Etiket: Süre

  • Normal Doğum

    Normal Doğum

    Normal Doğum

    Dokuz ay on gün süren bir hamilelik yolculuğunun son ve en güzel durağıdır doğum. Her kadının doğum eylemi, kendine özeldir. Bazen düzenli doğum sancıları, bazen su kesesinin açılması, bazen de rahim ağzı genişlemesinden kaynaklı halk arasında “nişan gelmesi” denilen kanlı, mukuslu bir akıntının gelmesiyle başlar doğum eylemi. Her ne şekilde başlarsa başlasın, bebeğine kavuşacak olan anneyi tatlı bir telaş alır. Doğuma giden yolda sancılar vardır ama normal doğumda kararlı anne bunun bilincindedir ve sancıları ne kadar kuvvetli ve sık gelirse, bebeği de o kadar çabuk gelecektir.

    Doğum sancılarının başladığı andan , bebeğin doğmasına kadar olan sürece TRAVAY denilir. Travay sürecinde rahim ağzının yumuşaması, amnion kesesini açılması, bebeğin anne rahminden çıkıma doğru doğum sancılarıyla itilmesi gibi olaylar yer alır. Her şey yolunda giderse gerçekleşir. Fakat travay sırasında bebeğin kalp atımının azalması, bebeğin erken travay döneminde kakasını yapması, uzun süre sancı çekilmesine rağmen rahim ağzının açılmaması, rahim ağzının açılmasına rağmen bebeğin annenin pelvis kemikleri içinde uygun ekseni bulup ta çıkıma doğru ilerleyememesi, annenin uzun süre sancı çektiği halde bebeğin çıkıma doğru ilerlemesinin beklendiği zamanda sancıların kesilmesi ve verilen suni sancı tedavisine yanıt vermemesi, doğum sancılarının çok sık ve şiddetli geldiği rahmi sürekli kasılı halde tuttuğu ve müdahale edilmzse bebeğin plasentasının erken ayrılıp bebeğin ölümüyle sonlanabileceği durumlarda hasta derhal SEZARYEN‘e alınmalıdır. Bu durumda Normal Doğumda ısrar etmek anne ve bebek hayatını önemsememek demektir ki hiç bir Kadın Doğum Uzmanı böyle bir yaklaşımda bulunmaz, bulunamaz. Çünkü bizim misyonumuz bize başvurmuş anne adaylarını bebekleri ile birlikte en sağlıklı şekilde evlerine göndermektir.

    Travay’ın süresi kişiye ve gebeliğin sayısına göre değişim gösterir. Eğer kişi ilk doğumunu yapıyorsa daha uzundur. Bundan sonraki her gebelikte travay süresi biraz daha kısalır. Doğumlar tekrarlayan gebeliklerde daha kolay olmaya başlar. Anne olmak Allahın kadına verdiği kutsal bir görevdir. Bu güzel göreve giden yolda karşılaşılan zorlukları hastalarımız ile birlikte aşıyoruz. Doğum gerçekleşip anne bebeğini kucağına alınca gebelikte ve travay sırasında çekilen tüm sıkıntılar unutuluyor.

    Bebeğin başı annenin vajinasından dışarıya doğru kabartı yapmaya başlayıp, bebeğin saçları göründüğünde, annenin perine bölgesine lokal anestezik yapılır ve çıkan bebek annenin dış genital organlarını düzensiz bir şekilde yırtmasın diye EPİZYOTOMİ denilen bir kesi yapılır. Sonra anneye var gücüyle ıkınması söylenip bebeği bizim kontrolümüz ile doğurması sağlanır. Evet o büyük an gelmiş, bebek doğmuş ve var gücüyle ağlamaya başlamıştır. İşte o an Kadın Doğumcunun ve Annenin birlikte derin bir OH! çektikleri en mutlu andır.

    Bebek Çocuk Doktoru tarafından muayene edilip sağlıklı olup olmadığı kontrol edilirken, Anne de Plasentayı doğurmakla meşguldür. Her Kadın Doğum hekimi Plasentanın tam olarak çıkıp çıkmadığını kontrol etmek zorundadır. Eğer rahim içinde Plasenta parçaları kalırsa Doğum sonrası

    Anne hayatını tehtid eden kanamalar meydana gelebilir. Şayet Plasenta tam çıkmadıysa mutlaka içerde kalan parçalar KÜRTAJ yöntemi ile temizlenmelidir.

    Genellikle bebekler taravay sırasında Rahim Ağzında (Serviks’te ) ve Vajinada düzensiz yırtıklar meydana getirebilirler. Mutlaka Vajinaya ekartörler koyarak Serviksteki ve vajinadaki yırtıklar kontrol edilmeli ve dikilmelidir. Eğer bunlar da kontrol edilmeyip atlanırsa ve dikilmezse CİDDİ DOĞUM SONU KANAMALARINA yol açarlar.

    Plasentayı kontrol ettik, Rahmimizin kendini toparladığını sertleştiğini ve kanama olmadığını gördük. Serviks ve Vajinadan da emin olduk. Şimdi sıra Epizyotomimizi Onarmaya geldi. Epizyotomimizi de gizli ve estetik biçimde diktikten sonra Annemizi , bebeğimizle birlikte sağlıkla odasına gönderebiliriz. Normal doğum veya Sezaryenlerde hastanede bir gece kalan hasta sağlıklı bir şekilde evine gönderilir.

    Kısa bir süre sonra bizim doğum sonrası tedavimiz ve önerilerimiz ile birlikte annenin kendine dikkat etmesiyle doğum sonrası süreç te en sağlıklı şekilde tamamlanır. Bizim en büyük gıdamız, mutluluğumuz, gururumuz; hastalarımızı sağlıklarına ve sağlıklı bebeklerine kavuşturmaktır.

  • Lipoliz!!

    Lipoliz!!

    Diyet yaparak çözemediğiniz, belli bir bölge için incelme veya selülit yağları için bugün artık Avrupa’da soya enjeksiyonları yöntemi uygulanıyor. Ülkemizde az sayıda hekimin uyguladığı bu yöntem Avrupa ve ABD’de büyük ilgi görüyor. Bazı kişilerin kiloları fazla olmadığı halde belirli bölgesel aşırı yağ birikmesi olur. Kadınlarda bacak, kalça, karın, belin yan tarafları, erkeklerde ise özellikle karın ve bel en çok yağ biriken bölgelerdir.

    Lipoliz çok etkili bölgesel incelme ve zayıflama sağlayarak yağ eriten bir uygulamadır. Lipoliz’in en önemli özelliği ameliyat gerektirmeden bölgesel yağlardan arınma olanağı vermesidir. Lipliz uygulamasında soyadan elde edilen fosfatidil kolin kullanılır. Soya enjeksiyonu ile kilo verilmez fakat bölgesel olarak incelme sağlanır.

    Son günlerde en gözde bölgesel incelme yöntemlerinden olan Lipoliz etken maddesi fosfatidilkolin olan bir ilaç kullanılmaktadır. Bu madde kişinin vücudunda bulunan ve yağ metabolizmasında önemli rolü olan bir maddedir. Lesitin ve fosfatidilkolin, vücudumuzda yağları parçalamaktan sorumlu olan, safra kesesi tarafından yapılan safranın içinde bulunmaktadır. Bu tedavinin niçin yan etkisinin olmadığı konusunu açıklar. Çünkü vücudumuz bu prosesi her zaman zaten yapmaktadır. Lipoliz tedavisinin avantajı direkt olarak hedef seçilen vücut bölgesindeki yağ dokusunun içine enjekte edilmesidir. Böylelikle yağ eritici etkisi hızlanır. Bu yöntem, mezoterapi uygulamasına benzer bir yöntemle fazlalıkların yok edilmesi istenilen bölgelerde, çok ince uçlu bir iğne ile ilaç enjeksiyonu şeklinde gerçekleşiyor. Gözaltı torbaları yağdan oluşuyorsa ve gıdı bölgesinde fazla yağlanma varsa bu yöntem uygulanabilir.

    Lipoliz Nasıl Etki Sağlar?

    Lipoliz vücuda enjekte edildiğinde yağ hücrelerinin zarının geçirgenliğini artırır ve parçalanan yağ hücreleri karaciğer tarafından yok edilir. Bu uygulama yöntemi yağ hücrelerinin sayısını azaltır ve sayısal tipte artan yağ hücresi çoğalmamalarında çok etkilidir. Bu nedenle belli bölgelerdeki yağlanma tamamen ortadan kalkar. Bu tedavi yöntemi vücuttaki bölgesel yağ birikimlerini cilt derinizde gevşemeye yol açmadan yok edebilmektedir. Lipliz doğal yollardan yağ yakımını arttırmaktadır.

    Lipoliz Etki Ne Zaman Başlar? Kaç Seans Gerekir?

    Kişinin problemine göre seans sayısı değişiklik gösterebilir. İğnelerin etkisi izlenerek en az 2 hafta aralıklarla yapılmaktadır. 1. seansın sonuçları ise 2-3’cü haftadan sonra görülmeye başlar. Fakat erime çok daha uzun süre devam eder. Seans sayıları kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte 3–6 seans veya 4–8 seans şeklinde olabilir.

    Lipoliz Hangi Bölgelere Uygulanır?

    Doğum sonrası kalan yağ kitleleri, çene altı, kollar, karın, bel, kalça, basen ve bacak bölgesindeki bölgesel yağlanmaların yok edilmesinde uygulanabilmektedir. Erkeklerin sırt yağ birikintilerinin tedavisinde alternatifsizdir. Dengeli beslenme uygulandığı ve egzersizle desteklendiği sürece sonuçlar kalıcıdır.

    Lipoliz Diğer Yöntemlerden Farkı Nedir?

    Lipoliz ile yağların erimesi ve atılması esas olarak vücudun kendi doğal süreçleriyle olur. Enjeksiyonlar yağ hücresi zarının akışkanlığını ve geçirgenliğini artırarak, vücut yağlarının hücre dışına çıkışını kolaylaştırır. İlacın zerk edildiği yağ dokularında doğal bir metabolik süreç harekete geçerek yağları eritir. Vücuttan atılmasını sağlar. Lipoliz tedavisinin en büyük özelliği yavaş fakat derin erime sürecidir.

    Lipoliz, yağ hücrelerini normal boyutlara getirir. Hatta birçoğunu yok eder. Yağ hücresi bir kez yok olduktan sonra bir daha yeniden oluşmaz. Bu işlem, bazı yağ hücrelerini tamamen yok ettiği için, Liposuction’a benzetilebilir. Ancak Liposuction bu işi cerrahi olarak yapar ve mekanik bir şekilde yağları vakumla çeker.

    Liposuction ameliyatı sonrasında vücut şeklinin deforme olmaması için korse giyilmesi gerekir. Bundan başka ameliyat izi, morluklar ve ödemler uzun süre devam eder. Oysa Lipoliz iğnelerini yaptırırken, sosyal hayatınıza normal bir şekilde devam edebilirsiniz.

    Öte yandan Liposuction yaptırdıktan sonra yeniden kilo alacak olursanız, vücudunuzda yeniden biriken yağların farklı yerlerde toplanma ihtimali vardır. Deri dalgalı görünür. Vücut genellikle deforme olur.

    Lipoliz ile de o bölgedeki yağ hücreleri kısmen yok olur. Ancak doku Liposuction kadar hasar görmediği için daha doğal bir dağılımla geri gelir. Esasında bölgesel yağlanma tedavilerini, kilosu daha sabit olan insanlara yapmak gerekir.

    Acı veya Ağrı Hissedilir Mi?

    Bu uygulama kesinlikle acılı bir yöntem değildir. Mezoterapi iğnesine benzer son derece ince uçlu bir iğne ile uygulama yapılır. Uygulama yapılan bölgelerde hafif kızarıklık, hassasiyet, ısı artışı, kaşınma, ödem bazen küçük morarmalar görülebilir fakat kısa sürede geçer.

    Herhangi Bir Yan Etkisi Var mı?

    15 yıldır kolesterolü düşürmek ve belli bir takım hastalıkların tedavisinde kullanılan bu ilacın sağlık açısında herhangi bir yan etkisi yoktur. Bugün başta Amerika ve Avrupa’da olmak üzere birçok ülkede uygulanmaktadır. Hekim kontrolünde yapılması gerekir.

  • Prp – trombositten zengin plazma

    PRP ile Cilt Gençleştirme

    PRP nedir?

    PRP, “Platelet Rich Plasma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen tedavi yönteminin kısaltılmış ismidir.Bu uygulama bir kişiden alınan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak santrfüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrılması ve elde edilen az miktardaki ” platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” nın (PRP) yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesini temel alır.

    PRP uygulamasında amaç nedir?

    Plateletler-veya diğer adıyla trombositler-vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerine sağlamak için gerekli olan “büyüme faktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Dokularımızda her hangi bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplayarak bir onarım süreci başlatır. PRP uygulamasının amacı ise bu hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti verebilmektedir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü PRP ile elde edilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ile 4 kat fazladır.

    PRP’nin hedefi yara iyileşmesinin sağlamak mıdır? Derinin gençleşmesi ile yara iyileşmesi arasındaki ilişki nedir?

    Derimizin yaşlanması aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklıdır. Bu nedenle derimizi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimizde limitleri belli, hafif bir hasar verir ve bu hasarı derimize hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanırız, bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlar. Dermokozmetik ürünler de benzer şekilde derimizi yeniden yapılandıran maddelerin veya sentetik olarak elde edilmiş büyüme faktörlerinin bir iyileşme süreci başlatmasını sağlar. Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle plazma uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

    Hastanın kendi kanının işlemden geçirilip hastaya tekrar verilmesi güvenilir bir uygulama mıdır?

    PRP uygulması “otolog” dur, yani kullanılan plateletler hastanın kendisinden alınanlardır, ayrıca kanın alınması, plateletlerin ayrıştırılması gibi işlemler steril ve kapalı bir kit yardımıyla yapılmaktadır, yani dışarıdan da bir bulaşma riski yoktur. Bunların dışında, verilen plataletlere eklenen hiçbir şey mevcut değildir. Bu nedenle bu uygulama güvenilir olarak değerlendirilebilir.

    Bu tedavinin uygulaması ne kadar sürüyor? Özel bir koşul gerekiyor mu?

    Toplamda yaklaşık 30 dakikalık bir uygulamadır. Kolayca, acısız biçimde uygulanır.

    PRP uygulamasında olumlu etki ne zaman görülür?

    Uygulamadan hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3 veya 4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uyguladıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir.

    Etkinin tam olarak sağlanması için kaç uygulama yapmak gerekir?

    Tam etki toplam 3 veya 4 uygulamadan, yani bir kür tamamladıktan sonra kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkacaktır.

    PRP uygulamasından beklentiler neler olmalıdır?

    Uzun etkilidir.

    Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır.

    Sadece yeni kollajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler.

    Kırışıklıkları ve çizgileri deriyi doldurarak değil gençleştirerek giderir.

    İlk uygulama sonrası sağlanan parlak sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir, bunun için tekrarlayan uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin devamlılığı sağlanmalıdır.

  • Vajinismuslu Gebe Kalabilir Mi ?

    Vajinismuslu Gebe Kalabilir Mi ?

    Vajinismus hastalarının merak ettiği sorulardan biri de çocuk sahibi olup olamayacaklarıdır. Evliliğinde zaten ilişki konusunda sıkıntılı bir süreç geçiren hastaların aklına bir de çocuk sahibi olamayacakları fikri yerleştiğinde durum daha karmaşık bir hal alabilir. Çiftlerin aile yapısı, bu konu hakkında yaptıkları baskılar evliliği daha zor bir sürece sürükleyebilir.

    Vajinismus Gebe Kalabilir Mi?

    Vajinismus, ilişki esnasından istem dışı olarak vücudun kasılması ve ilişkiye girememe durumudur. Daha önceki yazılarımda, bu hastalığa sebep olacak durumlara ve Vajinismus belirtilerine değinmiştim. Genel olarak toplumun cinsellik konusundaki algısı ve ailelerin bu konuda yaptıkları baskılar, küçük yaşta evlendirilme, kızlık zarı hakkında yanlış bilgilere sahip olma ilerde bu hastalığa sebep olabilir . İlişkiye girme esnasında acı ve ağrı hissediyorsanız, eşinizi iterek uzaklaştırmaya çalışıyorsanız, izin verseniz dahi istemsiz kasılmalar sebebiyele eşiniz önünde bir duvar gibi engelle karşılaşıyorsa, oldukça korku, kaygı, endişe duyuyorsanız ve bu esnada terleme bunaltı gibi durumlar oluyorsa Vajinismus olabilirsiniz.

    Vajinismus Süreç

    Sorumuzun asıl cevabına gelelim. Evet, vajinismus hastaları hamile kalabilirler. Vajinismus hastaları tam olarak gerçekleşmeyen ilişkide erkeğin dışa boşalması ile spermlerin vajina içine kaçarak yumurtayı döllemesiyle gebe kalabilirler. Ancak şunu unutmamak gerekir, ilişkiye girmekle doğum yapmak aynı şey değildir. Yani doğum yaptığınızda yenmiş olmazsınız. Belki bu durum aileniz ve çevreniz için bir süre gündemi değiştiren, sevindirici bir olay olsa da bu geçici bir süreç olacaktır. İlişki esnasında tekrardan aynı sıkıntıları yaşayabilirsiniz.

    Tedavi edildiği sürece çok olumlu sonuçlar veren bir hastalıktır. Çiftlerin seanslara istekli olarak katılmaları ve sonucunun olumlu olacağı inancında olmaları süreci güzel şekilde etkileyecektir. Eğer iyi bir uzmandan başarılı bir vajinismus tedavisi görürseniz hamile kalma konusunda korkularınızı ve endişelerinizi de yenmiş olursunuz. Hatta psikolojik olarak doğum yapmaya daha uygun hale geleceksiniz. Tabi ki doğumdan önce tedavi olmakta büyük fayda görülmektedir. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi vajinismusluyken de hamile kalma olasılığınız vardır. Bu durumda erken doğum, düşük riski yoksa 3. aydan itibaren tedavi yapılabilir. Hamile kalan hastamız için en uygun olay tedavi süreci 3. ve 6. aylar arasındadır. Tedavisini ertelememeniz doğum sürecinde de sonrasında da size fayda sağlayacaktır.

    Vajinismus Hakkında Yanlış İnanışlar

    VAJİNİSMUSU BEN YARATIYORUM Vajinismus, kişinin iradesi dahilinde olan bir durum değildir ve istem dışı olarak gelişir. Yanlış bilinen şeylerin başında bu durum gelmektedir. Toplumumuzda her on kadından biri Vajinismus olarak karşımıza çıkmaktadır ancak çoğu kişi bunun istem dışı olan bir hastalık olduğundan ve Vajinismus tabirinden habersizdir. Kısacası VAJİNİSMUSU siz yaratmadınız.Toplumumuzun tutumu ve eksik öğretilerle yetiştirilmeniz yarattı.Toplumumuzda cinsellik algısı ve aile yapımız dolayısıyla kızlarımız küçük yaştan itibaren bu konu hakkında hiç bir bilgi sahibi olmadan ya da yanlış bilgilere sahip olarak evlendirmemiz vajinismusu doğurmaktadır..

    Kızlık Zarını Aldırırsam İlişki Olur Mu?

    Vajinismus Yanlış İnanışlarBu da ikinci en önemli yanlıştır. Kızlık zarının çok önemli olduğu ve korunması gerektiği, bozulmasının çok zor ve ağrılı olacağı, ilk gün çok fazla kanamanın olacağı gibi yanlış bilgiler ilerde bu hastalığa yol açmıştır. Hatta bazı inanışlarda ailelerin kanamanın olduğuna bakmak istemesi ve eğer kanama olmazsa o kişinin bakireliğinden şüphe duyulması gibi konular ilk gecede kişilerin strese girmesine, endişe duymasına sebep olmaktadır. Bu gibi durumlarda kişinin vücudunda kasılmalar olur ve ilişki gerçekleşemez. Adete bir duvar gibi engel oluşturur.Bazen bunu kızlık zarının kalın olmasına bağlarlar.

    Ameliyat ile kızlık zarını aldırmayı düşünürler. Bu da tamamen yanlış bir inanıştır. Çünkü Vajinismus psikolojik bir durumdur ve kızlık zarı olmasa dahi ilişkiye girmede sıkıntılar yaşanır. Anormal ve ilişkiye engel olabilecek kızlık zarı yapısı çok nadir görülen bir durumdur. Sadece bu durumda bir cerrahi gerekir. Kızlık zarı ufak bir cerrahi işlemle alınır. Gereksiz işlemlerden kaçınmak için mutlaka bu konuda tecrübeli bir uzmana başvurmak gerekir. Bana başvuran hastalarımda bu işlem gerekliyse(ki gerçekten çok nadir gerekir) başarı ile planlayıp kızlık zarını alıyorum, sonraki seanslarımlada Vajinismus tedavisini başarıyla tamamlıyorum.

    İlişkiye Beni İstemediği İçin Girmiyor

    Bu yanlış bir düşüncedir. Vajinismusu atlatmada en önemli destek eş tarafından sağlanır. Ancak bu konuda bilgi sahibi olmayan eş, ilişki esnasında böyle bir durumla karşılaştığında öfkelenebilir ve eşinin kendisini istemediğini ya da ilişkiye girme esnasında bir durumdan çekindiğini düşünebilir. Bu da evliliği bitirme noktasına getirebilir. Vajinismus hastalığı tedavi edilemeyen bir hastalık değildir. Böyle bir durumda sakin davranıp araştırma yaparak iyi bir uzmandan destek alındığında % 100 başarılı sonuçlar elde edilebilir.

    Eş Tedavide Mutlaka Şarttır

    Eş tedaviye katılırsa tabiî ki sorunların aşılması daha kolay olur ve sağlıklı bir cinsel yaşamdaki bilgilendirmede tam sağlanır. Ama şart değildir. Hatta bazı danışanlarımız partnerinden ayrılmış olabilir kendiside rahatlıkla başvurup bu hastalığı yenebilir.

  • Stres egzaması

    Stres egzaması nedir?

    Stres egzaması nedir sorusunun cevabı hastalarımız tarafından en çok merak edilen konulardan biridir. Genellikle stresin vücuttaki psikolojik ve fizyolojik yıkıcı etkisinin sonucunda derimizde ortaya çıkan kaşıntı ve kızarıklığa stres egzaması adını vermekteyiz.

    Her stresi olan kişide egzama olur mu?

    Her stresi olan kişide egzama görülmez. Genellikle deri bakımını ihmal eden, soğuk havalarda derisine yeterince nemlendirici kullanmayan, yazın güneşten korumayıp uzun süre güneş altında kalan, yeterli su içmeyip beslenmesine dikkat etmeyen ve bazı hipotiroidi , dyabet gibi endokrinolojik sorunları olan kişilerde daha sık görülür.

    Stres egzaması olduğumu nasıl anlarım?

    Egzamanın birçok sebebi bulunmaktadır. Ancak stres en büyük egzama sebebidir. Günümüzde neredeyse stresi olmayan insan bulunmamaktadır. Kimilerinde stres saç dökülmesi , tırnak bozuklukları gibi problemlere neden olurken, kimi kişilerde ise deride egzama şeklinde kendini gösterir. Özellikle çok strese girildiği zamanlarda artan kaşıntı ve kızarıklıkla kendini gösteren bir şikayetimiz varsa, stres egzamasından şüphelenebiliriz. Ancak kesin tanının konulabilmesi için mutlaka uzman dermatoloğun görüşü alınmalıdır.

    Stres egzaması deride nasıl gözükür?

    Stres egzaması olan deri normal deriye göre daha kalın, kızarık ve kaşıntılıdır. Genel olarak derinin bütünlüğü kaybolmuştur ve yer yer deri üzerinde yarıklar bulunabilir. Diğer egzamalara göre kaşıntısı daha şiddetlidir. Stres artışlarında bazen farkında olmadan kaşıntı şiddeti de fazla olur ve ekzema bölgesinde yer yer kanamalı yarıklar oluşabilir. Bu artık ileri evre egzama dönemidir ve bu dönemde deri enfeksiyona açık hale gelir. Bu nedenle bu evreye kadar gelmiş olan stres egzaması mutlaka tedavi edilmelidir.

    Stres egzaması en çok hangi bölgelerde görülür?

    Stres egzaması sıklıkla ense bölgesi, diz ve dirsekler, sırt ve genital bölgede ortaya çıkar. Özellikle genital bölgede ortaya çıkan stres egzamasında aylar boyunca mantar enfeksiyonu zannedilip etkisiz tedaviler kullanılabilir. Bu nedenle özellikle bu bölgedeki uzun süren ve çok şiddetli kaşıntılı lezyonlarda mutlaka dermatoloğa başvurulmalıdır.

    Stres egzamasının kesin tedavisi var mıdır?

    Stres egzamasının tedavisi mümkündür. Ancak tedavi aşamasında doktorla beraber hastanın kendisine de çok iş düşmektedir. Öncelikle egzamanın stres kaynaklı olduğu kesinleştikten sonra hasta mümkün olduğunca rahat olmalı ve doktorunun önerdiği tedavilere harfi harfiyen uymalıdır. Stres egzamasının tedavisi sabır isteyen bir süreçtir. Ancak düzenli ve doğru yapılan tedavinin sonucunda tedavi mümkündür.

    Stres egzamasının iyileşmesi ne kadar sürer?

    Stres egzamasının iyileşme süresi kişiden kişiye değişebilir. Bu konuda kesin tedavi olacağına inanan ve doktorunun tedavisine uyan hasta grubundaki tedavi başarısı yüksek ve tedavi süresi birkaç hafta kadardır. Ancak tedaviyi düzenli kullanmayıp egzamanın iyileşebileceğine inanmayan hastalardaki tedavi süresi de bir o kadar uzun olur. Bu nedenle tedavinin başarısına inanmak gerekmektedir.

  • GEBELİK VE BESLENME

    GEBELİK VE BESLENME

    Hamile olduğunu yeni öğrenen kadınların pek çoğunda,en çok ilgi çeken konulardan birisi beslenme şeklinin nasıl olması gerektiğidir.
    Çoğu kadın bebeğinin gelişimi için doğru ve dengeli beslenemediğini düşünür.Hatta ilk aylarında kilo alamayan gebeler endişelenebilirler.
    Aslında tüm bu endişeler çoğu zaman gereksizdir.Çünkü bulantı ve kusmalar ile iştahsizlık problemleri ilk aylarda kilo almayı doğal olarak engelleyebilir.
    Kimi zaman hastaların eline çeşitli diyetler verilmekte ve belli beslenme programlarına zorlanmaktadırlar.Bazı gebeliğin özel durumları haricinde bu tür yaklaşımların hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur.Kadınları korkutaraksevmedikleri veya tolere edemedikleri gıda maddelerini tüketmeye zorlamak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.Bu tür diyetler ancak konunun uzmanı diyetisyenler tarafından hastanın durumu göz önüne alınarak,doktorunun önerileri doğrultusunda ve kişiye özel olarak hazırlanabilir.
    Ancak yine unutulmamalıdır ki bebeğin büyümesi,sağlıklı olması,ruhsal,fiziksel,zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve dengeli beslenmesiyle orantılıdır.
    Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması,besin depolarının yeterli olması ve yaşı , hem bebeğinin hem de annenin sağlığını koruyacak en öenmli etkenlerdir.Çünkü bebek, annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için gerekeni seçip alarak,büyür beslenir.
    Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken doğal yollardan fazladan alacağı protein,enerji,vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir.
    Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması için annenin yaklaşık 10-12 kg alması yeterlidir.Bu artışı sağlayabilmek için gebelik öncesine göre bir gebe ek olarak günlük 20gr. Protein , 15-20 mg.demir, 500 mg.kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji alması gereklidir.
    Gebelikte sıklıkla tüketilmesi gereken besin öğelerine göz atalım.
    KALSİYUM
    Kalsiyum, bebeğinizin gebeliğin 8.haftasından itibaren oluşmaya başlayan kemik ve dişlerinin gelişimi için gerekli bir mineraldir.
    Gebelikte, normalde gerek duyduğunuzun miktarın iki katı kadar kalsiyum gereklidir.Çünkü gebelik boyunca diş ve kemiklerden sürekli bir kalsiyum eksilmesi olmaktadır.Kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt , yoğurt , ve yeşil yapraklı sebzelerdir.
    Brucello, tifo benzeri hastalıklardan korunabilmek için tükettiğiniz peynirin ve sütün hijyenik ve iyi pastörize olmasına da özen gösterin.
    PROTEİN
    Gebelikte artan protein gereksinimi karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta , balık ,kuru baklagiller (fasulye,mercimek,barbunya…) gibi proteinden zengin besinler önerilir.
    Proteinler,hayvansal ve bitkisel proteinler olarak ikiye ayrılır.Diyetlerde bitkisel ve hayvansal proteinler eşit oranlarda tüketilmelidir.
    Hayvansal gıdalarda yağ mümkün ölçüde alınarak,etin yağsız şekilde tüketilmesi önerilir.Ayrıca balıkta proteinden başka bulunan Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri de bebeğin zeka gelişimi üzerine olumlu etkili maddelerdir.Tüketilen balık taze ve iyi pişirilmiş olmalıdır.
    DEMİR
    Gebelikte ‘’kan yapıcı’’yani demirden zengin gıdaların tüketilmesi ve özellikle de 4-4,5 aylardan sonra folik asitli demir ilaçlarının kullanımı önemlidir.Çünkü özellikle bu aylardan sonra demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık (anemi) ortaya çıkabilir.
    Aşırı derecede kansızlığı olan kişilerde kan haplarına (demir haplarına) gebeliğin erken dönemlerinde de başlanabilir.Ancak bu durumda zaten ilk aylarda sık olarak görülen bulantı,kusma ve mide şikayetlerinde artış olabileceğinden tedaviye başlangıç süresi bir kaç hafta ertelenebilir.
    Gebelerde demir eksikliği halsizlik , bitkinlik ,nefes darlığı ,uykuya meyillilik ve çarpıntı gibi şikayetler oluşturabileceği gibi gebelikle ilgili olarak da erken doğum ,bebeğin rahim içinde gelişememesi,ölü doğum ve düşükler gibi komplikasyonlara zemin hazırlar.Ayrıca C vitamininden zengin meyve ve sebzeler de barsaklardan demir emilimini arttıracaklardır.
    Genelde 4.aylardan sonra başlanılan demir hapları kesinlikle sütle birlikte içilmemelidir.Çünkü süt ,demirin emilimini azaltarak etkisizleştirmektedir.
    Verilen demir hapının dozu hekim tarafından kişiye özel olarak ayarlanmaktadır.Kişinin kanının ileri derecede düşüklüğü kan ilacının dozunun arttırılmasına neden olabilir.Veya örneğin ikiz gebeliklerde vücudun demir gereksinimini artacağından dolayı doz yükseltilmesine gidilebilir.
    Bazı kişiler demir haplarını mide şikayetlerinden dolayı gebelikleri boyunca kullanamayabilirler.Bu kişilerde,içilebilir (sıvı) demir solüsyonları kullanılabilir.Bazen de demir damar içi veya kas içi uygulamalarla hastalara yüklenebilirler.Çok ileri durumlarda ise kan veya eritrosit (kırmızı kan hücresi) tranfüzyonu (nakli) yapılması zorunlu hale gelebilir.
    Bir kişide yoğun bir şekilde yapılan demir tedavilerine rağmen halen kandaki hematokrit ve hemoglobin değerleri düşük kalıyorsa demir eksikliği anemisi dışındaki anemiler veya barsak emilim bozuklukları (malabsorbsiyon sendromları) aranmalıdır.
    C VİTAMİNİ
    C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde , vücudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı immun (bağışıklık) direncinin arttırılmasında ve metabolizmamızdaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir.
    Gebelikte C vitamini gereksinimi metabolizmanın hızlanmasına bağlı olarak artmıştır;
    Ancak düzenli bir şekilde beslenen gebelerde hap şeklinde vitamin alınması önerilmemektedir.
    C vitamini portakal , limon, kırmızı ve yeşil biber , domates , çilek , greyfurt , karnıbahar , lahana , Brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur.vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır.
    Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamininin çoğu kaybolur.Besinleri tazeyken tüketmeli , iyi yıkanmış sebzeleri çiğ ya da az haşlayarak yemelisiniz.ayrıca gebelerde uzun süre beklemiş ,doğal içerikli olmayan , konserve ve benzeri gıdalar da önerilmez.
    FOLİK ASİT
    Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalardan itibaren ‘’B9 vitamini’’ yani folik asit alınması çok önemlidir.Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır.
    Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır,ancak uzun süreli pişirmeler ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarını azaltır.En çok ıspanak,yer fıstığı,fındık ,karnabahar,kepekli ekmekte mevcuttur.
    Doğal gıdalar gebelerin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır.
    Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı bebeklerde ‘’nöral tüp defektleri’’ adı altında toplanan bir takım anormalliklerin (hidrosefali,spina bifida,anensefali) ortaya çıkabileceği gösterilmiştir.Ayrıca bu gebelerde preeklampsinin (gebelik zehirlenmesi)daha sık geliştiği gözlenmiştir.
    Daha önceden folik asit eksikliği saptanmış veya nöral tüp defekt anomalili bebek doğurmuş kadınlar,gebe kalmayı düşündükleri tarihin en az 3 ay öncesinden itibaren folik asit alımına başlamalıdırlar.
    LİFLİ GIDALAR (Posalı gıdalar)
    Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler,gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır.
    Genellikle tüm sebzeler lif açısından zengindir.Her gün bolca yiyebilirsiniz.Kepekli besinler de lif içerir,ancak diğer bazı besinlerin bağırsaklardan emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir.
    Lifli gıdalar en sık olarak kepekli ekmek , yulaf ezmesi , barbunya , kepekli makarnalar , kayısı , kuru üzüm , bezelye , pırasa , esmer pirinç , ahududu , kuruyemişte bol miktarda vardır.
    GEBELİKTE SIVI ALIMI
    Gebelik süresince bol miktarda su ve sıvı alımı sizin ve gebeliğiniz açısından son derecede yararlıdır.
    Özellikle bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonu , oligohidramnios (bebeğin amnion sıvısının normalden az oluşu), erken doğum eylemi , solunum yolu enfeksiyonları , kabızlık , ,ishal gibi pek çok durumda koruyucu veya tedavi edici olabilir.
    Gebelikte meşrubatlar ve meyve suları önerilmez.Çay ; açık olarak günde 2 fincan olarak içilebilir.Kahve , kafein içerdiğinden ötürü günde 1 fincanı geçmemek kaydı ile içilebilir.
    Tamamen doğal ve hiçbir katkı maddesi içermeyen nane , limon , adaçayı , ıhlamur , kuşburnu , papatya gibi bitki çayları da gebelikte içilebilir.Ancak, ‘’sinemaki ve adaçayı’’nın içimi konusunda bazı endişeler vardır.O yüzden bu bitkisel çayın gebelik sırasında tüketilmesi önerilmemektedir.
    Alkol , gebelikte kullanıldığında bebekte ‘fetal alkol sendromu‘ olarak tanımlanıp , zeka geriliği ve bir takım yapısal anormalliklerle kendini gösteren problemlere yol açtığından ötürü kesinlikle zararlıdır.
    Gebelikte gereksiz kalori tüketimini de kısıtlamak gereklidir.Unutulmamalıdır ki, önemli olan annenin karnının yağ bağlaması değil içerideki bebeğin sağlıklı ve uygun gelişimidir.Bu yüzden kek , bisküvi , reçel ve meşrubat gibi temel besin öğelerinden yoksun şekerli yiyecek-içeceklerden mümkün olduğunca kaçınmak gereklidir.Ayrıca yağlı kızartmalar yerine haşlama türü gıdalar tercih edilmelidir.
    Aşırı tuz tüketiminden de kaçınmak uygundur.Özellikle son aylarda aşırı tuzlu yeme ile vücutta ödem artabilir, tansiyon yükselebilir ve kendinizi daha rahatsız hissedebilirsiniz.
    Hangi besin kaynakları ne işe yarar?
    Et,yumurta,kurubaklagilleri:Beyin , kas , kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir.Protein ve demir gereksinimini karşılarlar.
    Süt ve süt ürünleri;Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler.Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar.
    Sebze ve meyveler:Büyüme ve gelişme için vitamin ve minareleri sağlarlar.
    Tahıllar:Kalori ve B grubu vitamenleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye için önemlidirler
    Yağ ve şekerler: Sadece enerji içerirler ve enerji açığını kapatırlar.
    Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin gruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim.
    ‘’Gebelik diyet yapmak için uygun zaman değildir’’
    Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlanmalıdır.Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak gebelik sürecinde doğru değildir,kilosunu korumaya çalışmak ve özellikle dördüncü aydan sonra kalori kısıtlamasına gitmemek gerekir.
    Beslenmede yüksek kalorili yiyeceklerin fazlaca almasına engel olmak,ancak gebelik için gerekli temel besin öğelerini alarak gereksinmeleri karşılamak esastır.
    Ergenlik çağında olan veya yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken,kilonun korunması ve ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanmasıdır.
    Gebelikte ağırlığın takibi çok önemlidir.İlk üç ayda 0,5-1kg , sonraki aylarda ise ortalama 1,5-2,0 kg ağırlık kazanması uygundur.

  • NORMAL DOĞUM

    NORMAL DOĞUM

    Normal doğum sırasında ve sonrasında olacakların bilinmesi ile kadınların

    normal doğumdan çekinmeleri azalacaktır. Bu nedenle genelde ilk doğumunu

    normal yapan kadınlar ikinci doğumlarından önce korkmadıklarını ve ilkine göre

    daha iyi hissettiklerini söyler.

    Kadınların doğuma hazır olmalarına yardımcı olmak için hazırladığımız

    Kadınların doğumda karşılaşacakları olaylar ile ilgili genel bilgileri aşağıda

    bulabilirsiniz.

    Normal doğum sırasında neler olur?

    Doğum sırasında ebeniz veya doktorunuz bebeğinizi dünyaya getirirken size

    yardımcı olacaktır. Eğer bebeğin doğumu vajinal yoldan olur ise buna normal

    doğum denmektedir. Eğer doğum için annenin karnında kesi yapılarak ve rahim

    kesilerek bebek çıkarılıyor ise buna sezaryen ile doğum denmektedir.

    Normal doğum sırasında bebeğinizi çıkarabilmek için ıkınmanız gerekecek.

    Ikınma döneminden önce vücudunuzda bazı değişikliklerin oluşması gereklidir.

    Rahim ağzınız incelmiş olmalı ve devamında açılmalıdır. Nihayetinde rahim ağzı

    bebeğin kafasının geçeceği şekilde tam açıklığa ulaşmış olmalıdır. Ayrıca bu

    süreçte bebeğiniz rahimden aşağı doğru ilerlemiş ve vajen üst kısmına kadar

    inmiştir. Hatta bu dönemde sanki büyük abdestinizi yapacak hissi olur, veya

    makatınıza baskı hissi olur.

    Doğuma yardımcı olan doktorunuz veya ebeniz ıkınmanız gereken zamanı size

    söyler. Hangi duruş şeklinde rahat iseniz o şekilde ıkınmanızı öneririm. Örneğin

    yan yatar şekilde veya ayakta veya çömelerek ıkınabilirsiniz. Ikınmanın

    gerçekleştiği süre dakikalar veya saatler sürebilir. Eğer ilk doğumunuz ise bu

    süreç biraz daha uzun olabilir.

    Doğum acıtır mı?

    Evet, doğum genelde ağrılı bir süreçtir. Ağrının ne miktarda olduğu kadından

    kadına değişebilir. Kadın, ağrı kontrolü için kendine özgü uygulamalar

    seçmelidir.

    Bazı kadınlar doğal doğumu tercih eder. Yani doğum sırasında ağrılarını

    azaltmak için herhangi bir ilaç kullanmazlar. Bunun yerine hareket veya nefes

    alma teknikleri gibi doğal yöntemler aracılığı ile ağrı ile baş ederler.

    Bazı kadınlar ise doğum sırasında ağrı kesici kullanmak ister. Bunun için

    damardan veya kalçadan ağrı kesici uygulamaları veya epidural uygulaması

    tercih edebilirler.

    Bebek doğduktan sonra ne olur?

    Bebeğinizi doğurduktan sonra bebeğinizin eşi olarak bilinen plasentanın çıkması

    beklenir. Plasenta genellikle 30 dakikada çıkar. Daha sonra vajen ve vulva

    bölgesinde herhangi bir yırtık var mı diye muayene edilirsiniz. Eğer oluşan bir

    yırtık var ise uyuşturma işlemi yapıldıktan sonra dikiş atılır. Buraya atılan

    dikişler 10 gün içinde kendiliğinden erir. Şunu belirtmeliyim ki artık kesi yani

    epizyotomi işlemi gerekmedikçe yapılmamaktadır.

    Doğumdan sonra bebeğinize neler yapılır?

    Türkiye’de çok yaygın olmasa da yaptırdığım doğumlarda ten tene temasa çok

    önem veriyorum. Bu uygulamada, bebeğin göbek kordonu kesilmeden önce

    bebek annenin göğsüne verilir. 3 dakika beklendikten sonra göbek kordonu

    kesilir. Eğer bebekte sorun yoksa anne bebeğini bir süre daha tutabilir. Daha

    sonra bebeğin eder ve hareket, nefes alma, kalp atışı, cilt rengini değerlendirilir.

    Bu değerlendirmeye APGAR değerlendirmesi denir.

    Bebeğinizi hemen emzirmeniz hem sizin kanmanızı azaltır hem de bebeğiniz

    kendini güvende hisseder ve vücut ısısı düşmez. Bebeğiniz doğduğunda K

    vitamini iğnesi ve hepatit B aşısı yapılır. K vitamini bebeğin beyin kanaması veya

    barsak kanaması gibi bir sıkıntı yaşamasını engellemek için yapılmaktadır.

    Hastaneden ayrılmadan önce bebeğinizin beslenmesi ve emzirme ile ilgili

    değerlendirme yapılır. Ayrıca çocuk doktoru muayene eder. Ayrıca bebeğinize

    işitme testi ile ilgili randevu verilir. Bebekten topuk kanının en az 3 gün sonra

    aldırmak en doğru sonucu verecektir. Bu nedenle topuk kanını sağlık ocağında

    da aldırabilirsiniz.

    Doğumdan sonra hangi durumlarda doktorunuz ile görüşmelisiniz?

     Fazla miktarda vajinal kanama varsa

     Baş dönmesi veya bayılacak hissi varsa

     Ateş

     Kusma

     Yeni başlayan karın ağrısı

     Şiddetli baş ağrısı veya görme sorunu

     Üzgün veya umutsuz hissetme

  • Güneş alerjisi

    Güneş alerjisi

    Güneş alerjisi genelde kendini havaların ısınmasıyla birlikte gösterir. Özellikle kollar, yüzün elmacık kemiği ve alın bölgesi daha çok reaksiyon görülür. Sıklıklakızarıklık ve kaşıntı ön planda olsa da uçuk tarzında kabarcıklanmalar hatta baloncuklar ortaya çıkabilir.

    Güneş alerjisinde reaksiyonlar aniden gelişen ve sonradan gelişen reaksiyonlar olarak gruplandırılır.

    İlk grupta kişi güneş gördükten 5-10 dakika sonra veya en geç 6 saat içinde şikayetlerini ifade eder.

    Gecikmiş tip reaksiyonda kişi güneşe uzun süredir çıkabilmesine rağmen aniden çıkar çıkmaz güneşten aşırı rahatsızlık hissedebilir. Daha sonraki dönemlerde ne zaman güneş görse cilt kızarır ve kabarır. Takipleri ve tedavisi en sıkıntılı grup bu hastalardır.

    Bazen de uzun süre kullanılan antidepresan, tansiyon ilacı veya kolesterol ilaçları, tene sürülen parfümler gün ışığına karşı alerji oluşmasına sebeb olur.

    Güneş Alerjisine bağlı kaşıntıları nedeniyle son günlerde başvuran hastalarımın sayısında artış var. Güneş, tatile gidip denize havuza girmeden önce de alerji yapabiliyor. Bazı ciltlerde UVB ye karşı hassasiyet bahar aylarında genelde kollarda ve boyun bölgesinde başlayıp su toplayan kaşıntılı kabarcıklara kadar giden şikayetler yapabiliyor.

    Bu durumlarda size tavsiyem, önecelikle cildinizi güneşe alıştırarak kısa sürelerle başlayıp yavaş yavaş süreyi arttırarak güneşlenmeniz olacak. Güneş koruma ürününüz en az 30 faktörlü ve UVB+UVA korumalı olmalı. Kıyafetleriniz de sizi güneşten korumalı.

    Bitkisel ilaçlar ve bitki çaylarının bazıları güneş alerjisi yapabiliyor. Sarı kantaron otundan yapılan tabletleri uzun sürelerdir alanlarda şiddetli deri alerjisi olabiliyor. Bu konulara dikkat etmek gerekir.

    Dışarı çıkarken keskin parfümlü vücut kremleri sürmeyin.Işığa hassasiyeti arttırabiliyor. Ara ara ılık suyla duş alarak teninizi rahatlatın. Şikayetler birkaç günde geçmez ve yaraya dönmeye başlarsa mutlaka dermatoloğa başvurun. Nadiren de olsa bağ dokusu ve tiroid hastalıkları veya ağızdan alınan bazı ilaçlar bu tarz döküntüler yapabiliyor.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

  • Kızlık Zarı Dikimi

    Kızlık Zarı Dikimi

    Zar dikimi günümüzde ilgi gören ve çok tercih edilen yöntemler arasında yer alıyor. Bu yüzden kızlık

    zarı dikimi aynı zamanda bekaret dikimi olarak da adlandırılıyor. Bu kadar çok talep görmesinin yanı

    sıra hala zar dikimi hakkında bilinmeyen pek çok şey bulunuyor. Zar dikimi hakkında bu kadar çok

    soru sorulmasının nedeni, bu konu hakkında yeterli bilgi sahibi olunmaması ya da yanlış bilgilere

    sahip olunması olarak görülebilir.

    Kızlık zarı çeşitli nedenlerden dolayı yırtılabiliyor. Ancak bu nedenlerin bilinmemesi ve yanlış

    anlamalar, kadınları toplum içerisinde ve özellikle aile çevresinde zor durumlara düşürebiliyor. Bu

    yüzden birçok kadın gizlice kızlık zarını diktiriyor ya da onarımını sağlıyor. Bazı durumlarda aileler reşit

    olmayan kızlarını jinekologlara getirebiliyorlar.

    Kızlık Zarı Dikimi Nasıl yapılıyor?

    Zar dikimi operasyonları basit bir şekilde yapılabiliyor. Tıp biliminde bu konudaki gelişmeler, bu tür

    operasyonların daha kolay ve daha kısa bir sürede yapılabilmesine olanak sağlıyor. Günümüzde zar

    dikimi operasyonları zarın yapısına göre farklı olmakla birlikte 10 ya da 15 dakika kadar sürüyor. Bazı

    kadınlar zar diktirme operasyonları ile birlikte vajina daraltma operasyonu da yaptırmak istiyorlar. Bu

    durumda operasyon 20 dakika kadar sürebiliyor.

    Kızlık zarı dikimi iki tür yöntemle yapılıyor. Kalıcı kızlık zarı dikimi en çok tercih edilen yöntemler

    arasında yer alıyor. Bu yöntemde de en etkili olan ise Flep yöntemi. Flep yönteminde vajina arka

    duvarından alınan doku, vajina üst ve yan duvarlarına dikiliyor. Eğer bu yöntemde lazer cihazı

    kullanılıyorsa dikiş yerine lazer ışınları ile kesme ve yakma işlemleri yapılıyor.

    Bu işlemin herhangi bir riski bulunmuyor. Ayrıca operasyondan sonra yara ya da dikiş izi kalmıyor.

    Lazer ile yapılan operasyonlarda iyileşme daha çabuk oluyor ve kanama meydana gelmiyor.

    Kalıcı kızlık zarı dikimi, cinsel birleşmeden yıllar sonra bile yaptırılabiliyor. Ayrıca doğum ya da kürtaj

    olunmasının da operasyona hiçbir etkisi bulunmuyor.

    Geçici kızlık zarı dikimi genellikle evlilikten ya da cinsel birleşmeden 2–3 gün Öncesinde yaptırılıyor.

    Bunun nedeni operasyonun etki süresinin en fazla bir hafta olmasıdır. Bir hafta sonrasında tekrar

    yırtılma kendiliğinden meydana gelebiliyor. Evlilikten kısa bir süre öncesinde en çok bu yöntem tercih

    ediliyor.

    Kızlık Zarı Dikiminden Sonra Ne Yapılmalı?

    Mümkünse operasyon yapılan günde dinlenilmesi gerekiyor. Kişinin durumuna göre bu süre 1 ya da 2

    gün sürebiliyor. Ağır kaldırmamak ve ağır aktivitelerden kaçınmak olduk önemli. Ayrıca Vajen

    bölgesinin kuru kalması gerekiyor. Bu yüzden bir hafta kadar denizden ve havuzdan uzak durmak

    gerekiyor.

    Operasyondan sonra birkaç gün boyunca, operasyon yapılan bölgeye pansuman yapılması gerekiyor.

    Doktorun tarif etmesi ile pansuman işlemi kişi tarafından evde de yapılabiliyor. Bisiklete ya da ata bir

    süre binilmemesi gerekiyor. Kabızlık operasyonun bir numaralı düşmanlarından bir tanesidir. Kabızlığı

    önlemek için bağırsakları yormayan yumuşak yiyeceklerin yenilmesi tercih edilmelidir.

  • KISIRLIK

    KISIRLIK

    Doğurganlık çağındaki bir çiftin herhangibir doğum kontrol yöntemi kullanmadan, en az bir yıl düzenli cinsel ilişkiye girmesine rağmen gebeliğin oluşmamasına “kısırlık” (infertilite) denir. Daha önceden gebe kalmış veya çocuğu olan bir çiftin, istemesine rağmen gebe kalamamasına ise “sonradan gelişen kısırlık” (sekonder infertilite) denir. Hiçbir problemi olmayan ve düzenli cinsel hayatı olan bir kadının, bir ay süresince gebe kalma şansı % 20-25 kadardır.

    Görülme sıklığı ne kadardır?
    Üreme çağındaki evli çiftlerin yaklaşık % 10-15 kadarında kısırlık mevcuttur. Kısır çiftlerde yapılan incelemelerde %40’ında nedenin erkekte, %40 kadarında kadında, %10’unda hem erkek hem kadında olduğu belirlenmiştir. %10 çiftte ise herhangibir neden bulunamamaktadır. Bu duruma açıklanamayan kısırlık denilir. Gelişmiş toplumlarda eğitim ve kariyer beklentileri nedeniyle çocuk isteğinin ileri yaşlara ertelenme eğilimi mevcuttur. Kadınlarda 30’lu yaşların sonları ve 40’lı yaşların başlarında yumurtalık rezervleri ve doğurganlık kapasitesi azalmaya başlar. Bu durum daha fazla çiftin yardımcı üreme yöntemlerine (tüp bebek) başvurması sonucunu doğurur. Ülkemizde kısırlık sadece ilgili çifti değil, geniş bir sosyal çevreyi de etkilemektedir. Özellikle tedavi sürecinin uzadığı durumlarda, bu çiftler üstlerinde çok büyük bir sosyal ve psikolojik baskı hissetmektedirler. Aslında bu durum da tedavi sürecine olumsuz etki yapmaktadır. 

    Kısırlık nedeniyle başvuran çift nasıl değerlendirilir?
    Çift birlikte değerlendirmeye alınır. Cinsel hayatları, beraberlik sıklıkları sorgulanır.
    1.) Öncelikle erkekte meni tahlili (spermiogram) istenir. Üç günlük cinsel perhizden sonra yapılan meni tahlili değerlendirilir. Miktarı 2 ml den fazla, hücre sayısı (sperm) ml. de 20 milyondan fazla, hücrelerin hareketlilik oranı % 50′ den fazla, normal hücre oranı % 30’dan fazla olmalıdır. Meni tahlilinde anormallik tespit edilen kişiden bir süre sonra ikinci bir tahlil istenir ve değerlendirilmek üzere bir üroloji uzmanına gönderilir.
    2.) Kadındaki kısırlık nedenleri 4 başlık altında incelenebilir.
    a.) Yumurtlama bozuklukları: Kadındaki kısırlık nedenlerinin %30-40 kadarını oluşturur. Kadının adet düzeni normal, adet döngüsü 25-35 günler arasında ise ( bir adetin ilk gününden diğer adetin ilk gününe kadar geçen süre) genellikle yumurtlama problemi gözlenmez. Kadında yumurtlamayı tespit edebilmek için vücut ısısı takibi, adetin 21-23. günlerinde progesteron hormonu bakılması, beklenen adet kanamasından 3-4 gün önce rahim içerisinden örnekleme (endometriyal biyopsi) yapılması, ultrasonografi ile yumurtlama hücresinin takibinin yapılması gibi yöntemler kullanılabilir. Ayrıca FSH, TSH ve prolaktin hormonlarının bakılması gerekmektedir. 
    Ultrasonografi ile yumurta hücresi takibi
    b.) Yumurtalık kanalları (tuba uterina) ve karın iç zarına (periton) ait nedenler: Kadın kısırlığındaki nedenlerin % 30-40 kadarını oluşturur. Kanallardaki başlıca problemler, daha önce geçirilmiş iltihabi hastalıklar, endometriozis veya geçirilmiş ameliyatlara bağlı gelişen yapışıklıklar ve tıkanma nedeniyle oluşur. 
    Yumurtalık ve kanal çevresinde gelişmiş yoğun yapışıklıklar.
    Karın iç zarında (periton) endometriozise bağlı odaklar ve yapışıklıklar da gebeliği olumsuz etkiler. 
    Rahim arkasında, yumurtalık ve kanalların etrafında endometriozise bağlı yapışıklıklar.
    Kanalların değerlendirilmesi ve endometriozis teşhisi için rahimin ilaçlı filmi (histerosalpingografi-HSG) ve laparaskopi yapılmalıdır. 
    c.) Rahimden kaynaklanan faktörler: Belli sayı ve büyüklükteki myomlar, polipler, rahim içi yapışıklıklar (kürtajlardan sonra gelişebilir) ve rahimdeki doğumsal anomaliler kısırlığa sebep olabilir. 
    Rahimden kaynaklanan faktörlerin teşhisi için rahimin ilaçlı filmi (HSG), ultrasonografi bazen de MRI kullanılabilir.
    d.) Rahim ağzından kaynaklanan sebepler (servikal faktör): Olguların %5 kadarından sorumludur. Bu bölgedeki bazı olumsuz faktörlerin erkek hücresinin (sperm) geçişini olumsuz etkilemesi nedeniyle oluşur. Cinsel birleşme sonrası yapılan bazı testlerle değerlendirilir.
    e.) Nedeni belirlenemeyen olgular: Bütün bu incelemelere rağmen bir problem tespit edilemeyen kısırlık vakaları da mevcuttur. Bunlara “açıklanamayan kısırlık” vakaları denir. %10’luk bir orana sahiptir.

    Kısırlığın tedavisi nasıl yapılır?
    Tedavi altta yatan nedenlere göre yapılır.
    1-) Erkeğin tedavisi ürologlar tarafında düzenlenir.
    2-)  Kadındaki yumurtlama bozuklukları ilaçlarla tedavi edilir
    a.) Kanallar tamamen tıkalı, kadın genç ve birden fazla çocuk istiyorsa, ameliyatla kanalların açılması denenebilir. Bu yöntem uygun değilse yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek) önerilir. Endometriozise bağlı çikolata kistleri, yapışıklıklar ve diğer lezyonlar laparaskopi ile tedavi edilebilir. b.) Rahimdeki myom, polip, yapışıklık ve doğumsal anomaliler değişik ameliyat teknikleri ile tedavi edilebilir.
    c.) Rahim ağzından kaynaklanan problemlerde aşılama önerilir.
    d.) Sebebi bilinmeyen kısırlık vakalarında da aşılama veya tüp bebek tedavileri önerilir.
    Tedavi yönteminin belirlenmesinde kadının yaşı, kısırlık süresi, tedavi sürecine tahammül edebilme gibi faktörler rol oynar. Sebebi bilinmeyen uzun süren kısırlık vakalarında çiftlerin üzerinde çok yoğun bir psikolojik baskı vardır. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkiler. Psikolojik baskının en güzel örneğini, bu çiftlerin çocuk beklentisi kalmadıktan birkaç yıl sonra kendiliğinden çocuk sahibi olabilmeleri göstermektedir. Gerçekten yıllar boyu tedavi görüp, umutlarını kaybeden çiftler, bir süre sonra kendiliklerinden çocuk sahibi olabilmektedirler.