Etiket: Suç

  • PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) neden ve nasıl bu kadar etkili ve kalıcı?

    PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) neden ve nasıl bu kadar etkili ve kalıcı?

    Daha önce de belirtildiği gibi sorunların birçok kökü bilinçaltında gizlidir ve danışanın sorunu neden yaşadığıyla ve dolayısıyla ondan nasıl kurtulacağıyla ilgili hiçbir fikri yoktur. Ancak, danışanlar kök nedenleri bilseler bile bu erken dönem deneyimler genellikle büyük oradan suçluluk ve utançla çevrelenmişlerdir. Bu tür hisler rahatsız edicidir ve insanlar bunlara bakmak istemezler. PICT danışanlara bunu olaylardan bağımsız olacak şekilde öğretir çünkü olay çocuklukta yaşanmıştır çocuğa hiçbir utanç ya da suç bulaşmamıştır. 
    Çocuklar suçlanmış çok kolay kabul ederler işlevsiz aileler tarafından buna kesinlikle itilirler. İşlevsiz ailelerin kendi yetersizliklerini ve suçluluklarını yansıtmak için çocuklarını birer obje olarak kullanmaları çok kolaydır. Büyük oranda çocukların hataları hayatın kurallarını yeni öğrendiği için masumanedir. Çocuklar hayatta güvenli ve uygun şekilde yol almak için ebeveynlerinden gelecek bilgilere bağımlıdırlar. Eğer ebeveynler görevlerini hakkıyla yapamazsa çocuklar çok ciddi hatalar yapmaya açık olurlar. Dolayısıyla eğer ebeveynler sorumluluklarını yerine getirmede başarısız oldularsa çocuğun hatalarının suçu otomatik olarak onların omuzlarına düşmelidir. Ancak, bu konular nadiren tartışıldığı veya incelendiği için çocuklar yersiz bir suçluluk ve utançla büyüyebilirler. 
    PICT’e göre sadece bilinçle (yetişkin halle) ya da bilinçaltıyla (çocuk halle) ayrı ayrı çalışmak sorunun çözümü için ihtiyaç duyulan denge ve uyumu yaratmakta nadiren başarılı olur. Sadece bilinçte/yetişkine halde değişim yaratmaya çalışmak tam olarak sindirilmez ve kişi kendini bir uğraş verirken bulur. Çünkü davranışaları ‘yöneten’ duygular ve inanışlar henüz değişmemiştir ve kişi o sadece duyguların peşinden gitmemek için çaba gösterebilir. Aynı şekilde sadece bilinçaltı/çocuk halde değişim yaratmaya çalışmak da bırakılmak istenen davranışlar için ihtiyaç duyulan anlayışın yerleşmesinde yetersiz kalır ve istenmeyen davranışın bazen geri gelmesine sebep olur. 
    Değişim sürecinin tam anlamıyla sindirilmesi içininanışların oluşturuldukları/öğrenildikleri seviyede değiştirilmesi hayatidir. Bilginçaltı için metaforlar ve görselleştirmeler kullanarak ve eşzamanlı olarak bilinç için de uygun bilgileri yerleştirerek PICT etkin bir şekilde bağlantıları kurar ve danışanların sorunsuz olarak suçlamaya, suçlanmaya ve utanca bağladıkları konuları tespit edip çözmesine yardımcı olur. Bu süreç önemli ve dayanıklı sonuçlar ortaya koyan yeni kalıcı sinirsel bağlantılar yaratır, çözümün ve davranış değişikliğinin oluşmasını sağlar. 
    Danışanın ‘yetişkin hali’ ‘içindeki çocukla’ uygun bir şekilde iletişim kurmaya başladığında bu çok sarsıcı bir deneyimdir. Birçok insan rahatlama ve umutla ağlar çünkü artık ‘gerçek’ soruna nihayet dokunulmş gibi hissederler- ki bu da doğrudur. İletişim sürecinden tam anlamıyla faydalanabilmek için yetişkin halin içindeki çocuğa uygun terapi yöntemlerini kullanarak uygun bilgileri vermesi önemlidir. Dr. Jean Baker Miller’in çok desteklenen ilişkisel teori çalışması ilişkilerde özel ve karşılıklı bağlantıların kurulmasının önemini tanımlar. Erskine (1993)’e göre ‘Çözülme kullanan danışanların ilişki-bazlı bir psikoterapiye ihtiyacı vardır’. PICT ele alınması gereken ilk ilişkinin kişinin kendisiyle olan ilişki olduğunu gösterir. Kişi içi dünyasının (yetişkin/ebeveyn/çocuk ego hallerinin) dengede ve merkezde olduğunu hissederse diğerleriyle dengeli ilişkiler kurması mümkündür. 
    İçerideki çocuk yetişkin kısım tarafından duyulduğunu hissettiğinde ve kendisinde travmaya ya da istismara sebep olan birçok soruyla ilgili yanıtlar almaya başladığında kendine inanmaya başlayabilir ve yetişkin kısmıyla güvene dayalı bir ilişki kurabilir. Gerekli bilgileri edindikten, uygun terapi modellerini kullandıktan, işlevsiz kişilerden edinildiği öğrenilen hatalı fikir ve inanışları sınırladıktan sonra yeni olumlu inanışlar diğerlerinin yerine geçer. 
    PICT terapisinin sonunda danışanlar genellikle bir çeşit tamamlanma hissettiklerini, neden ve nasıl sorunlar yaşadıklarıyla ilgili yeni bir anlayışa ulaştıklarını belirtirler. Artık hayatlarının bütün parçalarının tekrar birarada olduğunu hissederler- ‘Hayatımın artık bir anlamı var’ çok sık kullanılan bir ifadedir. Bu hisler bilinç ve bilinçaltı arasındaki bağlantının yarattığı içsel uyumdan kaynaklanır. Bu içsel uyum genellikle danışanların hayatlarındaki herhangi bir yeni durumda daha güçlü hissetmelerine sebep olur çünkü artık geçmişin sorunları ve travmalarıyla boğuşmuyorlardır. Hem danışan hem de terapist terapi ilişkisini bir çeşit mutluluk ve hakedilmiş bir başarı hissiyle tamamlarlar.

  • Çocuk Suçluluğu

    Çocuk Suçluluğu

    Sosyal bir varlık olarak insan, yine sosyal bir çevrede doğmakta, çevrenin şartlarıyla şekillenmektedir. Toplumca yaratılmış din, ahlak ve hukuk gibi üstyapı kurallarına uymakta, kendine verilen görevleri yerine getirmektedir. Ancak bazı durumlarda çocuk toplum ile bağlarını kurmakta sorunlar yasayabilmektedir ve içinde bulunulan koşullar çocuktaki suç davranışını ortaya çıkarabilmektedir.

    Çocuk, içinde bulunduğu toplumla uyum sağlayamadığında karşımıza en basitinden uyum ve davranış bozuklukları olan, en kötüsünden de madde bağımlısı olmuş, kısa yoldan para kazanmanın yollarını arayan, diğer bir değişle suç isleyen birey olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Toplumun temel yapısını oluşturan ve geleceğin güvencesi olan çocuklar açısından suç, öğrenilen bir hareket olup yaşı itibari ile her şeyi öğrenme durumunda olan çocukların her şeyi öğrendiği gibi suçu da öğrendiği bir gerçektir. Suça yönelmiş çocuklar sorunu bir ülkede yalnız devlet organlarını değil, başta siyasetle uğraşanlar, hukukçular, eğitimciler olmak üzere bütün vatandaşları, ana ve babaları kısaca bütün herkesi ilgilendirdiği ve bu sorunun bir milletin varlığı ve geleceği ile ilgili olduğu tüm çevrelerce kabul edilmektedir.

    Çocuk suçluluğu toplumu oluşturan bireylerin sosyal bir problemidir. Bu sorun için kullanılan caydırıcılık amacıyla ceza uygulaması ise problemin çözümünde yetersiz kalmaktadır. Genel itibari ile suç ve suçlularla mücadele, suç olayı meydana geldikten sonra buna müdahale edilerek suçluların yakalanması, adalete teslim edilmesi ve cezalandırılmasına odaklanmıştır. Oysa bu soruna tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi önleyicilik ve yeniden sosyalleştirme kavramları açısından yaklaşmak gerekmektedir.

    Bunun için suça yönelmiş çocukların suç işlemesini önlemek ya da en azından asgari ölçüye düşürmek için öncelikle çocukları suça iten nedenleri tespit etmek, sonrasında da tespit edilen bu noktalarda çocukları destekleyecek, ilgilerini, kabiliyetlerini açığa çıkaracak ve geliştirecek, duygu dünyalarına cevap verecek kurumlar ve düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Burada ise amaç, toplumda suçu işlenmeden önlemek, suç işlendiği takdirde ise çocuğu dört duvar arasına kapatmak ve intikam duygularını onun üzerinde gerçekleştirmek değil, aksine çocuğa doğru, mantıklı ve çağdaş biçimde yaklaşmak ve onu ailesine, çevresine topluma yararlı, milli ve manevi değerlere sadık ve saygılı olarak yetiştirmektir.

    Bu nedenle bir yandan önleme çalışmaları, diğer yandan da infaz kurumlarının niteliğinin yükseltilmesi ve infaz sonrası çocuğa yapılması gereken rehberlik ve izleme hizmetlerinin bir bütün olarak ele alınması, bunun yanında çocukları yargılayan mahkemelerin de, ceza veren bir kurum olmasından ziyade çocuğa nasıl rehabilitasyon verileceğini organize eden bir kurum olması gerekmektedir.

    Sonuç olarak; çocuk suçluluğunun önlenmesi için gerekli sistemlerin oluşturulması, politika ve stratejilerin belirlenmesi, bu konuda yapılan araştırma, inceleme ve elde edilen verilerin doğruluğuna bağlı bulunmaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen istatistik veriler ne kadar gerçeği yansıtırsa, sorunun nedenlerinin, boyutlarının belirlenmesi, koruyucu, önleyici ve iyileştirici önlemlerin alınması da o kadar etkili ve gerçekçi olacaktır.

  • Çocuklarda cinsel istismar

    Çocuğun bir yetişkin tarafından; cinsel uyarı ve doyum için kullanılması,
    fuhuşa zorlanması, pornografi gibi suçlarda cinsel obje olarak kullanılması
    cinsel istismardır. Genital bölgeye dokunma, teşhircilik, pornografi, ırza
    geçmeye kadar çok geniş yelpazedeki tüm davranışları kapsamaktadır. Cinsel
    istismarın mutlaka şiddet içermesi gerekmez, çocuğun rızasının olup
    olmadığına bakılmaz (Polat, 2000; Nurcombe, 2000).

    Başkaları tarafından suistimal edilip, cinsel anlamda kötüye kullanılmak; başkalarının cinsel yönelimlerine maruz kalma, kendi kabulü olmadan cinsel anlamda kullanılma çocuk için travmatik bir durumdur. Kabul durumunu çocuğun bilerek isteyerek olması şeklinde düşünmesekte, varsayılsa bile hukuki sonuçlarının olduğunu bilmek gerekir.
    Cinsel davranışların suç olması için gerekli koşullar, rıza dışı olması, çocuklara uygulanmasıdır. 15 yaşından küçük çocuğa uygulanan her türlü cinsel niyetli taciz, kanunumuzca yeni düzenleme ile suç olarak kabul edilmiştir. Çocuklarla yakından ilgisi olan öğretmen, bakıcı, akraba gibi kişiler bu suçu işlerse ağırlaştırıcı sebep olarak sayılmıştır.

    Cinsel istismarın % 70 i 2-10 yaş arası çocuklarda görülmektedir.
    Çocuk istismarı tanısı için genital muayene yapılır. Çocukla yapılan görüşmelerle uğranan istismarın çocuğun ruhsal durumuna yansıması ve bunu uzmanların değerlendirmesi gerekir. Ayrıca ödem, zorlanma bulguları değerlendirilir.
    Cinsel istismar tanısında fizik muayene önemlidir. Fizik muayenede sperm örnekleri alınır. Fiziksel zorlanma, kızarıklık, ödem olup olmadığına bakılır.
    Tanı koymak için doktor bazı hususlara dikkat etmelidir. Muayene tekrarlanmayacak şekilde bir kez yapılmalı ve çocuk bunu tekrar tekrar yaşamamalıdır. Muayene sırasında uygun koşullar sağlanmalıdır. Gerekirse muayene anestezi altında yapılmalıdır.
    Muayenede kullanılacak teknikler, oyun, drama, resim çizimi, sözlü anlatım olabilir. Çocuğun yaşına ve gelişimine uygun sözcükler kullanılarak, çocuğun kendini iyi bir şekilde ifade etmesini sağlamak gerekir. Çocukla iyi ve güvene dayalı bir diyalog kurmak gerekir. Çocuğa kendini ifade edebileceği samimi bir ortam yaratılmalı ve uygun süre verilmelidir.

    Muayene sırasında çocuk, gerçeklerin yanında hayal ürünü anlatımlarda yapabilir. Uzman, gerçeklerle hayali anlatımları beden diline, kullandığı sözcüklere dikkat ederek değerlendirir. Çocuk kendine özgü söz ve anlatım biçimi kullanıyorsa, baskı altında olup olmadığı hissediliyorsa bu durum dikkate alınmalıdır.

    Genellikle çocuklar, yaşadıklarını söylemek istemezler. Bunun nedeni istismarcının büyük olasılıkla yakın aile çevresinden olmasıdır. Çocuk, kendisine inanılmayacağı endişesini duyar. Ailenin kendisini suçlayacağını düşünür, ailesinden korkabilir. Çocuk,ayıp ve saklanması gereken bir durum olarak görebilir. Konuşmak istemeyen çocuklara resim çizme, oyun ve drama yoluyla kendilerini ifade etmede ortam yaratılabilir.

    Cinsel istismara uğrayan çocuk, içine kapanabilir, suçluluk hissi duyabilir, uykusunda kabus görebilir, ağlama krizlerine girebilir ya da için için ağlayabilir, uykusunda huzursuz olup, sayıklayabilir, sıçrayabilir.

    Cinsel istismara maruz kalan çocukların günlük yaşama adapte olmaları değişiklik gösterir. Burada ailenin tutumları önemlidir, suçlayıcı olmamak ve çocuğun yanında olduğunu hissettirmek gerekir. Uzman desteği almak önemlidir. Çünkü aileye doğru davranış biçimleri kazandırılması, aile ve çocuk arasındaki iletişimin sağlıklı şekilde düzenlenmesi için bu desteğe ihtiyaç vardır. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, gelişim seviyesi, kim ya da kimler tarafından cinsel istismara uğradığı, çevre koşulları, günlük yaşama adaptasyonu etkiler.

    Aile, çocuğun günlük yaşama uyumu için özen göstermeli, çevre koşullarını düzenlemeli ve gerekirse uzmanlardan destek almalıdır.

    ÖZNUR SİMAV- PEDAGOG
    Kurucu- aile danışmanı-öğrenci koçu

  • Suça Sürüklenen Çocuk

    Suça Sürüklenen Çocuk

    Neden ‘suça sürüklenen çocuk’ hiç düşündünüz mü?

    Çocuk denilince akla gelen hep masumluktur,akıllarda çocuk hep suçtan uzak ve temizdir.

    Bu düşünce bazen çelişkiye düşer.Çocukların sebep olduğu suçlar ,gözümüzde onları bir anda canavarlaştırır.Şaşkın yüz ifademiz beliriverir.Bizim onlara yüklediğimiz anlamlar bunlar değildir.Hadi canım,Allah Allah,Ne günlere kaldık,Tabii normal …ardından kurduğumuz yargılayıcı cümlelerdir.Onları ve yaptıklarını anlamak güçtür.
    Kamu malına zarar verme ,hırsızlık,yaralama gibi mahkemeye intikal edilen suçlar ,çocuklara suça sürüklenen çocuk sıfatını getirmektedir.
    Denildiği gibi;suça sürüklenen çocuk….
    Burada suçlanan onlar;ancak onların da suçlaması gerekenler var.
    Neden suça sürüklenen çocuk hiç düşündünüz mü?Yaşantılarını hiç merak etiniz mi ve görebildiniz mi?

    Kadın ve erkek bir çocuk dünyaya getirmiş;fakat bundan önce maddi koşulları isteklerini karşılayamayacak düzeyde olmasına karşın ortalama en az 3 çocuk daha dünyaya getirmiş ve bundan sonra getirmeyeceği de düşük bir olasılık.Aile maddi sıkıntılar çekmekte ve çocuk sürekli döneminin gereği özenti davranışları göstermektedir.Ebeveynler istekleri karşılayamadığı gibi,toplumsal bir aile modelini oluşturmak adına anne,baba rollerinden tamamen uzaktır.
    İkamet edilen yere bakındığında ise;2 odalıdır ve kendilerini birey olarak hissedebilecekleri,kendilerine özgü odaları bulunmamaktadır,anlayacağınız ilk özgüven adımları başlamadan sonlandırılmıştır.Buna bir de ebeveynlerin aynı odada kalması eklenirse cinsel kimlik bozukluklarının ve suçluluk inançlarının temelleri atılmaktadır.
    Bulunduğu çevrede model alacağı kişilerinde suç işliyor olması ‘suç’ kavramını normalleştirmekte ve değer yargısı olmaktan çıkarmaktadır.Onlar artık, suç işlemekten çekinmezler ise varlardır.

    Çocukların tek isteğidir kabul görmek ve ödüllendirilmek .Her bireyin de isteği kendini gerçekleştirmektir ve onlara sunulan koşullarda bunlardır.Herkes kendisini ait olduğu çevrede sunulan koşullar dahilinde gerçekleştirmeye çalışır.
    Bu durumların varlığı geçmişte çocuk olan büyüklerinde içselleştirmelerine sebep olmakta ve onlarda problem çözme becerisini zayıf olanlara şiddet uygulamakla ve madde kullanımı ile sağlamaktadır.
    Aile içerisinde şiddetin olması öfke ve intikam duygularını beraberinde getirir.Çocukta içsel çatışmalara neden olur ve güven duygusunu zedeler.Çocuk öfkesini başkalarına uygulayacağı saldırganca davranışlarda gidermeye çalışır;çünkü aşağılanmıştır ve güçlü olduğunu kendisine ve çevresine kanıtlamaya çalışacaktır.Bu kısır döngüde ;onların geleceğini ailelerinde,ailelerinin çocukluğunu da onlarda görebilirsiniz.Görüldüğü gibi model almak bir hayata bedeldir.
    Ailenin maddi durumu iyi olmadığından psikolojik ihtiyaçlar göze dahi gelmemektedir.Maddi gelir elde etmek adına çok erken yaşta çalışmaya başlatılan çocuk için okul sürecinin devamı söz konusu dahi değildir;çünkü buna ilişkin bir model yoktur.Hırsızlık yapan bir çevrede de çocuğun okumasını beklemek,hayal kırıklığıdır.Erken yaşta alınan maddi sorumluluk çocukluk dönemlerinin aç kalmasını sağlar.Çocuk olamadan birey olan kişi ise yaşantısı boyunca bu dönemlere takılı kalır.Bunların sonucunda ise normal olan, gelecekte Psikolojik sorunlar ve bozukluklar yaşamasıdır.

    Bakıldığında bu çevrede çocuk olabilmek;saldırgan,risk almaktan kaçınmayan,aşağılanan,kendisini yeterli göstermek için onlar gibi davranan,olumsuz davranışları pekiştirilen,içi boş bir özgüvene sahip olmak demektir.
    Suç sadece somut bir göstergedir ve topluma gösterdikleri bir yardım çağrısıdır.Çocuk suç işlemez,çocuğa suç işletilir.
    Onlar için suç değil suça sürüklenen nedenler önemlidir.Hangi suç olursa olsun aslında hep dokunulmamış çocuk ruhları vardır.Tek istekleri Çocuk olmaktır.
     

  • ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

    ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

    Türkiyede Erkeklerin %3’i Kadınların %1’i Psikopat (Antisosyal Kişilik Bozukluğu) Tanısıyla Yaşamaktadır.

    Bir kişi soğukkanlılıkla cinayet işleyebilir ve bunu birden fazla yapabiliyorsa ruh sağlığının yerinde olmadığı söylenebilir. Cinayeti işleyen Atalay Filiz’in profiline baktığımızda durumuna en uygun tanıyı ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU diyebiliriz. (Empati, vicdan, merhamet ve suçluluk duygusundan uzak, sosyal , etik ve hukuki kuralları kabule uymayan kişilik bozukluğu) Çevreye en fazla zarar verme potansiyeli olan kişilik bozuklukları arasında antisosyal kişilik bozukluğu olanlar görülür.

    Halk Diliyle Psikopat Dediğimiz Kişilik Tiplerinin Cezai Ehliyetleri Vardır

    Askerlik öncesi bu tanı konulduğunda kişi askerlikten muaf tutulur ancak işlediği suçlarda bu durum cezai ehliyetini azaltmaz

    Eğitimli Kişilerin Suçları Da Zekice Olur

    Bireyi suça iten psikososyal etkenler genel hatları ile: Çocukluk döneminde şiddet görme, cinsel taciz ve tecavüze uğrama, genellikle düşük eğitim seviyesi, sosyal yaşamda başarısızlık, işsizlik, ekonomik olanakların yetersizliği, olumsuz bir yaşam biçimi, aile içi sorunlar ve şiddet, yaşanılan çevre, öz denetim yetersizliği,alkol ve madde bağımlılığıdır.

    Akademik Başarı ve Cinayet İlişkisi

    Cinayet kişinin kişilik yapısından kaynaklanır. Antisosyal kişilik yapısı eğitime ve kariye engel olmaz. Zeka arttırkça kişiliklerini gizleme becerileri de gelişir.

    Katil Kendini Bu Güne Kadar Nasıl Gizledi?

    Atalay Filiz’ in kendini gizlemesi antisosyal kişilik özellikleri arasında başkalarıyla içli dışlı olmaması yanlız yaşamayı tercih etmesine bağlayabiliriz.

    Ailenin Şüphelenmesi Mümkün Müdür?

    Kariyer düzeyi yüksek bir aileden geldiği halde aile bunu nasıl farketmedi diye düşünülebilir. Anti sosyal kişilik bozukluklarına sahip olan kişilerin aile bağları zayıftır. Bu nedenle ailenin bunu fark etmesi mümkün olmayabilir.

    Kendilerini Haklı Göstermede Ustalaşmışlardır

    Karşısındaki insanın duyguları ve hakları olduğunu düşünmez. Kendilerini diğer insanlardan üstün görür. Bu nedenle yaptığı şeyleri vicdanen kabul edilebilir bulur ve bu da onları soğukkanlı yapar.

    Antisosyal Kişilik Bozukluğu Kişilerin Çocuklukları

    Daha ergenlik döneminde bu sorun tesbit edilebilir. Aşırı soğukkanlı olmaları, hayvanlara zarar verme hatta bundan zevk alma eğilimi vardır. Yaşıtları ile geçimsizlikleri sıkça görülür. Anne babayı kullanmada üstün yetenekleri vardır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite sıkça görülür.

    Toplumsal Değerlerden Uzak Yaşarlar

    Sık sık suç işleme, tutuklanma, anlık yaşama ,geleceği düşünmeme şeklindedir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler,diğer insanlarla olumlu ilişki kurmada zorluk çekerler; sosyal norm ve değerlere uymayan davranışlarda bulunma eğilimi gösterirler.Bunun dışında

    • Saldırganlık

    • Yasadışı hareketlere meyletme (cinayet-tecavüz)

    • toplumsal kurallara değer vermemek

    • Acımasızlık, bencillik ortak özellikleridir.

    • Özdenetim duygularında yoksundur.

    • Hayatta belirli bir amaçları yoktur,

    • İş performansları düşüktür. Bir işte uzun süre kalamazlar.

    • Hiç kimseye karşı bir sorumluluk ve bağlılık hissetmezler.

    • İyi bir anne ya da baba olmaları zordur.

    • Eşlerine ve çocuklarına şiddet uygulayabilirler.

    • Anlık karar verirler ve hayatlarında hiç düşünmeden ani değişiklikler yapabilirler.

    • Sonuçlarıyla ilgili herhangi bir kaygı taşımama ve olası tehlikeleri düşünmeden risk alma ve heyecan arama başlıca özelliklerindendir.

    Anti Sosyal Kişilik Bozukluğunda Erken Tedavi

    11 Yaşına kadar tespit edilmiş ve tedaviye başlananlarda kişinin kendisine ve başkasına zarar vermeyecek düzeyde kontrol altına alması mümkün. Bununla birlikte kesin tedaviyi sağlayan eğitim ve psikolojik destek dışında bir yöntem bilinmemektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.