Etiket: Süre

  • Alerjik cilt hastalıkları nelerdir ?

    A. ATOPİK DERMATİT ( EGZEMA ) NEDİR ?

    Kronik, tekrarlayan, pembe renkli, yüzeyi pütürlü olan kaşıntılı döküntülerdir. Aktif lezyonlar tüm vücütta yaygın veya bir bölgede sınırlı olabilir. Bunlar pembe renkli, sulantılı, kaşıntılı lezyonlar şeklinde olabilir. Aşırı kaşınma sonucu enfekte olabilirler. Lezyonların sürekli olarak nüks ettiği veya iyileşmediği dönemlerde cilt kalınlaşması, çizgilenmesi, soyulmalar ve renk koyulaşması olabilir. Hastalığın başlangıç yaşına göre lezyonların vücüttaki dağılımı farklılık gösterir.

    1. İnfantil ( bebeklik dönemi ) Atopik Dermatit:

    2 ay-2 yaş arası çocuklarda görülür. Lezyonlar özellikle yüzde ( sıklıkla yanaklarda ), saçlı deride, boyunda, sırtta, diz ve dirsek bölgelerinde oluşur. Bu dönemde başlayan hastalık 3 yaşında iyileşebilir veya ileri çocukluk yaşlarında da devam edebilir.

    2. Çocukluk Çağı Atopik Dermatiti:

    2-12 yaşlar arasında görülür. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü, diz arkası, boyun, el bileği ve ayak bileğinde görülür. Lezyoların olduğu cilt bölgelerinde kuruluk, çizgilenme, sulanma ve kaşıntı vardır.

    3. Erişkin Dönemi Atopik Dermatiti:

    Çocukluk çağı atopik dermatitinin devam etmesi veya ilk kez 12-20 yaşlar arasında başlayan cilt hastalığı şeklinde ortaya çıkabilir. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü ve diz arkasında bulunur. Bazen ellerde de olabilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve rengin kahverengileşmesine neden olur. Bazen göz çevresi ve ağız çevresinde kuruluk ve cildin dökülmesi eşlik edebilir. Genellikle kronik seyirlidir.

    Atopik Dermatite Eşlik Edebilen Bulgular:
    · El ve ayak tabanı çizgilerinin belirginleşmesi
    · Göz altında koyu gölgeler
    · Yanak, sırt, kol ve bacakta sınırları belirgin soluk renkli bölgeler
    · Atopik dermatiti olan bebekler ileriki yıllarda astım veya allerjik rinit olabilirler

    Atopik Dermatit ( Egzema ) Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Koruyucu Önlemler:

    Bu hastaların ciltleri aşırı kurudur. Cilt kuruluğu belirtilerin alevlenmesine neden olur. Bu nedenle cildin sürekli olarak nemlendirilmesi son derece önemlidir. Ayrıca bu kişiler normal sabun kullanmamalıdır. Kremli sabunların kullanılması önerilir. Terleme şikayetleri arttırdığından, özellikle sıcak havalarda dikkat edilmesi önerilir. Tetkiklerde belirtilere sebep olan herhangi bir allerjen ( inek sütü, yumurta, ev tozu akarı gibi ) saptanırsa, bu allejenden kaçınmak için doktorun önerdiği önlemler mutlaka alınmalıdır.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.Kaşıntı önleyiciler ( antihistaminikler-şurup, tablet )

    Bu hastaların en önemli şikayeti kaşıntıdır. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için doktorunuzun önerdiği ilacı şikayetlerin alevlendiği dönemlerde kullanmak gerekir.

    2.Lokal Kortikosteroidler ( merhem, krem )

    Cilt lezyonlarının aktif olduğu dönemlerde lezyon üzerine haricen ince bir tabaka halinde doktorunuzun önerdiği kullanma süresi dikkate alınarak uygulanır. Bu ilaçlar doktorun önerdiği nemlendirici ile cilt nemlendirildikten sonra uygulanmalıdır.

    B. ÜRTİKER ( KURDEŞEN ) VE / VEYA ANJİYOÖDEM ( KUŞPALAZI )

    Sınırlar belirgin olan pembe renkli, bazen ortası soluk olabilen, yüzeyden kabarık, kaşıntılı, çapı birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen cilt döküntülerine ürtiker denir. Bu döküntüler vücudun herhangi bir bölgesinde olabilir. Anjiyoödem ise sıklıkla göz kapakları, dudak ve dil gibi yüzün bazı bölgelerinde deri ve deri altı tabakasının şişmesi durumudur. Anjiyoödemde renk değişikliği olmaz ve kaşıntı yoktur. Nadiren larenks ( soluk borusunun giriş bölgesi ) veya farenks ( yemek dorusunun giriş bölgesi ) bölgesinde olan anjiyoödem ses kısıklığı, soluk almada güçlük gibi ciddi bir tabloya neden olabilir. Ürtiker ve anjiyoödem bazen aynı hastada birlikte görülebilir.

    Ürtiker ve Anjiyoödemin Klinik Tipleri Nelerdir ?

    1. Akut Ürtiker ve Anjiyoödem: Tarif edilen tipik kaşıntılı döküntülerin aniden ortaya çıkması durumudur. Lezyonlar genellikle 24 saat içinde söner, ancak 6 hafta süre ile aralıklı olarak yeniden çıkabilir. Bazen anjiyoödem de ürtikere eşlik edebilir.

    2. Kronik Ürtiker: Tekrar eden ürtiker ve anjiyoödem tablosunun 6 haftadan daha uzun sürmesi halinde buna kronik ürtiker denir. İlaçlar, yiyecek katkı maddeleri, allerjenler, parazitler veya diğer bazı enfeksiyonlar sebep olabilir. Hastaların ancak % 10’unda sebep olan etken saptanabilir.

    3. Kolinerjik Ürtiker: Merkezi vücut ısısının yükselmesine neden olan durumlardan ( sıcak duş, veya
    egsersiz gibi ) birkaç dakika sonra döküntülerin ortaya çıkması durumudur.

    4. Fiziksel Ürtiker:

    1.Demografizm: Sert sivri uçlu bir cisim veya tırnak ile cildin çizilmesini takiben birkaç dakika içinde çizilen bölgede oluşan pembe renkli kabarıklık durumudur. Akut veya kronik ürtikeri olan kişilerde genellikle dermografizm vardir.

    2.Basınç Ürtikeri:

    1. Erken tipte basınç ürtikeri: Cilde basınç uygulamasını takiben birkaç dakika içinde oluşan
    kırmızı renkli, yanma hissi veren döküntülerin oluşması durumudur. Genellikle 30 dakika sürer.

    2. Geç tipte basınç ürtikeri: Cilde uzun süreli bir basınç uygulamasını takiben ( ağır bir çantanın omuza uzun süreli asılan askısı, elde bavul taşınması, uzun süreli oturma gibi ) 30 dakika ile 9 saat içinde basınca maruz kalan bölgede döküntülerin oluşması durumudur. Bazen ateş, titreme, baş ağrısı eşlik edebilir.

    1. Solar Ürtiker: Kuvvetli ışık veya ultrviyole ( güneş ışınları ) ışınlarına maruz kaldıktan sonra birkaç
    dakika veya birkaç saat içinde ürtikeryal lezyonların oluşması durumudur.

    2. Soğuk Ürtiker: Soğuk hava veya soğuk su ile temas sonrası, dakikalar içinde ciltte yanma hissi veren ürtikeryal döküntülerin olması durumudur. Bazen bayılma, baş ağrısı, solunum sıkıntısı, baş dönmesi ve nabzın hızlanması eşlik edebilir. Soğuk ile temastan birkaç saat sonra ortaya çıkabilen klinik formları da vardır. Bu hastaların tanı konduktan sonra soğuk denize girmesi mutlaka önlenmelidir.

    3. Adrenerjik Ürtiker: Kişide psikolojik stress yaratan durumların ardından birkaç milimetre büyüklüğünde pembe döküntülerin gruplar halinde ortaya çıkması durumudur.

    1. Kontakt Ürtiker: Kişinin duyarlı olduğu bir madde ile cildinin temas etmesi sonucu ortaya çıkan ürtikeryal bir döküntüdür. Son yıllarda en çok suçlanan madde latex’dir. Latex cerrahi eldivenlerde ve bir çok tıbbi malzemede kullanılan bir üründür. Latex allerjisi olan kişilerde, latex içeren malzemelerle tıbbi müdahale sonrası ürtikerden anafilaksi ismi verilen ciddi allerjik durumlara kadar çeşitli reaksiyonlar oluşabilir. Böyle bir allerjisi olduğu saptanan kişilere mutlaka uygun testler ile tanı konmalı ve tıbbi müdahale öncesi gerekli önlemler alınmalıdır.

    2. Egsersiz ile Tetiklenen Ürtiker: Kişinin egsersiz yapmasını takiben ciltte allerjik döküntü olması halidir. Bazen eşlik eden anjiyoödem, bronş spazmı ( nefes darlığı, hırıltı ), hipotansiyon ve bayılma olabilir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tanınır ?

    1.Öykü Alma ve Yaklaşım:

    Uzman kişi tarafından ürtikeryal döküntülerin ve eşlik eden reaksiyonların oluş zamanı, şekli, süresi ve tetikleyici faktörler hakkında alınan ayrıntılı öykü tanının en önemli kısmıdır. Ayrıca hastanın bu döküntülerine sebep olabilecek diğer tüm olası faktörler ( çevre şartları, kullandığı ilaçlar, geçirdiği hastalıklar gibi ) dikkatle sorgulanmalıdır. Bu öykünün bir allerji uzmanı tarafından alınması gerekir.

    2.Spesifik Yaklaşım:

    Ayrıntılı öykü alınmasını takiben, dikkatli bir fizik muayene yapılmalıdır. Ürtikerin tipine göre ( akut, kronik veya diğer ürtiker tipleri ) hastadan gerekli labaratuvar tetkikleri istenir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Eliminasyon: Belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olduğu farkedilen veya tetkiklerle saptanan yiyecek, ilaç, diğer maddeler ve faktörlerden uzak durulması önerilir. Bunların yerine kullanılması uygun olanlar hakkında hastaya bilgi verilir. Enfeksiyon varsa tedavi edilir. Ciddi reaksiyon yaşayan hastalarda acil durumda kendi kendilerine uygulayabilecekleri epinefrin içeren preparatlar önerilir.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.H1 reseptör blokerleri ( antihistaminikler ) ( şurup, tablet ): Bu grup ilaçlar tedavide en önemli ilaçlardır. H1 reseptör blokerleri kendi içinde 1 ve 2. kuşak ilaçlar olmak üzere iki gruba ayrılır. Bir grup ilacı tek başına veya bazen gerekli görüldüğünde iki grup ilacın birlikte kullanılması şeklinde tedavi yöntemleri vardır. Bu ilaçları doktorunuzun önerdiği doz ve sürede kullanmak gerekir.

    2.H2 reseptör blokerleri ( tablet ): H1 reseptör blokerleri ile tedaviye yeterli yanıt alınmadığı durumlarda allerji uzmanının önerisi ile tedaviye eklenen ilaçlardır.

    3.Kortikosteroidler ( tablet, injeksiyon ): Ciddi akut reaksiyonlarda veya diğer tedavilere direnci olan durumlarda tek doz veya belirli bir süre için mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gereken ilaçlardır.

    Adrenerjik ajanlar ( injeksiyon ): Ürtiker veya anjiyoödeme eşlik eden soluk almada zorluğa neden olabilen larenks ödeminin olduğu durumlarda acilen uygulanan ilaçlardır. Tekrarlayan anjioödem atakları geçiren hastaların bu ilaçı yanında taşıması, ani solunum yolu tıkanması durumunda koluna cıltaltı enjeksiyon şeklinde uygulaması öğretilirç İlaç dozu enjektörde hazırlanmış şekilde ticari sunumdadır

  • DEPRESYON

    DEPRESYON

    Daha önceleri severek ve kendi isteğimizle yaptığımız aktiviteleri çeşitli çevresel,hormonal ve genetik bozukluklardan dolayı yapmak istemediğimiz,zevk alamadığımız çökkünlük ve uzun süre devam eden üzgün,mutsuz,çaresiz,değersiz hissetme halidir.

    Günlük hayatta kolayca kullandığımız bu sözcük;aslında çok ciddi bir rahatsızlığa işaret eder.Rahatsızlık;sadece düşünce,davranış ve diğer insanlarla ilişkilerini değil birçok vücut fonksiyonunu da etkilemektedir.Unutulmamalıdır ki toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır ve herkes hayatının bazı dönemlerinde bu durumla karşılaşabilir.Kişi kendisini umutsuz,karamsar,çaresiz,başarısız,suçlu,değersiz hisseder.Kişi böyle zamanlarda genellikle terapinin faydası olmayacağına inanır.Depresyon teşhisi koyabilmek için;kişinin şikayetlerinin en az 2 hafta sürüyor olması,mesleki ve sosyal hayatını etkiliyor olması gerekir.

    DEPRESYONUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Önceden yapılan iş ve aktivitelerden zevk almamak,duygu değişikliklerinin görülmesi,çabuk sinirlenmek,hergün sürekli olarak kendisini üzgün hissetmek,çok uyumak,uyku arasında sık uyanmak,uykusuzluk çekmek ya da az uyumak,dikkatin çabuk dağılması,bir işe motive olamamak,kişinin kendisini sürekli huzursuz,işe yaramaz ve değersiz hissetmesi,vücudun işlevlerinin azalması,cinsel isteksizlik,kişinin kendisini sürekli yorgun hissetmesi,intihar düşünceleri,yaptıklarından sürekli kendisini sorumlu tutması,karamsar olmak,gelecekle ilgili olumsuz düşünceler,geçmişte yaşanan olumsuz olayların sık sık akla gelmesi,enerjinin düşmesi,kişinin çabuk yorulması,iştah azalması,kilo kaybı ya da aşırı yeme isteği,unutkanlık,yalnızlık hissi,alınganlık da artış,düşünce yavaşlaması dolayısıyla konuşmanın yavaşlaması,artabilir ajitasyon(huzursuzluk),anksiyete(bunaltı, kaygı) düzeyinde artış depresyonun belirleyici semptomları arasındadır.

    DEPRESYON SIKLIĞI

    Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan etkenlerin belirlenmesi çalışmalarında klinik araştırmalar ayaktan izlenen hastaların %12-36 sı ile,yatarak tedavi gören hastaların %30-38’inde depresif belirtilerin geliştiğini göstermektedir.Yatan hastaların %11-26sında ise klinik anlamda depresyon tablosu gelişmektedir.1 yıllık yaygınlık ise %2.6-6.2 olarak verilmektedir.Hayat boyu risk erkekler için %3.12 kadınlar için %10.26’dır.Farklı araştırmalara göre,farklı rakamlar verilmekle birlikte tüm oranlar bu verilere yakındır.Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışmasında 12 aylık depresif nöbet yaygınlığı kadınlarda %5.4, erkeklerde ise %2.3 olduğunu göstermektedir.

    DEPRESYONA YOL AÇAN ETKENLER NELERDİR?

    Madde ve alkol kötüye kullanımı

    Erken ebeveyn kaybı

    Anksiyete bozuklukları

    Kadın olmak

    Genetik yatkınlık ve beynin biyolojik dengesindeki bozukluklar

    Düşük sosyoekonomik düzey

    Boşanmış olmak

    İşşizlik

    Daha önce depresyon geçirmiş olmak

    Bazı ilaçlar

    Kişilik yapısı(mükemmeliyetçi,aşırı duygusal)

    Tıbbi hastalıklar

    Hormonal değişiklikler

    Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel yönden kötü bir öykü geçirmiş olmak

    Evlilikte yaşanan sorunlar

    Hiç evlenmemiş olmak

    Beyin ve kalp rahatsızlıkları yaşanması

    tiroid bezi ve böbrek rahatsızlıkları yaşayanlar

    Adet dönemleri

    Hamilelik

    Doğum sonrası dönemleri yaşayanlar da depresyon daha fazla görülür.

    DEPRESYONUN,DEPRESİF BELİRTİLER İLE YASTAN FARKI NEDİR?

    Depresif belirtiler,günlük yaşam olayları sonrası kişilerin olumsuz etkilenmeleri ve buna karşı oluşturdukları kendi ve çevrelerine karşı hoşnutsuzluk duygusunun yarattığı hal ve hareketlerdir.

    Yasta ise;anksiyete(bunaltı,kaygı),kötü rüyalar,uyku sorunları,iştahsızlık gibi depresyona benzer belirtiler bulunur.Ancak belirtiler zamanla azalarak kaybolur ve hekim müdahalesi gerekmez.Depresyon da benlik saygısı azalırken,yasta bu durum yaşanmaz.

    Depresif belirtilerle farkına gelicek olursak,uyaranlar ortadan kalktığında depresif bozukluk geçicidir,depresyon ise kişinin yaşam kalitesini düşürür ve mutlaka tedavi gerektirir.

    DEPRESYONUN MESLEKİ VE SOSYAL İŞLEVSELLİK ÜZERİNDE ETKİLERİ NELERDİR?

    Depresyon ile beraber konsantre olma güçlükleri,enerji kaybı,değersizlik duyguları hem zihinsel hem de fiziksel yavaşlamalara neden olduğu için;günlük işlevleri sürdürmek oldukça güçtür,sosyal yaşama ayak uydurmak oldukça zorlayıcıdır.

    DEPRESYONUN SÜRESİ NEKADARDIR?

    Hiç tedavi edilmemiş bir kişinin depresyon atağı 6 ila 24 ay sürer.

    HERKES AYNI TİP DEPRESYON HASTASI MIDIR?

    Herkes aynı tip depresyon hastası olmaz.Depresyonun melankolik,tipik,atipik,mevsimsel tip gibi durumları vardır.Mevsimsel tipte;depresyon belirtileri,mevsim tekrarladıkça görülür.Atipik depresyonda;uyku ve iştahın artması görülürken,tipik depresyonda;iştah ve uyku azalması gibi semptomlar hastalığa eşlik eder.

    DEPRESYON BAŞARILI BİR ŞEKİLDE TEDAVİ EDİLİR Mİ?

    Bu durum kişinin,doktoruyla arasındaki sağlıklı ilişkiye bağlıdır aslında.Öncelikle verilen talimatlara uyulması,hastalığın aşılmasıyla ilgili en önemli basamaktır.Terapiler ve antidepresanlar neredeyse depresyondan bütün etkilenenlere uzun süreli yardımda bulunurlar.Bir gecede düzelme hiçbirzaman gerçekleşmez,depresyonun düzelmesi;sabır ve irade işidir.Bu da terapi için umut ve teşviktir.Bilişsel davranışçı tedaviler,kişilerarası ilişkilere yönelen psikoterapiler depresyonda oldukça yarar sağlamaktadır.

    KİŞİYE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

    Bedensel olarak aktif olunması,yatakta yatıp kalmamak

    Önceden gün planları yapmak.Mümkünse 1 gün önceden işlerini tam olarak planlayın ve plana uyun.

    Kendinize basit hedefler koyun,böylece motive olmuş olursunuz ve başarısızlıkları unutmuş olursunuz.

    Depresif düşüncelerden uzak durun.

    Yaşadığınız olumsuzlukları,etrafınızdaki insanlarla paylaşın.

    Düzenli ve sağlıklı beslenin.

    İnsanlardan soyutlanmayın.

    Arkadaşlarınızla birarada bulunun.

    Sizi üzen durumlardan kaçının.

    Yürüyüşe çıkın.

    Korku ve şiddet içerikli filmler izlemeyin.

    Sürekli gülümsemeye çalışın ve poztif olun.

    Alkolden uzak durun.

  • BOŞANMA KARARSIZLIĞI VE MUTLU EVLİLİK İÇİN BİREYLERİN ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLER

    BOŞANMA KARARSIZLIĞI VE MUTLU EVLİLİK İÇİN BİREYLERİN ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLER

    Çok sevdiğiniz,uğruna herşeyi feda ettiğiniz,kimseye olmadığı kadar vefakâr olduğunuz,tahammül ve özveri gösterdiğiniz eşinizle öyle bir noktaya geldiniz ki,artık sizde ne tahammül ne de sabır kaldı.O uğruna herşeyi yaptığınız kişi değil,bir hareketinde sinirlenmeye ve saldırıya geçmeye yer arayan kişi haline gelindi.Kendi kendimize tabii ki bu noktaya gelmedik,sorun kimi zaman bizde,kimi zaman eşte,kimi zaman ise çevrededir.Artık her uyaran bizi etkilemeye açıktır ve bunun sonucunda bizlerde bir kararsızlık durumu ortaya çıkar.”Eşimi seviyorum fakat mutlu değilim,birbirimize zarar veriyoruz,tahammülüm yok,çok tartışıyoruz,çevreye zarar veriyoruz”gibi düşünceler ve bu düşüncelerle yaşadığımız gelgitler ortaya çıkar.Üstünde düşünür ve karar vermeye çalışırız fakat,iş içinde çıkılmaz bir hal alır.Duygularımızı bir kenara bırakıp,kararlar almaya çalışırız,ama bu durum bizi daha da çıkmaza sürükler.Önemli olan duygu ve mantığımızla beraber,belirli kalıplardan çıkıp esnek düşünebilmektir.Boşanma sürecindeki kararsızlığımızda;çok yönlü düşünmek bize herzaman doğru kararlar aldıracaktır.Problemlerimizi,yargılarımızı,önceliklerimizi,değerlerimizi,kendimizle ilgili güçlü ve zayıf noktalarımızı liste haline getirmek ve hangi seçeneklerin bizi tatmin ettiğine yoğunlaşmak,karar vermemiz konusunda doğru aşamalarda ilerlediğimizin göstergeleridir.Bu;kişilerin üstüne düşen yöntemlerdir.Daha sonra tabii ki;girdikleri bu kaotik durumdan kurtulmak adına bir uzmandan yardım alınması gerekir.Uzman;kişiye kararlarını sağlıklı bir şekilde verdirmeye dair,açık ve net olarak sorunları gösterme sürecine girecektir.Avantaj ve dezavantajlarını uzman kişi ile beraber daha sağlıklı bir şekilde göreceklerdir.

    PEKİ BOŞANMA KARARI VERİRKEN ÇİFTLERE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?SAĞLIKLI BOŞANMA KARARI NASIL ALINIR?

    Öfke anında olumsuz düşünceleri dile getirmemek,örneğin sinirle söylenen”boşanmak istiyorum”sözcüğü iki tarafa da zarar verir.Bu süreçte öfke anında alınan ani kararlar dile getirilmemelidir.Evlilikte ilk yıllar adaptasyon sorunları ve buna bağlı yaşanan kavgalar varsa,boşanmaya dair düşünceler bir süre ertelenmelidir.Aldatma ve şiddet yoksa,evliliğinizi en azında 1 yıla tamamlayın,boşanmanın getirdiği problemleri gözden geçirin.Karar verdikten belirli bir süre sonra,eşinizle beraber konu üzerine fikir alışverişi yapın.Boşanma sürecinden önce,hayatınızla ilgili detaylı bir plan yapın.Anlaşarak boşanmaya çalışın,bu size kolaylık sağlayacaktır.Bu aşamada;eşinizin artı ve eksilerini liste halinde yazın.Bu sizin,eşinizle ilgili olumlu ve olumsuz özellikleri gözden geçirmenizde büyük yarar sağlayacaktır.

    Boşanma sonrasında;terkeden taraf,terkedilene oranla durumdan daha az etkileniyor.Durumdan fazla etkilenen taraf;öncelikle inkâr dönemi yaşıyor,belirli bir süre durumu kabullenememe oldukça sık görülen bir süreçtir.Suçluluk duygusu;”onun istediklerini yapsaydım,boşanmazdık”düşüncesi yaşanan diğer bir süreçtir.Daha sonra, karşı tarafa yoğun bir öfke duygusu yaşandıktan belirli bir süre sonra;kişinin öfkesinin geçmesi ve sakinleşmesi.Bu durum kişinin,boşanma sürecini atlattığını gösterir.

    MUTLU EVLİLİK İÇİN ÇİFTLERİN YAPMASI GEREKENLER NELERDİR?

    Çiftlerin herzaman sohbete açık olmaları,birbirleriyle yaptıkları sohbetten keyif almaları oldukça önemlidir.Genelde çok yakın ilişkiler,sorunlara yol açıyor.Kişilerin kendilerine özel zaman ayırmaları,birbirlerine özlem duymalarına,dolayısıyla ilişkinin pekişmesine neden olur.

    İlişkide diğer önemli olan nokta;tartışmayı becerebilmek ve yürütmektir.Tartışmak;sağlıklı bir ilişkinin varolduğunun en güzel kanıtıdır.Krizlere neden olmadan,seviyeli bir şekilde tartışmaya özen göstermelisiniz.Cinsellik ilişkinin sağlıklı yürümesi adına,oldukça önemli bir noktadır.Ayrıca çiftler birbirinin sadece hatalı olan davranışlarını eleştirmeli,kişiye özgü karşı tarafı yaralayacak eleştiriden uzak durmalıdır.Birbirinizi takdir edin,hor görme ve aşağılama davranışlarından olabildiğince uzak durun.Kişilerden birinin gösterdiği çabayı aşağılamayın.Tartıştığınız zamanlarda,kendinizi iletişime kapatmayın,araya duvarlar örmeyin.Bu durum;aranıza mesafenin girmesine yol açar.Mümkünse problemleri zamanında çözün ve olumsuzlukların birikmesine izin vermeyin.Öfke patlamalarına yol açacak davranışlardan uzak durun.Şiddetli tartışmalar her ilişkide olabilir,önemli olan tartışma sonrasında kendinize de,karşı tarafa da belirli süre izin vermeniz,kavgayı tetikleyecek söz ve davranışlardan uzak durmanızdır.

    BOŞANMA SONRASI SÜREÇ

    Gelelim boşanma sonrasındaki o sancılı sürece.Boşanma sonrası,o zahmetli süreçte bize yardımcı olmak adına bir uzmandan destek alınması kesinlikle şart.Ayrıca;kendinizle alakalı boşanma sonrası bocalama yaşamamak adına öncesinden detaylı planlar yapın.Bu aşamada eşinizle beraber, çocukların ne olacağı ile ilgili temeli sağlam planlar belirleyin.Böylece boşanma sonrası yaşanacaklara da,kendinizi hazırlamış olursunuz.İstatistiklere göre 5 yılda 520 bin boşanma gerçekleşiyor ve her sene %1’lik bir artış var.Toplumsal hayatta kadına yer verilmesi,televizyonun bu denli hayatımıza girmesi bosanmalardaki artışa neden olarak gösterilebilir.Bosanmalar en çok Marmara Bölgesi İstanbul’da,daha sonra Ege Bölgesi İzmir’de yaşanıyor.En az bosanmalar ise Güneydoğu Anadolu’da yaşanıyor.Boşanma sonrası,o zahmetli süreçte bize yardımcı olmak adına bir uzmandan destek alınması kesinlikle şart.Son olarak bahsedilen aşamalarda,boşanan bireylere yardımcı olabilecek uzmanlar ve yakın çevredeki kişilerin varlığı unutulmamalı,destek istenmelidir.

  • DUYGUSAL İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK

    DUYGUSAL İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK

    Her insanın hayattaki en büyük amacı,gerçek sevgiyi bulmaktır.Kişiler kendini gerçekleştirebilmek adına ilişkilerde birbirlerine bağlı olmayı tercih ederler.Ancak,birbirimize bağlı olalım derken zamanla bağımlı bireyler oluyoruz.İlişkide en çok dikkat edilmesi gereken nokta bağlı değil,bağımlı olmaktır.İlişkiye paylaşım süreci olarak değil de,ihtiyaç amaçlı başlarsak o ihtiyaç belirli bir süre sonra “bağımlılığa”dönüşür.Bağımlılık sürecine girildiğinde ise;özellikle bağımlı olan kişi neredeyse kendi yaşantısını,değerlerini yok sayarak tamamen karşısındaki kişi ile yaşadığı ilişkiye odaklanabiliyor.Bağımlı olan kişi;karşıdaki kişiden ayrılamaz.Ayrılmamak içinse sürekli bahaneler bulur ve bağımlı olduğu insanla arasına sınır koyamaz.Kaybetme korkusu yaşar ve bu durum onun tüm yaşantısını etkiler.Enerjisinin büyük bir bölümünü bu düşüncelerle harcar ve verimini kaybeder.

    İLİŞKİDE BAĞIMLI OLAN BİREYİN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    BAĞIMLI KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    Kendi başlarına karar veremezler ve ilişkide bağımlı olunan kişi olmadan,kendilerini güçsüz ve çaresiz hissederler.

    Yalnız kalmaktan korkarlar ve bağlı oldukları kişiyle ayrılık düşüncesi halinde bile yoğun bir kaygı yaşarlar.

    Bağlı oldukları kişi için kendi ihtiyaçlarını birtarafa bırakıp,kendilerine yönelik kötü davranışlara katlanırlar(şiddet,sözlü saldırı,aşagılanma..)

    Bağımlı olan kişiler için mutluluk,ilişkinin iyi gitmesine bağlıdır.

    Tek başlarına karar vermekte zorlanırlar ve karşıdakinin onayına ihtiyaç duyarlar.

    Herşeyin yolunda gitmesini isterler ve genellikle bu yönde hayal kurdukları için sık sık hayal kırıklığına uğrarlar.

    Sürekli ilgi beklerler ve ilgisizlik bağımlı kişiyi depresyona sokar.

    Pasiftirler.

    Pesimist kişilik özelliklerine sahiptirler.

    Bu tarz ilişkilerde en sık yaşanan durumlar;kıskançlık,öfke patlamaları ve bu durumlara bağlı tartışmalardır.

    DUYGUSAL İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK NEDEN OLUR?

    Küçükken ihtiyaçların doğru şekilde karşılanamaması bağımlılığa neden olur.Bağımlı kişilerin ebeveynleri de,bağımlı kişilik özelliklerine sahip oldukları için çocuklarına gereken ilgi ve koşulsuz sevgiyi tam olarak gösteremezler.Çünkü onların da kendi içinde yeterince çeliştikleri durumlar vardır.Dolayısıyla enerjileri sürekli düşüktür ve karşılarında ilgilerini herzaman çekmeye çalışan çocukları vardır.Böylece çocukları kendi ihtiyaçlarını karşılayamazlar ve kendi ihtiyaçları yerine sürekli başkalarının ihtiyaçlarını görürler.Bunu yaparken de,bakım veren kişinin ilgisini ve sevgisini beklerler ayrıca kaybetme korkusu yaşarlar.Çocukken göremedikleri ilgiyi ve takdiri ileriki yaşlarda,başkalarında görmek isterler.

    NE YAPILMALIDIR?

    Tüm bunlar kişinin hayat kalitesini düşürür ve hayatını oldukça zorlaştırır.Kişinin korku,mutsuzluk ve kaygı hissetmesine neden olur.Bu durumda bağımlı kişinin öncelikle bağımlı olduğunu kabul etmesi gerekir.Bu süreçte kendisini tanıması önemli bir noktadır.Daha sonra kişinin özgüvenini geliştirmek adına çalışmalar yapması gerekmektedir.Kişi birey olduğunun farkında olmalı,kimliğini korumalıdır.Ve ne olursa olsun,hiç bitmeyecekmiş gibi ilişki yaşayıp,birgün bitebileceği ihtimalini de unutmamalıdır.Kişi tüm bunları bir uzmandan yardım alarak psikoterapi de daha aktif bir tutum kullanarak zamanla kendisindeki değişimi görecektir.Psikoterapi bu kişilik özelliklerindekiler için tercih edilen bir teavi yöntemidir.

  • Elektroensefalografi (eeg) nedir? Merak edilenler

    Elektroensefalografi (EEG), beynin normal ya da anormal elektriksel aktivitesinin kafa derisi üzerinden kaydedilmesini sağlayan bir tanı yöntemidir. EEG kaydı kafa derisi üzerine pasta denilen özel iletken maddeler aracılığıyla yapıştırılan elektrodlar aracılığıyla olur. Çoğunlukla hastalar uyanıkken gözler kapalı dinlenir halde, sakin ve sessiz bir ortamda çekim yapılır. Elektrodlar beyinden gelen elektriksel aktiviteyi saçlı deri üzerinden dijital olarak bilgisayarlara aktararak dalgalar halinde görülmesini sağlarlar. Saçlı derinin temiz olması için kayıt öncesi hastaların saçlarını yıkayarak gelmeleri istenir.

    Uyku EEGsi nedir?

    Çocukların EEG kaydı sırasında uyutulmaları gerekebilir. Bu hem beyinde var olan anormalliğin daha iyi görüntülenebilmesi hem de küçük çocuklarda sorunsuz kayıt elde edilmesi için gerekebilir. Uykuda EEG kaydı için bir önceki akşam çocuğun uykusuz bırakılması istenebilir. Bu süre büyük çocuklarda daha fazla olabilmekle birlikte genellikle normal günlük uykunun yarısı kadar bir süre çocuklar için yeterlidir. Çekim öncesi uykuya dalmakta sorun olabilir bu nedenle uykuyu kolaylaştırıcı bazı ilaçlar doktorunuz tarafından size önerilebilinir.

    Kayıt ne kadar sürer?

    Rutin uyanıklık ya da uyku EEGsi için ortalama 20 dakikadan az olmayacak şekilde gerekirse daha uzun süreli kayıt elde edilir.

    EEG – Video monitorizasyon nedir?

    EEG kaydının video eşliğinde elde edildiği, hastaların nöbet ya da başka aktivitelerinin kaydedildiği tetkik yöntemidir.

    EEG kaydı sırasında elektrik ya da radyasyon verilir mi?

    Hayır EEG kaydı sırasında hasta elektrik ya da radyasyon almaz, acı duymaz, canı yanmaz.

    EEG kaydı öncesinde aç kalmak gerekir mi?

    EEG çekimine gelmeden önce hastaların aç ya da susuz kalmasına gerek yoktur. Tam tersine karnın tok olması tercih edilir.

    EEG çekim günü hastaların kullandıkları epilepsi ilaçlarını atlamaları gerekir mi?

    Sürekli kullanılan antiepileptik ilaçlar doktor tarafından aksi belirtilmediği sürece saatinde alınmalı, EEG çekimi için aksatılmamalıdır.

  • Çocuklarda Öfke Kontrolü Problemi

    Çocuklarda Öfke Kontrolü Problemi

    Hırçın ve öfke kontrol problemi olan çocuklar için ebeveynler neler yapabilir?Hırçın ve öfkelerini kontrol edemeyen çocuklarımız,bu davranışı rol model aldıkları ebeveynlerinden öğrendikleri için,ebeveynler olarak onlara bu anlamda olumlu model olmamız gerekiyor.Evde izlediğiniz şiddet içerikli tv programlarına dikkat etmeli,çocuk sinirlenip saldırganlık eylemine geçtiğinde mahruk bırakma yöntemiyle ketlenmeli,keyif aldığı aktivitelerden mahrum bırakılarak onunla bu durumu konuşup hatasını anlamasını sağlamalısınız.Bu yöntem mola yöntemine oldukça benzer bir yöntemdir.Yöntemi uygularken çocuk vurma,ısırma,tükürme,kırma gibi davranışlar sergileyecektir bu esnada dayak ve inatlaşma yoluna gidilmemeli,mümkün olduğunca sabırlı ve çelişkili tavırlar sergilemeden istikrarlı davranışlar göstermelisiniz.

    Çocuklarda özgüven duygusu nasıl gelişir?Çocuğun özgüveninin gelişmesinde anne babanın rolü oldukça büyüktür.Öncelikle;çocuğunuzu bir başka çocukla asla kıyaslamayın.Bu,kendisini değersiz hissetmesine neden olacaktır.Bunun yerine çocuğun önceden yapmış olduğu başarılı işler;onu teşvik etmede büyük önem taşır.Çocuğunuzun ilgi duyduğu alanlarda onu cesaretlendirin ki kendini böylece başarılı hissetsin.Mutlaka yaşına uygun,yapabileceği sorumluluklar verin.Sorumlulukları yerine getirirken onu destekleyin,sürekli takdir edin kendisini yeterli hissetsin.Sosyal aktiviteler,gruplar gibi değişik ortamlarda daha aktif olmasını sağlayın.Böylece uyum sağlama becerisinin olduğunun farkına varmış olacak ve kendisini önemli hissedecektir.Çocuğunuza suçlayıcı ve eleştirel yaklaşmayın,duygularınızı net bir şekilde ifade edin.Onu koşulsuz şartsız ne olursa olsun sevdiğinizi ve seveceğinizi hissettirin.

    Eleştirilen ve ihmal edilen çocuklarda ne gibi problemler ortaya çıkar?İhmal;yetersiz ilgi,iletişim azlığı,yetersiz bakım olarak tanımlanır.İhmal edilen cocuklarda ileriki yaşlarda düşük benlik saygısı gelişebilir.Şiddete eğilim,aşağılanma ve etrafındakileri aşağılama,aileye ve çevresindekilere olan güvenini kaybetme,kolaylıkla yalan söyleme,duygusunu belli edememe,aşırı saldırganlık veya aşırı içe dönüklük görülür.Sürekli olarak eleştirilen çocuklarda ise;kendine güven duygusu zamanla azalır,akabinde kendini yetersiz ve değersiz hissetme,içe kapanık,mutsuz,saldırganlık davranışlarıda eşlik eder.Çocuk,zamanla çevresindekilerle olumlu ilişkiler kuramaz.

    Mutlu bireyler yetiştirmek için ebeveynlere düşen görevler nelerdir?Mutlu bireyler yetiştirmek için,çocuğunuza koşulsuz şartsız inanın ve güvenin.Mükemmeliyetçilikten vazgeçin.Çocuk bu,tabii ki gözle görülür hatalar yapacak,bazı konularda eksik kalacak,başarısız olacak.Herşey tam,eksiksiz ve mükemmel olmak zorunda değil.Çocuğunuza gün içinde sıkça gülümseyin,sarılın onu her durumda koşulsuz sevdiğinizi ona belli edin.Yapıcı eleştirilerde bulunmaya özen gösterin.Olumsuz eleştiri yapacak olsanız bile,sevgi sözcükleriyle olumlu mesajlar verip eleştirinizi destekleyin.Çocuğunuzun duygusal güven ihtiyacını karşılayın,ona saygı gösterin.Her durumda size güvenebileceğini ona belli edin.En önemlisi çocuğunuza günde en az yarım saat ayırıp,bu süreyi kaliteli geçirmeye özen gösterin.Gün içinde ne yaptığıyla ilgili konuşarak,sevdiği bir etkinliği beraber yaparak zamanınızı bu yönde etkin kullanabilirsiniz.

    Çocuklara doğru sınır ve kural koyabilmenin önemi nedir,nasıl sınır ve kurallar koyulabilir?

    Öncelikle sınırlar çocuklara korundukları ve güven verildikleri duygusunu kazandırırlar.Aile içi kurallara saygıyı ve sorumluluk duygusunu öğretirler.Bu süreçte ebeveynin söyledikleri ile yaptıkları arasında çelişki ve tutarsızlık olmaması gerekiyor.Örneğin;çocuk bir görevi yerine getirmek istemiyor ve o an onu anne yapıyorsa çocuk o mesajı artık hep o şekilde algılayacaktır.”Tutar ve denge”bu hususta oldukça önemlidir.Yönergeler açık,net ve olumlu bir dille anlatılmalıdır.Çocuğun kendisini bir birey olarak ve herşeyden önemlisi değerli olarak görmesi sağlanmalıdır.Kuralları anlaşılır ve somut örneklerden yola çıkarak anlatmalısınız.Ve hiç unutulmaması gereken bir nokta var ki oda sözel övgülerdir.Kuralların gelişmesi adına sözel övgülerden yararlanmanız oldukça yararlı olacaktır.Çocuklara sınır ve kural koymak,çocuğun fiziksel,duygusal ve bilişsel olarak neler yapacağına dair bilgi sahibi olmalarıdır.Sınır ve kurallar kişilerarası problemlerin yaşanmamasında oldukça önemlidir.Çocuklara neyi yapıp,yapmayacakları konusunda farkındalık kazandırır.

    Sorumluluk eğitimi nasıl verilir?

    Sorumluluk eğitimi;uzun ve sabır isteyen bir süreçtir.Bu sürecin nitelikli geçmesi çok önemlidir.Bu süreçte yetişkinler tam olarak çocuktan ne istediğini açık bir dille anlatmalı,çocukta iç disiplini geliştirmeyi amaç edinmeli,aşırı baskı ve otoriteden,tehdit ve cezadan kaçınmalılardır.Bu çocuğun,birdaha sorumluluk almaya yönelik cesaretinin kırılmasına neden olur.Her sorumluluk davranışından sonra;teşvik ve ödül davranışını kullanmalılardır.Çocuğa bu hususta düşüncelerini ifade ederken içten olmalı,duygularını saklamamalılardır.Sorumluluk çocuğa hazır olduğu bir dönemde verilmeli ki çocuk başarısızlığında kendisini kötü hissetmesin.Çocuğa ev içinde küçük görevler verin ve olumlu sözcüklerle onu yüreklendirin.Çocuğunuz,verilen görevi yavaş yerine getirdiğinde ya da yapamadığında kendiniz görevi yerine getirmeyiniz.Aldığı sorumlulukları yerine getirmesi konusunda sabır göstermesi gerektiğini anlatan anılarınızı da onunla paylaşabilirsiniz.

    Çocuklarda mola yöntemi nasıl uygulanır?

    Çocuklarda mola yöntemi;çocuklara doğru mesajlar verir.Yanlış davranışı durdurur.Ancak mola yöntemini ceza olarak algılayıp uygulamak ne yazık ki oldukça kötü sonuçlar doğurmuştur.Öncelikle çocuğa bu yöntemin ne olduğu,neden ve hangi durumlarda uygulandığı uygun bir dille anlatılmalıdır.Çocuğa mola esnasında tavır yapmamak,kızgın bir yüz ifadesinin olmaması oldukça önemli bir noktadır.Çocuk molayı ceza olarak algılamamalıdır.Çocuğun olumsuz davranışının hemen sonrasında mola verilmeli ve sadece olumsuz davranışa odaklanılmalı.Moladan sonra çocuğunuza sevgi ile yaklaşın,iletişime açık olun ve onunla bu konuda konuşun.Bu sayede davranışlarını kontrol etmeyi,olaylar üzerine doğru düşünebilmeyi,neden-sonuç ilişkisi kurabilmeyi anlayacaktır.Mola yeri kapalı bir oda olmamalı,tv ve oyuncaklardan uzak sessiz bir köşe tercih edilmelidir.Amaç;çocuğun olumsuz davranışını anlamasıdır.

    2yaş sendromu nedir, neler yapılabilir?

    18 ve 42.ayda göstereceği gelişim,kazanacağı motor beceriler ve konuşmasının gelişmesiyle birlikte bebeğin çevresine bu dönemde bağımlılığı azalır.Bu dönemde;bebeğin yavaş yavaş ayrı bir birey olmaya ardından sosyalleşmeye başladığı anne babasının komutlarına karşı inatlaşıp,kendi istediklerini yapmak,bir yandan da ailenin bir parçası olduğu duygularını tattığı bir dönemdir.Önemli bir geçiş evresinde olan çocuk, özerklik ile kuşku ve utanç duyguları arasında çatışma yaşar,bağımsız olarak davranmak ister.Bu dönemde;çocuğun sağlıklı gelişimi için keşfetme çabası desteklenmelidir.”Hayır “kelimesini kullanmayın ve davranışlarını engellemeyin.Çocuğa karşı daha anlayışlı ve sabırlı davranın.Çocuğa gün içersinde enerjisini boşaltabileceği geniş oyun alanları,parklar,yürüyüşler düzenleyin.Yapılmasını istemediğiniz bir davranış sergilediğinde dikkatini başka yöne çekin.

    Çocukların paylaşmayı ögrenmeleri için hangi yöntemler izlenmelidir?

    Çocuk paylaşmayı deneyimleyerek ve yaşayarak öğrenir.Paylaşmayı sağlamak adına zorla tehditkâr tutumlar sergilemek baştan o davranışın olmaması demektir.Çocukla paylaşmaya yönelik 2 kişilik oyunlar oynayın.Oyun içi paylaşım kuralları geliştirin.Paylaşım konusunda çocuklara rol model olun,çocukların yaşıtlarıyla birarada bulunabileceği ortamlar sağlayın.Uygun yaşta yuva veya oyun grubu deneyimlerinin başlaması çocuğun paylaşmaya dair adımlar attığının en büyük kanıtıdır.

    Arkadaşlık kuramayan ve uyum problemi yaşayan çocuklara nasıl yaklaşılmalıdır?Arkadaşlık kuramayan ve uyum problemi yaşayan çocuklar, kendilerini sosyal ortamda gergin ve rahatsız hissederler.İletişim kurmak isterler ancak temkinli yaklaşırlar ve cesaret edemezler.Bu durumda çocuğa uyum problemi yaşadığı için çekingen ve utangaç olarak etiketlememeliyiz.Çocuğu bilmediği ortamlara,arkadaşlara karşı önceden hazırlayın.Kimlerle karşılaşacağını önceden bilsin,bu ona güven verecektir.Çocugunuz arkadaşlık kuramadığında ona zaman verin,zorlamayın ve ona kızmayın.Maruz bırakın,eve misafir davet edin.Bu hem güvenli bir ortamda yabancılık çekmemesine,hem de kişilerle iletişim kurarak uyum sorununu aşmasını sağlayacaktır.

    Çocuklarda dikkat eksikliği nasıl anlaşılır ve neler yapılması gerekir?

    Çocuklarda dikkat eksikliği;başladığı işi tamamlamada güçlük,eşyalarını unutma,anlatılanlara özen göstermeme,konsantre olamama,kolay hatalar yapma,önemli detaylara dikkat etmeme,bir işle uğraşırken diğer insanların ilgisini çekmeyen bir ses veya olay nedeniyle yapılan işin bırakılması,sık sık bir oyundan veya işten diğerine geçme olarak tanımlanır.Ebeveyn olarak ev içinde plan program belirleyin ve buna göre bir düzen oluşturun.İsteklerinizi açıkça göz kontağı kurarak,vurgulayarak, onun anlayıp anlamadığına emin olarak dile getirin.Talimatların anlaşıldığına emin olun.Çocuğunuza gün içinde belirli zaman dilimi ayırın ve bu zamanda birlikte kısa süreli puzzle yapın,hikayeler okuyun ve hikayeler üzerine konuşun.Tv ve bilgisayar süresini olabildiğince azaltın.Odaklanmayı öğretin.Sevdiği bir resme odaklanıp incelemesini isteyin daha sonra resim üzerine konuşun.Ve bu süreleri kısa tutmayı unutmayın.Çocuk huysuzlanıp yapmak istemezse oyun haline getirerek devam ettirmeye çalışın.

    Aşırı hoşgörülü tutumla yetiştirilen çocukların duygusal gelişimleri nasıl olur?

    Yetersiz sosyal gelişim sonucu;arkadaşları arasında kabul görmeyen,dışlanan bireyler olurlar.Nadiren başkalarına saygı duymayı öğrenir ve kendi davranışlarını kontrolde zorlanırlar.Okula uyum sağlayamayan,evde anne babasını yönetmeye çalışan doyumsuz,bencil,kendine güveni olmayan diğer kişilere aşırı bağımlı bireyler haline gelebilirler.

    Koruyucu tutumla yetiştirilen çocukların duygusal gelişimleri nasıl olur?

    Her sorun anne baba tarafından çözülmüş,çocuk bunları yaşama ve öğrenme fırsatı bulamamıştır.Toplumsal gelişimi engellenmiştir ve bu da çocuğun arkadaşlık ilişkilerini olumsuz etkilemiş dışlanmasına neden olmuştur.Aşırı bağımlı,pasif,beceriksiz ve özgüvensizdirler.Kendilerini ve hayatı tanıyamazlar.

    Otoriter tutumla yetiştirilen çocukların duygusal gelişimleri nasıl olur?

    Akranlarına kıyasla sosyal ve iletişim becerileri zayıf olduğu görülür.Özgüvenleri hemen hemen yok gibidir.Sürekli eleştirildiği için aşağılık duyguları geliştirebilirler.Çekingen,herşeyden kolay etkilenen,huysuz ve aşırı hassas yapıları vardır.Boyun eğici ya da tam tersi isyankarda olabilirler.

    Çocuklarımıza empati ve merhamet duygularını nasıl aşılayabiliriz?

    Empati toplum olarak en çok geliştirmemiz gereken,en ihtiyaç duyduğumuz yeteneklerimizdendir.Ayrıca çocuklarımızın hayat başarısını da empati yeteneği belirler.Empatik düşünen cocuklar,çevrelerinde olanları farkedip daha iyi yorumlayabilirler.Çocuklarınızı kendi hisleri ve sizin hisleriniz hakkında konuşması için cesaretlendirin ve onun hislerinin,ne düşündüğünün önemini ona anlatın.Diğer insanlara karşı nazik olmasını ve saygı göstermesi gerektiğini ona sürekli anlatın.Başkalarının ne hissedebileceği,duygularının önemini ona sık sık vurgulayın.Başkalarına,zor durumda kalanlara çocuğunuzla birlikte yardım edin.En önemlisi çocuğa tüm duyguları yaşaması için fırsat verin, onlarla da baş etmeyi ögrenebilsin.

    Okula uyum sürecinde çocuklara yaklaşımımız nasıl olmalıdır?

    1.dönem hırçınlık dönemi;1-2 hafta kadar sürer.çocuk olumsuz ve huysuz davranır,ağlar.Bu dönemde çocukla tartışmayın,fazlasıyla onunla ilgilenin, dinleyin ve endişelerini anlayın.Kesinlikle okula devamsızlığa izin vermeyin. 2.dönem;durgunluk dönemi,1 hafta sürer.çocuğunuz bu dönemde size karşı umursamaz olur,kısa ve kaçamak cevaplar verir.Üstüne gitmeyin sorunuza cevap alamazsanız üzülmeyin,bilin ki buda geçici bir süreçtir.3.dönem;uyum dönemi.Artık çoğunlukla herşey yolundadır.Bu dönemde,okul hakkında yanlış ve abartılı bilgiler verilmemelidir.okula gidiş tüm aile bireyleri tarafından desteklenmelidir, tutarlı olunmalıdır.Devamsızlık yapılmaması karşılığında ona küçük ödüller sunulabilir.Şunu unutmayın okula alışmayan çocuk yoktur, okula alışmayan anne baba vardır.Kararlı olursanız cocuğunuzun okula alışma süresi çok daha kısa olur.

    Çocuk eğitimindeki en büyük 8 hata nedir?

    Çocuğu başka çocuklarla kıyaslama yapmak,bir dediğini iki etmemek,başkalarının yanında çocuğu eleştirmek,söylediklerini kendisi yapmak,söz verip sözünü tutmamak,sorularına cevap vermemek,eğitimini başkalarına havale etmek,ona özel zaman ayırmamak çocuk eğitiminde yapılan en önemli hatalardandır.

    Kardeş kıskançlığının nedenleri nedir ve nasıl başedilir?Dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

    Kıskançlığın temelinde o ana kadar çocuğa gösterilen ilginin ,yeni doğacak kardeşe yöneltilmesinden meydana gelen rahatsızlık yatar.Ona ayrılan zamanın azalması,paylaşım duyguları (anne baba) ebeveynlere kızgınlık duygularının ortaya çıkmasına neden olabilir.Çocukta kâbus görme,altını ıslatma,parmak emme,coğu zaman öfkeli,huzursuz bir görünüm,mide bulantısı,baş ağrısı,okula gitmek istememe gibi davanışlar görülebilir.Kardeş gelmeden önce çocuğa anlayacağı bir dille ailenin yeni üyesinden söz edebilirsiniz.Bebeklerle ilgili işlerde coğunlukla büyük kardeşten yardım isteyebilirsiniz.Her fırsatta büyük çocuğunuzla birebir iletişime geçmeye çalışın.Kardeşler arasında hiçbir zaman kıyaslama yapmayın çünkü rekabet ve hırs,kıskançlığıda beraberinde getirir.

    Çocuklar niçin yalan söyler?Ne yapılması gerekir?

    Yetişkinleri taklit,çocuğu yalana iten en büyük etkendir.Yetişkinler bazen kendi aralarında yalan söylerler, bazen de çocuklardan bir başkasına yalan söylemelerini isterler.”Bunu yaptığını babana söylemeyeceksin”gibi tembihlerle cocukları yalana iterler .Çocuklar anne babanın olumsuz davranışından ötürü verecekleri cezadan korktukları ve utandıkları,anne babalarını düş kırıklığına uğratmak istemedikleri için yalana başvururlar.Çocuklarınızın duygularını ifade etmelerine izin verin.Üzülüyor ve ağlıyorsa bırakın hissettiği kadar duygusunu yaşasın. Tavla, kâğıt gibi aldatma davranışlarını arttıran oyunlardan uzak durun,çocuğa oynatmayın.Çocuğun ağlamasını engellemek ya da tutturmalarından kurtulmak için ona rüşvet vermek gibi davranışlardan kaçının ve verdiğiniz sözleri mutlaka yerine getirin.

    Çocuklarda parmak emme davranışı neden görülür?Ne yapılması gerekir?

    Doğumdan sonra ilk 1 yıl parmak emme davranışı normal olarak kabul edilir.Emme haz yaratan ve rahatlamayı sağlayan bir davranıştır.Psikolojik sorun yaratan,gerginlik yaratan davranışlar sonucu gelişebilir.Ev ortamında yaşanan gerginlikler,yeni bir kardeşin doğumu, emme ihtiyacının yeterince doyurulmamış olması gibi durumlar emme davranışının daha sık görülmesine neden olan durumlardır.Devamlı parmak emmeyi bırakmasının hatırlatılması hatta cocuğun parmağının ağzından zorla çekilmesi gibi yaklaşımlar sakıncalıdır.Çocuk aşamalı olarak parmak emme davranışından uzaklaştırılmalıdır.Çocuğa her parmak emmeme davranışından sonra ufak birtakım ödüller sunulabilir.Stres verici durumlardan çocuğu uzak tutun spor ve aktivitelere yönlendirin.

    Çocuklar niçin tırnak yer?Ne yapılabilir?

    Ailede aşırı baskıcı ve otoriter bir eğitimin uygulanması,çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi,ilgi ve sevgi yetersizliği,kıskançlık,sıkıntı,gerginlik, anne baba geçimsizlikleri,anne babanın aşırı kaygılı olması,çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması tırnak yemeye sebep olan başlıca etkenlerdendir.Çocuğun tırnağına acı biber,oje,uhu sürmek onun bu davranışını cezalandırmak için çare değil,aksine davranışının pekişmesine neden olacak hareketlerdir.Çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini açıkca ifade etmesine fırsat tanımak davranışı azaltabilir.Çocuğu korku ve kaygı yaratan durumlardan,aile içi huzursuzluktan uzak tutmak gerekir.Tırnak yediği zaman ilgi başka yöne çevrilmelidir.Çocuğun zevk aldığı aktiviteler dikkat dağılımı konusunda işe yarayacaktır.

    Çocukların tuvalet eğitimine hazır olduğunu nasıl anlarız?Bu konuda neler yapmalıyız?

    Çocuğun boşaltım organları 18.ay dolaylarında gelişimini tamamlar ve böylece tuvalet ihtiyacı olduğunda fark edebilme,altını ıslatmadan lâzımlık ya da tuvalete yapabilme geçişine sahip olur.Bunun yanında bedensel ve zihinsel olarak da olgunlaşmaya başlayan çocuk için artık tuvalet eğitimine geçme zamanı gelmiştir.Bu eğitim ne çok katı ne de çok gevşek olmalıdır.Sadece ihtiyaç hissettiğinde tuvalete gitmeleri öğretilmelidir.Katı yaklaşım çocuğun ileriki yaşantısında aşırı titiz olmasına, gevşek yaklaşım da aşırı dağınık, umursamaz olmasına yol açabilir.Tuvalet eğitimine nekadar geç başlanırsa sonuç almak okadar zor olur.Alışkanlığın doğru zamanda doğru şekilde kazanılmasının ilerki yaşlar için önemi büyüktür.

    Çizgi filmin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?

    Çizgi filmlerin kontrolsüz ve uzun süre seyredilmesi halinde görülebilecek olumsuz etkilerden bazıları şiddete yönelme halidir.Şiddet içerikli çizgi film izleyen çocukların diğer yaşıtlarına göre daha fazla kavga ettikleri,daha gergin ve agresif oldukları gözlenmiştir.Hızlı, hareketli çizgi filmler dikkat ve problem çözme becerisini doğrudan etkiler.Çocukta odaklanma sorunu ve dikkat dağınıklığı görülür.Bilinçaltı telkin mesajlarına maruz kalırlar.Örneğin;

    Alaaddin’in sihirli lambası ;”evet gençler soyunun sesi hipnotik bir tonda gizli olarak tekrarlanmaktadır.

    Red Kid;sigara kullanımı,kimseye minnet duymama,bağımsız yaşama, hesap vermeme mesajlarını verir.

    Benten;bencil davranma

    Keloğlan büyü yapılması normalmiş gibi bir mesaj verir.

  • Uyum Süreci

    Uyum Süreci

    Okul öncesi dönemde çocuğunuzu bir eğitim kurumuna göndermek onun geleceğine ve kendisine yaptığınız en önemli yatırımdır. Özellikle 3-6 yaş aralığı ALTIN DÖNEM olarak adlandırılır. Çocuğun kimliğinin, kişiliğinin şekillendiği, beceri ve yeteneklerinin farkına varılıp geliştirildiği bu dönemdeki değişimler 8-11 yaş aralığındaki değişimlerden çok daha hızlı , büyük ve değerlidir.

    Okul öncesi eğitimin kazandırdığı becerileri şöyle özetleyebiliriz:

    Sosyal olarak, çocuklar oyuncakları paylaşmanın yanında yetişkinin ilgisini, yiyecekleri paylaşmayı ve karşılıklı konuşmayı öğrenirler. Ayrıca yaşıtlarıyla çatışmaları ve ilişkilerde ortaya çıkan sorunları çözümlemeyi ve kendini nasıl ve ne zaman koruyacağını ve diğer çocukların hakkına saygı göstermeyi de öğrenirler. Bütün bunlar çocuğun ileriki yaşamında ortaya çıkan tüm sorunları çözmesine yardımcı olacak problem çözme becerilerinin artmasını sağlar.

    Duygusal olarak, kendi işlerini kendisi yapması, sorunları kendisinin halletmesi ve bazı kararları kendisinin vermesi sayesinde özgüvenleri artar. Anne-babadan ayrı kalabileceğini ve onların bulunmadığı zamanlarda da birşeyler yapabildiğini görmek çocuğun öz güven ve bağımsızlık duygularını artırır.Ayrıca toplu yaşamanın gerektirdiği sınırlara ve kurallara uymayı da anaokulunda öğrenirler.

    Kas gelişimi olarak kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması sonucu ince motor becerileri gelişir.Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi kaba motor fonksiyonlarını da kullanır ve geliştirir.

    Bilişsel yönden, nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi matematik ve bilim becerilerini kazanır.Dramalar sayesinde hayal gücü gelişir. Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir. Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, gibi faaliyetler de erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.

    UYUM SÜRECİ

    -Uyum,bireyin kişilik özellikleri doğrultusunda yeni bir duruma adapte olabilme gücüdür.

    – Çocukluğun bu çok özel ve güzel dönemi okula başlangıçta bazı zorlukları da beraberinde getirir. Çocuklar evlerinin en güvenli ortamından ,anne- babanın sıcak kollarından ve alışkanlığa dönüşmüş rutinlerinden ayrılırlar. İlk kez ‘kendi kanatlarıyla uçmayı’ dener ve ilk kez tek başına ‘kendi ayakları ’ üzerinde dururlar.

    Çocuk, anaokuluna başlayana kadar sadece ailesinin içinde kurmuş olduğu iletişim ağı bütün hayatını etkilemekte ve kişiliğinin temelini oluşturmaktadır. Anaokuluna yeni başlayan çocukta anne-babasına büyük ölçüde bağımlılığı devam etmektedir.

    ‘Çocuğunuz evinin PRENSESİYKEN,PRENSİYKEN yuvaya başlar ve halkın arasına katılır.’J

    Okula başlarken yaşanan ayrılık çocukta travmatik bir duruma yol açmazken, bu ayrılığın aile tarafından olumlu bir gelişme olarak adlandırılması gerekmektedir.-Çünkü ebeveynden ayrılma genel olarak güvenli bağlanma döneminden sonra gerçekleşmektedir.Yani çocuğun sosyalleşme isteklerinin doğduğu gelişimsel bir döneme denk gelir.Çocuk toplumla yaşamaya hazırdır.Sadece biraz desteklenmeye ihtiyacı vardır.

    Bu süreçte hiçbirimizin elinde ‘sihirli bir değneğimiz ’ yoktur. Ancak çok etkili yöntemlerimiz vardır:

    -Sabır

    -Sevgi

    -Süreklilik

    -Kararlılık

    -Tutarlılık

    -Yüreklendirme

    Uyum süreci her çocuktan çocuğa farklılık gösterir.

    -Kimi çocuk bu süreci kısa sürede , sıkıntısız atlatırken kimi çocuk ise anne-babasından ve evinden ayrılmakta zorlanır.

    Bu zorluğun nedenleri;

    -Bireysel farklılıklar

    -Okula gelene kadar sadece ailesiyle kurmuş olduğu iletişim ağı (aşırı koruyucu ve müdahaleci aile tutumları)

    -Daha önce yaşamış olduğu olumsuz deneyimler

    -Çocukların hayatlarında da farklılıkların yaşanmaya başlanması

    -Uyku saatlerinin değişmesi

    -Anne-babaları ile geçirdikleri sürenin azalması

    -İlgi Paylaşımı

    AYRILMA KAYGISI

    Bir okul öncesi eğitim kurumuna başlamak çocuk için büyük bir sorumluluk ve ilk kez tattığı alışkın olmadığı duygu durumlarıyla karşılaşmak ve bunlarla baş edebilmek demektir. Bu duyguların en belirgin tanımı “ Ayrılma Kaygısıdır”.

    Çocuk Bu Süreçte Ne Hisseder?

    Annem- Babam almaya gelecekler mi?

    Öğretmenim bana yardım eder mi?

    Karnım acıkırsa, ya tuvalete gitmem gerekirse ne yapmalıyım?

    Burası ne kadar büyük bir yer, ya kaybolursam!

    -Tüm bu çocuklarda kim?

    -Servis evimin yolunu nasıl bilecek?

    -Burada yalnız ne yapacağım?

    -Acaba ağlarsam annem-babam benimle kalır mı?

    Çocuğumuzun yaşadığı bu kaygılar, onun daha önce sergilemediği bazı davranış örüntülerine sebep olabilir;

    -Anne babasının kucağından inmek istememe

    -Okuldan gitmelerine sarılarak izin vermemek

    -Sürekli olarak annesinin ne zaman geleceğini sormak, kapıdan ayrılmak istememek

    -Üstünü değiştirmeye , kıyafetlerini okulda bırakmaya direnç göstermek

    -Okulda uyumak istememek

    -Bir süre gruba katılmadan izleyici olmak,

    -Bireysel oyunları tercih etmek,

    -Fiziksel rahatsızlıklardan şikayet etmek.

    Ağlamak burada çocuğun isteklerini yaptırabilmek için başvurduğu bir tür savunma unsuru olabilir.(ağlama iyi analiz edilmeli)

    Adaptasyon süreci çocuktan çocuğa değişmekle birlikte süreç ve çocuk tavrı bakımından iki başlıkta incelenebilir.

    -Çocukların % 75-80’ i bir okul öncesi eğitim kurumuna başladığında isteksizlik, huzursuzluk, ağlama vb… direnç davranışları sergiler. Bu tablo beklenilen , umulan ve son derece sağlıklı tepkilerdir. Adaptasyonları güçlü ve tam olur.

    – Çocukların % 3-5 ‘ i çok rahat ve istekle bir okul öncesi eğitim kurumuna başlar ve böylece devam eder. Geriye kalan – 20’lik grupta ise çocuk çok rahat görü-nür. İstekle yuvaya gelir ve birdenbire güçlü bir reddetme yaşar. En zor çocuk ve en şaşkın ebeveyn tablosu da bu gruptadır. Çocuklar sevgi tabanlı bir iletişim; ailelere ise kararlı ve tutarlı davranış yöntemleri ile bu zorlu sürecin üstesinden gelebilirler.

    Adaptasyon Süreci ise 3 aşamadan oluşur;

    1)BALAYI DÖNEMİ: İlk iki haftalık bir süreçtir. Çocuk bu süreçte meraklıdır.Ve etrafı keşfetme çabasındadır.

    2)TANIMA VE UYUM DÖNEMİ: Yaklaşık 2 aylık süreçtir. Çocuğun sınıfa girdiği, okul rutinlerine uyduğu, belli saatlerde okula gelip gittiği v.b. durumlardır. Zorlu ama bir o kadarda önemli ve değerli bir süreçtir.

    3)KABULLENME ve AİT HİSSETME DÖNEMİ: Çocuğun uymaya başlamasının ardından yaklaşık 2,5-3 ay sonrası başlar. Çocuk kendi gerçek kişiliğini gösterir. Öğretmen ve arkadaşlarıyla güvenli bağlılık ilişkileri kurar. Kendini grubunun ve okulunun bir parçası hisseder.

    EBEVEYNLERİN HİSSETTİĞİ DUYGULAR

    Okula çocuğunun başlaması aileler içinde yepyeni bir deneyim olmakta ve bazı kaygılar yaşamasına sebep olmaktadır.

    *Erken yaşta okula gödermekle hata mı yapıyorum?

    *Çocuğum arkadaş edinebilecek mi?

    *Onun için burası doğru yer mi?

    *Öğretmeni ile anlaşabilecek ve birbirlerini sevecekler mi?

    *Acaba okulda çocuğum ağlıyor mu?

    *Temizlik ve yemek ihtiyacı tam olarak karşılanıyor mu?

    Çocuğumu *ağlarken bıraktım suçluluk duyuyorum!Doğru mu yapıyorum?

    Büyük Beklentiler Büyük Hayal Kırıklığı

    Anne-babalar, beklentileri doğrultusunda çocuklarında, anaokuluna başladığı andan itibaren;

    – Birdenbire olumlu değişmeler ve gelişmeler,

    – Hiç sorun yaşamadan ve ağlamadan kendilerinden ayrılmasını,

    -İlk günden tüm etkinliklere katılmasını,

    -Okula uyumlu bir şekilde başlamasını beklemektedir.

    ÖNERİLER

    Peki adaptasyon süreci sırasında anne-babalar nasıl davranmalı, neler yapmalı?

    -Emin olun. Çocuğunuza sevginizle birlikte kararlı ve kendinize güvenen bir ebeveyn olduğunuzu gösterin. Unutmayın siz ne kadar güven duyarsanız çocuğunuzda o kadar güven duyacaktır.

    -Onunla önceye nazaran daha kaliteli ve yoğun zamanlar geçirin.

    -Başlangıçta okulla ilgili sorular sormayın. Bu onu rahatsız edebilir. Merak etmeyin hazır hissedince kendisi anlatacaktır.

    -Olumlu cümleler kullanın: ‘okulda ağlama bu beni üzer’ demek yerine ‘okulunda mutlu bir gün geçir’ deyin.

    -Çocuğunuzu bırakırken olumsuz iletilerden uzak durun. Sadece sözlerine değil beden diliniz ve mimiklerinizle doğru mesajlar verdiğinizden emin olun.

    -Çocuğunuzu yuvaya bırakırken ayrılık anını mümkün olduğunca kısa tutun. Sürenin uzaması sizi bırakmak istemeyen çocuğunuzun daha çok üzülmesine ve ağlamasına, ertesi günü bu süreyi daha da uzatmasına sebep olur.

    -Çocuğunuzla konuşurken olabildiğince kısa, net cümleler kurun.

    -Güne mutlulukla başlayabilmesi için iyi ve kaliteli bir uykunun sandığınızdan daha etkili olduğunu hatırınızdan çıkarmayın.

    -Çocuğun okul yaşamından zevk alması ve programın doğal akışına ayak uydurabilmesi için düzenli gelmesi ve zamanında gelmesi çok önemlidir. En geç saat 09:30’da okulda olmasına ebeveynler özen gösterilmelidir.

    -Onun anlayabileceği kavramlarla (kahvaltıdan sonra, öğle yemeğinden sonra, uykudan uyanınca..) nezaman geri geleceğimizi belirtmeliyiz ve bu saate uygun davranmalıyız.

    -Korkutmak gibi yaklaşımlara asla yer verilmemesi gerekmektedir. (böyle yaparsan öğretmenin sana kızar..)

    -Empati kurarak , duygularını anlamalı ve kendini ifade etmesine izin vermeliyiz.

    -Kararlı ve tutarlı olmak, anne ve babanın fikir birliğinde bulunması oldukça önemlidir.

    -Çocuğun eve döneceği saatlerde ( Anne de çalışıyorsa hiç değilse ilk haftalarda) evde olup onu karşılayabilmek, küçük sürprizler hazırlamak, çocuğun yapabildiklerini öne çıkartarak olumlu yanlarını pekiştirmek (Aferin ….. ne kadar güzel yapabiliyorsun artık. Büyüdüğünü görmek çok güzel.)

    Toplum olarak ayrılığı sevmiyoruz ve ağlayan çocuğumuzu öğretmenimizin kollarına bırakırken ondan daha çok kaygılanıyoruz. Bakış açımızı değiştirerek; bunun her ikiniz içinde olması gereken güçlendirici bir deneyim olduğunu anlamalı ve çok değil yakın bir zamanda çocuğunuzun koşarak arkadaşlarının yanına gideceğini, yuvadan alma zamanı öğretmeninin elinden tutmuş mutlulukla size doğru yürüdüğünü bilmek sanırım işleri kolaylaştıracaktır.

  • Epilepsi nedir, epilepsinin tedavisi var mıdır?

    Nöbet nedir?

    Beyin elektriksel aktivitesinin anormal yayılmasına bağlı, davranışsal ya da duyusal değişikliklerin ortaya çıktığı, ani ve çoğunlukla kısa süreli, geçici beyin fonksiyon bozukluğudur. Bilinç kaybı çoğunlukla eşlik etmekle birlikte bazen bilinç kaybı olmaksızın da nöbetler görülebilir. Nöbet anında gözlerde yukarı ya da yanlara kayma, kol ve bacaklarda kasılmalar, dil ısırma, idrar kaçırma, gibi yakınmalar olabileceği gibi bazen de gevşeklik olabilir.

    Epilepsi nedir?

    En az iki ateşsiz nöbetin görüldüğü nörolojik bir durumdur. İlk nöbet sonrası hastalara çoğunlukla epilepsi tanısı konmaz çünkü hastaların yaklaşık %60-70 ‘inde nöbet tekrarı bir daha görülmez. Ancak hastanın ilk nöbet sonrası bir hekim tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

    Kaç çeşit nöbet vardır?

    Genel olarak parsiyel (kısmi) ve jeneralize (yaygın) olarak ikiye ayrılır. Ancak kırktan fazla tanımlanmış nöbet tipi vardır. Nöbet tiplerine göre ilaç seçimi yapılarak tedavi planlanacağından nöbet anında video ya da cep telefonu kamerasıyla kayıt yapılması uygun olacaktır.

    Nöbet tetikleyiciler nelerdir?

    En iyi bilinen nöbet tetikleyiciler: Uzun süreli uykusuzluk, uzun süreli açlık, ateş ve enfeksiyonlar, stres, aşırı heyecan, televizyon, bilgisayar gibi parlak ışık saçan araçlar ve ışık kaynakları, hormonal değişiklikler nöbetleri tetikleyebilir. Soğuk algınlığı ve grip durumunda burun akıntısı ve öksürüğü önlemek üzere kullanılan bazı ilaçlar da nöbetleri tetikleyebilir. Bu ilaçları doktorunuzdan öğrenebilirsiniz.

    Epilepsi tanısı nasıl konur?

    Epilepsi tanısı klinik olarak öyküyle konur. Her bilinç kaybı epileptik nöbet olmayabilir. Epilepsi ile karışabilecek bazı durumların dışlanması gerekir. Tansiyon ve şeker düşüklüğüne bağlı bilinç kayıpları, bayılmalar, kalp ritm bozuklukları, küçük çocuklarda ürperme, tiremeler bazen de psikojenik kökenli bayılmalar epilepsiden ayırt edilmelidir. Bu durumda EEG tetkiki tanıda en çok yardımcı olan tetkiktir. Gerek duyulursa başka bazı tetkikler de istenebilir.

    Epilepsinin tedavisi var mıdır?

    Evet, epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır. Epilepsi tanısı doğrulandıktan sonra hastalara antiepileptik ilaç tedavisi başlanır.

    Tedavi süresi ne kadardır?

    Çocuklarda ortalama 2 yıldır. En az iki yıl nöbet sonrası hastalar tekrar EEG ile değerlendirilerek ilaç kesim proğramı başlanır. Doktorunuz bu süreyi yeterli bulmazsa (hastanın özellikleri, EEGnin bozuk olması ya da epilepisinin türü nedeniyle) daha uzun süre ilaç kullanılır.

    İlaç tedavisi dışında tedavi yöntemleri var mıdır?

    Dirençli epilepsili hastalardan bazılarına ilaç tedavisi dışında epilepsi cerrahisi, ketojenik diyet, vagal sinir uyarımı uygulanmaktadır.

  • Ketojenik diyette sıkça sorulan sorular

    Ketojenik diyette sıkça sorulan sorular

    İstenen kan keton seviyesi nedir?

    Ketojenik diyetteki bir çocukta istenilen ideal kan keton seviyesi 4-6 arasında olmalıdır.

    Ketojenik diyetin etkisini ne sürede anlarım?

    Her çocuğun metabolizması farklıdır. Bazı çocuklarda kısa sürede ketonlar istenilen düzeye ulaşırken, bazı çocuklarda keton artışı daha uzun sürebilir. Diyetin olumlu etkilerinin gözlenebilmesi için en az 3.5 ay diyete devam edilmelidir. Ketojenik diyeti ne kadar süre uygulayacağım? Eğer diyet iyi şekilde ilerliyorsa diyete en az 2 yıl süre ile devam edilir. Ancak hekiminiz uygun görürse bu diyete daha uzun süre devam edebilirsiniz (maksimum 5 yıl).

    Ketojenik diyetteyken çocuğum kendisini nasıl hissedecek?

    Diyetin etkileri her çocukta ayrı şekilde görülür. Çoğu çocuk kendisini iyi hisseder. Ama başlangıçta çocuğunuzda halsizlik, isteksizlik, bazen uykuya meyil hali gözlenebilir. Bu durumda telaşlanmanıza gerek yok. Bu değişiklikler bir kaç gün içerisinde geçer. Bazı çocuklar diğerlerinden çok daha aktif ve enerjik olabilir.

    Çocuğum açlık hissedecek mi?

    Öğünlerdeki porsiyon miktarlarına göre çocuğunuz açlık hissetmeyecektir. Çünkü keton oluşturan yiyecekler çocuğunuzu tok hissettirirler.

    Çocuğumun yiyecekleri arkadaşlarının yiyeceklerinden farklı gözükecek mi?

    Evet. Daha yağlı ve miktar olarak az gözükebilir. Bu diyetle de çocuğunuzun damak zevkine uygun çok güzel menüler hazırlanabilir.

    Ketojenik diyet çocuğumun gelişimini nasıl etkileyecek?

    Çocuğunuzun günlük alması gereken enerji ve protein ihtiyacına özel hazırlanan bu diyetle çocuğunuzun gelişimi devam edecektir. Önemli olan çocuğunuzun kilo almamasına dikkat edilmesidir. Çünü kilo artışı keton seviyesini olumsuz etkiler. Aylık takiplerde büyüme ve gelişimi izlenmelidir.

    Ketojenik diyet kan yağlarını olumsuz etkileyerek kalp problemlerine yol açabilir mi ?

    Hayır. Diyetin özelliği yağdan zengin olmasıdır. Ancak bu yağlar ketona çevrilir ve beynimiz tarafından vücuda enerji vermek için kullanılır. Kullanılan yağın türü önemlidir. Kan yağlarını önemli etkileyen bitkisel sıvı yağlar özellikle sızma zeytinyağı kullanılmalıdır. Belirli aralıklarla kalp sağlığı değerlendirilmelidir.

    Ketojenik diyet boyunca vitamin ve mineral takviyesi yapılmalı mıdır?

    Doktorunuzun önerdiği toz ya da tablet şeklinde karbonhidrat içermeyen, multivitaminler her gün düzenli olarak alınmalıdır. Ayrıca selenyum, karnitin ve çinko eksikliği varsa ek olarak tablet formunda alınmalıdır.

    Kan keton ve şeker düzeyi ne sıklıkla ölçülmelidir?

    İlk 1 ayda her gün sabah ve akşam öğünlerden önce parmak ucundan özel sticklerle kan keton ve şeker düzeyi ölçülmelidir. Çocuğunuzun kan keton ve şeker düzeyleri, nöbet durumu, çocuğunuzdaki gördüğünüz tüm değişiklikler tedavi günlüğüne kaydedilmelidir. Bu tedavinin etkinliğini izlemede ÇOK ÖNEMLİDİR.

    Ketojenik diyet çocuğuma nasıl yararlı olacaktır?

    İyi bir diyet uygulaması ve takibi ile; çocuğunuzun nöbet sayısı, süresi ve /veya sıklığı azabilir ya da tamamen durabilir. Kullanılan ilaç miktarı azalabilir. Çocuğunuz kendini daha iyi hissedebilir. Algılarda ve motor becerilerinde artış gözlenebilir.

    Ketojenik menü hazırlamak zor mudur?

    Her öğün için ayrı bir hazırlık ve tartım işlemi gerektirir. Ancak zamanla uygulanması pratik hale gelecektir.

    Ketojenik diyet kontrolleri hangi aralıklarla yapılır?

    0. ay başlangıç

    1. ay tetkikleri ile muayene ve EEG

    3. ay

    6. ay

    9. ay

    12. ay şeklinde devam eder,

    * Diyeti bırakırsanız ya da başlamaktan vazgeçerseniz mutlaka hekiminize haber veriniz.

    * Diyet iyi sonuç verirse en az 2 yıl, maksimum 5 yıl süre ile uygulanır.

    Ketojenik diyette uyulması gereken önemli kurallar;

    Diyet menünüzün dışında hiçbir yiyecek vermeyin.

    – Menünüzde belirtilen miktarları büyük bir özenle tartın.

    – Çocuğunuzun her öğün yiyeceklerini tamamen bitirmesine özen gösterin.

    – Çocuğunuzun tabağındaki bütün yiyecekleri silikon spatula ile sıyırın.

    – Çocuğunuz her öğünü 30 dakika içinde bitirmelidir.

    – Öğünlerin saatlerine uyun.

    – Çocuğunuzun günlük alması gereken sıvı miktarını tüketmesine dikkat edin.

    – Çocuğunuza her gün vitamin ve mineral takviyesini verin

    – Çocuğunuz çok acıkırsa, her gün bir tane ‘’serbest yiyecek’’ atıştırmasına izin verin.

    – Aile fertleri çocuğun yanında başka yiyecek yememelidir.

    – Çocuğunuz çok açlık hissediyorsa doktorunuza bilgi verin.

    – Doktorunuza danışmadan çocuğunuza hiçbir ilaç vermeyin.

    – Çocuğunuzu her hafta aynı tartıda ve üstünde aynı ya da ince kıyafetlerle

    – Çocuğunuza vereceğiniz ürünler gizli karbonhidrat içerebilir, etiket biligilerini dikkatli okuyun ve kullanmadan önce doktorunuza veya beslenme uzmanınıza danışın tartın ve tedavi günlüğüne kaydedin.

  • İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    Günümüzde teknolojinin yaygınlaşması ile yeni bağımlılıklar görülmektedir. İnternet bağımlılığı da bunlardan biridir. Her yaşta ve cinsiyette görünen bir rahatsızlık olmasına rağmen diğer bağımlılıklara göre daha erken yaşlarda başlamaktadır.

    Kişinin okul, iş ya da aile yaşamını bozacak kadar uzun süre internet başında zaman geçirmesi ve zarar gördüğünün farkında olmasına karşın bu davranıştan vazgeçememesi internet bağımlılığı olarak adlandırılır.

    Teknolojik gelişmeler hayatı kolaylaştırdığı kadar beklenmedik güçlükleri de beraberinde getirmektedir. İnternet bağımlılığı için sohbet etmek, oyun oynamak, alış veriş yapmak, dizi film izlemek en faydalanılan tarafları ayrıca en çok bağımlılık yapan taraflarıdır.

    Bağımlılığın her birey için bir anlamı vardır. İnternet bağımlılığı çocuğun ya da ergenin hayatında neyin boşluğunu dolduruyor? Hayatındaki anlamı ne? Onu hangi tehlikeden koruyor? İnternet bağımlılığı bu bağlamda değerlendirilmelidir. Örneğin anne ve babası çalışan bir çocuk eve geldiğinde yalnız kalıyorsa ve bu yalnızlık onun için katlanılması zor bir durum ise çocuk kendini mutsuz hisseder. İlk başta keyif veren internet zamanla zamanla bağımlılık haline dönüşebilir. Ya da ders konusunda kendine güvenmeyen çocuk ders çalışmamak için internet kullanmaya başlar, ders çalışmamak için etkili bir bağımlılık geliştirmiş olur, interneti kullanmadığında ise öfke çıkar.

    Ergenlik döneminde durum şöyle gözlenebilir, ailesinin kendisini anlamadığını düşünen ergen sohbet programlarında kendini değerli hissedebilir, yaşadığı başarısızlık duygularını ve çatışmalarını oynadığı oyunlardan telafi edebilir, sanal ortamlarda kendini daha kolay ifade edebilir.

    İnternet bağımlılığında eşlik eden başka psikiyatrik bozukluklar olabilir. Sosyal fobi ya da depresyon internet bağımlılığı olan kişilerde görülen bozukluklar arasındadır. Bu durumlarda eşlik eden rahatsızlıklar internet bağımlılığının sebebi ya da sonucu da olabilmektedir. Kişinin erken yaşlarda internet başında uzun süre zaman geçirmesinin dikkat eksikliği gelişmesinde etken olduğu görülmektedir.

    Belirtileri;

    • İnternet ile ilgili yoğun zihinsel meşguliyet,

    • Doyum sağlamak için internet başında geçirilen sürenin giderek artması,

    • İnternet kullanımını kontrol altına almak için başarısız çabalar,

    • İnternete ulaşamadığında yorgun, depresif veya yetersiz hissetmek,

    • İnternet başında planladığından çok fazla zaman geçirmek,

    • Önemli bir ilişkiyi, mesleki, eğitimsel veya kariyeri ilgilendiren durumu riske atacak derecede internete zaman ayırmak,

    • İnternet kullanımı hakkında çevresine veya terapistine yalan söylemek,

    • Gündelik sorunlardan veya istenmeyen duygu durumdan kaçmak için internette zaman geçirmek.

    Çözüm için neler yapılabilir;

    Tedavide esas amaç bir yandan kişinin internet kullanım sebeplerini ortaya çıkararak bu sebepler üzerinde çalışmak, bir yandan da kişinin hayatını programlamak ve internet başında geçireceği zamanı azaltmak için dışsal kontroller geliştirmektir.

    • Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi internet bağımlılığında da ailenin ve kişinin bilgilendirilmesi ve uyarılması bağımlılığın önlenmesinde önemlidir. Bu sebeple tüm ailenin tedaviye katılımı gerekmektedir. Anne ve babanın ortak hareket etmesi ve kararlı olması çok önemlidir.

    • Aile bilgisayarı ortak kullanılan bir odada bulundurabilir. Bu sayede aile çocuğun internet kullanım süresini, kullanım şeklini daha kolay denetleyebilir. Bir yandan ailesinin yaptıkları dikkatini çekerken, kendini denetleyebilmesi için bir fırsat olabilir

    • Anne baba internet kullanımının verdiği zararı gerekçe göstererek, evde bulunan bilgisayarı bir süreliğine kaldırabilir. Bu süre sonra çocuğa koşullu olarak yeniden internet kullanma şansı verilebilir.

    • Aşırı internet kullanımı hangi çocuğun ya da ergenin hayatında hangi boşluğu dolduruyor tespit edilmeli ve bu konuda ihtiyaç duyulan destek sağlanmalıdır. Çocuk ya da ergen duygularını ifade edemiyorsa, kendini ifade edebileceği ortamlar oluşturulmalı, eleştirilmeden dinlenmelidir.

    • Arkadaşı olmadığından ya da sosyal aktivite şansı olmadığından internet kullanımı ortaya çıkmış ise şartlar değiştirilmelidir. Kendi istediği bir aktiviteye kaydı yapılmalı ve desteklenmelidir. (spor, satranç ,resim,dans vb.)

    • Anne ve babaya tepki olarak geliştirilen bir bağımlılık ise aile ilişkileri aile toplantılarında konuşulmalı, olumsuz yaşantıların konuşulmasına fırsat verilmelidir.

    • Sert ve katı kurallar ile yaklaşılmamalı, inat meselesine dönüştürülmemelidir.

    • Aile içinde huzur sağlanmalı, bağımlılığa itici bir sebep ortadan kalkmalıdır.

    • İnternet kullanım süresi sınırlamaları yapılırken çocuk ya da ergen de söz sahibi olmalı, çünkü kendi verdikleri kararların sorumlulukları onlara ait olacaktır.