Etiket: Stres

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travmanın Tanımı

    Travma, bireyin bedensel ve ruhsal anlamda var oluşunu sarsan ve yaralayan her türlü olay olarak tanımlanabilir. Doğal afetler, insan eliyle oluşan kazalar, savaşlar, fiziksel veya cinsel saldırıya maruz kalma, işkence-eziyet görme, trafik kazaları, ölümcül hastalık teşhisinin konması, bir ceset ya da vücut parçası görme gibi zorlayıcı ve kişini başa çıkma yeteneğini aşan yoğun duygu yüklü olaylar ruhsal açıdan travmatik olaylardır (Palabıyıkoğlu, 2000; Öztürk ve Uluşahin, 2008).

    Travmatik olay tanımına giren her olayın kişide olumsuz duygu yaratması ve ruhsal travma olarak yaşanması söz konusu değildir. Pek çok olay kişide olumsuz duygu yükü yaratabilir ancak herhangi bir olayın ruhsal travma oluşturabilmesi için bazı özelliklerinin bulunuyor olması gerekir.

    Bu özeliklerden ilki, kişinin ölüm tehdidi, yaralanma tehdidi ya da yaralanmaya maruz kalması, kişinin kendisinden başka birinin ölümüne ya da ölüm tehdidi altında kalmasına tanık olması ya da başkasının yaralanmasına veya böyle bir tehdide maruz kalmasına tanıklık etmesi, yakınların ani ölümü, şiddete maruz kalarak öldürülmesi, yaralanması veya bunlara ilişkin tehdide maruz kalması gibi travmatik potansiyeli bulunan olaylara tanık olması ya da maruz kalması gerekmektedir (Herman, 2007; Öztürk ve Uluşahin, 2008).

    İkincisi ise, travmatik olaya maruz kalan kişinin olay karşısında verdiği tepkidir. İnsanlar travmatik olaylar karşısında çaresizlik, dehşete düşme, aşırı korku ve dona kalma tepkileri verebilirler (Öztürk ve Uluşahin, 2008). Bu koşullar sağlandığında kişinin travmatik bir olaydan etkilendiğini söylemek mümkün olabilmektedir. Diğer yandan kişinin yaşadığı travmatik yükü bulunan olaydan nasıl etkileneceği kişinin olayı nasıl algıladığına ve nasıl anlamlandırdığına bağlıdır (Beaton ve ark. 1999; APA, 2014).

    Travmatizasyon alanında yapılan çalışmalar, travmatik olayın, kişinin dünyaya ilişkin temel varsayımlarını ve inançlarını olumsuz etkilediğine işaret etmektedir (Foa ve ark., 1999; Aker ve Önder, 2003; Matthews ve Marwit, 2004; APA, 2014).

    Travmatik bir olay sonrasında olayın istemsiz şekilde hatırlanması, kaçınma davranışları, uyarılmışlık düzeyinin artması ve tetikte olma gibi travma sonrasında ortaya çıkan tepkilerle ilgili olarak yapılmış sayısız araştırma bulunmaktadır. Bu çalışmalardan ilki İkinci Dünya Savışı sonrası savaşlarda bulunmuş ve çatışmalara maruz kalmış askerlerde ortaya çıkan psikolojik tepkiler anlaşılmaya çalışılmış ve bu tepkilere “bombardıman şoku” denmiştir. Fairbank ve arkadaşlarının (1993) bildirdiğine göre savaşın bitimi ile cepheden dönen askerlerde de aynı tepkilerin sık ve yoğun biçimde gözlenmesi sonucunda bu psikolojik tepkiler “savaş nevrozu” olarak adlandırılmaya başlamıştır.

    Matthews ve Marwit (2004) insanların dünyayla ilişkili varsayımlarının genellikle, dünyanın iyi ve adil bir yer olduğu, var olan kötülüklerin ise kendilerinin ya da yakınlarının başına gelmeyeceği şeklinde olduğunu bildirmişlerdir. Travmatik bir olay kişinin dünyaya, kendisine ve geleceğe ilişkin inancının sarsılmasına neden olabilir. Travma ve temel varsayımlar konusunda yapılan araştırmalar, travmanın, bireyin temel varsayımlarını olumsuz etkilediğini göstermektedir. (Foa ve ark., 1999; Matthews ve Marwit, 2004). Aker (2000) insanların hem kendilerinin yaşayacakları olaylara zihinsel olarak hazır hissetmek istediklerini hem de yaşadıkları olayların sonuçlarını kontrol etmek istediklerini ve bunların kendileri üzerinde veya başkaları üzerinde yaratabileceği etkileri kontrol edebilmek istediklerini ama travmatik olayın özelliğinin önceden kestirilemeyecek ve kontrol edilemeyecek olması olduğunu bildirmiştir.

    Yılmaz (2007) travmatik olayın, en şiddetli stres kaynaklarını içeriyor olması, insanın gündelik yaşamında karşılaştığı diğer stres kaynakları gibi sıradan, beklendik olmaması ve kontrol edilemez olması nedeniyle sarsıcı etkisi bulunduğunu bildirmiştir. Travmatik olayın neden olduğu sarsılmaya bağlı olarak aşırı uyarılmışlık, olaya ilişkin istemsiz hatırlamalar ve rahatsız edici düşünceler, kaçınma gibi travma sonrası tepkiler geliştirebilir. Yaşanan travmatik olayın ardından ortaya çıkabilen bu tepkilerin şiddeti giderek artabilir de zaman içinde kendiliğinden hafifleyebilir de. Bu da zaman içinde işlevselliği bozucu etki yaratabilir (Foa ve ark., 1999; Öztürk ve Uluşahin, 2008).

    Yaşanılan tehlikenin büyüklüğü olumsuz duygusal sonuçlara yol açmaktadır. Bir kimsenin aniden olan ağır travmatik bir olaydan etkilenmesi olayın şiddetine (Öztürk ve Uluşahin, 2008); ne kadar etkilenileceği ise kişinin olayı algılama ve anlamlandırma biçimine (Carlson ve Ruzek, 2003); olay karşısındaki dayanma gücü ise kişinin kalıtımsal yapısı, kişilik özellikleri, öğrenme ile gelişen benlik gücü, böyle bir olaya hazırlıklı olup olmadığı gibi etkenlere bağlıdır (Öztürk ve Uluşan, 2008). Dolayısıyla, travmatik olay hemen her insanda korku, dehşete düşme ve çaresizlik yaratabilir ancak, ağır travmatik stres altında kalan insanların hepsi aynı bozulma, yıkılma belirtilerini göstermeyebilirler.

    Her insanın incinebilirlik düzeyi ya da eşiği birbirinden farklıdır. İncinebilirlik düzeyi yüksek olan bir kişi için zaman zaman en küçük stres kaynakları veya günlük problemler stres belirtilerini tetikleyebilirken; incinebilirlik düzeyi daha düşük olan bir kişi için sadece büyük felaketler benzer tepkilere yol açabilir. Bunun yanı sıra kronik stres kaynaklarının ortak olarak yaratabileceği etki az incinebilir kişilerde travmatik olay deneyimlemişcesine benzer tepkilere neden olabilir (Yılmaz, 2007).

     Travmatik Yaşantılar Sonucunda Ortaya Çıkan Tepkiler

    Travmatik yaşantılar sonucunda ortaya çıkan stres üst düzeyde bir strestir ve gündelik stres kaynakları gibi beklendik, sıradan, olasılıkları kontrol edilebilir değildir (Yılmaz, 2007). Travmatik yaşantının etkileme düzeyi kişiden kişiye değişse de stes karşısında bedenin gösterdiği kalp atışlarının hızlanması, kan basıncının artması, terleme, solunumun hızlanması gibi fizyolojik tepkiler herkeste görülebilir. Bu tepkiler stres hormonunun salgılanması sonucunda ortaya çıkmaktadır ve organizma tehdit atında kaldığından karşı karşıya kaldığı tehdit kaynağı ile savaşma, kaçma ya da dona kalma tepkisi verebilir. Kişinin yaşadığı stres çok yoğun olduğunda aşırı salgılanan stres hormonu, stres ortadan kalktıktan sonra dahi bir süre bedende kalır ve küçük bir uyaranla karşılaşsa dahi bedenin daha önceki tehdit durumunda verdiği stres tepkilerinin benzerlerini üretmesine neden olur. Bu tepkiler anormal bir duruma verilen normal tepkilerdir (Aker ve Önder, 2003; Jones ve Wessley, 2006; Herman, 2007).

    Travmatik olaylar karşısında insanlar, kaygı, kabuslar görme, uyku problemleri, olayı hatırlatan uyaranlardan kaçınma, hissizlik, aşırı uyarılmışlık gibi psikolojik ve fizyolojik bazı tepkiler verebilmektedir (McHugh ve Treisman, 2007). Anormal olaylar karşısında verilen normal tepkiler olarak adlandırılan bu tepkilerin kısa süreli olması ve kendiliğinden düzelmesi beklenmektedir (Jones ve Wessely, 2006). Ancak, yaşanılan travmatik olay sona erdikten sonra da olayın psikolojik ve fizyolojik etkilerinin devam etmesi söz konusu olabilmektedir. Travmatik olaylardan hemen sonra ortaya çıkan ruhsal tepkiler doğaldır. Kişi ortaya çıkan yeni koşullara uyum sağlamaya başlar. Uyum sağlayabilen kimselerde yakınmalar kısa bir sürede kaybolur. İlk anlarda şaşkınlık, panik içinde uzaklaşma, bilinçsizce yakınlarını arama gibi durumlar belirginken zaman içinde durumlarının farkına varıp duygularını dışa vurmaya başlarlar. İleriki dönemlerde ise travmatik olayın anlamı tam olarak fark edilir. Ancak travmatik stresten sonra travmatik strese maruz kalan herkeste görülmese de çok farklı belirtilerle karşılaşılabilir. En sık olarak travma sonrası stres bozukluğu, akut stres tepkisi, travmatik yas, depresyon, uyum bozukluğu, panik bozukluk, agorafobi, özgül fobi, sosyal fobi, obsesif-kompulsif bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, alkol ve madde kullanım bozuklukları, somataform bozukluklar, disosyatif bozukluklar görülebilir (Aker, 2000; Önder ve Tural, 2004; Öztürk, Uluşahin, 2008).

    Travmatik olay sonrasında, tehdit kaynağı ortadan kalksa da olayın yarattığı psikolojik ve fizyolojik olumsuz etkiler devam edebilir (Flannery, 1999). Bu etkilerin devam etmesi sonucunda Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ortaya çıkabilir. Genel anlamıyla yoğun strese yol açan travmatik olaylardan sonra verilen uzun süreli bazen de gecikerek ortaya çıkan tepkiler TSSB olarak tanımlanabilir (APA, 2014). Hem doğal yollarla, hem de insan eliyle oluşan travmatik olaylar sonrasında TSSB ortaya çıkabilir (Öztürk, 2009).

    Travmatik yaşantılar sonrasında kişi benzer olayları tekrar tekrar hatırlayabilir, travmatik olaylar tekrar tetiklenebilir ve bu olaylar da travma yaşanan olaylar kadar kişiyi sarsabilir ve zorlayabilir (Kocabaşoğlu ve Özdemir, 2005; Woods, 2000). DSM V’te Travma sonrası stres bozukluğu dört tanı kriterinde toplanmıştır (APA, 2014). Bunlardan birincisi, kişinin istem dışı olarak travmatik olayları yeniden deneyimlemesidir. Buna göre, yaşadığı travmatik olaya ilişkin tekrarlanan anılar, kabuslar eşlik edebilir ve kişi olayı hatırlatacak uyaranlardan fazlasıyla rahatsız olabilir. İkincisi olayla ilişkili uyaranlardan kaçınmadır. Buna göre kişi travmatik yaşantıyı hatırlatabilecek her türlü uyarandan kaçınır ve bunlardan yoğun rahatsızlık duyar. Üçüncüsü, travmatik olay sonrası duygudurumsal ve bilişsel değişiklikler ortaya çıkar. Buna göre, kişi travmatik yaşantısına ilişkin bazı anıları hatırlayamayabilir, yaşantısı ile ilgili olarak kendisini, ikinci ya da üçüncü şahısları suçlayabilir. Dördüncüsü artmış uyarılmışlık ve tepkisellik belirtileridir. Buna göre kişi travmatik olay deneyiminden sonra bazı dönemlerde sinirli ve saldırgan olabilir ve hem kendisine hem de çevresine zarar verici davranışlar sergileyebilir.  

     Travmatik Olaydan Etkilenme Düzeyi

    Sungur (1999) travmatik olaydan etkilenme düzeylerinin kişiden kişiye göre değiştiğini bildirmiştir. Travmatik olaylar sonrasında bazı kişilerde TSSB gözlenirken bazılarında görülmemektedir. Kişinin yaşadığı bir olayın travmatik bir etki yaratması, kişinin bu olayı algılayış biçimine ve bu yaşadığı olayın hayatını, duygularını, düşüncelerini ne kadar olumsuz etkilediğine bağlıdır. Travma kişisel bir deneyimdir, her kişi olayı farklı değerlendirmektedir (Carlson ve Ruzek, 2003).

    Dekkel ve arkadaşları (2014) yaptıkları çalışmada maruz kalınan travmanın şiddeti ile travmaya bağlı olarak ortaya çıkan TSSB belirtilerinin şiddetinin doğru orantılı olduğunu ve travmanın şiddetinin yüksek olmasının başka psikopatolojilerin de ortaya çıkmasına neden olduğunu ayrıca travmaya bağlı olarak ortaya çıkan TSSB belirtilerinin zamanla kötüleşmekte olduğunu ve depresyonun eşlik ettiği durumlarda ise TSSB belirtilerinin daha şiddetli olduğunu ortaya koymuşlardır.

    Çalışmalar TSSB geliştirme ve travmatik olaydan etkilenmede bazı faktörlerin önemli olduğunu göstermektedir. Travmatik olay sonrası TSSB gelişimi için bazı risk faktörleri olduğunu bildirmişlerdir. TSSB üzerine yapılan çalışmalarda çeşitli değişkenlere göre travmatik yaşantıdan etkilenme düzeyleri karşılaştırılmıştır bir takım risk faktörlerinin bulunduğu gözlenmiştir. Kadın olmak, çocuk veya yaşlı olmak, daha önce bir travmatik yaşantı deneyimi olmak, yardım-kurtarma çalışmalarına katılmak, yalnız yaşamak, aile desteğinin olmaması, psikiyatrik ya da fiziksel hastalık öyküsüne sahip olmak yer almaktadır (Aker, 2006; Palm ve arkadaşları, 2004; Karakaya ve ark., 2004; Suomalainen ve ark., 2011). Bunların dışında çocukluk döneminde yaşanan istismar ya da travmatik olay yaşantısı TSSB geliştirmede bir risk faktörü olarak görülmektedir (Brewin ve ark. 2000). Cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, önceki travmatik yaşantılar, kendisinde veya ailesinde psikolojik rahatsızlık hikayesi, çocuklukta istismara uğramış olmak başlıca etkenler olarak sayılabilir (Woods, 2000).

    Çocuktan ergenlik dönemine geçerken yaş arttıkça TSSB riski artarken, ergenlerin orta yaş grubuna kıyasla travmadan etkilenme düzeylerinin daha fazla olduğu görülmektedir (Suomalainen ve ark., 2011). Bu da ergenlik döneminde bulunuyor olmanın da TSSB gelişimi açısından risk faktörü olabileceğini göstermektedir.

    Travmaya bağlı kayıplar, travmatik olayın algılanan şiddeti, travmatik olay öncesindeki ruhsal hastalıklar ve yeterli sosyal desteğin bulunmuyor oluşu da TSSB görülmesini arttıran risk etkenleri arasında sayılmaktadır (Green ve ark., 2000). Kişinin sosyal desteklerinin yeterli olmaması da TSSB’nin gelişmesinde önemli bir faktör olduğu görülmektedir (Carlson ve Ruzek, 2003; Sungur, 1999).

    TSSB geliştirmede risk faktörlerinden bahsedilirken aynı zamanda TSSB geliştirmede koruyucu faktörlerin de varlığından bahsedilmektedir. Cozzarelli (1993) tarafından travma mağdurlarıyla yürütülen bir çalışmada, optimist, kişisel kontrol hissinin ve benlik saygısının yüksek olması gibi kişisel özelliklerin travmanın olumsuz etkilerinden koruduğu belirtilmektedir.

    Sosyal destek travmatik yaşam olayları ve kriz durumlarında da oldukça önemlidir ve azlığı risk faktörüyken yeterince bulunuşu koruyucu bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır (Erol, 2008). Sosyal desteği fazla olan kişiler stresli durumlara daha çabuk uyum sağlamakta ve psikolojik sorunlarla daha kolay baş edebilmektedir. Sosyal desteğin kişileri yoğun kaygı yaşantısından koruduğu ve hastalıkların iyileşmesi üzerinde olumlu bir etki yarattığı pek çok çalışmada ortaya konmuştur. Örneğin; Güven (2010) 1999 Marmara depremi sonrasında depremzedelerle yapılan çalışmada, depremzedelerin algıladıkları sosyal destek düzeyi arttıkça, travma sonrası büyüme düzeylerinin arttığını ve depresyon düzeylerinin azaldığını bulmuştur.

  • Stres ve Başa Çıkma

    Stres ve Başa Çıkma

    Son dönemlerin en fazla rastlanan psikolojik problemlerinden biri olan stres kimi zaman sizi baskı altına alır, kimi zaman en iyi şekilde motive eder, kimi zaman ise en tehlikeli anlarda güvende olmanızı sağlar. Stres ezici hale gelmeden stres nedir bilmek gerekir. Stresi tanımlamak gerekirse; Bireyin kendisini huzursuz veya baskı altında hissettiğindeverdiği fiziksel, zihinsel, duygusal ve davranışsal tepkiler bütünüdür. Stres, sanayi toplumuyla beraber anlam kazanmış ve çağımızın hastalığı olarak literatürdeki yerini almıştır. Özellikle yoğun kent hayatı ve iş hayatı karşısında insanlar gerek fizyolojik gerekse psikolojik olarak etkilenmekte, birçok sorunlar yaşamaktadırlar

    Stressiz insan yoktur denilebilir. İnsanların tamamı çevresinde olanlara karşı tepki verir. İnsanda stres olmadığında, etrafına karşı tepki vermesi mümkün olmaz. Bunun sebebi enerjisinin olmamasıdır. Bunun neticesi de, ölüm olarak nitelendirilebilir. Bu sebeple stresin yaşamın bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Strese tepki seviyemiz olması gereken ortalama bir seviyede olmalıdır. 

    Her stres bireye zararlı değildir. Stresin azı organizmayı uyardığı için bazı durumlarda faydalıdır. Olumlu stres öğrenciyi derse hazırlar, atleti yarışa hazırlar, sporcuya müsabakayı kazandırır, memura işini dikkatli yaptırır. Stresin olumlu olması halinde, doyumu hissetmek, amaca ulaşmak için potansiyelin tamamını kullanmak mümkün olur. Bunun için yoğun ve uzun olmayan stres, herkesin ihtiyacını giderir Olumsuz stres, aşırı enerji anlamına gelir ve bu da sıkıntı vermeye başlar. Zihnimizi ve fiziksel gücümüzü çok zorlayacağı için bizi yorar. Hayata negatif bakmaya, karamsar bir ruh haline bürünmeye sebep olur. Bu stresin gerekenden fazla yaşanan istenmeyen halidir, olumsuz yönüdür.

    Stresle karşılaştığımızda neler yaşarız?

    Üç aşamada stresle baş etmeye çalışırız. İlk olarak stres başladığında bize alarm verir. Savaşma ya da kaçma dönemidir. Bu dönemde beklenilen davranışların dışında davranmaya başlarız. Yani stresin ilk etkisi ortaya çıkar. Daha sonra stresli duruma direnmeye çalışırız. Bu dönemde strese uyum sağlarsak yani baş edebilirsek, her şey normale döner. Bazı olumsuz davranışlarımız olsa da, sonrasında durum normalleşir. Eğer direnemezsek tükenme aşaması başlar. Kişinin gayreti kırılır, mücadeleyi kaybeder. Artık bu duruma neden olan stres dışındaki tüm olaylardan da etkilenir duruma gelinir.

    Stresin Etkileri Nelerdir?

    Hem psikolojik hem fiziksel sağlığımızı korumak için stresten uzak kalmaya çalışmalıyız.Stresin yol açtığı veya tetiklediği psikolojik ve fizyolojik hastalıklardan bazıları şunlardır;depresyon, anksiyete, kalp krizi, yüksek tansiyon, kısmi/tam felç, kanser, obezite diyabet, cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları vs. 

    Stres alarmı veren psikolojik ve fizyolojik belirtiler ise şunlardır; baş ağrıları, kaslarda gerginlik, tutulmalar, nefes darlığı, kalp atışlarında düzensizlikler, sıcak basması, cinsel istek bozuklukları, kilo değişimleri, yorgunluk, uykuya dalmada güçlük, uyku kalitesinde bozulmalar, ruhsal gerginlik, dikkat dağınıklığı, dalgınlık, kaçış isteği, motivasyon güçlüğü, karamsarlık, öfke patlamaları vs.

    Genel ruh halinize ve ilişkilerinize zarar vermeden veya bir takım zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarına neden olmadan stresin belirtilerini anlamak çok önemlidir. Nedeni ne olursa olsun, stresin nedenlerini tanıyarak zararlı etkilerini azaltmak ve yaşam kalitenizi arttırmak sizin elinizde olabilir.

    Ne yapabilirsiniz? 

    1. Normal stres ile sizi aşırı gergin hale getiren stres arasında ayrım yapın.

    2. Kronik stresin farkında olmayı öğrenin.

    3. Stres toleransınızı etkileyebilecek faktörleri keşfedin.

    4. Vücudunuzun strese bağlı zihinsel ve fiziksel tepkilerini gözleyin.

    5. Stresi azaltan yaşam tarzı etkinliklerini öğrenin.  

    Stresle Başa Çıkma Kabiliyetinizi Geliştirin

    Stres ve belirtilerine karşı baş etmeye çalışırsanız, sadece düşünüp durmaktan daha fazla fayda edinirsiniz. Ne yazık ki çoğumuz problemi stresten ayırmaya çalışıyoruz. Stresli bir günün sonunda gevşemek amacıyla, rahatlamak için yemek yemek, televizyonun önünde saatlerce oturmak, dinlenmek için haplar kullanmak gibi davranışlara yöneliriz. Bunların dışında, stres ve belirtileri ile baş etmek için daha sağlıklı ve etkili yollar vardır.

    Hareket edin: Kendinizi daha iyi hissetmeye başlamanıza yardımcı olmak için şu anda yapabileceğiniz bir şeydir: egzersiz yapın. Hem kollarınızı hem bacaklarınızı hareket ettirmeyi gerektiren aktiviteler stres yönetimi konusunda özellikle etkilidir. Yürüyüş, koşu, yüzme, dans ve aerobik hareketler gibi ritmik egzersizler, özellikle dikkatle uyguladığınızda (hareket ettikçe yaşadığınız fiziksel duyumlara odaklanmanız) iyi seçeneklerdir. Travma geçirmişseniz veya immobilizasyon stres tepkisi yaşadıysanız, bu şekilde dikkatli bir şekilde egzersiz yapmanız, takılıp kalmamanıza ve devam etmenize yardımcı olabilir.

    Başkalarıyla iletişim kurun: Rahatsız edici, huzursuz veya güvensiz hissettiğinizde biriyle yüz yüze sohbet etmek, stres yaratan hormonları olumlu yönde etkileyebilir. Küçük bir hoş sohbet ve bir insanla samimi bir konuşma, sinir sisteminizi yatıştırmaya yardımcı olabilir. Başkalarına yardımcı olmak ve arkadaşça olmak, stres azaltma zevkini sunmanın yanı sıra sosyal ağınızı genişletmek için de mükemmel fırsatlar sunar.

    Duyularınızı harekete geçirin: Streste rahatlamanın bir diğer hızlı yolu, görme, ses, zevk, koku, dokunma veya hareket gibi duyularınızı bir defa veya daha fazla etkilemektir. Anahtar, sizin için etkili olan duyusal organı bulmaktır. Bir şarkıyı yüksek sesle dinlemek sizi sakinleştiriyor mu? Yoksa mis gibi kokan Türk kahvesi mi sizi rahatlatan? Veya bir hayvanı sevmek sizi hızlı bir şekilde relax konuma getiriyor mu? Bu duyu şekillerinden hangisi sizin için uygunsa o yolu tercih edebilirsiniz. Örneğin kadınların çikolata yediklerinde verdikleri tepkiye hatırlayın!

    Kendinize gevşeme zamanı ayırın: Yoga, meditasyon ve derin nefes alma gibi rahatlama teknikleri, vücudun gevşeme tepkisini harekete geçirir; savaş ya da kaç stres tepkisinin tam tersi bir dinlenme halidir. Kendi kültürümüz için ise manevi yönü gelişmiş insanlar namaz kılarak rahatladıklarını söylemektedirler.

    Dinlenin: Yorgun hissetmek, mantıksız düşünmenizi sağlayarak stres yaratabilir. Aynı zamanda, kronik stres, uykunuzu bozabilir. Uykuya dalarken veya geceleri uyurken sorun yaşıyorsanız, uykunuzu iyileştirmenin birçok yolu vardır.

    Tüm bu stresle başa çıkma yöntemleriyle yeterli sonucu alamadığınızı düşünürseniz, mutlaka bir uzmandan destek almanızda fayda bulunmaktadır. Stresten uzak nice günlere…

    Sevgilerimle…

  • Stresle Nasıl Başa Çıkacağız ?

    Stresle Nasıl Başa Çıkacağız ?

    Uzun zamana yayılan sıkıntılar veya kısa ve anlık tedirginlikler insanları başa çıkamayacaklarını düşündüren endişelere sürükler. Bu endişeleri takip eden, olumsuz düşünceler, kaygı hali, umutsuzluk, nefes alamama, baş ağrısı gibi belirtilerle kendini tanıtan kavram hepimizin yakından tanıdığı “stres” olarak adlandırılır. Stres; belirli durumlarda yaşanılan olayı ve durumu insanoğlu için daha da karmaşık hissetmesine, düşüncelerinin birbirine girdiği hissine kapılmasına sebep olurken bireyleri bununla başa çıkma yolları aramaya iter. Stres kavramını bir tehdit olarak düşünecek olursak onunla savaşmaya ve mücadele vermeye çalışırken daha da çıkılmaz bir kapana sıkıştığımızı hissetmemiz çoğumuzun yaşadığı sonuç olur. Tüm bu olumsuzlukları ardı ardına sıralamaktan çekinmememin bir sebebi var elbette. Korkmadan ve ona yenilmeden, bu tehdidi (stresi) yönetmenin ve kendi yararımıza çevirmenin mümkün yolları var.

    Çözüm yollarını tek tek incelemeden önce bilinmesi gereken en önemli nokta şudur: Stres tamamen ortadan kaybolması mümkün olmayan bir kavramdır. Bu sebeple stresle başa çıkma adına bir sürü kitaplar yazılmış, üzerine konulmuş ve günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. İş stresi, eğitim stresi, sağlık stresi ve daha bir çok türevi insan beyninin bir oyunudur ve hissettirdiği tek şey OLUMSUZ DÜŞÜNCELERDİR.

    Olumsuz olan bu negatif düşünceler aslında beynimizde aynı olumlu ve pozitif düşünceler gibi her zaman vardır. Stres sadece olumlu düşünceleri görmemizi engelleyip bizi negatif düşüncelere doğru kanalize eder. Ve işte tam da bu noktada stresle savaşmaya ve onu yenmeye çalışırız. Ama beyin öyle bir mekanizmadır ki bizi kandırmasına izin verdiğimizde tüm ipleri onun eline vermiş oluruz. Bu duruma düşüp stresin bizi ele geçirmesine izin vermek yerine stres yönetimini etkin biçimde kullanmalıyız. Aşırı stres sebebiyle yaşanan psikolojik problemler için başvurabileceğimiz çözüm yollarından bazıları şunlar olabilir;

    Bilişsel ve Davranışsal Terapi

     Meditasyon

     Pozitif sosyal ilişkiler

    Düzenli uyku

     Nefes çalışmaları

    Kendi başınıza çözümleyemediğiniz durumlarda psikolojik destek almaktan kaçınmayın. Unutmayın yardım almak için hiçbir zaman geç değildir, sorunlar ufakken çözüme gitmek ise daha hızlı ve kolay sonuçlar almanıza yarar.

  • Stres ve Başetme Yolları

    Stres ve Başetme Yolları

    Stres kişinin bedensel ve ruhsal olarak durumu kendisi için tehdit olarak algılaması ve karşılaştığı olaydan zorlanması ile ortaya çıkan bir durumdur. Tehdit ve zorlamalar karşısında kişi kendini korumaya yönelik olarak harekete geçme eğilimindedir. Bir tehlike ile karşı karşıya kalan kişi başa çıkamayacağına inandığı bu tehlikelerden uzaklaşmaya çalışır, başa çıkacağına inandığı tehlikelerle savaşır ve böylelikle yeni duruma uyum sağlamaya çalışır. Kişinin tehdit olarak algıladığı stres durumunda bedensel ve psikolojik olarak birtakım tepkiler verir.

    Stres konusundaki çalışmaların bazıları strese sebep olan olaylara yönelmiş, bazıları ise bu olayların psikolojik tepkileri ve davranışsal tepkileri üzerinde yoğunlaşmıştır.

    Stresin belirtileri ve etkileri

    1.Fiziksel belirtileri

    ∙Kalp çarpıntısı
    ∙Ellerde terleme
    ∙Kaslarda gerginlik
    ∙Bedenin değişik bölgelerinde ağrılar
    ∙Sindirim sistemi rahatsızlıkları
    ∙Yorgunluk ve halsizlik belirtileri
    ∙Uyku düzeninde sorunlar.

    2.Duygusal belirtileri

    ∙Huzursuzluk
    ∙Endişeli ruh hali
    ∙Çökkünlük
    ∙Gerginlik
    ∙Sinirlilik hali
    ∙Öfke ve düşmanlık duygularının yaşanması

    3.Zihinsel belirtileri

    ∙Dikkati toplamada güçlük
    ∙Unutkanlık
    ∙Aklın karışık olması
    ∙Olumsuz düşünceler üzerine odaklanma
    ∙Kendisiyle ilgili değersizlik hissi.
    ∙Terk edilmişlik duygusu
    ∙Kendine güvende azalma
    ∙Başarısızlığa odaklanma
    ∙Aşırı hayal kurma
    ∙Karar vermede güçlük çekme.
    ∙Sosyal çevrenin fikirlerinin öneminin artması

    4.Davranışsal belirtileri

    ∙Sosyal ilişkilerden uzaklaşma veya sosyal ilişkilerin bozulması
    ∙Stres yaratan durumdan uzaklaşmak.
    ∙Basit olan yola yönelmek
    ∙Çevredeki kişilerle sürekli olumsuz içerikli konuşmalar yapmak
    ∙İyi yaptığı şeyler konusunda bile tereddütlü yaklaşmak.
    ∙Daha önce zevk aldığı etkinliklerden eskisi kadar zevk alamamak.

    Stresin derecesi duruma göre değişmektedir.

    •Stres hayatımızda başarı için belli derecede olmalıdır.
    ( Dolayısıyla stres yaratan durum karşısında kişi stres yönetimini iyi bilmelidir.)
    •Stresin genel bir derecesi yoktur.
    •Özneldir kişiden kişiye değişir.
    •Kişi stres kaynaklarını bilmeli ve bunlara yönelik kendi imkanları ölçüsünde tedbirler almalıdır.
    •Hayatımızı kötü etkileyen stresten kurtulmak için sağlık,spor,eğitim ve yakın çevre gibi kişiyi destekleyici durumlardan yararlanılmalıdır.
    •Stresin derecesi stres yaratan durumun kişiyi ne kadar süre etkilediğiyle doğru orantılı olarak değişir.
    •Kişiyi stres altında hissettiren durumun önemi, derecesini belirlemektedir.
    •Yakın çevrenin düşünce ve fikirleri kişinin stres derecesini etkilemektedir.

    Yukarıdaki durumlar kişinin stres derecesini etkileyen birtakım durumlardır. Ancak stresin derecesi kişinin yaşadığı duruma göre de şekillenebilir.

    Stres kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren , çevresiyle ilişkileri bozan, fizyolojik rahatsızlıklara neden olan,kişinin mutsuz bir yaşam sürmesine neden olan önemsenilmesi gereken bir durumdur. Kişinin stres durumuyla baş etmedeki en önemli etken ise kendisiyle ilgili düşüncelerindeki değişikliğe yönelik çalışmanın yapılmasıdır. Kişi kendi içsel değerlendirmesinde daha olumlu ve yapıcı olmalıdır. Kendisine yönelik acımasız eleştiriler yerine yapabileceklerinin farkına varıp kendini o yönde geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmalıdır. “Başarılı olamam” yerine “Başarılı olmak için ne yapabilirim” gibi cümleler kurmak fayda sağlayacaktır. Kişi olumlu yönde desteklenmelidir.

    Stres ile baş etme de kişi kendini çok iyi tanımalı ve kendini rahatlatan durumları , nelere tepki vereceğini , nelere sinirlendiğini çok iyi bilmesi gerekmektedir.

    Stresle baş etme yöntemleri

    ∙Dengeli beslenme , düzenli spor ve uyku kişinin strese karşı direncini arttıracaktır.
    ∙Nefes alma ve gevşeme egzersizleri yapmak rahatlama anlamında fayda sağlayacaktır.
    ∙Kişi kendinin olumlu yönlerini görmeye çalışmalı
    ∙Kişi kendisine olan güvenini arttırmaya yönelik olarak yapabileceği ve zevk aldığı işlerle ilgilenme konusunda adım atmalı.
    ∙Gereksiz rekabetten kaçının.
    ∙Güler yüzlü olmaya gayret gösterin.
    ∙Gerçekçi hedefler koyun
    ∙Kapasitenizi ve sınırlarınızı iyi değerlendirin.
    ∙Sosyalleşebileceğiniz ortamlarda bulunun.

    Ve en önemlisi kendinizle ilgili düşüncelerinizde olumlu olun.

  • Stres Nedir?

    Stres Nedir?

    Var oluşun tehdit edildiğinin algılanmasına verilen bedensel, zihinsel, davranışsal tepkilerimizdir (Bedeni ve zihni harekete geçiren enerji). Stres, çok duyduğumuz, herkesin hayatı boyunca karşılaştığı bir durumdur.

    Strese verilen anlık tepkilerimiz nelerdir?

    Bireylerin strese karşı ürettikleri tepkiler çok çeşitlidir. Bunun nedeni ise, bireylerin farklı yaşamlarının, farklı deneyimlerinin olması ve düşüncelerinin tepki verme şekillerinin farklı oluşundan kaynaklanmaktadır. Yani bir durum bizim için stresli de olabilir, stresli olmayabilir de; verdiğimiz tepkiler olayı nasıl algıladığımıza bağlıdır.

    Farkında olduğumuz tepkiler

    • Kalp atışlarının hızlanması

    • Ellerin ve ayakların soğuması

    • Kesik ve hızlı soluklar

    • Ellerin titremesi

    • İskelet kaslarının kasılması

    • Tüylerin diken diken olması

    • Tuvalete gitme ihtiyacı

    Farkında olmadığımız tepkiler

    • Beden kimyasının değişmesi/hızlanması

    • Göz bebeğinin genişlemesi

    • Kortizol, kortizon, tiroid artışı

    • Cinsel hormonlarında azalma

    • Sindirim sisteminin yavaşlaması

    • İnsülin azalması, kan şekerinde artış

    • Oksijen tüketiminde artış

    • Kanın kalınlaşması

    • Beyin kimyasının değişmesi/hızlanması

    Stres hastalıklara neden olur mu?

    Stres bizim pek çok hastalığa olan bağışıklığımızı zayıflatır. Bu nedenle aslında fiziksel hastalıkların neredeyse tümü psikosomatiktir; zihnin bedeni etkilemesidir (Fiziksel hastalıklar duygusal strese bağlı olarak bağışıklık sisteminin zayıflaması ve hastalık yapıcı etmenlerden etkilenmeye açık hale gelmesi nedeniyle ortaya çıkar). Zihinsel durumlar başlatıcı ya da ara değişken olabilir. Zihin bedeni zayıflatır, patojenler bedeni daha kolay ele geçirir; zihin bedeni daha da zayıflatır, hastalık hızlanır (Psikojenik hastalıklar).

    Hayatımızı ve yaşadığımız stresi yönetebilir miyiz? Bunun için neler yapılabilir?

    Stres yönetiminde hedef; tüm stresi ortadan kaldırmak değil, onu en üst düzeyde performans oluşturmak için bir motivasyon aracı olarak kullanmak. Stres yararlı olduğu sürece istenilir. Buna değindikten sonra; evet, stresimizi yönetebiliriz. Bunun için;

    • Öfke, üzüntü, korku duygularımıza “kulak vermek”,

    • “İhtiyacımız”ı karşılamak üzere harekete geçmek,

    • Öfke, üzüntü, korku sonucunda kanın içine yollanan kortizol, kortizon, tiroid ve benzeri hormonlarımızın birikmemesine çalışmak,

    • Sempatik (gaz) / parasempatik (fren) sistemlerimizin işleyişini dengelemek,   

    • Spor aracılığıyla fren sistemimizi kısa sürede devreye sokmak,   

    • Doğru nefes/meditasyon aracılığıyla fren sistemimizi daha sık çalıştırmak,   

    • Doğru beslenmek,   

    • İyi uyumak.

  • Stres ve Stres ile Başa Çıkma Yöntemleri

    Stres ve Stres ile Başa Çıkma Yöntemleri

    Stres… stres…stres… Ne çok kullanır olduk bu kelimeyi.’Gelmeyin üstüme çok stresliyim.’,’Şimdi stresten çatlayacağım ayol.’, ‘Sınavım var kanka çok stresliyim.’ vs..

    Stres hayatımızın her alanında ve oldukça kontrolsüz bir şekilde aramızda dolanıyor. Onu bir yakalarsam ne yapacağımı çok iyi biliyorum. Ama önce onu bulmam lazım.

    İlk önce şu stres neymiş bir tanıyalım. İngilizce kökenli olan bu kelime ‘baskı, gerilme’ anlamını taşıyor. Hayatımızın her alanında evde, okulda, işte,sokakta, trafikte hatta kendi içimizde bile karşımıza çıkabilecek bir durum.

    Peki psikoloji nasıl tanımlamış bu durumu acaba ???

    Psikoloji der ki ; Stres organizmanın kendisini rahatsız eden bir ortamda verdiği bir cevaptır.

    Hımm yani insan doğasında olan doğal bir durum. Eee peki sonra.

     Sonrası şöyle bir uyarıcıyla karşılaşırız ve bu uyarıcıya bir tepki veririz. Stres iyi ve kötü deneyimler ile iki türlü ortaya çıkabilir.

      Nasıl yani ????

     Şöyle ki evlilik,yeni bir işin ilk günü, okulun ilk günü gibi hoşumuza giden ancak aynı zamanda bizi streslendiren durumlar şeklinde veya belirsizlik,zor bir durumda kalma gibi olumsuz nedenler dolayısı ile oluşabilecek stres şeklinde ortaya çıkabilir.

      Tabi stres ortaya çıkarken bazı fizyolojik değişimlere de neden olur. İnsanlar stresli bir durumla karşılaştıklarında bedenleri kanlarına karışan kimyasallar nedeni ile bazı tepkiler verir. Bu kimyasallar beden tarafından üretilir, kişiye güç ve enerji verir. Eğer bu stresin nedeni fiziksel bir tehlike ise bu iyi bir şey çünkü kimyasalların vermiş olduğu güç ve enerji ile savaş veya kaç reaksiyonunu vererek kendimizi bu tehlikeden koruyabiliriz. Ancak stresimiz duygusal bir duruma tepki olarak ortaya çıkmış ise ve bu ekstra enerji ve gücü dışa vurabileceğimiz bir çıkış yok ise işte o zaman stres bizim için sıkıntılı bir durum olmaya başlayabilir.

      Stresli durumlarda bedenimizde kan basıncı artışı, daha hızlı nefes alıp verme, sindirim sisteminde yavaşlama, kalp atışlarımızda artış, bağışıklık sistemimizde güçsüzleşme,kaslarımızda gerilme, yüksek alarm durumunda olduğumuzdan dolayıda uykusuzluk gibi durumlar ortaya çıkabilir.

      Çok fazla strese maruz kaldığımızda ise migren,üst solunum yolu hastalıkları, kalp hastalıkları, bel ağrısı, kilo alma, egzama gibi bir çok rahatsızlıkla karşı kaşıya kalabiliriz. Bunun yanında psikolojik olarak da kızgınlık,kaygı, tükenmişlik,depresyon,güvensizlik hissi, unutkanlık, asabiyet, konsantrasyon eksikliği, yorgunluk, üzüntü gibi durumlarla karşı karşıya kalabiliriz.

     Durum biraz can sıkıcı olamaya başladı sanki. Peki bu strese neden olan şeyler nedir?

     Herkesin kendi yaşantısına göre farklı stres tetikleyicileri vardır. Ancak genel olarak bir kategorileme yapacak olursak;

     İş hayatında, uzun çalışma saatlerine maruz kalmak,ağır sorumluluklar yüklenmek,sevmediğin bir mesleği yapıyor olmak,zor ve tehlikeli koşullarda çalışıyor olmak ve iş yerinde ayırımcılığa maruz kalmak gibi bir çok neden olabilir.

     Bunun yanında yaşam deneyimleri de bir başka stres kaynağıdır. Örneğin boşanma, sevilen birinin vefatı, evlilik,duygusal problemler, aile üyelerinin sorumluluğunu taşıyor olamak, iş kaybı,beklenmeyen olaylarla karşılaşmak, hastalık, deprem,saldırı gibi travmatik olaylar yaşamak yaşantısal stres kaynakları arasındadır.

     Aynı zamanda kendi içimizde de stres oluşturabiliriz. Bu streste kişinin hayatında meydana gelen ani değişikliklerle, kişinin hayata ve dünyaya olan bakış açısı, stresli olaylar karşısındaki tutumu,kişinin gerçekçi olmayan beklentileri, korku ve belirsizlikler (ki son darbe ve terör olaylarında hepimiz bu stresi yaşadık) nedeni ile ortaya çıkabilir.

       Gerçekten de hayatımızın her alanında hatta içimizdeymiş bu stres. Şimdi sıra nasıl baş edeceğimize geldi bu küçük şeytanla…

      İlk ve en önemli adım üzerimizde stres oluşturan durumu belirlemek ve onu tanımak. Hangi durumlarda üzerimizde stres oluşuyor?, Ne sıklıkla oluyor ?, Bu stresli durumla karşılaştığımızda nasıl tepkiler veriyoruz?, Verdiğimiz tepki stresimizi azaltarak bize iyi geliyor mu ? gibi sorularla durumumuzu değerlendirebiliriz.

     Bu aşamadan sonra aşağıda bahsedeceğim yollarla stresimizi azaltmayı deneyebiliriz.

    1) Hareket etmek

     Yürüyüş yapmak,müzik dinlemek, dans etmek, merdiven kullanmak, çocuklarımızla veya arkadaşlarımızla oyunlar oynamak gibi aktiviteler stresin bedenimizde oluşturmuş olduğu enerjiyi atmamıza yardımcı olacak aynı zamanda bizi kızgınlık,gerilim,öfke gibi ruh hallerinden de koruyacaktır.

      Oldukça eğlenceli görünüyor  

    2) Düzenli Egzersizler Yapmak

       Düzenli olarak yapacağınız yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet sürme gibi aktivitelerle dikkatinizi zihninizde stres oluşturan düşüncelerden uzaklaştırarak bedeninize odaklayıp, nefes alış verişinizi takip ederek üzerinizde stres oluşturan durumdan zihninizi uzaklaştırabilirsiniz.

    3) Sosyalleşmek

       Sosyalleşmek stresi azaltmak açısından oldukça etkili ve hızlı bir yoldur. İnsanlarla yüz yüze konuşmak, göz kontağı kurmak, destek almak size oldukça iyi gelebilir.

    4) Üzerinizde Stres Oluşturabilecek Durumlardan Uzak Durmak

      Hoşunuza gitmeyen, sizi strese sokan durumlarda ‘ Hayır’ diyebilmek zaten içerisinde bulunduğumuz stresin artmasını engelleyecektir.

      Üzerimizde stres oluşturan insanlardan uzak durmanız size iyi gelebilir. Bu kişilerle görüşme sürenizi azaltabilir veya ilişkinize bir sınır koyabilirsiniz.

      Çevrenizde stres oluşturan durumlardan uzak durabilirsiniz.

    5) Üzerinizde Stres Oluşturan Durumu Değiştirmeyi Denemek

      Üzerinizde stres oluşturan kişiyle sakince konuşup duygularınızı ifade ederek iletişim kurmayı deneyebilirsiniz.

      Veya karşınızda stres oluşturacak davranış sergileyen kişilerle bu davranışı gerçekleştirmemesi üzerine anlaşmaya varabilirsiniz.

    Zamanınızı düzenli olarak planlayın. Planınızda aksamalar olduğunda yeniden düzenleme yapabilme esnekliğini kendinize tanıyın.

    6) Sağlıklı Bir Yaşam Tarzı Benimseyin

      Yediklerinize dikkat edin, sağlıklı ve düzenli beslenin. Uyku saatlerinize dikkat edin. Uykusuzluk önemli bir stres kaynağıdır. Alkol, sigara  gibi zararlı maddeleri tüketmekten uzak durun.

    İşte hepsi bu…

      Yaşamımızın her anında bulunan ve bize bunca sıkıntı yaşatan stresi belki kontrol edemeyiz ancak kendimizi kontrol edebiliriz. Üzerimizde stres oluşturan  durumları belirleyip onları tanıdıktan sonra neler yapabileceğimizi artık biliyoruz.

    Unutmayın yaşam her an sorunlarla karşılaşılabilecek bir yerdir ancak yaşamı güzelleştirecek olan bizim ona karşı yaklaşımımız olacaktır.

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma, günlük rutin işleyişi bozan, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar ve yaşantılar olarak tanımlanabilir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ya da Post Travmatik Stres Bozukluğu (PTSB) olarakda adlandırılmaktadır. Birşeyin travma olarak değerlendirilebilmesi için kişinin yaşamsal bütünlüğünü tehtid eden bir olayla karşı karşıya kalması gerekmektedir.

    Genel bir ifadeyle “bireyin kişiliği ve ruhsal yapısı üzerinde şu veya bu ölçüde kalıcı bir etki bırakan olağandışı, felaket niteliğinde bir yaşantının anılarından kaynaklanan bir rahatsızlık ve bunaltı durumu” olarak tanımlanabilen ruhsal travmalar arasında ise sel, yangın, deprem vb. afetler, savaş, ırk veya din ayrımcılığı, boşanma, reddedilme, çocuk istismarı, tecavüz, işkence vb. yaşantılar sayılabilir.

    Ruhsal travmaların, yaşayan olayın ağırlığına olduğu kadar kişinin duyarlılığına ve dayanıklılığına da bağlı olduğu unutulmamalıdır. Başka bir deyişle; birisi için travmatik olan bir yaşantıyı bir başkası son derece normal karşılayabilir. Ayrıca travmayla stresin birbirine karıştırılmaması gerekir.

    Travmatik olaylar insanların başına aniden gelir ve çok sarsıcıdır. Bazı durumlarda gözle görünen fiziksel bir yaralanma olmayabilir. Ama kişi duygusal olarak çok sarsılır. Bu tür “normaldışı” olaylara gösterilen “normal” tepkilerin neler olduğunu bilmek, olayın etkisinden kurtulmaya çalıştığınız süre içinde, size yaşadığınız duygular ve düşüncelerle başedebilmeniz için yardımcı olabilir

    Travmatik olayla karşılaşan birçok kişi PTSB geliştirmez. Örneğin, yakın geçmişte yapılan bir araştırmada, fiziksel yaralanmalara kadar giden bir travmatik olayı yaşayan insanların sadece %25’i PTSB geliştirmiştir

    TRAVMAYA YOL AÇAN OLAYLAR HANGİLERİDİR?

    l Doğal afetler (deprem, sel, yangın)

    l İnsan eliyle yapılan travmalar (savaş, işkence, tecavüz,taciz, cinsel istismar)

    l Kazalar (iş, trafik)

    l Beklenmedik ölümler

    l Ciddi-ölümcül hastalıklara yakalanma olarak sayılabilir.

    İnsanlar böylesi olaylarla karşılaştıklarında genellikle aşağıdaki dönemleri yaşarlar :

    1) Kazayı izleyen ilk dakikalarda kişi şok dönemindedir; donakalmış, şaşkın ve sersemlemiş görünür. Çoğu kez yaralarının derecesinin farkında değildir, kaza yerinde amaçsızca dolaşır, kendine ya da diğer kaza kurbanlarına yardımcı olmak için en küçük bir çabayı bile gösteremeyecek durumdadır. Zaman, yer ve kişi yöneliminde bozukluklar, algılamada sapmalar, olaya ilişkin bellek kaybı ve kendinden geçme gibi durumlar görülebilir. Olayın yarattığı yoğun anksiyetenin etkisi ile kişiliğin işlevlerini gereğince sürdürememesi sonucu oluşan şok dönemi, doğal bir savunma mekanizması olarak kişiyi olaya yabancılaştırır

    2) Şok belirtilerini izleyen dönemde kazaya uğrayan kişi, edilgin ve telkine açıktır; kurtarıcı ekibin ve yardıma gelenlerin önerilerini izler. Kendi dışındaki kaza kurbanlarının ilgilenmek isterse de davranışları, en basit işlemleri bile yapamayacak derecede yetersiz ve beceriksizdir

    3) Psikolojik dengesini kazanmaya başladığı toparlanma döneminde kişi, sürekli kazadan söz eder, kurtarma işlemlerinin yetersizliğinden yakınır ve genel anksiyete belirtileri gösterir. Çoğu kez gergin ve ürkektir, dikkatini toplamakta ve uyumakta güçlük çeker, başından geçen olayı anımsatan kâbuslar görür ve çabuk yorulur. Bu belirtiler normal bir insanda kısa süre sonra ortadan kalkar. Kazadan sürekli söz etme, sık sık düşlerinde canlandırma ya da benzer konulu kâbuslar görme, kazanın etkisini yumuşatmak ve olaya uyum sağlayabilmek için doğal olarak işleyen bir onarım mekanizmasıdır

    Travma Sonrası Stres Belitileri

    PTSB’nun belirtileri üç temel kategoride toplanmıştır. Tanı koyabilmek için her kategorideki belirtinin en az bir ay sürmesi gerekir (Davison & Neale, 2004).

    1. Travmatik Olayı Tekrar Yaşamak

    Kişi ya uyanıkken travmatik olayı tekrar tekrar hatırlar, ya da rüyalarda olay tekrar yaşanır. Bazı durumlarda kişi birkaç saniyeden birkaç saate kadar süren dissosiyatif durumlar yaşar. Bu sırada travmatik olayı yeniden yaşıyormuş gibi davranır (Şuer, 2005).

    Olay sıklıkla hatırlanır ve onunla ilgili kâbuslara sık rastlanır. Olayı sembolize eden uyarıcılara (örneğin, gök gürlemesinin bir gaziye savaş alanını hatırlatması gibi) ve belli olayların yıl dönümlerine karşı aşırı duygusal tepki gösterilir.

    2. Olayla İlgili Uyarıcılardan Kaçınma Ya Da Tepki Verme Düzeyinde Azalma

    Kişi bir travmayı düşünmemeye ya da onu akla getirecek uyarıcılardan uzak durmaya çalışır. Olayla ilgili amnezi bile olabilir. Kişi daha önce haz aldığı etkinliklerden uzaklaşır. Hatta yakın çevresindekilerle duygusal ilişkiler kurmakta zorlanır.

    Tepki verme düzeyinde azalmayla; başkalarına ilgide azalma, boğuluyormuş duygusu ve olumlu duyguları hissedememe kastedilmektedir. PTSB’da oynamalar olur, kişi tekrar oynama ve uyuşukluk arasında gidip gelir

    3. Artmış Uyarılma Belirtileri

    Uykuya dalma ve uykuyu devam ettirme güçlükleri, dikkati toplayamama, aşırı uyarılmış olma durumu ve abartılmış irkilme tepkileri bu belirtileri oluşturur. Laboratuar çalışmaları, PTSB hastalarında savaş imgelerine karşı yükselmiş fizyolojik reaktiviteyi ve yüksek düzeyde irkilme belirtilerini göstererek klinik belirtileri desteklemişlerdir

    PTSB ile ilgili diğer belirtiler; kaygı, depresyon, kızgınlık, suçluluk, madde kötü kullanımı, evlilik sorunları ve iş güçlükleridir. İntihar düşünceleri ve planlarına sıklıkla rastlandığı gibi şiddet içeren olaylar, ve sırt ağrısı, baş ağrısı, mide bağırsak rahatsızlıkları gibi stresle ilgili psikofizyolojik reaksiyonlar da gözlenir

    Alt Tipleri

    Bu tür travmalar sonrasında bazı kişilerde akut, kronik ya da gecikmeli stres bozuklukları gelişebilmektedir. Üç ay ya da daha kısa sürede görülebilen belirtiler akut, üç aydan uzun sürerse kronik ya da travmadan altı ay kadar sonra belirtiler başlamış ise gecikmeli başlangıçlı stres bozukluğu olarak nitelendirilebilir. Genel olarak bunlar, travma sonrası stres bozuklukları (post Travmatik disorders) olarak geçmektedir (Yöndem, 2006).

    Akut: Belirtiler 3 aydan daha kısa sürerse.

    Kronik: Belirtiler 3 aydan daha uzun sürerse.

    Gecikmeli: Belirtiler stres etkeninden en az 6 ay sonra başlarsa.

    Yaşanan olayın kişide yaratmış olduğu acı, utanç çaresizlik vb sebeplerle bazı bireyler destek almaktan çekinirler. Ancak burada bilinmesi gereken şey travma hangi nedenle olursa olsun ya da şiddeti ne kadar fazla olursa olsun psikolojik destekle yaşanılan travmanın etkileri tamamen ya da büyük oranla ortadan kaldırılabilir. Örneğin taciz, cinsel istismar ya da tecavüz gibi travmaların bir kaç seans içinde düzelebildiği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Travmayal çalışırken kullanılan bir çok farklı yöntem bulunurken bunlardan en etkili olanların başında EMDR bulunmaktadır.

    Travma nedeni ile destek alınacak uzmanın bu konuda özel bir eğitim almış ve deneyimli biri olmasına dikkat edilmelidir.

  • Çocuklar ve tikler

    Çocuklar ve tikler

    Tikler; ani, istemsiz, tekrarlayıcı hareket, ifade veya jestlerdir. Dört grupta tanımlanabilirler:

    –Basit motor tikler (göz kırpma, yüz buruşturma, boyun çevirme, ağız germe vs),

    –Basit vokal tikler (boğaz temizleme, burun çekme, hırıltı sesi vs)

    –Karmaşık motor tikler (dokunma, koklama, üzerine çeki düzen verme vs)

    –Karmaşık vokal tikler (belirli ifadeleri/kelimeleri sık yineleme, işitilen en son sesleri/ifadeleri tekrarlama vs)

    Sıklığı ve şiddeti aynı kişide dahi farklı bir seyir gösterebilir. Aynı tikin sıklığı ve şiddeti zaman içinde azalabilir veya artabilir, birinin yerini bazen bir başkası alabilir ve önce göz kırpma, sonra burun çekme ve boyun çevirme gibi birden fazlası peş peşe görülebilir.

    Klinik pratikte farklı görünümlerde karşımıza çıkar. Geçici Tik Bozukluğu bir veya daha fazla basit motor ve/veya motor tikten oluşur, sıklığı ve şiddeti ne olursa olsun bir aydan fazla ve bir yıldan daha az sürer. Kronik Motor Veya Vokal Tik Bozukluğu bir veya birden fazla motor ve/veya vokal tikin bir yıldan fazla görülmesidir ancak motor ve vokal tikler aynı anda bulunmaz ve tik görülmeyen üç aylık bir dönem yoktur. Tourette Bozukluğu olarak adlandırılan türünde ise bir veya birden fazla motor ve vokal tik aynı anda ve bir yıldan fazla süre görülür ve yine tiksiz geçen üç aylık bir dönem yoktur.

    Nedeni tam olarak ortaya konamamıştır ancak birçok teori ileri sürülmektedir. Akrabalarında tik öyküsü olanlarda daha sık görülmesi beklenebilir, otozomal dominan geçişli genetik yatkınlık, hastalığın görülme sıklığını arttıran bir etkendir. Bazı beyin görüntüleme çalışmalarında bu hastaların hastalık ve iyileşme dönemleri arasında bazal ganglion vb beyin bölgelerinde yapısal farklılıklar görülmesi, ilgili bölgelerdeki anatomik değişimlerle tikler arasında ilişki kurulmasına yol açmıştır. Bu bulgular yanında, tedavide bazı ilaçlara olumlu yanıt alınması; beyin-davranış ilişkisinde rolü olan dopamin, serotonin vb nörotransmitterlerin biyokimyasındaki değişimlerin tik gelişimindeki rollerini desteklemektedir. Yaşla ortaya çıkan hormonal değişimler, perinatal (doğuma yakın) problemler, psikolojik (stres kaynağı) etkenler de ileri sürülen başka teorilerdir.

    Erkeklerde 1.5-3 kat daha sıktır. Çocuklarla yapılan bazı araştırmalar erkek çocukların % 1-13’ünde, kız çocukların % 11’inde tik veya tik benzeri davranışların yaşamlarının bir döneminde görüldüğünü göstermiştir. Başlangıç yaşı en sık 7-11 yaşlar arasıdır.

    Kısa sürelidir, nadiren bir saniyeyi geçer. İstemsiz yapılır ancak kısa süreli de olsa baskılanabilir veya ertelenebilir. En sık yüz boyun bölgesinden başlar ve en fazla görüleni göz kırpma şeklindedir. Genellikle normal davranışı andırır görünümdedir ancak bazen tuhaf veya çirkin görünümde olabilir, çocuğun kendisine veya çevreye zarar verici bir görünüme bürünebilir. Stres altında sıklaşabilir. Kimi durumlarda başka aktivitelerin dahi önüne geçerek yaşam kalitesini bozabilir. Çocuğun özgüvenini azaltır, aile içinde ve sosyal ortamlardaki girişkenliğini bozar. Tiklere eşlik eden kaygılı durum ve klinik tablo sonucu görülen depresyon hali de önemli yaşamsal güçlükler olarak karşımıza çıkar . Başka davranış sorunları ile birlikteliği de sıktır. Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu ve Obsesif Kompülsif Bozukluk’ta tikler sık görülür. Tiklerle başvuran bir hastada detaylı bir nörolojik muayene de yapılmalıdır; çünkü tiklerin ve tik benzeri davranışların görülebileceği nörolojik hastalıklar olduğu gibi, tik ile karışabilen koreiform ve atetoid hareketler, myoklonus, hemiballismus gibi hareket bozuklukları da önemli nörolojik hastalıklara işaret edebilir.

    Tiklerin tedavisine başlamadan önce detaylı bir öykü alınarak tam bir tanı konur, tiklerin sıklığı ve şiddeti değerlendirilir, eşlik eden diğer psikiyatrik sorunlar ayırt edilir. Tiklerin stres dönemlerinde arttığı bilindiği için, tedavide ilk yapılması gereken, bu stres etkenlerinin neler olduğunun ortaya konması, ortadan kaldırılmaya çalışılması veya çocuğun kaygı ile başa çıkma becerisinin arttırılmasıdır (stres yönetimi). Basit tiklerin tedavisinde bazen bu kadarı bile yeterli olabilir. Karmaşık tiklerin varlığında ve çocuğun yaşam kalitesinin bozulduğu noktada ilaç tedavileri, davranışçı tedaviler, ailenin çocuğa olumlu tutumlar sergilemesini hedefleyen aile eğitimi de diğer yaygın tedavi yöntemleridir. Ayrıca bazı beyin bölgelerine odaklı cerrahi operasyonlar da son yıllarda üzerinde durulan alternatif tedavi yöntemleri olarak önem kazanmaktadır.

  • Stres ve Stres Yönetimi

    Stres ve Stres Yönetimi

    “Stres” sözcüğü, Latince “Estricta” fiilinden türemiş, “Basınç, Yüklenme, Gerilim, Zorlanma” anlamına gelen bir terimdir. Günümüz tıbbında Selye tarafından Psikiyatri ve Genel Tıp için geçerli bir model olarak ortaya atılışından bu yana 50 yıl geçmiş olmasına rağmen bu terim günlük hayatımıza yerleşmiştir. Robert Hooke’un analizleri 20 yüzyılda fizyoloji, psikoloji ve sosyoloji alanında stres modelini derinden etkilemiştir.

    Lazarus ve Folkman’a göre stres insanın çevresi ile karşılıklı etkileşimsel ilişkisinin sonucudur. Her insanın aynı olaya farklı tepkiler vermesi de bu karşılıklı etkileşimsel ilişkiden kaynaklanmaktadır. Bu etkileşimi sağlayan temel nokta insanların var olan durumu, istek ve beklentileri, kişisel kaynaklarını değerlendirme biçimleridir.

    Stres’in fizyolojisini inceleyen bilim adamları, sempatik sinir sistemi ile kalp atımında arış, göz bebeklerinde büyüme, iskelet kaslarında güç artışı gözlemlemişlerdir. Bunun yanı sıra stres altındaki bireyin tükürük miktarında azalma olduğu görülmüştür. Bu durum yutkunma zorluğuna, midede hidrokrolik asit artışına; diyare veya kabızlığa neden olmaktadır.

    Stres sonucu ortaya çıkan öfkeyi birey içe ya da dışa yöneltecektir. Birey öfkesini içe yöneltip, onu içinde tutup düşünmemeye çalışıyorsa bu durum bir süre sonra kişinin kendisine dönüp yüksek tansiyon, ülser, depresyon gibi rahatsızlıklara yol açabilir. Birey öfkesini dışa yöneltip, kontrolsüz bir biçimde sözel olarak ifade ediyorsa bu durum geçici bir rahatlama sağlasa da bireyin enerjisini tüketmesine ve davranışlarının kontrolünün güçleşmesine yol açar.

    Önemli olan stresli durum esnasında öfkeyi kontrol edip doğru şekilde kendini ifade edebilmektir. Bireyin öfkeli olduğunu kabul etmesi ve öfke tepkisine karşı geliştirilecek farkındalık ile ilk adım atılmış olur. Farkındalık oluşturulduktan sonra öfkenin yani kişide stres yaratan durumun kaynağı araştırılır. Öfkenin kaynağı bulunduktan sonra karşılaşılacak benzer durumlarda bireyin öfke ile baş etme yöntemlerini kullanması sağlanır. Bu şekilde birey öfkesini doğru ifade etme becerisini yani öfke kontrolünü sağlamış olur.

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Beyinde Görülen Değişiklikler

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Beyinde Görülen Değişiklikler

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), kişinin beden bütünlüğünü bozacak, hayatını tehlikeye atacak olaylar yaşaması, bu yaşantıya tanıklık etmesi ya da ona bu tür durumları yaşama ihtimalini sürekli düşündürecek bir tehtit ile karşı karşıya kalması halinde meydana gelir ( Nussbaum,2017,). Beynimizde sempatik sistemi aktif hale getirip strese cevap vermek ve düzenlemekle görevli temel alanlar TSSB ile ilişkilidir. Bu çalışmada ‘’Travma Sonrası Stres Bozukluğunun yarattığı stres etkisi ve beyinde görülen değişiklikler arasında ki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir.

       Lokus seruleus (mavi benek) beyinin tüm bölgelerine ‘’noradrenalin’’ salan sinir hücrelerinin merkezidir (Köroğlu,2015).  Limbik yapılara noradrenalin temin eder.

          Travma sonrası stres bozukluğunda noradrenalin salınımında artış olur ve limbik sistem ile prefrontal korteks aşırı uyarılır ( alıntılayan Kavakçı,2014); ( aktaran Tural, Aker, Önder,2006). Beynin bu bölgelerinin noradrenalin tarafından uyarılması dikkati arttırır ve yaşantının güçlenmesini sağlar (Aston-Jones ve Bloom, 1981).  Bu da TSSB’ nin A tanı kriterlerinden olan,yaşantının sıklıkla hatırlanmasına neden olur. Yaşantıyı sürekli hatırlayan ve yeniden yaşıyormuş gibi hisseden kişi, kendini yoğun stres altında algılar ve agresif tepkiler sergileyebilir.

          TSSB grubuna yapılan bir PET çalışmasında ,  Broca alanına kan akışının savaş sahneleri seyrederken azaldığı görüşmüştür ( alıntılayan, Özgem, Aydın ,1999 );( aktaran, Shin, Kosslyn, McNally  vd.,1997). Ayrıca Vietnam gazilerinde yapılan çalışmada TSSB tanısı alan grupta , sürekli stres sonrasında salgılanan serotoninin   hipokampus’e zarar verdiği, hacmini küçülttüğü gözlemlenmiştir (Bremmer,Randall, vd.,1995).

        Bu araştırmalar sözel bellekte meydana gelen bozulmayla, hissettikleri duyguları dile dökemeyen hastaların agrasif  tepkilerini açıklar niteliktedir.

        Travmatik yaşantıyla ilgili bellek problemlerinin,  kişi stresöre maruz kaldıktan sonra, medial prefrontal kortikal bölgede aktive olan dopaminerjik sistemle ilgili olabileceği belirtilmiştir (alıntılayan , Özer,2016 );(aktaran, Deutch, Clark, Roth,1990).

         Köroğlu (2015) ; amigdala, nörokimyasal süreçleri başlatmada etkilidir. Hipokampus, hipotalamus gibi bölgelerin birbirine yakın olması sebebiyle, onlarla birlikte yaşananlara duygusal anlam yükleyerek tepki oluşturmamızı sağlar.

          Sürekli maruz kalınan stresle aktifliği azalan amigdala bölgeleri, duygusal anılardan sorumlu olduğu için  yaşanan duygusal belirtilerin sebebi olarak gösterilebilir.

          Hipotalamus, sinir sistemi ve hormonların etkileşim içinde  olduğu bir bölgededir. Hormon salgılanmasında önemli rolü vardır. Hipofiz bezinden kortizol hormonu salınımına etki eder. Stres durumunda fizyolojik tepkiler vermemize sebep olur.  

         Limbik sistem ile frontal korteks arasında bulunan ön singulat ve prefrontal korteks, üst düzey davranışların düzenlenmesinden sorumludur. Bağlantılı yapılar tepki oluşturmadan önce bu bölgelerin kontrolünden geçerler. Örneğin; amigdala aktif hale gelince vereceği tepki önce burada değerlendirilir. Bu nedenle strese karşı vereceğimiz tepkilerde oldukça önemli bölgelerdir.

         Locus seruleus salgıladığı noradrenalin ile, DSM-5 tanı kriterlerinde yer alan; irkilme tepkilerinin oluşmasına, bellek problemlerinin yaşanmasına, travma yaşantısının sürekli yeniden yaşanıyormuşçasına hatırlanmasına, diğer beyin bölgeleriyle birlikte stresöre tepkilerin oluşmasına neden olmaktadır.

    REFERANSLAR

    1.  Aston-Jones G., Bloom F.E. (1981). Norepinephrine-containing locus coeruleus neurons in behaving rats exhibit pronounced responses to nonnoxious environmental stimuli. J Neurosci,  1,887-900.

    2.  Bremmer J.D., Randall P., Scott T.M., Bronen R.A., Seibyl J.P., Southwick S.M., vd. (1995). MRI based measurement of hippocampal volume in patients with combat-related posttraumatic stress disorder. The American Journal of Psycihiatry ,7, 973-981.

    3.  Kavakçı, Ö.  (2014) .Ruhsal travma tedavisi için  emdr (2. Baskı). Ankara: HYB (ss. 3-15)

    4.  Köroğlu, E.  (2015 ).Klinik psikiyatri (2. Baskı). Ankara: HYB ( ss. 757-767)

    5.  Köroğlu, E.  (2015 ). Psikiyatri sözlüğü. Ankara: HYB

    6.  Nussbaum, AM. (2017). DSM-V yönelimli tanısal görüşme kitabı. (E. Köroğlu, çev.)                                               Ankara;HYB. (ss. 87-90)

    7.  Özer, Ö. (2016). Travma sonrası stres bozukluğu olan hastalarda talamus hacimleri ve klinik   değişkenlerle ilişkisi ( Uzmanlık tezi. Fırat Üniversitesi, Elazığ ). ( ss. 1-15 ).

    8.  Özgen, F. , Aydın, H . (1999 ). Travma sonrası stres bozukluğu. Klinik Psikiyatri, 1,34-41