Etiket: Süre

  • Boyun rahatsızlığı olan hastalara öneriler

    ~~OTURURKEN

    ? Dik durunuz ve kafanızı geriye atıp çenenizi kaldırınız. Bütün omurganız sandalye arkalığına dayanacak şekilde dik olsun. Mümkünse kol destekli sert sandalye kullanın. Sandalye kollarını, kollarınıza destek olarak kullanın.

    ? Yürürken dik yürümeye özen gösteriniz.

    ? Televizyon seyrederken, bir koltukta veya sandalyede destekli oturmayı tercih edin. Yolculukta başınız bir tarafa düşercesine uyumayın, gerekirse boyun yastığı kullanın.

    YATARKEN

    ? Sırtüstü yatış pozisyonunda yastığınızı baş ve boynunuzun altına gelecek şekilde koyun. Yastık baş ve boynunuzu desteklemeli. Boynunuzu gergin tutmayın. Boynunuza uygun ne alçak nede yüksek yastık kullanın. Yan yatarken boynunuzu düşürmeyn veya aşırı yükseltmeyen yastık kullanınız.

    ARABA KULLANIRKEN

    ? Araba kullanırken yüksek oturun, koltuğunuz direksiyonun üzerinden bakmak için gerilme ve eğilme gerektirmeyecek şekilde ne çok alçak, ne de çok geride olmamalıdır. Saat başı mola verin 10 dakika dinlenin boyun hareketleri yapın.

    ÇALIŞIRKEN

    ? Bütün gün masa başında çalışıyorsanız, saat başı kalkıp dolaşın, mutlaka belirli aralıklarda bir pozisyon değiştirin. Masanızda bilgisayar var ve kullanıyorsanız sizden aşağıda olmamasına dikkat edin. Uzun süre boynunuzu öne eğerek veya başınızı yukarı kaldırarak çalışmayın.

    ? Baş üstü seviyeye uzanmanız gerektiğinde bir iskemleye çıkın. Belirli bir süre uzanmaktan veya yukarı bakmaktan kaçının. Boynunuzu sürekli aynı pozisyonda sabit tutmayın.

    ? Mutfak tezgahınız yüksek olsun. Ev temizlik aletlerinizin uzun saplı olması doğrudur. Uzun süre eğilerek iş yapmayınız.

    YÜK TAŞIRKEN

    ? 5-10 kilo arasında yük taşıyabilirsiniz. Dengeli olarak taşımaya özen gösteriniz. Pazarda Pazar arabası kullanınız.

    SON ÖNERİLER
    Otururken ve yürürken dik durunuz. Adeta başınızın üzerinde bir kitap var ve bunu düşünmemeye çalışınız. Bilgisayar ekranı baş yüksekliğinde olacak şekilde çalışınız, 30 dk da bir 5 dakika dinleniniz.
    ? Egzersiz sırasında veya ameliyat sonrası günlerde hafif ve kısa süreli omuzda, boyunda, kollarda ve sırtınızda ağrı, sertlik, kramp, uyuşma, karıncalanma hissi olabilir, endişelenmeyin. Eğer rahatsızlık devam ederse ve şiddeti artarsa egzersize devam etmeyin ara verin. Yatıp dinlenin. Jellerle masaj yapabilir sıcak su torbası uygulayabilirsiniz, bu sizi rahatlatır.

    ? Egzersizlerin arasında mutlaka dinlenme arası verin.

    ? Egzersizi ne çok az, ne de çok fazla yapmayın.

    ? Yürüyüşlerinizi size önerildiği gibi mutlaka yapınız

  • Boyun ağrısı ve boyun fıtığı

    BOYUN FITIĞI NEDİR?

    Boyun fıtığı, boyun omurları arasındaki omurgaya binen yükü hafifletmeye ve boyun hareketlerine katkıda bulunan kıkırdak ve jelimsi maddenin omurilik kanalına doğru yer değiştirmesi sonucu kola gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması ile oluşan hastalığa denir.

    BOYUN FITIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Hastalar genellikle tek taraflı, omuzdan başlayıp eline ve parmaklarına kadar uzanan bir ağrıdan yakınırlar. Bazı hastalarda ağrı sırta ve kürek kemiklerine doğru yayılabilir. Parmaklarda karıncalanma ve uyuşma olabilir. Elde ve parmaklarda güç kaybına bağlı olarak hasta eline aldığı eşyaları fazla taşıyamayıp düşürebilir. Ağrı özellikle geceleri hastayı uykudan uyandıracak kadar veya uyutmayacak kadar şiddetli olabilir.

    BOYUN FITIĞINI TETİKLEYEN ETKENLER NELERDİR?

    Boyun bölgesini etkileyen travmalar (trafik kazası, kafanın çok hızlı bir şekilde ileri ya da geri hareketi, düşme vb.) ve uzun süreli yanlış duruştur. Bazı mesleklerde boyun fıtığının daha sık olduğu bilinmektedir. Örneğin masa başında sürekli klavyede çalışmak gibi boynun yanlış pozisyonda uzun süre durduğu işlerde çalışanlar en büyük risk grubunu oluşturmaktadır. Ayrıca yaşın ilerlemesiyle birlikte disklere şok abzorpsiyonu özelliğini veren sıvının bir miktar azalması da boyun fıtığının oluşmasına katkıda bulunabilir.

    EN ÇOK HANGİ İŞLERDE ÇALIŞANLARDA GÖRÜLÜR?

    Boyun ağrıları günlük hayatta çok sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Özellikle bilgisayar kullanımının iş hayatının öenemli bir parçası olması sonrası boyun ağrıları ile daha sık karşılaşılmaktadır. Bu ağrılar, boyun omurlarının bahsettiğimiz gibi kötü ve yanlış kullanımından olabileceği gibi travma sonucu oluşan zedelenme sonrasında da görülebilir. Bazı meslek gruplarında boyun ağrılarına daha sık rastlamaktadır. Yoğun bilgisayar kullanımı gerektiren ofis işlerini yapan kişiler, şoförler, berberler, öğretmenler, kısacası boyun omurgasına gereğinden fazla ağırlıkta ve gereğinden fazla süreli yük binen her durum boyun fıtığının oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

    BOYUN FITIĞININ İLERLEMEMESİ İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Boyun fıtığı sonrasında ortaya çıkan ağrılar yaşam tarzının düzenlenmesi ve boyun kaslarını güçlendiren egzersizlerle önemli ölçüde kontrol altına alınabilir. Bilgisayar başında otururken duruşunuzu kontrol etmek, yürürken dik yürümek, başı öne eğmemek ve boyna yük bindirmemek en önemli hususlardır. Boyun bölgesini zorlayan ve başın sürekli hareket halinde olduğu sporlardan kaçınılmalıdır. Boyun kaslarını güçlendirmek için başta özellikle yüzme ve tempolu yürüyüş olmak üzere düzenli egzersiz yapılmalıdır. Yatarken yastık boynun normal anatomik yapısını ve eğriliğini bozmayacak özellikte olmalıdır. Çalışırken boyun uzun süre boynun sabit pozisyonda tutulmamalı ve yüksek bir yerden bir eşya alırken uzanılmamalı, sandalye veya merdiven kullanılmalıdır.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

    Boyun fıtığına bağlı ağrıda ameliyat her zaman ilk seçenek değildir. Hastaların büyük çoğunluğu için yatak istirahati, ilaç tedavisi veya fizik tedavi yeterli olmaktadır. Başlangıç döneminde şiddetli ağrı varsa istirahat öneriyor ve bazı ilaçlar veriyoruz. Ağrının azaldığı dönemde ise fizik tedavi programı uyguluyoruz. Özellikle akut dönemdeki boyun zedelenmelerinde de kısa süreli kullanım için boyunluk gerekebilmekte ancak uzun süre boyunluk kullanılması boyun kaslarını zayıflatacağı için gereklilik halinde kısa süreli kullanımı öneriyoruz. Bunların dışında bazı seçilmiş olgularda enjeksiyonlar (iğne) yapılarak ağrı azaltılabilmektedir.

    EGZERSİZİN ÖNEMİ NEDİR?

    Fıtığa karşı en önemli çözümlerden bir tanesi doktor kontrolünde düzenli egzersiz yapılmasıdır. Egzersizler ile boyun ve sırt kasları kuvvetli tutulmalıdır. Egzersizlerin yapılmaması durumunda, boyun fıtığı kronikleşerek sertleşmekte ve bası etkisiyle hastanın omuriliğinde zedelenmelere yol açarak kol ve bacaklarda güçsüzlükle başlayan bir felç sürecini başlatabilmektedir. Ancak sinir sisteminin fıtığa bağlı hasarlanmaya başladığını gösteren kesin bulgular varsa geri dönüşümsüz hasarları önleyebilmek için ameliyat geciktirilmemelidir.

    NE ZAMAN AMELİYAT OLMAK GEREKİR? AMELİYATLA TAM İYİLEŞME MÜMKÜN MÜDÜR?

    Boyun fıtığının tedavisinde cerrahi yöntem en son seçenektir. Ameliyat ancak ilerleyici kas gücü kaybı, duyu kusuru ve refleks kaybı olacak şekilde kol sinirlerine ve omuriliğe baskı yapan büyük boyun fıtıklarında, tedaviye rağmen şikâyetleri devam eden hastalara, omurga kırığı ile omurga kayması olanlara, ciddi omurilik ve sinir basısı olanlara yapılmaktadır. Ameliyatın gerektiği durumlarda ise günümüz teknolojisi ve cerrahi teknikleriyle son derece yüz güldürücü ameliyatlar yapılmakta ve tam iyileşme sağlanmaktadır.

  • Boyun ağrısı şikayetiniz mi var?

    Boyun ağrısı günlük yaşamda çok sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Bazı meslek grupları boyun ağrısı yatkınlığı gösterirler. Masa başı yoğun bilgisayar kullanımı gerektiren ofis işlerini yapan kişiler, öğretmenler, şoförler, bedensel olarak yoğun iş yapanlar gibi.

    Boyun bölgesinde 7 adet omur bulunur. Omurlar arasında disk adı verilen ve hem başımızı her yöne çevirmemizi sağlayan hem de başın ağırlığını taşıyan kıkırdak doku bulunur. Boyun omurları içerisinden omurilik, omurlar arasında bulunan deliklerden ise kollara giden sinirler çıkar. Boyun omurları çok hareketli bir yapıya sahip olduğu için boyun ağrısı sık karşılaşılan bir yakınmadır. Erişkin yaş grubundaki insanların yarısı yaşamlarında en az bir kez boyun ağrısı atağı geçirir. Bu kişilerde sık görülen boyun ağrısı, başın bittiği yerle omuzların başladığı bölge arasında herhangi bir yerde hissedilebilir. Ancak boyun ağrısının bu bölgeyle sınırlı kalmayıp, sırta ve kollara vurduğu da olur.

    Başlıca iki çeşit boyun ağrısı vardır: Çoğunlukla duruş-oturuş bozuklukları nedeni ile boyunu etkileyen küçük travmalar veya boyun kaslarını ve bağ dokusunu etkileyen küçük zedelenmeler nedeni ile olan ve başa, omuzlara ve kollara yayılan “mekanik boyun ağrısı” ve daha nadir olarak görülen ve boyun fıtığı (Servikal disk hernisi), boyun omurlarında kireçlenme yani dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilozis), boyun omurga kanal daralması sonucu omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati) gibi omurga patolojilerine bağlı ağrı. Tabii enfeksiyon hastalıkları, iç organ hastalıkları, kemik hastalıkları, tümörler, omurga iltihabı ve hormonal hastalıklara bağlı olarak ta boyun ağrısı oluşabileceğini unutmamak gerekir.

    Boyun ağrısı şikayetiniz varsa, daha karmaşık nedenlerden şüphe etmeden önce; yatağınız ve yastıklarınız iyi ürünler mi, bütün gün stres seviyeniz yüksek mi veya iş yerinde sürekli klavyeye doğru boynunuzu eğerek uzun saatler çalışıyor, uzun süre boynu eğik şekilde sabit tutarak kitap okuyor, el işi yapıyor, uzun süre araba sürüyor, yatarak televizyon izliyor musunuz bir gözden geçirin. Bu sorulardan bir veya ikisine ‘evet’ diye cevap verdiğinizde; ağrıya yol açan durumla ilgili gereken değişiklik yapıldıktan sonra, iki-üç gün içerisinde ağrı giderek azalır ve bir-iki hafta içerisinde de kaybolur.

    Boyun ağrısı kola sıçramışsa ve kolda hissizlik, uyuşma ya da güçsüzlük gibi şikayetler görülüyorsa; eğer ağrı günden güne azalacağına kötüleşiyorsa; genel olarak bir halsizlik, kendini iyi hissetmeme şikayetiyle birlikte boyun ağrısı da varsa; ağrıyla beraber ateş, kilo kaybı gibi belirtiler varsa; boyun ağrısının yanı sıra idrara çıkmakla ya da yürümekle ilgili de bir problem yaşanıyorsa; boyun kemiklerinde hassaslaşma, yumuşaklık dikkat çekiyorsa; iltihaplı veya iltihapsız romatizmal hastalık ya da kanser gibi önemli bir hastalığın yanı sıra boyun ağrısı başlamışsa hemen bir uzmana başvurmak gerekir.

    Başlangıçta boyun hareketleri ağrılı olduğu için kişi boynunu hareketsiz tutmak ister. Ancak boynun sertleşmesini engellemek için ağrının izin verdiği ölçüde, derecesini sürekli artırarak doğal hareketler yapmak gerekir. Boyunluk kullanmak boyun hareketlerini kısıtlayacağı için önerilmez. Boynun normal hareketlerine en kısa sürede kavuşması ağrının kronikleşmesini engeller. Ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar mekanik ağrıları dindirir. Çeşitli egzersizler, ağrıya neden olan uzun süreli baş öne eğik kötü duruşun düzeltilmesi ve boynu zorlayan hareketlerden kaçınmak genel olarak uygulanan tedavi yöntemleridir. Gerginlikten kaynaklanan ağrılara karşı masaj, sıcak banyo ve egzersiz gibi kas gevşetici aktiviteler de işe yarayabilir. Ağrılı dönemde boyun hareketleri kısıtlı olacağı için araba kullanmak gibi ani refleks gerektiren işlerden kaçınılmalıdır.

  • Boyun fıtığı operasyonunu takiben ilk 30 gün için uyulması gereken tavsiyeler

    Araba kullanmak genellikle ilk 3-4 hafta tavsiye edilmez. Ancak özel durumlar için doktorunuzun fikrini alabilirsiniz. Uzun süren araba seyahatlerinden, ve sık sık durup kalkmayı gerektiren araba seyahatlerinden ilk 3 hafta için kaçınınız. Eğer uzun süreli araba seyahatiniz zorunlu ise sık sık arabayı durdurup dışarı çıkarak yürüyüş yapınız.

    Her gün dışarı çıkarak yürüyüşler yapınız. Her gecen gün, yürüyüşünüzün süresini ve olduğunu unutmayınız. Merdiven inmeniz ve çıkmanıza müsaade edilir, ve varsa merdiven trabzanına tutunarak destek alabilirsiniz. Yürüyüş ve aktivitelerinizi boyun bölgesinin rahatlığı süresince devam ediniz (yani, boyununuzun sözünü dinleyerek hareket ediniz.)

    Seksüel aktivitelere, ilk 3-4 hafta süre ile müsaade edilmemektedir.

    Ev işi yapmak (ütü yapmak, elektrik süpürgesi ile süpürmek , çamaşır ve bulaşık makinesini yüklemek veya boşaltmak gibi )3-4 hafta süre ile YASAKTIR.

    Başınızı öne ve arkaya sık sık ve ani olarak eğmekten ve bu hareketleri gerektiren işleri yapmaktan kaçınınız. 2,5 kg.dan ağır şeyleri ( çocukta dahil ) kaldırmayınız ve taşımayınız.

    Eğer size boyunluk (servikal yakalık ) verilmişse nasıl ve ne zaman giyeceğinizi doktorunuza sorunuz. Eğer başka şekilde tavsiye edilmemişse yakalığınızı ayakta, yürürken ve arabada seyahat ederken takınız.

    Normalde ameliyatta 4 gün sonra banyo veya duş yapabilirsiniz. Yıkanırken yaranıza su değebilir ancak yaranızın üzerini herhangi bir şeyle sürterek temizlemeyiniz. Eğer dikişleriniz varsa onların alınması için ( genellikle ameliyatın 6-7 günleri ) doktorunuzla irtibata geçiniz.

    Eğer ağrılarınız için devamlı olarak ağrı kesici ilaçlar alıyorsanız kabızlık sorunu ile karşılaşabilirsiniz. Bunu önlemek için ilaçlar veya doğal kabızlık ilaçları ( mürdüm eriği suyu gibi ) alabilirsiniz.

    İlk birkaç hafta boyunca ses kısıklığı boyunda ağrı rahatsızlık hissi olması normaldir, meraklanmayınız. Ancak yaranızda aşırı kızarıklık, şişlik, hassasiyet, akıntı varsa doktorunuzla irtibata geçiniz. Çünkü yaranız iltihap kapmış olabilir.

    Size aldığınız gıdalarda (eğer başka bir doktor tarafından kısıtlama getirilmemişse-hipertansiyon için tuzsuz yüksek kolesterol için yağsız diyetler gibi ) herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir, her şeyi yiyebilirsiniz.

    Eğer sizin ameliyatınızdaki kemik greft ve plak kullanılarak füzyon yapılmışsa ameliyattan sonraki ilk 6-8 hafta içinde anti-inflamatuar ağrı kesici ilaçlardan ve sigara içmekten kaçınınız. Çünkü bunlar kemiklerde kaynamayı geciktiren etkenlerdir.

  • Bel fıtığı operasyonu geçiren hastaların ameliyattan sonraki ilk 30 gün için uyması gereke tavsiyeler

    Araba kullanmak genellikle ilk 3-4 hafta tavsiye edilmez. Ancak özel durumlar için doktorunuz fikrini alabilirsiniz. Uzun süren araba seyahatlerinden, ve sık sık durup kalkmayı gerektiren araba seyahatlerinden ilk 3 hafta için kaçınınız. Eğer uzun süreli araba seyahatiniz zorunlu ise sık sık arabayı durdurup dışarı çıkarak yürüyüş yapınız.

    Her gün dışarı çıkarak yürüyüşler yapınız. Her geçen gün, yürüyüşünüzün süresini ve mesafesini artırınız. Yürüyüşün, ilk 3-4 hafta içinde yapabileceğiniz yegane egzersiz olduğunu unutmayınız. Merdiven inmeniz ve çıkmanıza müsaade edilir, ve varsa merdiven trabzanına tutunarak destek alabilirsiniz. Yürüyüş ve aktivitelerinizi bel bölgesinin rahatlığı süresince devam ediniz (yani, belinizin ve bacağınızın sözünü dinleyerek hareket ediniz).

    Seksüel aktivitelere, ilk 3-4 hafta süre ile müsaade edilmemektedir.

    Ev işi yapmak (ütü yapmak, elektrik süpürgesi ile süpürmek, çamaşır ve bulaşık makinesini yüklemek veya boşaltmak gibi ) 3-4 hafta süre ile YASAKTIR. Özel durumlar için doktorunuzdan bilgi ve tavsiye alabilirsiniz.

    Belinizi öne ve arkaya sık sık ve ani olarak eğilmekten ve bu hareketleri gerektiren işleri yapmaktan kaçınınız. Eğilmeniz gereken işleri çömelerek yapınız. Eğer zorunlu olarak eğilecekseniz dizlerinizi hafif kırarak eğinliniz.2,5 kg.dan ağır şeyleri (çocukta dahil ) kaldırmayınız ve taşımayınız. Otururken dik olarak oturunuz, ve dizlerinizin kalçalarınızdan daha yüksekte olmasına dikkat ediniz. (Ayağınızın altına yükseklik koyunuz ).

    Eğer size bel korsesi verilmişse nasıl ve ne zaman giyeceğinizi doktorunuza sorunuz. Eğer başka şekilde tavsiye edilmemişse korsenizi ayakta, yürürken veya arabada seyahat ederken takınız.

    Normalde ameliyattan 4 gün sonra banyo veya duş yapabilirsiniz. Yıkanırken yaranıza su değebilir ancak yaranızın üzerini herhangi bir şeyle sürterek temizlemeyiniz. Eğer dikişleriniz varsa onların alınması için ( genellikle ameliyatın 6-7 günleri ) doktorunuzla irtibata geçiniz.

    Eğer ağrılarınız için devamlı olarak ağrı kesici ilaçlar alıyorsanız kabızlık sorunu ile karşılaşabilirsiniz. Bunu önlemek için ilaçlar veya doğal kabızlık ilaçları (mürdüm eriği suyu gibi ) alabilirsiniz.

    İlk birkaç hafta boyunca bel ağrısı bacakta gelip geçici ağrı ve uyuşukluk, rahatsızlık hissi olması normaldir, meraklanmayınız. Ancak yaranızda aşırı kızarıklık, şişlik, hassasiyet, akıntı varsa doktorunuzla irtibata geçiniz. Çünkü yaranız iltihap kapmış olabilir. Eğer yaranızda berrak bir sıvı geliyorsa mutlaka doktorunuzu arayıp bilgi veriniz. Bu durum eğer önemsenmezse menenjite yol açabilir.

    Size aldığınız gıdalarda (eğer başka bir doktor tarafından kısıtlama getirilmemişse – hipertansiyon için tuzsuz, yüksek kolesterol için yağsız diyetler gibi) herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir, her şeyi yiyebilirsiniz.

    Eğer sizin ameliyatınızda kemik greft ve vida-rot(çubuk) kullanılarak füzyon yapılmışsa ameliyattan sonraki ilk 6-8 hafta içinde anti-inflamatuar ağrı kesici ilaçlardan ve sigara içmekten kaçınınız. Çünkü bunlar kemiklerde kaynamayı geciktiren etkenlerdir.

    Tuvalet ihtiyacınızı alafranga tuvalet ile karşılayınız. Eğer alafranga tuvaletiniz yoksa, bir sandalyenin ortasını çıkararak benzer bir oturak yapabilirsiniz.

    Ameliyattan sonra ilk gün pansumanınız yapılarak yaranız kontrol edilir. Bundan sonra yaranızda akıntı-kanama olmadıkça, pansumanınız kendiliğinden açılmadıkça yeni pansuman yapmak gereksizdir.Ancak dikişlerinizin alınacağı 6-7 günlerde pansumanınızın değiştirilmesi yeterlidir.

  • Anne karnında beyin – sinir sistemi gelişimi ve riskler

    Zihinsel gelişim daha anne karnındayken başlar ve doğuma kadar geçen sürede ve ilk 5 yıllık sürede, tüm hayatımız boyunca bizi etkiyecek anatomik ve zihisel yapımız, becerilerimiz, sosyal özelliklerimiz şekillenir. Özellikle gebeliğin oluşumunun 4. haftasında başlayan sinir sistemi gelişimi, 10. haftaya temel farklılaşmayı tamamlar ve bu süreden sonra bina bu yapıların üstüne inşa olur. Temeldeki gelişim eksiklikleri çok ciddi sonuçlar bırakırken, daha sonraki bozuklular daha az gözle görülür ama belkide zeka ve entellektüel fonksiyonlarda bazı eksikliklere neden olabilir. Kimi çalışmalar 30 lu 40 lı yaşlarda ortaya çıkan bazı hastalıkların, belki de bu dönemde hiç de önemsemediğimiz bazı faktörler tarafından tetiklenen yapısal gelişim yetersizlikleri sonucu ortaya çıkabilceğini göstermektedir. Tıpta tanı ve tedavi alanlarındaki gelişmeler ve başarılar artıp bu tür hastalıkların azalmasıyla birlikte, artık çocuklarda zeka gelişimi beraberinde entellektüel zeka gibi ilerki yaşantısındaki sosyal kapasitesinden bahsedilmekte ve ön plana çıkmaktadır.

    Hamilelik her kadın için zor, hem anne hemde bebek için bir takım riskkleri taşıyan ama bir o kadar istenen bir süreçtir. Risk bu dönemin ilk zamanlarının henüz anne tarafından hamile olup olmadığının bilinmediği ilk 4-6 haftalık süreçtir ve aslında en tehlikeli dönemdir. Çünkü anne adayı gebeliğin var olduğu ilk 15 günü zaten fark etmeden geçirecek ve beklenen adet tarihine vardığında, bazen hafif bir kanama, belkide arada olan düzensizlikler ya da bir sefere özel bir geçikme gibi değerlendirilip bir sonraki adet tarihini bekleyecektir. Bir sonraki tarihte de gecikme varsa o zaman hekime başvurup gebelik konusunda gerekli muayene ve testler uygulanacak tüm organlar ve tüm sinir sistemi gelişimi için çok önemli ilk 6 hafta aşılmış olacaktır.

    Gebeliğin bu ilk zamanları hem tüm organların gelişimi ve 4. haftadan itibaren beyin ve sinir gelişiminin başlangıcıdır. Bu zaman içinde kullanılan ilaçlar, beslenme durumu, annenin fiziksel ve ruhsal sağlığı bebeği etkileyecek ve ilerki yaşamında belirleyici rol oynayabilecektir. Beyin ve sinir sistemi gelişimi açısndan dengeli beslenmenin önemi yanında ispat edilmiş ve eksikliğinde organ ve doku gelişimindeki yetersizlik ve kalıcı sakatlıklara (hidrosefali, omurilik gelişim bozuklukları gibi) yol açabilen Folik asitten bahsetmek gerekir. Bu vitamin sağlıklı sinir sistemi gelşimi için gerekli ancak tek başına yeterli değildir. Bu maddeye doğal halde taze sebze, meyve, patates, baklagiller, kepekli ve süt ürünlerinde rastlanır. Folik asit hamile kalmak isteyen ve yeni hamile kalmış olan bütün kadınlar faydalıdır ve hamile olmadan önce, ekstra folik asit almaya başlanırsa akıllıca davranmış oluruz. Örneğin doğum kontrol hapını kullanmayı hamile kalmak istediğiniz için bırakacağınız zaman, aynı zaman da folik asit tabletleri almaya başlayabilirsiniz.

    Her zaman tam olarak başarılı döllenmenin gününü tahmin etmek mümkün değildir. Fakat göz önünde bulundurmanız gereken dengeli beslenme ve folik asit kullanımına döllenmeden en az dört hafta önce başlamanızın çok uygun olmasıdır. Böylece henüz doğmamış çocuğun gelişimi için önemli olan yeterli folik asit (özellikle döllenmeden sonraki ilk 4 hafta) vücudunuzda yeterli oranda bulunmasını sağlamış oluruz. Folik asit kullanmaya hemen hamile kalmayı başaramamış olsanız dahi devam etmekte yararlıdır. Gebelikte dengeli beslenmek sadece belli vitamin ve minarelerin alınmasından ibaret olmayıp hem protein hem enerji hemde taze sebze ve meyvelerden dengeli beslenmektir. Bu konuda çok fazla seçici olmadan mümkün olduğu kadar doğal gıdalardan oluşan bir diyet gerekli takviyelerle yeterli olacaktır.

    Fizyolojik olarak bu dönem anne için tüm vucut sınırlarının sonuna kadar zorlandığı metabolizmasının, hormonal ve ruhsal dengesinin tamamen değiştiği, ihtiyaçlarının çok artığı ve ruhsal fiziksel her türlü desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemdir. Anneye yaptığınız her türlü destek ve yardım aslında size annenin ve bebeğinizin sağlığı olarak geri dönecektir. Buna karşılık fötüs de ihtiyacı olan her şeyi annede yetersiz dahi olsa, hatta anneye zarar verecek de olsa, ondan temin etme eğilimindedir ve bu şekilde kendini garantiye almaya çalışacaktır. Bu dönemde annenin iç huzuru, çok ağır olmayan ancak tamamen hareketsiz kalmadan yapacağı düzenli fiziksel aktiviteler doğum sırasında anneyi, sonrasında çocuğunun sağlığını olumlu etkileyecektir. Bu egzersizler günlük yarım ile birer ssaatlik sakin bir çevrede yürüyüşler, mümkün olursa yüzme veya spor salonunda uygun egzersiz programları şeklinde olabilir. Yapılan çalışmalar son 3 ay içinde anne karnındaki bebeğin dış ortamdan haberdar olduğu, annenin ve babanın seslerini, dokunuşlarını, onların ruhsal hallerini ayırt edebildiği ve tepki gösterebildiği göstermiştir. Bu dönemde aile içi huzur, mutluluk, sakinlik, annenin dinlediği müzikler bile çocuğun ruhsal ve zeka gelişiminde etkili olabileceği düşünülmektedir.

    Özetle, hamilelik öncesinden başlayan ve hamilelik süresinde doktor kontrolünde devam ettirilen vitamin ve minarel destekli, dengeli bir diyet, dingin sakin bir ortamda rahat ruh hali, ılımlı fiziksel aktivite ve annenin hoşuna gidecek sosyal aktiviteler bebeğin anatomik olarak herhangi bir sakatlığı olmadan sağlıklı beyinsel ve sinir sistemi gelişimi yanında zeka gelşimi ve sosyal yapısının oluşumuna olumlu katkısı olacaktır.. Doğum sonrası dönemde bu ortamın devam ettirilmesi ve anne sütünün mümkün olduğu kadar uzun süre verilmesi bu gelişim sürecini olumlu etkileyecektir

  • Proloterapi tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler

    Proloterapi tedavi seansından sonra kendimi nasıl hissedeceğim?

    Tedavi seansının sonrası 7-10 gün süreyle ağrınız artabilir. Endişelenmeyin; oluşan etkiler tedavinin inflamasyon parçasıdır.

    Ağrı burkulma ya da tekrar şikayetlerinizin artmış izlemini verebilir. Hatta bazı hastalarımızda gribal enfeksiyon benzeri bir durum görmekteyiz. Bu durumlar aslında tedavi olduğunuzun işaretleridir.Unutmayalım; AĞRI VARSA İYİLEŞME VARDIR.

    Enjeksiyon yerinde morarma-şişlik-hassasiyet-kızarıklık olabilir. Bunlar beklenen durumlar olup kısa süre içinde sonlanacaktır.

    İLK 3 GÜN MUTLAKA ENJEKSİYON YERLERİNE SICAK UYGULAMA YAPINIZ. NE KADAR ÇOK UYGULAMA YAPARSAK TEDAVİDEN O KADAR ÇOK FAYDA GÖRÜRÜZ.

    Ağrı varsa ne yapmalıyım?

    Parasetamol grubu ( parol, vermidon vs…) 6 saat arayla ağrı durumuna göre alınabilir. Eğer ağrı çoksa size kısa süreli narkotik analjezikler reçete edebiliriz.

    ASLA ;ASPİRİN 325 MG, DİCLOMEC, APRANAX, VOLTAREN, BRUFEN VS… NON-STEROİDAL ANTİ-İNFLAMATUAR İLAÇLAR ALMAYINIZ. ( krem, fitil vs.. şekillerini de kullanmayınız. )

    Kalp için günde 1 kez alınan 100-150 mg alınan aspirine devam edilebilir.

    Proloterapi sonrası ne zaman çalışmaya başlayabilirim, spor yapabilirim?

    İlk 3 gün boyunca enjeksiyon yapılan bölgeyi aşırı zorlayıcı hareketlerden kaçınmalıyız. Ardından bize verilen germe egzersizlerini ilk birkaç seans zorlamadan, ardından gelen seanslarda sayısını ve tekrarını arttırarak devam etmeliyiz.

    EGZERSİZLERİMİZİ NE KADAR DÜZENLİ VE SAYISINA UYGUN YAPARSAK İYİLEŞME SÜRECİMİZ O KADAR ÇOK KISALACAKTIR.

    Özellikle baş-boyun enjeksiyonlarını takiben bazı hastalarımızda mide bulantısı – baş dönmesi – şiddetli baş ağrısı görülebilmekte olup bunların tamamı tedavinin etkinliğinin göstergeleridir. Aşırı miktarda olduğu takdirde mutlaka ağrı doktorunuza başvurun. İntravenöz sıvı replasmanıyla kısa sürede şikayetlerinizden kurtulabilirsiniz.

    Proloterapi tedavi seanslarını ne sıklıkla alabilirim?

    Tedavi seans sayısı ve tedavi aralıkları, her birey için farklıdır. Çoğu zaman 4-6 seans 3-4 hafta arayla gerekebilir.

    HASTANIN TEDAVİYE VERDİĞİ CEVABA GÖRE SEANS SAYILARI VE ARALIKLARI DEĞİŞEBİLİR.

    Proloterapi seansı süresince uygulayacağım özel bir diyet var mı?

    Evet. Bol miktarda su içmeliyiz. C vitamininden zengin sebze – meyve, proteinden zengin diyet uygulamalıyız. Size verilen ilaçları lütfen dikkatli kullanınız.

    Proloterapi tedavisinden ne zaman sonuç almaya başlayacağım?

    Sonuçlar da kişiden kişiye değişmekle birlikte ilk 2 seans sonrası çok fazla bir değişiklik beklemeyiz. Hastalarımızın sabırlı olması gerekmektedir. Çünkü tedavi ağrıyı kesme değil ağrı oluşturan nedeni ortadan kaldırma tedavisidir. Tedavi esnasında ağrılarımız ne kadar çok artarsa tedavinin etkinliği de o kadar çok olur. Egzersizlerimizi de gelişi güzel – yanlış olarak değil, düzenli ve sayısını arttırarak yaparsak iyileşmememiz için hiç bir neden yok.

    UNUTMAYALIM;

    PROLOTERAPİ TEDAVİSİ SIRASINDA VE SONRASINDA EGZERSİZ YAPMAYACAKSANIZ , TALİMATLARIMIZA UYMAYACAKSANIZ BU TEDAVİYE HİÇ BAŞLAMAYINIZ.

    ÇÜNKÜ HEDEFİ AĞRI KESME DEĞİL AĞRIYI OLUŞTURAN NEDENLERİ ORTADAN KALDIRMA OLAN PROLOTERAPİ, EGZERSİZ YAPMADIĞINIZ VE SÖYLENENLERE DİKKAT ETMEDİĞİNİZ TAKDİRDE SİZİ ESKİSİNDEN DAHA SIKINTILI DURUMA DÖNÜŞTÜREBİLİR.

  • Anestezi hakkında sık sorulan sorular

    Hastalar nasıl uyutulur?

    Hastalar ameliyathaneye geldiğinde anestezi doktoru tarafından karşılanır, sedyeden ameliyat masasına ameliyat ekibi tarafından anestezi doktorunun yardımıyla alınırlar. Bundan sonra anestezi doktoru hastaya tansiyon aletini, kalp monitörünün elektrodlarını ve puls oksimetre (kandaki oksijeni ölçer) cihazının parmak ucu kablosunu bağlar. Bunlar ameliyat boyunca hastanın yaşamsal fonksiyonlarının yakından izlenebilmesini sağlar. Gerekirse anestezi başlamadan önce 3-5 dakika süreyle maskeyle oksijen verilebilir. Bundan sonra sırasıyla ağrılı uyaranları azaltacak, anestezi denen özel uyku halini oluşturacak ve kas gevşemesi sağlayacak ilaçları damar yoluyla hastaya uygular. Daha sonra anestezist tarafından hastanın nefes borusuna yerleştirilen bir tüp sayesinde hastaya oksijenle karıştırılmış olarak anestezik gazlar verilir. Bu gazlar verildiği sürece anestezi devam eder, kesildikten kısa bir süre sonra anestezi sonlanmış olur ve hasta uyanır. Bu süreç içerisinde anestezi doktoru sürekli hastanın başındadır ve ameliyatın seyri ile ilgili gerekli tedavileri yapar.

    Anestezist sizi “uyuttuktan” sonra başınızdan ayrılır mı?

    Anestezi verilen hastalar hiç bir şekilde ameliyathanede yalnız bırakılmaz. Hastaların bir kısmı anestezi doktorunun kendisini “uyuttuktan” sonra başka bir işi kalmadığını, ameliyathaneden ayrıldığını zannedebilir. Ancak ameliyat öncesi yapılan muayenesinde gayet sağlıklı bulunan hastalarda bile yaşamsal fonksiyonlarda beklenmedik değişiklikler olabilir. Bu nedenle anestezi doktorunuz sürekli yanınızda ve sizin tek koruyucunuzdur.

    Uyku ve anestezi aynı şey midir?

    Genel anestezi günlük konuşmalarda “uyumak” olarak isimlendirilir. Genel anestezi uygulandığı zaman şuur kaybolur, hasta uyur. Fakat bu normal bir uyku değildir. Şuur kaybolmuş ve vücudun birçok organlarının işlemesi de değişmiştir. Bu durumda, anestezist vücudun işlemesi değişen organlarını kontrol eder ve bunlar için gerekli tedavileri yapar. “Narkoz” daha eski dönemlerden gelen bir terimdir; “derin uyku” halini belirtir. Bazen anestezi kelimesinin yerine kullanılsa da anesteziyi eksik olarak tarif eder, bu nedenle anestezistlerce pek sevilmez.

    Ameliyatın ortasında uyanmak diye bir şey var mıdır?

    Modern anestezi tekniklerinin henüz yaygın kullanıma girmediği dönemlerde bazen bu durum ile karşılaşılabiliyordu. Günümüzdeki teknikler ve kontrolü kolay ilaçlar sayesinde oldukça ender olarak rastlanan bu durumdur. Ameliyat süresince daima yanınızda bulunacak olan anestezi doktorunuz modern izleme yöntemleri ile uyku derinliğinizi saptayarak böyle bir duruma izin vermeyecektir.

    Anestezi süresi en çok ne kadardır ?

    Anestezi birkaç dakika veya saatlerce sürebilir. Bu ameliyatın türüne ve seyrine bağlıdır, ameliyatın ne kadar sürmesi gerekiyorsa, anestezi de kesintisiz olarak o kadar sürdürülür.

    Hangi hastalar anestezi alamaz ?

    Günümüzdeki geliştirilmiş anestezi ilaçları, anestezi teknikleri ve hastaların yaşamsal fonksiyonlarını izlemeye yarayan cihazlar ve ameliyat sonrası yoğun bakım üniteleri sayesinde daha önceleri anestezi verilemeyen hastaların artık güvenle her türlü ameliyatı olabilmeleri mümkündür. Kalp hastalığı, uzun süreden beri devam etmekte olan böbrek hastalığı ve ağır akciğer hastalığı olan hastaların da ameliyat geçirip iyileşme şansı var. Daha da ötesi bu hastalar mevcut bu hastalıklara yönelik ameliyatlarını rahatlıkla olabiliyorlar.

    Bu tür hastalığı olan hastasını muayene eden anestezi doktoru, yapacağı tetkiklerle hastalığın derecesini saptayıp, ameliyat öncesi yapılacak tedaviyle hastalığın belirtilerinin azaltılması için çaba sarf eder, eğer gerek duyarsa ilgili bölümlerden görüş ister. Bütün bu çabanın amacı sizin için en az tehlike yaratacak uygun anestezi ilaç ve tekniğini seçmektir. Bütün bu çalışmalar sonucu uygun koşullarda her hasta güvenle anestezi alabilir.

    Ameliyat süresince yaşamsal bulgularınızı kim, nasıl izler?

    Daha önce de belirtildiği gibi ameliyat süresince yaşamsal bulguları izlemek anestezi doktorunun en temel görevidir. Ameliyattan önce hastaya takılan uygun bağlantılar sayesinde hastanın kalp atımları, dokularına ulaşan oksijen yoğunluğu ve kan basıncı devamlı olarak izlenir. Gelişmiş anestezi cihazları sayesinde anestezi verilmeye başlandıktan sonra yerleştirilen bağlantılarla vücut ısısı, nefesle alıp verdiği karbon dioksit, anestetik gazlar ve oksijen miktarı ve hatta anestezi derinliği devamlı olarak ölçülmekte ve kaydedilmektedir.

    Bölgesel veya lokal anestezi uygulandığında hasta ameliyatı seyreder mi?

    Kesinlikle hayır, bölgesel anestezi uygulandığında, damardan bazı sakinleştirici ilaçlar verilerek hastalarda uykuya benzer bir hal oluşturulabilir. Bu şekilde rahatlayan hasta ameliyathanedeki faaliyetlerden ve konuşmalardan etkilenmez ve ameliyatın rahatsızlık verebilecek bölümlerini hafif uykuda geçirir. Bazı hastalar bölgesel anestezinin etkileri iyice yerleşince ve ağrı duymadıklarını fark edince uyumak istemeyebilirler. Hastalar isterse ameliyat süresince anestezistleriyle konuşarak vakit geçirebilirler. Tüm ameliyatlarda bir siper yerleştirildiğinden zaten hastanın ameliyat bölgesini görmesi olanaksızdır.

    Ameliyata niçin aç gelmek lazım?

    Anestezi verilecek hastaların midesi boş olmalıdır. Hasta anestezi altındayken, dolu midede bulunan gıdalar ve asitli mide sıvısı yemek borusundan geri gelerek, nefes borusuna kaçabilir. Bu da istenmeyen bir durumdur ve hayati tehlikeye neden olabilir.

    Yetişkin hastalara ameliyat öncesi gece 24.00’ten itibaren katı gıda almamalıdır, ameliyat öğleden sonra ise sabah 06.00 da iki dilim ekmek veya 4 bisküvi ile istenilen sıvı ile alabilirler. Ameliyattan 2 saat öncesine kadar berrak sıvı (su, şekerli su, çay, ıhlamur, berrak meyve suları) alabilirler (süt, gazlı içecekler, çorba hariç). İlaçlar ameliyattan 1 saat öncesine kadar bir yudum su ile içilebilir.

    Bazı annelerin az miktar bir şeyler yemenin çocuklara zarar vermeyeceğini, onları doyurmayacağını düşünerek, doktorunun izni olmadan ameliyattan önce bebeklerini beslemeleri veya emzirmeleri sakıncalı bir durumdur.

    Çocuklarda aşağıdaki tabloya uyulmalıdır:

    Yaş

    Süt- Katı gıda

    Süre

    Berrak sıvı miktarı

    6 aydan küçük

    Berrak sıvı

    Anne sütü

    Formüle süt (mama)

    2 saat

    3 saat

    4 saat

    20 ml/kg

    6 ay – 5 yıl

    Berrak sıvı

    Formüle süt (mama)

    Püre ve çorbalar

    Katı gıdalar

    3 saat

    4 saat

    4 saat

    6 saat

    10 ml/kg

    5 yaş ve üzeri

    Berrak sıvı

    Püre ve çorbalar

    Katı gıdalar

    3 saat

    4 saat

    8 saat

    10 ml/kg

    Ameliyattan önce neden serum takarlar?

    Ameliyattan önce damara yerleştirilen plastik bir kanül yardımı ile hastaya serum takılır. Bu damar yoluyla verilen ilaçlar kısa süre içinde hastanın bilincinin kaybolmasını ve anestezinin başlamasını sağlar. Ameliyattan önce ve ameliyat sırasında hastanın sıvı ve elektrolit gereksinimi bu damar yolu ile karşılanır. Yine bu damar yolundan, ameliyat sırasında yaşamsal bulgularda oluşabilecek değişiklikleri kontrol altına almaya yarayacak ve tedavi edecek ilaçlar enjekte edilir. Kısacası ameliyattan önce açılan damar yolu hastayı hayata bağlayan en önemli araçlardan biridir. Ameliyattan sonra da damar yolundan ağrı kesiciler, kusma ve bulantıyı önleyecek ilaçlar ve hasta ağızdan gıda alabilecek hale gelene kadar sıvı verilir. Damardaki bu plastik kanül ihtiyaç sona erdiğinde çıkartılarak iptal edilir.

    Anesteziye karşı alerji olabilir mi?

    Sadece anestezikler değil, bütün ilaçlar alerjiye neden olabilir. Ancak birkaçı dışında anestezi ilaçlarına alerji ender rastlanır. Alerjik reaksiyonlar ilacın verildiği bölgede, bazen damar boyunca kızarıklık, bazı hastalarda ürtiker biçiminde döküntüler, çok daha ender olarak da ani tansiyon düşmesi, nefes almada zorluk ve çarpıntı şeklinde olabilir. Anestezi öncesi yapılan alerji testlerinin bilimsel değeri yoktur. Anestezi doktorunuz her türlü alerjik reaksiyona müdahale konusunda eğitimli ve deneyimlidir ve ameliyathane koşulları böyle durumların tedavisi için en uygun ortamdır.

    Anestezi sırasında dişler zarar görebilir mi?

    Anestezi doktoruna ağzınızda takma diş, protezinizi tutan tek bir veya birkaç diş veya sallanmakta olan herhangi bir diş olduğunu ameliyattan önce söylemenizde büyük yarar vardır. Genellikte çıkabilen protezler ameliyathaneye gelmeden önce çıkarılır. Anestezist, nefes borunuza tüp yerleştirirken kısmi protezi tutmaya yarayan tek dişin zarar görmemesi için çaba sarf eder. Ancak herhangi bir işlevi olmayan ve sallanan dişlerin ameliyattan önce çekilmesinde yarar vardır. Çünkü bunlar ne kadar dikkat edilse de anestezi sırasında yerinden çıkabilir. Normal şartlar altında sağlam dişler zarar görmezler.

    Sigara içenlerde risk nedir?

    Anestezi doktoru hastanın sigara tiryakisi olmasından hoşlanmaz. Sigara içen hastalar anestezi sırasında ve özellikle anestezi sonrasında uyanma döneminde birtakım sorunlar yaşar ve anestezistlerine de yaşatırlar, ancak bu yaşananları kendileri pek hatırlamadığı için ameliyattan sonraki yaşantılarında da sigara içmeye devam ederler .

    Eğer sigara içiyorsanız bir an önce bundan vazgeçmeniz en doğrusudur, çünkü sigaranın yıllardır yapmış olduğu tahribatın iyileşmesi bıraktıktan sonra uzun zaman alır. Ameliyattan birkaç gün önce sigarayı bırakmış olmanın ne size, ne de anestezistinize herhangi bir faydası yoktur. Kendinize ve anestezi doktorunuza yapacağınız en büyük kötülük ise ameliyattan birkaç saat önce sigara içip ameliyathaneye gelmektir.

    Ameliyat sonrasında boğaz ağrısı neden olur?

    Ameliyat sonunda anestetik gazlar kapatılır ve hastanın yavaş yavaş uyanması beklenir. Hastanın yaşamsal refkeksleri geri döndükten sonra, nefes yollarındaki tüp çekilir ve hastanın kendi kendine soluması sağlanır. Ameliyat sırasında büyük yararı olan bu tüp bazı hastalarda nefes borusunda bir miktar tahriş yapabilir. Ameliyattan sonra hastanın boğazında hissettiği ağrı, gıcık ve yutkunma zorluğu bunun nedeni olup geçicidir. Son yıllarda geliştirilmiş olan özel maddelerden yapılmış yumuşak tüpler bunu en az düzeye indirmiştir.

    Ameliyat sonrası bulantı-kusma neden olur ?

    Bazı ameliyatlarda cerrahi uyaranlar ameliyat sonrası bulantı ve kusmaya yol açabilirler. Çocuklarda şaşılık ameliyatlarından sonra, yetişkinde karın ameliyatlarından sonra kusma ve bulantı diğer ameliyatlara göre daha sık olarak ortaya çıkar. Son yıllarda geliştirilmiş olan anestezi ilaçlarının bu etkileri son derece azaltılmıştır, hatta bazı anestezi ilaçlarının bulantı-kusmayı önleyici etkileri vardır.Bulantı-kusmayı önleyen pek çok ilaç bulunmaktadır, anesteziden uyanmadan önce bu ilaçlar damardan verilerek bu sorun önlenebilir.

    Ameliyat sonrasında ağrı çekmek kader midir?

    Günümüzde ameliyat sonrası aşırı ağrı çekmek artık kader değildir. Ameliyat sonrası çekilen ağrının pek çok zararlı etkilerinin olduğu artık kanıtlanmıştır. Hastaların, anestezi ilaçlarının etkilerinden tamamen kurtulup yaşamsal fonksiyonlarının dengeye kavuşması için bir süre bekletildikleri “derlenme bölümünde” ağrı kesiciler uygulanarak ağrı hafifletilmeye çalışılır. Hastanın bilinci tamamen açılınca “Hasta Kontrollü Analjezi” uygulamasına geçilir. Bu uygulama bir cihaz yardımı ile yapılır. Cihaz hastaya düşük dozda ağrı kesiciyi sürekli olarak verirken, ağrısı olduğunda hastanın bir düğmeye basarak kendisine serumun gittiği damar yolundan ilave bir miktar ağrı kesici vermesine olanak tanır. Bu miktarın sınırları da cihazın programlanması ile önceden belirlenmiştir. Burada amaç en düşük dozda ilaç kullanarak hastanın ağrısını dindirmek ve konforunu sağlamaktır.

    Ameliyat sonrası ağrınız için verilen morfin zararlı mıdır?

    Kesinlikle değildir, şiddetli ağrı devam ettiği sürece uygun dozda morfin verilen hastalar morfinman olmaz. Ameliyattan sonra ağrısı azalan hasta kısa sürede ayağa kalkıp dolaşabileceği ve daha rahat nefes alıp verebileceği için iyileşme hızlanır. 24-48 saat sonra ağrının şiddeti azalınca morfin yerine başka ağrı kesicilerle ağrı tedavisine devam edilir.

    Evvelce ilaç bağımlısı olup tedavi görmüş olan hastaların durumu farklıdır.

    Her ameliyatta kan verilir mi?

    Hayır, ancak çok gerektiğinde ameliyat olan hastaya kan verilir, günümüzde kan vermenin sınırları daha da daraltılmıştır. Ameliyatta kan verilmesi, ameliyattaki kanama miktarı, hastanın ameliyat öncesi kan değerleri ve hastanın yaşı ile kalp fonksiyonları ile ilgilidir.

  • Örümcek ağı nedir? Uygulama ne kadar sürer?

    Örümcek ağı estetiği; ameliyatsız yüz germe işlemidir.

    Yüz ve boyun bölgesine PDO denilen ameliyat iplikleri yerleştirilerek yapılır.

    PDO iplikleri cerrahi ameliyatlarda kullanılan vücuda zararı olmayan, herhangi bir yan etki oluşturmayan, zaman içerisinde eriyen iplikciklerdir.Yaşa baglı olarak azalan kollegenin yerine vücudun tekrar kollegen üretmesini tetikleyen bir yöntemdir.

    Uygulama bölgesinde vücut biyolojik reaksiyon olarak yapılandıcı hücreler olan fibroblast, kollegen ve elastin üretmeye başlar.

    Ciltte sıkılaşma, toparlanma, canlanma sağlanır. Gerçek etkisini 3. aydan sonra gösterir. Etkinlik süresi kişiye göre değişmekle birlikte yaklaşık 2 yıl kadardır.

    İşlem 30 dakika kadar sürer.Lokal anestezik krem kullanılarak uygulama yapılır. Uygulama sonrası sosyal hayata dönüş süresi kısadır. Kişinin cildi çok ince ve morarmaya meyilli ise bu süre 3-5 gün sürebilir.

    İşlemin yapıldıgı gun sıcak banyo, hamam, kese, sauna havuz gibi ciltte tahriş oluşturabilecek durumlar yasaklanır.Kişiye sırtüstü düz yatması önerilir.

    Ameliyat istemeyen kişilerde son derece basit ve güvenli bir uygulamadır. Kullanılacak iplik sayısı kişinin yüzündeki deformasyona ve yaşa göre değişiklik gösterir.

    30′ lu yaşlarda bir hastaya yaklaşık 100 adet uygulanırken ileri yaşlarda kullanılacak iplik sayısı artabilir.

  • Stres ve akupunktur

    STRESLİ BİR HAYAT

    Bir kış sabahı zorla kalktınız; soğuk, yağmurlu karanlık bir hava yüzünüzü yıkamak için musluğu açtınız sular akmıyor. Canınız sıkılır.

    İşinize gitmek için otobüs durağındasınız binmeniz gereken otobüs geldi ama tıklım tıklım şoför kapıları bile açmadı, binemediniz. Canınız sıkılır.

    Bindiniz; kalabalık itiş kakış, gereksiz temas, gürültü. Canınız sıkılır.

    İşinize vardınız geç veya zamanında, bütün gün kafanızı kaldırmadan çalıştınız, başınızda taktir etmekten ziyade sürekli yaptıklarınızı yetersiz bulan bir amirle. Canınız çok sıkılır.

    İş bitti eve varmak 1,5- 2 saat sabahtan daha kötü kalabalık, itiş kakış, gereksiz temasa, gereksiz koku ve yorgunluk eklendi. Gün tükendi neredeyse. Canınız çok sıkılır.

    Yine de eve vardınız. Sofraya oturdunuz, çocuklar gürültülü, hanım ödenemeyenlerden şikayetci, siz yorgun ve çaresizsiniz. Canınız çok çok sıkılır.

    Kimi bağırıp çağırmaya başlar kızgın, korkulan baba.

    Kimi hiç sesini çıkarmaz, içte birikir.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Sabah saatin alarmı ile uyandınız. Kocanız kahvaltısını hazır istiyor uyandığında. Hazırlıyorsunuz ama teşekkür yok. Kalkıyor küfür gibi bir suratla kahvaltı edip çıkıyor. Yeniden yattınız. Uyuyamıyorsunuz 3 yıl oldu evleneli her sabah aynı durum yaşanıyor. 38 yaşında bulabildiğiniz kısmetiniz bir yıl süren nişanlılık döneminde her pazar sizi evinizden alıp kahvaltıya pikniğe götürmüştü. Şimdi bir pazarı olduğunu, zaten işte çok yorulduğunu pazar sabahı uyumak ve evde olmak istediğini söylüyor. Haklı”mı” ama 3 yıl tükendi. İşten de çalışmanı istemediği için, bir de evlenen kadın tazminatini alır diyerek ayrıldın. Aldığın tazminat eşyaydı, meşyaydı gitti. Artık iş bulmak ta zor adama muhtaçsın. O da bunu bilerek ve sana bunu hissettirerek yaşamını sürdürüyor.

    Kimi olur olmaza dırdır etmeye başlar; dırdırcı kadın.

    Kimi hiç sesini çıkaramaz, içte birikir.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Parasız yatılı sınavını kazandım. İlköğretim bitti, lise bitiyor. Önümde üniversite bir devlet üniversitesi kazanamazsam ailemin beni özel üniversiteye göndermesi mümkün değil. Çok çalışmalıyım, yoksa kazanamam. Çok çalışmalıyım ama dersane, okul, evdeki sorumluluklarım nasıl olacak. Yeterince bilgiye sahip değilim. Çok giren var, özel okullarda benden daha iyi eğitilmiş öğrenciler. Işim çok zor. Geleceğim ne olacak? Nasıl yaşayacağım? Mesleğim ne olacak? Para kazanıp kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek miyim? Soru, soru, soru. Cevap yok. Bir de babam az çalıştığımı dalga geçtiğimi söylemiyor mu çıldırıyorum. O olsa şöyle yaparmış, o olsa böyle yaparmış. Sanki hiç genç olmamış gibi. Karşı da çıkılmıyor bağırıp çağırmaya başlıyor. Üniversiteyi kazanamazsam işportacı olurmuşum ancak. Başım çatlıyor kaç zamandır. Içim içimi yiyor ne yapacağımı bilemiyorum. Ya kazanamazsam.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Örnek durumları çoğaltmak mümkündür.

    STRES BİR ÇOK HASTALIĞIN TETİKLEYİCİSİDİR

    İnsan aklının üstesinden gelemediği bu ve benzeri her sürecin sonucu ortaya çıkan hale stresli olmak, bu sürecin barındırdığı her bir olumsuzluğu stres uyaranı olarak adlandırıyoruz.

    İnsan çevresinden beş duyusu ile topladığı tüm uyaranlara beyni ile bir tepki veya cevap oluşturduğu gibi stres uyaranlarının da üstesinden gelmesini sağlayacak düşünceler üretmeye çalışır. Bunu başarabilenler yaşamlarını sağlıklı sürdürme şansı bulabilirler.

    Başaramayanlar ise bir süre sonra bu boğuşmadan yorgun düşerek kronik stres sonucu ortaya çıkan ve organ fonksiyon bozukluğu olarak adlandırılabilecek kabızlık, irritabl bağırsak sendromu (IBS), organik nedeni olmayan reflü özofajit, alerjik nezle, alerjik astım, ürtiker, adet düzensizliği, nedensiz infertilite, nedeni bulunamayan baş, boyun, sırt, bel ağrısı, fibromiyalji, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları ile oluşan şişmanlık veya aşırı zayıflık, kaygı bozuklukları, panic atak, zona, yüz felci, trigeminal nevralji gibi hastalıklarla karşılaşabilirler.

    Bu sorunların ötesinde kişinin kendini sürekli huzursuz, mutsuz, tedirgin, öfkeli, kaygılı hissetmesi olarak tanımlayabileceğimiz sürekli aşırı stresli olma hali de başlıbaşına tedavi gerektiren bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

    AKUPUNKTUR İLE STRES TEDAVİSİ

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem olarak adlandırılan ve bir yandan stresle boğuşan ve bir yandan otonom sinir sistemi üzerinden organ fonksiyonlarımızı yöneten bölgeyi daha güçlü hale getirerek bu fonksiyonel sorunların tedavisini sağlar.

    Ayrıca; stresli olma halinin üstesinden gelerek kişinin kendini daha sakin, huzurlu ve rahat hissetmesine yol açar.