Etiket: Stres

  • Stres ve Başa Çıkma Yolları

    Stres ve Başa Çıkma Yolları

    Bir organizma çevresine sürekli uyum yapma durumuyla her an karşı karşıyadır. Bireyin dış çevresindeki fiziksel koşullar ya da içinde bulunduğu sosyal ortamdaki psikolojik koşullar uyumu ya kolaylaştırır ya da zorlaştırır. Uyumun zorlaştığı anlarda organizma bedensel ve psikolojik olarak yorulmaya başlar. Dış çevrede ki fiziksel koşullara basit bir örnek hava soğukluğu verilebilir. Hava soğudukça birey kendini korumak ve bir anlamda çevreye uyum yapmak için üstüne bir şeyler giymek, ya da sıcak bir ortama girmek zorunluluğu duyar. Psikolojik koşullara örnek olarak da üniversite giriş sınavına çalışan bir bir kimseyi düşünebilirsiniz. Sınava hazırlanma kaygısı, sınavda geçme veya kalma korkusu bireyde gerginlik yaratır. Bireyin, fiziksel ve sosyal çevreden gelen uyumsuz koşullar nedeniyle, bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde harcadığı gayrete “stres” adı verilir.

    Stres üç süreçte yaşanır. İlk dönem alarm tepkisi adını alır. Bu dönemde otonom sinir sistemi gayet faal bir duruma geçer ve salgı bezlerini uyararak kana bol miktarda adrenalin ve onun etkisi altında ortaya çıkan diğer biyokimyasal maddeleri pompalar. Salgıların etkisi altında vücut alarm durumuna geçer ve ortaya çıkacak acil durumlarla uğraşmaya hazırlanır. Stres veren uyarıcı ya da ortam devam ederse ikinci dönem ortaya çıkar. İkinci basamağa direnç dönemi adı verilir. Bu dönemde organizma yapmış olduğu alarm tepkisini ortadan kaldırır. Stresli ortama bir tür uyum yapar ve kandaki biyokimyasal maddeleri geri çeker. Organizma, sanki normal koşullar altında işliyormuş izlenimi verir. Ne var ki, gerçekte organizma yorulmaktadır. Ve içten içe direncini yavaş yavaş kaybetmektedir. Üçüncü basamağı oluşturan tükenme döneminde beden artık stresin baskısına dayanamaz, direncini kaybeder.

    Stresle Başaçıkma Yolları:

    Stres modern insanın günlük yaşamının bir parçasını oluşturur. Sabahleyin kalktığınızda suyun ya da elektriğin kesik olması, kaloriferin yakıt yokluğundan yanmaması ve bu nedenle evin soğuk olması , otobüs duraklarında ki izdiham, iş yerindeki sigara dumanı ve insanların sürekli hırçın bir tavır ve ses tonuyla birbirleriyle konuşmaları, öğle yemeği için gittiğiniz lokantanın pisliği, garsonların kabalığı, yemeğin geç ve soğuk gelmesi, vb. stres kaynağı olarak sizi sürekli etkiler.

    Bu günlük strese hastalık, ölüm, ayrılık ve benzeri gibi diğer olaylar eklenince artık daha fazla dayanamazsınız. Önemli hastalıklar kendini göstermeye başlar. Stresli olayları önlememiz çoğu kez olanaklı değildir. Bu nedenle stresle başa çıkma yollarını öğrenip, günlük yaşamımıza uygulamakta büyük yarar vardır.

    Bilinçli Başa Çıkma Yollarından Kaynağı Bulma Tekniği:

    1-Kaygınızın farkına varın ve kaygılı olduğunuzu kabullenin: En önemli adımlardan biri budur. Kaygılı olduğunuzun farkına varamazsanız. Kendinize yardımcı olamazsınız. Siz kaygılıyken bedeniniz ve ona bağlı olarak davranışlarınız az yada çok değişir. Örneğin daha yüzeysel solunum, daha sık kalp çarpıntısı, dikkatinizi belli bir konuya toplayamama, hemencecik alınma veya en ufak şeyden öfkelenme gibi belirtiler, kaygı sonucu ortaya çıkar. Bedeninizin ve davranışlarınızın farkındaysanız bu değişiklikleri hemen gözleyebilirsiniz. Kaygılı olduğunuzun farkına vardığınızda önünüzde iki olanak vardır. Kaygılı olduğunuzu ya kabul eder ya da etmezsiniz. Kaygılı olduğunuzu kabul etmezseniz, bundan sonraki adımları uygulama fırsatı bulamazsınız.

    2-İçinde bulunduğunuz durumdan bir süre uzaklaşın ve durumunuzu gözden geçirin. Örneğin evdesiniz ve ev ortamında iken kaygılı duruma girdiğinizi fark ettiniz ve bu kaygının altında yatan nedenleri bulmaya karar verdiniz. Kararınızı uygulamaya koyabilmek için ev ortamından bir süre uzaklaşın ve ev durumunuzu gözden geçirin.

    Bir süre uzaklaşmak değişik biçimlerde yapılabilir. Bir yürüyüşe çıkabilirsiniz, bir parka gidip oturabilirsiniz, ne yaptığınız önemli değil, önemli olan bir süre ev ortamından uzaklaşmaktır. Kaygınız iş ortamıyla ilgiliyse, işten bir süre uzaklaşın ya da iş başında olmadığınız bir zamanda aşağıdaki basamakları gözden geçirmeye devam edin.

    3-kendinizi en iyi (en rahat) hissettiğiniz ortamı hayal edin; gözlerinizi yavaşça kapayın, hiç acele etmeden sakin bir biçimde nefes alıp vermeye başlayın. Derin ve muntazam nefes alın ve yavaş yavaş gayet sakin bir biçimde nefes verin, her nefes alıp verişte ondan sıfıra doğru birer birer sayın. Bir rakamına ulaştığınızda kendinizi huzur dolu hissettiğiniz bir ortamda hayal edin ve hayalinizi bir miktar devam ettirin. (3-4 dakika bu hayalinizi sürdürün.) Bu arada muntazam olarak nefes alıp vermeye devam edin. Hayal kurmanız bittikten sonra gözlerinizi yavaşça açın.

    4-Kaygınızın temelinde yatan nedenleri anlamaya çalışın.

    5-Kaygınızın ortadan kalkması için uygulayacağınız kısa süreli ve uzun süreli çözüm yollarını saptayın.

    6-Kısa süreli çözüm yollarını hemen uygulamaya koyun ve uzun süreli çözümler için gerekli adımları atmaya hazırlanın. İşe ufak ve basit adımlarla başlamakta yarar vardır.

    7-Kaygı için harcadığınız enerji ve zamanın hiçbir yararı olmadığını unutmayın.

    8-Kaygınızı abartmaktan sakının, olumsuz duyguları abartarak olduğundan daha da kötü göstermek çoğumuzun alışkanlığıdır. Böyle bir eğilim kısır döngü yaratır. Kaygı abartılınca daha çok kaygıya, daha çok kaygı daha çok abartmaya, abartma kaygının yeniden artmasına yol açar. Böylece enerji ve zaman kaygıyı çözme yerine büyütüp, beslemeye harcamış olur. Bu kısır döngüye girmekten sakının.

  • Stresle Başa Çıkmanın 5 Yolu

    Kişinin kendinihuzursuz veya baskı altında hissettiğinde,kendisine verdiği fiziksel, zihinsel, duygusal ve davranışsal tepkiler bütünüdür. Günlük hayatımızda bizi etkileyen bu olumsuz streslerden kaçınmanın temel baş etme yolları mevcuttur.

    Stres ruh ve beden sağlığını olumsuz yönden etkileyen önemli bir faktördür. Günlük hayatta yaşanan her şey strese yol açabilir. Önemli olan stres ve stresi tetikleyen durumların devam etmemesidir. Zaman yönetimi, ilişkilerdeki güven eksikliği gibi durumlar hayatımızda stresin olması için yeterli nedenlerdir. Stres zihnimizde beliren bir faktör olmasına rağmen fiziksel olarak da bizi etkilemektedir. Stresin yol açtığı veya tetiklediği düşünüldüğü psikolojik ve fiziksel hastalıklar; Depresyon, kaygı, yüksek tansiyon, kalp krizi, psikosomatik rahatsızlıklar (fiziksel bir neden olmadan vücutta olan rahatsızlıklar), fibromiyalji (bedeni etkileyen vücut ağrıları), kanser, felç, huzursuz bacak sendromu, hafıza kaybı, cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları vs…

    Stresle başa çıkmanın 5 temel yolu

    1. Bazı durumların stres yaratacağı önceden bilinmeli ve kabul edilmiş olmalı.

    2. Belli bir seviyede egzersiz yapmak stres hormonu olan kortizol düşmesine ve daha huzurlu hissetmemizi sağlar.

    3. Günlük hayatımızda bize stres yaşatan durumların yerine alternatiflerini aramalıyız.

    4. Kendimizin farkında olmalıyız ve bazen yanlış yapabileceğimizi bilmeliyiz.

    5. Zamanı yönetiminin, stres ile ilişkili olduğunu düşündüğümüzde, işlerimizi planlı bir şekilde yapabilirsek, günlük hayatımızda stresli durumlardan daha kolay kaçınabiliriz.

    Stresle baş etmenin temel yollarını uygulayabilmek için önce her zaman olduğu gibi kendimize inanmalıyız.

  • Açıklanamayan İnfertilite (Nedeni Bilinmeyen Kısırlık) ve Stres

    Açıklanamayan İnfertilite (Nedeni Bilinmeyen Kısırlık) ve Stres

    İnfertilite vakaları, kadın faktörlü, erkek faktörlü, her iki partnere de bağlı ve de açıklanamayan infertilite olarak gruplandırılmaktadır. Modern bilimsel çalışmaların herhangi bir sebep bulamadığı, tespit edilmiş herhangi bir tıbbi sorunun bulunamadığı infertilite türü açıklanamayan ya da nedeni bilinemeyen infertilite olarak adlandırılmaktadır.

    İnfertilite hastalarının yaklaşık %10-15’i bu tanıyı almaktadır. Bu tanıyı almak çiftler üzerinde yıkıcı bir etki yaratmaktadır. Nasıl bir neden bulunamaz? Yine başladığınız noktaya geri dönmüşsünüzdür. 2-3 yıl öncesine belki de… Kendinizi tekrar karanlıkta bulmuşsunuzdur. 21.yy’da böyle bir tanıyı almak, Orta Çağ’da vebaya yakalanmak gibi hissettirir. Anksiyeteniz (kaygılarınız) artar; çünkü kimse nedenini tanımlayamaz. Bir şeyler yapabilmek için gücünüz kalmamış gibi hissedersiniz. Umutsuzluk hisleriniz beraberinde depresyonu getirebilir. Bu, şaşırtıcı bir durum değildir; çünkü anksiyete ve depresyon açıklanamayan infertilitede görülen en baskın duygusal tepkilerdir.

    Durumu aileniz ve arkadaşlarınızla konuşmak çok daha zor gelir; çünkü açıklayacak bir şey bulamazsınız, verecek cevabınız yoktur. Bu durumları yaşıyor olmak sadece sizin bu sıkıntıya sahip olduğunuz anlamına gelmez. Yürütülen bir araştırma, açıklanamayan infertiliteye sahip hastaların, diğerlerine göre daha fazla sosyal zorlanma yaşadıklarını ortaya koymuştur. Diğer bir çalışma, açıklanamayan infertilite hastalarının tüp bebek tedavilerinden birkaç yıl sonra bile hala ailelerine ve çevrelerine bu durumun nedenini açıklayamamaları yüzünden gerginlik yaşadıklarını bulgulamıştır.

    Nedeni bilinmeyen infertiliteyi stresle açıklayabilir miyiz?

    Bunun için öncelikle stresin vücudumuzda ne gibi değişiklikler yarattığını, doğurganlığımıza olan etkilerinin neler olduğunu bilmemiz gerekir.

    Stres sırasında adrenalin hormonu salgılanır. Bu hormon aynı zamanda stresli durumlardan, tehlikeden kaçmamızı da sağlar. Aynı zamanda adrenalin hormonu, doğurganlık için önemli olan progesteronun kullanılmasına da engel olur. Bunların dışında, stres altındayken vücudumuz daha fazla prolaktin hormonu salgılar bu da gebelik oluşmasına engel olabilir.

    Vücudumuz çok ağır bir stres altındayken hamile kalmamamız gerektiğini bilir. Onun önceliği, bizi tehlikenin dışında tutmaktır. Yoğun stres altındayken, yani tehlike etrafımızdayken, beynimiz, fetüsün bakımını sağlayabileceğimiz konusunda bize tam olarak güvenemez. O durumda üreme lüks bir tutkuya dönüşmüştür. Ama beyin bize “dur” der, stresin yarattığı etkileri vücutta yaşatmaya yönelir. Kaslarımızda gerilimler oluşur, göz bebeklerimiz genişler, çevrede olup bitene karşı aşırı duyarlı hale geliriz, kan basıncımız artar, kalp atış hızımız artar. Bütün bunlar da bedeni yorar. Vücudumuz, hamilelikte yorgun ve sıkıntılı olmamamız gerektiğini bilir. Bu yüzden gebe kalmamıza engel olabilir. Ayrıca bu belirtiler (kan basıncının artması, kalp atış hızının artması, gözbebeklerinin büyümesi vb.) stres anında harekete geçen sempatik sinir sistemi tarafından ortaya çıkarılır. Ve bu sistem harekete geçtiğinde rahme ve yumurtalıklara daha az kan akışı sağlanır bu da üreme fonksiyonlarının görevini aksatabilir.

    Bütün bunlarla birlikte “Acaba stres ile baş edemiyor muyum?” sorusu ile fazlaca baş başa kalmak da stres düzeyini arttıran, tüm sorumluluğu üzerimize yükleyen ve üreme sistemimizi bu kısır döngü içerisinde etkileyen bir faktördür.

    Araştırmalar, infertilite konusunda çalışan uzmanlar tarafından psikolojik danışmanlık almanın, bu durumun belirsizliğiyle baş etme konusunda yardımcı olacağını söylemektedir. Danışmanlık almak ayrıca hastaların kontrol edilebilir diğer yaşam alanlarına odaklanmalarını ve iyi hissetmelerini sağlayabilir.

  • STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    Stres nedir?

    Biyolojik ve psikolojik dengenin bozulduğuna ve yeni durumlara uyum yapılarak yeniden dengeye
    dönülmesi gerektiğine yönelik bir işarettir.
    Stres, kişinin baş etme yeteneğini aşan ya da zorlayan bir durum algılandığında ortaya çıkan otomatik
    tepkidir.
    Stres hayatın olmazsa olmaz bir parçasıdır; (önemli olan stresle başa çıkabilme becerisini
    geliştirebilmektir)
    Stres vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği otomatik tepkidir.
    Stres bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da
    beyninde oluşan tepkidir.
    Stres, baskıya karşı oluşan tepkidir.
    Stresin yol açtığı sorunlar
    Zihinsel ve Duygusal Sorunlar

    Stres ve gerilim fazla enerji tüketmeye neden olduğu için bir süre sonra birey kendisini zayıf, güçsüz, her
    an kötü bir şey olacakmış duygusunu yaşar
    Nedeni belirsiz yoğun bir endişe duyar .Sinirlidir.
    Uykusuzluk çeker .Çabuk heyecanlanan bir kişi durumuna gelebilir
    Dikkatini toplamakta güçlük çekebilir
    Hafıza sorunları yaşayabilir, öğrendiği konuları unuttuğu endişesine kapılabilir
    Kolaylıkla yapabileceği işleri yapamaz
    Güç engellere dönüştürerek işleri geciktirme ya da engelleme eğilimine girebilir.
    3.Davranışsal Sorunlar

    İçe kapanma,
    Bir maddeye (sigara, alkol v.b.) aşırı düşkünlük
    Sakarlık,
    Gevşemede güçlük,
    İş verimini de olumsuz etkilenme,
    Stres belirtileri

    Tükenmişliğe neden olan stres ile ilgili olan bozukluklar veya bazı ortak belirtiler şunlardır:
    Kalp krizi, felç, bulaşıcı hastalıklardan çabuk etkilenme, ülser, deri ile ilgili bozukluklar, bel ağrısı, çabuk
    yaşlanma, çöküntü, cinsel bozukluklar, yüksek tansiyon, uykusuzluk, kas ağrıları, aşırı yorgunluk,
    uyuşturucu madde kullanımı ve alkol bağımlılığı…
    Stresin bireyin yaşantısı üzerinde görülen başlıca etkileri şunlardır: Psikolojik yapının bozulması ki bu

    kronik depresyon veya aşırı sinirlilik şeklinde görülür.
    Kişide çaresizlik ve aşağılık duygusu gelişir.
    Fiziksel ve psikolojik enerjide gözle görülür bir azalma meydana gelir.
    Gerçekle yüzleşmekten doğan psikosomatik hastalıklar görülür.

    FİZİKSEL STRES KAYNAKLARI

    Sıcak
    Soğuk
    Gürültü
    Kötü çalışma şartları ve donanım
    Yangın
    Trafik
    Şiddet
    SOSYAL STRES KAYNAKLARI

    Kişiler arası ve çevresel ilişkiler
    Farklı değer yargıları
    Zorunluluklar
    Bekleme ile geçen zaman
    Sigara içen ve içmeyenler
    Sosyal beklentiler
    Aile ortamı
    İş yükünün paylaşılması
    Kıskançlık
    Cinsiyet rolleri
    Farklı değerler
    Ailede ölüm veya hastalık
    Farklı yaşam tarzları
    Maddi sorunlar
    Sosyal, ekonomik ve politik koşullar
    İşsizlik
    Enflasyon
    Kira sorunu

    Vergiler
    Yüksek suç oranı
    Çevre kirliliği
    Teknolojik değişiklikler

    Stresle Başa Çıkma Yolları

    Zamanı iyi yöneterek,
    Problem çözme teknikleri kullanarak,
    Aşırı genellemelerden kaçınarak,
    Kişiler arası ilişkiler ve sosyal etkinlikler geliştirilerek,
    Fiziksel aktivitelerde bulunarak,
    Dengeli beslenerek,
    Gevşeme egzersizleri öğrenip uygulayarak,
    Zihinde canlandırma yaparak stresle daha kolay başa çıkabiliriz

    Zaman Yönetimi

    Başlangıçta hepimizin eşit olarak sahip olduğu tek kaynak olan zamanı, zaman yönetimi konusunda
    kararlılık sergileyen kişiler başarılı bir biçimde yönetebilirler. Zamanı yönetebilmek için kişinin
    kapasitesine ve kişilik özelliklerine uygun gerçekçi bir program yapabilmek gerekir . Programlar içerik
    olarak sadece yapılması zorunlu olan işleri kapsayacak olursa büyük olasılıkla program işlemeyecektir.
    Etkili bir program yapabilmek için zorunlulukların yanında, düzenli uyku, molalar, eğlenme, dinlenme,
    sosyal etkinlikler ve olası değişiklikler karşısında alternatif olabilecek etkinlikler de programda yer
    almalıdır.

    Örneğin; yağmur nedeniyle planlanan yürüyüş yapılamayacaksa odada egzersiz yapabilmek gibi

    Problem Çözme Teknikleri Kullanma
    En çok kontrol edilebilecek sorunlar üzerinde kullanılır. Şöyle bir yol izlenebilir:

    Stres oluşturan durum neden oluştu?

    Durumu sadece o kişi mi sorun görüyor?
    Bireyin kendi katkısı var mı?
    Katkısı olabilecek başka şeyler ya da kişiler var mı?

    Çözüm için olabildiğince çok seçenekler var mı?
    Bu sorulara cevap arayan birey stres oluşturan durumdan uzaklaşarak çözüm için adım atmış olacaktır.

    Kendimizi sevmeliyiz:

    Her kusurumuzu değiştirmemiz gerekmeyebilir. Bazı “kusurlarımız” bizi biz yapan şeylerdir. Bir diğerine
    benzemektense biz olabilmek daha sağlıklı bir şeydir. Bir başkasının bizi sevmesi, bizim benzediğimizi
    sevmesinden daha elle tutulur bir sevinçtir

    Kendimize zaman ayırmalıyız:

    Mutlaka günde belli bir zaman dilimini kendimize ayırmalıyız. Bu zaman diliminde bencil olma hakkımız
    vardır. Bu zaman dilimini sevdiklerimizle paylaşmaya yeltenmemeliyiz. Ayırdığınız zaman size ait
    olmalıdır. Bu zaman diliminde sizi ne mutlu ediyorsa onu yapmalısınız. Bu koşma, yürüyüş, kitap okuma,
    resim yapma, dikiş dikme, bilgisayarda oyun oynama, .. olabilir. Kısacası seçtiğiniz eylem her ne olursa
    olsun o eylem sizi mutlu eden eylemdir ve size ait zamanda bu eyleme yönelmenizde hiç bir sakınca yok.

    Bağımlılıklarımızla mücadele etmeliyiz:

    Stres altında başta sigara, alkol, ilaç kullanımı olmak üzere kimi bağımlılıklara meyil edebiliriz. Aynı
    şekilde yalan söyleme, gerçeği süsleme, abartı da bu tür bağımlılıklara benzer şekilde gelişir. Bunlar
    nomal doğamızın dışındaki durumlardır ve bunlardan kurtulabilmek de belli bir çaba göstermemizi gerekli
    kılar.

    Gülmeyi unutmamalıyız:

    Gülmek insanı gevşeten, yenileyen bir eylemdir. Beden güldüğünde mutluluk hormonları salgılar.
    Nükteden, küçük tatlı şakalardan, komik hikayelerden uzak durmayalım. Kahkaha atmaya utanmayalım.
    Kahkahanızı sevin. Çünkü bu kahkaha dünyaya “ben mutluyum” demektedir. Onu susturmayın.

    Sinirlendiğimizde sinirimizi yenmesini öğrenmeliyiz:

    Sinirlendiğimiz bir anda ilk elde sinirimizi boşaltmak yerine ya da dişlerimizi sıkmak yerine karşımızdaki
    kişiye içimizden geçen kötü şeyleri söylemek yerine “bu sözlerin beni yaralıyor” diyebilmek daha
    faydalıdır. Karşımızdaki kişinin bize yaptığının bizde hissettirdiklerini rahatlıkla söyleyebildiğinizde
    karşımızdaki kişinin sinirini bile kontrol edebiliriz.

    Spor aktivitelerine katılalım:

    Düzenli spor yapmak, bedeni fizik olarak bir şeyle meşgul etmek hem fiziksel hem de duygusal olarak
    faydalıdır. Ama aşırı spor aktivitesinin de stresle alakası olduğunu göz ardı etmeyelim.

    Düzenli ve dengeli beslenmeye çalışmalıyız:

    Bedenimizin stresle mücadelesinde kimyasal dengesini koruyabilmek ve ona bu mücadelede gerekli olan
    enerjiyi verebilmek adına doğru şeyleri yemeliyiz. Bu açıdan sağlıklı ve dengeli beslenme önemlidir. Aşırı
    yağlı ya da aşırı şekerli yiyecekler bedenin fiziksel dengesini, metobolizmasını bozabilir.

    Stresle Başa Çıkmada Etkisiz Yollar

    Stresle başa çıkmada insanların sıklıkla kullandığı yanlış yöntemler vardır.Bunlar stresi geçici olarak
    engellemekle birlikte, uzun vadede daha çok strese neden olurlar.

    Bunlardan bazıları şunlardır:

    Madde Bağımlılığı: Sigara ya da alkol sıklıkla kullanılan bir gevşeme aracıdır. Birey stres veren durumla
    karşılaştığında otomatik olarak bu maddelere yönelebilir. Oysa alkol ve sigaranın sağlığa olan zararları,
    stresin ilk anda verdiği zararın çok üzerindedir. Uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açtığı
    için başlı başına bir stres faktörü olmaktadır.
    Aşırı Yemek Yeme: Başlangıçta rahatlatıcı olmakla birlikte, bu tür bir davranış kendi başına ya da alınan
    kilolar nedeniyle ek bir stres kaynağı haline gelebilmektedir.
    Kontrolsüz Alışveriş: Kendisine değer vermek, yenilik yapabilmek amacıyla başlanan alışveriş, kontrol
    edilemez boyuta gelirse, borçlanma nedeniyle birey bir süre sonra istek ve ihtiyaçlarını ertelemek
    durumuna gelerek daha yoğun stres yaşayabilir.
    İçe Kapanma: Bazı bireyler strese tepki olarak, geri çekilip, içe kapanabilir. Pasifleşerek sorunlarıyla
    yüzleşmekten kaçınabilir. Sorunlarını tümüyle yok sayarak, olayların dışına çıkabilir. Başlangıçta stresli
    olaydan uzak kalsa bile sorun çözümlenmemiş olur.
    Aşırı Tepki Gösterme: Küçük hayal kırıklıklarından ya da değişikliklerden olumsuz etkilenme aşırı tepki
    vermeyle ortaya çıkabilir. Başkalarına yönelik öfke nöbetleri, kırıcı olma, kaygılanma v.b. bunlardan
    bazılarıdır. Bu davranışın alışkanlık haline gelmesi bireyi yalnızlaştıracağından strese daha yatkın hale
    gelebilir.
    Biriktirme: Birey, stres karşısında hiç tepki göstermeyip, yaşanan sıkıntıyı içine atabilir. Bu birikimler
    dayanılamayacak duruma geldiğinde hiç tepki vermeyeceği olaylara karşı çok şiddetli tepki verebilir.
    Birikim kapasiteyi zorladığından, birey daha stresli hale gelebilir.

    Rahatlama ve Gevşeme Egzersizleri

    Bireyin kaslarında oluşabilecek gerginliği, gerginlik oluşmadan fark edip kendi kendine gevşetebilmesidir.

    Gevşeme egzersizini uygulayan birey, gergin ortamlar öncesi uygulamayı yaparak ya da gün içerisinde
    gevşeme molaları vererek bedeni üzerinde kontrolü sağlayabilir.

    Zihinde Canlandırma

    Bireyin kendisini rahatlatan bir durumu ya da ortamı hayal etmesi, stresin oluşturduğu olumsuz duygu ve
    düşüncelerden uzaklaşmasına, stresle başa çıkmada alternatif yollar bulmasına yardımcı olabilir.

    Zihinde Canlandırma : Kendinizi çok rahat bir yerdeymişsiniz gibi hayal edin. Neler hissettiğinizi
    yaşamaya çalışın. Kumsalda olduğunuzu hayal etmişseniz, yüzünüzdeki güneşin sıcaklığını, hafif rüzgarı
    hissetmeye çalışın. Sahneye ne kadar çok ayrıntı eklerseniz o kadar çabuk ve kolay gevşersiniz. Bu
    hayali yerde kısa süre kaldıktan sonra dinçleştiğinizi v e sakinleştiğinizi göreceksiniz.

    Kas Gevşetme:

    Sizin hem rahatlamanızı hem de dinçleşmenizi sağlayan bir yöntemdir. Çok kolay bir uygulama olup
    yalnızca bir kaç dakikanızı alır.

    Gözlerinizi kapayın. Nefesinizi tutmadan, gözlerinizden başlayıp tüm kaslarınızın gergin hale gelmesini
    sağlayın (acı verecek kadar değil).
    Burnunuzu ve dudaklarınızı kasarak birbirine yaklaştırın. Bütün yüzünüzü sanki bir noktada
    birleştirecekmiş gibi buruşturun.
    Çenenizi ve omuzlarınızı göğsünüze yaklaştırın.
    Kollarınızla vücudunuzu gerin ve ellerinizi yumruk yapıp sıkın.
    Karnınızı kasın.
    Kalçanız ve baldırlarınızın gergin hale gelmesini sağlayın.
    Ayaklarınızı gerip ayak parmaklarınızı kıvırın (krampa karşı dikkatli olun).
    Bu noktada, vücudunuzun her tarafı gerilmiş olmalı. Şimdi en son gerginleştirdiğiniz ayak
    parmaklarınızdan başlayarak sırayla sondan başa doğru kaslarınızı gevşetin.
    Her kasınızın iyice gevşemesini sağlayın. Başlangıçtan bitişe kadar olan süreç, beş dakikanızı alacaktır
    (deneme sırasında, belki de yalnızca bir kaç dakika). Bu gerdirme ve gevşetme egzersizleri sizin
    bütünüyle rahatlamanızı sağlayacaklardır
    Solunum Egzersizleri

    Gözlerinizi kapayın, sadece aldığınız nefesi düşünün.
    Sadece nefesinizin giriş ve çıkışını düşünün.
    Nefes alırken burnunuzu, alırken ağzınızı kullanın.,
    Nefes alırken şu kelimeleri defalarca düşünün
    “gevşiyorum, düzenli ve düzgün nefes alıyorum, taze hava ciğerlerime doluyor ve çıkıyor, sakinlik tazelik
    hissediyorum.”
    1, 2 kere nefes alın, 3-5 saniye bekleyin 3-4 kere, nefesinizi yavaşça verin. Her nefes egzersizi böyle
    yapılır.
    5 dk. Sonra yavaşça ayağa kalkın, egzersizden önce yaptığınız işe dönebilirsiniz.

  • STRES İLE BAŞA ÇIKMA YOLLARI

    STRES İLE BAŞA ÇIKMA YOLLARI

    Stres; biyokimyasal, fizyolojik, bilişsel ve davranış değişiklikleri meydana getirebilen negatif duygusal deneyimdir. Bu etkiler olaylar ve değişen bu olaylara uyum sağlamaya göre değişiklik gösterir. Stres etkenleri çeşitli olmakla birlikte bazı insanları strese sokan faktörler bazı insanları etkilemeyebilir. Burada belirtmemiz gereken bir husus ise az stresin de zorluk yaratabildiğidir.

    Strese karşı verilen tepkiler stresle başa çıkmak için oluşan bilinçli çabalardır. Strese karşı verilen tepkilere ne sebep olur, kontrolü mümkün müdür, ne derece tehdit edici olduğu üzerinde durulması gereken hususlardır. Aynı zamanda stresin fizyolojisi(SAM) şu şekilde açıklanmıştır; sempatik-adrenomedüller sinir sistemi, Cannon’ın “Mücadele et ya da kaç” tepkisi, sempatik uyarım dışavurumu( böbreküstü bezlerinde katekolamine doğru salgı oluşumu), etkileri:kan basıncı ve kalp atış hızında artış, periferik kan damarlarında tıkanıklık, terlemede artış. (HPA ekseni); Selye’s Genel Uyum Sendromu, Hipotalamus salgıları, adrenal korteks uyarımı.

    Stresin iç ve dış kaynaklı etkenleri üzerinde durulur, iç faktörler olumsuz düşünmek, yüksek beklenti, kabullenmeme gibi örneklendirilirken, dış faktörler iş hayatıyla ilgili sorunlar, sürekli sağlık sorunları, temel yaşam değişiklikleri, manevi problemler örnekleri verilir.

    Stres değerlendirilmesinde alınabilecek önlemler arasında şunlar gösterilebilir: stres etkenlerinin ve hayata getirdiği değişimlerin öz bildirimleri, stres altındayken gösterilen görev performansı ölçümleri, nabız ve kan basıncı gibi fizyolojik değişimlere karşı önlemler ve de olayları stresli hale getiren biyokimyasal belirleyicilik. Önlemlerden bahsederken şu belirtilmiştir ki ne zaman stres altında olduğumuzu bilmeyi alışkanlık haline getirirsek ve vücudumuzun nasıl tepki verdiğini bilirsek önceden harekete geçer ve stres seviyesini düşürebilir, stres etkenlerini kontrol altında tutabiliriz.

    Bazı durumlar ve faktörler aşılması güç bir stres halini beraberinde getirebilir. Fakat stresle başa çıkmanın etkili yolları da vardır: Hayır demeyi öğrenmek, altından kalkamayacağınız sorumlulukları almamak, duygularınızı ifade etmek, stres etkenlerini güven veren insanlarla paylaşmak, dinlenmeye zaman ayırmak, meditasyon ve derin nefes gibi kas gevşetici aktivitelerde bulunmak,spor yapmak, geçirdiğiniz günün pozitif yanlarına odaklanıp onları liste haline getirmek, günde 3 çeşit yemek içeren sağlıklı bir diyet uygulamak, okumak, müzik dinlemek, evcil hayvan beslemek gibi zevk alınacak aktivitelere yönelmek, pozitif ve destekleyici insanlarla zaman geçirmek, gülmek,uykunuzu almak gibi.

    Çocuk Gelişimi Ulusal Bilim Konseyi’nin mevcut araştırmalara dayanarak belirlediği üç şiddet türü ve tanımları kısaca şöyledir: Pozitif stres, kısa süreli istenmeyen olaylar sonucu oluşan strestir, stresin bu türü normal karşılanır ve bununla baş edebilmeyi öğrenmek gelişim sürecinin önemli bir parçasıdır. Tolere edilebilir stres, istenmeyen olayların yine kısa süreli fakat daha yoğun bir şekilde yaşanmasıdır. Pozitif stres çocuk gelişimine katkıda bulunabilir fakat eğer çocuk destekten mahrumsa, kabul edilebilir stres toksik strese dönüşebilir ve uzun vadede sağlık sorunlarına yol açabilir. Toksik stresin kaynağı çocuklara gösterilen kötü muamele önemli bir halk sağlığı problemidir. Çocuklar stresin bu türüyle tek başlarına savaşamazlar ve beyin gelişiminde kalıcı değişikliklere neden olabilir. Toksik stresin olumsuz etkileri yalnızca ebeveyn desteğiyle azaltılabilir.

    Araştırmalar çocukluk çağlarında yaşanan stresin yetişkinlik hayatını da etkilediğini gösteriyor. Olumsuz Çocukluk Deneyimleri Çalışmaları bu konuda özellikle dikkate alınması gereken çalışmalardandır çünkü 1)çocuk istismarı, ihmal ve yakın şiddete maruz kalma gibi stres etkenlerine bağlı şiddeti ve 2) yetişkinlikteki olumsuz davranışları ve sağlık problemlerini göstermektedir.

    Çocuklara kötü muamele edilmesinin de içinde bulunduğu toksik stresin erken tanı ve tedavisi, uzun vadede sağlığı ve davranışları olumsuz etkileyen etmenleri azaltır. Çocuklarlarla sıklıkla iletişim içinde bulunan bakıcılar, öğretmenler ve diğer yetişkinler travmatik çocukluk deneyimleri bulunan çocukları belirlemek ve onlarla ilgilenmek için durumlarıyla ilgili bilgi sahibi olmalıdırlar.

  • Sınava Girecekler İçin Öneriler: Velilere Tavsiyeler

    Sınava Girecekler İçin Öneriler: Velilere Tavsiyeler

    Sınava girecek gençlere destek olma süreci oldukça zorlu bir yoldur.
    Hem öğrencinin ergenlik döneminde olması hemde bu sürecin başlı
    başına stresli bir tecrübe olması sınava girecek öğrencinin zaman
    zaman huzursuz, kaygılı yada agresif tavırlar sergilemesine
    sebebiyet verebilmektedir. Anne babalar olarak, bu süreçte
    olabildiğince ortamı normalleştirmek önem taşımaktadır.İşte sınava
    girecek öğrencilerin anne babalarına bazı öneriler:
    1-Bu süreci birlik olarak atlatın. Bu sınav ve kazandığı üniversite
    onun hayatını şekillendirecek kadar önemli bir etken. Hem maddi
    hem de manevi açıdan çocuğunuzu destekleyin. Koşulları onun için
    daha uygun hale getirmeye çalışın. Örneğin, çalışmaya uygun bir ev
    sağlamak yada yetişemeyeceği bir zamanda dershane etüdüne
    arabayla bırakmak gibi. Ayrı olan anne babalarda bu süreçte daha
    sık bir araya gelmeli, çocuklarının sorumluluğunu birlikte
    üstlenmeliler.
    2-Ekstra stres yüklemesi yapmayın. Kendi dert ve sorunlarınızı,
    işinizin stresini yada eşinizle olan sorunları olabildiğince sınava
    girecek öğrenciye yansıtmamaya çalışın. Zaten stresli bir dönemde
    olan üniversite adayı için daha fazla stres odaklanma sorunu
    yaratabilir ve öfkesine size yönlendirmesine sebep olabilir.
    3-Kendi gençliğinizle kıyaslama yapmayın. Bizim zamanımızda ne
    dershane, ne özel öğretmen vardı gibi konuşmalar sadece kendisini
    başarısız ve değersiz hissetmesine yol açacak, düşündüğünüz gibi
    ona verdiğiniz imkanları daha iyi değerlendirmesine yol
    açmayacaktır.
    4-Başkalarıyla kıyaslama yapmayın. Diğer öğrenciler ile kıyaslama
    yapmak özgüven eksikliğine sebebiyet verebilir.
    5-Sağladığınız olanakları daha sonra negatif şekilde
    hatırlatmayın. Başarısızlık durumunda, senin için ……… yaptık, yine
    de sen başarısız oldun gibi konuşmalar sadece zaten başarısız olduğu

    için üzülen çocuğunuzun en çok destek beklediği noktada daha çok
    moralinin bozulmasına neden olur.
    6- Kendi ideallerinizi çocuğunuz üzerinden gerçekleştirmeye
    çalışmayın. Siz mühendis olmak istemiş olabilirsiniz ama çocuğunuzu
    buna zorlamak sadece mutlu olmadığı bir meslek alanına
    yönlendirmek demektir. İşinden mutsuz olmak da kişinin hayat
    kalitesini büyük oranda düşüren bir faktördür.
    7- Ne olursa olsun yanındayız mesajını verin. Sınavdan yüksek alınca
    olumlu tepki verip , düşük aldığında ise negatif bir tutum
    sergilemeyin. Her zaman tutarlı davranmaya çalışın. Ne olursa olsun
    sevdiğinizi belli edin.
    8- Çocuğunuzun sorumluluk almasına destek verin. Bazı şeyleri
    kendi halletmek istiyorsa, bunu gerçekleştirebilmesi için alan yaratın.
    Dershane kaydını kendi yenilemek istiyorsa buna müsade edin, ders
    kitaplarını kendi almak isterse buna olanak tanıyın.
    9- Okulda sınavlardan kötü not aldığında bunun sorumluluğunu
    almayı öğretin. Hoca düşük vermiş yada sınavda anlatmadığını sordu
    gibi bahanelere sığınmak yerine gerçek problemi algılayıp,
    değiştirebilmesi için destekleyin. Bu gerçekçi bir analiz yapmayı
    öğrenmesini sağlayacak ve ilerisi içinde kullanabileceği bir beceri
    kazandıracaktır.
    10- Sınavın hemen öncesindeki gün çocuğunuza normalden aşırı
    farklı davranmayın. Değişik bir yere gitmek, normalden farklı
    yemekler yemek bünyede farklı tepkiler yaratabilir. Çok yumuşak
    davranmak bu durumu abartmak baskı yaratabilir yada sınavın çok
    kötü bir şey olduğu ve sizin o yüzden iyi davrandığınız algısı
    yaratabilir.
    11- Baskı yaratacak cümleler kurmayın. ;Sana güveniyoruz, hepsini
    yaparsın vb. sözler kişide kaygı yaratabilir. Çoğu genç ailelerini hayal
    kırıklığına uğratmaktan korkar. Bunun yerine, Elinden gelenin en
    iyisini yap, biz hep yanındayız demek daha doğru olabilir.
    12- Sınav öncesi panik yapmayın. Unutmayın panik bulaşıcıdır.
    Olabildiğince sakin olursanız oda sizden örnek alacak daha da
    sakinleşecektir.
    Tüm öğrencilere başarılar dilerim.

  • Sınava Girecekler İçin Öneriler-1: Gençlere Tavsiyeler

    Sınava Girecekler İçin Öneriler-1: Gençlere Tavsiyeler

    Büyük sınav günü yaklaşırken, hem gençlerde hem de onların ailelerinde stres seviyesi
    artmaktadır. Bu durum zaman zaman sınav başarısını engelleyecek hale gelmektedir. Çok
    aşırı stres hem öğrenciyi olumsuz etkilemekte hemde ailede bir panik havası estirmektedir.
    Sınavlar yaklaşırken faydalı olabilecek bazı tavsiyeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu ilk
    yazıda öncelikli olarak sınava girecek gençlere yönelik öneriler yer almaktadır. İkinci
    yazımda ise ailelere yönelik öneriler yayınlanacaktır.

    Sınava Girecek Gençlere Tavsiyeler

    1- Sınav zamanına kadar olabildiğince sistemli şekilde çalışın. Sınav öncesi son bir haftada
    tempoyu biraz azaltın. Bir kaç gün öncesinden ise olabildiğince beyninizi dinlendirin. Sadece
    kafanıza takılan noktaları gözden geçirin.

    2- Hiç bir şey bilmiyorum tuzağına düşmeyin. Sınav öncesi çoğu gençte Hiç bir şey
    bilmiyorum kaygısı olmaktadır.Son bir günde bütün konuları tekrar etmek gibi bir şansımız
    olmayacağından zaten yapabileceğinizin en iyisini yılların birikimi ile yaptığınızı kendinize
    hatırlatın.

    3- Stresi negatif şekilde algılamayın. Evet, çok miktarda stres gerçekten kişiyi olumsuz
    etkiler, ancak bir miktar stres başarıyı olumlu etkileyen bir faktördür. Sonuçta bir sınava
    giriyorsunuz, biraz strese girmeniz oldukça normaldir. Hiç strese girmemeliyim gibi bir
    beklenti gerçekçi değildir.

    4- Kendinize dinlenme fırsatı verin. Sadece sınava takılıp kalmayın, zaman zaman (çok da
    aşırı olmamak kaydıyla) hoşunuza giden şeylere vakit ayırın. Bu durum, kafanız
    rahatlayacağından yeni bilgilerin zihninize girmesini kolaylaştırır. Unutmayın, çok çalışmak
    değil, kaliteli ve bilinçli çalışmak başarıyı getirir.

    5- Gece uyuyamazsanız paniğe kapılmayın. Unutmayın ki o gece sizinle beraber sınava
    girecek bir sürü gençte aynı stresi yaşıyacak ve uyuyamayacak. Onun için hemen hemen
    herkes sizinle benzer seviyelerde uykusuzluğa sahip olacaktır. Ayrıca genç bir kişi için bir
    günlük uykusuzluk önemli performans kaybına sebep olmamaktadır.

    6- Sınava normalden fazla anlam yüklemeyin. Üniversiteye giriş sınavı tabiiki hayatınız için
    önemli bir sınavdır, ancak sınava aşırı anlam yüklemek sınava giren kişinin stres seviyesini
    yükseltecektir.

    7- Beklentilerinizi ne yüksek ne alçak tutun. Bazı öğrenciler, normalde dershane sürecinden
    aldığı puandan çok daha yüksek puanlı bölümleri kazanmayı hedefler bazı öğrenciler ise
    başarılarını aşırı küçümserler.
    Gerçekçi beklentilere sahip olmak kişiyi hayal kırıklığı ve yetersizlik hissinden korur.

    8- Değerinizi kazandığınız üniversite yada bölüm üzerinden biçmeyin. Unutmayalım ki her
    üniversitenin artı ve eksileri vardır. Ayrıca ülkemizde üniversite eğitiminden sonra dışarıdan
    alınabilecek çok sayıda eğitim ve bir çok yüksek lisans seçenekleri mevcut. Kendini
    geliştirmenin sonu yoktur.

    9- İstediğiniz üniversiteyi mutlaka gezin. Fiziksel koşullarını görün, varsa sosyal faaliyetlerini
    araştırın. Bölümde çalışan ve okuyanlar ile iletişim kurmaya çalışın. Önceden bilginiz olması
    fikirlerinizi daha sağlam şekillendirmenize yardımcı olacaktır.

    10- Olumlama yapın. Sınava girmeden önceki gün gece yatmadan sınav gününü gözünüzde
    olumlu şekilde canlandırın ve o şekilde uyuyun. Felaket senaryolarını tamamen kafanızdan
    uzaklaştırın.

    11- Sınav esnasında tek soruya takılmayın. Bilmediğiniz, yapamadığınız bir soru gelebilir.
    Ama unutmayın ki bu sadece tek bir soru. Moralinizi bozmayın ve daha kolay çözebildiğiniz
    bir alana geçin. Daha sonra tekrar dönüş yapabilirsiniz.

    Bütün sınava girecek bütün gençlere başarılar ve iyi şanslar diliyorum.

  • Stres ve Stresle Başa Çıkma

    Stres ve Stresle Başa Çıkma

    Stres ve Stresle Başa Çıkma

    Stres Nedir?

    Stres sözcüğü en geniş anlamda birey-çevre etkileşiminde kişinin uyumunu bozan, kapasitesini zorlayan talepler olarak tanımlanır.

    Stres Zararlı mıdır?

    Stresin, zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı tüketen olumsuz bir yanı olduğu gibi, kendimizi keşfetmemize, potansiyelimizi kullanmamıza ve gelişmemize de yardımı olabilir. Duygu açısından hafif bir genel uyarılmışlık düzeyinin olmasının yapılacak işe ilgi uyandırma etkisi vardır. Dolayısıyla bir miktar stres normal işlevlerimiz için de gereklidir. Ancak yoğun ve uzayan stresin fizyolojik ve psikolojik açıdan olumsuz etkileri görülebilir.

    Stresin Yol Açtığı Sorunlar Nelerdir?

    1.Fizyolojik Sorunlar: Kalp atışlarının artması, çarpıntı, ateş basması, baş dönmesi, nefes darlığı, boğazda yutkunma güçlüğü, titreme, baş ağrısı, mide ve kaslarda gerginlik, hazımsızlık, yorgunluk.

    2.Zihinsel ve Duygusal Sorunlar: Stres ve gerilim fazla enerji tüketmeye neden olduğu için bir süre sonra birey kendisini zayıf, güçsüz, her an kötü bir şey olacakmış duygusunu yaşayan nedeni belirsiz yoğun bir endişe duyan, uykusuzluk çeken, sinirli, çabuk heyecanlanan bir kişi durumuna gelebilir. Dikkatini toplamakta güçlük çekebilir, hafıza sorunları yaşayabilir, öğrendiği konuları unuttuğu endişesine kapılabilir. Kolaylıkla yapabileceği işleri yapılamaz, güç engellere dönüştürerek işleri geciktirme ya da engelleme eğilimine girebilir.

    3.Davranışsal Sorunlar: İçe kapanma, bir maddeye (sigara, alkol v.b.) aşırı düşkünlük, sakarlık, gevşemede güçlükler görülebilir. Yoğun stres bireyin iş verimini de olumsuz etkilemektedir.

    Stresle Başa Çıkmanın Etkili Yolları

    Zamanı iyi yöneterek, problem çözme teknikleri kullanarak, aşırı genellemelerden kaçınarak, kişiler arası ilişkiler ve sosyal etkinlikler geliştirilerek,

    Fiziksel aktivitelerde bulunarak, dengeli beslenerek, gevşeme egzersizleri öğrenip uygulayarak, zihinde canlandırma yaparak stresle daha kolay başa çıkabiliriz.

    Zaman Yönetimi: Başlangıçta hepimizin eşit olarak sahip olduğu tek kaynak olan zamanı, zaman yönetimi konusunda kararlılık sergileyen kişiler başarılı bir biçimde yönetebilirler. Zamanı yönetebilmek için kişinin kapasitesine ve kişilik özelliklerine uygun gerçekçi bir program yapabilmek gerekir. Programlar içerik olarak sadece yapılması zorunlu olan işleri kapsayacak olursa büyük olasılıkla program işlemeyecektir. Etkili bir program yapabilmek için zorunlulukların yanında, düzenli uyku, molalar, eğlenme, dinlenme, sosyal etkinlikler ve olası değişiklikler karşısında alternatif olabilecek etkinlikler de programda yer almalıdır. Yağmur nedeniyle planlanan yürüyüş yapılamayacaksa odada egzersiz yapabilmek gibi.

    Stresle Başa Çıkmada Etkili Olmayan Yollar

    Madde Bağımlılığı: Sigara ya da alkol sıklıkla kullanılan bir gevşeme aracıdır. Birey stres veren durumla karşılaştığında otomatik olarak bu maddelere yönelebilir. Oysa alkol ve sigaranın sağlığa olan zararları, stresin ilk anda verdiği zararın çok üzerindedir. Uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açtığı için başlı başına bir stres faktörü olmaktadır.

    • Aşırı Yemek Yeme: Başlangıçta rahatlatıcı olmakla birlikte, bu tür bir davranış kendi başına ya da alınan kilolar nedeniyle ek bir stres kaynağı haline gelebilmektedir.

    • Kontrolsüz Alışveriş: Kendisine değer vermek, yenilik yapabilmek amacıyla başlanan alışveriş, kontrol edilemez boyuta gelirse, borçlanma nedeniyle birey bir süre sonra istek ve ihtiyaçlarını ertelemek durumuna gelerek daha yoğun stres yaşayabilir.

    • İçe Kapanma: Bazı bireyler strese tepki olarak, geri çekilip, içe kapanabilir. Pasifleşerek sorunlarıyla yüzleşmekten kaçınabilir. Sorunlarını tümüyle yok sayarak, olayların dışına çıkabilir. Başlangıçta stres yaratıcı olaydan uzak kalsa bile sorun çözümlenmemiş olur.

    • Aşırı Tepki Gösterme: Küçük hayal kırıklıklarından ya da değişikliklerden olumsuz etkilenme aşırı tepki vermeyle ortaya çıkabilir. Başkalarına yönelik öfke nöbetleri, kırıcı olma, kaygılanma v.b. bunlardan bazılarıdır. Bu davranışın alışkanlık haline gelmesi bireyi yalnızlaştıracağından strese daha yatkın hale gelebilir.

    • Biriktirme: Birey, stres karşısında hiç tepki göstermeyip, yaşanan sıkıntıyı içine atabilir. Bu birikimler dayanılamayacak duruma geldiğinde hiç tepki vermeyeceği olaylara karşı çok şiddetli tepki verebilir. Birikim kapasiteyi zorladığından, birey daha stresli hale gelebilir.

  • RUHU BESLERKEN TÜKETMEK

    RUHU BESLERKEN TÜKETMEK

    • Hobileriniz neler?
    • Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız?

    Soruları ile sıkça karşılaşırız hayatta.

    • Peki, nedir bu hobi yani Türkçesi ile uğraşı, merak?
    • Ne işe yarar ve biz insanoğlu neden ona ihtiyaç duyarız?
    • O olmazsa ne olur?

    Sanırım bu noktada, bizi bir hobiye gereksinim duymaya iten stres ve tükenmişlik kavramından bahsetmek daha doğru olacaktır.

    Günlük hayatın koşuşturmasında ve başta iş hayatında stres, yaşamımıza etkisi ve sonuçları itibariyle oldukça önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çeşitli davranış kalıplarımız, hayatı algılayışımız, iş dünyasındaki rekabet ya da tekdüzelik, çalışma ortamı, iş doyumunun azalması ile stres düzeyimiz de artmaktadır.

    Özellikle yapılan iş ile artan gerilim uzun süre devam edip, verimliliğimizi düşürmeye, iletişimsel bazda sorunlar, duygusal açıdan gerginlik yaratmaya başlar; yorgun, bezmiş, hiç bir şeyden zevk alamayan ve bunlarla baş edemeyen bir “biz” bırakarak hayata yerleşirse tükenmişlik sendromu olarak da karşımıza çıkmış olur.

    Hastalıklara karşı eskiye nazaran daha hassas olma, uyku bozuklukları, artan baş ağrıları, işe geç gitme ya da gitmek istememe, işi bırakma eğilimi, işte ya da iş dışındaki ilişkilerde yaşanan sıkıntılar, evdeki tartışmalarda artış, kendini değersiz hissetmeye başlama, dikkat eksikliği, çabuk öfkelenme, anksiyete, umutsuzluk gibi belirtiler yaşanır tükenmişlik sendromunda. Bu belirtiler yorucu ve yıpratıcıdır ve depresyon ile beraber seyri de oldukça sıktır.

    Kadınlarda 30-35, erkeklerde de 40-45 yaşlarında daha sık görülen tükenmişliğe karşı ilk önerilerden birisi bir rahatlama yolu bulmak yani kendimize nitelikli zaman ayırmayı öğrenmektir. İş sonrası ya da hafta sonları stresten uzaklaştıracak, belki de günde sadece yarım saat bile olsa, kendimize ait bir zaman. İşte geldik “Hobi”ye
    Türk Dil Kurumu tarafından “Uğraşı, görev ve meslek dışında severek yapılan, dinlendirici, oyalayıcı uğraş.” olarak tanımlanmaktadır hobi denen nimet. Neler vardır hobi olabilecek peki… Fotoğraf çekmek, resim yapmak, tasarımla uğraşmak, ahşap ya da kumaş boyamak, dikiş dikmek, şarkı söylemek, tiyatro ile uğraşmak, bir şeylerin koleksiyonunu yapmak ya da belki de dünyada ilk sizin keşfedeceğiniz bir uğraşı…

    Ne kadar çok fikir o kadar çok hobi. Seçtiğimiz hobiler kendimizi tanımamızda da yardımcı olur, rahatlamanın ve kendimizle ilgilenmenin yanı sıra. Yaşama karşı motive eder ve yaratıcılığımızı arttırır.

    • Ev içinde ya da ev dışındaki işimizin dışında da bir şeyler başarabilmek, üretmek ve takdir almak güzel bir duygu olsa gerek değil mi?

    Fotoğraf çekmek örneğin…

    • Bir düşünün bu hobi hayatınıza nasıl girdi?
    • Ona başladıktan sonra neler değişti?
    • Onunla uğraştıkça kendiniz ile ilgili neler keşfettiniz?
    • Neden 3 – 4 yıl öncesine göre daha iyi hissediyorsunuz oysaki saçlarınız daha kır ve bir kaç kg fazlalığınız var?
    • Farkında mısınız 6 yıl öncesine göre daha güler yüzlü, dinlenmiş gidiyorsunuz işinize?

    Aa emekli mi oldunuz, ama kahvehaneye gitmek ya da evde torun bakmaktan daha farklı uğraşlarım var diyorsunuz ne güzel. Arkadaş çevreniz de zenginleşmiş olsa gerek, farklı fikirler farklı dünyalarla tanışmışsınız. Demek hobiniz ile ilgili performans da sergilediniz, ne mutlu size. Bir emek verip karşılığını almak bu olsa gerek.

    Sürekli gelişme eğilimdeki biz insanın kendini gerçekleştirme yolundaki doğru adımlar bunlar.
    Peki şimdi biraz daha yukardan ve dışarıdan bakalım kendimize.

    • Fotoğraf çekerken strese giriyor musunuz?
    • İş hayatındaki baskıyı bu uğraşınızda da hissediyor musunuz?
    • Kadrajımdan çekilin diye kızıyor musunuz?
    • Modeli ya da çevrenizi anlamak, anı yaşamak yerine, rekabete girip yine gergin mi geziyorsunuz? Gezdiğiniz yerlerden çok, iyi kare nasıl yakalarım da diğer fotoğrafçılardan sıyrılırım mı aklınızı kurcalıyor?
    • Hep kaçmak istediğiniz mükemmeliyetçiliğiniz yüzünden mide ağrılarınız yine mi başladı?
    • Yoksa eğlenemiyor musunuz artık fotoğraf çekerken?
    • Ruhunuzu beslemek için çıktığınız bu yolda, ruhunuz mu tükenmeye başlıyor yoksa?

    Eski davranış kalıplarımız bu sefer de hobimizi ele geçiriyor sanki. Zevk verecek ve stresten uzaklaştıracak bir uğraşı olacaktı hâlbuki bu…

    O vakit… Konunun başına tekrar döndükten sonra, zor olsa da sorumluluğu ele almalı ve suçu iş hayatımızın ve stres yaratan diğer etmenlerin üstünden biraz hafifletmeli sanki ne dersiniz?

    Bu da başka bir yazının konusu olsun.

  • Sınavlar yaklaşırken çocuk ve gençleri bekleyen büyük tehlike; stres astıma yol açıyor!

    Stres, alerjik hastalıklar ve astım başta olmak üzere birçok müzmin hastalığın sebebi…

    Ülkemizde yıl boyu devam eden sınav maratonu çocuk ve gençlerde aşırı strese, stres ise mide asit salgısını arttırarak reflü başta olmak üzere birçok hastalığı ve astıma neden olmaktadır.

    Psikolojik stres; alerjik hastalıklar ve astım başta olmak üzere birçok müzmin hastalığın temelini oluşturmaktadır. Ülkemizde yıl boyu aralıksız olarak devam eden sınav maratonu birçok çocuk ve gençte başarılı olma yönünde büyük bir kaygı oluşturmaktadır. Kaygı ve getirdiği strese bağlı gelişen mide asit salgısı artışı, reflü hastalığı adı verilen bir mide sorununu beraberinde getirir. Özellikle çocuk ve gençlerin sağlığını korumasının daha da büyük önem taşıdığı merkezi sınavlara yaklaşılan şu dönemlerde reflü ve getirdiği sorunları erken dönemde fark etmek gerekir.

    Reflü; çocuk ve gençlerde karın ve mide ağrısı, ağza ekşi su gelmesi, ses kısıklığı, ağız kokusu, diş gıcırdatma, geğirme ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösterir. Bunlardan bir veya bir kaçının devamlı var olması halinde midede bir sorun olabileceğinden şüphe etmek gerekir.

    Reflü Kontrol Altına Alınmazsa Astım Kaçınılmazdır!

    Reflü sadece bir mide sorunu değildir. Reflü hastalığı kontrol altına alınmaması halinde astıma yol açabilir. Mideden yukarı çıkan asitli içerik, solunum sistemine, buruna ve akciğerler kaçtığında geçmeyen balgamlı öksürükler ve burun akıntısı, burun tıkanıklığı ile seyreden sinüzit ve gece kriz şeklinde gelen öksürük ve nefes darlığına yol açabilir. Bu gidişin önü alınmazsa astım kaçınılmazdır.

    Merkezi sınavlara hazırlanan çocuklara, gençlere ve ailelere tavsiyemiz şudur;

    1-Sınav hazırlığında olan veya ara sınıflarda ders başarısını artırmak isteyen öğrencilere bir de aileleri tarafından karne notları konusunda ek baskı uygulamaması ve çocukların stresten uzak tutulması gerekir.

    2-Sınavlara hazırlık aşamasında çocuk ve gençlerin uyanık kalmak için kafein içeren çay, kahve ve enerji içeceklerinden uzak tutulması uygun olacaktır.

    3-Geç saatlere kadar çalışmak durumunda olunduğunda yatmadan önceki 2 saatte beslenmenin kesilmesi ve bol su içilmesi gerekmektedir.

    4-Zihin açar mantığı ile çikolata ve benzeri kakaolu gıdalardan uzak durulmalıdır.

    5-Strese bağlı psikolojik rahatlama adına sağlıksız beslenmeye yönelen çocukları, fast fooddan uzak tutacak alternatif gıdaların (Ör: ev köftesi + ekmek + ayran; evde yapılmış sıvı yağlı mayasız poğaça, kurabiye; cevizli tarçınlı meyve tatlıları) el altında bulundurulması önemlidir.

    6-Kış aylarında zihinsel aktivitenin desteklenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlü tutulması için balık yağı (Omega 3) ve D vitamini takviyesi yapılmalıdır.

    7-Ekşi portakal vb. meyve suları yerine taze sıkılmış elma, havuç suyu tercih edilmelidir.

    8-Kızartmadan kaçınılmalı, fırında kızartılmış az yağlı gıdalar tercih edilmelidir.

    9-Çiğ sarımsak ve soğan mide asidini artırdığından antibiyotik niyetine çiğ sarımsak; soğan yedirme uygulamasından kaçınılmalıdır.