Etiket: Spor

  • Geleceğimiz İçin Spor

    Geleceğimiz İçin Spor

    Baharın gelmesi ile birlikte çocuklarımızın hem gelişimi ve büyümesini desteklemek hem de keyifli ve kaliteli zaman geçirmesini sağlamak için onları spor aktivitelerine yönlendirebiliriz. Araştırmalar, sporun beden gelişiminde ve psikolojik açıdan çok faydası olduğunu da gösteriyor. Sporun sadece bir eğlence ya da boş zamanda yapılan bir etkinlik değildir, olmamalıdır.

    İşte sporun psikolojik faydaları:

    Özgüven: Spor yapmak çocukların kendilerine olan saygısını (özsaygı) ve özgüvenini olumlu yönde etkiler, geliştirir. Tenis, yüzme, basketbol vb. herhangi bir spor alanında aktivitelerde bulunmak çocukların kendini geliştirmesini sağlar. Bugüne kadar bu konuda pek çok araştırma yapılmıştır ve sonuçları göstermiştir ki spor yapan çocukların kendileri hakkındaki duygu ve düşünceleri pozitif yöndedir. 

    Özellikle psikolojik problemler yaşayan (kaygı, uyum sorunları vs.) çocukların spor aktivitelerine yönlendiklerinde problemlerinde düzelme ve azalma görülüyor. Araştırmalar, spor esnasında yapılan fiziksel egzersizlerin yüksek düzeyde olmayan depresyon ve kaygıyı belirtilerini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Özellikle fazla egzersiz seviyelerinde stresle karşı karşıya kalındığında daha az sağlık problemleri gözlenmekte ve çocukları stresin sebep olduğu sağlık şikayetlerine karşı korunduğu bilinmektedir. Spor sürecinde beyinden salgılanan hormonlar rahatlatıcı ve keyif verici özellik taşımaktadır.

    Kişisel Gelişim; Spor ile uğraşmak çocuğun kişilik gelişimini de olumlu yönde etkiler. Çocuklar kurallara uymayı, paylaşmayı, iletişimi, öfke kontrolünü, problem çözme yeteneğini, zamanı yönetmeyi ve daha birçok beceriyi sporla öğrenir. Kişisel gelişimi için dersler alır.

    Sosyalleşme/Arkadaş edinme; Sporun pozitif etkilerinden biri de arkadaş edinmeyi sağlamasıdır. Özellikle daha içe dönük olan çocuklar arkadaş edinmek konusunda sıkıntı yaşayabilir ve bu durum onları üzgün ve dışlanmış hissettirebilir. Bir spor takımının üyesi olmak beraberinde arkadaşlıkları da getirir.  Arkadaş edinme becerisini geliştirir. Antrenmanlar ve ortak amaç takım üyelerini birbirine bağlar. Çocuklar bu sayede sosyal becerilerini geliştirirler.

    Becerilerin Kazanılması: Bir sporla uğraşmak, çocuklara liderliği, takım çalışmasını ve iş birliğini, bir toplum veya topluluk içinde nasıl davranacağını (toplumsal yaşam becerileri) da kapsayan pek çok önemli hayat becerilerini öğretir. Özellikle futbol, basketbol ve voleybol gibi takım sporlarında liderlik, takımdaşlık ruhu doğal olarak çocuğun üstlenmesi gereken bir rol olarak karşısına çıkar. Ayrıca stresle baş etmeyi, hedef belirlemeyi ve bir hedefe ulaşmak için neler yapılması gerektiğini öğrenirler. Akranlarıyla iyi iletişim kurmayı öğrenirler. Çocuklar bir sürü tecrübe edinirler. Bütün bu tecrübeler, onları bütün yaşama hazırlar. Hayatın birçok alanında avantajlı duruma gelirler.  

    Beden algısının olumlu olması: Özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin beden algıları genellikle olumsuzdur. Bedenleri ile uğraşırlar ve hep kusur bulma eğilimdedirler. Spor ile ilgilenenler daha sağlıklı, daha fit bir bedene olacaklarından daha olumlu hislerle ve özgüvenle bu dönemi geçireceklerdir. Erken yaşta spor alışkanlığı kazanıldığında çocuklar internette zaman geçirmek veya TV izlemek gibi pasif aktivitelerden ve kötü alışkanlıklardan uzaklaşacaktır. Düzenli sporla birlikte obezite ya da yeme bozuklukları gibi sorunları yaşama ihtimali de ortadan kalkacaktır.

    Akademik Kazançlar; Spor hayatının içinde olan çocuklar, akranlarından akademik olarak daha iyi bir performans sergilemektedirler. Çünkü sporla uğraşmak konsantrasyonu arttırır. Odaklanabilen, dikkatini sürdürebilen, disiplinli çalışmayı başarabilen (her spor disiplinli çalışmayı/ antrenmanları gerektirir.) çocuğun zihinsel performansı da artmakta ve anlama-kavrama sürecini hızlanmaktadır. Araştırmaların sonucunda, sporla uğraşan kişilerin beyinlerindeki sinir dokularında üretimin arttığı (nörotrofin) ve proteinlerin sinir sisteminden salgılanmasına yardımcı olduğu bulunmuştur. Bu durum da unutkanlık ve ileriki yaşlarda olası demans, Alzheimer gibi hastalıkların oluşmasını azaltmaktadır.

    Yetişkinlerle İlişkiler; Çocuklarla yetişkinlerin ilişkileri öğretmenler ve aile üyeleri ile kısıtlıdır. Bu ilişkilerde de, yetişkinler genellikle ve sadece otorite/ disiplin sağlayan rolündedir. Spor, çocukların düşünme şekillerini ve yetişkinlerle iletişim kurmasını da etkilemektedir. Sporla uğraşan çocukları bir amaca ulaşmaları için koçluk yapan yetişkinler (antrenörler), disiplinin yanı sıra çocukları hedefe yönelik desteklemekte ve yetiştirmektedir. Bu koç ve sporcu ilişkisi çocukların diğer yetişkinlerle daha uyumlu ilişkiler kurmalarına ve daha özgüvenli hissetmelerine yardımcı olur. 

    Bütün sporlar çocuklara çeşitli beceriler kazandırmaktadır. Fakat her spor dalının ayrı ayrı bazı becerileri ön plana çıkardığı da göz ardı edilmemelidir. Örneğin: Basketbol, futbol, voleybol liderlik, takım çalışması, paylaşma ve güven ilişkisi, yüzme; hedef odaklılık ve konsantrasyon, atletizm denge ve koordinasyon gibi becerilerini geliştirir. Takım sporları ve bireysel sporların getirileri farklıdır. 

    Aileler çocuklarını yalnızca bir spor dalı ile sınırlandırmamalıdır. Çocuğun isteği dikkate alınmalıdır. Yönlendirilen spor dalında başarılı olamayan ya da o spor dalı için motivasyonu olmayan çocuk, başka bir spora yönlendirilmeli, baskı ile o spor dalında tutulmamalı, ısrarcı olunmamalıdır.  

    Çocuklarınızı yani geleceğimizi bedensel ve psikososyal açıdan daha sağlıklı, daha bilinçli ve kaliteli yetiştirmek istiyor isek onlara sporu sevdirmeli, ekran, bilgisayar ve telefon başından kaldırıp spor salonlarına, çevremizdeki oyun ve spor alanlarına yönlendirmeliyiz. Spor ve sağlık dolu bir yaşam dileğiyle…   

  • İnsulin direnci ne anlama geliyor?

    İnsülin; Kas, yağ ve karaciğer gibi kan şekerini kullanan dokulara şekerin alınması ve kullanılmasını sağlayan, pankreastan salınan bir hormondur. Dokularda insülin direnci varsa şekerin dokulara alınıp, kullanılması, yakılması zor olur. Bu durum daha çok insülin salınmasına yol açar. Pankreas daha çok insülin salarak şekerin dokular tarafından kullanılması için adeta “çift mesai” yapar. Aşırı salınan insülin açlık hissine, daha çok yeme ve atıştırmaya neden olarak bir kısır döngü oluşturur. Bu durum hem insülin rezervini azaltır hem de kanda dolaşan aşırı insülin miktarı obezite, hipertansiyon, ateroskleroz gibi kronik hastalıkların oluşması için uygun bir ortam hazırlar.

    İnsülin direncinin görülme sebebi nedir?

    İnsülin direnci genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme sonucu oluşur. İnsülin direncini sıklıkla genetik yatkınlık zemininde görmekle beraber, son zamanlarda insanların daha sedanter bir yaşam sürmesi, rafineri gıdaların tüketiminin artışı ve “fast food” tarzı beslenmeye olan rağbet ile çevresel etkenlerin ağırlığını daha çok hissetmekteyiz. Bu nedenle kimi zaman hastalarımızdan “Annem, babam tereyağı, bal kaymak ile beslenirdi, onlara bir şey olmadı da bana neden oluyor?” gibi sorularla karşılaşmaktayız. Burada unuttuğumuz şey eskilerin yaşam tarzında hareketin göz ardı edilemez olan yeri.

    • Bu rahatsızlık kilo vermeyi nasıl etkiliyor? Hastalar, “Az yediğim halde kilo veremiyorum” derken ne kadar haklılar?

    İnsülin direncinin kilo vermeyi zorlaştırdığı doğru. İnsülin direnci olanlar daha çok acıkır, hafif bir hareketle hemen yorulur. Ancak sabırla uygulanan bir sağlıklı beslenme programı ve düzenli yapılan ve performansa göre giderek yoğunlaştırılan bir spor programı ile zamanla bu zorluk yenilir, insülin direnci kırılır. “Bir süre diyet yapıp kilo vereceğim, sonra her şeyi yiyebilirim, sporu bırakabilirim” düşüncesi yanlıştır, hayat boyu sağlıklı beslenme ve yeterli egzersiz şarttır. Kilo vermek için yemekleri azaltmanın yanında, glisemik indeksi düşük, kalori içeriği az, posa içeriği yüksek ve tok tutan yiyeceklerin seçilmesi de lazım. Genellikle insanlar spor yapmadan, sadece yemeyi azaltarak ya da öğün sayılarını azaltarak ve çok hızlı kilo vermek istiyor. Yıllar içinde alınan kilonun öyle hemen bir çırpıda verilmesi tabi ki mümkün değil. Harcadığı kaloriden daha az kalori alan birinin kilo vermemesi düşünülemez. Az yenildiği halde kilo verilemiyorsa yeterli spor yapılmıyor demektir.

    • Hastalığın belirtileri neler? Kişi insülin direncinin yüksek olduğundan ne zaman şüphelenmeli?

    Çabuk acıkma, geç doyma, yemeklerden 2-3 saat sonra olan acıkma hissi, elde ayakta titreme, soğuk soğuk terleme ve baygınlık hissi, tatlı yeme isteği, giderek kilo alan kişinin ailesinde şişman ve diyabetli kişilerin varlığı durumlarında insülin direncinden şüphelenmek gerekir.

    • “Kilo veremiyorum”, “şişmanım” diyen herkeste insülin direnci yüksektir diyebilir miyiz?

    %100 olmasa da sıklıkla evet. Bazen insülin direnci dışında, hipotiroidi, bazı endokrin hastalıklar (cushing hastalığı vs) da obeziteye yol açabilir. Ancak ailesinde obez ve diyabetli bireylerin varlığında kilo verememekten yakınan kişilerde mutlaka insülin direnci ve ilişkili hastalıklar aranmalıdır.
    • İnsülin direnci başka hangi hastalıkları tetikliyor?

    İnsülin direnci ve obezite ile kanser arasında ilişki saptanan çok sayıda çalışma vardır. Yemek borusu, Kalın bağırsak, Safra yolları, Pankreas, Meme, Rahim, Yumurtalık, Prostat, Böbrek, Mesane, Tiroid ve Lenf kanseri riskini artırdığı yapılan birçok bilimsel çalışmada gözlemlenmiştir.Ayrıca insülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalık için suçludur. Alzheimer (bunama) ile insülin direnci arasında bağ olduğu da saptanmıştır.

    • İnsülin direnci yüksekliğinin dünyada bu kadar çok görülmesinin, daha önce görülmeyen toplumlarda bile rastlanmasının nedeni nedir?
    İnsülin direnci sıklığındaki artış teknolojinin gelişimi ile doğru orantılıdır. Halen ilkel diyebileceğimiz şartlarda doğal ortamlarda yaşayan Afrikalı yerlilerde ve insanların besin maddesine özellikle de rafineri gıdalara ulaşımı mümkün olmayan Afrika ülkelerinde insülin direnci ve ilişkili hastalıklar görülmemektedir. Ulaşım araçlarının günlük yaşamda kullanımının artışı, kırsal yaşamdan, sanayileşmiş topluma geçişin getirdiği masabaşı hareketsiz iş yaşamı, televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen hareketsiz uzun süreler vücuttaki yağ oranını, kilo alımını artırarak insülin direncine zemin hazırlamaktadır. Buna ilave işlenmiş, yüksek kalorili, keyif vericiliği artırılmış ve bağımlılık yapıcı gıdaların aşırı tüketilir hale gelmesi bu süreci hızlandırmaktadır.

    • Hastalığın tedavisi nasıl yapılmalı?

    İnsülin direncinin tedavisi her şeyden önce, hastada tabloyu oluşturan faktörlerin ortaya konması ve tanınmasını gerektirir. Yaşam tarzı değişikliği ve düzenli egzersiz ile harcanan kalori artırılıp, vücut yağ oranı azaltılmalı, sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırılmalıdır. Sadece egzersiz ve sağlıklı besleme ile %60 düzeylerinde insülin direnci düzeltilebilir. Gereken hastalarda insülin direncini kıran ilaçlarla bu faktörlere destek olunabilir, ancak bilinmelidir ki sadece ilaçlar tek başına insülin direnci ile baş edemez.

    • Şeker vücudumuza nasıl zarar veriyor?

    Şeker hücreler için primer enerji kaynağıdır. Şekerin dokular tarafından alınıp kullanılamaması ve kanda belli bir seviyenin üzerine çıkması vücutta adeta bir zehir gibi etki gösterir. Yakıt olarak kullanacakları glukoz (şeker) hücre içine alınamayınca yeterince beslenemez, hücre ve dokular temel fonksiyonlarını göremezler. Ayrıca şekerin ortamda yüksek olması da tahribata direk katkıda bulunur. Böylece nerdeyse tüm dokularda kronik bir hasar süreci başlar.

    • Sizce gelecekte şeker, sigara gibi yasaklanır mı? Bu konuda görüşünüz nedir?

    Sigara baştan sona sadece zarar olan bir alışkanlıktır. Şeker için ise azı karar, çoğu zarar daha uygun bir tabir. Bu pencereden bakılırsa sigara ile eşdeğer tutamayız. Ama insanlardaki obezite, diyabet ve hipertansiyon sıklığındaki artışa bakacak olursak basit çay şekeri gibi glisemik indeksi yüksek gıdaların kullanımının kısıtlanmasının işe yarayacağı kesin.

    • Bize nasıl bir beslenme programı önerirsiniz?

    Sağlıklı bir beslenme programında basit çay şekeri içeren tüm gıdalar, hazır meyve suyu ve içecekler, işlenmiş yiyecek maddeleri (işlenmiş et ve et ürünleri dahil), beyaz unla yapılan hamurişiler, hazır gıdalar yer bulamaz. Doymuş yağ oranı yüksek besinler yerine çoklu doymamış yağ içerenler tercih edilmelidir (tereyağı yerine sıvı zeytin yağı gibi). Ne tüketilirse tüketilsin miktarı azaltılmalıdır. Örneğin ceviz faydalı diye miktarını abartırsak tüketemediğimiz fazla kalori alımı nedeniyle kilo veremeyiz. Yemekleri lezzetli pişirmek yerine sağlıklı pişirme yolları seçilmelidir. Kızartma sebze yerine, çiğ ya da haşlanmışı tercih etmek, yemeklere daha az tuz, yağ, baharat katmak, beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği yemek, meyve suyu yerine su ve meyve tüketmek kalori alımını azaltmak için bazı ipuçları olabilir. Sadece bir tür gıda ile beslenerek yapılan zayıflama programları doğru değildir. Bazı vitamin, element eksikliklerine davetiye çıkarırlar. Sağlıklı besinlerden azar azar tüketmek daha uygun bir beslenme şekli olur. Her öğünde salata ve az yağlı yoğurt olmalı, öğün öncesi ve esnasında su içmekten kaçınmamalıdır. Yemekleri büyük kaplarla değil yiyeceğimiz kadarını sofraya getirmeli, hızlı yemek yerine, lokmaları çok çiğneyip yavaş yavaş yemek yenmelidir.

    o Nelerden kaçınalım, neler yemeye ve içmeye son verelim?:

    o Nelere soframızda yer açalım:

    • Günde ne sıklıkta ve ne aralıklarla yemek yemek doğru?

    İnsülin direnci olan insanlar çabuk acıktıkları için sık küçük öğünler şeklinde ve glisemik indeksi düşük besinlerle beslenmeleri uygun olur. Üç ana üç de ara öğün yapılabilir. Ancak insülin direnci olmayan normal insanlar için bu yemek tarzını önermiyoruz. Üç öğün, ki bu öğünlerden biri meyve öğünü olabilir, sağlıklı beslenmek için tercih edilebilir. Örnek olarak, sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam meyve öğünü (1-2 porsiyon meyve). Bizim toplumumuzda akşam yemeğinin yeri biraz daha farklı olduğu için, akşam yemeği biraz hafif tutulmak şartıyla öğle ile akşam yer değiştirilebilir. Beslenme programı yaparken kişinin yaşantısı, işi, alışkanlıkları, kilosu, insülin direnci durumu gibi birçok faktöre bakmak gerekir, yani beslenme programı kişiye özgü olmalıdır. Herkese aynı diyet programı öneriliyorsa bunun başarı şansı yüksek değildir.

    • Spor ile insülin direnci arasında nasıl bir bağ var?

    Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran en önemli faktörlerdir. Düzenli ve etkili spor yapanlarda insülin direnci, çok nadir genetik hastalıklar dışında olmaz. Spor yaparken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar da vardır. Yeterli kalp hızı artışına erişilmeli, hareketler arasında gereğinden fazla mola verip vücudu soğutmamalı, kişiye uygun spor yapılmalıdır. Beslenmede olduğu gibi egzersiz de kişiye özgü olmalıdır.

  • Astım ve spor

    Astım ve spor

    Astım, hava yollarında daralmalar ve özellikle küçük hava yollarında iltihapla karakterize bir hastalıktır. Genellikle ataklar halinde seyreden bu hastalığın değişik tetikleyicileri bulunmaktadır. Hastalar bu tetikleyicilerle karşılaştığında ya da bunlara maruz kaldığında öksürük, hırıltılı, solunum, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi gibi bulgular vermektedir. Hastalık hem çocukluk yaşında hem de erişkin yaşlarda oldukça sık karşımıza çıkmaktadır. Kontrolsüz astım hastalığının kişinin yaşam kalitesini son derece fazlaca bozduğunu görmekteyiz.

    Egzersize bağlı astım (EBA) fiziksel aktiviteler esnasında tetiklenen astımı tanımlamaktadır. Hastalarımız özellikle egzersiz esnasında astım atakları geliştiğini, bunun dışında genellikle rahat olduklarını belirtmektedirler. Bu hastalarımızın, soğuk ve kuru havada egzersiz yaptıklarında çok daha fazla oranda şikayetleri olduğunu da gözlemlemekteyiz. Açık havada yapılan spor aktiviteleri sırasında eğer hava kirliliği çok fazla ise ya da o esnada havada alerjen yükü (polenler veya küf mantarları gibi) fazla ise hastalarımızın yine astım atağına girdiğini bilmekteyiz. Aynı şekilde bu vakalarımızda, özellikle viral enfeksiyonlar ardından ya da klimalı ortamda bulunma ile de astım ataklarının tetiklendiğine şahit olmaktayız.

    EBA belirtileri

    EBA belirtileri kişiden kişiye değişmekle birlikte genellikle şu şekilde görülmektedir:

    * Wheezing (hırıltılı = çızıltılı solunum)
    * Öksürme
    * Nefes darlığı
    * Göğüste sıkışma hissi
    * Yorgunluk
    * Sportif performansın azalması…

    EBA Kontrolü

    EBA kontrolü için hasta ve doktor ortaklaşa ciddi bir işbirliğine girmelidir. Tetikleyicilerin doğru ve yeterince belirlenmesi, hekimin tecrübesi ve hastanın dikkati ile doğru orantılıdır. Eğer tetikleyiciler sağlıklı bir şekilde belirlenirse EBA’ ın hem takibi, hem tedavisi hem de hastalık yönetimi oldukça kolaylaşacaktır. En etkili tedavi koruyucu tedavidir. Yani hastanın tetikleyici ajanlardan doğru bir şekilde uzak durmasıdır. Bunun yanında olası ataklar için acil eylem planı da hazırlanmalı ve hastaya tek tek anlatılmalıdır.

    EBA’ lı hastalarda tıbbi tedaviye bakacak olursak, aslında astım tanılı diğer hastalardan çok da farklı bir tedavi almadıklarını görürüz. Genellikle iltihap giderici ya da önleyici solunum yoluyla kullanılan fıs fıs tarzı

    kortizonlar ve kurtarıcı tabir ettiğimiz beta 2 agonist fıs fıslar kullanılmaktadır. EBA için en uygun tedavi, bu hastalarda astım ilaçlarının yerinde, düzenli ve dozunda kullanılması, hastalığın tam kontrol atlında tutulması ve gerekiyorsa spor aktiviteleri öncesinde kısa etkili beta 2 agonist dediğimiz fıs fıs ilaçlardan gerekli dozda kullanmaktır. Bunlar dışında hekim uygun ve gerekli görürse uzun etkili beta 2 agonistler (bronş açıcılar), mast hücre (alerjide sorumlu olan mediyatörleri salan hücreler) stabilizatörleri, lökotrien (alerjik rahatsızlıklardaki önemli mediyatörlerden biridir) antagonistlerini hastalara verebilmektedir.

    Astımlı hastalarımızın eğer egzersiz sırasında sıkışmaları varsa herhangi bir ilaç almadan önce doktorlarına başvurmaları gereklidir.

    Astımı tetikleyen nedenler nelerdir?

    EBA’ ı doğru bir şekilde takip, tedavi ve hastalık yönetimi için kişinin astım belirtilerini tetikleyen faktörler ya da faktörlerini iyi bir şekilde belirlemesi gerekmektedir. Örneğin; EBA, soğuk ve kuru havada spor yaparken tetiklenebilir. Bu kişilerin spor aktivitelerini kapalı mekanlarda yapması ya da spor yaparken basit bir ağız maskesi kullanmaları atakları engelleyebilir.
    Bunun dışında hava kirliliğinin veya havadaki polen yükünün yoğun olduğu saatlerde dışarıda yapılan egzersizlerden uzak durmak gereklidir. Polen yükü bahar aylarında; şafak vakti ve akşam saat 16:00-17:00 arası en fazladır. Bu saatlerde açık havada spor yapmaktan kaçınmak gereklidir. Bunun dışında kişi eğer ciddi fiziksel yorgunluk hissediyor ya da bir enfeksiyon tablosu yaşıyorsa bu durum düzelene kadar spor aktivitelerinden uzak durması uygun olacaktır.

    Fiziksel kondisyonu iyi olan sporcularda astım ataklarının ciddi bir şekilde azaldığı daha önce yapılan birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu nedenle esasen astımlı hastalarımıza fiziksel fonksiyon kapasitelerini geliştirecek spor faaliyetlerinde bulunmalarını önermekteyiz. Genellikle çocuk ya da erişkin yaşta önerdiğimiz spor aktivitesi yüzme olmakla birlikte, önlemlerini uygun bir şekilde alan ve tıbbi tedavi ile iyi kontrol altında olan hastalarımızın açık hava sporlarını yapmalarında belirgin bir sakınca yoktur. Ancak; hastalarımız, yine de bu konuda mutlaka doktorlarına danışmalıdırlar.
    Bunlar dışında yapılacak faaliyetden önce iyi bir ısınma egzersizi ve giderek artan egzersiz ağırlığı spor esnasında astımın kontrolden çıkmasını engelleyecektir.

    Spor yaparken astım atağı olursa ne yapmalıyım?

    Her türlü önleme rağmen ve kontrollü egzersiz programına rağmen eğer astım atağı olduysa şunları yapmalısınız:

    1. Tüm spor etkinliğini hemen kesiniz ve sakin olmaya çalışınız,
    2. Tetikleyici ajandan (duman, toz, soğuk hava vb. gibi) hızla uzaklaşın,
    3. Yanınızda kısa ya da uzun etkili bronş açıcı (beta-2 agonist) fıs fıs ilacınız varsa, reçetelendiği dozda alınız,
    4. Semptomlarınızın devam edeceğine dair öngörünüz oluştuysa en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.

    Son olarak şu söylenebilir;

    EBA’ lı olmak asla sizi spordan uzaklaştırmamalı. Spor, astım tedavisin bir parçasını oluşturmaktadır. Düzenli hekim kontrolü, uygun ve dozunda ilaç kullanımı ve tetikleyici ajanlardan sakınma ile hayatını astımsız idame ettiren son derece başarılı profesyonel sporcular olduğunu bilerek; EBA’ lı hastalarımız da hayatlarını normal olarak yaşayabilirler. Yeter ki doktorunuzun kontrolünden ayrılmayınız…

    Sağlıklı günler dileğiyle,
    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Sportif aktivitelerde ani ölüm riski varmı?

    Fruktozlu diyet, işlenmiş gıda, sedentar aktivite (tv, dijital oyunlar vb) oranlarındaki artışlar günümüzde obezite artışına neden olmuştur. Yaşam biçimindeki değişim daha önce erişkin hastalıkları olarak bilinen görülen hipertansiyon, tip II diyabet ve koroner hastalıklar çocuk ve genç erişkinde de görülmeye başlamıştır. Bu hastalıkların önlenmesinde karbonhidrattan fakir beslenmenin yanı sıra günlük aktivitenin artırılması ve özellikle sportif aktivitelere katılımın sağlanması kabul edilen yaklaşımdır.

    Bununla birlikte gerek medyaya yansıyan örneklerde de görüldüğü üzere daha önce sağlıklı olduğu düşünülen bireylerde-bunlara çocuk ve genç erişkinlerde dahil- sportif faaliyet sırasında ani ölüm gerçekleşmekte, bu durum toplumda önemli bir endişe kaynağı olmaktadır. Sporcularda ani ölümün tamamına yakını kardiyak orijinlidir. Spor yapan gençlerde sedanter yaşayanlara kıyasla ani kardiyak ölüm riskinin daha yüksek olmasının nedeni, aslında zeminde var olan kalp hastalığının spor faliyeti sırasında açığa çıkması şeklinde açıklanmaktadır.

    Tanım olarak ani kardiyak ölüm; kardiyak nedenlerden kaynaklanan ve belirtilerin başlangıcından sonraki bir saat içinde gerçekleşen ölüme denir. Adölesans öncesi yarışmalı spor eğitimi temel beceri ve koordinasyon üzerinedir. Dayanıklılık ve kuvvet geri plandadır, 7 yaşında ki futbol ile 17 yaşındaki futbol aktivitesi aynı değildir.

    Dolayısıyla çocuğun yaşı ilerledikçe sportif aktiviteye katılımın yoğunluğu dolayısıyla kardiyovasküler etkilenimde artmaktadır. Otuz beş yaşının altında egzersiz sırasında ve hemen sonra ölümlerin hemen tamamı yapısal ve işlevsel kalp hastalığından kaynaklanır.

    Toplumda sıklık çalışmalarda çok farklı sonuçlar rapor edilmektedir. Ani kardiyak ölüm için birbirinden çok farklı insidans bildirilmektedir. Zorunlu bildirimi olmadığı için ABD’de 12 ile 35 yaş arasındaki yarışmalı sporcularda yıllık insidans 160 000 ile 300 000’de 1 olarak tahmin edilmektedir.

    Buna karşın zorunlu bildirimin olduğu İtalya’da aynı yaş aralığındaki yarışmalı sporcularda 28 000’de 1 olarak bildirilmiştir. Ülkemizde ani kardiyak ölüm sıklığı için kesin bir veri bulunmamaktdır.

    ÇOCUK VE GENÇLERDE SPORCU MUAYENESİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ? NASIL BİR ANAMNEZ (ÖYKÜ) ALINMALI, HANGİ TETKİKLER İSTENİLMELİ?

    Son yıllarda gittikçe artan sportif aktiviteler nedeniyle çocuk hekimlerine artan sayıda spor öncesi bu aktiviteye uygunluk için değerlendirme yapılması istenilmektedir.

    Bu değerlendieme öncelikle uygulanabilir olmalı ama aynı zamanda velilerin, sporcunun ve kulüplerin beklentilerinide karşılayabilmelidir. Ebeveynler çocuklarının sağlıklı ve güvende olmasını beklerken, hekimlerinde koruyucu ve öngörülü kılavuzları uygulaması gereklidir. Kulüpler ise çoğu zaman sportif faliyetten kaynaklanacak yaralanma ve hastalıklara bağlı sorumlulukları üstünden atma beklentisinde olmaktadır.

    Sporcu çocuklar ise arkadaşlarıyla oynayabilmek için bir an önce evraklarının onaylanması beklentisindedir. Amatör kulüplerde spor yapanlar için standart bir form bulunmamakla birlikte, spor federasyonlarının sporcularına yönelik çeşitli sorular içeren hazır anamnez formları bulunmaktadır.

    Sadece kardiyak sorunlara yönelmeyen detaylı genel sağlık sorunlarını da içeren detaylı anamnez alınması ve tam fizik muayene sporcu taramalarında en temel ve en önemli iki unsurdur. Anamnez ve muayene sonuçları başka bir tetkikin gereksinimi hakkında yol göstericidir.

    Örneğin fizik muayenesi tamamen normal olan sporcunun anamnezinde; akrabalarından birinde bile erken yaşta bilinmeyen nedenle ya da spor yaparken ani ölüm hikayesinin olması genetik geçişli ritim bozukluğunun, ya da sporcunun egzersiz yaptığı sırada başında dönme, bayılma, göğüs ağrısı gibi yakınmalardan birinin bile olması sporcularda en sık kardiyak ölüm nedeni olan hipertrofik kardiyomiyopati hastalığının tek ipucu olabilir. Sporcu taramasında ABD ve Avrupa uygulamalarında elektrokardiyografinin (EKG)’de dahil edilmesi hususu dışında görüş birliği ve ortak öneriler oluşturulmuştur.

    Yanlış pozitif EKG sonuç oranının yüksek olması ve bundan kaynaklanan gereksiz ileri tetkik uygulamalarının yarattığı hasta yükü ve maliyet artışı, bu sürecin ebeveyn ve sporcu da yarattığı stress ve zaman kaybı, en önemlisi taramaya EKG dahil edilmesinin ani kardiyak ölüm oranına etkisiz olduğunu gösteren çalışmaların etkisiyle, ABD’de tıp otoriteleri çocuk ve adölesan sporcu taramalarında EKG kullanımını rutin olarak önermemektedir. Buna karşın özellikle uzun İtalya’da yapılan uzun yıllardır yapılan tarama sonuçlarına göre EKG’nin dahil edilmesiyle ani kardiyak ölümün anlamlı düzeyde azaldığı rapor edilmiştir.

    Ülkemizde gerek mevzuata gerekse uygulamada EKG zorunluluğu bulunmamaktadır. Sporcu kalbindeki hemodinamik değişiklikler ve bunun EKG’ye yansımalarını ayırt etmeyi sağlayacak bir ön eğitim süreci sağlanmadan rutin uygulamaya konulması, ülkemizdeki çocuk ve çocuk kardiyolojisi polikliniklerini çalışamaz hale getirecek aşırı yığılmalara neden olması kaçınılmaz olacağı kanısındayım.
    Hangi durumlarda bir kardiyoloğa sevk yapılmalı? Sevk konusunda bir aşırılık yaşanıyor mu?

    Ayrıntılı bir anemnez alındığında; özellikle egzersiz sırasında göğüs ağrısı, bayılma ve aşırı düzeyde yorgunluk gelişenler, aile öyküsünde erken yaşta özellikle 50 yaşının altında kalp hastalığı ya da açıklanamayan nedenle ani ölüm gelişenler, akrabalarında genetik geçişli kalp hastalığı ya da ritim bozukluğu saptanan sporcu çocuklar tetekik edilene kadar risk grubunu oluşturur.

    Fizik muayenede ise; hipertansiyon veya üfürüm saptananlar, Marfan sendromu gibi aort kökünde ilerleyici genişleme sonucu yırtılma riski taşıyanlar çocuk kardiyoloğunca değerlendirilmelidir.

    Spor öncesi lisans uygulamasında en yaygın rutin uygulama hekim onayıda içeren bir formun doldurulmasıdır. Bu form çoğunlukla aile hekimleri ya da çocuk hekimleri tarafından onaylanmaktdır.

    Hekimlerin önünde belli bir kılavuz ve hizmet için eğitimleri eksik olmasının yanı sıra ailelerin telkinleri, yoğun poliklinik hizmetinin etkisi gibi bir çok bileşnin etkisiyle zaman zaman gereğinden çok fazla çocuk kardiyolojisine sevk ettiğini gözlemlemekteyiz. Belli bir standart uygulamanın geliştirilmesi ve hizmet içi kısa süreli eğitimlerin; gereksiz tetkikler yapılmasını, sevk edilmenin neden olduğu çocuk ve ailede endişe oluşumunu, iş gücü kaybını, okul eğitimi ve sportif faliyetin aksamasını, çocuk kardiyolojisi polikliniğinde yığılma ve randevu süresinde uzamayı önleyeceği kanısındayım.

    Sporda ani kardiyak ölümler başlıca hangi hastalıklardan kaynaklanıyor?

    Ani kardiyak ölüm nedenlerini sıklık dikkate alındığında başlıca iki gruba ayırabiliriz. İlk grupta yaklaşık %70-80 neden kalbin yapısal hastalıkları oluşturur. Bu grup içinde de en sık neden kalp kası hastalıklarıdır. Özellikle hipertrofik kardiyomiyopati olarak adlandırdığımız kalp kasının ileri derece kalınlaşmasıyla giden ve çoğunlukla genetik geçişli olan hastalık tek başına tüm karidyak ölümlerin yaklaşık %40’ını oluşturmaktadır.

    Ayrıca kalp kası hastalıklarından daha az olarak doğumsal kalp hastalıklarından koroner damarların anomalisi, büyük damarların kapak darlıkları ani kardiyak ölüm nedenleri arasında yer alır. İkinci grupta ise çok daha az görülen fakat kuvvetli genetik geçiş özellikleri olan ve çoğunlukla belirti vermeden mevcut olan ritim bozukluklarına yol açan kalbin iyon kanallarındaki bozukluklardır.

    Bu grupta en iyi bilinen örnek EKG’de QT süresinde uzamayla saptanan hastalıktır. Ancak altta yatan herhangi bir hastalık bulunmadığı halde karate yaparken yumruk darbesinin ya da beyzbolda topun göğüse kalp hizasında çarpmasıyla oluşan kalbin ajitasyonu olarak adlandırılan commotion cordis’de ani kardiyak ölüm meyadna gelebilmektedir.

    Burada darbenin etkisiyle insanı şoka sokan ventriküler fibrilasyon dediğimiz adete kalp kasının kasılmadan çok titremesine neden çok hızlı ritim bozukluğu gelişmektedir. Kalbi ajitasyonu (Commotio cordis) çok nadir görülmekle birlikte ölüm riski çok yüksektir.

    SPORDA ANİ ÖLÜMLERE KARŞI NE GİBİ ÖNLEMLER ALINMALI?

    Her yıl milyonlarca çocuk ve gencin spor yaptığı dikkate alındığında uygulanabilirliğine öncelik verilen, diğer bir ifadeyle hastanelerin yükünü gereksiz şekilde arttırmayacak ama aynı zamanda ani kardiyak ölüm riskini en aza indirecek kılavuzların geliştirilmesi, birinci basamakta etkin hizmet içi eğitimin yapılması gerektiği kanısındayım.

    Ayrıca spor sırasında belirtilerin ebeveyn ve sporcular tarafından erken fark edilmesini sağlayacak bilgilendirme çalışmalarıda yapılmalıdır. Diğer önemli bir husus ise sağlık yardımı gelene kadar geçen sürede acil canlandırma koşullarını geliştirilmesidir. Spor eğitmenleri ve antranörlerin acil koşullarda kalp masajı eğitimi alması, AED (otomatik eksternal defibrillator) cihazlarının tüm okullarda ve spor klüplerinde bulundurma zorunluluğu bu sürece önemli katkısı olacaktır.

  • Beyin sağlığınız için hareket edin !

    Fiziksel egzersiz kalp hastalığı, yüksek tansiyon, kilo kontrolü gibi genel sağlığımıza olumlu etki etmesi yanısıra beyin sağlığımız için de en faydalı aktivitelerden birisidir. Hareketin beyin sağlığına olumlu etkilerini gösteren pek çok araştırma bulunmaktadır. Bir çalışmada; altı ay boyunca yoğun tempolu bedensel hareketler ya da esneme-germe egzersizleri yapan 60-70 yaş arasındaki altmış katılımcının beyin manyetik rezonans tarama yöntemiyle beynin ön bölümündeki gri maddenin (mantıklı düşünme, karar verme gibi işlevlerden sorumlu bölge) ölçümü yapılmış. Sonuçta, sadece yoğun tempolu hareketler yapan grupta bu bölgenin kalınlığında artış saptanmış. Bir başka çalışmada; 67 yaş üstü katılımcılarda beynin bilgi saklamamız açısından çok önemli bir bölümü (hipokampus) incelenmiş. Bir yılın sonunda yoğun tempolu hareket yapanlarda bu bölgede %2 oranında artış olduğu bulunmuş. Pek çok hayvan deneyinde tekerlek çevirme şeklinde yapılan egzersizin hipokampusda yeni hücre oluşumunu arttırdığı gösterilmiş.

    Düzenli koşu alıştırmalarının zihinsel başarıya etkisi üzerine yapılan bir çalışmada haftada 3 gün orta düzeyde yarım saat koşturulan gençlerin programa başlamadan önce ve 12 hafta sonra kendilerine verilen karmaşık zihinsel fonksiyonları ölçen testlerdeki başarılarında anlamlı bir gelişme olduğu gösterilmiş. Bununla birlikte, koşucuların düzenli antrenmanı kesmeleri halinde zihinsel başarı puanlarının da düştüğünü belirtilmiş. Amerika’da beyin yaşlanmasını inceleyen bir enstitüde, 3 haftalık bir koşu bandı egzersizi sonrasında farelerin beyinlerinde ilginç sonuçlar elde edilmiş. Araştırmada farelerin beynin strese, öğrenmeye ve dış etkenlere karşı tepki verme sorumluluğunu üstlenen genlerde artmış etkinliklerin olduğu ortaya konulmuş. Bu da sporun strese öğrenmeye ve vücudu dış etkenlere karşı koruyan fonksiyonlarına olumlu etkisini düşündürmektedir.

    Fiziksel hareketlilik bir taraftan da beyindeki sinirsel büyüme faktörlerini arttırır. Bu maddeler beyindeki hasarlı dokuların tamirini ve nöronlar arasında yeni bağlantıların kurulmasını sağlar. Fiziksel açıdan aktif olmak nörotransmitter denilen aracı maddelerin (dopamin, serotonin gibi) oluşumunu aktive eder. Bu maddelerin artışı beyinde yeni hücre oluşumunu arttırır diğer yandan duygu durumunu düzenleyerek depresyon gibi olumsuz olaylardan korur.

    Beynimizi olabildiğince sağlıklı tutabilmek için yapmamız gereken nedir ? Sorusunda ilk seçeneğe “vücudumuzu fiziksel olarak çalıştırmak” yanıtını koyabiliriz. Fitness, yürümek, yüzmek önerilen egzersiz biçimleridir ve ne kadar sık (hemen hergün) yapılırsa o kadar faydalıdır. Yaşlılar ve ek sağlık sorunu olanlar doktorlarına danışarak hangi egzersizi ne kadar süre ile yapabilecekleri konusunda bilgi almalıdır.

    Spora erken başlamak beynimize faydasının yanısıra sporu bir yaşam tarzı haline getirmek açısından önemlidir. Çocuklarımızı spora yönlendirelim, fiziksel olarak aktif olmalarını sağlayalım. Beyin gelişimine faydalarını çocuklarımıza anlatalım ve onlara örnek olalım. Spor sevgisini ve spor yapma alışkanlığını kazandırmak çocuklarımızın geleceğine yapılan en büyük yatırımdır. Şu sözü hatırlayalım “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”

    Prof. Dr. Nesrin Şenbil

    Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı

  • Çocuk ve bebek kalp hastalıklarında beslenme ve spor

    Çocuk ve bebek kalp hastalıklarında beslenme ve spor

    Doğuştan kalp hastalıkları olan bebeklerin boyları genelde normal olmakla beraber kilo almaları daha yavaş olmaktadır. Kalp sorunu olan bebeklerde anne sütü veya mama ile beslenme yeterli olabilir. Ancak beslenme yönteminde biraz esnek davranarak anne sütü veya mama ile besleniyor olsalar bile ek kaloriye gereksinimleri olabiliyor bebeklerinizin..

    Akdeniz mutfağı tipinde beslenme alışkanlığının çocukluk yaşlarından itibaren başlatılması çok önemli. Yeşil sebze ve meyve ağırlıklı, beyaz et ve balık eti bakımından zengin, zeytinyağının tercih edildiği, karbonhidratların makul derecede tutulduğu diyet, çocuğunuzun erişkin yaşlarda da sağlıklı bir kalbe sahip olmasına yardımcı oluyor.

    Kırmızı et kolesterolce yüksek olduğundan haftada en fazla 2 gün gibi sınırlı tüketilmelidir. Diğer günler derisi alınmış ve özellikle de göğüs bölgesini içeren tavuk eti ve kalbi korumada etkili olduğu bilinen omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olan balıklar tercih edilmeli ve tüketilmelidir. Ancak balık, tavuk eti ve kırmızı etin pişirilme yöntemleri de önemlidir. Bunlar kesinlikle kızartma olmamalı, haşlama, buğulama veya ızgara tercih edilmelidir.

    E ve C gibi antioksidan vitaminlerin de kalp sağlığına olan olumlu etkileri bildirilmektedir.

    Çocukların beslenmeleri erken yaşlarda kontrol altında tutulmalı ve ailede kalp hastalığına bağlı erken ölüm varsa gerekli kan testlerine erken yaşlarda başlanması uygun olacaktır.

    Uzun süre bilgisayar veya televizyon karşısında fast-food tarzı yiyecekler ve yağ-karbonhidrat açısından zengin diyetler obezite oranını arttırdığı gibi kalp hastalıklarına da yol açmaktadır. Yaşam tarzı değişiklikleri yapılarak bu tip beslenmeden kaçınarak başta yürümek olmak üzere hareketsizliğe son verip kalp hastalıklarına zemin hazırlayacak obezite riskinden kurtulmuş oluruz.

    Spor bir yaşam biçimi olarak küçük yaştan itibaren çocuklara benimsetilmelidir. Küçük yaşlardan itibaren spor yapanlar, yaşlandıklarında da spora daha rahat bir biçimde devam etmektedirler. Kalp atışlarını aniden arttıran ve yüksek efor gerektiren tenis, koşma gibi sporlardan uzak durulmalıdır. Yürüyüş yapmak zayıflamaktan öte, vücuttaki stresi azaltmaya da yaramaktadır. Yürüyüşle kan yağları düşüyor, yararlı kolesterol denen HDL yükseliyor hatta düzenli yürüyüşlerle tansiyonu bile kontrol altına almak mümkün olabiliyor.

    Sonuçta, hangi yaşta olursa olsun kalp sağlığını korumada ve kalp hastalıklarında doymuş yağları içeren katı yağların tüketimi sınırlanırken, kolesterol oranı en düşük zeytinyağı ile beslenme ön planda tutulması gerekmektedir. Bunun yanısıra bol yeşil yapraklı sebze ve meyve tüketilirken yürüme ve yüzme gibi sporlar ile hareketsiz yaşam terkedilecektir.

    Kalp hastalığı olan çocuklarda çeşitli beslenme yöntemleri ve alınan besinlerdeki kalori miktarlarının arttırılması konusunda bir uzman diyetisyen ile görüşülerek bilgi alınabilir.

  • Çocuk sporcularda kalp sağlığı

    Her yıl milyonlarca çocuk ve genç yarışmalı sporlara katılım için hekim raporu alıyor. Aynı zamanda spor yaparken aniden kaybedilen insanların haberleri de hiç de az değil. Sağlık yönünden diğer insanlara göre daha iyi olduğu dahi düşünülen profesyonel ya da amatör dalda spor yapan insanların bu tür sağlık sorunları yaşaması olayın ani ve beklenmedik olması nedeni ile hem aile hem de toplum için yıkıcı etkilere yol açıyor. Spor öncesinde kalp sağlığı yönünden çocuklar nasıl bir incelemeden geçirilmeliler Ne zaman spor yapmak kalp yönünden güvenlidir? Bu aslında çok kolayca verilecek bir yanıt değil…

    SPOR ÖNCESİNDE HANGİ İNCELEMELERDEN GEÇMELİ

    KAN BASINCI ÖLÇÜLMESİ

    Bu çok basit ve zahmetsiz yöntem çocuğunuzda gizli kalmış bir kalp hastalığını ortaya çıkarmakta çok etkil olacaktır.

    EKG:

    Spor öncesi yapılan EKG taramasının en sık ani ölüm nedeni olan hipertrofik kardiyomiyopati ve aritmojenik sağ ventikül kardiyomiyopatisinin yaklayarak oranı %89 azalttığı gösterilmiştir.

    EKOKARDİYOGRAFİ:

    Çocukta var olan ve bulgu vermemiş olan bir çok yapısal kalp hastalığı ve kalp kası hastalıklarının tanısı bu şekilde konabilir.

    EFOR TESTİ:

    Çocuğunuzun kalbinin yapacağı spora vereceği yanıtı, ritm, kalp performansı ve kan basıncı yönünden test eder. Mutlaka Çocuk Kardiyoloğunun gerekli gördüğü hallerde ve doktor gözetiminde yapılmalıdır.

    HOLTER EKG:

    Yirmdört saat ya da daha uzun süre kalp EKG nizin kayıta alınarak incelendiği bu yöntemle kısa süreli olan kalp ritim problemleri yaklanabilir. Ancak Çocuk kardiyoloğunun gerekli gördüğü çocuklarda uygulanmalıdır.

    HANGİ BULGULAR ÇOCUĞUNUZDA SPORA ENGEL KALP HASTALIĞI OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜRÜR?

    Çocuğunuz;

    Egzersizle göğüs ağrısı tarifliyorsa,

    Spor ile nefes darlığı ve aşırı yorgunluk hali oluyorsa,

    Bayıldı ya da bayılmaya yakın bir hissiyat yaşadı ise,

    Ailenizde;

    50 yaşından önce beklenmedik bir ölüm yaşandı ise,

    Kardiyomiyopati (kalp kası hastalığı),

    Kalıtsal ritim problemi hastası,

    Romatizmal hastalığı olan varsa,

    Çocuk Doktorunuz Muayenede,

    Kalp üfürümü duydu ise,

    Marfanoid bir görünüm saptadı ise,

    Hipertansiyon (yüksek kan basıncı) saptadı ise,

    Femoral nabızlarını yeterince hissedemedi ise,

    MUTLAKA SPOR ÖNCESİ BİR ÇOCUK KARDİYOLOĞUNA GÖRÜNMELİSİNİZ.

  • Alerjisi olanlar sonbahara dikkat !

    Alerjisi olanlar sonbahara dikkat !

    Mevsimsel alerjiler denildiğinde akla, ilkbaharda görülen polen alerjileri geliyor, oysa sonbaharda görülen polen alerjileri, çevresel faktörlerle birleşerek alerjik hastalıkları daha çok arttırıyor. Yabani otlardan yayılmaya başlayan polenler, yağışlarla birlikte artan küf mantarları, kapalı mekanda oluşan ev tozu akarları ve artan viral enfeksiyonlar alerjileri ve astım hastalığını tetikliyor.

    Doğa kışa hazırlık yaparken, Ağustos sonu başlayan, Kasım ortasına kadar devam eden polenler çevresel faktörlerle buluştuğunda alerjik hastalıklar artar. Alerjik bünyeli kişilerin bu dönemde çok dikkatli olması gerekmektedir. Özellikle solunum yolu alerjisi olanlar çevresel faktörlere karşı kendilerini korumalıdırlar. Sigara dumanı, egzoz, parfümler, deodorantlar, çamaşır suları, yumuşatıcılar, deterjan kokuları kirli havayı oluştururu ve alerjik kişiler özellikle bu dönemde bu tip ortamlarda bulunmamalıdır. Sonbaharda alerjileri tetikleyen bir başka faktör de, yağışlarla birlikte artan nem ve yine dökülmüş yaprakların etkisiyle toprakta çoğalan küf mantarı sporlarıdır.

    Sonbahar Alerjileriyle Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Alerji tedavisinde ilk yapılması gereken şey korunmaktır. Öncelikle alerjinin sebebini bulmak, polenlerin yoğun olduğu dönemde pencereleri kapalı tutmak, ev içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanmak, polenlerin yoğun olduğu 10:00 ile 16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarıda bulunmamak, dışarıdan eve gelindiğinde duş almak, bütün kıyafetleri değiştirmek, kıyafetleri yatak odalarına koymamak, polenlerin çok olduğu yerde spor yapmamak, ağız ve burunu koruyan maske kullanmak dikkat edilmesi gereken hususlardır.

    Alerjide En Etkili Tedavi Nedir?

    Polen alerjilerinin tedavisinde ki en etkili yöntem aşı tedavisidir. Aşı tedavileri dışında diğerleri hastalığı sadece kontrol eder, hastalık sıklığını ve şiddetini azaltmasına rağmen, tamamen yok etmez. Kan ve deri testleriyle hastanın aşı tedavisi için iyi bir aday olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Aşı tedavilerinin amacı, vücudun savunma sistemine, alerjik maddelere karşı

    “Tolerans” dediğimiz cevap vermeme tepkisini öğretmektir.
    Alerjik kişilere tavsiyelerimiz;

    Bol Güneş: Gün içinde fırsat buldukça acık havda temiz havdan ve güneşten faydalanmak gerekir. Güneşten aldığımız en önemli şey D vitaminidir ve D vitamin eksikliği alerjileri olumsuz etkileyen faktörlerin başında gelir.

    İyi Beslenme: Vücudumuzun benzini olan besinlerimizi iyi seçmemiz gerekir. Sağlıklı bir vücut için gerekli olan şeyler mümkün olduğunca bol sebze ve meyve tüketmek, mümkün olduğunca çok renkte ve çeşitte besin tüketmek ve tabi mümkün olduğunca bunlarda organik olarak tüketmek gerekir.

    Spor: Spor yapmak özellikle yüzme sporu alerjik kişiler için tavsiye edeceğimiz aktivitelerin başında gelmektedir. Fakat her turlu spor, spor yapmamaktan iyidir.

  • Spor yapan çocuk kendine güvenir

    Teknolojik araçlar hayatımızı girdikçe hareketsizleşmeye başladık. Sadece yetişkinlerde değil üstelik! Çocuklar bütün zamanlarını bilgisayar başında geçirir oldu. Oysa çocuklar için spor büyük önem taşıyor. Sporun pek çok faydası olduğu gibi obeziteden de korumaktadır.

    Spor yapmak çağın hastalığı olan ve her yaştaki bireyi tehdit eden obeziteden korunmada da etkili bir yöntemdir. Her çocuğun günde en az 1 saat fiziksel olarak aktif olması önerilir. Bireysel olarak planlanmış spor aktiviteleri çocuğu ileriki yaşlarda yakalanabileceği diyabet, kalp-damar hastalıkları, solunum sistemi hastalıklarından korumakta yardımcı olur. Diyabet, astım gibi kronik rahatsızlıkları olan çocuklarda bile onlara uygun sporların yapılması önerilir. Spor yapılması ilaç gereksinimini azaltıp ve hastalıkların uzun dönemde vücuda verdiği zararlardan korunmaya da yardımcı olur.

    Spor yapmazsa neler olabilir?

    Çocuklar spor yapmadığında sağlıklı arkadaşlık ilişkileri oluşturabilme, grup kurma ve grup çalışması yapma, kazanma-kaybetmeye karşı tepkilerini kontrol edebilme yetilerinin daha geç ve güç kazanılacağını söylemek mümkündür.

    Çocukta kendi başarma duygusu tatmin edilememiş olur, bu da kendine güvenin gelişmesini geciktirir.

    Özellikle ergenlik yaş grubundaki ikilemlerin, patlamaların giderilmesinde etkin olan bir yöntemden faydalanılamamış olur. Keza ergenin sigara ve madde bağımlılığından korunmasında önlem alınmamış olur.

    Spor yapmayan çocuklarda hoşgörü, iletişim yetenekleri, zamanı kullanma becerisi ve zorluklarla mücadele etme yetisi daha geç ve güç gelişecektir.

    Spor yapmayan çocuk ileride ortaya çıkması olası pek çok rahatsızlıktan (diyabet, kalp ve solunum sistemi rahatsızlıkları gibi…) korunma yönteminden mahrum kalmış olur.

    Sporun bedensel gelişmeye olan katkısından yararlanılmamış olur. Yine diyabet ve astımı olan çocuklarda ilaç gereksinimini azaltacak bir yöntem kullanılmamış olur. Spor yapmamak özellikle kronik hastalığı olan çocukların kendini diğer çocuklardan eksik ve yetersiz görmesine ve ruhsal travmaya sebep olur.

    Çocukluk yaşlarda edinilen alışkanlıkların bireyi yaşam boyu etkilediği unutulmamalıdır. Spor yapmak da bunlardan biridir.

  • Astımın ilacı: spor! Peki, hangi spor ?

    Astımın ilacı: spor! Peki, hangi spor ?

    Çocukta, astım belirtilerinin egzersizle ve terlemeyle tetiklendiğini gören anneler, çocuklarının koşup oynamasını kısıtlıyor. Hareketsiz hayat çocuklarda aşırı şişmanlığa yol açıyor ve şişman olmak astım görülme sıklığını 2 kat arttırıyor.

    Astım hastalığı, akciğere hava götüren borucukların daralmasıyla birlikte öksürük, hırıltı ve nefes darlığı belirtilerinin tekrarlanmasıyla oluşuyor. Egzersiz sırasında öksürük ve nefes darlığı yaşanması astımlı çocukların hayat kalitesini bozan en önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla; egzersiz ve spor sonucu astım ataklarının oluşması hareketsiz bir yaşama, hareketsiz bir yaşamda astımın ağırlaşmasına yol açıyor. Bu bir kısır döngü oluşturuyor. Çocukların astım alevlenmesine yol açmadan spor yapmasını sağlamak bu kısır döngüyü ortadan kaldırıyor.

    Astımlı çocukların, egzersize bağlı ataklar yaşamadan spor yapması sağlanabilir. Uygun ilaç tedavisi ile bun mümkündür ve tedavi ile birlikte öksürük ve nefes darlığı şikâyeti yaşamadan çocuklar, rahatça spor yapabilirler.

    Spor ve egzersizin mutluluk hormonu diye adlandırılan endorfin salgısının oluşmasındaki önemi büyüktür. Çocuk alerjik astım hastası, stres ile birlikte astım alevlenmesi yaşamaktadır ve kaygıyı ve stresi uzaklaştıran endorfinin, alerjik hastalarda psikosomatik yapıyı dengeleyici etkisi olduğunu biliyoruz. Stres, reflü üzerinden astım alevlenmesine yol açmakta olup, sporun salgılattığı endorfin hormonu psikolojik stres ve kaygıyı ortadan kaldırırı ve bu reflü oluşumunu engeller. Astım; reflüye bağlı alevlenmeleri de azattır.

    Hangi Sporlar Yapılabilir Hangi Sporlar Yapılamaz

    Aerobik sporları; koşarak yapılan voleybol, basketbol, futbol, tenis gibi kara sporları; soluma kapasitesini artırıcı ve bronş çapını genişletici etkileri vardır. Aerobik ve yoga gibi yüksek volümlü nefes alıp verme en iyi bronş genişleticidir.

    Yüzme : astıma iyi geldiği bilinen bir spordur; ancak kapalı yüzme havuzlarında yüzmek, bu alanlarda var olma olasılığı yüksek küf mantarlarına maruz kalınmasına neden olur. Küf mantarlarının, çocuklarda astım ataklarını tetikleyici etkisi olduğundan kapalı alanlarda yüzmek astım hastalarına önerilmez. Ayrıca havuz suyu temizliğinde kullanılan klorun da astımı alevlendirici etkisi vardır. Bu nedenle, deniz dışında yüzmek astımlı çocuklara bir spor aktivitesi olarak önerilmez.

    Çocuk astım hastalarının spora yönlendirilmesi ve spor yaparken sıkışmalarının engellenmesi için uygun ilaç tedavisinin düzenlenmesi çok önemlidir. Sporun iyileştirici etkileri ile çocukların bir süre sonra ilaç ihtiyacı olmadan da spor yapabilmeleri mümkün olacaktır.