Etiket: Stres

  • Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Malumunuz, çalışma hayatında stres kaçınılmaz. Fakat bunun sizi alt etmesine izin vermeyin!

    Hepimiz stressiz bir iş hayatı hayalini kuruyor olsak da, maalesef böyle bir şey neredeyse mümkün değil. Her iş, stressiz olabileceğini düşündüğümüz işler dahi, stresten payını alıyor muhakkak. Ofis yaşamı ‘yapılacak çok fazla iş’ ve ‘sahip olunan az zaman’ baskısı altında fokur fokur stres kaynıyor. Bir de insan faktörünü ve özel hayatlardaki uzak hayalleri ekleyince, stres seviyesi sürekli kırmızı çizginin etrafında dolanıyor. Günün sonunda şu soruyla baş başa kalıyor insan: “Nereye gitti benim 24 saatim?”
    Gerçek şu ki, çalışma hayatında stres, değişmez ve yerleşik bir unsur. Ve işleri zamanında yetiştirmemiz için motive eden ‘iyi stres’ olduğu gibi, negatif sonuçlara sebebiyet veren ‘kötü stres’ten de bahsetmek mümkün.

    Gerçeklikle yüzleşmek gerek: İş hayatı içinde stresten kaçmak mümkün değil. Fakat iyi haber: Bu stresle baş etmenizi sağlayacak, ofis yaşamı sınırları dahilinde stres kurbanı olmanızı önleyecek yollar da var. Stresin sizi değil, sizin stresi yönetmenize ve lehinize çevirmenize yarayacak bazı ipuçlarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Stresi kullanın, ondan kaçmayın

    Stres, baskı altında olduğumuzu düşündüğümüz durumlara karşı oluşan doğal bir tepkidir. Ve kontrol altında tutulduğunda, stresten faydalanabilirsiniz. Çalışma hayatında stres, daha iyisini başarabilmeniz için tetikleyici bir unsur olabilir. Bir işi teslim tarihinden önce tamamlamak, son projenizi bir öncekinden daha iyi hazırlamak veya hak ettiğinizi bildiğiniz terfiyi almak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Stres, ofis yaşamı ile iç içe geçmiş ise, stresin yönünü değiştirmek lehinize olacaktır.

    Ne zaman mola vereceğinizi bilin

    Eğer günde 8 saat çalışıyorsanız, gün içerisinde zaman zaman mola vermeniz gerekir. Bu da demek oluyor ki, öğle yemeği vakti geldiğinde masanızdan uzaklaşın ve yemek yerken çalışmayın. Ya da kafeteryaya gidip bir şeyler için ve o 5 dakikalık zaman diliminde kafanızda iş olmasın. Sizi stresten uzaklaştıracak küçük bir iş bulun veya en azından masanızdan kalkıp şöyle bir yürüyün.

    Bir hobiniz olsun

    Eğer işini bitirmeden veya bir şeylerle uğraşmadan duramayan biriyseniz, mola vermek diğerleri için olduğundan daha zor olabilir sizin için. Bu durumda, işle alakalı olmayan ufak tefek şeylerle uğraşmak hem sizi işin stresinden uzaklaştıracaktır, hem de zamanınızı boşa harcadığınızı düşündürmeyecektir. Örneğin her gün bir origami yapabilirsiniz. 5 dakikada tamamlayabileceğiniz kolay figürler var; bir yandan mola verecek, diğer yandan üretkenliğinizi korumuş olacaksınız.

    Zamanınızı yönetin

    İş hayatı söz konusu olduğunda, zaman yönetimi çok önemlidir. İşinizi nasıl organize edeceğiniz tamamen sizin kişisel tercihinize bağlıdır fakat günlük, haftalık ve aylık yapılacaklar listesi ve öncelikleri belirleme yöntemleri ile ‘etkili zaman yönetimi’, işinizde ciddi anlamda kolaylık sağlayacaktır. Hangi sorumlulukların daha öncelikli olduğunu ve hangi işlerin bir sonraki günü bekleyebileceğini belirleyin ve stresten buhran geçirtmeyen bir ofis yaşamı size kapılarını aralasın.

    Gün içinde egzersiz yapın

    Günlük egzersizlerin ne denli faydalı olduğunu hepimiz biliyoruz. Egzersizin faydalarından biri de stresi azaltmasıdır. Gün boyunca masa başında bilgisayarınıza kilitlenip kaldıysanız, öğle aranızın bir kısmını dışarıda yürüyüş yapmak için kullanabilirsiniz. Egzersiz yapıyor olmanın yanı sıra gün ışığının ve temiz havanın da sayısız nimetlerinden faydalanmış olursunuz. İşten sonra bir yoga dersine katılmak veya spor salonuna gitmek de günlük stres seviyenizi kontrol edebilmenize yardımcı olacak ve çalışma hayatında stres sizin icin bir kabus olmaktan çıkacaktır.

    Arkadaş edinin

    Bir çok araştırma gösteriyor ki iş yerinde arkadaş edinmek sizin için iyi bir şey. Aynı ofisi paylaştığınız arkadaşlarınız olması demek, zor zamanlarda yetişen destekleri sayesinde daha az stresli bir ofis yaşamı demek. Ayrıca mola vakitlerinizde de iş arkadaşlarınız ile iki lafın belini kırabilir, iş stresinden biraz da olsun uzaklaşabilirsiniz.

    Abur cuburdan uzak durun

    Kabul; bazen o kadar stresli oluyoruz ki abur cubur tıkınmak, o an için yapabileceğimiz en ideal şeymiş gibi gözükebiliyor. Çekmecesinde bisküvi, gofret, çikolata stoğu tutanların sayısı hiç de az değil. Fakat bu abur cubur faslının suçluluk duygusuyla sonlandığını da biliyoruz. Çekmecenizi daha sağlıklı atıştırmalıklarla doldurabilirsiniz. Su, meyve ve kuruyemiş gibi yiyeceklerle, suçluluk duygusuna kapılmaksızın savaşabilirsiniz stresle. Tabii ki arada sırada o çok sevdiğiniz kurabiyelerle bir kaçamak yapabilirsiniz.

    Pozitif olun

    Gerçekten çok fazla stres altında olduğunuzda, kendinize işinizle ilgili keyif aldığınız şeyleri hatırlatın. Elinizdeki işi tamamladığınızda ya da hedefinize ulaştığınızda kendinizi ödüllendirebilirsiniz. Pozitif noktalara odaklanmak stresle başa çıkmanızda yardımcı olacaktır.

    Stres günlüğü tutun

    Yaşantımızın büyük bölümünü iş hayatı oluşturuyor ve çalışma hayatında stres gün içersinde sıklıkla deneyimlediğimiz bir durum. Bazı anlar içimizi dökecek birine ihtiyacımız olabiliyor fakat o kişiyi her zaman bulmak da mümkün değil. Böyle zamanlarda bir stres günlüğü tutmanız, tahmin ettiğinizden daha fazla işinize yarayabilir. Bir kere, drama yaratmadan içinizdekini dışa aktarmış olursunuz. Buna ilaveten, stresinizi nelerin tetiklediğini de zamanla keşfetmeye başlar ve o tetikleyicilere karşı kendinizi korumayı öğrenebilirsiniz. Ofis yaşamı stres mayınlarıyla dolu; onların yerlerini bilmek kontrolün sizde olduğunu gösterir.

    İşi işte bırakın

    Bazı günler işlerin yetişmeyeceğini hissederek işinizi eve götürmek isteyebilir ve böylece hafta bitene kadar her şeyi zamanında yetiştireceğinizi düşünebilirsiniz. Bu düşünceden uzaklaşın. Yetiştirilmesi gereken işler olması iş hayatının bir parçasıdır fakat iş ile evi birbirinden ayırmanız gerek. Evdeyken işle ilgili teknoloji kullanımınızı sınırlandırın. İş telefonunuzu uzak bir yere koyun ve e-postalarınızı kontrol etmeyin. Evdeki zamanınızı rahatlayıp şarj olmak için kullanın. Çalışma hayatında stres ile baş etmenin belki de en etkin yolu budur.

  • STRES ve STRES YÖNETİMİ

    STRES ve STRES YÖNETİMİ

    STRES NEDİR?

    Stres; bireyin günlük yaşamında davranış değiştirmesini ya da uyum sağlamasını gerektiren herhangi bir olayla karşılaştığında bunu tehdit, baskı, gerginlik yaratıcı durum olarak algılamasıdır.

    Savaş ve doğal afetler gibi bazı ölüm kalım durumları, travmatik olaylar doğası gereği stres yaratıcı durumlardır.Hatta düğün, terfi etme gibi genellikle olumlu görünen olaylar bile bireyde bir değişim ve uyum gerektirdiği için strese yol açmaktadır.

    STRES REAKSİYONU NEDİR?

    Stres altındayken meydana gelen değişim tehdit olarak algılanmakta ve beyinde stres hormonları salgılanmaya başlamaktadır.Bu durumda vücut 3 aşamadan geçmektedir.Bunlar;alarm, direnç ve tükenmedir.

    ALARM:Vücut herhangi bir stres kaynağıyla karşılaştığı zaman buna hazırlanır, stres hormonlarının salgılanmasıyla birlikte kan basıncı yükselir, terleme gibi fizyolojk degişimler meydana gelir.

    DİRENÇ:Kişi stres yaratan problemi etkili bir şekilde çözdüğünde vücut alarm aşamasında meydana gelen zararı onarır, tepkiler ortadan kaybolur.

    TÜKENME:Stresle etkili bir şekilde baş edemediğimizde, ya da stres kaynakları çoğaldığında vücudun başetme kapasitesi zayıflar ve stres belirtileri yeniden ortaya çıkar.

    STRES HERZAMAN KÖTÜ MÜDÜR?

    Olumlu durumların yaratmış olduğu stres kötü değildir.Üniversiteyi kazanmak, yeni bir işe başlamak, yaşadığımız çevreyi değiştirmek, duygusal bir ilişkiye başlamak gibi olumlu durumların yaratmış olduğu stresle başa çıkabildiğimizde, olgunlaşırız, kendimize olan güvenimiz artar.Bu da stresin hayatımıza olumlu getirdiği etkidir.

    STRES KAYNAKLARI NELERDİR?

    Pek çok insan yaşamındaki düzeni sürdürmek için güçlü bir istek duyar, değişime yol açan herhangi bir olay stres yaratır.
    Yaşamış olduğumuz stresin büyük bir kısmı önemsiz gördüğümüz can sıkıntıları, gerginlikler ve engellemeler olarak tanımladığımız gündelik sıkıntılardan kaynaklanmaktadır.Ufak çapta yaşanan gündelik sıkıntılar büyük yaşam olaylarını tetikleyerek stres yaratır.
    Baskılar da strese katkıda bulunmaktadır.Baskı, hem içsel hem dışsal güçlerden kaynaklanmakta ve her iki durumda da bizlere yüksek performans göstermek için zorlandığımızı hissettirir.
    Engellenmenin de strese katkısı oldukça fazladır.İhtiyaçlarımızı, davranışlarımızı hedeflediğimiz sonuca ulaştıramadığımız zaman kendimizi engellenmiş hissederiz.
    Birden fazla birbiriyle örtüşmeyen istek, ihtiyaç, fırsat, ve amaçla karşılaştığımızda çatışma meydana gelmektedir.Kişinin yaşadığı çatışmalar stres kaynaklarını besler.

    STRESİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Stresin zihinsel, duygusal, bedensel ve sosyal olarak farklı belirtileri vardır.

    Stresin zihinsel Belirtileri:

    Konsantrasyon, karar vermede güçlük, unutkanlık, zihin karışıklığı, hafızada zayıflık, aşırı derecede hayal kurma, tek bir fikir veya düşünceyle meşgul olma, mizah anlayışı kaybı, düşük verimlilik, iş kalitesinde düşüş, hatalarda artış, muhakemede zayıflamadır.

    Stresin Duygusal Belirtileri:

    Kaygı veya endişe, depresyon veya çabuk ağlama, ruhsal durumun hızlı ve sürekli değişmesi, asabilik, gerginlik, özgüven azalması veya güvensizlik hissi, aşırı hassasiyet veya kolay kırılabilirlik, öfke patlamaları, saldırganlık veya düşmanlık duygusal olarak tükendiğini hissetmedir.

    Stresin Fiziksel Belirtileri:

    Baş ağrısı, düzensiz uyku, sırt ağrıları, çene kasılması veya diş gıcırdatma, kabızlık, ishal ve kolit, döküntü, kas ağrıları, hazımsızlık ve ülser, yuksek tansiyon veya kalp krizi, aşırı terleme, iştahta değişiklik, yorgunluk veya enerji kaybı, kazalarda artıştır.

    Stresin Sosyal Belirtileri:

    İnsanlara karşı güvensizlik, başkalarını suçlamak, randevulara gitmemek veya çok kısa zaman kala iptal etmek, İnsanlarda hata bulmaya çalışmak ve sözle rencide etmek, haddinden fazla savunmacı tutum, bir çok kişiye birden küs olmak, konuşmamak.

    STRES YÖNETİMİ VE BAŞETME NASIL OLMALIDIR?

    -Stres sırasında meydana gelen belirgin değişim kişinin gergin olmasıdır.Gerginliğin ortadan kalkması için yapılacak ilk gevşeme tekniği nefes egzersizidir.Diyafram nefesi almak, gerginliğin ve kaygının kontrol edilebilmesine yardımcı olmaktadır.Diyafram nefesi almak için; sol elinizi göğsünüzün üzerine, sağ elinizi midenizin üzerine koyun.Daha sonra burnunuzdan derin bir nefes alıp, biraz tutun ve ağzınızdan verin.Bu nefes egzersizini kaygılı olduğunuz zamanlarda 2-3 kez tekrarlayın.Uzun süre bu nefes egzersizini yapmanız alışkın olmadığınız için başınızın dönmesine sebep olabilir.Bu nedenle 2-3 defa yapmak yeterli olacaktır.

    -Kendinizi tanımaya, yeteneklerinizi keşfetmeye ve zevk aldığınız şeyleri yapmaya zaman ayırmanız stresinizin azalmasına yardımcı olacaktır.

    -Olaylara duygusal açıdan bakmak duygu durumunuzu etkileyip stresinizin artmasına sebep olabilir bunun yerine, olaylara mantıksal açıdan bakmaya çalışıp, olayların akılcı analizini yapmaya çalışın.

    -Telaşlı ve aceleci davranmak stresinizin artmasına neden olabilir, olaylara karşı sakin davranmaya çalışın.

    -Kin, nefret ve düşmanca duygular stresinizi arttırır bu duygularla başa çıkabilmeye bunun yerine olaylara sevgi ve hoşgörüyle bakabilmeye çalışın.

    -Stresli olduğumuz durumlarda düzensiz, aceleci ve tıka basa yemek yeriz.Besinleri az çiğneyerek hızlıca çok fazla yemek yeriz.Bu durumda kilo artışına sebep olup, yaşadığımız stresin artmasına neden olur.Günlük yaşantımızda ve stresli olduğumuz durumlarda dengeli beslenmeye, besinleri uzun süre çiğneyip az yiyecek tüketmeye özen göstermeliyiz.

    -Aile, arkadaşlar, sosyal gruplar gibi sosyal destek sistemleri stresle başa çıkmada yardımcı olmaktadır.

    -Kısa hafta sonu tatilleri, eğlenceli seyahatler vücudunuzun dinlenmesine, zihinsel olarak rahatlamanıza ve olumlu düşünmenize yardımcı olur.

    -Sigara, alkol ve kafeinden uzak durmanız hem fiziksel sağlık açısından hemde stresinizi azaltmanız için oldukça faydalı olacaktır.

    -Düzenli olarak fiziksel egzersiz yapmanız kas gerginliğinizi azaltır, kendinizi iyi hissetmenizi sağlar.

    -Kendi ilgi alanlarınıza yönelik hobiler geliştirmeniz, hoşlandığınız şeyleri yapmanız sizi rahatlatır.

    -Stresle başa çıkabilmek için uzman yardımı almanız, strese neden olan problemlerinizin farkına varmanıza ve çözümüne yönelik stratejiler belirlemeniz için etkili olacaktır.

  • Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Malumunuz, çalışma hayatında stres kaçınılmaz. Fakat bunun sizi alt etmesine izin vermeyin!

    Hepimiz stressiz bir iş hayatı hayalini kuruyor olsak da, maalesef böyle bir şey neredeyse mümkün değil. Her iş, stressiz olabileceğini düşündüğümüz işler dahi, stresten payını alıyor muhakkak. Ofis yaşamı ‘yapılacak çok fazla iş’ ve ‘sahip olunan az zaman’ baskısı altında fokur fokur stres kaynıyor. Bir de insan faktörünü ve özel hayatlardaki uzak hayalleri ekleyince, stres seviyesi sürekli kırmızı çizginin etrafında dolanıyor. Günün sonunda şu soruyla baş başa kalıyor insan: “Nereye gitti benim 24 saatim?”
    Gerçek şu ki, çalışma hayatında stres, değişmez ve yerleşik bir unsur. Ve işleri zamanında yetiştirmemiz için motive eden ‘iyi stres’ olduğu gibi, negatif sonuçlara sebebiyet veren ‘kötü stres’ten de bahsetmek mümkün.

    Gerçeklikle yüzleşmek gerek: İş hayatı içinde stresten kaçmak mümkün değil. Fakat iyi haber: Bu stresle baş etmenizi sağlayacak, ofis yaşamı sınırları dahilinde stres kurbanı olmanızı önleyecek yollar da var. Stresin sizi değil, sizin stresi yönetmenize ve lehinize çevirmenize yarayacak bazı ipuçlarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Stresi kullanın, ondan kaçmayın

    Stres, baskı altında olduğumuzu düşündüğümüz durumlara karşı oluşan doğal bir tepkidir. Ve kontrol altında tutulduğunda, stresten faydalanabilirsiniz. Çalışma hayatında stres, daha iyisini başarabilmeniz için tetikleyici bir unsur olabilir. Bir işi teslim tarihinden önce tamamlamak, son projenizi bir öncekinden daha iyi hazırlamak veya hak ettiğinizi bildiğiniz terfiyi almak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Stres, ofis yaşamı ile iç içe geçmiş ise, stresin yönünü değiştirmek lehinize olacaktır.

    Ne zaman mola vereceğinizi bilin

    Eğer günde 8 saat çalışıyorsanız, gün içerisinde zaman zaman mola vermeniz gerekir. Bu da demek oluyor ki, öğle yemeği vakti geldiğinde masanızdan uzaklaşın ve yemek yerken çalışmayın. Ya da kafeteryaya gidip bir şeyler için ve o 5 dakikalık zaman diliminde kafanızda iş olmasın. Sizi stresten uzaklaştıracak küçük bir iş bulun veya en azından masanızdan kalkıp şöyle bir yürüyün.

    Bir hobiniz olsun

    Eğer işini bitirmeden veya bir şeylerle uğraşmadan duramayan biriyseniz, mola vermek diğerleri için olduğundan daha zor olabilir sizin için. Bu durumda, işle alakalı olmayan ufak tefek şeylerle uğraşmak hem sizi işin stresinden uzaklaştıracaktır, hem de zamanınızı boşa harcadığınızı düşündürmeyecektir. Örneğin her gün bir origami yapabilirsiniz. 5 dakikada tamamlayabileceğiniz kolay figürler var; bir yandan mola verecek, diğer yandan üretkenliğinizi korumuş olacaksınız.

    Zamanınızı yönetin

    İş hayatı söz konusu olduğunda, zaman yönetimi çok önemlidir. İşinizi nasıl organize edeceğiniz tamamen sizin kişisel tercihinize bağlıdır fakat günlük, haftalık ve aylık yapılacaklar listesi ve öncelikleri belirleme yöntemleri ile ‘etkili zaman yönetimi’, işinizde ciddi anlamda kolaylık sağlayacaktır. Hangi sorumlulukların daha öncelikli olduğunu ve hangi işlerin bir sonraki günü bekleyebileceğini belirleyin ve stresten buhran geçirtmeyen bir ofis yaşamı size kapılarını aralasın.

    Gün içinde egzersiz yapın

    Günlük egzersizlerin ne denli faydalı olduğunu hepimiz biliyoruz. Egzersizin faydalarından biri de stresi azaltmasıdır. Gün boyunca masa başında bilgisayarınıza kilitlenip kaldıysanız, öğle aranızın bir kısmını dışarıda yürüyüş yapmak için kullanabilirsiniz. Egzersiz yapıyor olmanın yanı sıra gün ışığının ve temiz havanın da sayısız nimetlerinden faydalanmış olursunuz. İşten sonra bir yoga dersine katılmak veya spor salonuna gitmek de günlük stres seviyenizi kontrol edebilmenize yardımcı olacak ve çalışma hayatında stres sizin icin bir kabus olmaktan çıkacaktır.

    Arkadaş edinin

    Bir çok araştırma gösteriyor ki iş yerinde arkadaş edinmek sizin için iyi bir şey. Aynı ofisi paylaştığınız arkadaşlarınız olması demek, zor zamanlarda yetişen destekleri sayesinde daha az stresli bir ofis yaşamı demek. Ayrıca mola vakitlerinizde de iş arkadaşlarınız ile iki lafın belini kırabilir, iş stresinden biraz da olsun uzaklaşabilirsiniz.

    Abur cuburdan uzak durun

    Kabul; bazen o kadar stresli oluyoruz ki abur cubur tıkınmak, o an için yapabileceğimiz en ideal şeymiş gibi gözükebiliyor. Çekmecesinde bisküvi, gofret, çikolata stoğu tutanların sayısı hiç de az değil. Fakat bu abur cubur faslının suçluluk duygusuyla sonlandığını da biliyoruz. Çekmecenizi daha sağlıklı atıştırmalıklarla doldurabilirsiniz. Su, meyve ve kuruyemiş gibi yiyeceklerle, suçluluk duygusuna kapılmaksızın savaşabilirsiniz stresle. Tabii ki arada sırada o çok sevdiğiniz kurabiyelerle bir kaçamak yapabilirsiniz.

    Pozitif olun

    Gerçekten çok fazla stres altında olduğunuzda, kendinize işinizle ilgili keyif aldığınız şeyleri hatırlatın. Elinizdeki işi tamamladığınızda ya da hedefinize ulaştığınızda kendinizi ödüllendirebilirsiniz. Pozitif noktalara odaklanmak stresle başa çıkmanızda yardımcı olacaktır.

    Stres günlüğü tutun

    Yaşantımızın büyük bölümünü iş hayatı oluşturuyor ve çalışma hayatında stres gün içersinde sıklıkla deneyimlediğimiz bir durum. Bazı anlar içimizi dökecek birine ihtiyacımız olabiliyor fakat o kişiyi her zaman bulmak da mümkün değil. Böyle zamanlarda bir stres günlüğü tutmanız, tahmin ettiğinizden daha fazla işinize yarayabilir. Bir kere, drama yaratmadan içinizdekini dışa aktarmış olursunuz. Buna ilaveten, stresinizi nelerin tetiklediğini de zamanla keşfetmeye başlar ve o tetikleyicilere karşı kendinizi korumayı öğrenebilirsiniz. Ofis yaşamı stres mayınlarıyla dolu; onların yerlerini bilmek kontrolün sizde olduğunu gösterir.

    İşi işte bırakın

    Bazı günler işlerin yetişmeyeceğini hissederek işinizi eve götürmek isteyebilir ve böylece hafta bitene kadar her şeyi zamanında yetiştireceğinizi düşünebilirsiniz. Bu düşünceden uzaklaşın. Yetiştirilmesi gereken işler olması iş hayatının bir parçasıdır fakat iş ile evi birbirinden ayırmanız gerek. Evdeyken işle ilgili teknoloji kullanımınızı sınırlandırın. İş telefonunuzu uzak bir yere koyun ve e-postalarınızı kontrol etmeyin. Evdeki zamanınızı rahatlayıp şarj olmak için kullanın. Çalışma hayatında stres ile baş etmenin belki de en etkin yolu budur.

  • Çocuklarda stres-reflü-astım üçgeni

    Çocuklarda stres-reflü-astım üçgeni

    Alerjinin oluşum mekanizmalarının çok iyi aydınlatılmadığı yıllarda alerjik hastalıklar tamamen psikosomatik yani psikolojik durumun bedene yansıması olarak kabul ediliyordu. Yıllardır süregelen bu gözlem birçok araştırmaya konu olmuş ve sinir sistemi ile bağışıklık sistemi arasında var olduğu düşünülen bu bağ araştırılmıştır.
    PSİKOLOJİK STRES ALERJİK ASTIMI TETİKLİYOR!
    Psikolojik durumun en çok etkilendiği alerjik hastalıklardan biri öksürük, hırıltı, nefes darlığı atakları ile seyreden alerjik astım bronşittir. Çocuklarda stres ve kaygı durumu sıklıkla göz ardı edildiğinden psikoloji ile astım arasındaki bu etkileşim çoğu kez fark edilmez.
    STRES VE ASTIMDA ORTAK NOKTA REFLÜ!
    Stresin ile astım arasındaki ilişki araştırılırken her ikisinde de ortak bir bulgu olan reflü fark edilmiştir. Reflü mideden yukarı yutma borusuna doğru asitli mide içeriğinin kaçması ile gelişir. Astımlı çocuklarda mide başını tutan kaslar normalden gevşek olduğunda reflüye yatkınlık vardır. Normalde toplumda % 10-20 oranında görülen reflü, astımlı çocuklarda %80 görülür ve %60 çocuk bunun farkında değildir. Buna sessiz reflü denir. Reflü sırasında midedeki asitli içerik solunum sistemine kadar uzanır. Astımlı çocuğun bronşlarına kaçan bu asitli içerik hava yolunda kasılmaya neden olur ve astımı alevlendirir. Sonuç olarak astım reflüyü; reflü ise astımı kötüleştirir.
    STRES REFLÜNÜN EN ÖNEMLİ NEDENİDİR!
    Reflünün en önemli nedenlerinden birisi de psikolojik stresdir. Kaygı ve stres midedeki asit salgısını artırıp reflüyü tetikler. Çocuklarda farkına varılmaksızın gelişebilen psikolojik stresler sessiz reflüye ve reflü de beklenmedik astım alevlenmelerine yol açar. Hastalığı kötüleşen ve gece öksürük krizleri nedeniyle rahat uyuyamayan çocukta stres artar ve stres-reflü-astım üçgeni bir kısır döngü halinde çocuğu etkilemeye devam eder.
    SINAVLAR VE YENİ KARDEŞ KAYGISI ÇOCUKLARDA STRESİN BİRİNCİL NEDENLERİ!
    Çoğu zaman günümüzde ilkokul çağına taşınan sınav kaygısı bu aşamada ilk sırada yer almaktadır. Lise ve kolej sınavları, üniversiteye giriş sınavları çocukların yaşamındaki stresin önemli bir kaynağıdır. İkinci sırada kardeş kıskançlığı gelmektedir. İkinci bir bebeğin aileye katılmasıyla tüm ilgiyi üzerinde toplamaya alışmış ilk çocuk bu ilgi ve sevgiyi paylaşmaya hazır olmadığında strese girer. O güne kadar astımı kontrol altında olan çocuk birden sebepsiz yere astım atakları geçirmeye başlar.
    REFLÜ TEDAVİSİ VE UYGUN PEDAGOG DESTEĞİ KISIR DÖNGÜDEN ÇIKARIYOR!
    Uygun pedagog desteği ile psikolojik stres ortadan kaldırıldığında reflü düzelecektir. Reflü düzelince astım tekrar kontrol altına girecek ve hastalık alevlenmesinin getirdiği ek stres de ortadan kalkınca bu kısır döngü kırılmış olacaktır. Psikolojik destek sürecinde gerek reflünün gerekse astımın uygun ilaçlarla tedavisi çocuğun yaşam kalitesini kısa zamanda yükseltecektir.

  • Stres – reflü – astım üçgeni

    Stres – reflü – astım üçgeni

    Günümüzde her 5 çocuktan birisi alerjik ve her 10 çocuktan birisi astım tanısı almış durumdadır. Bütün Dünya’da büyük bir hızla artış gösteren astım bronşit hastalığı çocuklarda öksürük, hırıltılı solunum ve zor nefes alma şeklinde şikayetlerle kendini gösteriyor. Özellikle gece sabaha karşı kriz şeklinde gelen ve çocuğun uykusunu bozan öksürük krizleri ve hareketle terleyince artan öksürükler çocuklarda astımın habercisi kabul ediliyor.

    Çocuklarda astım bronşitin % 90 nedeni alerjik olsa da hastalığın alevlenmesine yol açan birçok alerji dışı etken de vardır. Reflü de bunlardan bir tanesidir. Çocuklarda ilk bir yaşta mide içeriğinin beslenme sonrası ağza gelmesi normal vücut işleyişinin bir parçası kabul edilir. Bir yaşından sonra mideyi tutan kaslar kuvvetlenerek bu kaçışı engeller. Bu yaştan sonra mide içeriğinin yutma borusundan yukarı kaçması normal kabul edilmez ve reflü olarak tanımlanır.

    Normal popülasyonda %10-20 oranında saptanan reflü hastalığı astımlı çocuklarda % 80 gözlenir ve çocukların % 60’ında bu durum sessiz reflü şeklindedir yani çocuk bunun farkında değildir. Astımlı çocuklarda reflünün normalden daha sık gözlenmesinin bir nedeni astımın mide başını saran kasları gevşetmesidir. Reflü gelişmesi halinde midedeki asitli içerik yutma borusundan yukarı kaçarken soluk borusuna da kaçar. Akciğerlerde asit içeriğin bulunması havayollarında spazm gelişmesine yol açar ve astım atakları artar. Sonuçta astım reflüyü; reflü ise astımı tetikler ve bu bir kısır döngü halini alır.

    Çocuklarda psikolojik stresin mide asit salgısını artırdığı bilinmektedir. Özellikle ülke çapında  sınavlara hazırlığın yaşandığı şu günlerde orta okul ve lise son sınıftaki birçok çocuk ve genç sınav stresine bağlı karın ağrısı, mide bulantısı, iştahsızlık, geğirme ve boğaza ekşi su gelmesi gibi mide sorunları yaşamaktadır. Strese bağlı çikolata, çay, kahve gibi kafein içeren uyarıcıları çok miktarda almaya eğilimli bu gençlerde reflü ve reflünün yol açtığı astım atakları her zamankinden daha sık görülmeye başlar. Hastalıktaki bu alevlenmeler ve sınav sırasında da rahatsızlanacağı korkusu çocukta daha da fazla strese yol açar.

    Sonuçta; astım ve stres reflüyü; reflü ise astımı kötüleştirir ve bu üçlü kısır döngü tedavi edilmedikçe sürer gider. Bu kısır döngünün kırılması için öncelikle reflünün tedavi edilmesi ve psikolojik destek alınması gerekir. Bu dönem geçene kadar astım ilaçlarının yeniden düzenlenmesi de çocukta hem bedensel hem de ruhsal rahatlama sağlayacaktır.

  • Stresi yönetin, yoksa o sizi yönetir

    Stresi yönetin, yoksa o sizi yönetir

    Hayatınız ne kadar stresli? Ne kadar zamandır stres altındasınız? Öfke ve endişe gibi duyguları her gün yaşıyor ve bunlardan kurtulamıyor musunuz? Sürekli soğuk algınlığına yakalanıyor musunuz? Kendinizi yorgun hissediyor musunuz veya kendinize hedefler belirleyip bunlara ulaşmakta güçlük mü yaşıyorsunuz? Okuduklarınızı anlamakta veya hatırlamakta zorluk çekiyor musunuz? Kronik uykusuzluk yaşıyor musunuz? Sürekli diyet yapıp kilo veremiyor musunuz? Bunların nedeni stres olabilir. Stresi daha yakından tanımak, vücudunuz, aklınız ve ruhunuzla arasındaki bağlantıyı nasıl etkilediğini anlamak ve stres yönetme tekniklerini öğrenmek istiyorsanız doğru yerdesiniz..

    Stres çağımızın en önemli hastalığıdır. Hastalıkların babası da diyebiliriz. Çünkü gripten kalp hastalıklarına hatta kansere kadar geniş bir yelpazede birçok hastalığın nedenlerinin başında stres geliyor. Stresli insanlarda kalp hastalıklarının 3 kat fazla olduğu, kalp krizinden ölümün 5 kat fazla olduğu biliniyor. Hayatın her safhasında, ilkokulda, üniversitede, işyerinde stresle baş başayız. Bizi kronik mutsuz, kaygılı yapıp enerjimizi tüketen, yaratıcılığımızı azaltan, daha kolay hastalanmamızı ve yaşlanmamızı sağlayan baş aktör ama biz doktorlar bile onu yeterince iyi tanımıyor, yönetemiyoruz. Çok uzun eğitimler aldık, ama stres yönetme eğitimleri almadık. Belki de bu yüzden stresini yönetemeyen bir çok doktor bile sigara, alkol, aşırı yemek yeme gibi yanlış yöntemlere başvurmak zorunda kalıyor. Bence öncelikle alınması gereken eğitim, stresi yönetme eğitimi olmalı.

    Stres, ilk insanların tehlike karşısında savaş veya kaç durumuna girmeye hazırlıklı olma ihtiyacından doğmuş bir işlev. Zorlanmaya karşı bedenimizin verdiği bir yanıt. Bu durumda nabız hızlanır, kaslar gerilir, duyular aşırı hassaslaşır ve vücut savaşmaya veya geri çekilmeye hazırlanır. İnsanoğlu aslında bu sayede belki de hayatta kaldı, aslandan, ayıdan kaçtık, savaştık ve hayatta kaldık. O zamanlar bu aşırı uyarılmış hal kısa sürüyordu ve vücut kısa sürede sakin haline dönüyordu. Oysa günümüzde korku, öfke, endişe veya üzüntü gibi duygular ile savaş veya kaç uyarı sistemimiz sürekli tetikte olduğundan tüm bedeni yıpratıyor.

    Stresle başa çıkamazsak, ne olur?

    Stres konusunda en geniş araştırmaları olan bilim adamı Hans Selye diyor ki: ” Bugün yaygın hastalıkların çoğunun mikropların, virüslerin, zararlı maddelerin veya her türlü dış etkenin yarattığı aksaklıklardan çok, strese uyum gösterme eksikliğinden kaynaklandığını görüyoruz”

    Stres altında bağışıklık sistemi baskılanır. Birçok araştırmada stresin bağışıklık sisteminin askerlerinden olan T lenfositlerini azalttığını göstermiştir.

    Stres kilo aldırır, kortizol ve adrenalin yağ yapar. Kaos olan ülkelerdeki insanlar ölmemek için nasıl un, bakliyat depoluyorsa stres anında da vücut yağ depolar ve kilo alırsınız.

    Bilim adamı Dr. Bartop’ın yaptığı araştırmada 6 hafta önce eşlerini kaybetmiş, 26 dul kadın incelemeye alınmış. Şeker hastalığı, kalp hastalığı, bağırsak koliti, eklem romatizması, alerjik cilt hastalığı ile stres arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiş. Alınan kan örneklerinde ise vücut savunma sistemini gösteren T-lenfositlerin işlevinde azalma gözlemlenmiş.

    Ohio State Üniversitesinde yapılan çalışmada ise “Homecysteine” adlı aminoasidin stresli kişilerde arttığını gösteriyor. Bu madde kalp hastalıkları riskini artıran bir maddedir.

    Herkes stressiz bir hayat ister. Maalesef bu çoğumuz için mümkün değildir. Stresin günlük hayatınızın bir parçası olduğunu kabul ederseniz, aşmak için gerekli adımları atabilirsiniz. Stresin azı bazen yararlı olabilir çünkü motivasyonumuzu arttırır ama stres miktarı arttıkça ve süresi uzadıkça yıkıma neden olur. Uzun vadeli stresinpsikolojik etkileri arasında sinirlilik, endişe, huysuzluk, depresyon, üzüntü ve asabiyet sayılabilir. Eğer uzun süredir stres altındaysanız doğru düşünmekte, karar vermekte, dikkatinizi toplamakta, öğrenmekte veya öğrendiklerinizi hatırlamakta zorlanabilirsiniz. Uykusuzluk çekebilir, kaza yapabilir veya olumsuz düşüncelerden kurtulamayabilirsiniz. Olumsuz alışkanlıklar edinebilir veya tik geliştirebilirsiniz.

    Uzun süreli stresin fiziksel etkileri arasında; baş ağrısı, kas ağrısı, sırt ağrısı, göğüs ağrısı, mide rahatsızlıkları, ishal, kabızlık, ellerde titreme, terleme veya üşüme sayılabilir. Stres kurdeşene, deride kızarıklıklar çıkmasına, dişlerin sıkılmasına, kulakların çınlamasına veya soğuk algınlığına sebep olabilir. Stres uzun süre çözülmeden kalırsa ciddi bir rahatsızlık geçirme ihtimaliniz artar. Eğer stresin fiziksel ya da psikolojik belirtilerinden herhangi birini uzun süredir yaşıyorsanız profesyonel yardım almalısınız. Böylece stresi daha çabuk yenebilirsiniz.

    İçsel ve Dışsal Stres

    Her yerde stres vardır. İçimizde sürekli olarak stres yaratılır veya başka kaynaklardan stres alırız. Stresin kaynaklarını tespit etmek, aşmanın ilk adımıdır.

    İçsel stres, bilinciniz ve bilinçaltımız tarafından yaratı­lır. Geçmişteki deneyimlerinizden, bugün içinde olduğunuz durumdan veya gelecekle ilgili beklentilerinizden kaynaklanabilir. Geçmişle stres yaratan ve çözülememiş olayların anıları birçok insanın hayatını karartabilir. Olumsuz bir anının yarattığı imge, zihninizde defalarca canlanır ve olumsuz bir deneyimi veya deneyimleri tekrar tekrar yaşarsınız. Bitmeyen bir döngüye takılıp kalmaya benzer.

    Bu imgeler bilinçaltınızdan gelir ve beş duyunuzdan herhangi birisiyle hatırlanır.

    Dışsal Stres

    Dış kaynaklara bağlı dışsal stres işle, okulla veya ilişkilerle ilgili olabilir. Bazen bir anda ortaya çıkabilir. Trafik öfkesi buna güzel bir örnektir. Yolda ilerlerken başka bir sürücü aniden sizin şeridinizi ihlal edebilir. Bu durumda kazayı önlemek için aniden direksiyonu kırmanız gerekir ve öfkelenir ve gerilirsiniz. Gürültü de dışsal strese yol açabilir.

    Geçmişten Gelen Stres

    Eğer geçmişten gelen ve sürekli aklınıza takılan stres veren bir sorununuz varsa bu, kendinizi olumsuz transa soktuğunuz anlamına gelir. Geçmişten kaynaklanan stres, bilinçaltınıza yerleşir ve ayrılmaz. Stres çözümleninceye kadar sürekli olarak etkisi altında kalırsınız. Stres kaynağını bulmak, çözmenize yardımcı olabilir.

    Gelecek Stresi

    Bilememek, belirsizlikler stres yaratabilir. Eğer bir olayın nasıl gelişeceğinden emin değilseniz endişe duyabilirsiniz. Bir şeyin mükemmel gitmesini beklerseniz bu nadiren gerçekleşir. Gelecekle ilgili birçok şey hakkında endişe duyabilirsiniz; sağlığınız, işiniz, ödenmemiş faturalarınız veya ilişkileriniz. Gelecek üstünde yoğunlaşırsanız, şimdiki anın farkına varamazsınız.

    Stresi yönetme yolları:

    Düzenli egzersiz yapın. Bu kas gerginliğinizi azaltır ve daha iyi hissetmenizi sağlar.

    Düzenli ve sağlıklı beslenin, bu strese olan direncinizi arttırır. Öğün atlamayın, kafeini azaltın veya kesin. Kahve başlangıçta size enerji verse de sonra ters etki yapar.

    Bilinçaltı çalışmaları yapabilirsiniz. Meditasyon yapın, dua edin, şükredin. Sahip olduklarınıza odaklanın. Bunlar kendi özünüzle, bilinçaltınızla daha iyi iletişim kurmanıza yardımcı olur.

    Nefes egzersizleri yapabilirsiniz. Üzüntülü, kaygılı olduğunuzda nefesinizin kesik kesik olduğunu ve yüzeyselleştiğini fark etmişsinizdir. Bu durumda derin nefesler alıp yavaş yavaş verin, nefesiniz verirken ‘’Rahat, daha rahat’’, ’’Gevşiyor gevşiyor, daha da gevşiyorum’’ diyebilirsiniz.

    Stresi azaltmaya yardımcı olan Gingko biloba, Sarı kantaron, Ginseng, Passiflora gibi bitki ekstrelerinden yararlanabilirsiniz. Bir hastalığınız varsa, ilaç kullanıyorsanız bunun için öncelikle doktorunuza danışmanızı öneririm.

    Düşünce ve duygularınızı fark edip düzenleyin. Olumsuz olaylar karşısında duygusal ve davranışsal tepkiler vermenize neden olan akılcı olmayan düşünceleriniz varsa değiştirmeye çalışın.

    Hobiler Geliştirin. İlgi alanlarınıza uygun, sizi rahatlatacak aktiviteler bulmak stresin etkilerini azaltacaktır.

    Zamanı iyi kullanın. İşlerinizi, yapmanız gerekenleri ertelemeyin. Eve iş götürmemeye çalışın, sosyal etkinliklere zaman ayırın, bunun için zaman yönetimi becerilerinizi geliştirin.

    Stresi azaltan akupunktur noktalarına masajlar yapabilirsiniz. Basitçe her iki elinizdeki işaret ve baş parmak arasında etli kısma veya el avcunuzun ortasına diğer elin başparmağı ile günde 3 kez 30 saniyelik orta sertlikte masajlar yapmanız endorfin hormonunu arttırarak stresi azaltmaya yardımcı oluyor.

    Eğer kronik stres yaşıyorsanız bu depresyona, panik atağa, yüksek tansiyon gibi sorunlara neden olmuşsa bir uzman yardımı almalısınız. Bu, problemlerimizin farkına varmanıza ve çözümüne yönelik stratejiler belirlemenize yardım edecektir.

  • Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Stres kişinin, tehdit edici bir durum ve/veya olay karşısında bedensel ve ruhsal olarak zorlanmasıdır. İnsan mekanizması duygusal, zihinsel ve bedensel bir bütünden oluşur ve bir iç dengesi vardır. Bu iç denge bazen karşılaşılan durumlar ve yaşanan olaylarla beraber bozulmaya başlar. Kişi tekrar dengeyi sağlamaya çalışır ve böylelikle stres ortaya çıkar. Yani iç dengenin bozulması durumunda kişinin yeniden dengeyi kurmaya çalışmasına stres denir. Dengeyi bozan her şey, onu yeniden kurmayı sağlayacak yeni bir süreci başlatır, bu sürece stres adı verilir. 

    Her türlü değişim, her yeni hayat olayı, her yeni durum, her gelişimsel evre, yani, mevcut dengeyi bozan her şey bünye için bir stres kaynağı olabilir. Doğum, ölüm, boşanma, evlenme, okul değişikliği, işten atılma, terfi, yeni bir şehre taşınmak, para kaybetme, kazanma gibi..

    Strese sebep olan herhangi bir durum ya da olay karşısında kişi kaybettiği dengeyi ve uyumu yeniden sağlayabilmek için aşamalı bir tepki sistemi geliştirir:

    1. Alarm evresi: Bu aşamada kişinin bünyesi alarm durumuna geçer. Gerekli kimyasal ve hormonal değişiklikler gerçekleşir ve bu sayede kişi, “savaş” ya da “kaç” tepkilerinden biri için hazır duruma gelir. Stres kaynağı ile yüzleşmek, mücadele etmek ve savaşmak için ya da stres kaynağından kaçmak için harekete geçer.
    2. Direniş evresi: Bünye stres kaynağını ortadan kaldırmak ya da onun yarattığı etkiyi ve zararı azaltmak, baş etmek için çabalar ve bir denge, uyum kurmaya çalışır. Bünye yorgunluk, uykusuzluk, düzensiz beslenme vb koşullara uyum sağlamak için öz kaynaklarını fazla kullanarak direnmeye çalışır.
    3. Tükeniş evresi: Direniş aşamasında da strese sebep olan olay ya da durumu ortadan kaldırılamazsa ya da onunla bir denge ve uyum sağlanamazsa, kişinin fiziksel, zihinsel ve duygusal kaynakları yetmemeye başlar. Böylelikle tükenme ve dağılma oluşur. Bünye bu aşamada strese sebep olabilecek yeni durum ya da olaylara karşı daha açık  hale gelebilir.  Fiziksel ve psikolojik problemlere karşı direnci düşer.

    Stres Tepkileri:
    Kolay sinirlemek, sorumluluktan kaçma, karamsar olmak, kontrolü kaybetme ve boğulma hissi, zihni dinlendirmede zorluk, yalnız, değersiz ve depresif hissetme, kaygı, odaklanma sorunları, kararsızlık, unutkanlık ve düzensizlik iştah değişiklikleri, artan alkol ya da sigara kullanımı, tırnak yeme, ayak ya da bacak sallama, düşük enerji, baş ağrısı, mide rahatsızlıkları, kas ve göğüs ağrıları, hızlı kalp atışı, sık soğuk algınlığı, uykusuzluk, cinsel ilgi kaybı ya da işlev bozukluğu, soğuk veya terli eller-ayaklar, kulakta çınlama, titreme, ağız kuruluğu, yutma güçlüğü, çenede kitlenme, diş gıcırdatma vb gibi..
    Stresle Başa Çıkma Yolları:
    İnsanı strese sokan faktörler ve mücadele yöntemleri kişiden kişiye göre değişiklik gösterse de genel olarak; stresle başa çıkabilmenin en temel yollarından biri kendinize olumlu kaynaklar yaratabilmektir. İyi hissetmeniz için kendinize bir alan açmak ve sizi iyi hissettirecek şeylere düzenli bir şekilde vakit ayırın. Eğer şartlar uygunsa yaratıcılığa ve esnekliğe izin verin, işinize, uğraşınıza kendinizden bir şeyler katma çalışın.
    Beslenmenize dikkat edin. Çeşitli aktivite ve eğlencelere vakit ayrın. Keyif veren bir aktivitede bulunmak, egzersiz yapmak, vücudu fizyolojik olarak düzene sokar, zindelik ve güç artar. Bu sayede stres hormonlarından kurtulmak daha kolay hale gelir.
    Yemek ve uyku düzeninize ve dinlenme molalarınıza özen gösterin. Kahve, çay, kola gibi içecekler stresi arttırır. Bitki içecekleri, meyve sularını daha çok tercih edin. İhtiyaç duyduğunuz anda mutlaka dinlenin, kısa molalar verin. 
    Strese sebep olan, düşünülmesi, tekrar gözden geçirilmesi gereken şeyler olabilir. Bu nedenle içinde bulunduğunuz durumu, bunun sizde sebep olduğu yükü, sorumluğu ve  hissettirdiklerini gerçekçi bir biçimde ortaya koyun ve düşünün.  Neleriz sizde strese sebep olduğunu ve bunlara karşı verdiğiniz fiziksel ve duygusal tepkilerinizi tespit edin. Sizi strese sokan şeyi değiştirebilir ya da onu tamamen ortadan kaldırabilir misiniz, düşünün.
    İhtiyaç duyduğunuzda yardım ve destek istemek konusunda kendinizi rahat hissedin. Yoğun stres altındayken aldığınız ya da alacağınız kararlar konusunda etrafınızdan fikir almaya çalışın. Eğer mümkünse bu önemli ve büyük kararları stres altındayken almayın.

    Beraber olmaktan keyif aldığınız kişilerle vakit geçirin. Bu kişilerle fikir alışverişinde bulunmak, aktiviteler yapmak  ilişkilerinizi ve çevrenizle olan etkileşiminizi güçlendirir.

    İmkanlar dahilinde eğer mümkünse tatil yapmaya çalışın. Kısa bir süreliğine de olsa içinde bulunduğunuz yerden ve durumdan uzaklaşmak, güç ve enerji toplamanıza, yenilenmenize yardımcı olur. Eğer tatile gidemiyorsanız, evde ya da dışarıda, kendinizi mutlu, huzurlu, güvenli, rahat ve keyifli hissettiğiniz bir ortamda vakit geçirin. Bir süreliğine cep telefonu, bilgisayar, televizyon gibi araçlardan uzak durup, kendinizle kalmaya özen gösterin. 

  • Sınav Stresi

    Sınav Stresi

    Sınav stresi kişide sinirlilik ve gerginlik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumda kişiler sık tuvalete gitme ihtiyacı duyar. Uykusuzluk ve halsizlik de sınav heyecanının neden olduğu sorunlar arasında sayılabilir. Etkili bir iletişim ile sınav kaygısı ortadan kaldırılabilmektedir. Özellikle içinde bulunulan eğitim sistemi öğrencilerin kendilerini her zaman sınava hazır hissetmelerini zorunlu kılmaktadır. Öğrenciden daha heyecanlı olacak bir aile sorunun büyük bir yumak olup çoğalmasına neden olacaktır. Kazanma veya kazanamama sorgusu heyecanı ve endişeyi artıracak en önemli söylemler arasında sayılabilir. Kontrol edilebilecek şeylere odaklanmak her zaman sınava girecek kişilere verilmesi gereken bir tavsiyedir.

    Sonuç Ne Olursa Olsun Demek Doğru Bir Yaklaşım Değildir

    Sınav önemli değil, sonuç ne olursa olsun tarzı telkinler özellikle sorumluluk duygusu yüksek olan çocuklarda olumsuz sonuçlar yaratmaktadır. Elinden gelenin en iyisini yapacağına eminim tarzı söylemler zaten sınava hazırlanan çocuklar üzerinde olumlu etkiler gösterecektir. Her 4 çocuktan birinin sınav kaygısı taşıması sorunun boyutlarının net bir şekilde ortaya konmasını sağlamaktadır. Kızların bu konuda daha duyarlı olduğu yapılan araştırmalar ile netlik kazanmıştır. Bu sorun,

    * Depresyon,

    * Mide bulantısı,

    * Bağırsak sisteminde bozukluklar ve

    * Alerji gibi fizyolojik sorunların ortaya çıkmasını da tetikleyebilir.

    Zihinsel rahatlama çalışmaları ile sınav kaygısından kurtulmak oldukça kolaydır. Bu aşamada sadece çocukların bilinçli olması yeterli değildir. Ailelerinde bu konuda evlatlarına destek olmaları şarttır.

    Neden Heyecanlandığınızı Bilmelisiniz

    Öğrenciler hangi sebeple heyecanlandıklarını iyi bilmelidir. Bu durum çözüme daha kolay ulaşılmasını sağlayacaktır. Sınav stresinin azaltılması için öğrencilerin gerekli hazırlıkları ideal bir şekilde tamamlaması gerekmektedir. Pozitif düşünceler ve başarmaya olan inanç kişinin sınav kaygısının yerini güvene bırakmasına neden olacaktır. Heyecandan kurtulmak isteyenlerin kendi kendini gevşetmeye çalışması ve ihtiyacı olduğu her anda bu tekniklere devam etmesi önerilmektedir. Stres ile ilgili olarak kesin tanımlamalar yapılamaması durumun ciddiye alınmamasına neden olmaktadır. Ancak sınav stresine engel olan kişilerin daha başarılı sonuçlar elde edeceği de kesindir. Stres bulunulan duruma göre sonuca olumlu ya da olumsuz etki yapabilir. Stresin neden olduğu konsantrasyon bozukluğu ve dikkat eksikliği sınava girecek olan kişiler için hiç iyi değildir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Stres hakkında bilinmesi gereken 5 şey

    Stres hakkında bilinmesi gereken 5 şey

    1.İşaret: Mide Ağrısı
    Stres midede genel olarak ağrı yapabilir. Bu durum midede ve bağırsaklarda stres altındayken daha güçlü hissedilir.
    Çözüm: Akıldan ve bedenden derince nefes almayı öğrenebilirsin. Ellerini beline koy ve derin bir nefes al. Karında oluşan şişliği hisset. Yavaşça nefesini ağzından veya burnundan ver. Bu işlemi 2 günde bir 10-20 dakika arası yap. Bu sizin daha rahat hissetmenizi ve enerji kazanmanızı sağlayacaktır.
    2. İşaret: Uyuşturucu ve Alkole güvenmek
    Eğer stresinizin uyuşturucu veya alkol kullanarak geçeceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu sizin endişe ederek kaçış yolu aradığınızı gösterir. Bir doktordan veya psikologdan yardım almanız gerekir. Eğer sadece içerek veya ilaçlar kullanarak atlatmaya çalışırsanız bu sizi zorlu bir dönem içine sokar. Bununla birlikte çabucak bağımlı olabilirsin e bu yol senin problemini çözmez.
    Çözüm: Bu konu ile ilgili bir terapistle irtibat içinde ol. Bu sorununu onunla paylaş. Terapistin sana bu zor dönemlerinin üstesinden gelmeni sağlayacaktır.
    3.işaret: Değişiklik getirmek
    Değişiklik stresin en büyük nedenlerinden biridir. Orneğin yeni bir okula başladığınızda veya en yakın arkadaşınızın şehirden taşınmasında büyük stres yaşarsınız. Hayatınızın düzenine dahil olan bir kısmının değiştiğini gözlemliyorsunuz. Ve işleriniz planladığı gibi gitmediği için stres altında kalıyorsunuz. Bu zorluğu değiştirmeye çalışıyorsunuz ve yeni şeyler deniyorsunuz. Bu zamanda çok iyi bir ruh halinde olmaya ihtiyacınız var. Diğer yandan yeni dünyanıza alışmaya çalışıyorsunuz.
    4.İşaret: Olanları kabullenememek
    Stresinizin nedenini düşünün. Bu bir test mi yoksa görev mi? Savaş mı barış mı? Bu olay endişe ve şikâyet getiriyor. Bir plan yapılıp problem çözülmeli. Yakın arkadaşına veya güvendiğin bir yetişkine çözüm bulamadığında danışabilirsin.
    5.İşaret: Güç Pozitif Düşünmededir
    Eğer kafandaki ses, bu çok zor diyorsa bu iş senin için güçleşir. Negatif düşünmek stresi çağırır. Kendine anlat, sen bir enerjiye sahipsin ve bu enerjiyi kendi hayatında pozitife çevirmek senin elinde. Kendine hedefler koy ve hesaplar yap. Bunları başarabilirsin. Bu işi yapabileceğine kendine güvenmelisin. Ve bu geçirdiğin zaman diliminde yol boyunca bu işin tadını çıkart.

  • Ölüm, Terör ve Travma ..

    Ölüm, Terör ve Travma ..

    1-Şu anda insanları en çok korkutan ve tedirgin eden nedir?

    Aslında bizi en çok korkutan sürekli inkar ettiğimiz ancak hayatın bir gerçeği olan ölümdür. Doğumumuzdan ölümümüze kadar bu gerçekliği inkar ederek gündelik hayatın ritmine kendimizi kaptırırız. Bu noktada sanki ölmeyecekmiş gibi yaşadığımız söylenebilir. O yüzden bir yakınımızı kaybetme, afetler ve terör olayları bizi inkar ettiğimiz ölümle burun buruna getirir. Daima bastırmaya çalıştığımız bu gerçekliğin aniden tüm şiddetiyle karşımıza çıkması elbette ki bizde korku ve kaygıya neden olur. İnsanların terör olaylarında ölümün daha da fazla bilincinde olduğunu görmekteyiz.

    2-Herkes ölümü aynı şekilde mi algılıyor?

    Hayır. Her bireyin kendine has olması bu kavrama bakış açısında da değişiklikler olmasına neden olur. Mesela bazı bireyler ölümü yalnızlık olarak görebilir. Kimi insanlara göre ölüm maddi dünyadan kurtuluş anlamına gelebilir. Kimi ölümü kabullenip hoş karşılarken, kimi ölümden nefret edip ondan korkabilir. Bu bakış açısından yola çıkarsak ölüme karşı hissedip düşündüklerimiz ölümle yüz yüze geldiğimizde nasıl hissedeceğimizi de belirler.

    3-Çocuklar ve ergenler ölümü nasıl karşılar?

    Bireyin yaşı elbette ki ölüme bakış açısını ve hislerini farklılaştırır. 50 yaşındaki bir insanla 10 yaşındaki bir çocuğun aynı şekilde düşünmesini bekleyemeyiz. Araştırmalar, çocukların büyüdükçe ölüme daha olgun bir yaklaşım geliştirdiklerini ortaya koymuştur. Çocukların zaman algısı bizden farklıdır. Onlar kısa süreli bir ayrılığı dahi bütünüyle bir kayıp şeklinde algılayabilir. 3 ile 5 yaş arasındaki çocuklar ölümün ne anlama geldiği ile ilgili çok az bir fikre sahip olabilir ya da hiç bir fikirleri olmayabilir. Ölümü uyku ile karıştırabilirler ya da ölmüş bireylerin tekrar yaşama döneceklerine inanabilirler. Yakın oldukları bir kişinin kaybı durumunda, kendisinin onun sözünü dinlemediği için öldüğünü düşünüp kendini suçlamaları görülebilir. Araştırmalar çocukların ortalama 9 yaşına kadar ölümü evrensel ve geri dönüşü olmayan bir durum olarak algılamadıkları sonucuna ulaşmıştır. 7 yaşın altındaki çoğu çocuk ölüme inanmaz, inansa da geri dönüşü olan bir durum olarak algılayabilir.

    Ergenlere baktığımızda ise ergenlerin ölümün uzak bir ihtimal olduğunu düşündüklerini görmekteyiz. Ölümün kaçınılabilir, görmezden gelinebilir olduğunu düşünebilirler. Bazı ergenler ise ölümün anlamını kavramaya çalışarak, kendi ölme ihtimaliyle yüzleşebilir. Ergenlerin ölüm kavramları çocuklarınkinden daha soyuttur. Mesela ergenlerin, ölümü ışık, karanlık, hiçlik gibi kavramlarla tanımladıklarını görebiliriz. Bununla bağlantılı olarak dini ve felsefi konulara ilgi duymaları mümkündür.

    4-Çocuğumuzla ölüm hakkında nasıl konuşmalıyız?

    Bu noktada en iyi strateji onlara karşı dürüst olmaktır. Çocuklar bazı şeyleri anlamayabilirler ancak sizin dürüst olmadığınızı sezer ya da sonradan fark ederlerse bu durum sizinle olan ilişkilerini yıpratır. Ayrıca sizin dürüst davranmamanız ve çocuğun konuyla ilgili farklı bir yerden bilgi alması, onda çatışmaya neden olur. Bu nedenle aileler çocuklarıyla ölüm hakkında konuşmaktan kaçınmamalı ve daima dürüst olmalılardır. Çocuğun ölüm hakkında sorduğu sorulara verilecek yanıt onun yaşına bağlı olarak değişir. Örneğin okul öncesi çocuklar daha büyük çocuklara oranla daha az ayrıntılı açıklamaya ihtiyaç duyar. Aslında onların asıl ihtiyacı olan sevildiklerini ve terk edilmeyeceklerini duyma isteğidir. Bunun yanı sıra çocuk kaç yaşında olursa olsun aileler duyarlı ve anlayışlı olmalı ve çocuklarını kendi duygu ve düşüncelerini söylemeleri konusunda cesaretlendirmelilerdir.

    5-Ölümle yüzleştiğimizde hangi evrelerden geçeriz?

    Kişinin ölümle yüzleştiğinde geçirdiği ilk evre inkardır. “bu benim başıma gelemez, bu imkansız” diye düşünür. Ancak bu geçici bir evredir. Sonrasında inkar yerini öfkeye bırakır. Kişi “neden bu benim başıma geldi?” diye sorar. Bu noktada yakınları onunla iletişimde zorlanabilir çünkü kişi bu öfkeyi onlara yansıtabilir. Bu evreden sonraysa kişi uzlaşmaya girer. Bu noktada bazı bireyler içsel olarak genellikle Allah”la bilinçsiz bir uzlaşma çabasında olur. Örneğin kişiler bir kaç ay ya da bir kaç hafta Allah”a ya da diğer insanlara adanmış bir yaşam sürmeye söz verirler. Bu süreç de zamanla yerini depresyona bırakır. Bu evrede kişi ölümün kesinliği kabullenmeye başlar. Kişi sessizleşip içine kapanabilir ve diğer insanları kendinden uzaklaştırmak isteyebilir. Zamanının çoğunda kederli haldedir, devamlı ağlamalar, uykusuzluk ya da çok uyuma görülebilir.

    Son olarak kişi bir huzur duygusu geliştirir ve kaderini kabullenir. Bu noktadan sonra duygusal acıları azalır ve yeniden hayata katılmaya başlar.

    6-Terör gibi travmatik bir yaşantıdan sonra kişide hangi psikolojik rahatsızlıklar görülür?

    Bu tarz olaylardan sonra kişilerin anksiyetelerinin ciddi ölçülerde arttığını ve bundan dolayı yaşam kalitelerinin düştüğünü görmekteyiz. Kaygıları nedeniyle çoğu durumdan kaçınarak kendilerini daha dar bir alanda yaşamaya mahkum edebilirler. Bu durum da, kişinin yaşama sevincini düşürerek hayatı sorgulamasına yol açabilir. Bu kaygılara rahatsızlık tanısını koymak için bir takım semptomların araştırılması gerekir. Her kaygı yaşayan kişiye anksiyete bozukluğu teşhisi konulmaz. Kişi semptomları karşılıyorsa ve toplumsal, kişisel ve mesleki uyumu bozuluyorsa dikkat etmemiz gerekir. Son zamanlarda geçirdiğimiz bu acılı ve sancılı günler elbette her birimizin hayatını ciddi anlamda etkiledi. Hepimiz kaygı duyuyor ve korkuyoruz. Bu anormal değildir. Korku ve kaygı insani duygulardır ve çoğu zaman uyum sağlayıcı bir işlevleri vardır. Bu aralar hepimiz az ya da çok kendimizin ve yakınlarımızın hayatından endişe ediyoruz, kalabalık yerlere gitmekten kaçınıyoruz, tanımadığımız insanlara kuşkulu gözlerle bakabiliyoruz. Bu durum terör gibi yaşamı tehdit eden bir olaya karşı verilen normal tepkilerdir. Ancak bu ve bunun gibi davranışlar artık kişinin hayatına ciddi ölçüde zarar veriyorsa, bu noktada destek alınması gerekebilir. Örneğin travma sonrası stres bozukluğu, akut stres bozukluğu yaygın anksiyete bozukluğu tedavi edilmesi gereken rahatsızlıklardır.

    7-Bu rahatsızlıkların neler olduğunu açıklayabilir misiniz?

    Travma sonrası stres bozukluğu, hayatı tehdit eden bir olaydan sonra ortaya çıkar. Kadın ve erkekleri eşit şekilde etkiler. Araştırmalar toplumun yüzde biri ile üçü arasında görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu tanının konabilmesi için bilinen bir stres kaynağının olması gerekir. Bunlara örnek olarak; savaş, terör, saldırıya uğramak, doğal afetler verilebilir. Bu bozukluğun başlıca üç özelliği vardır: Birincisi, travmatik olayı sürekli olarak zihinde yeniden yaşama, ikincisi sürekli bir aşırı uyarılmışlık durumu ve son olarak aşırı kaçınma davranışlarıdır. Örneğin kişi canlı bomba eyleminin yapıldığı mekanda bulunup, bu olayın yıkıcı sonuçlarını görmüşse, olaydan günler sonra bile zihninde tekrar tekrar o anları yaşatabilir. Bunu isteyerek yapmaz,hatta bu düşünceler zihnine dolduğunda başka şeyle uğraşıp onları kafasından atmak ister ancak yapamaz. Ya da olayı karabasan şeklinde sürekli rüyalarında görür. Sürekli uyarılmışlık durumu, kişinin sürekli huzursuzluk hissetmesi, aniden ürküp sıçraması ve uyku bozuklukları ile belirgindir. Kaçınma dediğimizde ise kişinin olmadık önlemler alması ön plana çıkar. Örneğin metrobüste travmatik bir olay yaşayan kişi metrobüs kullanmamak için arabayla 4 saatlik bir trafiğe katlanmayı tercih edebilir. Ya da hem kendine hem de diğerlerine bir şeyler uydurup metrobüsle gitmesi gereken yere gitmeyebilir. Başkalarının öldüğü olaylarda bu kişilerin sağ kaldıklarından dolayı bilinçli ya da bilinçsiz bir suçluluk duygusu geliştirdiği görülebilir. TSSB olaydan aylar hatta yıllar sonra gelişebilir. Belirtiler dalgalanma gösterebilir ve özellikle stresi tetikleyen olaylardan sonra belirtilerde artış olabilir. Akut Stres Bozukluğunun belirtileri travma sonrası stres bozukluğuna benzer ancak aradaki fark akut stres bozukluğunun en fazla dört hafta sürmesi ve travmatik olaydan sonraki dört hafta içinde ortaya çıkmasıdır. Bunun tersine travma sonrası stres bozukluğu olaydan sonraki herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir ve yaşam boyu sürebilir. Son olarak yaygın anksiyete bozukluğu kendini kaygı, somatik yani bedensel yakınmalar, otonomik hiperaktivite ve aşırı uyarılmışlıkla gösterir. Somatik yakınmalar arasında genellikle baş ağrısı, kas ağrıları( özellikle boyun ve sırtta) ve huzursuzluk görülür. Otonomik hiperaktivitede nefes darlığı, çarpıntı ve terleme vardır. Bu rahatsızlık altı aydan daha uzun sürer ve kişinin işlevselliğini bozacak derecede aşırı kuruntulara kapılma ile belirgindir. Bu hastalarda çoğunlukla anksiyeteye ek olarak depresyon gibi farklı bir psikiyatrik rahatsızlığın daha olduğu görülür.

    8-Bunlar ne şekilde tedavi edilir?

    Bu rahatsızlıklar kişinin hem kendisini hem de yakınlarını ciddi ölçüde etkiler. Bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gereklidir. Bu rahatsızlıklar genellikle en hızlı ve en iyi şekilde hem psikoterapi hem de farmakolojinin birlikte uygulanması sonucu yanıt verir. Bazı kişilerin sadece psikoterapi ile düzelme gösterdikleri de görülmüştür. Ancak özellikle belirtileri çok yüksek seviyede yaşayanların terapistin yanı sıra bir psikiyatrist eşliğinde ilaç tedavisine de başlaması gerekebilir. Psikoterapide genellikle kişi kaçınmaları ile yüzleştirilir, baş etme yöntemleri geliştirilir, farkındalıkları arttırılır, ve bilişsel açıdan yanlış, eksik şemaları gözden geçirilir. Ancak her birey biricik yani kendine has olduğundan kişinin bireysel özelliklerine ve yaşadığı sorunlara özel bir tedavi planı geliştirilir. Bu kişilerin genellikle olumsuza odaklandıkları, olumlu olaylar yaşasalar dahi zihinlerini daha çok olumsuz olaylara odakladıkları görülmektedir. Seanslarda bu noktanın üzerinde durularak danışana bu durumun fark ettirilmesi ve bununla baş edebileceği yöntemler geliştirmesi için ona rehberlik edilmesi önemlidir.

    9-Bu olaylardan etkilenmemek için ne önerirsiniz?

    Bu olaylardan etkilenmemek elbette imkansızdır. Ancak ruh sağlığımızı korumak için bir takım önlemler alabiliriz. Öncelikle güvenilir kaynaklar dışında internette gördüğümüz duyduğumuz her bilgiye itibar etmememiz gerekir. İnternetteki bilgiler faydalı olduğu kadar bize zarar verici de olabilir. Bu nedenle terör olayları ile ilgili çok fazla araştırma yapmak, her söylenilene inanmak kişiyi daha da fazla panikletebilir. Özellikle ailelerin çocuklarının internet kullanımını denetlemesi gereklidir. Onları internetten tamamen mahrum etmek, çocuğun isteğini daha da kamçılayabilir bu nedenle ebeveynin denetiminde ya da zararlı siteleri önleyici programlar kullanarak çocuğu korumak bir nebze de olsa mümkündür. Terörle yaşamaya alışmamız imkansızdır. Bu tarz bir duruma ne denli maruz kalırsak kalalım ilk yaşadığımız gibi etkilenmemiz bunun yanı sıra tedirginliğimizin ve öfkemizin artması kaçınılmazdır. Ancak hayat devam etmektedir ve bireyler olarak üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam etmemiz son derece önemlidir. Ayrıca duygularımızı bastırmamızın bize yarardan çok zararı vardır. Tabii ki öfkemizi dışa vuralım kırıp dökelim demiyorum ancak bu öfkeyi atmamızın yollarını bulmamız içimize atmamızdan bastırmamızdan çok daha yararlıdır. Üzüntümüzü, korkumuzu yakın hissettiğimiz kişilerle paylaşmamız önemlidir. Bu şekilde karşımızdaki insanla endişelerimizi paylaşmamız bize sakinleştirir, yalnız olmadığımızı gösterir ve objektif bir görüş kazandırabilir. Bunun yanı sıra yaşadığımız bu travmatik olayların insan ilişkilerinde bozulmalar meydana getirdiğini görmekteyiz. Özellikle bu aralar diğer insanlarla iletişimimizde düşünmeden hareket etmemeye daha hoşgörülü ve sağduyulu yaklaşmaya özen göstermemiz gerekir.

    Kalabalık alanlara elimizden geldiğince gitmememiz önlem açısından faydalıdır. Bu durumda boş kalan zamanlarımızı örneğin avm ye gitmek yerine, uzun yürüyüşlerle, sevdiğimiz insanlarla ev ziyaretlerinde vakit geçirmeyle doldurabiliriz. İnançlı insanların dine yönelmesi onların içinde bulundukları boşluğu doldurur, kaygılarını hafifletir. Bu sebeple maneviyata yönelmek oldukça önemlidir. Ayrıca kişinin merak ettiği korktuğu şeyler hakkında bilgilenmesi de önemlidir. Bilmediklerimiz bizi daha çok korkutur. Bu nedenle merak ettiğimiz konularda uzmanların yazdığı kaynaklara başvurabiliriz.