Etiket: Stres

  • Stres egzaması

    Stres egzaması nedir?

    Stres egzaması nedir sorusunun cevabı hastalarımız tarafından en çok merak edilen konulardan biridir. Genellikle stresin vücuttaki psikolojik ve fizyolojik yıkıcı etkisinin sonucunda derimizde ortaya çıkan kaşıntı ve kızarıklığa stres egzaması adını vermekteyiz.

    Her stresi olan kişide egzama olur mu?

    Her stresi olan kişide egzama görülmez. Genellikle deri bakımını ihmal eden, soğuk havalarda derisine yeterince nemlendirici kullanmayan, yazın güneşten korumayıp uzun süre güneş altında kalan, yeterli su içmeyip beslenmesine dikkat etmeyen ve bazı hipotiroidi , dyabet gibi endokrinolojik sorunları olan kişilerde daha sık görülür.

    Stres egzaması olduğumu nasıl anlarım?

    Egzamanın birçok sebebi bulunmaktadır. Ancak stres en büyük egzama sebebidir. Günümüzde neredeyse stresi olmayan insan bulunmamaktadır. Kimilerinde stres saç dökülmesi , tırnak bozuklukları gibi problemlere neden olurken, kimi kişilerde ise deride egzama şeklinde kendini gösterir. Özellikle çok strese girildiği zamanlarda artan kaşıntı ve kızarıklıkla kendini gösteren bir şikayetimiz varsa, stres egzamasından şüphelenebiliriz. Ancak kesin tanının konulabilmesi için mutlaka uzman dermatoloğun görüşü alınmalıdır.

    Stres egzaması deride nasıl gözükür?

    Stres egzaması olan deri normal deriye göre daha kalın, kızarık ve kaşıntılıdır. Genel olarak derinin bütünlüğü kaybolmuştur ve yer yer deri üzerinde yarıklar bulunabilir. Diğer egzamalara göre kaşıntısı daha şiddetlidir. Stres artışlarında bazen farkında olmadan kaşıntı şiddeti de fazla olur ve ekzema bölgesinde yer yer kanamalı yarıklar oluşabilir. Bu artık ileri evre egzama dönemidir ve bu dönemde deri enfeksiyona açık hale gelir. Bu nedenle bu evreye kadar gelmiş olan stres egzaması mutlaka tedavi edilmelidir.

    Stres egzaması en çok hangi bölgelerde görülür?

    Stres egzaması sıklıkla ense bölgesi, diz ve dirsekler, sırt ve genital bölgede ortaya çıkar. Özellikle genital bölgede ortaya çıkan stres egzamasında aylar boyunca mantar enfeksiyonu zannedilip etkisiz tedaviler kullanılabilir. Bu nedenle özellikle bu bölgedeki uzun süren ve çok şiddetli kaşıntılı lezyonlarda mutlaka dermatoloğa başvurulmalıdır.

    Stres egzamasının kesin tedavisi var mıdır?

    Stres egzamasının tedavisi mümkündür. Ancak tedavi aşamasında doktorla beraber hastanın kendisine de çok iş düşmektedir. Öncelikle egzamanın stres kaynaklı olduğu kesinleştikten sonra hasta mümkün olduğunca rahat olmalı ve doktorunun önerdiği tedavilere harfi harfiyen uymalıdır. Stres egzamasının tedavisi sabır isteyen bir süreçtir. Ancak düzenli ve doğru yapılan tedavinin sonucunda tedavi mümkündür.

    Stres egzamasının iyileşmesi ne kadar sürer?

    Stres egzamasının iyileşme süresi kişiden kişiye değişebilir. Bu konuda kesin tedavi olacağına inanan ve doktorunun tedavisine uyan hasta grubundaki tedavi başarısı yüksek ve tedavi süresi birkaç hafta kadardır. Ancak tedaviyi düzenli kullanmayıp egzamanın iyileşebileceğine inanmayan hastalardaki tedavi süresi de bir o kadar uzun olur. Bu nedenle tedavinin başarısına inanmak gerekmektedir.

  • Deri hastalıkları ve psikiyatrik problemler

    Bugün sizlerle stres faktörlerinin, vücudun en büyük organı olan derimizde hangi şikayetlere neden olduğunu paylaşacağım. Hepimiz bir hayat telaşesi içersinde , zamana yenik düşerek savrulurken biyokimyasal olarak beynimiz çalışmaya devam ediyor. Maddi kaygılar, iş stresi, aile ve çocuk ve daha bahsedemediğim bütün koşuşturmalar sırasında vücudumuzun salgıladığı hormon ve maddeler hedef organlarımızda hasar veriyor.

    Deri hastalıkları içinde stres ile ilişkilendirilen en önemli hastalık tahmin edebileceğiniz gibi Sedef hastalığıdır. Bunun yanında saç dökülmelerinde de stresin etken olduğunu sıklıkla gözlemleriz. Alopesi Areata dediğimiz toplumumuzda saçkıran olarak adlandırılan hastalığının nedenleri arasındada psikolojik nedenler yer alır. Ürtiker yani kurdaşen, bizi en savunmasız en stresli ve üzüntülü anımızda ziyaret edebilir. Viral hastalıklardan özellikle el ve ayakta görülen siğiller halen psikosomatik etyolojisi araştırılan bir durumdur. Yine vücudumuzda görülen pitriazis rose (gül hastalığı), liken gibi hastalıklarda tetikleyici faktör olarak hastanın psikosomatik durumu mutlak değerlendirilmelidir.

    Halkımız çok net görür ve söyler; ‘’Bu dert onu bitirdi’’ cümlesi neredeyse deyimleşmiştir. Özellikle, içine kapanık, içindekileri dışa yansıtamayan kişilerde hastalığın birincil sebebi olmasa bile ataklar halinde devam etmesinde, artmasında en önemli nedenlerden biri olduğunu düşünenlerdenim. Bu sebeple hastalarıma sadece cildiye uzmanı olarak değil, terapist gibi yaklaşırım. Küçük bir çocuğun gözündeki endişe, bazen anne babasının ilgisizliği, bazen okulda bir arkadaşı yada öğretmeniyle olan iletişimsizlik, yeni bir kardeş olması, kardeşlere ebebeynlerin ayrıcalığıyla kronik bir hastalığa dönüşüverir. Bazen de hastalığın tekrar etmesi ve uzun sürmesi kişiyi kısır bir döngüye sokarak neden, sonuç olabilir.

    Hastalarımla özellikle paylaştığım bir şeyi burada sizlerle de paylaşmak isterim. Deri hastalıkları vitrinde en önde görülen, dikkat çeken, ‘’ah bak ne olmuş dedirttiren ‘’ hastalıklardır. Ama bana göre yukarıda da adını saydığım bir çok hastalıkta vücudun stres gerilimini azaltan esnek bir organdır deri. Tabiki görülmesi sizi rahatsız eder, ama bu dışa vurum olmasa, vücudumuzun görünmeyen organlarında tahribatlar verse ve hızla ilerlese daha mı iyi olur???

    Bir diğer problem de deri hastalıklarının, görünüm ve vücut algısı düşünüldüğünde, hastalığa verilen duygusal tepkilerdir. Deri hastalığı olan kişiler, bu sorun yüzünden daha fazla alkol ve sigara kullanılabilirler. Depresyonla sonuçlanan vakalar sıktır. Yatan ve ayaktan tedavi edilen deri hastalarının psikiyatrik bozukluk prevalansı, genel popülasyondan yüksektir. Özellikle el-ayak ekzaması, erişkin tip atopik ekzama ve seboreik dermatitte bu psikolojik faktörler daha ön plandadır.

    Dermatologlar sıkıntı ve önemli yaşam olaylarının inflamatuar deri hastalığını kötüleştirdiğini bilirler. Bu nedenle ki bize başvuran hastalar, daha önce hekim görmüştü, bunu stres sıkıntı tetikler dedi derler. Literatürde Alopesi areata (saç kıran), idiyopatik ürtiker (kurdeşen), aftlar, rosasea, nörodermatit gibi hastalıkların depresif bulgularla beraber görüldüğü bildirilmiştir.

    Hastalarda genellikle hastalığın sebebi ve sonucu birbirine karışır. Burada biz hekimlere düşen en önemli görev, neden sonuç ilişkisini dikkatle araştırmaktır. Bazı hastalıklar depresyon ve anksiyete bozukluğu zemininde oluşabildiği gibi, bazı hastalıkların uzun sürmesi, görsel rahatsızlık sonuç olarak depresyona neden olabilir.

    Bazende deri bulguları, lezyonların yeri ile sembolleştirilir. Kocasının kendisine ilgisi azalmış bir bayanda selülit, empotansı olan bir erkekte peniste döküntü, cinsel tacize uğrayan bir ergenin kalçalarında kaşıntı yaşanan stresi lokalize edebilir.

    Bazı deri hastalıklarında ise birincil hastalık gerçekten psikiyatrik hastalıktır. Hasta bu deri bulgularını fazlasıyla abartır. Fiziksel bir belirti olmasa bile vücut algısı bozulmuş olabilir. Bazen de kaşıntılı lezyonu, yada saç dökülmesini kendisi oluşturmuş olabilir. Artefakt dermatiti, parazitoz delüzyonu, dismorfofobi bu hastalıklardan bazılarıdır.

    Hastalar kadar biz hekimler de bakış açımızı değiştirdiğimizde, bu hastalıkların daha kolay tedavi edilebildiğini göreceğimize inanıyorum. Bu hastalıkların nedenleri ve sonuçları arasında mutlak birçok sebep var ancak bu sebep hem hekimlerce hem hastalarca en fazla göz ardı edilen sebep. Her insan kendi içindeki Dünyayı yaşar. Bizler dışarıdan bazen izleyici, bazen misafir olabiliriz. Müdahil olduğumuz durumlarda hep pozitif bakarak zorlukların üzerinden gelmeliyiz. Gerektiğinde profesyonel olarak psikiyatri uzmanlarından da destek alarak, içinde bulunduğumuz kaosun önce farkına vararak, sonra bu durumdan çıkabilmek için mücadelemizi vermeliyiz.

  • Saç dökülmesi ve tedavisi

    Saç dökülmesi ve tedavisi

    SAÇ DÖKÜLMESİ
    Farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen saç dökülmesi hem kadınlarda hem de erkeklerde ciddi psiko-sosyal problemleri beraberinde getiriyor. Doğru teşhis edildiğinde saç dökülmesini önlemek mümkün.
    Kişinin elini saçına her götürdüğünde elinde saçların kalması ve sabahları yastığında saç bulması saç dökülmesi hastalığının belirtisidir. Buna rağmen günde 50-100 adet saç teli dökülmesinin normal olduğuda bilinmelidir. Ancak pratikte bunun sayılması güçlük çıkartabilir. Esasında kişi önemli oranda saç dökülmesinin olup olmadığını basit bir testle ölçebilir. Üç gün yıkanmamış saçı; işaret ve orta parmak arasına sıkıştırılacak. Bir tutam saç uç bölgeye kadar sıyırılacak. 5 saç telinden fazlasının elimizde kalması dökülmenin önemli olduğunu gösterir.
    Sağlıklı bir insanda saç dökülmeleri 2 aya kadar sürebilmektedir. Yılda 3 kez tekrarlanan saç dökülme süresinin 2 ayı aşması ise bazı ciddi hastalıkların habercisi olabileceği gibi uzman yardımı alınmasını gerektirebilir. Saç dökülmesi genellikle tetikleyici faktörden 3-4 ay sonra başlamakta ve bu faktörler tedavi edildikten 6-12 ay sonra normale dönebilmektedir.
    Saç dökülme nedenleri nelerdir?
    Mevsimsel değişiklikler, stres, demir eksikliği ve hormon bozuklukları saç dökülmesinin nedenlerinden yalnızca birkaçıdır. Ancak saç dökülmelerinin kaynağında ciddi hastalıklar da yatabilmektedir.
    Fiziksel stres: Fiziksel travma, ameliyat, kaza ya da ciddi bir hastalık, geçici olarak saç dökülmesine neden olabilir. Saçın 3 evreden oluşan bir yaşam döngüsü vardır. Saç uzar, bekler ve ardından dökülür. Fiziksel stres sonucu bu döngü bozulabilir ve daha çok saç teli dökülme evresine doğru itilir. Fiziksel travmadan sonra 3 ila 6 ay içerisinde saç dökülmesi belirgin bir şekilde fark edilebilir.

    Duygusal stres: Fiziksel strese kıyasla duygusal stres nedeniyle saç dökülmesine daha az rastlanır. Ölümler, boşanma, iflas benzeri duygusal anlamda kişileri zorlayan dönemlerde, eğer saçlarınız dökülmeye yatkınsa stres bu süreci hızlandırabilir.

    Tiroid bezi hastalıkları:Tiroid bezinin az veya çok çalışması durumunda yaygın saç kaybı görülebilmektedir.
    Anemi: Demir eksikliğinden kaynaklanan anemi (kansızlık) aslında çok kolay bir şekilde düzeltilebilecek bir saç dökülme nedenidir. Kansızlığın halsizlik, baş ağrısı, soluk cilt rengi ve el ile ayaklarda soğukluk gibi başka belirtileri de vardır.
    Doğum: Az önce sözünü ettiğimiz fiziksel strese bir örnek de hamileliktir ve doğumdur. Bu süreçte ayrıca hormonal faktörler de devreye girer. Doğumda 2-3 ay sonra ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman tedavi gerektirmeden kendiliğinden iyileşir.
    Protein eksikliği: Eğer protein yönünden eksik besleniliyorsa, vücut kendisine gereken proteinden tasarruf etmek için saç uzamasını kesecektir.

    Ani kilo kaybı: Ani kilo kaybı da vücut için bir tür fiziksel travmadır. Kilo kaybetmeniz sağlığınız açısından yararlı olsa bile ani şekilde kilo vermek saç dökülmesine neden olabilir.
    – ilaçlar: Bazı kan inceltici ilaçlar, kalp hastalıkları, kanser, tansiyon ve romatizmal hastalıklar için kullanılan ilaçlar , bazı sivilce ilaçları ve antidepresanlarda yan etkilerden biri de saç dökülmesidir. Bu türdeki ilaçların hepsinde bu yan etki olmadığı gibi, burada sayılmayan başka tür ilaçlar da saç dökülmesi yapabilir. Sürekli kullandığınız ilacın saç dökülmesine neden olup olmadığını doktorunuzla görüşebilirsiniz.
    Çinko, B12 ve D vitamini eksikliği:Çinko,bakır, biotin, B12 vitamini, folik asit, eksikliği ve D vitamini eksikliği de saç dökülmesine neden olmaktadır.
    Polikistik over sendromu: Polikistik over sendromunda kadınlık ve erkeklik hormonlarında bir dengesizlik söz konusudur. Androjen hormonunun fazlası yumurtalık kistlerine, kilo kaybına, regl döngüsünde değişikliklere ve saçların zayıflamasına neden olabilir.
    Androgenetik saç dökülmesi(AGA):Saç kaybının en önemli nedeni AGA’dir. Erkek ve kadınlarda tepe bölgesinde saç kayı ile
    seyreder. AGA terimi, genetik bir yatkınlık ile androjenlerin varlığını ifade ederHer iki cinste de başlangıç ergenlik sonrasında
    herhangi bir zamanda oluşabilir. Genellikle başlangıç 30 ve 40. yaşlardır. Klinik olarak erkeklerde 17 yaş, kadınlarda 25-30 yaşlarında farkedilir.
    Saç Dökülme Tedavisi:
    Yapılacak muayene ve tetkik sonucunda bir hastalık tespit edilirse (hipotiroidi, polikistik over gibi) bu hastalığın tedavi edilmesi saç dökülme sorununu çözecektir. Yine demir, B12 gibi ücutta bir eksiklik görülürse bunun giderilmesi sorunu çözecektir. Herhangi bir hastalık veya eksiklik tespit edilmediği durumlarda ise finasterid, minoxidil, d-panthenol gibi ilaçlarla sorun ortadan kaldırılmaya çalışılır.
    Ayrıca saç dökülmesi tedavisindede özel rolü rolü olan diğer 2 tedavi seçeneği saç mezoterapisi ve PRP (Platelet rich plazma) tedavisidir.
    Mezoterapi uygulaması saç besleyici ve geliştirici özelliği olan, aminoasit, vitamin, mineral gibi bileşenlerden oluşan kokteylerin ince uçlu özel iğneler ile tabanca veya manuel olarak saç derisine uygulanması şeklindedir.
    PRP tedavisi ise son zamanlarda geliştirilmiş bir tedavi seçeneğidir. PRP kişinin kendi kanının özel bir cihazla ayrıştırılması sonucu elde edilen trombositten zengin plazmadır. Cilt gençleştirme, sivilce izlerinin giderilmesi, cilt lekesi gibi dermatolojik durumların yanısıra saç dökülmesinde de başarıyla uygulanmaktadır. Hazırlanmış olan materyal mezoterapi tekniği ile hastanın saç derisine uygulanmaktadır.
    Sonuç olara saç dökülmesi önlenebilen bir süreçtir. 2 aydan fazla süre devam eden saç dökülmesinde dermatoloji uzmanına müraacat etmek önem arzetmektedir.

  • GEBELİKTE STRES

    GEBELİKTE STRES

    HAMİLELİK DÖNEMİNDE STRES FAKTÖRLERİ

    • Evlilikte yaşanan sorunlar
    • Çevreyle yaşanan sorunlar (çevrenin anne adayından yüksek beklentisi)
    • Daha önce yaşanan kötü gebelik öyküsü-tecrübesi
    • Planlanmamış istenmeyen hamilelik
    • Hamilelikte ortaya çıkan sağlık problemleri
    • Her türlü madde kullanımı
    • Doğumla ilgili korku, kaygı
    • Bebek doğduktan sonra «iyi bir anne olabilecek miyim?» kaygısı

    HAMİLELİK DÖNEMİNDE STRES BELİRTİLERİ

    • Sık sık olumsuz düşünceler (bebek sağlıklı olacak mı, bir şeyler ters gider mi?)
    • Uyku düzeninde bozulma
    • Sık sık çatışmaya girme
    • Panik ve öfke nöbetleri geçirme
    • Yemeğine, sağlığına yeterli önem vermeme ve bundan dolayı suçluluk hissetme
    • Karar verme ve sorun çözmede sorunlar yaşama
    • Kendini değersiz ve yetersiz görme

    STRES ve GEBELİK ARASINDAKİ İLİŞKİ

    • Stres düşük ve erken doğuma sebep olabilmektedir
    • Zamanında doğan bebeklerin düşük doğum ağırlıklı olmasına sebep olabilmektedir
    • Anne adayının davranış değişikliği sebebiyle (alkol,sigara gibi)bebekte yapısal anomalilere sebep olabilir
    • Gebelikte yaşanan aşırı ve sürekli stres; doğacak bebeğin ileriki yaşlarda kaygılı bir yapıya sahip olmasına sebep olabilir

    STRESİN GEBELİK ÜZERİNE ETKİLERİ 

    • Gebeliğe bağlı yüksek tansiyon 3 kat daha fazla görülür
    • Düşük riski 2-3 kat artar (Bu artış 35 yaş üstü kadınlarda daha fazladır)
    • Halsizlik,yorgunluk,uykusuzluk, anksiyete
    • İştahta azalma- artma
    • Sırt ve baş ağrıları

    PEKİ NE YAPILABİLİR?

    • Stres kaynaklarını belirleyin.
    • Mücadele yöntemleri geliştirmeye çalışın.
    • Sağlıklı beslenin
    • Yeteri kadar uyuyun
    • Alkol ve sigaradan uzak durun
    • Gebeliğe uygun egzersizler yapın
    • Çevrenizin desteğini aldığınızdan emin olun
    • Gevşeme teknikleri kullanın
    • Gün içinde dinlenmek için kendinize zaman ayırın
    • Teknolojik aletlerden uzak durun
    • Nefes egzersizleri yapın (Aklınızdan her şeyi uzaklaştırıp nefes alışınıza odaklanın)
    • Düşünme tarzınızı değiştirin
    • Sosyal ortamlarda bulunun, konuşun, gülün
    • Hareket edin
    • Ağlamaktan çekinmeyin
    • Etrafınızdaki güzel şeyleri görün, HAYAL KURUN 🙂 !
  • Stres Nedir?

    Stres Nedir?

    Son dönemlerin en fazla rastlanan psikolojik problemlerinden biri olan streskimi zaman sizi baskı altına alır, kimi zaman en iyi şekilde motive eder, kimi zaman ise en tehlikeli anlarda güvende olmanızı sağlar. Stres yıkıcı hale gelmeden stres nedir bilmek gerekir.

    Stres Nedir?

    Stres, vücudunuzun her türlü talep veya tehdide yanıt verme şeklidir. Tehdit altında olduğunuzu hissedince sinir sisteminiz vücudu uyaran bir takım stres hormonları salgılayarak karşılık verir. Kalbiniz hızlanır, kaslarınız sıkılır, kan basıncı yükselir, nefes yükselir ve duyularınız keskinleşir. Bu fiziksel değişiklikler gücünüzü ve dayanıklılığınızı artırır, reaksiyon sürenizi hızlandırır ve odaklanmanızı sağlar. Bu, “savaş veya kaç” veya mobilizasyon stres tepkisi olarak bilinir ve vücudunuzu korumanızın bir yoludur. Stres, aslında her zaman olumsuz bir durum değildir. Rahat olduğunuz dönemde, sizin daha enerjik ve uyanık kalmanıza yardımcı olabilir. Hatta acil durumlarda, stres hayatınızı kurtarabilir. Örneğin kendinizi savunmak veya kazadan kaçınmak için arabanın frenlerine yüklenmenizi sağlamak gibi. Ancak rahat olmadığınız dönemde stres zihninizde ve vücudunuzda büyük hasarlara neden olur.

    Stresin Etkileri

    Vücudun sinir sistemi genellikle günlük stres faktörlerini ve hayatı tehdit eden olayları ayırt etmekte kötü bir performansa sahiptir. Örneğin işe gidip gelirken trafik sıkışıklığında vücudunuz bir ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmış gibi tepki verir. Günlük yaşamınızda sürekli bu gibi durumlar yaşadığınızda, stresi aşamadığınızda ciddi sağlık sorunları yaşayabilirsiniz. Stres vücudunuzdaki hemen hemen her sistemi bozar. Bağışıklık sisteminizi devreden çıkarır, sindirim ve üreme sistemlerinizi sıkıntıya sokar, kan basıncını yükseltir, kalp krizi ve inme riskini arttırır, yaşlanmayı hızlandırır ve sizi birçok zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarına karşı savunmasız bırakır.

    Stresle Baş Etme Kabiliyetinizi Geliştirin

    Hareket edin: Egzersiz yapın. Hem kollarınızı hem bacaklarınızı hareket ettirmeyi gerektiren aktiviteler stres yönetimi konusunda özellikle etkilidir. Yürüyüş, koşu, yüzme, dans ve aerobik hareketler gibi ritmik egzersizler, özellikle dikkatle uyguladığınızda iyi seçeneklerdir.

    Başkalarıyla iletişim kurun: Güvendiğiniz ve yakın hissettiğiniz biriyle yüz yüze sohbet etmek, stres yaratan hormonları olumlu yönde etkileyebilir. Psikoterapistler, arkadaşlar ve akrabalar bu süreçte yararlı olurlar.

    Duyularınızı harekete geçirin: Streste rahatlamanın bir diğer yolu, görme, ses, koku, dokunma veya hareket gibi duyularınızı etkilemektir. Bir şarkıyı yüksek sesle dinlemek, mis gibi kokan bir fincan kahve, bir hayvanı sevmek sizi rahatlatabilir. Ayrıca sağlıklı beslenmenin de stresle baş etmedeki rolünü unutmamalıyız.

    Kendinize gevşeme zamanı ayırın: Yoga, meditasyon ve derin nefes alma gibi rahatlama teknikleri, vücudun gevşeme tepkisini harekete geçirir; savaş ya da kaç stres tepkisinin tam tersi bir dinlenme halidir.

    Dinlenin: Yorgunluk stres yaratabilir. Uyku esnasında hem vücudumuz hem de düşüncelerimiz dinlenir. Yorgun bir vücut stresin zararlı etkilerine karşı daha savunmasızdır. Günde 7-8 saat uyumayı alışkanlık haline getirin.

  • Öfkeyi Anlamak ve Yönetmek

    Öfkeyi Anlamak ve Yönetmek

    Günlük hayatta sinirimizi bozan birçok olayla karşılaşırız. Bu tür olaylara uygun tepkiler verildiğinde, öfke gayet normal bir duygudur. Çoğu insan bu durumlarda tepkisini direkt gösterir. Kimisi de tepkisini içine atar ve biriktirir. Stres insan vücuduna girdiği zaman bir şekilde çıkacak yol arar, aynı elektriğin girdikten sonra bedenin bir yerinden çıkması gibi. Günlük hayatta biriktirdiğimiz stres ve kızgınlık da benzer şekilde etki yaratır. Küçük stresler birikir ve bir eşik üstü uyaranlarla karşılaşıldığında dışarı çıkar. Öfke patlaması yaşayan insanların birçoğu olayı tetikleyen etkenden ziyade bu birikmiş öfkeyi yaşarlar. Oysaki öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açarsa problem olmaya başlar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin, çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır.

    Öfke Hangi Rahatsızlıklara Sebep Olur?

    Öfke zaman içerisinde kronik rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bunlardan en sık rastlanılanlardan biri kalp hastalıklarıdır; birikmiş öfke kalp hızını arttırır, aynı zamanda kalp damarlarında daralma ve kriz etkenidir. Öfkenin sebep olduğu bir diğer rahatsızlık ise hipertansiyondur; öfke damar elastikiyetini bozar, kalıcı hipertansiyon oluşur. Şeker hastalığı da öfke ile tetiklenir; biriken öfke metabolizmayı bozar ve şekeri yükseltir. Öfke ruhsal bozukluklara da sebep olur; birikmiş öfke, depresyon gibi ruhsal bozukluklarla kendini gösterir. Kötü genlerin harekete geçmesini sağlar; hepimizde bazı hastalıkların geni mevcut olabilir. Eğer bu genleri aktifleştirmemeyi başarabilirsek, hastalanmadan hayatımızı sürdürebiliriz. Ama öfkeyi kontrol edememe gibi bir problemimiz varsa bu genlerin ortaya çıkma riski artar. O zaman genetik haritamızda var olan birçok hastalık tetiklenir. Son yıllarda kanserlerin artmasının altında yatan en önemli etken birikmiş öfke ve strestir.

    Öfke Nasıl Kontrol Edilir?

    – Öfke kontrolünü sağlamak ile ilgili yaklaşımlar psikoterapide en çok kullanılan yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarda kişinin var olan öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi amaçlanır. Bu tür çalışmalar oldukça yarar sağlar. Bu sebeple öfkenizi kontrol edemediğiniz takdirde mutlaka bir uzmandan yardım alınız.
    – Konuşmadan önce düşünün. Kızgınlıkla istenmeyen sözcükler kullanıp telafisi mümkün olmayan kırgınlıklara sebebiyet verebilirsiniz. Kızgınlık anında bir sonraki sözcüğünüzü söylemeden önce düşüncelerinizi toparlayın.
    – Sakinleştikten sonra karşı tarafa kızgınlığınızı uygun bir dille (agresif olmayan kendinden emin bir tavırla) dile getirin. İçinize atmayın.
    – Öfkelendiğinizi hissettiğinizde kısa bir yürüyüşe çıkın ya da sevilen bir aktivite ile uğraşın. Hareket etmek stresi azaltır, sakinleştirir. 
    – Kendinize mola verin. Eğer stresinizin arttığını ve öfkelenmeye başladığınızı hissederseniz rahatlamak için biraz yalnız kalın. 
    – Sizi sinirlendiren nedene değil, sizi sinirlendiren durumu nasıl çözümleyebileceğinize odaklanın. Kızgınlık hiçbir problemi çözmez, aksine durumu olduğundan daha kötü bir hale getirir. 
    – ‘Sen’ değil ‘ben’ dili kullanın. Karşımızdakini yaptıkları için suçlamak yerine, davranışının size kendinizi nasıl hissettirdiğini vurgulayın. Örneğin “Masayı toplamama hiçbir zaman yardım etmiyorsun” demek yerine “Masayı toplamama yardım etmemen beni üzüyor” demeyi deneyin. Karşımızdakini suçlamak her zaman durumu olduğundan daha gergin bir hale getirir. 
    – Affetmek çok güçlü bir silahtır. Eğer öfkenin ve diğer negatif düşüncelerin pozitif düşüncelerinizin önüne geçmesine izin verirseniz sadece kızgınlığınızın ve haksızlığa uğramışlık duygularının artmasına neden olursunuz. Fakat sizi kızdıran birini affetmeyi başarabilirseniz o zaman beraberce hem yaşanan olaylardan bir ders çıkarabilir hem de aranızdaki ilişkiyi kuvvetlendirebilirsiniz. 
    – Rahatlamaya çalışın. Derin nefes egzersizleri yapın. Gözünüzde güzel bir manzara canlandırın ve orada olduğunuzu hayal edin. Kendi kendinize içinizden sizi rahatlatan bir sözcüğü tekrarlayın; bu dini bir sözcük olabileceği gibi ‘sakin ol, geçecek’ gibi telkin edici bir sözcük de olabilir. Sevdiğiniz bir müzik dinleyin. Duygularınızı dışa vurabileceğiniz bir günlük tutun. Spor yapın. 

  • Nöroterapi Nedir?

    Nöroterapi Nedir?

    Yapılan araştırmalar stresin pek çok hastalığın başlamasına veya artışına sebep olduğunu göstermektedir. Stres, iç sıkıntısından, vücudun bağışıklık sisteminin bozulmasına kadar geniş bir yelpazede insan sağlığını etkilemektedir. Yoğun stres organizmada otomatik olarak bir takı fizyolojik belirtilerin oluşmasına yol açar. Çarpıntı, nefes darlığı, kas gerginliği ve ilerleyen dönemde bunlara eklenen unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gibi yakınmalar, özellikle çok şiddetli olduğunda, kişinin yaşamını aksatan bir boyuta ulaşabilir. Bunların ruhsal kökenli olduğu bilinmemesi kişiyi çeşitli tetkik ve tedavi arayışlarına yöneltebilir. Bu belirtilerin kaybolması ancak stresin kontrol edilmesiyle mümkündür. Biofeedback, kişinin stresin bedensel belirtilerine yönelik farkındalığını artırarak bu belirtirli kontrol etmesine, bir anlamda da psikolojik olarak gevşeyip rahatlamayı öğrenmesine yardımcı bir tekniktir. Bu amaçla geliştirilmiş en etkin yöntemlerden biri olan “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback”te (sinir geribildirimi), bilgisayar ortamında beyin dalgalarının gözlenmesi ve kişinin bunları geribildirim aracı olarak kullanması sağlanabilmektedir. Merkezimizde de psikoterapi süreci içerisinde uygulanan bu teknikle, kişilere stresi kontrol etme becerisi kazandırılmaktadır. Nöroterapi / Neuro-Biofeedback çocuklarda da özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite (DEHB) bozukluğunun tedavisinde, çocuğa dikkatini yoğunlaştırma ve sürdürebilme becerisi kazandırmak amacıyla kullanılmaktadır. Bu teknik DEHB bozukluğu olan çocukların aceleci, sabırsız, dikkatsiz davranışlarının farkına varıp, bunlar üzerinde kendi kendilerine denetim kurmalarını sağlamaktadır. Beynin yaydığı dalgaları bilgisayar ortamında görmek ve dikkatini yoğunlaştırarak buna müdahale edebilmek (çocuklarda bu amaçla uçak uçurma, yarış yaptırma vb. gibi hedefler içeren programlar kullanılmaktadır), çocuğun kendisine güvenini arttırmaktadır. Bu teknik, bireylere stresli ortamda soğukkanlı kalabilme becerisini kazandırmada ilaçsız bir yöntem olarak önem taşır.

    NÖROTERAPİ / NEUROBIOFEEDBACK

    Beynin stres düzeyi ölçülebiliyor. Amerika’da beyin araştırmalarına büyük bütçeler ayrıldıktan sonra yeni yöntemler bulunmaya başlandı. Nature Neuroscience dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, Kronik Stresin beynin öğrenme ile ilgili bölümlerini küçülttüğü kanıtlandı. Montreal’de McGill Üniversitesi uzmanlarının yaptıkları bir araştırmada 70 yaşında 50 kişi 5 yıl izlenerek bu sonuca varıldı. Bunun üzerine stresin beyne etkisinin azaltılmasının yolları araştırıldı. NASA’nın önerdiği bir yöntem de “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback” yöntemidir. Bu yöntemle beyin dalgaları ölçülerek insanlar kendi streslerini kontrol etmeyi öğreniyorlar. Öncelikle beyinin biyoelektrik haritası çıkarılıyor. Beynin stresli çalışan alanları belirleniyor. İkinci aşamada “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback” cihazının elektrotları stresli alanlara takılıyor. Bilgisayar ekranında beyindeki dalgalar görüntüleniyor. Üçüncü aşamada kişinin, beyin gücünü kullanarak “Alfa” dalgalarını arttırması öğretiliyor. Alfa dalgası beynin istirahat dalgalarıdır. Bu dalgaları arttırmayı başaran kişiye puan veriliyor. Ortalama 10 seansta kişi beynin gücünü kontrol etmeyi öğreniyor. Çocuklar içinde geliştirilmiş programlar var. Oyun şeklindeki programlarda çocuk beyin gücü ile uçak uçurabiliyor, yarış arabası sürebiliyor.

  • Stresle Başa Çıkabilmek

    Stresle Başa Çıkabilmek

    Streskişilerin, yaşamında karşılaştıkları bir takım olaylara karşı verdiği doğal bir tepkidir. Bu tepki kimi zaman güdülenmeye yardım etse de çoğunlukla kişinin kendisini kötü hissetmesine sebep olabilir ve verimliliğini düşürebilir.

    “Eğer sorunlar idare edilebilir haldeyse ve sorunlarla birlikte yaşayabilirsen aklın başında kalır.Çok fazla geldiğini gördüğünde aklını kaçırırsın. Aklını kaçırmak,sorunlardan, gerçekliklerden,endişelerden,stres hallerinden kaçınmanın insanda doğuştan var olan yöntemidir.”Osho

    Stresi etkileyen fiziksel, sosyal ve psikolojik etkenler vardır. Fiziksel etkenler ameliyat olmak, hastalanmak, çevre kirliliği, trafik gürültü, Sosyal etkenler bireyin yakın ilişkileri, çevre ile olan ilişkileri, yaşadığı günlük çatışmalar ve Psikolojik etkiler ise saydığımız fiziksel ve sosyal etkenlerin bir sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Örneğin; hayal kırıklığı, izolasyon gibi.

    Kişiler günlük hayatta karşılaştıkları strese birbirinden farklı tepkiler verebilir. Örneğin; Davranışsal yanıtlar içinden ağlama, sinirlilik, uyku bozukluğu, endişe, konsantrasyon kaybı olabilirken Fizyolojik yanıtlardan ise çarpıntı hissi, ağız kuruluğu, kalp ritminin artması, kas gerginliği ve en çok yaşadığımız baş ağrısı yaşayabilirler.

    Tüm bunları yaşamamızda aktif rol oynayan bazı hormonlar vardır. Bunlar;Epinefrin( Adrenalin), Norepinefrin( Noradrenalin) ve Kortizol hormonlarıdır.

    Stresin Zararları Nelerdir?

    Hiç kimsenin stresten etkilenmeyecek kadar güçlü olduğunu söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte her insanın kaldırabileceği bir stres düzeyinin olduğunu ifade etmek mümkündür (Yates, 1989, s.34).

    Bazı insanlar, stresi diğer insanlara göre daha yoğun yaşarlar ve buna karşı dayanıklılıkları düşüktür. Bunun sebebi kişilerin karakteri, beslenme alışkanlıkları ya da uyuma düzenleri olabilir.

    Diğer taraftan stres;

    Verimsizlik,

    İşe geç gitme ve devamsızlık,

    Çatışma,

    Yabancılaşma,

    Yorgunluk,

    Tükenmişlik gibi durumlara sebep olabilir.

    Stresle Başa Çıkma Yöntemleri

    Kişilerin bu noktada göz önünde bulundurması gereken şey, yaşamlarında var olan gerilim ve streslerin şiddetli ve zararlı bir düzeye gelmeden önce denetim altına alınmasını sağlamak olmalıdır.

    Diğer taraftan kişiler stresle başa çıkabilmek için;

    Meditasyon,

    Egzersiz yapma,

    Düşünce tarzlarında değişiklik,

    Beslenme,

    Sosyal destek, (sevdikleri ile vakit geçirme)

    Masaj, gibi teknikler kullanarak streslerini yönetebilir ve bununla başa çıkmak için adım atabilirler.

    “Mutlak inzivaya çekilmek stresi ortadan kaldırmaz, aksine bunun kendisi başlı başına bir strestir. Yalnızlık, hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır. “Irvin D. Yalom

    Buradaki en önemli nokta kişinin o anda stresli bir durumda olduğunun farkına varması ve bununla ilgili farkındalıkta olmasıdır. Bir durumun içinde olduğumuzun farkında olursak bunun çözümü için teknikler geliştirmek daha kolay olur.

    Konuyla ilgili bir makale; Stesle Başa Çıkmada Psikiyatrik Yaklaşım

    Konuyla ilgili bir de kitap: Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı

  • Depresyon

    Depresyon

    Kendinizi son zamanlarda üzüntülü bir duygu içinde mi hissediyorsunuz?

    Normalde ilginizi çeken şeylere ilginiz azaldı mı? Hiçbir şeyden keyif alamıyor musunuz?

    Yorgunluk, odaklanma güçlükleri, uyku ve iştah problemleri mi yaşıyorsunuz?

    Değersizlik ve suçluluk duygularının etkisinden kurtulmakta güçlük çekiyor musunuz?

    Günlük işlevinizde (Ev işleri, okul ya da işte) düşüş var mı?

    Tüm bunları iki haftadan uzun süredir, neredeyse her gün ve gün boyu yaşıyor musunuz?

    Bu sorulara cevabınız ‘evet’ ise Depresyonda olabilirsiniz.

    Depresyonu tanımlarken Depresif hissetmek ile ayrımını yapmak gerekir. Hepimiz zaman zaman yukarıdaki belirtileri kendimizde görebiliriz. Bu yaşamın getirdiği güçlüklere verdiğimiz doğal bir tepkidir ve genellikle gün içinde geçer ya da birkaç gün sürüp biter. Buna ‘Depresif Duygulanım’ deriz. Bu depresyonda olduğumuz anlamına gelmez. Ancak bazen bu belirtilerin çoğunun haftalarca, ya da aylarca sürdüğü olur. Bu durumda Depresyonda olduğumuzu düşünebiliriz ve bir uzmandan destek almamız gerekebilir.

    Major Depresyonun DSM-5 tanı kriterleri şunlardır:

    İki haftadan uzun süren üzüntülü ruh hali, ilgi ve zevk kaybına ek olarak aşağıdaki belirtilerin en az beş tanesinin eşlik ettiği psikolojik hastalıktır.

    1. Çok fazla ya da çok az uyuma

    2. Hareketlerde yavaşlama, ya da aşırı hızlanma

    3. Kilo kaybı ya da kilo alma, iştahta değişim

    4. Enerji kaybı

    5. Değersizliklik ya da aşırı suçluluk hissi

    6. Odaklanma, düşünme ya da karar alma güçlüğü

    7. Tekrar eden ölüm ya da intihar düşünceleri

    Not: Belirtiler, sevdiğimiz birini kaybettiğimizde içinde bulunduğumuz yas tepkilerinden bağımsızdır.

    Depresyonun Nedenleri: Yapılan araştırmalar depresyonda genetik etkilerin önemine vurgu yapıyor. İkiz çalışmalarında, ikizlerden birinde depresyon tanısı konduğunda, diğer ikizde de depresyonun görülme oranının %37 olduğu görülmüş. Buna ek olarak nöro-biyolojik bazı değişikliklerin depresyon ile ilişkili olduğu bulunmuş ve bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. 

    Ancak biyolojik olarak yatkınlık olsun ya da olmasın, bir kişide depresyon görülebilir. Stresli yaşam olayları depresyonun en büyük nedenlerindendir. Yapılan araştırmalarda, iş kaybı, önemli bir ilişkinin ya da romantik ilişkinin kaybedilmesi depresyonun en sık nedenlerinden olarak görülmektedir. Uzun süreli stres yaratan durumlar (yoksulluk, ilişki problemleri, mobbing vs) depresyonu başlatan yaşam olaylarındandır. Peki stresli yaşam olayları bazı kişilerde depresyona neden olurken diğerlerinde niye olmaz? Burada da kişilerin strese verdikleri tepki farklılıkları yatar. Bazı kişiler (biyolojik yatkınlık, sosyal destek eksikliği ya da psikolojik olarak) strese tepki vermede diğerlerine göre daha zayıf olabilirler. Aynı zamanda gelişimsel faktörler de önemlidir. Aile içerisinde duygusal çatışmalara maruz kalmış, düşmanca tavırlar görmüş, duyguları engellenmiş kişilerin depresyona girme oranlarının %70 oranında yüksek olduğu görülmüştür. Depresyona neden olan bir neden ise, kişilik özelliklerimiz ve olumsuz düşünme eğilimlerimizdir.

    Depresyonun tedavisi: Antidepresan tedavilerine ek olarak psikoterapi depresyonda oldukça etkilidir. Psikoterapi ile depresyona neden olan faktörler incelenir ve onları değiştirme yolunda çalışmalar yapılır. Eğer ağır düzeyde depresyon varsa ve kişinin davranışları kısıtlandıysa davranışsal aktivasyon tekniği ile işlevsel davranış becerileri kazandırılır. Olumsuz çarpıtılmış düşünceler incelenerek sağlıklı bakış açıları geliştirilir. Depresyona neden olan travmatik anılar anı çalışmaları veya EMDR teknikleri ile yeniden sağlıklı bir forma dönüştürülür. Bunlara ek olarak, danışanın hem yaşamını hem de tedavi motivasyonunu olumsuz etkileyen karamsarlığa karşı umutlu hissetmesi için motivasyonel teknikler uygulanır.

    Bu belirtiler bende var, peki ne yapmalıyım?

    Eğer kendinizde depresyon belirtilerinin olduğunu düşünüyorsanız, öncelikle bir dahiliye uzmanına görünüp gerekli tıbbi tetkikleri yaptırmanız faydalı olacaktır. Bazen metabolik değişiklikler depresif belirtiler yaşamamıza neden olabilir. Tıbbi herhangi bir neden yoksa ile bu belirtilerin giderilmesi, tekrar umutlu, keyifli ve sağlıklı hissedebilmeniz için psikiyatrik bir muayeneden geçmeli ve psikoterapi desteğine başvurmanız gerekmektedir. Depresyon tıbbi ve psikolojik bir rahatsızlıktır ve kendi kendine geçmeyebilir. Kendinizi desteksiz bırakmamanız, yardım istemeniz oldukça önemlidir.

    Umudunuzun yoldaşınız olması dileğiyle…

  • Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Günümüzde stres, hayatımızın normal bir parçası halini aldı, ancak çok fazla stres, en başta kalp hastalığı, tansiyon, ve kalp çarpıntısı olmak üzere pek çok önemli sağlık sorununa neden olabiliyor. Aslında stres bir hastalık değildir fakat belirtileri bir hastalığa benzeyebilir ve sonuçları da hastalık kadar sağlığımızı olumsuz etkiler. Bu nedenle stres erken aşamada çözülmesi gereken ciddi bir sorundur, çünkü stresin yaşam kalitesini ciddi şekilde bozduğunu biliyoruz. 

    Eğer kişi strese uzun süre maruz kalırsa vücudu bir şeylerin yanlış gittiği yönünde ikaz işaretleri vermeye başlar. Baş dönmesi, genel ağrı, diş gıcırdatma, çene sıkma, hazımsızlık, baş ağrısı, kas gerginliği, uyku sorunları, yorgunluk, kilo kaybı ya da kilo alımı gibi fiziksel belirtilerin yanı sıra öfke, kaygı, ağlama, sinirlilik, negatif düşünce, unutkanlık, yetersizlik gibi duygusal belirtiler de görülmeye başlayabilir. Eğer bu tarz durumlar yaşadığınızı düşünüyorsanız stresinizi azaltma yönünde harekete geçmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Günlük hayatta kolayca uygulayabileceğimiz bazı stresle başa çıkma ipuçları vardır.  

    Beslenmemizi kontrol altında tutmak, yemenin ölçüsünü kaçırmamak önemli. Başkalarının beklenti ve taleplerini her zaman karşılayamayız,  gerektiğinde hayır demeyi öğrenmeliyiz. Sigara içerdiği uyaranlarla stresi tetikler, eğer kullanıyorsak sigarayı bırakmamız iyi bir başlangıç olacaktır. Düzenli egzersiz yapmak da hem bedenen,  hem de ruhen faydalı, en başta özellikle düşük tempolu egzersizlerle başlamalıyız, bu kendimizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Her gün mutlaka dinlenmek için kendimize zaman ayırmalıyız.

    Stresli olduğumuzda olumlu bir tutum sergilemeye çalışmalı, olumlu tutum benlik saygımızı oluşturarak strese karşı iyi bir savunma yapmanızı sağlar. Hayatımızdaki kaçınılmaz değişikliklere pozitif yaklaşmaya çalışırsak  kontrol bizde olur. Stresli bir durum sırasında olumlu tutumunuzu korumak için bu ipuçlarını dikkate almalıyız. 

    Tamamen stressiz bir hayat yaşamak mümkün olmasa da, stresin bazı zararlarını azaltmak mümkündür. Bunun için Öncelikle stresimizin nedenini ve neden stresli hissettiğimizi belirleyelim. Stres kaynaklarımızdan kurtulmak için alternatifler belirleyip stresimizi etkili bir şekilde yönetmek için programımızı yaparken gerçekçi ve esnek olmalıyız. İşimize konsantre olarak bir defada bir konuyla ilgilenmeliyiz. Aynı anda birkaç şeyle ilgilenmek stresimizi artırabilir. Stresimiz kontrol edemeyeceğimiz bir seviyeye geldiğiyse bir mola verelim, stresle başa çıkamıyorsak yardım alabiliriz.

           Eğer stresli durumlar, insanlar arası ilişkilerden kaynaklanıyorsa, sorunları bu kişilerle paylaşabiliriz. Sıkıntıları sürekli içimizde tutmak yerine paylaşmak çoğu zaman rahatlık verir. Uykudan önce gerginliğe neden olan durumlardan uzak durmak daha az stresle karşılaşmamızı sağlayan koruyucu unsurlardan biridir.

            Kendimize yaptığımız olumsuz konuşmalar veya düşünceler sürekli devam ettikçe olumlu hale dönüşmesi zorlaşır, olumsuz düşüncelerimizin farkına varmak ve olumlu düşünmeye çalışmak hem stresi azaltmaya yardımcıdır hem de sağlıklı kararlar almamızı sağlar. Yaşanan korku, tedirginlik, kızgınlık gibi duygular üzerinde odaklanmak yerine, elde etmeyi istediğimiz sonuç üzerine yoğunlaşabiliriz. Sürekli yaşanan olumsuzlukları düşünmek stresi arttırarak daha da olumsuz düşünmemize neden olacaktır.