Etiket: Süreci

  • Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

    Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

    Çocuklarda tuvalet eğitimi, onların psikolojik gelişimleri açısından önemli bir yer tutmaktadır. Tuvalet eğitimine ideal başlama yaşı 24-36 aylar arasıdır. Bu aralık çocuklar arasında bireysel farklılık göstermektedir. Bazı aileler bu süreci kolaylıkla aşabilirken, bazı aileler için zorlu geçebilmektedir. Çocuğun hazıroluşluğuna diğer çocuklarla karşılaştırma yaparak karar vermemek gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta tuvalet eğitimine başlamak için çocuğun ve bakım verenin bu süreçte hazır olup olmadığını belirleyebilmektir. Bu eğitime çocuğun hazır bulunuşluğundan önce başlandığında ya da geç başlanması halinde çocuklar birtakım zorluklar yaşamaktadır. Çocuğun hazır olması kadar, bu süreci yönetecek ebeveynin de kararlı olması gerekmektedir.

    Tuvalet eğitimine başlamak için çocuğun hazır bulunuşluk düzeyini anlamanıza yardımcı sorular şu şekildedir:

    • Çocuğunuz idrarını defalarca az az yapmak yerine birkaç kere de yeterli bir miktarda yapabiliyor mu?

    • Birkaç saat boyunca kuru kalabiliyor mu?

    • Tuvalete gitme ihtiyacı olduğunu yüzüyle, mimikleri ile veya duruşu ile ifade edebiliyor mu? Tuvalete gitmesi gerektiği zamanları bildiriyor mu?

    • Altının ıslanmasından rahatsızlık duyuyor mu?

    • Yetişkinlerin davranışlarını taklit yeteneği gelişmiş midir?

    • Yetişkinlerin tuvalet kullanımıyla ilgileniyor mu?

    • Pantolonunu nispeten indirip çekebiliyor mu?

    • El ve parmak koordinasyonu çeşitli objeleri kavrayabilecek kadar gelişmiş mi?

    • Bağımsız davranabiliyor mu?

    • Tek başına kendine ait bir iskemlede oturup kalkabiliyor mu?

    • Basit yönergeleri yerine getirebiliyor mu?

    Bu sorulara evet cevabını veriyorsanız, çocuğunuz tuvalet eğitimine başlamak için hazır görünmektedir. Bu aşamadan sonra eğitimin zihin ve davranış düzeyindeki hazırlığına geçebilirsiniz.

    Zihinsel hazırlık kısmında ilk önce çocuğa onun anlayabileceği bir dil ile somutlaştırarak tuvaletin neden kullanılması gerektiği, çiş, kaka, bunların ne olduğu çocuğun anlayabileceği bir dil ile anlatılması gerekmektedir. Bu süreçte yine oyun ve oyuncaklardan, kitaplardan da yararlanabilirsiniz. Oyuncak ayı ya da benzeri bebek gibi oyuncaklara bez bağlayarak tuvalet eğitimi verebilirsiniz. Oyuncağının bezden çıkması oyunu ile çocuğunuz özdeşim kurarak ve eğlenerek tuvalet eğitimine uyum sergileyebilir. Ayrıca ona tuvalet eğitimi ile ilgili okuyacağınız hikayeler ve bu hikayeler üzerine gerçekleştireceğiniz sohbetler de bu süreci kolaylaştıracaktır.

    Davranışsal hazırlık kısmında ise tuvalette yapılan hareketlerin gösterilmesi ve tuvaletin nasıl kullanılacağının öğretilmesidir. Külotun indirilişi, tuvalete nasıl oturacağı, sonrasındaki temizlik öğretilmelidir. Tuvaleti çocuğunuza göre hazırlamanız da önem taşımaktadır. Tuvalete boyunun ulaşabilmesi için basamak yüksekliğinde bir destek hazırlayabilir ve klozetin önüne koyabilirsiniz. Tuvaletin içine koyacağınız destek ile oturma alanını daraltabilirsiniz. Bunları çocuğunuz için eğlenceli hale getirerek, birlikte oynadığınız oyunlarla gösterip öğretebilirsiniz. Çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir. Lazımlığına oturmayı rutin ve çocuğunuz için eğlenceli işlerden biri haline getirebilirsiniz. Bu çocuğunuzun alışkanlık geliştirmesini kolaylaştıracaktır. Tuvalet eğitiminde çocuğunuz ile birlikte alışveriş yapabilirsiniz. Çocuğunuzun seçtiği malzemelerin kullanılması ve bu sürece onu da dahil etmeniz onu motive edecektir.

    Eğer çocuğunuz kendisine söylediklerinizi anlamasına rağmen yönergelere uymuyorsa ve yönergelere uymak konusunda direnç gösterip sizinle inatlaşıyorsa tuvalet eğitimine başlamamanız ve ilk olarak bu konu ile ilgili çözüme kavuşmak için çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu süreçte sabırlı ve hoşgörülü olmanız gerekmektedir. Bu sebeple ebeveynin de hazırbulunuşu önem arz etmektedir. Tuvalet eğitimi sürecinde çocuk gerileme gösterebilir. Bu durum ile karşılaşan ebeveyn öfkelenmemeli, özellikle öfkesini, endişesini çocuğa yansıtmamalıdır. Çocuğunuz tuvaletini yapmayı kesin bir şekilde reddediyorsa tuvalet eğitimine çocuğunuz hazır olana kadar beklemeniz ve inatlaşmamanız oldukça önemlidir.

    Bez bırakmaya karar verildikten sonra en önemli noktalardan bir diğeri, gündüz ve gece bezin bir arada bırakılmasıdır. Ebeveynlerin yaptığı yanlışlardan biri gündüz bezi çıkartıp, gece bezin bağlanmasıdır. Yatağına ıslatacağı, uykuda altına kaçıracağı endişesi ile aileler gece bez bağlamayı tercih etmektedirler. Fakat bu yaklaşım çocuğun sürecini daha zorlu bir hale getirebilmektedir. Gündüz mesane kontrolünü sağlayan ve altına kaçırmayan çocuk, gece altına yapabilmekte ve bu nedenden dolayı tutma refleksi gelişememekte, altını ıslatma sorunları devam etmektedir ve sonraki süreçte de gece bezini bırakmakta aile ve çocuk zorluk yaşamaktadır. Bu sebeple gündüz ve gece bez bırakma süreci aynı anda olmalıdır. Bezi bir kere hayatınızdan çıkarttığınızda bu tamamen her koşul için gerçekleşmelidir. Yoksa çocuk bezi istediği zaman kullanabileceğini düşünebilmekte ve geri dönüşler yaşanabilmektedir. Ailelerin gece bağlamayı tercih ettikleri alıştırma külotu da altına bağlanan bezin mantığından farklı değildir ve gece bez bağladığında veya alıştırma külotu giydirdiğinizde çocuğunuza giden mesaj yine aynı olacaktır. Eğer yatağın ıslanması ile ilgili siz endişe içindeyseniz yatağına çarşafının altına hasta bezlerinden serebilirsiniz.

    Çocuğunuzun bezi bırakıp, tuvaleti kullanacağı gün hem çocuk hem de aile için heyecan vericidir. Hazırlıklarınız tamamlandıktan, çocuğunuzdan bezi çıkartmaya yönelik hazırlığına ilişkin geri dönüşleri aldığınızda ve siz kesin olarak karar verdiğinizde, çocuğunuza bunu bir iki gün önceden “artık bezlerinden ayrılacağını, bezini kullanmayacağını” söylemelisiniz. Aile içinde de bununla ilgili konuşmalar gerçekleştirebilirsiniz. Bezi çıkartacağınız günün sabahında bezini açın, kirli bezini birlikte kaldırın. Evinizdeki diğer bezleri de artık ihtiyacı olmadığı açıklamasıyla birlikte kaldırın. Kendi seçtiği temiz ve yeni külotunu giymesine yardımcı olun. Ona rol model olarak tuvalet ihtiyacınız geldiğinde tuvalete gittiğinizi bildirin. Senin de çişin geldi mi? şeklinde ona da sorun. Öğle uykusuna yatmadan ve gece uyumadan önce mutlaka çişini yaptırın.

    Tuvalet alışkanlığını kazanamamış kimse yoktur. Süreç içerisinde yaşayabileceğiniz zorluklar siz ebeveynleri endişeye sürüklememelidir. Tuvalet eğitimi sürecinde sizin bu konuyla ilgili endişenizi sezinleyip, çocuk kendi üzerinde bu konuyla ilgili baskı hissetmemelidir. Özellikle bu süreci yöneten ebeveynin tutumu sürecin uyum içinde ilerlemesini sağlayacak önemli faktörlerden biridir. Süreç içerisindeki dikkat edilmesi gereken önemli konulardan biri, ebeveynin ‘kötü, pis’ vb. şeklindeki tepkileri ve söylemleridir. Çocuk tuvaletini yaptığında onu çişinden ya da kakasından tiksindirecek, utanmasına sebep olacak tepkilerde ve söylemlerde bulunulmamalıdır. Ebeveynin bu tepkileri süreci zorlaştırmaktadır. Çocuk kirlenmeye karşı bir hassasiyet geliştirebilir ve tutma refleksi gelişmişken kirlenmesin diye bırakma refleksini geliştiremeyebilir. Sonrasında da çocuğunuzda tuvalet ihtiyacını tuttuğu için altına kaçırmalar gözlemlenmeye başlanabilir. Eleştirmekten, rencide etmek, cezalandırmaktan kesinlikle kaçınmak gerekmektedir. Başarılarını, yapabildiklerini övgü ile karşılayarak çocuğunuzu cesaretlendirmelisiniz. Tuvalete yetişememiş bile olsa tuvalete gitmesi veya tuvalete gidip pantolonunu çıkarmış olması da takdir edilmelidir. Süreç

    içerisinde “kızım kendi kendine tuvaletini yaptı”, “artık kızım da temiz, kuru külot giyiyor.”, “kızım artık büyüdü” gibi sözel ifadelerle ödüllendirmeniz çocuğunuzu motive edecektir.

    Unutulmamalıdır ki, tuvalet eğitiminin tamamlanması çocuktan çocuğa farklılık göstermektedir. Bu eğitime başlamak için doğru zamanı belirleyebilmek de önemlidir. Çocuğunuzun hayatında kardeş doğumu, taşınmak, okul sürecine yeni başlamış olmak gibi benzeri bir değişim mevcut ise, tuvalet eğitimi sürecine uyum sergilemekte zorlanabilir. Bu öneriler dışında tuvalet eğitimi süreci içerisinde karşılaştığınız, çocuğunuzda gözlemlediğiniz ve zorluk yaşadığınız durumlarla ilgili bir uzman desteğine başvurmanız daha sağlıklı olacaktır.

  • Boşanma Sürecinde Çocukların Yaşadıkları

    Boşanma Sürecinde Çocukların Yaşadıkları

    Boşanma çocukların başına gelebilecek sarsıcı olaylardan birisidir. Onların gelişimini etkileyebilecek bir sürü değişiklik anlamına gelmektedir.

    Ebeveynler içerisinde geçen kavgaların farkında olabilirler ama bunu boşanma kararı uygulanana kadar kabul etmeyebilirler.

    Boşanma sebebi boşanma şeklide çocukların etkilenmesini artıracak unsurlardandır.

    Uzlaşmalı boşanan ebeveyn çocuklarının yaşayacağı süreç ile fiziksel şiddetin veya boşanma sürecinde yaşanacak tartışmaların eksik olmadığı bir ailenin çocuklarının yaşayacakları arasında farklılık gözlenebilir.

    Boşanma sürecinde ebeveynler sükûnetlerini korumalı çocuğun hayatında, yaşam standartlarında ne gibi değişiklik olacağı konusunda çocuğu bilgilendirmelidir.

    Çok büyük değişiklikler olacaksa bunlar kademeli yapılmalı öncelikle çocuğun yeni sürece alışması beklenmelidir.

    Her değişiklik için uyum süreci gerekmektedir. Köklü değişikliklerin hepsine birden alışması çok zor olabilir.

    Ebeveynler kendi büyüklerini(aile) bilgilendirmeli çocuklarla ilgili kararları paylaşmalıdır. Aile büyükleri bu sürece çok dahil edilmemeli. Büyüklerin işin içine girmesi olumsuz gelişmelere neden olabilir.

    Aile büyüklerini çocuklar için iş birliğine açık hale getirilmelidir.

    Boşanma sürecinden sonra eş olunmayabilir ama anne baba olunmaya devam edileceği için çocuk her iki ebeveynle de görüşmeye devam etmelidir. Boşanmanın çocuklar için zor olduğu kadar eşler içinde zorlu bir süreç olabileceği unutulmamalı. Depresyon öfke nöbetleri ortaya çıkarabilir. Bunlar bahşedilemeyecek derecede yüksek olduğunda mutlaka psikolojik destek alınmalıdır.

    Eşlerin psikolojik sorunlar yaşadığı sürede çocuklarında etkilenmesinin daha fazla olabileceği unutulmamalı. Bu süreci siz ne kadar rahat atlatabilirseniz çocuğunuza daha fazla yardımcı olabileceğinizi unutmayın.

    Depresif, çökkün bir anne çocuğa her şeyin kötüye gittiği imajını verir. Çocuktaki kaygılarda artış olur.

    Süreç için çabalayan süreci yöneltmede başarılı olan anne baba çocuğa her şeyin yolunda gittiği izlenimini verebilir.

    Gelişim Dönemlerine Göre Çocuklarda Karşılaşılabilecek Problemler

    0-2 Yaş Döneminde: Çocuğun farkında olmadığını düşünsekte boşanma sırasında ağlama nöbetlerinde sıklaşma uyku ve beslenme sorunları ortaya çıkabilir.

    Boşanmanın çocuklar için zor olduğu kadar eşler içinde zorlu bir süreç olabileceği için çocuk her iki ebeveynle de görüşmeye devam etmelidir.

    3-6 Yaş Döneminde: Okul öncesi dönemi çocuklar boşanma sürecinden en çok etkilenenlerdir. Bu dönemde ailenin odak noktası olarak algılayan çocuk “ben yaramazlık yaptığım için uslu olmadığım için söz dinlemediğim için annem babam kavga ettiler ve boşandılar.” diye algılayabilir. Alt ıslatma, parmak emme, davranış problemlerinde artış, içe kapanıklık gözlenebilir.

    6 yaş döneminde öfkeyi kontrol etmeyi öğrenmeye başlayan çocuk sosyalliğe ilgi duymaya başlar. Boşanma süreci bu döneme denk gelen aileler dikkatli davranmalıdırlar.

    7+13 Yaş Dönemi: Çocuk olağanmış gibi karşılamış görünse de yoğun bir suçluluk duygusu yaşarlar. Anne ya da baba tarafından yana durabilirler. Diğer tarafa karşı suçlayıcı ve de yoğun bir nefret olarak açığa çıkabilir.

    Bu yaş dönemindeki çocuklara boşanma sebepleri açıklanmalı kafasında herhangi bir soru işaretine yer bırakılmamalıdır. Çocuğa yetişkinmiş gibi davranılıp açıklamalar yaşına uygun bir biçimde aktarılmalıdır.

    13-18 Yaş Dönemi: Ergenlikle mücadele etme çağı olduğundan dolayı boşanma sürecinde ilave bir stres kaynağı olabilir.

    Ergenlik sürecinde anne baba ya zaten mesafeli durumda olan genç bu mesafeyi biraz daha uzaklık olarak gösterebilir.

    Sosyal çevreden utanmaya ve arkadaş gruplarından kaçmaya başlayabilir.

    Kız çocuklarında ebeveynlere karşı ortaya güven sorunu koruyucu birini bulma eğilimine girip karşı cinse yaklaşma olarak görülebilir

    Çocuklu aileler çocuk hangi yaşta olursa olsun bazı problemlerle karşı karşıya kalabilir. Bu süreçte parçalanmış ailenin tekrar yapılandırılmasında gerek gördükleri konularda uzman desteğine başvurmaları kendi sürecinde ve çocuğun sürecinde yardım almaları gelecek hayatlarını ve yaşamlarını kaliteli kılabilir.

  • Okullar açılıyor!!

    Okullar açılıyor!!

    2017-2018 eğitim-öğretim döneminin başlamasına çok az kaldı. Tüm başlangıçlar kaygı vericidir, yetişkinler için de çocuklar için de. Yetişkinler olarak yeniliklerle deneyimlerimizden dolayı daha kolay başederiz. Çocuklar için ise yeniliklerle başetmek çok daha zorlayıcıdır, bu süreçte ebeveynlerin ve diğer yetişkinlerin destekleyici tutumlarının büyük önemi vardır.

    Özellikle okul öncesi eğitime ya da ilkokul 1. Sınıfa başlama süreci çocuklar için, dolaylı olarak da ebeveynler ve eğitimciler için uygun ele alınamadığında kaotik bir duruma dönebiliyor. Bu süreçte nasıl tutum takınıldığı çocuğun gelişimi ve başetme becerileri açısından büyük önem kazanıyor.

    Okul öncesi eğitimi için ailelerin genelde ‘istemiyorsa gitmesin’ ya da ‘zaten oyalansın diye gönderiyoruz’ şeklinde olan bakış açısı hem okul öncesi eğitim bilincini köreltiyor hem de çocuğun düzenli-disiplinli bir hayata adapte olmasını zorlaştırıyor.

    Çocuk okul öncesi dönemde kendisi için neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verecek düzeyde yetkin değildir. Çocuğumuzun zekasıyla da bu durumun ilgisi yoktur.

    Bu gelişim dönemindeki bir çocuğun kapasitesi ne kadar yüksek olursa olsun dönemsel olarak yetkinliği yoktur. Bu nedenle okul öncesi dönemde okul kararını çocuğa verdirmek çocuktaki sağlıklı gelişim sürecini sekteye uğratır.

    Çocuğum okul öncesi eğitim almalı mı ?

    Şehir hayatı ve buna paralel olarak insanların daha az iletişim kurarak daha kapalı yaşamaları, teknolojinin çok yaygınlaşmış olmasına pararlel olarak eğlence anlayışının değişmesi, güvenli mahalle ortamı ve sokak oyunları algısının değişmiş olması, yoğun iş hayatı ve az çocuk sahibi olma gibi daha sayılabilecek pek çok neden çocuğun okul öncesi dönem gelişimine katkı sağlamamızı zorlaştırıyor.

    Bu süreçte çocuğun becerilerinin yaşıyla paralel gelişebilmesi, yaşıt ilişkilerini sağlıklı sürdürebilmesi ve eğlenceli vakit geçirebilmesi için okul öncesi eğitimin çocuğa çok önemli katkı sağladığını düşünüyorum.

    Çocuğum okula alışmakta zorlanıyor mu ?

    Okul öncesi döneme kadar anne babasından uzak kalmamış olan çocuğun bu yeni başlangıç sürecinde kaygı düzeyinin artması, ağlaması, ebeveyninden ayrılmakta zorlanması tabiki olağan. Bu süreçte çocuğa sakin ve destekleyici yaklaşım çok önemli.

    Her zaman olduğu gibi bu süreçte de çocuğa dürüst olunması ve güven verilmesi şart. Yani çocuğu okula bırakıp haber vermeden ortamdan kaçıp gitmek, ya da öğretmenin ailenin suratına kapıyı kapatıp ayrılık sürecini hızlandırmaya çalışması tabiki çocuğun güvenlik arayışını olumsuz etkiler ve çocuk güvende hissetmediği ortamda kaygılarıyla başedemez.

    Öfkeli, kızgın, üzgün davranailir, durdurulamayan ağlamalar olabilir. Bu süreçteki en kritik nokta çocuğa anlayış gösterip, ‘zorlanıyorsun, haklısın, ancak bizim de yardımımızda bu sorunu aşacağız’ mesajını verebilmektir. Bunun için de bir süre annenin ortamda bulunmasına müsaade edilmesi, kademeli olarak annenin ortamdan uzaklaşmasının sağlanması, olumlu gidişatta çocuğun sözel olarak takdir edilmesi ve teşvik edilmesi, çocuğun ağlamasına müsaade edilmesi ve zorla susturulmaya çalışılmaması çok önemlidir. Bu sürecin gidişatını pek çok değişken etkilemektedir.

    Kaygılı-korumacı ebeveyn tutumu ya da otoriter / dayatmacı ebeveyn tutumu, daha önce kurallı düzenli bir yaşam tarzının gelişmemiş olması ya da çocuğun kaygı düzeyinin yüksek olması süreci sekteye uğratacaktır.

    Bu noktada çözüm asla okuldan vazgeçmek değildir. Şayet okuldan vazgeçilirse ‘korkmakta haklısın, okul korkulacak bir ortam o nedenle gitmemen daha uygun’ mesajını çocuğa vermiş oluyoruz.

    Çocuk bu mesajı aldığında okul konusunda çocuğun zihnindeki algıyı da olumsuz etkilemiş oluyoruz. Bu algı da sonraki yıllarda okula alışma sürecini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle en sağlıklı tutum uygun ele alınmasına rağmen kriz çözülmediğinde çocuk psikiyatri uzmanına başvurarak yardım almaktır.

    Çocuğum mini mini bir oluyor !

    Okul öncesi dönemde okula alışma zorluğu genelde pek çok aileyi kaygılandırmaz, okula gitmeme alternatifinin olmasından dolayı.

    Ancak ilkokula başlama döneminde çocuğun okula alışması zorunludur. Bu nedenle öncesinde yukarıda bahsettiğim hatalar yapıldığında kriz devam eder ve 1. Sınıfa başlayan ancak okul korkusundan dolayı eğitim hayatına düzenli devam edemez, akademik olarak geride kalır, yaşıt ilişkisi geliştiremez ve uzun vadede özgüven eksikliğine neden olur.

    İlkokul dönemiyle beraber oyuncaklı-eğleceli okul ortamının geride kalması, daha kurallı ve disiplinli bir ortama girme, ödev-sorumluluk beklentisi gibi nedenlerle ilkokula alışma süreci okul öncesine kıyasla daha zor olabiliyor. Yine bu süreçte de ailenin ve sınıf öğretmeninin anlayış ve sabır göstermesi, çocuğa bu nedenden dolayı kızılmaması-küsülmemesi, çocuğun cezalandırılmaması ya da ödüllendirilmemesi ve sıkıntılara rağmen okula devamının sağlanması çok önemlidir.

    Süreç içinde sıkıntıları artarak devam eden, kaygı düzeyi çok yüksek olan ve başetmekte zorlanan çocukların ailelerinin okul süreci aksamadan mutlaka en kısa süre içinde bir çocuk psikiyatri uzmanından yardım alması gerekmektedir.

  • Tuvalet Eğitimi Verirken Anne-Baba Tutumu

    Tuvalet Eğitimi Verirken Anne-Baba Tutumu

    Tuvalet eğitimi verdiğiniz dönemde çocuğun bedensel ve ruhsal olarak tuvalet alışkanlığına hazır olmasının dışında anne babanın çocuğa karşı yaklaşımı bu eğitim süreci üzerinde oldukça etkilidir. Bu dönemde çocuğun bütün ilgisi anal bölgededir ve bu gelişimsel süreci açısından olması normaldir. Ebeveynler tuvalet eğitimine başladıklarında, bütünüyle bu konu üzerine odaklanırlar ancak bu yapılan ilk yanlıştır. Çünkü bu durum çocukta psikolojik bir baskı yaratabilir. Ebeveyn bu konuda baskıcı, ısrarcı, müdahaleci olmaktan kaçınmalıdır, kaçınmaz ise bu çocuğun süreci reddetmesi ya da dışa atım bozuklukları ile sonuçlanabilir. Çocuğa günde 5 kereden fazla tuvalet ile ilgili soru sorulmamalıdır.

    Tuvalet eğitiminde yaşanılan sorunlar birazda ebeveynlerin bu konu hakkındaki bakış açısından kaynaklanmaktadır. Çünkü ebeveynlerin büyük bir çoğunluğu bunu en zor süreç olarak görüp baştan yaşayabilecekleri zorluklara odaklanırlar ve zihinde kurguladıklarını hayatlarına çekerler. O yüzden bu süreci gözünüzde büyütmeyin çünkü büyüttüğünüz kadar büyük yaşarsınız.  Tuvalet alışkanlığı bir bireyselleşme çabasıdır, yürümek ve konuşmak gibi. Bu süreci destelemek ise ebeveynin görevidir. Yani bu sürece aşılması gereken bir engel gibi değil de normal gelişimsel sürecinin sadece siz tarafından biraz desteklenmeye ihtiyacı olan bir parçası olarak bakmalısınız.

    Bu süreç çocuğunuzun bebeklikten çıktığının da işareti olduğundan siz de bu sürece uyum sağlasın istiyorsanız çocuğunuzu bir bebek gibi görmeyi bırakmalısınız. Onun tuvalet eğitimine hazır olduğunu ve istediği zaman anne ve baba gibi tuvaletini klozete yapabileceğini yeri geldiğinde açıkça belirtmelisiniz. Ancak önemli olan nokta, tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğunuzun hazır olduğuna emin olmanızdır. Çocuk hazır olduğuna dair ipuçlarını zaten kendi verecektir. Sizin yapmanız gereken gözlemleyip emin olmak. Çocuğun kakasını gizlenerek yapması, tuvalet yaptıktan sonra size söylemesi, bezinden rahatsızlık duyması gibi davranışların gelişimi bizim için hazır olduğuna dair göstergelerdir.

    Bu dönemde çocuklar tuvalete ve tuvaletteki kişilere karşı merak duyarlar. Tuvalete giren kişinin ardından girmek ve onu izlemeyi istemek gibi durumlar görülebilir. Bu gibi durumlarda mahremiyet kavramının gelişimine ve çocuğunuzun ruhsal gelişimini negatif yönde etkilememesi için sizi izlemesine asla izin vermeyin. Bu süreçte sizi gözlemlemesi yerine kitaplardan ve oyuncaklardan yararlanmanız çocuğunuzun faydasına olacaktır. Hikayede ki karakterin bezden çıkma hikayesiyle özdeşim kurarak yalnız hissetmeyecektir. Aynı zamanda oyuncak bebek, oyuncak ayıya bez bağlayarak ona tuvalet alışkanlığı kazandırma oyunu oynayabilirsiniz. Bu yardımcı yöntemler çocuğunuzun bu sürece daha kolay adapte olmasına yardımcı olacaktır.

    Bu eğitimin bir alışkanlığa dönüşmesi için ve bu kazanımın sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi anne ve babanın tutarlı bir ebeveyn tutumu sergilemesi önemlidir. Bir düzen belirlenmeli ve çocuğunuzun kuru kalma süresiyle orantılı olarak en geç 30 dakikada bir “tuvalet zamanı” diyerek tuvalete götürülmelidir. Bu süreçte amacımız tuvaleti geldiğinde tuvalete yapması gerektiğinin farkındalığını kazandırmak. Bu eğitim ilk haftasını kapsar sonrasında bu süreçleri yavaş yavaş uzatılmalı, 30 dakikadan 45 dakikaya çıkarmak gibi son olarak da tuvaleti gelince kendisi söyleyecek seviyeye yavaş yavaş gelecektir ancak  “tuvaletin var mı” sorusunu çok sık yinelemekten kaçınmalısınız çünkü bu çocuğunuzda daha çok motive etmek yerine direnç oluşmasına sebep olacaktır. O yüzden bu sorunun günde 5 kereden fazla kullanılmamasına özen gösterilmelidir, sıklıkla soru sorup müdahaleci olursanız bu çocuğunuzun psikolojik olarak baskı altında hissedip kaygı oluşumuna sebep olacaktır.

    Tuvalet eğitimine eğer kesin olarak başladıysanız bezi hayatınızdan çıkarmalısınız. Çocuğunuzun altını hala bezliyor olmanız onda regresyona sebep olur ve tuvalet eğitimini tam olarak alamaz. O yüzden bu süreçte dışarı çıkarken çocuğu bezlemek yerine dışarı çıkmamayı tercih edebilir ya da dışarı çıkılan süreleri daha kısa tutabilirsiniz. Bu kazanımı tam olarak edinene kadar geçici olarak sosyal hayattan fedakârlıklar gerektirebilir ama sonrasında hepinizin hayatını daha kolaylaştıracak bir kazanım elde etmiş olacak. Bu nedenle eğitime başlandığında çocuğunuz ile birlikte beze veda ederek hayatınızdan tamamen çıkartın.

    İlk tuvalet deneyimi çok önemlidir. Size sorular sorabilir, klozetin deliğini korkutucu bulabilir, burada sizin tutumunuz çok önemlidir. Onu anlayan ve sakinleştiren bir tutum sergilemelisiniz. Eleştiren, küçümseyen ve zorlayan bir tutum sergilerseniz bu çocuğunuzun kaygılarının sadece artmasını sağlar. Onun için bir yenilik ve yeni her zaman korkutur, biz yetişkinler bile yeniye karşı kaygı geliştirebiliriz. Çocuğun yaşadığı bütün duygu durumları çok normaldir anlayın ve anlaşıldığını hissettirin. Çocuğun vücudundan çıkan dışkı da onun bir parçasıdır ondan ayrılmak istemeyebilir, nereye gittiğini merak edebilir. Bu sorulara cevap verirken kaybolma, yok olma, birleşme gibi terimleri kullanmalısınız çünkü var olan kaygıları pekiştirebilir. “sen tuvaletini yaptığında onlar oradan uzun bir yolculuğa çıkıyorlar” gibi kısa ve net bir açıklama yeterlidir. Aitlik duygusunun desteklenmesine ihtiyacı varsa “yolculuğa çıkan her parçan her zaman sana ait olduklarını bilecekler” gibi bir cümleyle destekleyebilirsiniz.

    Tuvalet eğitiminde başarısızlık yoktur. Bu süreçte sıklıklar kazalar meydana gelebilir ancak kazalar yaşandığında yüksek tepkiler vermekten ve cezalandırmaktan kaçınmalısınız. Kazalar yaşandığında çocuğunuza da sorumluluk verin. Ona yardımcı olun ama asıl sorumluluğu ona vermek durumla baş etme gücünü arttırmaya yardımcı olacaktır.

    Çocuğunuzun altını değiştirirken yansıttığınız duygulara dikkat etmelisiniz. Bıkkınlık, öfke, sinir gibi duygular yansıtarak alt değiştirmeniz çocuğunuzun tuvalet alışkanlığı kazanımına ket vurmasına sebep olmaktadır. O yüzden sakin ve negatif duygulardan uzak bir yaklaşımınız olmalı ve süreci doğal karşılamalısınız. Çocuğunuzun başarılarını dillendirin ve motive edici destekleyen bir tutum sergileyin. Bu dönemde ebeveynin destek olması ve duygu ve davranışlarını kontrol altında tutması çok önemlidir. Çocuğumuz gelişirken onu hangi duygu ile izlediğimiz ve desteklediğimizin çocuğun gelişim sürecinin birincil etkeni olduğunu unutmamak gerekir.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Cinsel işlev bozukluğu mu? Yok canım bizde olmaz öyle şey. Erkek adamız nihayetinde. Hem zaten ortada bir sorun varsa o da hanımın yüzündendir. Bizde sıkıntı olmaz. Al ablacım sen bu hanımı tedavi edip yollayıver bana da işimize bakalım. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan bireyler tedavi için geldiğinde eğer sorun vajinismus ise çoğu erkeğin tavrı, inanışı, beklentisi ne yazık ki bu şekilde oluyor. Bu tavrı kimisi açıkça sözel bir şekilde ifade ederken kimisinin terapi sürecindeki pasif direnişi ya da iş birliğine yanaşmaması bu baskıyı partnerine hissettiriyor. Neticede bilgi eksikliği, yanlış yaklaşım, gerçek üstü beklentiler bu süreci yönetme ve sorunla baş etme konusunda önümüzde kocaman bir engel oluyor.

    Peki neymiş bu vajinismus? Vajinismus kadındaki korku, kaygı ve endişe haliyle cinsel birleşme sırasında perineal kasların istemsiz bir şekilde kasılması ve penis vajina birlikteliğine izin vermemesidir. Bu kasılmalar kadının isteği dışında gerçekleşen refleksif hareketlerdir. Bu sorunu yaşayan çiftlerin zihninde oluşan yanlış düşüncelerden en önemlisi vajinismusun kadının tek başına aşması gereken, onu ilgilendiren bir problem olduğu inanışıdır. Oysa ki çiftlerden herhangi biri cinsel işlev bozukluğu yaşıyorsa bu kişinin değil, çiftin ortak problemidir! Cehalet, abartılmış ilk gece hikayeleri, kızlık zarı ile ilgili abartılmış ve yanlış inanışlar, kişinin yetiştiği ailenin yanlış tutum ve öğretileri, ödipal çatışma vajinismusun başlıca sebeplerindendir. İnsan yeterli bilgi sahibi olmadığı bir şeye maruz kaldığında bu duruma karşı kendi içinde bir korku ve kaygı geliştirir. Onu gerçek bilgiye yönlendirip aklındaki varsayımları açıklığa kavuşturduğumuzda kaygıyı ve korku engelini de ortadan kaldırmış oluruz. Yeniden bilişsel bir yapılanma oluşturarak sorunun çözümüne dair ilk büyük adımı da atmış oluruz.

    Çoğumuzun çocukluğunda ya da ergenlik dönemlerinde komşu kızlarının ya da kuzenlerinin ilk gece hikayelerine kulak misafiri olmuşluğu vardır. Ya da arkadaş ortamımızda gerçekliği muamma öyküler dinlemişizdir. Bu hikayeler hep acı verici, trajik, hatta sonu acillerde biten travmatik olaylar olarak hatırımızda kalmıştır. Malesef ki bu hikayeleri dinlerken kişilerin bilgi düzeyini, kültürel yapısını, karakteristik özelliklerini bir filtreden geçirmeyip onların bu trajik deneyimini tüm cinsel yaşamlara mal etmekteyiz. Bu inanış ve varsayımlarla sağlıklı bir cinsel yaşamın önüne kocaman bir bariyer koyduğumuzu çok geç fark ederiz.

    Toplumumuzda kadının yeri ve değerini belirleme konusunda çok katı bir yer edinmiş, ancak kadın bedeninde akıllardaki gibi çok da sert, aşılmaz bir doku olmayan kızlık zarı ile ilgili yanlış imajinasyonları düzeltmek, buradaki bilgi yetersizliğini gidermek ve bu dokunun yapısını anlatmak erkeği de kadını da bir bilinmezlikten kurtaracak ve tedavi sürecine engel olmasının önü kesilecektir.

    Eğer baskıcı bir ailede yetiştiyseniz, kadın erkek ilişkileri konusunda belli tabularla büyütüldüyseniz, anneniz ve babanızın el ele tutuştuğuna ya da birbirlerini sarılıp öptüklerine pek sahit olmadıysanız, öpüşme sahnelerinde hemen kanalı zaplayan bir tavırla karşılaştıysanız, eşine her an cinsel mutluluk yaşatma mecburiyeti olan bir cinsmişsiniz anlayışı kafanıza kazınmışsa vajinismus olma ihtimaliniz yüksektir.

    Çocuğun cinsel kimliğinin farklılığını fark ettiği 3-6 yaşları arasındaki ödipal dönemde yaşadığı çatışmalar, çocuğun cinsel kimliğinin oluşmasında olumsuz etkiler yaratırken, yetişkinliğinde sağlıklı bir cinsel deneyim yaşamasını da zorlaştırır. Bu süreci sağlıklı atlatabilmek için anne ve babalar çocuklarıyla iletişim kurarken net ve onların anlayacağı uslupta konuşmaya özen göstermelilerdir. Çocuklar bu dönemde karşı cinsteki ebeveyni en kolay ulaşılabilir partner olarak görüp hemcinsleri olan ebeveyni saf dışı bırakma eğilimindedirler. Bu yüzden çocuk anne-baba arasındaki ilişkiyi reddetmeye yönelik davransa da bu sınırlar ona net bir şekilde ifade edilmelidir. Anne-babanın çocuğu dudağından öpmesi, onunla çıplak şekilde banyoya girmesi, ona hitap ederken ‘aşkım’sevgilim’ gibi ifadelerin kullanılması ödipal çatışmayı arttıracağı için uzmanlar tarafından uygun bulunmamaktadır. Ailedeki anne-baba-çocuk kavramları ve bunların sınırları çocuğa net ifade edilmelidir. Çocukla geçirilen kaliteli zaman, anne-babanın birbiriyle ilişkisi çocuğun bu kavramları zihninde ait oldukları yerlere oturtmasına yardımcı olacaktır. Bu kavramları zihninde oturtmakta zorlanan, yanlış kodlamalar yapan çocukların yetişkinlik dönemlerinde cinsel işlev bozukluğu yaşaması muhtemeldir.

    Evlilik sürecine kadar geçen flört döneminde partnerinizi iyi tanımak adına onunla çok yönlü paylaşımlar yapmak, isteklerinizi, sınırlarınızı konuşmak, partnerinizle ilgili sorun olabileceğini düşündüğünüz şeylere olarak toleransınızı gözden geçirmek sağlıklı bir aile hayatına adım atmanızda size yardımcı olacaktır. Partnerinizle iletişiminizdeki beceriniz ve uyumunuz muhtemel bir cinsel işlev bozukluğu yaşanması durumunda buna çözüm aramanız ve süreci yönetme şeklinizde belirleyici olacaktır. İlişkisi sağlam temellere kurulmayan çiftler, olası bir problemle karşılaştığında birbirini suçlamayı tercih edecek ve bu yaklaşım onları çözümden uzaklaştıracak ve neticede kopma noktasına getirecektir.

    Geçmiş yaşantılar, travmalar, tacizler de bu cinsel işlev bozukluğunun yaşanmasına sebep olabilir ancak burda tedavi önceliği vajinismus olmaz. Kişinin travmasına yönelik bir tedavi sürecine girilir sonrasında vajinismusa yönelik çalışma yapılır.

    Tedavi süreçlerini uzatan önemli noktalardan biri de sorunu yok saymaktır. Danışanların çoğunun yakın çevresine dahi bu konuda yalan söylediği hatta gerçek üstü hikayeler anlattığı görülmektedir. Yalana başvurduktan sonra da yardım çağrısında bulunmakta zorlanırlar. Burada insanların birbirinin özel hayatıyla gereğinden fazla alakadar olması, onları baskı altına alması ve sorular sorması da ayrı bir tartışma konusu olabilir… Bu sorular ve partnerin yanlış tutumu çoğu zaman kadına kendini yetersiz, eksik, beceriksiz hissettirir. Kendini eksik hisseden kadın bu psikolojiyle yaşadığı deneyimlerin her birinde kendine olan güvenini biraz daha yitirir. Çevresine söylediği yalanlara kendini kaptırmaya başlayıp, yardımı reddetme noktasına gelebilir. Bu reddedişe partner kendince sebepler bulur ilişki bir çıkmaza doğru yol alır. Partner agresifleşir, kafasında kurgulamalar başlar ve bu psikolojiyle eşine suçlayıcı ve aşağılayıcı tavırlar sergileyebilir.

    Vajinismus, tedavisi mümkün, hatta cinsel işlev bozuklukları arasında tedaviye en kısa sürede ve kalıcı çözüm bulunan rahatsızlıktır. Eğer son 6 ay içerisinde bir jinekolojik muayeneden geçtiyseniz ve sorununuzun temelinde organik bir sebep yatmıyorsa Cinsel Terapi seanslarıyla bu sorununuza çözüm bulabilirsiniz. Cinsel İşlev Bozukluklarının temelinde yatan çocukluk ve ergenlik döneminin olumsuz etkilerini en aza indirmek, ailenin çocuğa cinsel eğitim vermesi, cinsellikle ilgili doğru tavır sergilemesi, cocuğun cinsel kimlik gelişimindeki ve ergenlik dönemindeki dürtülerine ve bunu doyurma eğilimine karşı doğru yaklaşımda bulunması ve sınırlarına saygı duyması önemlidir. Bu dürtüleri, yetişkinliğe geçmeden önceki hormonel ve fiziksel değişimlerin doğasını bilmeyen bir ebeveyn çocuğunun cinsel kimlik oluşumu ve ergenlik sürecini sağlıklı atlatması konusunda yardımcı olamayacaktır. Bu süreci sağlıklı atlatamayan ergenler, yetişkinlik dönemlerine geçtiklerinde okumaktan büyük acı duyduğumuz o haberlere sebebiyet verecekler ya da ebedi sessizlikle aramızdan ayrılacaklardır.

  • Sınav kaygısı (stresi)

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısının belirtileri nelerdir?

    Temel belirti başarıyı etkileyecek kadar yoğun yaşanan ‘KAYGI’ dır. Sınavlarda da başarılı olmak için belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır. Bu gerekli düzeyde yaşanılan kaygı kişiyi çalışmaya, planlar yapmaya iter ve yararlıdır. Fakat bu kaygı düzeyi çok yükselip genci tabiri caizse ‘boğmaya’ başladığında, yaşanılan kaygı sınav puanlarını ve yazılı notlarını düşürmeye ve çalışma süreci olumsuz etkilenmeye başlar.

    Kaygı sürecin tetikleyen ana faktör ise olumsuz ve gerçekçi olmayan düşüncelerdir. ‘Başarısız olacağım, rezil olacağım, yapamayacağım’ şeklinde zihinde dönüp duran düşünceler gencin unutkanlık yaşayarak çalıştıklarını hatırlayamamasına, dikkatini sınava verememesine, okuduğunu anlayamamasına neden olabilir. Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, hızlı nefes alıp verme, yüzün kızarması, kaslarda gerginlik, baş ağrısı, baş dönmesi ve mide bulantısı şeklinde fizyolojik belirtiler görülebilir. Gerginlik, ağlama, sinirlilik gibi duygusal semptomlar sıklıkla eşlik eder. Fakat şunu unutmamak gerekir çocuktan çocuğa bu belirtilerin sayısı ve şiddeti değişiklik gösterir.

    Peki sınav kaygısının sebepleri nelerdir?

    Tüm psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi sınav stresi de bir ya da birden çok farklı nedenden kaynaklanabilir. Gencin kişilik yapısı ve düşünme şekli, ailenin tutumu, ülkemizin sınav sitemi, sınava hazırlık süreci, okul ve dershane yaşamı ve arkadaş ilişkileri başlıca faktörlerdir.

    Sınav kaygısı yaşayan kişiler çoğunlukla sınavda yaşamaktan korktuğu ‘akademik’ başarısızlığı genelleyerek bunu ‘kişiliğinin başarısızlığı’ olarak algılarlar. Bu kişiler çalışma sürecinde ‘BAŞARISIZLIĞA’ odaklanmışlardır. Gerçekçi olmayan düşünce ve inançlarla başlayan bu süreç sonrasında duygulara ve davranışlara yansır ve giderek kötüleşir. Bu nedenle özellikle sınava yönelik olumsuz düşünceler sorunun temelinde yer alırlar.

    Çocuklarını doğru motive etmeye çalışan aileler de maalesef bilmeden bu süreci daha da kötüye götürecek hataları sıklıkla yaparlar. “Senin için o kadar masraf yaptık, kazanamazsan paralar çöpe gidecek” şeklindeki konuşmalar, arkadaşları ile kıyaslamalar, çalışma programındaki eksiklere yönelik ‘“az ders çalışıyorsun, herkes kazanacak sen kazanamayacaksın” şeklindeki yaklaşımlar sıklıkla yaşanır. Aşırı kontrol, çocuklarının koydukları kurallara koşulsuz uymasını beklemek gibi katı tutumlar da oldukça fazladır. Bu şekilde aile kaygısını çocuğa yansıtmış olur.

    Sınav kaygısını azaltmanın yolları

    Gençler sınav kaygısı ile başa çıkmak için neler yapabilirler?

    Öncelikle çoğumuzun kabul edeceği nokta sınav maratonun çok yoğun ve yorucu yaşandığı bir eğitim sistemimiz var. Sınav sistemi ya da ülkenin eğitim koşulları değişinceye kadar öncelikli olarak gençlere ve ailelere düşen görev bu sınav süreci sevmeseler bile ‘gereğini’ yapmaları. Ülkemiz koşulları içerisinde eğer bir sınav sistemi uygulanmasa da idi oluşacak tablo şu anki tablodan çok daha karmaşık ve adaletsiz olacaktı. “En güzel günlerinde ders çalışmak zorunda mıyım?” şeklindeki düşünceler çalışma sürecinden kişiyi soğutabilir. Bu nedenle daha mutlu, daha özgür ve daha saygın bir gelecek sınav sürecini ‘kabullenmekle’ başlamalıyız. Yaşam kuralları maalesef hem gençler hem de yetişkinler için bir takım ertelemeleri zaman zaman zorunlu kılar.

    Diğer önemli adım ise çalışma sürecini planlamaktır. Çoğu öğrenci doğru ders çalışma yöntemlerini ve planlı çalışmanın önemini maalesef bilmiyor. Doğru ve esnek bir çalışma programı kısa sürede ‘verimli’ çalışmanın anahtarıdır. Bu programın içerisinde mutlaka sosyal faliyetler yer almalıdır. Bu konuda rehberlik servislerinde doğru desteği mutlaka gençler ve aileler almalılar.

    Daha öncede bahsettiğimiz olumsuz düşünceleri olumlularla değiştirmek işe yarayacaktır. ‘Başarısız olacağım’ yerinde ‘elimden geleni yapacağım’, ‘Herkes benden daha kötü alacak yerine ‘hak ettiğimi alacağıma inanıyorum’ şeklinde olumlu düşünceler kötüye gidecek süreci engelleyebilir.

    Ailelere neler önerilebilir?

    Ailelerin bakış açılarında değişim yaratmak ve çocuklarıyla ilgili beklentileri ‘gerçekçi’ sınırlara indirmek çoğunlukla gereklidir. Aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar. Güven ve sorumluluk vermeli, önemsemeli, eleştiride bulunurken mutlaka çocuğun olumlu yönlerini de vurgulamalıdırlar. Onların içinde bulundukları durumu ve hissettiklerini anlamaya çalışmak yani ‘empati’ yapmak çok önemlidir.

    Sınavı ölüm kalım meselesi haline getirmeme, onlara sınav sonucu ne olursa olsun ‘biricik ve değerli’ olduklarını hissettirme, sonuca bakmaksızın onlara sevgi vermeleri gerekir. Bu desteği verirken içi boş ‘kazanamazsan da sağlık olsun’ yerinde davranışlarla desteklen içten bir mesaj olması önemlidir. Çocuklarımızın bizim gerçekte neyi beklediğimizi ve neyi kast ettiğimizi hissettiklerini akıllarından çıkarmamalılar. Ayrıca asla kıyaslama yapmamalıdırlar. Bu şekilde çocuklarının omuzlarındaki yükü bir miktar azaltabilirler.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • EMDR Terapisi

    EMDR Terapisi

    EMDR, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme, güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bugüne kadar her yaştan yaklaşık 2 milyon kişinin tedavi edilmesini sağlamıştır.
    Eye Movement Desensitization and Reprocessing (EMDR) ilaç ve hipnoz kullanılmadan yapılan bir psikoterapi uygulamasıdır. Terapist, danışanın gözlerini sağa ve sola hareket ettirerek (ki bu genelde terapistin parmağını gözlerle takip etmek şeklinde olur), beyninin her iki yarımküresini hafifçe uyarır ve bu şekilde danışanın kendisini rahatsız eden bellek ve duygulara yoğunlaşmasını sağlar. Buna alternatif olarak, dikkatin bir yönden diğer bir yöne aktarılmasını sağlayan çeşitli aletler de bulunmaktadır. Bu hızlı göz hareketleri (genellikle uykunun REM evresinde ortaya çıkar) veya dikkatin farklı yönlerden gelen uyarılara odaklanması, danışanın iyileşme sürecini hızlandırdığı düşünülmektedir.

    EMDR ne amaçla kullanılır?

    EMDR; endişe, suçluluk duygusu, öfke, travma sonrası reaksiyonları, bazı depresyon çeşitleri, fobi ve yas gibi rahatsızlık veren semptomların azaltılmasında kullanılır.

    Bunun yanı sıra; performans geliştirme (ör: spor ve buna benzer diğer başarı gerektiren konularda), kendilik değeri ve özgüven gibi yapılandırılması gereken duygusal kaynakların kazanımında her geçen gün daha fazla kullanılmaktadır. EMDR özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun iyileştirilme sürecindeki başarısıyla bilinmektedir ve bu konuda bir çok araştırma yapılmıştır.

    Terapi sürecinde neler oluyor?

    EMDR herkes için farklıdır çünkü iyileştirme süreci kişinin içsel durumuna göre yönlendirilmektedir. Geçmişte yaşanan bazı olaylar ve anılar, hepsi olmamakla birlikte ortaya çıkabilir ve tek bir EMDR seansıyla iyileştirilebilir.

    Çoğu zaman acı veren bir anı beraberinde hoş olmayan duygular veya bedensel duyular getirir. Bu çok normaldir ve EMDR durdurulmadığı sürece genelde birkaç dakikada geçmektedir, fakat danışan istediği zaman ara verilir. Genellikle, acı ve rahatsızlık veren duygular ve anılar zayıflamakta ve güçlerini kaybetmektedirler (Genel olarak birden fazla terapi seansı gerekebilir).

    Alınması gereken önlemler var mıdır?

    Evet. Terapistin EMDR ve diğer terapi yöntemleri konusunda yeterli eğitime sahip olması çok önemlidir.

    Aksi takdirde, yarım kaldığında ya da yanlış uygulandığında, terapinin yararsız olması hatta daha kötüsü zarar vermesi gibi bir risk ortaya çıkar. Terapistiniz aynı zamanda olası zorlukları veya EMDR’nin kullanılamayacağı durumları gözden geçirmeli, gerektiğinde sizin için daha uygun olacak başka bir terapi uygulaması önermelidir.

    Daha sonra ne oluyor?

    Bazı kişiler olayları, seanstan sonra günler, hatta haftalar sonra bile yaşamaya devam ediyor olabilir. Yeni hisler, oldukça canlı rüyalar, güçlü duygular, ya da hatırlamalar gündeme gelebilir.

    Bu, kişinin kafasını karıştırabilir fakat bu sadece iyileşme sürecinin devamıdır ve tek yapılması gereken bir sonraki seansta bunların terapiste bildirilmesidir. (Eğer bu durum sizi çok fazla rahatsız ediyorsa terapistinizle hiç beklemeden temas kurun). Rahatsızlık veren semptomlar ortadan kaldırıldığında, danışan terapistle yeni beceriler ve başa çıkma yolları geliştirmek amacıyla çalışmaya devam edebilir.

  • Okula Uyum

    Okula Uyum

    Okula uyum problemi kimi çocukta hiç yaşanmazken kimi çocukta okulun ilk günlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu problemi yaşayanların başında anaokulu ya da ilkokula yeni başlayan çocuklar gelmektedir. Problem genellikle kendini anneden ayrılamama, okulu reddetme, sınıfa girmekten kaçınma olarak gösterir. Bunun bir çok sebebi vardır. Çocuk ilk kez ailenin sağladığı güvenli ortamdan uzaklaşarak onlardan bağımsız bir süreç yaşayacaktır. Daha önce anne-babasından ayrılmamış çocuk için bu korkutucu bir deneyim olabilir ve bu durum okula uyum sürecinde problemler yaşamamıza sebep olabilir. Bunun dışında okula uyum problemi aşırı korumacı ebeveynler tarafından bağımlı bir şekilde yetiştirilen çocuklarda da görülmektedir. Aşırı koruma ve kollamayla büyüyen çocuklar, ailesi olmadan kendini savunmasız, güçsüz, korunmasız hissederler ve yalnız kalmaktan kaçınırlar. Okula uyum probleminin diğer nedenleri arasından çocuğun kendinde gördüğü bir yetersizlikte yer alabilir. Örneğin öğrenme güçlüğü, zeka geriliği, özgüven eksikliği ya da sosyal fobisi olan çocuklar bu süreci yaşamaktadır.

    Okula uyum problemini aşma konusunda ki büyük görev ise ebeveynlerindir. Bu sorunu aşmak için başvurulan tehdit, şiddet, ceza, korkutma gibi yöntemler sorunu ortadan kaldırmaz. Aksine çocukta okul fobisine yol açar ve okul düşüncesi bile onun için korkutucu bir hal almaya başlar. Tüm bu yöntemler yerine, okul reddine neden olan sebebi bulup bunun ortadan kaldırılmaya çalışılması problemi çözmeye yönelik bir tutum olacaktır. Çocuğun uyum problemini aşmasına yardımcı bir diğer faktör ise zaman zaman ailesini okulda görmesi, anne-babasının okul ile iş birliği içinde olduğunu hissetmesidir. Yalnız şunu unutmamak gerekir ki okul sürecinde aşırı ilgisizlik kadar aşırı ilgili olmakta sakıncalıdır. Gerekli zamanlarda desteğimizi esirgemeyip, asıl sorumluluğu kendinin almasını sağlamak temel amaç olmalıdır. Çocuğun okul sürecini, üstesinden gelemeyeceği bir durum olarak algılamaması için okul dışında da kendi sorumluluğu ona verilmelidir. Çocuğa okul hakkında ki kurduğumuz cümleler de onun okula bakış açısını şekillendirmede büyük rol oynar. Örneğin “Tatilde rahattın, şimdi okul başlıyor, bunların hiç birini yapamayacaksın, son rahat günlerin, artık disipline gireceksin.” gibi cümleler okul fikrine sıcak bakan çocukları bile korkutmakta, okulu can sıkıcı bir şey olarak göstermektedir. Aileler çocuğun okula gitmesi konusundaki kararlılığından ödün vermemeli, vedalaşmayı kısa tutmalıdır. Çocuğa buradaki herkesin aynı durumu yaşadığı sadece onu ilgilendiren bir durum olmadığı yansıtılmalıdır. Tüm bunların yanı sıra okula uyum sürecinde ebeveynlerin en büyük görevi çocuğu dinleyip anlamaya çalışmak olmalıdır. Sorunun çözümü konusunda öğretmen ve veli sıkı bir iş birliği içerisinde olmalıdır. Okula başlayan çocuk yavaş yavaş arkadaş edinmeye ve diğerlerini keşfetmeye başlayacaktır. İlk günlerden sonra okul dışı buluşmalar, ev ziyaretleri, keyifli organizasyonlar da uyumu güçlendirici nitelikte olacaktır.

    Okula uyum süreci aile, çocuk ve öğretmenlerin işbirliği içerisinde aşacağı bir durum olmakla beraber, çocuğun bir birey olduğu unutulmamalı, onu dinlemeye ve anlamaya yönelik bir tutum sergilenmelidir.

  • Ergenlik Dönemi ve Psikolojik Sorunları

    Ergenlik Dönemi ve Psikolojik Sorunları

    Ergenlik dönemi, 11-12 yaşlarından 20 li yaşların başlangıcına kadar süren hızlı fiziksel, zihinsel ve sosyal-duygusal değişimlerin olduğu bir geçiş dönemidir. Bu dönem kişinin hayata bakış açısının belli olduğu, bedensel ve ruhsal gelişiminin hızla ilerlediği bir dönemdir. Bu dönem üç alt evreye ayrılmaktadır.

    1-İlk Dönem: Kızlarda ortalama 11-13, erkeklerde ise 13-15 yaş aralığındadır. Fizyolojik değişikliklerin en hızlı ve belirgin olduğu dönemdir. Bu dönemde boy hızlı bir şekilde uzar ve cinsiyet özellikleri belirginleşmeye başlar ( Kızlarda göğüslerin belirginleşmeye başlaması, erkekler de ise ses tonunun kalınlaşması ve yüz çevresinde tüylenme)

    2- Orta Dönem (15-17 yaş): Yoğun olarak utangaçtırlar, küçük kusurları büyütürler ve kendilerine kızarlar. Benmerkezcidirler ve çevrenin beğenisini kazanma ihtiyaçları ön plandadır. Arkadaşlar aileye göre daha ön plandadır. Hayranlık ve tutkunlukları vardır (Rol Model). Bu dönemde sık sık kaygı ve umutsuzluğa kapılırlar. Çabuk sinirlenirler ve saldırgan davranışlar sergileyebilirler.

    3- Son Dönem (17- 20 yaş): Bu dönemde davranışlarındaki çelişkiler ve tutarsızlıklar zamanla azalır ve daha istikrarlı ilişkiler kurmaya başlarlar. Sorunlarla başa çıkmada daha gerçekçi ve amaca yönelik çözümler üretirler. Dış görünüşleri ve kıyafetleri ile alakalı zıtlaşmalar ortadan kalkar.

    Ergenlik dönemi hızlı gelişen bir geçiş dönemi olduğundan bu dönemde birbirine zıt görünen duygular da bir arada yaşanır. Ergenlik aynı anda hem mutluluk hem hüzün dönemidir. Bu yüzden ergenlik dönemindeki gençlerin duygularında istikrarsızlık vardır. Buna bağlı olarak ergenlik dönemi birçok ruhsal ve davranışsal problemi de beraberinde getirebilir.

    Başlıca Problemler ve Tedaviler;

    Ergen terapilerinde genelde yönlendirici taraf ailelerdir. Buna bağlı olarak terapi sürecinde çocuklarla beraber aile bireyleriyle birlikte de görüşmeler yapılmaktadır. Fakat ergenlik döneminin en zor kısımlarından biride bu süreci aileye anlatmaktır. Bazen çocuktan ziyade aile görüşmeleri sadece anne- baba olarak uygulanmaktadır. Böyle durumlarda amaç aileleri ergenlik dönemi hakkında bilgilendirerek süreci iki taraf içinde kolaylaştırmaktır.

    Terapi sürecinde ilk adım çocukların ergenlik sürecine adapte olmalarını sağlamaktır. Bunu sağlayabilmek için öncelikle onlara birey olduklarını hissettirerek güçlü iletişimler kurmamız gerekmektedir. En etkili yollardan biride onlara birey olma yolunda iyi bir rol model olmaktır. Terapistin yaşının genç olması modelleme konusunda avantaj sağlamaktadır.

    • Sınav Kaygısı (EMDR, Bilişsel Davranışçı Tedavi, Gevşeme Egzersizleri)
    • Depresyon
    • Aile içi anlaşmazlıklar
    • Sosyal Fobi
    • Özgüven Problemi
    • İntihar
    • Şiddet ve Saldırganlık
    • Okul başarısında düşme
    • Madde kullanımı (sigara, alkol, vs)
    • Yeme bozuklukları (Anoreksia nervoza, Bulimia)
  • Çocuğumu psikoloğa götürürken ne söylemeliyim?

    Çocuğumu psikoloğa götürürken ne söylemeliyim?

    Çocuklara dair psikolojik danışmanlıkta ilk görüşme, çocuk ve genç ile tanışma, aileden gerekli bilgileri (doğum öyküsü, geçmiş deneyimleri) edinme, çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine ve problemine göre gerekirse bir takım ölçme ve değerlendirme tekniklerini uygulama, terapi süreci ile ilgili aileye bilgi verme ve süreci planlanma gibi durumların konuşulduğu aşamaları içermektedir.

    Çocuğunuza bu durumu nasıl açıklamalısınz?

    Bu sürecin nasıl anlatılacağı gelişim dönemlerine göre değişkenlik gösterir. Ancak her yaş grubunda önemli olan çocuğa açık, net ve doğru bilgi vermektir. Çocuğa “benim bir arkadaşımla görüşmeye gidiyoruz”, “bir öğretmene gidiyoruz” gibi doğru olmayan tanımlamalar, hem psikoloğa hem de aileye dair çocuğun inancını azaltacaktır. Bunun yerine küçük çocuklara, anlatımın kısa, net ve doğru yapılması çocuğunuzda oluşabilecek kafa karışıklıklarını önleyecektir.  Ailelerin çocukları ile ilgili görüşecekleri sorunları çocuklarından gizleme istekleri anlaşılabilir ancak gereksizdir; çünkü çocuklar etraflarında ve kendilerinde bir sorun olduğunun bir şekilde farkındadırlar. Bu sebeple çocuğa süreci olduğu gibi aktarmak çocuğun da alacağı psikolojik destek sürecini sahiplenmesini sağlar ve bu da tedaviyi olumlu etkiler. Ancak aile içi özel bir durum varsa ve çocuğun henüz bu durumdan haberi yoksa (boşanma, evlat edinme, şiddet vb) psikolog ile önceden bu konunun görüşülmesi ve sonrasında terapistin önerisine göre sürece çocukla ya da bir süre aileyle yalnız devam edilmesi daha uygun olacaktır. Ailelerin, küçük yaşlardaki çocuklara, onların canını sıkan şeylerin geçmesi, eğer canlarını sıkan bir durum yoksa kendilerinin çocuklarına nasıl yaklaşacakları ile ilgili bilgi edinmek için biriyle görüşeceklerini, orda oyun oynayıp sohbet edeceklerini anlatmaları yeterli olacaktır. İlk seansta terapist, aileye ve çocuğa psikologların kim olduğunu ve kendisiyle neler yapacaklarını açıklayacaktır.

    Okul çocuklarıyla ise, yaşları gereği daha bilinçli oldukları için psikoloğa gitmekle ilgili neler bildikleri üzerine kısaca konuşup sonrasında yine aynı şekilde, çocuğa yaşadığı bu sıkıntıların azalması ve daha iyi hissetmesi için biriyle görüşeceği, burada oyun oynayıp biraz konuşabileceği aktarılabilir.

    Gençlerde ise durum biraz daha farklıdır. Kimi gençler kendi istekleri doğrultusunda bir psikologla görüşmek isteyebilirler. Ancak bazı gençlerde yaşanan problemler, terapiye gelmelerine de engel oluşturabilmektedir. Bu noktada gence öncelikle kendisinin daha mutlu ve rahat olabilmesi üzerine bir uzmanla görüşmesini önermek yerinde olacaktır. Ancak genç hiçbir şekilde danışmanlık almak istemiyorsa, onu zorlamayın, bu durum işleri daha da zora sokacaktır. Bu gibi durumlarda psikoloğunuz ile siz ayrı bir görüşme yaparak süreci daha kolay yönetebilir, gencin sürece katılması noktasında destek alabilirsiniz.