması amacıyla annenin tüketirken dikkat etmesi gereken gıdalar şöyledir: Süt ve sütlü tatlılar (sütteki laktoza karşı hassasiyet varsa yoğurt ve peynir dahil), gazlı içecekler, alkollü içecekler, bakliyat, soğan, soya, turp, brokoli, her tür lahana, karnabahar,patlıcan, elma, muz, karpuz,kavun, havuç, ramazan pidesi gibi mayalı hamurlar, kereviz ve salatalık.
D vitamini kalsiyum dengesi ve kemik sağlığında çok önemli rol oynayan yağda eriyen bir vitamindir. Vücuttaki önemli görevleri;
Diyetle alınan kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilmesini sağlar.
Kemik erimesine yol açan bir hormon olan, paratiroid hormonun salgılanmasını önler.
Vücutta kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar, kemik ve kasların sağlığı için gereklidir.
Son çalışmalar göstermiştir ki D vitamini eksikliği multipl skleroz (MS), tip 1 diyabet, romatoid artrit, inflamatuar barsak hastalığı gibi otoimmun hastalıklar, duygu-durum bozuklukları, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, meme, prostat, barsak gibi kanserler ile ilişkilidir.
Üst solunum yolu enfeksiyonları, besin allerjileri, astım gibi rahatsızlıklar da düşük D vitamini düzeyleri ile ilişkilendirilmiştir.
D vitamini bir ön hormondur, karaciğerde ve böbrekte metabolik olarak aktif formlarına dönüşür. D3 vitamini (kolekalsiferol), ciltten UV-B ışınlarına maruziyet ile sentezlenir. D2 vitamini (ergokalsiferol), bitkilerde bulunan ve diğer diyetle aldığımız şeklidir. En çok balık (somon, sardunya, uskumru), balık yağı, karaciğer, et ve yumurta sarısında bulunur. Besinler D vitamini ile güçlendirilmediğinde ya da takviye D vitamini alınmadığında diyetle alınan D vitamini %10 ‘un altındadır. Amerika’ da süt ve süt ürünleri, portakal suları, ekmek, tahıllar ve formül mamalar D vitamini ile güçlendirilmiştir.
Deride sentezlenen ya da diyetle alınan D vitamini ilk önce karaciğerde 25 hidroksi D vitaminine, daha sonra D vitamininin aktif formu olan 1,25 hidroksi D vitaminine dönüşür. 25 hidroksi D vitaminin yarı ömrü yaklaşık 20 gündür ve bu nedenle organizmadaki D vitamini durumunu en iyi yansıtan parametre olarak kabul edilir, vücutta D vitamini seviyesi olarak 25 hidroksi D vitamini ölçülür.
Çocuklarda ve adölesanlarda güncel kabul edilen D vitamini standart düzeyleri;
D vitamini YETERLİ: 25 hidroksi D vitamini > 20 ng/mL
D vitamini YETERSİZ: 25 hidroksi D vitamini 15-20 ng/mL
D vitamini EKSİK: 25 hidrokdi D vitamini < 15 ng/mL
D vitamini eksikliği nedenleri ve risk faktörleri:
– Sütçocukluğu döneminde bebeklerin ana besin kaynağı anne sütüdür. Anne sütünün 1 litresinde 12-60 IU D vitamini bulunmakta ve bu miktar bebeklerin günlük 400 IU olan gereksinimini karşılamamaktadır. Benzer şekilde bu dönemdeki bebeklerin aldığı diğer besinlerde de D vitamini yetersizdir. Formül mamaların litresinde 400 IU D vitamini olsa da bebek genellikle günde 1 lt kadar formül mama alamadığından D vitamini yine yetersiz kalmaktadır.
– Maternal D vitamini eksikliği
– Prematüre doğum ( 3. trimester plasentadan bebeğe D vitamini transferi için kritik, fetusta iskelet sisteminin kalsifiye olduğu dönem)
– Koyu tenli olmak
– Nöbet önleyici (antikonvülzan) ya da HIV tedavi edici ilaçlar kullanıyor olmak, ketakonazol ve bazı diğer mantar önleyici ilaçlar
– Malabsorpsiyon (barsaktan emilim bozukluğu) ile giden hastalıklar ( Kistik fibrozis, inflamatuar barsak hastalığı)
– Obezite ( D vitamini yağ dokusunda toplanır)
-Yüksek enlemlerde yaşamak
-Kış mevsimi (Şubat ve Martta en düşük)
-Düşük güneş ışığı almanın diğer nedenleri
-Kapalı alanlarda uzun süre kalmak (engelli çocuklar)
-Dişi cinsiyet
Bu yüzden, hayatın ilk haftasından itibaren anne sütü veya formül mama alan tüm bebeklere en az bir yaşına kadar 400 IU/gün D vitamini (günde 3 damla D vitamini) uygulanmalıdır.
Bununla birlikte, güneş koruyucu kremlerin (30 koruma faktör ve üzeri) D vitamini sentezini %95 oranında azalttığı ve camdan geçen güneş ışınlarının D vitamini sentezi için uygun olmadığı bilinmelidir. Ailelerin yaşam şekilleri (kültürel nedenlerle bebeklerin çok fazla dışarı çıkartılmaması, evlerin balkonsuz olması gibi), hava kirliliği de bebeklerin yetersiz güneş görmesine neden olmaktadır.
Özetleyecek olursak; bütün gebelerin ve bebeklerin günde 10-15 dakika süre ile kol ve bacakları açık şekilde gün ortasına yakın saatlerde güneş ışınlarından faydalanması desteklenmelidir. Bebeklere yaşamın ilk haftasından itibaren D vitamini verilmelidir. Ayrıca yeterli güneş görmeyen veya D vitamini yetersizliği bakımından riskli bir yaşam şekli olan annelere gebeliklerinin son üç ayında D vitamini verilmelidir.
Geleceğimiz olan çocuklarımızın daha sağlıklı olması için en ideal besin anne sütüdür. Konunun önemine dikkat çekmek ve gündem oluşturulması amacıyla tüm dünyada 1-7 Ekim Haftası “Dünya Emzirme Haftası” olarak kutlanmaktadır.
1- Sütüm yetmiyor. Ne zaman ek gıdaya başlamalıyım?
Anne sütünün azalması durumunda yetkili sağlık çalışanının önerisi ile anne sütüne ek olarak, içeriği anne sütüne benzetilmeye çalışılmış hazır mamalar verilir. Sütünüzün yetersiz olup olmadığına karar vermeden önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız. Doktorunuz bebeğinizin büyüme, gelişmesini değerlendirerek sizi yönlendirecektir. Bebeğinize bir yaşından önce kesinlikle inek sütü verememelisiniz. Bunun nedeni, saf inek sütünün alerji, kansızlık, kabızlık, aşırı gaz, kalsiyum/ fosfor mineral dengesizliği gibi pek çok soruna yol açabilmesidir.
2-Bebeğimi nasıl emzirmeliyim? (Başarılı emzirme nasıl olur?)
Emzirme doğal ve basit bir olay gibi görülmesine rağmen, çoğu anne başlangıçta emzirme konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Bu konuda anneler sağlık personeli (ebe, hemşire, doktor) tarafından yeterince eğitilmeli ve çevresi tarafından desteklenmelidir.
Emzirme esnasında sakin bir ortam ve rahat edebileceğiniz bir oturuş şekli önemlidir. Kaslarınız gergin olursa bu gerginlik bebeğinize yansıyacaktır ve bu durum bebeğinizin iştahını etkileyecektir.
En rahat oturma şekli bir koltukta oturarak bebeği tuttuğunuz kolunuzu dayamaktır. Huzurlu ve bölünmemiş bir emzirme için telefonunuzu veya dikkatinizi bölen cihazları kapatmak doğru olacaktır.
Bebeğinizi kucağınıza alarak göğsünüzü elinizle desteklerken bebeğinizin yanağını okşayarak uyarı verin. Bebeğiniz ağzı açık olarak göğüs ucunuzu tutmak için kafasını çevirecektir. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli şey meme ucu ile beraber meme başındaki koyu yuvarlak halkanın büyük bölümünü bebeğinize kavratmaktır. Aksi takdirde halkanın etrafında bulunan süt keseciklerine baskı uygulanmayacağı için bebeğinize yeterli süt gelmeyecek, sizin de canınız acıyacak ve meme ucu çatlağına yol açacaktır.
Bebek emerken burnunun meme içine gömülmemesine dikkat edin. Aksi halde bebek rahat nefes alamadığı için memeyi bırakacaktır. Burnun meme içine gömülmemesi için memeye üstten hafifçe basılması yeterlidir.
Emzirmeyi sonlandırmak ya da emzirmeye ara vermek için parmağınızı nazikçe göğüs ucunuzla bebeğinizin ağzı arasına koyun. Meme zorlanarak bebeğin ağzından çıkarılırsa meme başı çatlakları oluşacaktır.
Emzirme sırasında en etkili uyarıyı ilk emzirilen göğüs aldığından, bir sonraki emzirmede diğer göğsünüzü ilk olarak bebeğinize vermelisiniz. Böylece süt salgılanması daha etkili olacaktır.
Gerek emzirme sırasında gerekse emzirmeden sonra bebeğin sırtına hafif hafif vurularak gazı çıkartılmalıdır.
3-Emzirme döneminde nasıl beslenmeliyim? Nelere dikkat etmeliyim?
Emzirme döneminde her annenin vücut depolarındaki vitamin ve mineraller azalır. Eksiksiz vücut depoları ve dolayısı ile besleyici bir emzirme dönemi için, emziren anne, mutlaka iyi beslenmelidir; her besinden dengeli almalı; süt, yoğurt, sebze, meyve ve etten zengin diyetler tüketmelidir.
Emzirme döneminde sıvı almaya özen gösterilmelidir. Günde en az 8-12 bardak sıvı alınması gerekir, suyun yanı sıra taze meyve suları ve besin değeri yüksek sütler gibi içecekler tercih edilmelidir. Unutmayın, bu dönemde sadece Anne Sütünüzü arttırmak için çabalamamalı, buna ek olarak daha uzun süre, sağlıklı bir emzirme için mutlaka çok iyi beslenmelisiniz.
Emzirme döneminde zayıflama diyeti yapmayın. Düşük kalorili diyet uygulamaları, süt yapımını azaltır ve sütün besin değerini olumsuz etkiler.
Güneş ışınlarından yararlanarak, gerekli D vitaminini alın.
4- Anne sütünü ne zaman kesmeliyim?
Bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeye devam etmelisiniz.
İlk iki yıl anne sütü, bebeğiniz için en ideal besindir çünkü bebeğinizin fiziksel gelişimini, beyin gelişimini, hastalıklardan korunmasını sağlayan bağışıklık sistemi gelişimini sağlar.
Ayrıca bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeniz, bebeğinizle aranızdaki duygusal bağı da destekler.
5-Emzirme döneminde oluşan meme iltihabı nasıl geçer?
Memede iltihap (laktasyonel mastit), emziren annelerde doğum sonrası çok sık görülen bir durum. Doğumdan sonra 1. haftadan itibaren memede iltihap gelişebilir. Meme başındaki çatlaklar, yaralar, kabuklanma ve kötü hijyen meme başında mikrop üremesine yol açabilir. Bu durum antibiyotikle tedavi edilir. Böyle durumlarda emzirmeye devam etmek veya sütün pompa yardımıyla boşaltılması apse oluşumunu azaltabilir.
Mastiti tedavi etmenin bir diğer yolu da Homeopatik yaklaşımdır. Homeopati : “Benzer benzeri tedavi eder “prensibine dayanan ve 200 yıldan fazla zamanıdır uygulanan bir tedavi şeklidir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından 2014 yılında kabul edilmiştir ve Homeopati eğitimi alan hekimler tarafından uygulanmaktadır. Homeopatik yaklaşım ile mastit bulguları çok kısa bir sürede geriler, anne kısa sürede rahat ederek sütten geçen ve bebeği de etkileyecek olan antibiyotik almamış olur.
Homeopatik tedavide Klasik Tıp yaklaşımından farklı olarak her tanı aynı olmasına rağmen her hastanın tedavisi / ilacı farklıdır çünkü bireysel bir tedavi şeklidir ve hastaya özgü şikayetlere dayanarak ilaç uygun ilaç seçilir.
Bebekler genellikle 3.-5. ay civarında veya bazen daha geç aylarda emmeyi reddedebilir. Pek çok anne bu durumda bebeğin kendisini reddettiğini, bir daha asla emmek istemeyeceğini düşünür ve endişelenir. Bu durumda annenin olabildiğince sakin olması ve pozitif düşünmesi gerekir, aksi durumda annenin gerginliği bebeği de etkiler. Bebeğin emmek istememesi memeyi tamamen bıraktığı anlamına gelmez, bu genellikle geçici bir durumdur. Emme reddinin altında yatan birçok sebep olabilir.
Burnu tıkalı olabilir
Üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren veya burnu tıkalı olan bebekler ememez. Emmeye başlar ama devamlı memeyi tutup bırakır ve ağlar. Serum fizyolojik damla ve burun aspiratörü yardımıyla bebeğin burnunu açtıktan sonra emzirin.
Ağrısı var mı ?
Bebek diş çıkarma dönemindeyse, ağzında pamukçuk veya aft gibi yaralar varsa veya boğaz ağrısı varsa emmek istemeyebilir. Bu durumda çocuk doktorunuza başvurun, uygun tedavi başlandıktan 1-2 gün sonra bebeğinizin emmesi düzelecektir.
Enfeksiyon durumu olabilir
Üst solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı veya ateşli hastalık durumu varsa emmeyi reddedebilir. Böyle bir şüpheniz varsa doktorunuza başvurun.
Gündelik hayatınızda bir değişiklik emmeyi reddetmesine neden olabilir
Kullandığınız farklı bir parfüm, sabun veya losyonun kokusu bebeğinizi rahatsız etmiş olabilir. Acılı, baharatlı veya kokulu besinlerin ( sarımsak, lahana vb.) tadı sütünüze geçtiği için bebeğinizin hoşuna gitmemiş olabilir. Bu durumları gözden geçirip, varsa değiştirin. Bunların yanı sıra tekrar hamile kaldıysanız veya mensturasyon periyodunuz başladıysa bu hormonal değişiklikler de bebeğinizi etkileyebilir.
Sütünüzde azalma var mı ?
Bebekler özellikle 4. aydan sonra daha fazla süt isteyebilir. Sütünüz yavaş ve yetersiz geliyorsa sinirlenebilir, emmek istemeyebilir. Göğsünüzü emmek yerine çok fazla emzik emiyorsa bu da meme karmaşasına ve sütünüzün azalmasına sebep olur. Emziği daha az kullanmanız ve daha sık emzirmeniz bu durumu düzeltecektir. Eğer biberonla mama veriyorsanız, memeden de biberonda olduğu gibi hızlı bir akış isteyebilir. Biberonu tek delikli kullanmak ve mümkün olduğu kadar az vermek işe yarayacaktır.
Etrafta fazla uyaran var mı ?
3.-4. aydan sonra etrafta çok fazla uyaran ve dikkat dağıtıcı (TV, ses, konuşma, hareket vb.) varsa emmeye ilgisi dağılabilir. Sessiz sakin bir odada tek başınıza emzirin. Bazen de tam tersi olarak hareket etmek işe yarar; yürüyerek emzirmeyi deneyin.
Bazen de hiçbir sebep olmaksızın emmeyi bırakabilir. Ama aniden bırakıyorsa genellikle altta yatan bir neden vardır ve bu gerçek anlamda bir sütten kesilme değildir. Yavaş yavaş emmekten uzaklaşıyorsa sütten kesiliyor olabilir.
Bu durumda neler yapılabilir ?
Sık sık emzirmeye çalışın ama bu sırada bebeğinizi çok zorlamayın, inatlaşmayın. Sessiz, sakin bir odada, bebeğinizle temas edecek şekilde emzirin. Memenizi elinizle bebeğinizin ağzına sıkarak onu teşvik etmeye çalışın. Farklı emzirme pozisyonları deneyin. Uyanıkken emmek istemiyorsa uykuluyken emzirmeye çalışın. Bütün bunlara dikkat etmenize rağmen bebeğinizin emme reddi 4-5 günden fazla devam ederse çocuk doktorunuza başvurmanız uygun olacaktır.
Vitaminler, vücutta meydana gelen metabolik reaksiyonların gerçekleşmesinde rol alan, vücutta üretilmeyen, yiyeceklerle birlikte dışarıdan alınmak zorunda olan organik bileşiklerdir.
Vitaminler eriyebilirliklerine göre “suda eriyen vitaminler” (B ve C vitaminleri) ve “yağda eriyen vitaminler” (A, D, E ve K vitaminleri) olarak ikiye ayrılırlar. Suda eriyen vitaminler fazla alındığında, idrar yolu ile vücuttan atıldıklarından genellikle toksik değillerdir. Isıya (pişirmeye, kaynatılmaya) karşı dayanıklı olmadıkları için güneşe maruz kalırlarsa bozulurlar.” diyor ve fazla dozda alınan vitaminlerin vücutta istenmeyen bazı sorunlara yol açtığını söylüyor. Özellikle yağda eriyen vitaminler, vücutta depolandıkları için toksik etki yaparak vücuda fayda yerine zarar verebilirler.
Süt çocukluğu döneminde sağlıklı bir çocukta mutlaka dışarıdan alınması gereken tek vitamin “D vitamini”dir. Eğer annenin diyeti, uygun miktarlarda vitamin A içeriyorsa bu, bebeğin gereksinimini karşılar. Vitamin A eksikliğinin sık olduğu bir yerde yaşayan anne, mutlaka özel destek almalıdır. Anne sütünün ve ek gıdaların, süt çocukluğu döneminde D vitamini gereksinimini karşılamaktaki etkisi çok azdır; çünkü vitamin D, derinin güneş ışınına direkt maruz kalması ile sağlanır. Bebeğinizin, yaz aylarında haftada yarım saat ile 2 saat arası, sadece yüzünün ve ellerinin güneş ışığına maruz kalması ve haftada 30 dakika, bezi dışında tümüyle çıplak olması, vücudunun aylarca yetecek kadar D vitamini üretmesini sağlar. Eğer bebeğiniz, güneş ışığına yeterince maruz kalmıyorsa, dışardan D vitamini takviyesi yapmanız gerekir.
Çocuklarda yaşla birlikte tüm vitaminlerin, özellikle de B grubu vitaminlerin gereksinimi artar. Normalde yeterli ve dengeli bir beslenme ile bu gereksinimler karşılansa da araştırmalar, özellikle A, C ve D vitamini alımlarında sorun olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, beslenme sorunu açısından risk taşıyan 1–5 yaş arası çocuklara, bu vitaminlerin verilmesini öneriyoruz. Yeterli C vitamini tüketimi, normal gereksinimin yanı sıra bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırması açısından önemlidir.
Yeterli ve dengeli beslenen 6–10 yaş arası çocuklarda genellikle vitamin yetersizliğine rastlanmaz ancak okul çocuklarının beslenmelerine ilişkin yapılan çalışmalarda, bazı besin öğelerinin; örneğin, antioksidan vitaminlerin (A,C ve D) yetersiz tüketildiği görülmüştür. Bu nedenle, vitamin ilavesi düşünülen çocukların beslenmeleri, ayrıntılı olarak incelenmeli, gerekmedikçe gelişigüzel vitamin ilavesi yapılmamalıdır.
Ergenlik döneminde artan kalsiyum gereksinimini sağlamak için, çocuğunuzun yeterli miktarda D vitamini alması önemlidir. Enerji gereksinimindeki artışa bağlı olarak bu dönemde B grubu vitaminlere, özellikle tiamin, riboflavin ve niasine olan gereksinim artar. Hücre gelişiminde DNA ve RNA sentezinde görev alan folat da bu dönemde özenle alınması gereken vitaminlerden biridir. Araştırmalar, genellikle ergenlerin folik asit düzeylerinin düşük olduğunu gösteriyor. Ergenlik döneminde miktarının artırılması önerilen bir diğer madde, A vitamini öncüsü olarak bilinen karotenoidlerdir. Bu madde; kayısı, portakal, havuç, domates, ıspanak, roka gibi sarı ve yeşil renkli meyve ve sebzelerde bulunur. Ayrıca karotenoidler, kanserden korunmanıza da yardımcı olurlar.
Vitaminlerden maksimum yarar sağlamak için;
• Yemek sularını atmayın,
• Yemekleri aşırı pişirmeyin,
• Sebze ve meyveleri taze tüketin,
• Günde 3–6 öğün alın,
• Esmer ekmek yemeye özen gösterin.
İnsanların günlük beslenmelerinde psikolojik ve fizyolojik sağlıklarını sürdürebilmeleri için 5 besin grubuna ihtiyaçları vardır.
1-Proteinler
2-Karbonhidratlar
3-Yağlar
4-Su
5-Vitamin ve Mineraller
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Zehra Akören: “Vitaminler ve mineraller, vücudun biyokimyasal işlevlerinin sürdürülmesini sağlarlar. Her bireyin vitamin gereksinimi farklıdır.” diyor ve vitaminlerin 2 grupta incelendiğini söylüyor;
Yağda eriyen vitaminler; A,D,E,K
Suda eriyen vitaminler; B ve C vitaminleri
Yağda eriyen vitaminler
Yağda eriyen vitaminlerden A vitamini, hayvansal gıdalarda; karaciğer, süt, tereyağı, beta- karoten formu ise sadece yeşil sebzeler ve havuçta bulunur. A vitamini, deri hastalıkları, ülser, solunum zorluğu, adet öncesi gerginlik ve bazı kanser hastalıklarında kullanılabilir.
A vitamini;
• Göz, saç ve cilt sağlığınızdan sorumludur.
• Gözünüzün kurumasını engeller.
• Hücre zarının dengesi üzerinde etkisi vardır.
• Beta- karoten formu, hücreye zarar veren serbest radikalleri uzaklaştırır.
A vitamini eksikliğinde, alkolik siroz, pankreas hastalığı, kistik fibroziste görülür. Yetişkin erkeklerin; 1000 mkgr, yetişkin kadınların ise; 800 mkgr A vitamini kullanmasını öneriyoruz. Aşırı tükettiğinizde, derinizin rengini sarıya çeviren ve A vitaminoz olarak adlandırılan bir zehirlenme oluşur.
D vitamini
D vitamini, vücudunuzun kalsiyum metabolizması için gereklidir ve vücudunuz bu ihtiyacını; güneş, balık yağı ve supplementlerden karşılayabilir. D vitamini eksikliğinde gençlerde; diz ağrısı, sık enfeksiyon, zayıf kaslar, zayıf büyüme, bacak ağrısı; yetişkinlerde ise; kemik ağrıları, kemiklerde kolay incinme, kalça kaslarında zayıflama ve sağırlık oluşur. D vitamini eksikliğinizi gidermek için, yağlı balıklar, yumurta, süt, tereyağı, margarin ve peynir tüketebilirsiniz. Az güneş görenlerin, yaşlıların, kuzey iklimde yaşayanların, sara ilacı alanların, kapalı giyinenlerin D vitamini ihtiyacı artar.
Bulunduğu yiyecekler: Yağlı balıklar, yumurta, süt, tereyağı, margarin ve peynir
D vitamininin yararları
• Yediğiniz besinlerden daha çok faydalanmanızı sağlar.
• Kemik sağlığınızı korur.
• Böbrek metabolizmanızı korur.
• Kemik iliğinizi olumlu etkiler.
• Kurşunun zehirli etkilerini yok eder.
Günlük D vitamini ihtiyacı 400 UB’dir. D vitamininin fazlası, kandaki kalsiyumu yükselttiğinden vücudunuzda zehirlenmeye yol açar. Bunun sonucunda da; uyuşukluk, sersemlik, karın ağrısı, susuzluk, kabızlık, iştahsızlık, yumuşak dokuda kireçlenme ve böbrek taşı oluşabilir.
E vitamini
E vitamini, özellikle genç insanlarda yükselen kolesterolü düşürür. Ayrıca adet öncesi gerginlikte, sıcak basmasında, orak hücreli anemi, talasemi gibi kan hastalıklarında ve diz eklemi iltihabında E vitamini önerilirken tromboz ve akciğer emboli riski olan hastalara antikuagülon ilaç alıyorsa, E vitamini önerilmez. E vitamini eksikliğinde belirgin bir rahatsızlık görülmemiştir. E vitamini; bitkisel sıvı yağlar, fındık, fıstık, yağlı tohumlar, soya ve yeşil salatada bulunur.
K vitamini
K vitamini ince bağırsaklarda, vücudun kendisi tarafından da üretilir ve kanı pıhtılaştırma özelliği vardır. Kilo başına 1 mkgr yeterlidir. Yeni doğan bebeklerin bağırsağında yeteri kadar bakteri olmadığından K vitamini gereksinimleri yetişkin insanlara oranla daha fazladır. Eksiliğinde kanamalı hastalıklar oluşabilir.
Suda eriyen vitaminler
Suda eriyen vitaminlerden enerji üretiminde görev alan B1 vitamini; sığır eti, kurubaklagiller, bezelye ve esmer prinçte bulunur. Aşırı kahve veya çay tüketmeniz, B1 vitamini eksikliğine neden olur. Bu da; ruhsal çöküntü yaşamanıza, belleğinizin zayıflamasına, ellerinizde ve ayaklarınızda uyuşmaya, ağrıya duyarlı hale gelmenize, kişilik bozukluğu yaşamanıza, geceleri terlemenize, nedensiz ateşlenmenize, karın ve göğüs ağrısı çekmenize neden olur.
B1 vitaminine;
• Çok miktarda alkol alanlar,
• Şeker hastaları, çok idrara çıkanlar,
• Diüretik, digoksin kullananlar,
• Kalp hastalığı geçirmiş olup iyileşmekte olanlar,
• Depresyon, anksiyete yaşayanlar,
• Doğum kontrol hapı ve östrojen tedavisi alanlar,
• Karaciğer ve tiroid hastaları,
• Yaşlılar,
• Kanserliler,
• Gebelikte sık sık kusanlar,
daha çok ihtiyaç duyarlar. Günlük B1 vitamini gereksinimi: 10-15 mgr’dir.
B2 (Riboflavin)
B2 vitamini, karaciğerde bir çok enzimin oluşumunda rol oynar. Süt ve süt ürünleri, tahıllar, etler, yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. B2 vitamininin eksikliğinde, metabolizmanızda bozukluk oluşur ve beraberinde B6 vitamini eksikliği de görülür. Süt ve süt ürünleri, tahıllar, etler, yeşil yapraklı sebzeler tüketerek bu eksikliğinizi giderebilirsiniz. Günde 1,2 mgr B2 vitamini tüketmeniz yeterlidir. Eksikliğinde; dudaklarınızda, dilinizde, ağrı, yanma, kuruma, çatlama, soyulma; yüz derinizde kırmızı, yağlı bir görünüm ve burnunuzun 2 yanında pullanma; gözlerinizde kaşınma, aşırı gözyaşı, ışıktan rahatsız olma hali ve ayaklarınızda yanma oluşur.
B2 vitaminine; ergenlik dönemindeki çocukların, gebe ve emziren bayanların, yaşlıların, gebeliği önleyici ilaç kullananların daha çok ihtiyacı vardır. Günlük B2 vitamini gereksinimi; 10-20 mgr’dir
B3 vitamini (Nikotinik asit-nikotinamit)
Nikotinik asidin kolesterol metabolizması üzerinde özel bir etkisi vardır. B3 vitamini eksikliğiyle oluşan ve pellegra denen hastalığın başlıca belirtileri; deri iltihabı, ishal ve bilinç kaybıdır. Eksikliğinde görülebilecek diğer belirtiler ise, tedirginlik, baş ağrısı, bellek kaybı, sinirlilik, dilin görünümünde değişiklik, ishal ve mide asidi üretiminde azalma şeklinde kendini gösterir. B3 vitamini, sığır eti, süt, balık ve zarı alınmış tahıllarda bulunur. Günlük B3 vitamini gereksinimi 50- 100 mgr’dir. Fazla alındığında, depresyona ve şeker hastalarının durumunda bozulmaya neden olabilir. Alkoliklerin, büyüme çağındaki gençlerin, az protein alanların, troid bezi aşırı çalışanların, kanser ilaçları kullanan kişilerin, Crohn hastalarının, şizofreni olanların B3 vitaminine daha çok ihtiyacı vardır.
B5 vitamini
Yiyeceklerde bol miktarda bulunan B5 vitamininin en önemli kaynakları; “yumurta, zarı alınmamış tahıllar ve et“dir. B5 vitamini eksikliğinde; yorgunluk, baş ağrısı, karıncalanma, kas krampları, mide bulantısı, karında kramp oluşabilir.
B6 vitamini
B6 vitamini; iltihabi hastalıkların, deri hastalıklarının, bağışıklık sisteminin, kalp hastalıklarının korunmasında önemlidir. Magnezyum metabolizmasında rol alır. Sigara içenlerin, ilaç ve katkı maddesi kullananların, perkinson hastalarının, hormon tedavisi gören kadınların, şeker hastalığı olan gebelerin, mesane kanseri olanların B6 vitamini ihtiyacı daha fazladır. Eğer egzersiz yaparsanız, vücudunuz B6 vitamini kullanımını artırır. B6 vitamini; et, balık, yumurta sarısı, tam tahıllar, muz, avakado, fındık, fıstık, yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Günlük gereksinim, 2mgr’dir ve % 50 mgr’den fazla kullanımı önerilmez. Eksikliğinde; sinirlilik, tedirginlik, uykusuzluk, ağrılı dil, kilo kaybı, iştahsızlık ve anemi oluşabilir.
B12 vitamini
B12 vitamini; karaciğer, sakatat, et, balık, süt ve süt ürünleri, yumurta ve bira mayasında bulunur. Eksikliğinde; bitkinlik, nefes darlığı, deride solgunluk, ellerde, ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, zihinde karışıklık, yürümede zorluk görülür. B12 vitaminine, pernisiyöz anemisi olanlar, vejeteryanlar, ameliyatla midesi alınanlar, ince bağırsak hastalığı olanlar, yorgunluktan yakınanlar, şeker hastalığı olanlar, yaşlılık demansı bulunanların daha çok ihtiyacı vardır.
Folik asit
Sinir sistemi işlevlerinde rol aynayan ve B grubu vitamini olan folik asit, B12 vitamini ile metabolize olur. Folik asit; karaciğer, yeşil yapraklı sebzeler, böbrek, yumurta ve kabuklu tahıllarda bulunur. Günlük folik asit gereksinimi; 400- 800 mkgr’dir. Folik asit, spina bifida denen omurga hastalığının önleyicisidir. Eksikliğinde; diliniz ağrılı ve kırmızı olur. Gebeler, emzikli anneler ve erken doğan bebekler folik aside daha çok ihtiyaç duyarlar.
Biotin
Kan şekerini regüle etmeye yardımcı ve saç sağlığı için önemli olan biotin; yumurta sarısı, et, süt ve süt ürünlerinde bulunur.
C vitamini
Bağ dokusu ve kemik sağlığını koruyan, yaraları iyileştiren, nabız ve tansiyon üzerinde olumlu etkisi olan, cildi gençleştiren, enfeksiyon riskini azaltan, yüksek kolestrole ve kansere iyi gelen C vitamini; trunçgiller, maydanoz, patates ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Günlük C vitamini ihtiyacı; 50 mgr’dir. Eğer böbrek taşınız varsa, yüksek dozda C vitamini almanız gerekir ancak bazı kan hastalıklarında bu oranda C vitamini önerilmez. Kan naklinden sonra oluşabilecek sarılıklarda da C vitamini kullanılmalıdır. Eksikliği; skorbüt denen diş eti hastalığına, depresyona, melankoli ve isteriye neden olabilir.
Emzirme doğumdan yarım saat sonra başlamalıdır. Annelere emzirme ve bebeklerinden ayrı olduklarında da sütlerini muhafaza etme yöntemleri öğretilmelidir. Yeni doğmuş bebeklere anne sütü dışında herhangi bir yiyecek ve içecek verilmemelidir. Bebek her isteğinde emzirilmelidir. Yapay meme veya emzik emzirme döneminde bebeklere verilmemelidir.
* Emzirmeden önce eller sabunlu su ile yıkanmalıdır. * Anne rahat pozisyonda oturmalıdır. Sandalyeler emzirmek için uygun değildir. * Meme başı kaynatılmış ılık suyla veya % 5’lik karbonatlı su ile silinmelidir.Meme başının dışarı çıkık olması için meme ucu iki parmakla tutup masaj yapmalıdır. * Bebeğin burnunun açık olup olmadığı kontrol edilmelidir. Meme başı hafif bastırılarak burun açık tutulmalıdır. * Bebeğin altı temiz olmalıdır. Bebeğin emmesini engelleyebilecek nedenler ortadan kaldırılmalıdır. * Emzirme bittikten sonra bebek dik olarak anne omuzuna yatırılmalı ve sırtına hafif masaj yapılarak gazı çıkartılmalıdır. Bir defa geğirdikten sonra gazın çıktığı sanılmamalıdır. Bu nedenle yatağa yatırıldıktan sonrada, sağ yanına veya yüzün koyun yatırılmalıdır. * Her beslemede her iki memede boşaltılmalıdır. Devamlı olarak 10-15 dakika emme bile bir memeyi boşaltmaya yetecek süredir. Eğer bebek, prmatüre (erken doğmuş) bebeklerde olduğu gibi bu sürede boşaltamıyorsa , meme tutması iyi olabilir ancak sütü ağız içne çekmesi yetersizdir. Bu durumda müdahale etmek gereklidir. Kalan süt sağılarak boşaltılmalıdır. Memede kalacak süt, daha sonra gelecek süt oranını azaltacaktır. Sağılan süt ayrıca bebeğe verilir. * Annenin psikolojik durumu süt salgısını etkiler. Yorgunluk süt salgısını azaltır. * Süt yapımını artıran belirli bir besin veya ilaç yoktur. Ancak annenin susuz kalmaması ve psikolojik durumu önemlidir. Bu açıdan sulu gıdaların yayarı olabilir. * Emziren anne alacağı ilaçlara dikkat etmelidir. Süt ile bu ilaçla bebeğe geçebilir. Anne sütü vageçemediğimiz bir gıda olduğundan,süte geçen ilaçın bebeğe zararı olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Süt verilip verilmemesine karar verilmelidir. Süt verilmemesi genellikle geçiçi tutulmaya çalışılarak bu arada anne memesinin boşaltılmasına çalışılır.
Anne sütü tüm uğraşılara rağmen verilemiyorsa, anne sütüne adapte edilmeye çalışılan endüstriyel mamalar verilir. İneksütü verilmek zorunda kalındıysa, bebeğin ayına göre süt yarı yarıya veya 2/3 oranında sulandırılır ve % 5 şeker eklenir. Bebek yeni doğduğunda mama için her ağladığında ortalama günde 8-12 kez emzirilir, takiben günde 6-8 kez anne sütü verilir.
Sevgili anneler, bu başlığı görünce hemen hemen hepinizin ortak cevabını duyar gibi oluyorum; “Tek çocuğum iyileşsin, ben hiçbir şey yemesem de olur”. Doğru düşünüyorum değil mi? Nasıl ki sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyorsa; sağlam bebek de sağlam anneyle elde edilir.
Bebeklerde, beslenme sırasında mutlak ihtiyaçlar ön sırada gelir. Ne demek mi istiyorum? Şöyle; anneyi emen bir bebeğin kalsiyum ihtiyacı varsa, annenin kemiklerinde depolanmış kalsiyumu eriterek bile o ihtiyaç giderilir. Bir vitamin mi eksik kaldı? Annenin var olan depolarını idareli kullanalım diye bir şey olmaz. Gerekirse anne kanındaki vitamini sıfırlayacak şekilde hepsi süte geçer ve bebek hepsini alır. Bu arada alınanları yerine koyamayan annede giderek içten içe eksilmeler başlar. Bu eksilmeler önceleri hissedilmez. Zamanla çabuk yorulma, halsizlik, saç dökülmesi, bel ağrısı gibi sıradan şikayetle şeklinde görülür. Bu şikayetlere de daima bir bahane bulunur. Çok yoruldum, uykusuz kaldım vs. Bunlardan daha da önemlisi; kadınlarda daha sık rastlanan “osteoporoz” yani; kemik erimesi. Sanki her kadının kaçınılmaz sonu gibi düşünülmekle beraber, aslında böyle değildir. Kaçınmak, korunmak da mümkün; olacaksa bile hem daha ileri yaşlara kaydırmak, hem de daha hafif boyutta kalmasını sağlamak mümkün. Tabii her sağlık sorununda olduğu gibi korunmak, tedavi etmekten hem daha kolay, hem daha ucuzdur.
Gebelik sırasında alınan kilolar, annelerin önemli sorunlarından biridir. Mümkün olan en kısa zamanda bu kilolardan kurtulma çabaları da başlar. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz yapılan diyetlerle bu sağlanmaya çalışılır.
Şimdiye kadar saydığımız durumların hepsi sağlıklı bebeğe sahip olan annelerin de yaşadığı beslenme bağlantılı sorunlardı. Bir de bunun üzerine besin alerjisi olan bebek eklendiği zaman bu sorunlar katlanarak artmaya başlar.
Bebeklerdeki besin alerjilerinin en sık görüleni inek sütü alerjisidir. Her ne kadar inek sütü alerjisi desek de aslında “hayvan süt alerjisi” demek daha doğrudur. Bu çocukların %90’ında keçi sütüne de allerji vardır. Sadece %10 kadarı keçi sütü ve ürünlerini tolere edebilir. Her neyse; konumuz bu değil. Bazen bir doktor eşliğinde ve doğru yaklaşımla bebeğe gerçek besin alerjisi tanısı konur. Bazen hiçbir destek olmadan çocuğun sıradan ağlama, gaz, uyku sorunu gibi şikayetleri besin alerjisi olarak yorumlanır ve diyet önerilir. ANNE SÜTÜNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. Bu nedenle anne sütünün kesinlikle devam edilmesi, ileri yaşa kadar anne sütü verilmesi gerekir. Annenin yediği gıdaların alerjen molekülleri, annenin sütüne karışarak çocuğa alerjiyi aktarabilir. Bu durumda da anneye sıkı diyet uygulanır. İşte bu diyet sırasında gerçek alerjinin tedavisi amacı ile veya yukarıda saydığımız sağlıklı annelerin de yaptığı diyet sonucunda annenin sağlığını korumak için beslenmeye dikkat çok önemlidir.
Anneler;
****Süt ve ürünlerine katı diyet uygulayan anneler, bu yolla alamadığı protein ve kalsiyumu mutlaka tamamlamalıdır. Doktorun önereceği ilaçlarla kalsiyum desteği, kırmızı ve beyaz et yiyerek protein desteği almalıdır.
****Vitamin ve mineral desteği almalıdır. Gerek yeşil ve kırmızı meyve-sebzelerden, gerek baklagillerden yeterince tüketmelidir. Çeşitli nedenlerle doğal yoldan tamamlayamadığı eksiklikleri ise hem vitamin, hem mineral açısından ilaç olarak tamamlamalıdır. Bunun için de doktorunun ve diyetisyeninini yardımına başvurması gerekir.
****Dengeli beslenmelidir. Karbohidrat ve yağı tamamen kesmemelidir. Toplam yediği miktarı azaltabilir. Ancak yediğinin içeriğinde yaklaşık 5 50’si karbohidrat, %35’i protein, %15’i yağ şeklinde ayarlanmalıdır. Karbohidrat derken direkt bal, reçel, pekmez gibi basit şekerleri kast etmiyorum. Pilav, makarna, ekmek gibi kompleks karbohidratları kast ediyorum.
****Bol sıvı almalıdır. Hem toksinleri atmak, yediklerinin sindirilmesine ve vücuda yararlı hale gelmesine yardımcı olmak, hem de kan dolaşımını artırarak süt yapımını artırmak için çok su içmek önemlidir.
****Annenin yasaklı gıdalar dışında diyetine dikkati de gerekebilir. Daha önceden yediği zaman kendisine gaz oluşturduğunu bildiği gıdalardan emzirme döneminde de kaçınmalıdır. Gıdaların tadı, sütün tadını da etkileyebildiğinden; örneğin bol sarımsak yediği gün bebek süt emmeyi reddediyor, almak istemiyor olabilir. Böyle bir gözlemde o gıdayı almamakta yarar vardır.
****Hamilelikte diyet gerekir mi? En sık sorunlardan biri de budur. Bazen ilk çocuğu besin alerjisi yaşayan anneler, tekrar gebe kalınca yeni doğacak bebekte alerji olmasın diye gebelik süresince diyet yapar. Balık, yumurta, süt gibi temel gıdaları kız-sar. Bu tamamen yanlıştır. GEBELİKTE YAPILAN DİYETİN, DOĞACAK BEBEKTE ALERJİYİ ÖNLEME ÖZELLİĞİ YOKTUR.
****Her ne kadar beslenme konuşuyorsak da ilgili olan kilo söz konusu olunca egzersizden de bahsetmekte yarar var. Kilo vermek amacı ile yapılan aşırı egzersiz sırasında kas lifleri arasında oluşan laktik asit, vücuttan atılmak için kan dolaşımına geçer. Bir yandan vücuttan atılırken, bir yandan da süte karışır. Sütün tadını bozar. Bebek bu sütü almak istemez, ağlar, gaz veya ishal gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle emzirme döneminde aşırı egzersizden de kaçınmak gerekir.
****Bebeğin alerjik durumunun yakın kontrollerle izlenmesi, uygun biçimde diyetin açılması, gereksiz kısıtlama uzatılmasından kaçınmak gerekir.
Bebekler 1 haftalık bile olsa alerji testi yapılabilir. Belli bir yaşa kadar bekleniyormuş diye gecikmek olmaz. Bebeğin durumuna ve annenin gözlemlerine göre, yaşı da göz önüne alınarak nelerle test yapılacağına doktoru karar verir. Deri testi veya kan testi ile süt alerjisi var şeklinde bir sonuç çıkarsa; işler daha kolay. Emziren anneyi ve ek gıda başlamışsa bebeği alerji yapan süt ve ürünlerini içeren gıdadan mutlak uzak tutmak gerekir. Beslenmeyi ve büyümeyi bozmamak için, mutlaka doktor ve bazen diyetisyen yardımı ile hareket etmek esastır. Çünkü süt alerjisinden sakınayım derken çocuğun büyüme beslenmesi bozulup büyüme geriliğine neden olabilir. Süt ve ürünlerini alamayan bebeklere ek olarak kalsiyum takviyesi de yapılmalıdır. Anne sütü alan bebeklere, anne sütü vermeye devam edilir. Ancak, anne diyete sokulur. Bebeğe yaptığı alerjinin derecesine göre anne diyeti ayarlanır. Hiç süt ve süt ürünü; hatta içine sütün , yoğurdun, peynirin, tereyağının çok az bir miktarı girmiş olan gıdaları bile alamayabilir. Bazen sadece sütü direkt süt olarak içmeyip, süt ürünlerini alabilir. Burada genelleme yapmayıp, bebeğe özgü yaklaşım esastır.
Bebek ilk 6 ay içinde, (ek gıda alamayacak yaşta) ama anne sütü bir nedenle yoksa ne yapılacak?
Bu durumda inek sütünün alerjik yapısını gideren ama besleyici değerini bozmayan özel mamalar kullanılır. Normal mamaların hepsi süt bazlı olup, direkt süt içirmek kadar alerji riski taşırlar. Bu mamaların avantajları;
-Alerji riski olmadan bebeğin tüm beslenme ihtiyacını karşılar.
-Hazırlaması kolaydır.
Dezavantajları:
-Pahalıdır (süt alerjisini kanıtlayan test sonuçları ile devletin sağlık kurumlarından 2 yaşına kadar bu mamayı ücretsiz alabilmek için rapor düzenlenebilir)
-Tadı kötüdür. Maalesef alerjik özelliği ortadan kaldırmak için mecburen yapılan işlemler, mamanın tadını bozmaktadır. Henüz çok küçük bir bebekse, bu mamanın tadına alışıp rahatça alabilir. Ama daha önce başka mama tadını alan bebekler genellikle bunu reddeder. O zaman anneler mamaya vanilya şurubu, az şeker vs. bazı aromalar katarak yedirmeye çalışır.
Süt alerjisi olan bebeklere beslenmeyi tamamen mamaya bırakmadan desteklemek için ek gıdalar da mümkün olduğunca erken başlanır. 4. Aydan itibaren ek gıda başlanması doğrudur. Ancak başlanacak her ek gıdanın da alerji yapma riski olduğundan, her yeni gıdayı en az 3 gün ara ile, gündüz vaktinde, azdan başlayarak verip, izleyen doktorla işbirliği içinde olmak gerekir. Verilen bir gıda sonrası oluşacak döküntü, kaşıntı, hırıltı gibi olağan dışı durumda ne yapılacağına doktorun yönlendirmesi ile karar verilir.
Keçi sütü verilebilir mi?
İnek sütü alerjisi olan bir bebekte keçi sütü alerjisi riski % 90 civarındadır. O anda yoksa bile birkaç kez verdikten sonra alerjik belirtiler gelişebilir. Nadiren inek sütüne alerji olup keçi sütü verilebilen bebekler vardır. Bu nedenle ezbere değil, çocuk değerlendirilerek kara vermek gerekir.
Soya maması verilebilir mi?
Keçi sütünde olduğu gibi soyada da inek sütüne benzer çapraz reaksiyon riski vardır. Bu % 65 civarındadır. Yine doktor kontrolünde denenebilir.
Verilebilecek başka bir süt var mı?
Evet; pirinç sütü verilebilir. Bazı marketlerde aynı kutudaki pastörize süt gibi ambalajlı pirinç sütü vardır. Pirinç unu değildir. Direkt süt gibi sıvı bir içecektir. İçine koyulan ek maddeler sonucu besleyici değeri süt gibidir. Bunu vermekle süt vermiş gibi beslenme sağlanabilir. Ama bu da hem pahalı, hem de görünümü yarı şeffaf, tadı süte benzemez. Mama yapmakta kullanılabilir.
Bu arada meyve, sebze, et, tahıl, kuru baklagil gibi gıdaları bir program dahilinde başlayarak süt dışı besleyici gıdalara alışması da sağlanmalıdır. Beslenme tamamen süte bağımlı olmamalıdır.
İlaçların yeri nedir?
Besin alerjisinin tedavisinde ilaçların direkt yeri yoktur. Ancak alerjinin şekline göre oluşan rahatsızlıklara yönelik ilaçlar kullanılır. Şöyle ki; kaşıntılı cilt sorunu oluşuyorsa, yani egzema ise; cilt nemlendiricisi, gerektiğinde lokal kortizonlu kremler, bazen destek amaçlı antihistamin şuruplar verilebilir. Solunum yolu problemlerinde nefes açıcı sprey veya şuruplar kullanılabilir. Çok ciddi alerjik reaksiyonlarda zaman zaman kortizon iğnesi, hapı kullanılabilir.
Besin alerjisi geçer mi?
Büyük oranda geçer. Uzun sürenlerde bile hayatın ilk yılarında, özellikle 2 yaş civarında çoğu geçer. Başka besinlere karşı da alerji gelişirse; örneğin çerezler, balık gibi; bunların tamamen geçmeyip uzun sürebilme riski daha fazladır. Süt alerjisi genellikle geçicidir. Ama ne yazık ki çocuğun ileriki yaşlarında solunum yolu alerjisi, yani astım olma riski, başka çocuklara göre daha yüksektir. Bu nedenle de solunum yoluna yönelik korunma önlemleri erkenden başlanmalıdır. Bunlar içinde de en önemlisi çocuğun sigara dumanından korunmasıdır. Çocuğun yaşadığı evin hiçbir odasında, hiçbir koşulda, çocuk evde yokken dahi sigara içilmemeli içirilmemelidir. Hatta evin balkonunda bile içilmese daha iyi olur.
İyileşip iyileşmediğini nasıl anlarız?
“Acaba düzeldi mi? Hadi bir süt içirip deneyelim” şeklinde yanlış yapılmamalıdır. Minimum 2-3 aylık bir kesin yasaklamanın ardından doktorun değerlendirmesine göre hem dozu hem içeriği ayarlanarak deneme yapılabilir. Bazen direkt sütle, bazen önce yoğurt veya peynirle deneme yapılabilir. Ama bundan önce; eğer başlangıçta kanda veya deri testi yaparak süt alerjisi saptanmışsa, yine kan veya deri testi ile şu anki durum değerlendirilebilir. Özellikle kandaki alerjinin düzeyinde düşmeler çok değerlidir. Doktoru yönlendirebilir. Kan değeri ne olursa olsun, çocuğun besine tepkisi farklı olabilir. Kan değeri çok düşmüş bile olsa yine de şiddetli alerjik reaksiyon görülebilir; bu nedenle bu denemeler mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır.
Başlangıçta kan testi ile saptanamayan ama kakada mukus veya kanamaya yol açan grupta ise; süt veya süt ürününü verdikten sonra 48-72 saat gözlenir; kakada oluşan gelişmelere, çocuğun huzursuzluğuna göre karar verilir.