Etiket: Süre

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (5) hafıza sorunları

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar ve yetişkinler üzerine yapılan çalışmalarda sorun sadece dikkat alanında bulunmaz. Beynin bir çok fonksiyonunu yöneten sistemi (en üst merkezi) ilgilendiren bir sorun yaşadığından farklı alanlarda (6 grup) belirtiler görülür. Bu yazımızda dikkat eksikliğinin 5. grup sorun alanı olan hafıza sorunlarından bahsetmeye çalışacağız.

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon becerileri.

    Dikkat Eksikliğinde Hafıza Sorunları:

    Hafıza temel olarak kısa süreli hafıza ve uzun süreli hafıza olmak üzere ikiye ayrılır. DEHB’li bireyler daha çok kısa süreli hafıza sorunları yaşarlar.

    Dikkat Eksikliği olan çocuklarda aileler tarafından sıklıkla hafıza sorunları şu şekilde sıralanabilir.

    ‘Günlük ödevlerini unutuyor’

    ‘Bazen sınavlarda çok kısa süre önce öğrendiklerini unutuyor’

    ‘Toplama yaparken eldeleri hatalı hesaplıyor’

    ‘Okuduklarını anlatırken ya da paragraf sorularını yanıtlarken zorlanıyor. Sık sık okuduklarını unutuyor’

    ‘İstediğimiz basit komutları yerine getirirken sıklıkla karıştırıyor’

    ‘Eşyalarını kaybediyor. Nereye koyduğunu unutuyor’

    ‘ Bir işe başladığında yapacağı adımları karıştırıp, unutup farklı bir işe kaydığı oluyor’

    Bazen ailelere benzer şekilde DEHB’li bireylerde unutkanlıklarını kendileri tanımlarlar.

    ‘Dersi dinlemeye çalıştığımda hocanın söylediklerini uzun süre tutamıyorum’

    ‘Bazen karşımdaki uzun süre konuştuğunda eğer araya girmezsem ona vereceğim cevabı unutuyorum’

    Yapılan çalışmalar da belirtilen bu sorunların işlem belleği (anlık bellek) ve dikkat kaynaklı olduğunu göstermektedir. İşlem belleği en çok bilgisayarlarda ‘RAM’ lere benzetilmektedir. Bu anlık bellek türünde dış dünyadan gelen bilgiler (sesler, görüntüler, olaylar) ve kalıcı hafıza (anılarımız, bildiklerimiz) esnek bir şekilde bir araya getirilir.

    Örneğin paragraf sorusunda çocuk okuduklarını bir taraftan aklında tutmaya çalışırken geçmiş bilgileri ile sentezleyerek doğru yanıt bulunmaya çalışılır. Bu zihin için zor bir görevdir. Bu karmaşık süreçte anlık belleğimizin (çalışma belleği) doğru çalışmaması bilgilerin unutulmasına ve cevaba ulaşılamama ya sebep olacaktır. Yapılan çalışmalarda DEHB li bireylerin bu tip zor görevlerde sık hata yaptıkları ve çalışma belleği sorunlarını sık yaşadıkları gösterilmiştir.

    Benzer şekilde bir kısa bir öykü yada paragraf yazmak ta zihinsel kaynaklarımızı yoran görevler arasındadır. Yazma sırasında ana konunun bulunması, konuya giriş gelişme ve sonuç şekilde bir gidişat belirlenmesi, örneklendirmelerin yapılması ve üslubun seçilmesi zihinsel açıdan çok karmaşık ve ağır bir yüktür. Dikkatin, hafızanın ve uyanıklık sistemlerinin işbirliği içerisinde çok yoğun çalışmasını gerektirir. Bu zor zihinsel görevlerde de başarısızlık ve kaçınma DEHB li çocuklarda sıkça karşımıza çıkan bulgulardır.

    Özetle unutkanlık dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde okuma, yazma gibi zor olan zihinsel işlemler esnasında ve bazen de günlük hayatta basit görevler sırasında sık karşılan önemli bir bulgudur.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Televizyon ya da bilgisayar dikkat eksikliği hiperaktivite bozuklugu’na neden olur mu?

    Çocukların televizyon ya da bilgisayar başında uzun saatler geçirmesi Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na sebep olur mu?

    Yapılan uzun dönemli bilimsel çalışmalardan alınan sonuçlara göre TV ya da bilgisayarı fazla kullanımı ile Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun gelişimi arasında net bir ilişki yoktur. Birçok televizyon yada gazete haberi bunun tersini iddia etse de elimizde net bir veri yok. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi temel nedenleri genetik ve çevresel faktörlerdir (gebelik dönemi ve yaşamın ilk yıllarında karşılaşılan toksik sebeplerdir). Tv yada bilgisayarın uzun süreli kullanımlarından sonra zihnimiz bir uyaran bombardımanına tutulduğundan yorgunluk hissederiz. Belli bir süre dikkatimizi vermekte, konsantrasyonumuzu sağlamakta güçlük çekebiliriz ama DEHB gibi uzun süreli ve kalıcı bir bozukluğa TV yada bilgisayar neden olmaz. Bir çalışmada 1-3 yaş gibi erken yaşta televizyonla tanışmanın ileri ki senelerde (7 yaş) yaşıtlarından daha kısa süreli dikkate neden olduğunu ileri sürmüştür fakat bu bulgu tekrarlanamamıştır.

    Tüm bu veriler Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ve televizyon, bilgisayarın uzun süre kullanımı arasında bir ilişki, bir bağ yok mu demek oluyor?

    Hayır. DEHB li bireyler yoğun uyaran içeren durumlara karşı kolayca kendilerini kaptırırlar. Bir okuma ya da yazma görevi gibi uyaranın az olduğu bir görevi sürdürmektense, eğlenceli, çekici, heyecanlı, renkli, bol değişkenli uyaranlara yönelirler. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bireyler daha çok televizyon izler, bilgisayar kullanır, uzun süre oyun oynar, çok mesajlaşır, telefon kullanımları yoğundur, çok sms atarlar. Bu tür faaliyetlere ilgileri ve ayırdıkları süre oldukça fazladır. Bu nedenle Dikkat Eksikliği olan çocukların televizyon ve bilgisayar kullanımları yaşıtlarına göre çok daha fazladır ve doğru sınırlar mutlaka koyulmalıdır.

    Çocukların televizyon izlemeleri yada bilgisayar kullanımı için bir yaş sınırı var mıdır?

    Amerikan kaynaklarının genel önerisi 2 yaş altında televizyon ve bilgisayar kullanımının olmaması yönündedir. 2 yaşın altında hızlı sahnelerin ve çabuk hareketlerin çocukların sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimlerinin erken dönemlerini etkileyebileceğini konusunda endişelerini bildirmektedirler.

    Tartışmalara ya da kafa karışıklığına neden olabileceği için faydalandığım bilimsel yayınların bir kısmını vermek istiyorum:

    http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21338006

    http://pediatrics.aappublications.org/content/113/4/708.short

    http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21144536

    Diğer Dikkat eksikliği yazılarına ulaşabilmek için : Tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Cinsel Sorunlar ve Cinsel İşlev Bozuklukları

    Cinsel Sorunlar ve Cinsel İşlev Bozuklukları

    Psikologların çalıştığı bir çok farklı sorun alanı bulunmakta ve bu sorunların başında cinsel sorunlar gelmektedir. Toplumsal değerler, cinsel sorunların mitleştirilmesi, cinsel sorunlara çözüm olmadığı tarzında ki yanlış cinsel inançlar, cinsel terapi yapan psikolog sayısının azlığı gibi bir çok nedenle vajinismus, erken boşalma, geç boşalma gibi birkaç seansta kolaylıkla çözülebilecek olan cinsel sorunlar uzun yıllar hatta bir ömür boyu tedavi edilmemektedir. Bu nedenle evliliğini sonlandıran, kavga eden eşler olduğu gibi kaliteli bir cinsel yaşamın ne olduğunu bilmeden, zevk alamadan ya da cinsellikten soğuyarak yaşamına devam eden çok sayıda kişi bulunmaktadır. Cinsel terapinin amacı; kişinin erken boşalma, geç boşalma, cinsel ilişkiye girememe (vajinusmus) vb sorunlarını çözmek ve çiftin cinsel yaşam kalitesini arttırmaktır.

    Diğer taraftan internette cinsel gücü arttırdığını, penis büyüttüğünü iddia eden bir çok reklam bulunmaktadır. Yada kendisini cinsel terapist olarak tanıtan, NLP, hipnoz vb yöntemlerle cinsel sorunlara çözüm getirdiklerini iddia eden psikolog yada aile danışmanı olmayan, cinsel terapi eğitimi almamış bir çok kişi bulunmakta ve bu iş için faiş ücretler talep etmektedir.

    Diğer taraftan sağlık alanında çalışan ancak bu alanda özel eğitimi olmayan birçok kişi bulunmaktadır. Örneğin Türkiye’de cinsellik denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Haydar Dümen, pratisyen hekimdir, psikoloji ya da psikiyatri alanında herhangi bir eğitim almamıştır ve kendisi psikolog yada cinsel terapist değildir. Özetle birinin popüler olmasının, yada yalnızda psikolog yada psikiyatır olmasının cinsel terapi yapabileceği anlamına gelmediğini aklıda tutmak gereklidir. İzmirde psikolog ararken ya da cinsel bir danışman ararken bu noktalara mutlaka dikkat edilmeli hatta başvurduğunuz kişilere bu alanda özel bir eğitim alıp almadıklarını mutlaka sormanız önerilir.

    CİNSEL SORUNLAR

    Cinsel işlev; istek, uyarılma, orgazm ve çözülme olmak üzere dört evreden oluştuğu kabul edilmektedir: İstek: Cinsel döngünün en önemli evresidir. Diğer evrelerden farklı olarak doğrudan fiziksel uyarılmaya ihtiyaç duymaz. Cinsel istek partnerden bağımsız olarak tek başın günün herhangi zamanında kendiliğinden ortaya çıkabileceği gibi, bir insandan etkilenerek de ortaya çıkabilir. Uyarılma: Bedensel ya da psikojenik herhangi bir uyarılma sonucu ortaya çıkabilir. Verilen uyarı kişinin gereksinimini karşılayacak boyutta ise tepkinin yoğunluğu artış gösterir. Uyarılmanın kadında ilk belirtisi cinsel organda kabarma, erkekte uyarılmanın ilk belirtisi ereksiyondur. Uzun süren bir evredir. Orgazm: Alınan haz açısından en yoğun ancak süre olarak en kısa evredir. 0.8 milisaniyelik 3-4 ritmik sonrasında düzensiz kasılmaların izlediği haz içeren bir durumdur. Erkekte ejekülasyon, kadında ise perine ve vagina kaslarında ritmik kasılma ile oluşur. Orgazm sırasında erkekten meni adı verilen bir sıvı gelirken, kadınlarda artan bir gerilme halinin ardından gelen bir gevşeme, rahatlama meydana gelmektedir Çözülme: Cinsel eylemin sonlanması ile çözülme evresine girilir. Cinsel bölgelerde kan akımı normale döner. Kişilerin yaşadığı sorunlar genelde istek, uyarılma ve orgazm bölümlerindeki ortaya çıkan aksamalardan kaynaklanmaktır.

    CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

    1-Cinsel istek bozukluğu:

    A) Cinsel istek bozukluğu

    B) Cinsel tiksinti bozukluğu

    2-Uyarılma Bozukluğu:

    Erkekte: Ereksiyon (sertleşme) bozukluğu

    Kadında: Uyarılma bozukluğu

    3-Orgazm bozukluğu:

    Erkekte boşalma bozuklukları

    a) Erken boşalma

    b) Geç boşalma

    Kadında orgazm bozukluğu

    4-Ağrı Bozuklukları

    A) Disparoni (cinsel ilişki sırasında ağrı-acı hissetme)

    B) Vajinismus (kadında meydana gelen istemsiz kasılmalardan dolayı vajinal birleşmenin gerçekleşememesi.)

    VAJİNUSMUS

    Vajinismus, cinsel birleşme denendiğinde, vajinanın dış üçte birini çevreleyen kaslarda yineleyici ya da sürekli bir biçimde oluşan kasılmalar ve şiddetli acı nedeniyle cinsel birleşmenin gerçekleşememesi ya da ağrılı/sıkıntılı olarak gerçekleşmesidir. Bu kasılma istemsiz, yani kadının bilinçli kontrolü dışında gerçekleşen bir kasılmadır. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, adeta bir kitlenme, korku, cinsel birleşmeden kaçınma, girişin olmayacağı inancı eşlik eder. Nadiren, cinsel birleşme olmaktadır ancak kasılma sürdüğünden, cinsel birleşme ağrılı ya da sıkıntılıdır (İncesu, 2004). Çiftler bu sorunu aşmak için alkol ya da madde kullanarak ilişkiye girmeyi denemek, vajinal bölgeyi uyuşturacak kremler kullanmak gibi yöntemlere başvurabilirler. Bu denemeler kişilere fiziksel zarar verebildiği düzelmeye dair umdu da azaltabilmektedir. Bunun yanı sıra vajinismus sorunu yaşayan kadının eşinde ereksiyon (sertleşme) sorunları da ortaya çıkabilmektedir. Vajinismus ortalama 3-5 seansta tedavi edilebilmekte ve çok yüksek başarı oranına ulaşılmaktadır.

    ERKEN BOŞALMA

    Erken boşalma, çok az bir cinsel uyarıyla bile kişinin istemesinden daha önce boşalması, diğer bir deyişle boşalmasını denetleyememesi, ya da istediği kadar erteleyememesidir. Tıbbi açıdan bakıldığında, erken boşalma, kişinin boşalma refleksi üzerinde istemli denetiminin bulunmaması, henüz öğrenilememiş olmasıdır. Süre asıl ölçüt olmamakla birlikte, birleşmeden önce boşalma ya da 1-3 dakikalık cinsel birleşme süresi kesin olarak erken boşalmadır. Erken boşalma oranı, yapılan çalışmalarda %20-30 arasında çıkmaktadır. Her 4-5 erkekten birinde erken boşalma sorunu vardır. Bütün toplumlarda, erkeklerde sık rastlanan bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır (İncesu, 2004). Erken boşalma sorunu ortalama 4-6 seansta tedavi edilebilmektedir.

    Tedavi programına başlamadan önce cinsel işlev bozukluğunun organik kökeni olup olmadığının ayrıntılı olarak araştırılmalı. Bu açıdan, değerlendirme sürecinde üroloji, nöroloji, endokrinoloji gibi disiplinlerle işbirliği kurulması önemlidir.

    Psikolojik değerlendirme süreçlerinde dikkat edilmesi gereken nokta var olan bozukluğun evlilik sorunlarına ikincil olarak gelişip gelişmediğidir. Eğer evlilik sorunu ön planda ise, cinsel işlev bozukluğu sorununa odaklaşmadan önce eşler aile terapisine alınmalıdırlar. Aile terapisinde yada aile danışmanlığında psikolojik destek ile ilerleme kaydeden çiftlerde cinsel işlev bozukluğu sorunları bazen kendiliğinden ortadan kalkabilmektedir. Evlilik içi sorunların cinsel işlev bozukluklarına ikincil olarak geliştiği durumlarda, tedaviye doğrudan başlanabilir. Ancak her cinsel tedavi programının temel ilkesi olan iletişim becerileri ve çift terapisi gibi yaklaşımların entegre edilmesi gereklidir. Bu, tedavinin etkinliğini arttırmaktadır.

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma, günlük rutin işleyişi bozan, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar ve yaşantılar olarak tanımlanabilir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ya da Post Travmatik Stres Bozukluğu (PTSB) olarakda adlandırılmaktadır. Birşeyin travma olarak değerlendirilebilmesi için kişinin yaşamsal bütünlüğünü tehtid eden bir olayla karşı karşıya kalması gerekmektedir.

    Genel bir ifadeyle “bireyin kişiliği ve ruhsal yapısı üzerinde şu veya bu ölçüde kalıcı bir etki bırakan olağandışı, felaket niteliğinde bir yaşantının anılarından kaynaklanan bir rahatsızlık ve bunaltı durumu” olarak tanımlanabilen ruhsal travmalar arasında ise sel, yangın, deprem vb. afetler, savaş, ırk veya din ayrımcılığı, boşanma, reddedilme, çocuk istismarı, tecavüz, işkence vb. yaşantılar sayılabilir.

    Ruhsal travmaların, yaşayan olayın ağırlığına olduğu kadar kişinin duyarlılığına ve dayanıklılığına da bağlı olduğu unutulmamalıdır. Başka bir deyişle; birisi için travmatik olan bir yaşantıyı bir başkası son derece normal karşılayabilir. Ayrıca travmayla stresin birbirine karıştırılmaması gerekir.

    Travmatik olaylar insanların başına aniden gelir ve çok sarsıcıdır. Bazı durumlarda gözle görünen fiziksel bir yaralanma olmayabilir. Ama kişi duygusal olarak çok sarsılır. Bu tür “normaldışı” olaylara gösterilen “normal” tepkilerin neler olduğunu bilmek, olayın etkisinden kurtulmaya çalıştığınız süre içinde, size yaşadığınız duygular ve düşüncelerle başedebilmeniz için yardımcı olabilir

    Travmatik olayla karşılaşan birçok kişi PTSB geliştirmez. Örneğin, yakın geçmişte yapılan bir araştırmada, fiziksel yaralanmalara kadar giden bir travmatik olayı yaşayan insanların sadece %25’i PTSB geliştirmiştir

    TRAVMAYA YOL AÇAN OLAYLAR HANGİLERİDİR?

    l Doğal afetler (deprem, sel, yangın)

    l İnsan eliyle yapılan travmalar (savaş, işkence, tecavüz,taciz, cinsel istismar)

    l Kazalar (iş, trafik)

    l Beklenmedik ölümler

    l Ciddi-ölümcül hastalıklara yakalanma olarak sayılabilir.

    İnsanlar böylesi olaylarla karşılaştıklarında genellikle aşağıdaki dönemleri yaşarlar :

    1) Kazayı izleyen ilk dakikalarda kişi şok dönemindedir; donakalmış, şaşkın ve sersemlemiş görünür. Çoğu kez yaralarının derecesinin farkında değildir, kaza yerinde amaçsızca dolaşır, kendine ya da diğer kaza kurbanlarına yardımcı olmak için en küçük bir çabayı bile gösteremeyecek durumdadır. Zaman, yer ve kişi yöneliminde bozukluklar, algılamada sapmalar, olaya ilişkin bellek kaybı ve kendinden geçme gibi durumlar görülebilir. Olayın yarattığı yoğun anksiyetenin etkisi ile kişiliğin işlevlerini gereğince sürdürememesi sonucu oluşan şok dönemi, doğal bir savunma mekanizması olarak kişiyi olaya yabancılaştırır

    2) Şok belirtilerini izleyen dönemde kazaya uğrayan kişi, edilgin ve telkine açıktır; kurtarıcı ekibin ve yardıma gelenlerin önerilerini izler. Kendi dışındaki kaza kurbanlarının ilgilenmek isterse de davranışları, en basit işlemleri bile yapamayacak derecede yetersiz ve beceriksizdir

    3) Psikolojik dengesini kazanmaya başladığı toparlanma döneminde kişi, sürekli kazadan söz eder, kurtarma işlemlerinin yetersizliğinden yakınır ve genel anksiyete belirtileri gösterir. Çoğu kez gergin ve ürkektir, dikkatini toplamakta ve uyumakta güçlük çeker, başından geçen olayı anımsatan kâbuslar görür ve çabuk yorulur. Bu belirtiler normal bir insanda kısa süre sonra ortadan kalkar. Kazadan sürekli söz etme, sık sık düşlerinde canlandırma ya da benzer konulu kâbuslar görme, kazanın etkisini yumuşatmak ve olaya uyum sağlayabilmek için doğal olarak işleyen bir onarım mekanizmasıdır

    Travma Sonrası Stres Belitileri

    PTSB’nun belirtileri üç temel kategoride toplanmıştır. Tanı koyabilmek için her kategorideki belirtinin en az bir ay sürmesi gerekir (Davison & Neale, 2004).

    1. Travmatik Olayı Tekrar Yaşamak

    Kişi ya uyanıkken travmatik olayı tekrar tekrar hatırlar, ya da rüyalarda olay tekrar yaşanır. Bazı durumlarda kişi birkaç saniyeden birkaç saate kadar süren dissosiyatif durumlar yaşar. Bu sırada travmatik olayı yeniden yaşıyormuş gibi davranır (Şuer, 2005).

    Olay sıklıkla hatırlanır ve onunla ilgili kâbuslara sık rastlanır. Olayı sembolize eden uyarıcılara (örneğin, gök gürlemesinin bir gaziye savaş alanını hatırlatması gibi) ve belli olayların yıl dönümlerine karşı aşırı duygusal tepki gösterilir.

    2. Olayla İlgili Uyarıcılardan Kaçınma Ya Da Tepki Verme Düzeyinde Azalma

    Kişi bir travmayı düşünmemeye ya da onu akla getirecek uyarıcılardan uzak durmaya çalışır. Olayla ilgili amnezi bile olabilir. Kişi daha önce haz aldığı etkinliklerden uzaklaşır. Hatta yakın çevresindekilerle duygusal ilişkiler kurmakta zorlanır.

    Tepki verme düzeyinde azalmayla; başkalarına ilgide azalma, boğuluyormuş duygusu ve olumlu duyguları hissedememe kastedilmektedir. PTSB’da oynamalar olur, kişi tekrar oynama ve uyuşukluk arasında gidip gelir

    3. Artmış Uyarılma Belirtileri

    Uykuya dalma ve uykuyu devam ettirme güçlükleri, dikkati toplayamama, aşırı uyarılmış olma durumu ve abartılmış irkilme tepkileri bu belirtileri oluşturur. Laboratuar çalışmaları, PTSB hastalarında savaş imgelerine karşı yükselmiş fizyolojik reaktiviteyi ve yüksek düzeyde irkilme belirtilerini göstererek klinik belirtileri desteklemişlerdir

    PTSB ile ilgili diğer belirtiler; kaygı, depresyon, kızgınlık, suçluluk, madde kötü kullanımı, evlilik sorunları ve iş güçlükleridir. İntihar düşünceleri ve planlarına sıklıkla rastlandığı gibi şiddet içeren olaylar, ve sırt ağrısı, baş ağrısı, mide bağırsak rahatsızlıkları gibi stresle ilgili psikofizyolojik reaksiyonlar da gözlenir

    Alt Tipleri

    Bu tür travmalar sonrasında bazı kişilerde akut, kronik ya da gecikmeli stres bozuklukları gelişebilmektedir. Üç ay ya da daha kısa sürede görülebilen belirtiler akut, üç aydan uzun sürerse kronik ya da travmadan altı ay kadar sonra belirtiler başlamış ise gecikmeli başlangıçlı stres bozukluğu olarak nitelendirilebilir. Genel olarak bunlar, travma sonrası stres bozuklukları (post Travmatik disorders) olarak geçmektedir (Yöndem, 2006).

    Akut: Belirtiler 3 aydan daha kısa sürerse.

    Kronik: Belirtiler 3 aydan daha uzun sürerse.

    Gecikmeli: Belirtiler stres etkeninden en az 6 ay sonra başlarsa.

    Yaşanan olayın kişide yaratmış olduğu acı, utanç çaresizlik vb sebeplerle bazı bireyler destek almaktan çekinirler. Ancak burada bilinmesi gereken şey travma hangi nedenle olursa olsun ya da şiddeti ne kadar fazla olursa olsun psikolojik destekle yaşanılan travmanın etkileri tamamen ya da büyük oranla ortadan kaldırılabilir. Örneğin taciz, cinsel istismar ya da tecavüz gibi travmaların bir kaç seans içinde düzelebildiği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Travmayal çalışırken kullanılan bir çok farklı yöntem bulunurken bunlardan en etkili olanların başında EMDR bulunmaktadır.

    Travma nedeni ile destek alınacak uzmanın bu konuda özel bir eğitim almış ve deneyimli biri olmasına dikkat edilmelidir.

  • Çocuklarda bilgisayar ve internet bağımlılığı

    Bilgisayar ve internet hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bilgisayarlar, tabletler ve akıllı telefonlar ile her an her yerde internete ulaşmak mümkün. İnternet bilgiye ulaşımı ve iletişimi çok daha kolay hale getirdi. Alışverişten eğlenceye bir çok amaçla kullanılabiliyor. Sosyalleşmek için kullanılan en önemli araçlardan biri haline geldi.

    Bilgisayar ve internet kullanımı, getirdiği kolaylıklar ve sunduğu olanaklar ile birlikte uygun kullanılmadığında sorunlar yaratabilmektedir. İnternetin aşırı ve kontrolsüz kullanımı çocuk ve gençlerin okul başarışını, arkadaş ve aile ilişkilerini olumsuz şekilde etkileyebilmekte ve bir bağımlılığa dönüşebilmektedir.

    Uzun süre ekran karşısında zaman geçirmek çocuklarda dikkat ve konsantrasyon güçlüklerini arttırabilmektedir. Okulda ve ders çalışırken sürekli takip ettikleri oyun veya siteleri düşünmeye başlamakta ve ders başarıları düşmektedir.

    Edindikleri sanal arkadaşlar, gerçek arkadaşlıklar kurma ihtiyaçlarını azaltmakta ve sosyalleşmeleri olumsuz etkilenmektedir.

    Çocuk ve gençlerin özdenetimleri henüz gelişme döneminde olduğundan bilgisayar kullanımı konusunda kendilerine sınır koymakta zorlanır ve bilgisayarda çok fazla zaman geçirebilirler. Bu durumda çocuğun yaşına uygun şekilde süre sınırlaması getirmek anne babalara düşer.

    Eğer çocuğunuz interneti aşırı ve uzun süre kullanıyor ve kullanma isteğinin önüne geçemiyorsa, internette olmadığı zamanlarda kendisini boşlukta hissediyor ve internetten ayrı kaldığı zamanlarda sinirlilik ve saldırganlık oluyorsa, internet kullanımından dolayı okul yaşantısı, ders başarısı ve arkadaş ilişkileri bozulduysa internet bağımlılığından söz edilebilir.

    Çocuğunuzun aşırı şekilde internet kullandığını yada internet bağımlılığı olabileceğini düşünüyorsanız neler yapabilirsiniz?

    Çocuğunuzla ilişkinizi geliştirin ve onunla daha fazla zaman geçirin. Sağlıklı bir ilişki kurmak ve kaliteli zaman geçirmek alabileceğiniz en iyi önlemlerden birisidir.

    Çocuğunuza örnek olun. Ekran karşısında çok zaman geçiriyorsanız, verdiğiniz nasihatler etkili olmayabilir.

    İlgi duyabileceği sosyal ve sportif etkinliklere yönlendirin. Bu şekilde boş zamanlarını daha sağlıklı şekilde değerlendirmesini sağlamış olursunuz.

    Çocuğunuzun bilgisayarda geçirdiği süreyi izlemeniz önemlidir. Bilgisayarın çocuğun odasında değil oturma odası gibi evin ortak kullanım alanında olması bunu daha kolay yapabilmenizi sağlayacaktır.

    Bilgisayar kullanımına mutlaka sınırlama getirin, süreleri belirlerken çocuk ve gençlerin görüşüne başvurmak ve kararları birlikte almak çocuğunuzun uyumunu arttıracaktır.

    Belirlediğiniz sürelere uyum konusunda sorunlar yaşıyorsanız, süre veya içerik kısıtlama ile ilgili programlardan faydalanabilirsiniz.

  • Çocuklar ve televizyon

    Çocuk ve Televizyon

    En önemli iletişim araçlarından biri olan televizyonun icadından bugüne kadar yaklaşık 90 yıl geçmiş olsa da, televizyon izlemenin çocuklar üzerindeki etkileri ile ilgili araştırmalar son yıllarda yoğunluk kazanmaya başlamıştır. Günümüzde televizyon izlemek, çocuk ve ergenlerin en büyük uğraşlarından biridir. Çalışmalara göre bir çocuk günde ortalama 3-4 saat televizyon izlemektedir; dolayısıyla liseden mezun olduğu zaman gelip çattığında eğitim hayatı boyunca sınıfta geçirdiğinden daha fazla zamanını televizyon izleyerek geçirmiş olacaktır.

    Bebekler televizyon izlemeli mi?

    Televizyon programlarının çocuğun gelişimine olan etkileri çocuğun yaşı ile yakından ilgilidir. Beyin gelişiminin oldukça hızlı olduğu erken çocukluk döneminde, televizyon izlemenin özellikle dil gelişimi ve sosyal gelişim üzerine olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Bu dönemde televizyon izlemek, çocuğun öğrenmesinde çok önemli olan oyun etkinliklerine, bakım vereniyle olan karşılıklı etkileşim ve paylaşımlara ayrılacak sürenin azalması anlamına gelir.

    Yapılan çalışmalara göre 2 yaşından küçük çocuklar televizyon programlarındaki içeriğin çoğunu kavrayamamaktadırlar. Onlar için televizyon, karmaşık ses, renk ve görüntüleriyle oldukça kafa karıştırıcıdır. Programlarda bir sahne ortalama 5-8 saniye kadar sürdüğünden, ekranda ne olup bittiğini anlamaları için bu süre yeterli değildir.

    Günümüzde küçük çocuklara yönelik çok sayıda televizyon programının yanı sıra sadece bu tür programların yayınlandığı televizyon kanalları da bulunmaktadır. Bu program ve kanallar giderek yaygınlaşmakta ve daha fazla çocuk tarafından izlenir hale gelmektedir. Üreticileri tarafından eğitici nitelikte olduğu belirtilen 0-3 yaş arası çocuklara yönelik DVD’lerin içeriklerinin araştırıldığı bir çalışmada, bir çok ürünün söz konusu eğitici öğeleri yeterli düzeyde içermediği ve bu yaş çocukların zihinsel yapılarına uygun içerikten yoksun olduğu tespit edilmiştir. Bir başka çalışmada ise, dil gelişimi için oldukça duyarlı bir dönem olan erken çocukluk dönemine hitap eden bu ürünlerin, dil gelişimini destekleyici olan konuşma ve anlatım öğelerini sadece %24 oranında içerdiği bildirilmiştir.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir çalışmada, 0-2 yaş arasındaki çocukların günde ortalama 1-2 saat süreyle televizyon izlediği bildirilmiştir. Bununla birlikte Amerikan Pediatri Akademisi, 2 yaş ve öncesinde televizyon ve diğer medya kullanımını önermemekte, ebeveynlerin medya kullanımının çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve bilinçli medya kullanımı açısından aileleri uyarmaktadır. Sonuç olarak bu yaş grubundaki çocukların, gerek çocuklara yönelik, gerekse ebeveynlere yönelik her türden televizyon programını izlemelerinin potansiyel olumsuz etkileri olduğu, olası olumlu etkilerinin ise henüz ispatlanamadığı belirtilmektedir.

    Televizyonun gün boyu açık olduğu odada vakit geçiren çocuklar, ebeveynlere yönelik programlara da maruz kalırlar. Bu çocukların, oyun oynamakta olsalar dahi televizyondan gelen bir ses ya da görüntü ile dikkatlerinin dağıldığı, bu nedenle oyun etkinliklerinin daha kısa sürdüğü bilinmektedir.

    Çocuklar tarafından severek izlenen ve çoğu şiddet öğeleri içeren çizgi filmler, adeta erişkin aksiyon filmlerinin animasyon türevini andırmaktadırlar. Şiddet öğeleri içeren programları izleyen çocukların şiddete karşı duyarsızlaştıkları ve saldırgan davranışlar sergileme risklerinde artış olduğu bildirilmektedir. Dr. Atalay Yörükoğlu, huzurlu bir ortamda sevgi ile büyüyen çocukların, televizyonda şiddet unsuru içeren programlar izleseler de gördükleri saldırgan davranışları gerçek hayata taşımadıklarını, şiddet içeren davranışların normal karşılandığı ailelerde yetişen çocukların ise televizyonda izledikleri yöntemleri günlük hayatta da denediklerini belirtmekte ve çocuğun ruhsal gelişiminde aile yapısının önemini vurgulamaktadır.

    Erken çocukluk yıllarından itibaren televizyon izleyen çocuklarda obezite görülme riski vardır. Ayrıca bu çocukların kreş ya da anaokuluna uyum sağlamada sıklıkla sorun yaşadıkları bildirilmiştir. Bir çalışmada televizyonu çok fazla izleyen çocukların, az izleyen ya da hiç izlemeyenlere göre öğrenmeye daha az istekli oldukları, daha az işbirlikçi oldukları, daha az hayal kurdukları ve daha mutsuz oldukları bildirilmiştir. Uzun sürelerle televizyon izlemek çocuğun daha pasif bir birey olmasına, dikkat sorunları yaşamasına, okul başarısında düşüşe ve yaratıcılığının körelmesine neden olmaktadır. Aile bireylerinin birlikte geçirdikleri zamanın azalmasıyla aile ilişkileri de olumsuz yönde etkilenmektedir.

    Çocuklar reklamları neden severler? Reklamların çocuklar üzerindeki etkileri nelerdir?

    Reklamlar renkli, hareketli, kısa süreli ve melodik doğaları, kimi zaman başrolde ya da kurgunun bir parçası olarak çocuk karakterlere yer vermeleriyle her yaştan çocuk için son derece ilgi çekici ve bir o kadar da eğlencelidirler. Bir çocuğun bir yıl içinde yaklaşık 40.000 reklam izlediği belirtilmektedir.

    Günümüzde reklam ve pazarlama şirketlerinin çocukları da hedef kitlelerine dahil ettikleri bilinen bir gerçektir. Özellikle 4-12 yaş grubundaki çocuklar reklamcılar tarafından önemli bulunmaktadır; çünkü çocuklar ailelerinin tüketim alışkanlıklarına etki etmenin yanı sıra kendi tüketim alışkanlıklarında da reklamların etkisinde kalmaktadırlar.

    Küçük çocuklar televizyon programlarını ve reklamları birbirinden uzunluk-kısalık açısından ayırt edebilmektedirler. Yaklaşık 7 yaş sonrasında ise reklamların ürün satışı ile olan ilişkisini ve ikna edici özelliğini daha iyi kavramaya başlamaktadırlar. Çocuğun yaşı büyüdükçe reklamlara olan ilgisi azalmakta ve reklamlara daha şüpheci yaklaşmaya başlamaktadır.

    Ülkemizde yapılan bir araştırmada, reklamların çocukların çok büyük bir çoğunluğu tarafından severek izlendiği bulunmuş olup en beğenilen reklamlar içinde ilk sırada gıda ve içecek reklamlarının, daha sonra temizlik malzemesi reklamları ile dondurma-şekerleme reklamlarının geldiği bildirilmiştir. Özellikle çikolata, hamburger, şekerleme, asitli içecek reklamları gibi yiyecek reklamları, çocukların yeme alışkanlıklarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

    Çocuğunuz hangi programları izlemeli? Yaşına göre ne kadar süre televizyon izlemesi daha sağlıklı?

    Ailelere öneriler:

    * Televizyonu sürekli açık bırakmayın.

    * Televizyon izleme ile ilgili kurallar getirin. Örneğin yemek yerken, ödev yapılırken, siz odada yokken televizyonun kapalı olması gibi. Kural getirmek için hiçbir zaman geç kalmış sayılmazsınız.

    * Televizyon izlediğiniz süreyi sınırlayarak ve programları seçerek izleme alışkanlığı geliştirerek çocuğunuza örnek olun. İzlediğiniz program bittiğinde televizyonu kapatın.

    * Televizyonu ortak kullanılan bir odada bulundurun. Bu odadaki eşyaları televizyonu merkez almayacak şekilde yerleştirmeye özen gösterin.

    * Çocuk odasında televizyon bulundurmaktan kaçının. Odasında televizyon bulunan çocuklar, bulunmayanlara göre daha uzun sürelerle televizyon izlemekte, daha fazla uyku sorunları yaşamakta, derslerinde daha düşük başarı göstermekte ve obezite açısından daha fazla risk taşımaktadırlar. Ayrıca, televizyon çocuk odasındayken, çocuğunuzun izlediği programları ve izleme süresini denetlemeniz zorlaşır.

    * Çocuğunuzun 2 yaşına kadar televizyon izlemesine izin vermeyin.

    * 2-3 yaş arasında günde 20-30 dakikadan fazla, 4-6 yaş arasında ise günde 1-1,5 saatten fazla televizyon izlemesine izin vermeyin.

    * Okul çocuğu için televizyon izlediği süreyi okul günlerinde günde 1 saat ile, hafta sonları ise en fazla günde 2-3 saat ile sınırlandırabilirsiniz. Eğer çocuğunuzun okul başarısı düşükse süreyi günde yarım saat ile sınırlandırabilir ya da izlemesini tamamen engelleyebilir; hafta sonları ise kısıtlı süreyle izlemesine izin verebilirsiniz.

    * Çocuğunuzu bilinçli televizyon izlemek hakkında bilgilendirin, eleştirel düşünme becerisi kazandırın.

    * Akıllı işaretler hakkında çocuğunuzla konuşun.

    * Çocuğunuzun hangi programlara ilgi duyduğuna dikkat edin ve bu programları kontrol edin. Mümkün olduğunca televizyon programlarını onunla birlikte izleyin ve izledikleriniz hakkında (örneğin şiddet, manevi değerler vb.) onunla konuşun, tartışın.

    * Sevdiği televizyon programını izlerken egzersiz yapması için onu teşvik edin. Reklam aralarında kendi aranızda mini-yarışlar (örneğin “Kim daha yükseğe zıplayacak?”) yapabilirsiniz.

    * Belgesel, konser, spor etkinlikleri gibi eğitici nitelik taşıyan programları izlemesini destekleyin.

    * Olumsuz örnek oluşturmaları açısından alkol ve madde kullanımı ile şiddet öğeleri ve cinsel öğeler içeren programları (örneğin müzik videoları vb) izlemesini engelleyin.

    * Televizyonda görülen her şeyin doğru ya da iyi olmayabileceğini belirtin (örneğin fast food reklamları). Ayrıca çocuğunuzla reklamları tartışarak, bu reklamlardaki mesajların gerçeği yansıtıp yansıtmadığını değerlendirmesine yardımcı olabilirsiniz.

    * Çocuklar gerçek olan ile kurgu olanı birbirinden ayırt edemeyebilirler. Bu nedenle haberler ve eğlence programları arasındaki farkları, gerçeklik ve hayal ürünü olma arasındaki farkları çocuğunuzla konuşun.

    * Okul öncesi dönemdeki çocuğunuz için televizyonu “çocuk bakıcısı” olarak kullanmayın. Örneğin siz mutfakta yemek yaparken o da yanınızda plastik kaplarla ya da oyuncaklarıyla oynayabilir (Güvenliğe dikkat etmeyi ihmal etmeyin). Büyük çocuklar ise yemek yapmanıza yardım edebilir, sofranın kurulmasına yardımcı olabilirler. Kısacası yaptığınız işe çocuğunuzu katmaya çalışın.

    * Uyku saatinden önce televizyon izlemesine izin vermeyin. Yapılan bir çalışmada, uyku saati öncesinde televizyon izleyen çocukların uykuya dalmaları için daha uzun süre geçtiği bildirilmiştir.

    * Çocuğunuzun arkadaşları ile birlikte zaman geçirmesini, spor ve müzik aleti çalmak gibi aktivitelere katılımını, kitap okuma alışkanlığı edinmesini özendirin.

    * Televizyon, bilgisayar gibi elektronik cihazları kapatarak anne, baba ve çocukların hep birlikte vakit geçirecekleri çeşitli etkinlikler düzenleyin.

  • “Hiç Psikoloğa Gitmedim, Merak Ettiklerim ve Aklımda Bazı Sorular Var”

    “Hiç Psikoloğa Gitmedim, Merak Ettiklerim ve Aklımda Bazı Sorular Var”

    Daha öncesinde psikoterapi sürecini deneyimlememişseniz, destek almak için kendinize uygun uzmanı seçme aşamasında merak ettikleriniz ve aklınıza takılan sorular olabilir. Yardımcı olmak adına kısa kısa bilgilendirmede bulunmaya çalıştım.

    Ne Zaman Psikologtan Destek Almalıyım?

    · ruhsal durumunuz sizi rahatsız ettiğinde;
    · sosyal, iş ya da aile hayatınızın akışında tıkanmalar olduğunda;
    · kolaylıkla yapılabildiğiniz işleri dahi yapmakta zorlandığınızda,
    · hayattan eskisi gibi zevk alamadığınızda
    destek almanız faydalı olacaktır.

    Psikoterapi aynı zamanda bir kendini tanıma ve değiştirme sürecidir. Bu yüzden terapi için bir ruhsal rahatsızlığınızın olması gerekmez. Bireysel gelişim ve değişiminize katkı sağlamak veya koruyucu amaçlı psikoterapi desteği alabilirsiniz.

    Destek alma kararını vermeden önce, yapılacak olan tedavi ve yöntemlerden haberdar olmak, hangi sağlık çalışanının ne görevi olduğu konusunda fikir sahibi olmak sorun alanınızı tanımlamanızda ve kendinize uygun tedaviyi bulmanızda size yardımcı olacaktır.

    Kimlerden Destek Alınabilir?

    Psikiyatrsit, psikolog, klinik psikolog ve psikoterapist psikoterapi hizmeti verebilir.

    Psikiyatrist Kimdir?

    Psikiyatrlar, tıp fakültelerinden mezun olup, Psikiyatri ihtisasını tamamlamış tıp doktorlarıdr. Psikiyatrlar, duygu, düşünce, davranış ve zihinsel süreçlerle ilgili hastalıkların tanısını (birincil tanı, ayırıcı tanı, eş tanı) tıbbi bir yaklaşımla ele alarak değerlendirir ve gerekli tedavi planını yapar. Bu tedavi planını yaparken, ilaç, EKG gibi yöntemleri kullanabilir ve gerektiğinde psikometrik test uygulaması, hastaneye yatış (hospitalizasyon), konsültasyon gibi gerekli yönlendirmeleri uygular. Psikoterapi eğitimi almış olan psikiyatrlar psikoterapi de yapabilirler.

    Psikolog Kimdir?

    Psikologlar, duygu, düşünce, davranış ve bilişsel süreçleri sistematik olarak inceleyen, bu alanlarda gözlem ve değerlendirmeler yapan, üniversitelerin Fen-Edebiyat Fakültesi, Psikoloji bölümlerinden 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamış kişilerdir. Psikoloji biliminin pek çok alt alanı vardır. Bu alanların herhangi birinden yüksek lisans (uzmanlık) eğitimini tamamlamış kişilere “Uzman Psikolog” ünvanı verilir.

    Psikoterapist Kimdir?

    Psikoterapistler, psikoterapi eğitimini tamamlamış ruh sağlığı uzmanlarıdır. Psikoterapist, danışanın şikayetine göre gerekli tanısal yöntemleri kullanır (psikometrik testler, klinik tanı kriterleri vs). Bunun için gerekli yönlendirmeleri yapar ve uygun psikoterapötik yaklaşımı belirler ve sunar.

    Psikoterapi Nedir?

    Psikoterapi en genel anlamıyla duygusal, zihinsel ya da davranışsal bozuklukları ortadan kaldırmayı ya da azaltmayı hedefleyen tüm tekniklere ve yöntemlere verilen addır.

    Kökeni Yunanca’dan gelen psikoterapi kelimesi, psycho (akıl, ruh) ve therapy (tedavi, sağaltım) kelimelerinin bileşiminden türetilmiştir. Psikoterapinin hedef kitlesi sadece psikopatolojisi olan yetişkin bireyler değildir; çocuklar, ergenler, aileler, çiftler ve çeşitli gruplar da bu hizmetten yararlanabilir.
     

    Psikoterapi, sadece ruh ve akıl sağlığı ile ilgili bozuklukları tedavi etmeyi amaçlamaz; aynı zamanda iş, aile, okul gibi çeşitli alanlardaki yaşam güçlüklerini çözümlemeyi, psikolojik uyumu arttırmayı ve kişisel gelişime yardımcı olmayı da hedefler. Bunu yaparken de, çeşitli yöntem ve ekollerden yararlanır.

    Psikoterapi Seansı Nedir?

    Terapiyi etkileyen başka faktörler olmadıkça, terapist ve hasta işbirliği içinde terapinin sürecine birlikte karar verir. Bir seans, genellikle 50 dakika sürmektedir. Genellikle terapistiniz, ilk ya da ikinci seanstan sonra, sizin ilk seansta belirlediğiniz hedeflere ulaşmanızın ne kadar süreceği hakkında aşağı yukarı bir fikir edinir. Bazı danışanlar 6-8 seans gibi kısa bir süre için terapide kalır. Terapisi nispeten daha uzun süren problemlere sahip olan diğer danışanlar aylarca terapide kalabilir.
    İlk başta, danışanlar kriz döneminde olmadıkça haftada bir kere görülür. Bundan sonra, danışan ve terapist her iki haftada bir, sonra da her üç haftada bir terapiyi denemeye karar verirler. Seans aralarını yavaşça uzatmak, terapideyken öğrendiğiniz becerileri uygulamanıza yardımcı olur. Destekçi seanslar, terapi sona erdikten sonra 3, 6 ve 12 ayda bir tavsiye edilir.

    Tipik Bilişsel Davranışçı Terapi Seansı Sırasında Ne Olur?

    Terapi seansınız başlamadan önce, terapistiniz ruh durumunuzu değerlendirmek için sizden belirli formlar doldurmanızı isteyebilir. Depresyon, Kaygı ve Ümitsizlik Envanterleri, size ve terapistinize ilerlemenizi değerlendirmek için objektif bir yön vermeye yardımcı olur. Terapide terapistin yapacağı ilk şeylerden bir tanesi, bu hafta diğer haftalara göre nasıl hissettiğinizi saptamaktır.
     

    Terapist, size seans için konuşmak isteyeceğiniz meseleleri, bir önceki seansta olan önemli konuları ve gelecek haftada olabilecek temaları sorar. Sonra, terapist bir önceki seans sırasında konuşulanlardan size hangilerinin önemli göründüğünü, hafta boyunca yapabileceğiniz uygulamaları ve terapide değiştirmek istediğiniz bir şey olup olmadığını sorarak bir önceki terapi seansı ile bu haftadaki terapi seansı arasında bir bağlantı kurar.

    Seans sırasında, gündeme koyduğunuz problem ya da problemlere odaklanılır. Terapistiniz hem problemleri çözmeye yönelik teknikleri uygular hem de terapistinizle birlikte söz konusu meseledeki durumdaki inançlarınızın ve düşüncelerinizin doğruluğu değerlendirilir. Ayrıca yeni beceriler öğrenilir. Siz ve terapistiniz, seansın önemli noktalarını özetlersiniz ve sonunda terapistiniz sizden geri bildirim alır. Hem terapist hem de hasta oldukça aktiftir.

  • Çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli ?

    Çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli ?

    Çocuğa sağlıklı eğitim verebilmenin yolu sağlıklı iletişimden geçer. Eğitim sürecinde, anne baba ve çocuğun bakımına yardımcı olan kişilerin doğru davranışlar sergilemesinin önemi büyüktür. Genel olarak dikkat edilmesi gereken kurallar varolmakla birlikte, özellikle bazı yaş dönemlerinde çocukların ebeveyleri daha zorlayabileceği unutulmamalıdır.

    a) İki yaş dönemi:

    Bu dönem aynı zamanda tuvalet alışkanlığının da kazanılmaya başladığı zamana denk düşer. İki yaş civarında çocuk artık kendi vücudu üzerinde kontrol kazamaya başlar. Hareket ve kendini ifade etme becerileri hızla gelişir. Bununla birlikte çocuk istekleri üzerinde daha ısrarcı, inatçı olmaya aşlar. Anne babanın tahammül sınırlarını zorlayacak kadar zıtlık çıkarabilir, gereksiz yere ağlar, istekleri olmadığında eşyaları fırlatabilir, kendini yerlere atabilir. Bu durum zordur ancak normal gelişimin de bir parçasıdır. Bakım verenin bu sürecin geçici olduğunu bilerek sabırlı olması gerekir. Çocuğa bağırmak, şiddet uygulamak gibi yanlış tavırlar çocuğun daha da negatif bir tavır içine girmesine neden olmaktan başka işe yaramaz. Böyle durumlarda en uygun davranış sabırlı, sakin ve kararlı olmak, çocuğun sakinleşmesini beklemektir.

    b) Anne baba tutumu:

    Çocuğun içinde bulunduğu yaş döneminin yanı sıra, çocuk eğitiminde anne babanın takındığı tavır ve farkında olmadan yaptıkları tutum hataları da çocuğun söz dinlememe davranışı göstermesine sebep olabilir. Özellikle çocuklara uygulanan katı disiplin veya tam tersi fazla gevşek bir disiplin, ebeveynlerin kararlı ve net bir tavır sergileyememesi ve çocuğa farklı mesajların verildiği kalabalık ortamlarda yetişmiş çocuklarda bu tip olumsuz davranışları daha fazla görüyoruz. Ayrıca çocuğa bir kardeş gelmesi de çocukta yarattığı stres nedeniyle, sinirli olmasına ve olumsuz da olsa ilgiyi üzerine çekmeğe yönelik zorlayıcı, söz dinlemez davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Çocuğun toplum içinde uyum içinde yaşayabilmesi, sorumluluk duygusu ve iç denetim kazanabilmesi için belli bir disiplin içerisinde yetiştirilmesi gerekir. Kural tanımayan, her istediği yapılmış, söz dinlemeyen çocuklar hem kolay mutlu olamazlar, hem de davranışlarındaki benmerkezci tutum nedeniyle sosyal çevre tarafından dışlanabilirler. Bu nedenle anne babaların çocuklarına bazı toplumsal kuralları ve sağlıklı davranış modellerini öğretmeleri çok önemlidir. Burada en önemli noktalardan birisi anne ve babanın çocuklarına kendi davranışlarıyla örnek olduklarını unutmamalarının gerektiğidir. Kendisiyle ve birbirleriyle sürekli bağırılarak ve azarlayarak konuşulan çocuklar aynı davranışları kendi anne baba ve kardeşlerine gösterirler. Aynı şekilde saygılı, çalışkan, girişken olabilmeleri için çocuklarımıza davranışlarımızla örnek olmalıyız. Aşırı katı disiplin uygulanması ise çocuğun korkak, öfkeli ve kızgın davranışlar sergilemesine yol açabilir.

    c) Ödül ve cezalandırma:

    Doğru davranışlarının gözden kaçırılmadan, fazla abartılı olmamak kaydıyla övülmesi ve takdir edilmesi çocuğu mutlu ederek olumlu davranışın tekrarlanması ve pekişmesini sağlar. Somut hediye ve ödüller de sık olmamakla birlikte verilebilir.

    Ceza ve ödüllendirme çocukların eğitiminde kullanılan ve etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdir. Öncelikli olarak tercih edilmesi gereken her zaman ödüllendirme olmalı, cezaya en son başvurulmalıdır. Cezalar asla çocuğun kişiliğini zedeleyecek, onun kendine güvenini sarsacak nitelikte olmamalıdır. Bilgisayar oyunu oynamasının kısıtlanması, sokağa çıkmasına belli bir süre izin verilmemesi, odasında bir süre oturup beklemesi gibi onun için önemli ve severek yaptığı birkaç aktiviteden uzaklaşması şeklinde cezalar daha uygun olacaktır. Çocuğu da eleştirirken “Sen yaramaz bir çocuksun” gibi genel ifadeler kullanmak yerine, “Bu yaptığın davranış yanlıştı” gibi hataya odaklanmak çok daha doğrudur.

    Sonuç:

    Kendine güvenen, mutlu ve sosyal ilişkilerinde başarılı çocuklar yetiştirmek istiyorsak onlara davranışlarımızla örnek olmalı, onlara güvendiğimizi hissettirmeli, olumlu davranışlarını takdir etmeli, onlarla ilişkilerimizde hoşgörülü, tutarlı, net ve kararlı davranmaya dikkat etmeliyiz. Aşırı gevşek ve aşırı katı bir disiplin çocuklarda davranış sorunları oluşmasına neden olacağından dengeli bir eğitim çok önemlidir.

  • Okula Başlama Sürecinde Çocuklara Nasıl Yaklaşmalıyız?

    Okula Başlama Sürecinde Çocuklara Nasıl Yaklaşmalıyız?

    Okula başlama süreci kreş, anaokulu ve ilkokul dönemindeki çocuklarımız için oldukça önemli bir süreçtir ve daha fazla desteğe ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle okula başlamadan önce kısa bir oryantasyon dönemi geçirmeleri bahsettiğim dönemdeki çocuklar için oldukça faydalı olan ve ihmal edilmemesi gereken bir süreçtir. Bu dönem 1-2 hafta sürebilir. Çocuğumuzun gideceği kreşe, anaokuluna ya da ilkokula karar verdikten sonra mümkünse onu da okula götürmeli ve gezdirmeliyiz. Hatta daha öncesinde okula ait çekebileceğimiz fotoğraflar varsa ya da broşür bunları yanımızda götürüp, gösterip onun ilgisini çekip merak uyandırabiliriz. “ Aaa bak bu okulda böyle bir bahçe varmış. Çocuklar orada çok eğlenceli oyunlar oynuyormuş. Hadi gel seninle oraya gidip bakalım gezelim. Ne dersin ? “ gibi heyecan ve merak uyandıran ifadeler çocuğumuzun ilgisini çekip isteklilik sağlayabilir. Uygun bir zaman diliminde de belirlediğimiz okul mümkünse anne-baba ile birlikte gidilip gezilirse, bahçesinde veya içeride birlikte oyun oynanırsa okulun güvenli ve eğlenceli bir yer olduğu imajı desteklenecektir. Kreş ve anaokulları için okul başlamadan önceki oryantasyon sürecinin bir bölümünde sık sık ve kısa aralıklarla okulda kalmak, mesela sadece oyun saatine katılmak gibi faydalı olacaktır. Oryantasyon dönemindeki okulda kalma süresi de aşamalı olarak arttırılmalıdır ve ne kadar süre okulda kalacağı, anne-babanın onu ne zaman almaya geleceği konusunda çocuğumuzu bilgilendirmek çocuk açısından rahatlatıcı olacaktır. Bu süreç içerisinde küçük yaş gruplarında ağlama, okula gitmek istememe, yemeği reddetme, altını ıslatma gibi problemlerle karşılaşabilirsiniz. Bu tarz durumlarda çocuğumuzla onun kaygılı olduğu durumu paylaşıp sabırlı davranarak desteklememiz çok önemlidir. Onun kaygılı bu durumuna biz de daha kaygılı yaklaşırsak, onun kaygısını arttırmış oluruz. Onun bu kaygısını anlamalı ve baş edebilmesini sağlayacak şekilde desteklemeliyiz. Kendi yaşadığımız deneyimleri de onun anlayabileceği şekilde onunla paylaşmamız rahatlatıcı olacaktır. Mesela . “Ben de ilk okula başlarken çok heyecanlanmıştım. Birkaç gün alışamadım ama daha sonra okulun eğlenceli bir yer olduğu keşfettim.”  gibi kendi deneyimlerimizi içeren ve olumlayan cümlelerimiz , onunla kendi duygularımızı paylaşmamız onu cesaretlendirebilir . Eğer yine de bunlarla baş etmekte zorlanıyorsak uzman desteği almak faydalı olacaktır. Çünkü unutmamalıyız ki anne-baba olarak bizler çocuğumuzun her şeyi olamayız.

    Kreş ve anaokulu dönemine yeni başlayan çocuklarımız için evde kendisiyle oynayabileceğimiz kısa sürekli bir okul oyunu da alışma süreci içerisinde fayda sağlayabilir. Evde bir masa, sandalye ve oyuncakları kullanarak oluşturabileceğimiz bu oyun okulda neler yapıldığı ile  alıştırma yapmak ve okul kurallarını benimsemesi açısından faydalı olabilir. Ancak küçük yaş gruplarının kurallı oyunlardan daha çok yönlendirilmemiş oyunlar kurmaya ve kendi duygularını ifade edebilmeye ihtiyaçları olduğu unutulmamalı ve aşırı, gereksiz kurallardan kaçınılarak, kurallı oyun süresi daha kısa tutulmalıdır. Daha çok kendisini ifade edebilmesi desteklenmelidir.

    İlkokul başlayan çocuklarımız için de gideceği okulun önceden gezilmesi ve bahçesinde oyun oynanması faydalı olacaktır. Okulda neler yapacağı ile ilgili bilgi vermek ve kendi okul deneyimlerimizi zaman zaman paylaşmak yararlı olabilir. Yine okulun ilk günü onu bahçede bekleyeceğimizi ama bunun sadece bu günlük olduğunu söyleyebiliriz.

    Çocuklarımızı okuldan aldıktan sonra mutlaka okulda neler olduğunu merak ettiğimizi belirtmeli ve onun okulda neler yaptığını, neler yaşadığını ve neler hissettiğini anlatmasına teşvik edici yaratıcı sorular sorabilmeliyiz. “ Bugün okul nasıl geçti?” sorusunun cevabı sadece iyi veya kötü olabileceği gibi daha fazla konuşmaya olanak sağlamayabilir. Bu nedenle daha yaratıcı sorularla ilgi ve alakamızı belli etmeliyiz. Bunun yanı sıra soru sormaya onun duygularından başlamak aslında en çok onun duygularını önemsediğimiz mesajını verebilir. Muhakkak okulda ne gibi aktiviteler yaptığını merak ediyoruz ama asıl olarak onun mutlu olduğu, kızdığı, üzüldüğü şeyleri ifade etmesine olanak sağlamak onun bizimle paylaşımlarını da arttıracaktır. Mesela bugün okulda seni en mutlu eden şey ne oldu? Ya da bu gün seni kızdıran bir olay oldu mu? Gibi öncelikle onun duyguları ifade etmesine teşvik eden daha sonra neler yaşadığı ve yaptıklarını anlatabileceği konuşmayı devam ettiren sorular daha faydalı olacaktır. Tabi bunun yanı sıra çocuğu okuldan alıralmaz soru bombardımanına tutmak da rahatsız edici olabilir ve çocuğun üff yeter demesine neden olabilir. Bu konuşmanın soru cevap şeklinde geçmesindense muhabbete dönüşmesi daha eğlenceli olacaktır. Bunun için biz de ona günümüzün nasıl geçirdiğini anlatmalı ve onun da bizi soru sormasına izin vermeliyiz. “Ben de bugün kendimi çok mutlu hissettim. “ Şöyle bir şey yaşadım gibi ya da yaşadığımız komik ya da yorucu anlardan örnekler de verebiliriz. Stresli bir durumla nasıl baş ettiğimizi ifade ederek ona model olabiliriz. Tabi bu stresli durumlarla baş etme şeklimize zaman zaman çocukların bizzat şahit olabildiğini de unutmayarak. Çünkü biz ne söylersek söyleyelim onun kendi gözlemlerinin apayrı bir değeri ve önemi vardır.

  • Çocuklarda bayılma ve bilinç kaybı

    Çocukluk çağında bilincin bozulması ve bayılma çoğu zaman karıştırılan durumlardır. Öncelikle tanımları doğru kullanmamız gerekir. Nörolojik sorunu olan bir çocuğun bilinç durumunu değerlendirirken yaşını ve gelişimsel düzeyini dikkate almak gerekir. Bilinçli olma halinin iki önemli parçası vardır. Bunlar; uyanıklık ve kişinin kendisi ve çevresinin farkında olmasıdır. Bilincin sağlanabilmesi için beyin sapı, talamus, hipotalamus ve beyin kabuğunun (serebral korteks) ve çekirdekleri ile dışarıdan alınan uyaranları beyine ulaştıran sinir yollarının çalışıyor olması gerekir. Bu iki fonksiyonun kaybı çeşitli derecelerde bilinç kaybına neden olur. Sebebine göre ani gelişen, giderek ilerleyen, kronik olan, koma ile ölüme sebep olan bilinç kaybı çeşitleri ile karşılaşabiliriz.

    Metabolik nedenler, enfeksiyonlar, organ yetmezlikleri, zehirlenmeler, travma, kanama, epilepsi, tümörler ve psikolojik sebepler başlıca bilinç kaybına yol açan durumlar olarak sıralayabiliriz.

    Çocuklarda Bayılma

    Bayılma dendiği zaman ise çeşitli nedenlerle beyine giden oksijenin azalmasına bağlı geçici bilinç kaybıdır. Beynin oksijensiz kalması uzun sürer ise havale ve komaya ilerleyen durumlara yol açabilir. Bayılma daha çok genç erişkinler arasında ve özellikle de kızlarda görülür. Aileler bayılma sırasında çocuklarının hayatından endişe duyarlar. Bazen çocuklar ailenin bu endişelerini bayılma taklidi ile suistimal edebileceği gibi psikolojik sebeplerle de bayılmalar hayati problem olmadan da karşımıza çıkar. Bilinç kaybı yoktur, ani sonlanır ve hasta eski haline çok çabuk döner. Bayılmanın sebeplerini ayırt etmek çok önemlidir.

    Bayılmadan hemen önce göz kararması, baş dönmesi yaşanabilir. Bazen düşerken yaralanma olabilir. Uzun süren bir durum değilse dilin ısırılması, altına kaçırma, çırpınma genellikle görülmez. Açlık, yorgunluk, susuzluk, stres, uzun süre ayakta kalmak, kalabalıkta olmak, sıcaklık ve havasızlık tetikleyici ve kolaylaştırıcı etkenler olabilir. Hızlı büyüme çağındaki çocuklarda kan basıncı ve kalp hızı kontrolü vücuttaki hızlı değişimlere ayak uyduramayıp otonom sistemin kontrol bozukluğundan kaynaklanan bayılmaya tıp dilinde vazovagal senkop veya nörokardiyojenik senkop adı verilir. Bu durumlarda çocuk kardiyolojisi ve çocuk nörolojisi tarafından incelenmesi bazen EKO, EKG ve EEG çekimleri gerekebilir.

    Çocuklarda Kısa Süreli Bayılma

    Küçük çocuklarda canı yanma veya ağlama sonrasında nefessiz kalıp kısa süreli bayılmalara da katılma nöbeti adı verilir. Böyle durumlarda çocukları havaya kaldırmak, sarsmak, suratına üflemek, suya sokmak, masaj yapmak, ağzını açmaya çalışmak sakıncalıdır. Özellikle olduğu yerde yana çevirip beklemek katılma nöbetinin daha kısa sürmesi için tavsiyemizdir.

    Her ne sebep ile olursa olsun çocuklardaki bayılmalar mutlaka araştırılmalı ve gerekli tedavileri yapılmalıdır.