Etiket: Sosyal Medya

  • Sosyal Medya İletişimimizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal Medya İletişimimizi Nasıl Etkiliyor?

    İletişim bilindiği üzere göndericiden alıcıya doğru bilgi, duygu ve düşüncenin paylaşımı olarak bilinen bir süreçtir. İletişim sayesinde insanlar çevresinde meydana gelen olaylardan haberdar olurlar.

    Son yıllarda teknolojik gelişmeler sayesinde insanlar sosyal medya ortamlarını daha fazla kullanmaya başlamışlardır. Sosyal medya bireylerin çevresiyle kurduğu yeni iletişim teknolojilerinden birisidir.

    İnternetin etkin şekilde kullanılmasıyla çeşitli araçlarla gerçekleştirilen (bilgisayar, telefon) iletişim, sanal iletişimdir. Bu araçları iletişimde kolay ve rahat bir şekilde kısa sürede yanıt almak ve birçok ağın birbiriyle birleşimi sonucu evrensel iletişimin oluşması için kullanırız. Bu şekilde sosyal medya her yaştan ve her kültürden insanların talep ve ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu sayede insanlar arasındaki engellerde kaybolmaya başlamıştır. Kişiler artık sosyal medyada fikirlerini paylaşmakta ve bu fikirleri tartışabilmektedir. Yeni fikirler ortaya koyarak, kişisel bilgilerini paylaşabilmekte, alışveriş yapabilmekte, fotoğraf ve video yükleyebilmekte ve iş bulup iş imkanı sunabilmektedir. Kısaca gerçek hayatı sanal ortamda yaşayabilmektedirler.

    Bu şekilde sosyal medya kullanımıyla yeni iletişim kalıpları oluşmaktadır. Teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte toplumun kültürel özellikleri de değişebilmektedir. Sosyal medyada sosyal kimlikten bağımsız bir iletişim vardır. Yani genelde insanlar kendi eğitim durumlarında, gelir seviyesine uygun çevresindeki insanlarla iletişim kurar. Fakat sosyal medyada ekonomik durum, eğitim seviyesi, dil, din ayrımı olmaksızın iletişim kurulur. Farklı düşüncedeki birçok insan bir araya gelerek tartışma ortamı oluşturabilir. Facebook, instagram, twitter gibi çeşitli ağlar ve bloglar sayesinde bilgi alışverişi eskiye oranla daha hızlı olmaktadır. İnternet ortamında genelde konuşma yerine yazı dili kullanılmaktadır. Bu da sanal ortamda farklı bir iletişim tarzı meydana getirmiştir diyebiliriz.

    Sosyal medyanın tüm bu iletişimi kolaylaştıran olumlu taraflarının yanı sıra internet kullanımı sırasında kişinin karşı karşıya kalabileceği tehlikeler ve tehditler de vardır. Farkında olmadan suç örgütleri ve kötü niyetli insanlar haberleşme yapabilmekte, şiddet, öfke, düşmanlık, pornografik öğeler ve yasa dışı içerik ile karşı karşıya kalınabilir. İnternetin çok hızlı gelişmesi denetimden uzak olmasına neden olur.

    Sosyal medya ruh sağlığımızı da önemli ölçüde etkilemektedir. Artık bireyler sosyalleşmek için buluşup birlikte vakit geçirmek yerine sosyal medyada sohbet etmeyi tercih ediyor. Bu sanal gerçeklik kişilere sınırsız özgürlük alanı sunarken aynı zamanda kişilerin kendilerini, duygularını ifade etmelerini ve ilişkilerini en aza indirgemesine neden oluyor.

    Gerçeklik ve sanal gerçeklik arasındaki sınırları çizemezsek bu kimlik bunalımına ve depresyona da yol açar. Sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı kontrol ederek, bu alışkanlığın bağımlılığa dönüşmemesine dikkat etmeliyiz.

  • Sosyal Medya Çocuklarımızı ve Bizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal Medya Çocuklarımızı ve Bizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal medya çocuk üzerine etkisini konu alan bu yazıda şunları bulacaksınız: sosyal medyada çocuklar neden ön planda, videolarda çocuk oyuncuların yer alması nasıl etkiler yaratıyor?

    Statista Ekim 2018 verilerine göre dünyada sosyal medya aboneleri sıralaması şu şekilde:

    1. Facebook – 2,2 milyar

    2. Youtube – 1,9 milyar

    3. WhatsApp – 1,5 milyar

    4. Messenger – 1,3 milyar

    5. Instagram – 1 milyar

    2010 senesinde toplam 1 milyar insan sosyal medya kullanıcı iken, 2021 projeksiyonları 3,2 milyar sosyal medya kullanıcısı olacağını öngörüyor. Böylesine dijitalleştiğimiz dünyada, acaba her şey yolunda mı, özellikle çocuklarımız için?

    Bir bebeğin dünyaya geldiği andan itibaren 1 saat içinde dijital ayak izinin oluştuğu bir dönemdeyiz. Çocuk 2 yaşına geldiğinde ortalama olarak 200 adet içinde kendisinin yer aldığı sosyal medya paylaşımı yapılmış oluyor. Anne babalar olarak çocuğumuz dünyaya geldiğinde bunu herkesle paylaşma isteğinde olduğumuz sırada sosyal medya önemli bir avantaj, öyle ya yanımızda olamayan uzaktaki sevdiklerimiz, akrabalarımız herkes görsün biricik yeğenlerini, torunlarını. Peki, işin rengi gerçekten öyle mi? Çocuklarımızın fotoğraflarını paylaştığımız sosyal medya hesapları bazen herkese açık olabiliyor. Çocuğumuzun kim olduğunu, fiziksel özelliklerinden tutun ismine kadar birçok bilgiyi tüm sosyal medya dünyasına açmış oluyoruz. İşte bu sebeple sizler için çocuklarımızla ilgili paylaşımlar yaparken dikkat etmemizin faydalı olacağı 5 madde derledim.

    Sosyal Medya Çocuk Paylaşırken Dikkat Edilmesini Önerdiğim 5 Durum:

    1- Sosyal medya hesaplarında paylaşıldığında çok daha fazla beğeni aldığı istatistiksel verilerle ortada olan 3 paylaşım objesi var: çocuklar-kediler-köpekler. Çocuk fotoğrafları içeren paylaşımların yüksek sayıda beğeni-tıklama alması, ebeveynleri istem dışı buna yöneltebilir, öyle ya çocuğunuzun olduğu paylaşım, diğer paylaşımlarınıza göre 2-3 kat beğeni aldığında, anne-baba olarak mutlu oluyoruz, değil mi? Oysa bu konuda aşırıya kaçmamak çok çok önemli.

    2- Çocuğunuzla ilgili bir paylaşım yaparken aşırıya kaçmamak için hep şunu kendimize soralım: bu paylaşımı yapmama gerçekten gerek var mı?

    3- Çocuğumuzun ismi, gittiği okul, tatilde nerede olduğumuz gibi bilgileri, herkesin görebileceği açık sosyal medya hesaplarında paylaşmak uygun değildir, aman çok dikkat!

    4- Paylaşımları kimin gördüğü ve takip ettiğini bilmediğimiz sırada, çocuğumuzu gören kişilerin hepsi iyi niyetli olmayabilir.

    5- Çocuğunuz büyüdüğünde acaba çocuk yaşta dijital dünyaya aktarılmış olan izinden memnun olacak mı? Hangimiz 4-5 yaşında saçma sapan hallerdeki fotoğraflarımızın ortalıkta herkesin göreceği şekilde saçılmış olmasını isteriz?

    Önerim şudur:

    Yüz tanıma sistemleri ile sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafın, video içeriğindekilerin yaş grubu yüz analizi ile tespit edilebilir. Kullandığımız sosyal medya aplikasyonu bir çocuk fotoğrafı paylaşacağımız sırada, bize emin olup olmadığımızı sorsa? Ne dersiniz değerli dostlar? Buradan tüm aplikasyon geliştirici yazılımcılara ve yöneticilere mesajımızı iletmiş olalım.

    Sosyal Medya Çocuk Başrolde Olduğu Hesaplar – Vlogger Aileler

    Vlogger Aile hesaplarında, aile üyelerinin içinde yer aldığı, özellikle çocukların sempatikliklerini avantaja dönüştüren birçok video bulunmaktadır. Aile ve çocuk kanalı formatındaki bu kanalların yayınlarında başrolde olan çocukları henüz farik ve mümeyyiz olmayan, yani 18 yaş altında ve akli melekesi yeterli düzeyde gelişmemiş durumdalar. Bu durum 3 farklı şekilde çocuğu etkileyecektir:

    1- Çocuk ne yaptığının farkında olmayacaktır.

    2- Çocuk bu yaptıklarını neden yaptığını bilmeyecektir.

    3- Çocuk yaptıklarının nasıl etkisi olacağından habersizdir.

    İşte bu durumda çocuğun anne ve babasının sorumluluğu çok büyüktür. Sinema ya da televizyon dizilerindeki oyuncu çocukların yaşayabileceği tüm riskler, sosyal medya meşhuru olan çocuklar için de geçerlidir. Kendi yaş grubuna göre sorumlulukların aksaması, akademik ve sosyal gelişimine gerekli zaman ayrılmaması önemli sorunların başında gelmektedir. Üstelik video kanallarında her gün yeni video çekilip eklenmesi önemli bir zaman ayrılmasını gerektirmektedir. Tüm bunlar sırasında çocuğun akademik gelişimi ve süreci doğru yönetmesi zor olabilir.

    Sosyal Medya Çocuk Meşhurlar

    Birçok çocuk film-dizi oyuncusunun, erken gelen şöhret ile yaşadıkları psikolojik sorunların benzerini, sosyal medya meşhuru çocukların da yaşama potansiyelinde olduklarını anne-babalarının unutmaması gerekli. Her videosunun o gün kaç izleme aldığı, kaç takipçisinin olduğu gibi skorları takip eden bir çocuk için rakamların olumsuza döndüğü an, bu durumu nasıl ele alacağı gibi olası senaryolara anne-babaları ne kadar hazır? Çocuğun başrolde olduğu paylaşımlarda sürekli olarak iyi rolde, mutlu, neşeli bir performans sergilemesi beklenecektir. Böylesi bir süreç çocukta performans kaygı bozukluğu yaratabilir.

    Çocuk sosyal medya ünlülerinin ekonomik gelirleri anne-babalarının kontrolündedir. Anne-babalar bu geliri çocuğun akademik ve sosyal gelişimi için ne kadar doğru kullandıkları çok önemli ve gelecek adına belirleyicidir.

    Önerim Şudur:

    Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Çocuk Oyuncular Derneği gibi bir yapının oluşturulması ilk adım olacaktır. Ekran şöhreti ve video yıldızı olan çocukların ve ailelerinin uzman desteği alabileceği bir platfrom oluşturulabilir. Çocuklar ve aileleri ile video içerik uygunluk planları ve ekran şöhretinin doğru yönetilmesi hakkında detaylı atölye çalışmaları yapılabilir.

  • Sosyal Medya Kullanımı İlişkinizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal Medya Kullanımı İlişkinizi Nasıl Etkiliyor?

    Teknolojinin gelişimi ile birlikte birçok alışkanlığımız, özel hayatımız ve sosyal hayatımız değişmeye başladı. Sosyal paylaşım siteleri ve akıllı telefonlar iletişimi kolaylaştırıp, uzağı yakınlaştırırken özel hayatın çizgilerini ihlal etmeye başladı. Günlük yaşamımız, romantik ilişkilerimiz ve bize dair her şeyi sosyal medyada paylaşır haldeyiz. Pekii, sıkça kullandığımız sosyal mecralar romantik ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?
    “Çevrimiçi olduğunu biliyorum, ama bana cevap vermiyor, bazen de mesajlarımı görüyor ama okumuyor, bu beni çok öfkelendiriyor.”, “Neden o fotoğrafını beğendi?”, “Neden onu takip ediyorsun?” tarzı cümleler ilişkinizi etkiler nitelikteyse bu yazımız tam size göre.
    İsmer Aile Danışma Merkezi’ne göre, çiftler arasında en sık rastlanan problemlerden biri iletişimsizliktir. Medya araçları ve sosyal medya ile birlikte iletişim kurma kolaylaşsa da iletişimsizlik arttı. Artık yüz yüze görüşme yerine görüntülü arama, konuşma yerine mesajlaşma tercih ediliyor. Fakat iletişimin önemli unsuru olan yüz yüze olma hep erteleniyor.

    I. Mesaj Yolu İle Tartışmalar
    Mesajlaşma, özellikle de tartışma esnasında kullanılmaması gereken bir iletişim yöntemidir. Çünkü iletişim tek yönlü değildir ve verilmek istenen mesaj yüz yüzeyken beden dili ve diğer etkenler de desteklenir. Fakat mesajlaşma, yanlış anlamlar çıkarılmasına ve asıl konuşulan konudan uzaklaşmaya neden olabilir.

    I. Tartışmaların Online Ortama Taşınması
    Partneriniz ile bir sorun yaşadığınızda bunu sosyal medya üzerinden paylaşmak, diğer insanların da konuya dahil olmalarına neden olacaktır. Bu da ilişkinizde özel olması gereken şeylerin ortalığa saçılmasına ve partnerinizle çözülmesi gereken sorun büyüyerek farklı bir soruna dönüşecektir. İsmer Aile Danışma Merkezine göre, tartışmalarınızı ya da ilişkide yaşadığınız sorunları sosyal medyada paylaşmamak en iyisi olacaktır.

    III. İlişkinin Her Anını Sosyal Medyada Paylaşmak
    İlişkinizin her anını sosyal medyada paylaşmak, anı kaçırmanıza neden olabilir. Yapılan araştırmalar, mutlu ilişkileri olan kişilerin daha az fotoğraf çekip, daha az paylaşım yaptığını göstermiştir. Hayat sizi mutlu ediyorsa, o andan uzaklaştıracak diğer şeylerden de uzak duruyoruz ya da daha az ilgileniyoruz. Bu nedenle size önerimiz ilişkinizde ana odaklanarak, bulunduğunuzun keyfini çıkarmak olacaktır. Kaçırılan anlar sonrasında ilişkiye zarar verebilecek nitelikte olabilir.

    IV. Sosyal Medya Paylaşımları Tartışma Sebebi 
    Çiftler arasında önemli bir problem alanı da bireysel sosyal medya paylaşımları. Özellikle çiftlerden biri sosyal medyaya daha fazla önem veriyor, daha fazla aktif kullanıyorsa bu karşı taraf için bir tehdit unsuru olarak algılanabiliyor. Bunun sonucunda ise yapılan paylaşımlardan farklı anlamlar çıkarma, şüphecilik, sürekli profili takip altına alma ve sonrasında tartışma ile devam eden bir süreç oluşabilmektedir. Yapılan paylaşımların çiftlerden birini rahatsız etmesi sonrası stalkerlık (kişileri gizli takip) gelişmekte ve bu da şüpheciliğin ve sorgulamanın artmasına neden olarak ilişkiyi zedelemektedir.

    V. Sosyal Medya Arkadaşları
    Sosyal medya kullanımı günlük hayatımızın o kadar içine girdi ki, gerçek hayattaki arkadaşlarımız yerine sosyal medyadan edindiğimiz arkadaşları tercih ediyoruz. Facebook’taki arkadaş sayımıza göre kendimizi değerlendiriyoruz. İşte bu aşamada sosyal medyadan edinilen arkadaşlıklar, romantik ilişkilerinizde sorun olabilir. Sosyal medyadan arkadaş edinirken seçici ve sorgulayıcı davranmak gereklidir, unutmayın ki sosyal medya kendimizi en farklı gösterebileceğimiz alandır.

    VI. Her An Ulaşılabilir Olmak
    Partneriniz ile her an birlikte olabilme imkânı, günümüzde çok kolaylaştırıcı bir gelişme gibi görünse de esasında ilişkileri olumsuz etkileyebiliyor. İlişkileri hızlı yaşayıp kolay tüketilebilir hale getirmenin yanı sıra, ilişkileri sıradanlaştırabiliyor. Sonrasında ise mutsuz ve sona gelinmiş bir romantik ilişki ile karşı karşıya kalınabiliyor. Bunu önlemek için partneriniz ile her an mesajlaşmak ya da telefonla görüşmek yerine yüz yüze görüşebileceğiniz kaliteli anlar yaratmak, ilişkinizin enerjisini yükseltmede önemli bir rol üstlenecektir.

  • Sosyal Medya Çılgınlığı

    Sosyal Medya Çılgınlığı

    2000’li yıllarda teknolojinin sınırları aştığı dönemde hayatımıza giren ve artık bizim onu değil, onun bizi yönettiği bir olgu: SOSYAL MEDYA

    İlk başta sadece bir takma adla, masa üstü bilgisayarlarımızla kullanabildiğimiz icq vardı. Şimdiki gençler onu bilmezler. Şimdiki sosyal medya çılgınlığına göre oldukça masumdu. Gerçekten arkadaşlarımızla konuştuğumuz bir aracıydı. Daha cep telefonu yeni yeni çıkmıştı ve ev telefon faturaları çok yüksek geliyor diye aynı anda birden fazla kişiyle konuşabileceğimiz çok güzel bir icattı. Kimse iletişimi arttırmayı hedefleyen bu icadın ileride iletişimi yok edecek boyuta geleceğini tahmin edemezdi.

    Sonraları ilk olarak cep telefonları boyut atladı. Telefon açmak ve mesaj yazmanın dışında tüm dünyaya açılan telefonlar değişik aplikasyonları da beraberinde getirdi. Bunlardan en çok kendini duyuran FACEBOOK oldu. Sonra İnstagram, Snapchat, Tinder ve bunun gibi bir sürü modern çağ icatları gelişti.

    Sözde bu icatların temel noktası uzakta olan arkadaşlarla veya akrabalarla iletişim sağlamak. Peki biz ne için kullanıyoruz? Her şeyden önce flirtleşme ve tanışmalar artık hep bu aplikasyonlar sayesinde. Özenle seçilmiş resimler, “beğen” butonu, 1-2 yorum, sonra direkt mesajlaşma derken Whatsapp’a geçiş ve buluşma. Bu buluşmaların amacı gerçek bir ilişkiden tek gecelik ilişkiye kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Kaç beğeni aldığın veya kaç takipçin olduğu en büyük popülarite sayılmaya başlandı ve parayla takipçi satın alma gibi bir şey icat edildi. Bunların tek bir amacı var aslında. O da beğenilmek, ilgilenilmek ve sevilmek. Herkesin beğenilmeye ve sevilmeye ihtiyacı var ama bunun sanal bir ortamda olması sadece anı kurtarıyor. Hiç farkında değiliz ama gitgide yalnızlaşmaya başlıyoruz. Arkadaşlarımızla veya ailemizle sosyalleşmek için geçirdiğimiz zamanlarda artık elimizde hep bir telefon. Sohbetler yarıda kalıyor, duygular bastırılıyor, tatminsizlik artıyor. Bununla baş etmek için ise daha çok sosyal medyaya saldırılıyor. Daha çok beğeni peşinde sahte hayatlar yaşanmaya başlanıyor.

    Öte yandan sahte hayatlara gerçek imrenmeler oluşuyor. Maddi durumun iyi değil mi; herkesin tatilleri gözüne batmaya başlıyor. Sevdiğin bir arkadaşını, ailenden birini mi kaybettin; herkesin arkadaşı, ailesi gözüne batmaya başlıyor. Sevgilinden yeni mi ayrıldın; sevgililerin pozları gözüne batmaya başlıyor. Neyin eksikse onu görmeye başlıyorsun ve başkalarının hayatıyla kendini kıyaslamaya başlıyorsun. Önce bunun anlamsız olduğunu düşünüyorsun ama her ne oluyorsa bir müddet sonra anlamsızlığı unutup bu sahteliği gerçekmiş gibi algılamaya başlıyorsun ve kendini çaresiz, umutsuz, değersiz, yalnız hissetmeye başlıyorsun.

    Mesajım gitti mi gitmedi mi, tek tik mi çift tik mi, tik mavi oldu mu olmadı mı, çevrimiçi mi çevrimdışı mı, yeni resim koymuş mu koymamış mı, en son neredeymiş, kimlerle arkadaş olmuş, kimleri beğenmiş, kimler onu beğenmiş vb. Bunlar için gün içinde ne kadar vakit harcadığınızın farkında mısınız? Bunun yerine kendinize vakit harcasanız, dinlenseniz, yeni fikirler üretmeye çalışsanız, insanlara yardım etseniz daha tatminkar olmaz mısınız?

    Peki sosyal medyanın hiç mi iyi yanı yok? Tabii ki var. Sosyal medya sayesinde özellikle basın yasağının git gide arttığı ülkemizde gerçek haberleri takip edebiliyoruz. İşlerimizi duyurabiliyoruz. Her şeyin çok hızlı yaşandığı ve yaşam mücadelesinin ciddi boyutlara ulaştığı bu devirde sosyalliğe çok fazla zaman harcayamadığımız için sosyal ağlar geliştirebiliyoruz. Yeni fikirler keşfedebiliyoruz. Gerçekten uzakta olan yakınlarımızla görüşebiliyoruz.

    Ancak sorun şu ki, bilinçli kullanıcılar olmazsak dezavantajları yüzünden psikolojik bunalımlar yaşamamız kaçınılmaz. Hiç kullanmayın demiyorum. İşinize yaradığı ölçüde herkesin sosyal medya kullanması gerektiğini düşünüyorum ancak 7-24 bunun içinde olmak, kendini başka hayatlarla kıyaslamak, hem de bu kıyaslamayı sahte hayatlar için yapmak kişiyi kendisinden an ve an uzaklaştırıyor.

    Özellikle ergen ebeveynlerinin çok dikkat etmesi gerekiyor. Ergenlik zaten duygusal açıdan zor bir süreç. Bu süreçte sosyal medyanın bir ergeni ele geçirmesi çok kolay. Daha “ben kimim, ne istiyorum” sorularını keşfetmeyen ergenlerin bu soruları keşif aşamasında sosyal medya tam anlamıyla bir zehirli virüs. Çocuklarının ellerine telefonu vererek sakinleştirmeye çalışan anne-babalar, bu çocuklar büyüdüğünde neyle sakinleşecekler?

    Bilinçli sosyal medya kullanıcısı olmanız dileğiyle…

  • Biz mi Sosyal Medyayı Kullanıyoruz, Yoksa Sosyal Medya mı Bizi Kullanıyor?

    Biz mi Sosyal Medyayı Kullanıyoruz, Yoksa Sosyal Medya mı Bizi Kullanıyor?

    21. yüzyılın kuşkusuz en göze batan bağımlılığı akıllı telefonlar ve sosyal medya kullanımı olarak karşımıza çıkıyor. Atari, bilgisayar oyunları, internet bağımlılığı derken günümüzde teknoloji dünyasına doğup büyüyen on yaşında çocuklardan tutun, hızla gelişen bu yeni dünyaya ayak uydurmaya çalışan altmış beş yaş üzeri yetişkinlere kadar hepimizin yeni oyuncakları akıllı telefonlarımız ve onları bu kadar vazgeçilmez yapan sosyal medya hesaplarımız (Facebook, Twitter, Instagram vs.) var.  Bu konuda hâlihazırda yapılmış bir sürü araştırmayı bir kenara koyup kahve içmek için oturduğunuz bir yerde masaları izlemeniz bile bu durumu görmenize yeter çünkü artık arkadaşlarımızla ya da ailemizle dışarı çıktığımızda birbirimizin yüzüne bakıp sohbet etmek yerine sadece elimizdeki küçük ekranlara bakıyoruz. Peki, bu durumun olası sonuçları hakkında hiç oturup düşünme fırsatınız oldu mu?

                Sosyal medya ve onun etkileri günümüz araştırmalarının en popüler konularından biri haline geldi. Genellikle ergenler ve genç yetişkinlerle (18-30 yaş aralığı) yapılan çalışmalarda öne çıkan bağlantılı temalardan birkaçı yalnızlık, kaygı bozukları ve tabii ki depresyon. Arkadaşlarımız, ailemiz ve tanıdıklarımızla iletişim kurup kişisel verilerimizi paylaştığımız, haber aldığımız yerler olan sosyal medya hesaplarının, üzerimizdeki etkisi ne kadar kullandığımıza bağlı olarak değişiyor. Bazen özsaygımızı ve hayattan aldığımız keyfi arttırıp bizi mutlu ederken bazen bizi yalnızlığa sürükleyip kendi öz değerimizi sorgulamamıza sebep olabiliyor.* Amerika’da genç yetişkinleler yapılan yakın tarihli bir araştırma sonuçları sosyal medya kullanımı ile depresyonun birbiriyle doğru orantılı bir ilişkisi olduğunu gösteriyor. Yani bu araştırmaya göre ne kadar çok sosyal medya kullanımı o kadar çok depresyon riski demek oluyor. Öz değeri çok yüksek olmayan bireyler değerli oldukları bir platform bulma amacıyla sosyal medyaya daha çok yönelebiliyorlar.***

                Tabii ki tek bir araştırmadan yola çıkarak kesin olarak sosyal medya depresyona sebep olur diyemeyiz ancak dikkatli olmakta ve bilinç geliştirmekte fayda var. Çünkü ergenlerle yapılan başka bir çalışma gösteriyor ki uyumadan önce sosyal medya hesaplarının kontrol edilmesi uyku kalitesini düşürüyor bu da kaygı problemleri de depresyona sebep olabiliyor.***

                Bilinç kazanmak hepimiz için önemli ve unutmamız gereken şey hayattan aldığımız zevk, mutluluğumuz ve kendimize verdiğimiz değer sosyal medya hesaplarımıza bağlı olmamalı, bu hesaplar sadece onu paylaştığımız platformlar olarak kalmalılar. Tatile çıktığımızda ya da dostlarımızla beraberken ekranların arkasında kalmak yerine telefonlarımızı bırakabilmeli ve anın tadını çıkarabilmeliyiz.

  • Sanal Uyuşturucu = FOMO

    Sanal Uyuşturucu = FOMO

    Yaşamımızın her anında aktif olarak yer alan en büyük durumlardan biri hatta en büyüğü olarak ‘sosyal medya’ karşımıza çıkmaktadır. Sosyal medyadaki bilgi akışı çılgınlığı o kadar yoğundur ki bu bir süre sonrasında sürekli takipte kalınması gereken bir olgu olmaktadır.

    FOMO; açılımı; ‘fear of missing out’ yani gündemi-gelişmeleri kaçırma korkusu ve bununla bağlantılı olarak elinde sürekli akıllı telefonlar olan, uykusuz ve işlevselliğini yitirmeye başlayan bir kuşaktan bahsedilebilir. Bu korkunun oluşmasındaki neden kontrol gücünü elden kaybedeceğim düşüncesi ile bağlantılıdır. Her an, her şeyden haberdar olmak isteyen kişi; rutin yapması gereken işlere kendini vermekte zorlanır çünkü gündem bir yandan onun kontrolü dışında akmaktadır ve o takip edememektedir. Bununla bağlantılı olarak ‘nomofobi’ diye adlandırılan telefona bağımlılık durumu ortaya çıkar.

    Sosyal medyada yer almamak ve yer alınca da istenilen miktarda beğeni ve yorum almamak kişide kendisinin ‘onaylanmayan ve beğenilmeyen kimse’ olduğu düşüncesini uyandırmaktadır. Bu da bireyin özgüveninde düşüş gerçekleşmesine yol açmaktadır.

    “FOMO tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık mıdır?” sorunu sıklıkla duymaktayım. Eğer yaşamınızda sosyal medya çok önemli bir rol oynuyorsa, uzak kaldığınızda kriz halinde hemen sosyal medya hesaplarınıza koşmak istiyorsanız yani yoksunluk belirtisi gösteriyorsanız, ona kavuştuğunuzda rahatlama hissi yaşıyorsanız ve sosyal medya hesaplarınızdan uzak kaldığınızda mutsuz oluyorsanız; bu tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık durumuna ulaşmış demektir. Çünkü yaşam kalitenizde ciddi anlamda tahribata yol açmaktadır.

    FOMO en çok Z kuşağı bireylerde yani 15-35 yaş arası “internet çağı çocuğu” diyebileceklerimizde görülmektedir. Özellikle de erkeklerde daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.

    Daha çok bilgisayar başında çalışan bireylerde FOMO görülmektedir. Sosyal medya sayesinde sosyalleşen kişilerde de FOMO ortaya çıkmaktadır. Sosyal medya ortadan kalktığında yalnızlaşan ve mutsuz kişilerdir.

    Aile içerisinde de arkadaş çevresinde de yüz yüze yani gerçek olan ilişkileri zedelemektedir. Çünkü herkes elinde telefonuyla gerçek yaşamdan koparak, “sosyal engelli” bireylere dönüşmeye başlamaktadırlar.

    Peki yaşamımızda hiç mi yer almayacak? Tabiiki hayır. Ancak asıl olan şey tüm yaşamımızı sarıp sarmalayan bir amaç olması yerine araç olması gerekmektedir.

    Bundan kurtulmak ilk aşamada zorlu olacaktır; bireysel olarak baş edemiyorsanız; artık yaşam kalitenizde düşüş; ilişkilerinizde bozulmalar ve işlevsellikte sorunlar yaşıyorsanız mutlaka bir uzmandan destek almanızı öneririm.

  • SOSYAL MEDYA KALABALIK İÇİNDE YALNIZLAŞTIRIYOR

    SOSYAL MEDYA KALABALIK İÇİNDE YALNIZLAŞTIRIYOR

    Sosyal medyanın insan hayatına etkilerini değerlendiren Ceren Yağcıköseoğlu, “paradoks” olarak nitelediği sosyal medyanın ilk bakışta sürekli haberleşme sağlıyormuş gibi göründüğünü, ancak düşünülenin aksine bireyleri asosyalleştirdiğini söyledi. Sosyal medya kullanımındaki artışla birlikte iletişim kurmakta zorlanan bir topluma dönüştüğümüzü söyleyen Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, “Sosyal medya insanları kalabalıklar içerisinde yalnızlaştırıyor” dedi.

    Niçin Kullanılıyor?

    Sosyal medya, yaygınlaşan internet ile birlikte hayatımızın bir parçası haline geldiğini belirten Ceren Yağcıköseoğlu, “Önceleri interneti, film izlemek, müzik dinlemek, haberleri takip etmek ve bilgi araştırması yapmak için kullanırken şimdilerde ise daha çok facebook, instagram ve twitter’da neler olmuş onları takip etmek için kullanır hale geldiğimiz bir gerçek” diyerek sosyal medyanın insanlar üzerindeki etkisine dikkat çekti.

    Dikkat çeken istatistikler

    Son yıllarda sosyal medya kullanımına yönelik istatistiklere işaret eden Yağcıköseoğlu, şu bilgileri paylaştı: “Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya platformlarına baktığımızda ilk sırada %32 ile Facebook’un yer aldığını görüyoruz. Facebook’u %24 ile WhatsApp, %20 ile Facebook Messenger , %17 ile Twitter, %16 ile Instagram takip etmektedir. Her bir dakikada 694.980 durum güncellemesi oluyor ve 532.080 twitt atılıyor, her beş dakikasının birini online olmaya ayıranların oranı ise %40 ve her gün 250 milyon fotoğraf ekleniyor ve %35’i kişinin kendisine ait fotoğraflar.”

    Sergilenen öte kimlik

    Sosyal medyanın yaygınlaşmasını sağlayan etkenlere değinen Yağcıköseoğlu, şöyle konuştu: “Sosyal medya platformlarından herhangi birine üye olmak bile paylaşım yapma isteğini arttırıyor. Tabi ki kullanım amacı, aslında kişilik yapınızın bir parçasını sergilerken bir de kişinin hiç olmayan yönlerini görmesini, sergileme isteğini arttırıyor. Kimileri sosyalleşmeyi, sosyal medyayı kullanarak sağlamaya çalışıyor, kendi hayatlarınıza dair istediklerinizi rahatlıkla paylaşabiliyorsunuz ve takip ettiğiniz kişilerin hayatlarını izleyip, bilgiler edinebiliyorsunuz. Yüz yüzeyken ifade edemediklerinizi, bu yolla çok rahat ifade edebiliyorsunuz, bu şekilde gerçekten öte bir kimlik sergiliyorsunuz aslında”

    Davranış kalıpları

    Sosyal medyayı cazip kılan sebeplere değinen Yağcıköseoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Arkadaş ziyaretleri, yüz yüze sohbetlerde de sosyal medya konuşulur oldu, oradan kimin ne kadar sosyal medyaya zaman ayırdığını ve kimleri takip ettiğini hatta hangi ayrıntılara dikkat ettiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Duygusal ilişkilerin başlangıç, süreç ve bitişinde de önemli rol oynuyor. İlişkiyle ilgili önemli gelişmeler, nişan-düğün davetleri, tüm dilekler için kullanılırken. Eş-sevgili-flört’ün neler paylaştığı, neleri beğendiğinden tutun tüm hareketlerinden anlam çıkarmaya çalışıp, ilişkileri sosyal medya üzerinden yaşamak da son zamanlarda şahit olduğumuz davranış kalıpları arasında.”

    Hikayeler gerçeğe mi dönüşüyor?

    2013 yılında beyazperdeye yansıyan ve yapay zeka programındaki bir kadın sesine karşı duyduğu aşkı konu alan bir erkeğin hikayesinin anlatıldığı, senarist ve yönetmen Spike Jonze’un HER(AŞK) filmine atıfla, filmlere konu olan fantastik öykülerin günümüze çok da yabancı olmadığını sözlerine ekleyen Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, “Sosyal medya kullanımı bu denli artmış, hayatımızın her alanına girmiş ve ona bağımlılığımız her geçen gün artarken, rahat rahat sosyal medyadan sosyalleşmek varken, topluluğa girmek, toplulukta sıkışmış kalmış hissetmekten kaçar olduk ve zamanla daha yalnız ve iletişim kurmakta zorlanan bireyler haline doğru dönüşmeye devam ediyoruz” diye konuştu.

  • SOSYAL MEDYA ÇILGINLIĞI

    SOSYAL MEDYA ÇILGINLIĞI

    Sosyal medya yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Son 2 yıldır çiftlerin birbirlerinden en çok şikayet ettikleri konuların başında geliyor “ eve gelir gelmez elinde telefonu, saatlerce facebookta, instagramda sörf yapıyor” diyerek söylenen çiftlerin sayısı giderek artıyor.

    Bir erkek danışanım 12 yıllık eşini artık tanıyamadığını akıllı telefon aldı alalı evde yemek bile yapmak istemediğini, sürekli mesajlaştığını ve başkalarının hayatlarını merak ederek, sürekli takip ettiğinden şikayetçiydi.

    Tabi evde anne babalar böyle oldukça çocukları da aynı derecede hatta daha fazla sosyal medya ile vakit geçirmeye başlıyor. Hiç tanımadığı kişilerle tanışma tehlikesi olduğu gibi, sırf arkadaşı diye çok fazla güven duyarak pek çok iletişim kazası yaşanabiliyor.

    Örneğin; 15 yaşındaki bir gencin sosyal medya hesabı çalınmış ve onun adına başkalarının olduğu cinsel içerikli videolar paylaşılıp açık adresi ve telefonu paylaşılmıştı. Genç kız bu yaşanılanlardan depresyona girmiş, aile ilişkileri bozulmuş, hatta intihar etmek istemiş ve bir süre çocuk ve ergen psikiyatri servisinde gözetim altına alınmıştı.

    BENLİK ALGISI DÜŞÜK OLANLAR SOSYAL MEDYADA DAHA ÇOK ZAMAN GEÇİRİYOR

    • Benlik algısı daha düşük olan insanlar sosyal medyada kendisini daha güçlü hissediyor , gerçek yaşam yerine sanal ortamı tercih ediyor,
    • Ne yazık ki, sosyal medyada paylaşılanların çoğunun gerçek yaşantılarını yansıttığına inanıp, diğer insanların kendisinden daha iyi bir hayatı olduğuna inanıyor.
    • Başka insanların hayatını takip etme ve başkaları hakkında dedikodu yapma isteğini arttırıyor
    • Gerçek hayatta söylemeye çekindiği fikirlerini sanal ortamda kolaylıkla paylaşabildiği için çoğu zaman saldırganlık duygusunu arttırıyor( bu durum KLAVYE KAHRAMANLIĞI terimini doğuruyor)
    • Özgüveni düşük kişiler veya ailelerinde yeterince ilgi görmeyen ve sevilmediğini hisseden gençler kendilerini olmak istedikleri kimlikte tanıtıyor ve takipçi sayısını arttırmak için yalancı kahramanlar yaratıyor
    • Özellikle toplumsal olaylarda yalan yanlış bilgiler yayarak toplumsal tepki oluşturmayı amaçlayan kişilerin sayısı giderek artıyor
    • Hangi bilgi doğru hangisi yanlış ayırt etmek zorlaşıyor
    • En önemlisi de gerçek yaşamdaki “ANI” kaçırarak , paylaşım yapacağım diyerek sürekli fotoğraf karelerinde sıkışılıp kalınıyor, selfie bağımlıları giderek artıyor
    • Sonuçta uyku bozuklukları, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozuklukları , içe kapanma ve agarofobi ( açık alan korkusu ) gibi psikolojik hastalıkların gelişme riski artıyor

    ANNE BABALAR NELERE DİKKAT ETMELİ?

    • Ailece bir arada olduğunuzda siz başta olmak üzere evde ortak paylaşım saatleri yaratın ve telefonlarınızı kapatın
    • Gerçek arkadaşlarınızla gerçek ortamlarda ilişkilerinizi ihmal etmeyin, çocuklarınıza örnek olun
    • Çocuklarınızla kaliteli zaman geçirin, çocuğunuza sürekli internette vakit geçirmeyi bırakmasını söylemek yerine onun sahip olduğu farklı ilgi alanlarını ve hobilerini keşfetmesine yardımcı olun.
    • 12-13 yaşına kadar çocuklarınıza cep telefonu almayın, telefon alacaksanız bile interneti açık olan akıllı telefonları kullandırmayın
    • Çocuğunuzun internette takip ettiği , üyesi olduğu siteleri kontrol edin
    • Çocuklarınıza yararlı sitelerle yararsız olanları ayırt etmesini öğretin, internette araştırma yapmayı , bilgi edinmek için güvenli siteleri nasıl seçeceğini öğretin
    • Çocuklarınızı siber zorbalık, başkalarının hesaplarını takip etme ve uygunsuz şeyler paylaşma gibi internetin kötü tarafları hakkında da mutlaka uyarın
    • Çocuğunuzun sanal suçlar hakkında bilgilendirin .
  • Depresyonun Sanal Hali

    Depresyonun Sanal Hali

    Çok uzağa gitmeye gerek yok, yaklaşık on sene önce çoğu anne baba bilgisayar kullanmaktan uzak, sosyal medyadan bir haberdi. Genellikle gençlerin kullandığı sosyal medya ağları, günümüzde anneanne babaannelerin dahi ellerinde. Bayramlarda ailebüyüklerini ziyaret etmek yerine birbirimize fotoğraflarımızı yolluyoruz. Özçekim diye bir kelime var artık lügatımızda. Devir değişiyor, zaman hafızamızı şaşkına çevirecek kadar hızlı akıyor. Biz psikologlar için de yeni nesil hastalıklar, yeni nesil tanı sebepleri ortaya çıkıyor.

    Depresyon, kişinin kendisini üzgün, boşlukta, yalnız ve çaresiz hissettiği; genellikle yorgun ve bitkin göründüğü;süreç içinde kilo aldığı ya da verdiği, uyku süresinin arttığı ya da aksine oldukça azaldığı; kişinin hayattan beklentisinin kalmadığı bir süreçtir. Bu duygu durumunu her on insandan dokuzu hayatları boyunca en az bir defa yaşamıştır, yalnız bu duygu durumunu yaşamak depresyon hastası olmak için yeterli değildir. Kişinin ne kadar süre bu süreci yaşadığı da oldukça önemlidir.

    Sosyal medyanın yarattığı algı, kişinin dünyaya bakış açısını derinden etkiliyor. Bunun en büyük ispatı ergenler. Doyumsuz ve memnuniyetsiz insanlara dönüşüyoruz. İmrenmek yerini kıskançlığa bırakıyor. Sahip olduklarımızın değerini bilmek yerine sahip olamadıklarımızın hayalini kurarak hayatımıza devam ediyoruz. Mutluluğumuz elimize telefonumuzu aldığımız ana kadar sürüyor. Telefonumuzu elimize alıyor, tatildeki komşumuza, çocuğuna doğum günü organizasyonu yapan kuzenimize, eşi ile romantik bir yemek yiyen arkadaşımıza bakıyoruz. Günümüz keyifsiz geçmişse, keyifsizliğimize keyifsizlik katmış oluyoruz: Bir türlü de o telefonu elimizden bırakmıyoruz.

    Çocuklarımıza terbiye vermemiz zorlaşıyor. Kendi yaşıtı bir kızı kırmızı ruj sürmüş gören kızımız evi birbirine katıyor, öfkeden deliye dönüyor, imreniyer, küçük yaşta kıskançlığı öğreniyor, kendini eksik hissediyor ve hatta özgüvensizleşiyor. Biz vermek istediğimiz terbiyeyi veremiyor, kendini eksik hissetmesin diye isteğini yerine getiriyoruz. Yaptığımızın yanlış olduğunu bildiğimiz için de anneliğimizi sorguluyor, kendimizi yetersiz hissediyoruz.

    Herkes geziyor, herkes alışveriş yapıyor, herkes para harcıyor sanıyoruz. Ekonomi bir tek bizi mi etkiliyor diye düşünüyoruz. Aklımızda devamlı para, pul; mutluluğun yolunu bu sanıyoruz.

    Bütün gün çalışıyoruz, akşam eve gitmeyi, koltuğa kıvrılmayı belki biraz eşimizle sohbet etmeyi hayal ediyoruz. Eve giriyor, telefonu elimize alıyor ve birden bire eşimizin bizi sevmediği algısına kapılıyoruz. Kocaman güllerle size kocaman gülümseyen kadının saçlarına imreniyoruz, yüzüne imreniyoruz, bu kadına benzersem eşim beni daha çok sever diye düşünüyoruz. Soluğu kuaförde alıyoruz. Sevilmek için kendimizi değiştiriyoruz fakat eşimizle sohbet etmeyi ikinci plana atıyoruz.

    Bir de gördüğümüz dünyanın sahte olduğunu unutuyoruz.

    Kim eşi ile kavgasını sosyal medyada yayınlar? Kim kendini eksik hissettiğinde, küçük düştüğünde paylaşır yaşadıklarını? Ya da kim çocuğunun zayıflarla dolu karnesini yayınlar?

    Algımızı değiştiren sosyal medya bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Kendimizi üzgün, boşlukta, eksik, çaresiz hissetmemize sebep oluyor. Bu his uzun süre devam ettiğinde ise kendini depresyona bırakıyor. Kilomuz değişiyor, uyku düzenimiz bozuluyor, sağlığımızı etkiliyor. Belki bu depresif ruh hali kısa sürecekken, elimizden bırakamadığımız ekran sürecin uzamasına sebep oluyor.

    Kapatın sosyal medyayı, kullanmayın demiyorum ama sosyal medyanın sizi olumsuz etkilediğini, düşüncelerinize zarar verdiğinizi hissettiğinizde telefonu köşeye koyun ve gerçek olan ne varsa ona odaklanın demek istiyorum.

  • ÇAĞIN EN BULAŞICI HASTALIĞI : FOMO

    ÇAĞIN EN BULAŞICI HASTALIĞI : FOMO

    En çok Z kuşağını tehdit eden, son yıllarda artan sosyal medya bağımlılığı olarak tanımlanan FOMO yüzyılın hastalığı olmaya aday gibi görünüyor. Gelişen teknoloji ile birlikte kişilerin sosyal yaşamı da bundan büyük ölçüde etkilenmekte ve sosyal olmanın iletişime geçmenin tanımı artık değişmekte.
    Fomo’nun kelime anlamı “Fear of Missing Out” yani çevrimiçi olmamaktan korkma, kaybetme korkusu. Kişi, internetle bağlantılı olmamaktan korkuyor. Gittiği yerde Wi-Fi çalışmıyorsa , internete giremiyorsa huzursuz oluyor. İnsanlar internete giremediğinde temel bir ihtiyacı karşılanmamış gibi hissediyor. Bu durum bir korku oluşturuyor.  Fomo, bu durumu tanımlamak için popüler psikolojide kullanılan bir terim.  Teknolojik aletlerle geçirilen vakit genellikle aile ve sevdiklerimizle geçireceğimiz zamandan çalınıyor. Bu durum kişilerin günlük zaman dilimindeki aktivitesini bozup eşi ve çocukları ile ilgilenmeyen telefonunu elinden bırakamayan yetikinler olarak sayısı gittikçe artan bir topluluğun ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu kuşağın ebeveynler olarak  yetiştirdiği kuşağın gelecekteki halini hayal ettiğimizde toplumu büyük sıkıntıların beklediğini  sorunun gün geçtikçe büyümekte olduğunu rahatlıkla söylemek ise hiç zor olmuyor.
    Fomo küreselleşmenin bize bir hediyesi. Küreselleşme sadece politik-sosyolojik değişimleri yanında getirmedi aynı zamanda teknolojik bir değişim de oldu. Teknolojinin yaygınlaşması bütün dünyayı birbirine yakınlaştırdı. Eskiden çevremizdeki kişilerle sosyal ağ kurup hayatımıza devam ederken bugün dünyanın her yerinden insanlarla sosyal ağlar üzerinden arkadaşlıklar kurabiliyoruz. Duygusal ilişkiler hatta evlilikler bile sosyal ağlar aracılığı ile günümüzde gerçekleşebilmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre, 2010 ve takip eden yıllarda internet üzerinden tanışıp evlenen insanların oranı %35 artmış. Ancak bu evliliklerin uzun sürmediği ve internet üzerinden tanışıp evlenenlerin %60‘ının 2-5 yıl içerisinde boşandığı görülmüştür. Sanal dünyada tanışıp evlenen kişilerin boşanmasındaki en büyük neden ise insanların kendilerini olduğundan farklı göstermesi ,evliliklerin bu nedenle sahte bir temel üzerine kurulmasıdır. Bu durum zamanla fark edildiğinde boşanmalar da kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır. 
    Teknoloji sayesinde günümüzde istediğimiz bilgiye anında ulaşabiliyoruz. Bu durum dünyayı elektronik bir köye çevirmeye başladı mesafeler yakınlaştı. Aslında düşünüldüğünde bilgiyi yakınlaştıran ve çok büyük kolaylıklar getiren bu durum insanı insan yapan değerleri sarstı.  Bunlardan biri de sosyal medya bağımlılığı, bu bağımlılığın yaşı gittikçe de düşüyor. 3, 4 yaşındaki çocukların elinde telefonlar, tabletler çocuklar uyuşmuş şekilde birbirleri ile oyun oynamıyorlar. Çocuk gelişiminin en önemli parçası olan oyun giderek yerini sanal oyunlara bıraktı.  Anne babalar sussun diye çocuklarına bu sanal uyuşturucuyu çekinmeden veriyorlar. Bu çocuklar ergenlikte sanal olarak arkadaşlık kuran gençlere dönüşmekte ve yetişkin halinde ise artık birbirleri ile dialog kuramayan insanlar oluyorlar. Bu bağımlılık öyle bir hale geldi ki  aynı odada bulunan aile üyeleri de tek kelime bile etmeden ellerinde akıllı telefonlarla saatlerce zaman geçiryorlar. 
    Sosyal Medya ile geçirilen zaman kişinin günlük yaşam düzenini bozduğunda , eskiden yaptığı halde sosyal medya ile geçirdiği zaman nedeniyle artık  aksattığı faaliyetler oluyorsa FOMO kapıdan gözüktü demektir. Sosyal medya bizi sosyal olarak engelli birine dönüştürüyorsa buna rahatsızlık demek gerekiyor.
     Toplumda, sanal âlemde daha fazla yer edinebilmek gibi bir kültür oluştu. Twitter’da yazdıkları retweet yapılmayanlar veya Facebook’da ve İnstagram’da yeterince beğeni almayanlar kendilerini kötü hissediyorlar. Snapchat ie anı yaşamayıp bunun sürekli video kaydını çeken, duygularını bu yolla ifade eden , takipçi sayısı ile var olan ve sevildiğini hisseden kişiler sosyal medya aracılığı ile kendi davranışlarının sözlerinin onaylandığını, sevildiğini hatta değerli olduğunu hissediyor. FOMO da görülen önemli özelliklerden biri de sürekli diğer insanların ne yaptığı ile ilgilenme olarak ortaya çıkıyor. Bu durum insanların kendi yaşantılarından mutlu olmamasına ,sürekli olarak daha iyisini istemesine ve aile içinde çatışmalara neden olacak durumların ortaya çıkmasına da neden olabiliyor. Teknoloji bir amaç için kullanildığı takdirde hayatı kolaylaştırabiliyorken bunun gereğinden fazla kullanılması ile  kişinin günlük yaşam aktivitesini bozuluyorsa,  teknoloji hayatının tek konusu haline geliyorsa, kişi eşiyle ve  çocuklarıyla ilgilenmiyorsa, gerçek arkadaşlıklar kurmuyorsa  artık bağımlılık söz konusu olmaktadır.
    Sosyal medya bağımlılığının belirtileri nelerdir?
    Giderek sosyal medya araçlarını daha fazla kullanmak,
    Sosyal medyaya gün geçtikçe daha fazla ihtiyaç duymak,
    Kullanmadığında huzursuzluk hissetmek,
    Farkında olduğumuz kişisel problemlerimizi sosyal medya aracılığı ile halletmeye çalışmak 
    Sosyal medya kullanımının kişiye güven vermesi.
    Sosyal medyada fazla zaman geçirilmesiyle oluşan bu durum sonucunda kişi, bir yerden sonra işlerin ters gittiğini durumunda anormallik olduğunu boşa vakit geçirdiğini anlamaya başlıyabiliyor ama kendini engelleyemiyor. İşte bağımlılık burada ortaya çıkmaya başlıyor. Kişi hayattan haz almamaya başlıyor. Beyinin ödül olarak algıladığı karşıdaki insanın bize gülümsemesi, arkadaşlarla konuşmak gibi durumlar ödül olarak algılanmamaya başlıyor. Gerçek hayattan sıyrılıp telefon ve bilgisayarın içine kendini hapseden bu insanlar sadece sanal ortamda bulunmaktan zevk alıyor. 
    Çocuklar güvende olsun diye sokağa çıkmasını istemeyen anne babalar bilmiyor ki sokaktan daha büyük bir tehlike evde yanı başında. Çocuklar sahte bir kimlik edinip sanal alemde dolaşıyor. Bunun sonucunda yalan doğal bir olgu olarak çocuğa gözükmeye başlıyor. Kendini olduğu gibi kabul etmeyen hayal ettiği şekilde kendini tanıtan ve gittikçe kendinden uzaklaşan bireyler ortaya çıkmaya başlıyor. Sosyal ağlar insanlara “yeni bir ben” olma seçeneği sunuyor. Ayrıca oluşturulan bu yeni  kimlik istediğin zaman değiştirilebiliyor. İşler ters gidiyorsa olumsuz eleştiri alıyorsan yada popüler olamadıysa hemen başka bir kimlik edinilebiliyor. İşte bu durum normal hayatta ilişki kurarken kendi söylediğimizden ve davranışımızdan sorumlu olma, yaptığımız hataları düzeltmeye çalışma gibi insani olan vasıfları ortadan kaldırıyor. Arkadaşlıklar ve  ilişkiler kısa süreli, sorumluluk almayan çok rahat yalan söyleyen insanlar ve sahte kendilikler…İşte bu durum zamanla insanın gittikçe kendisinden daha fazla uzaklaşmasına, hayatı yaşamamasına gerçek anlamda mutlu olamamasına neden oluyor. 
    Teknoloji gererekli olduğu taktirde amacımıza ulaşmak için bir araç olarak kullanıyorsa hayatımızı kolaylaştırmaktadır. Ancak teknolojiyi bir araç olarak değil hayatımızın merkez noktasına bir amaç olarak koyarsak hayatımızı kısıtlamış kendimizi sosyal bağımlı hale getirmiş oluyoruz. Sosyal medyada ideal bir kullanıcı, gerçek hayat ile sanal dünya arasındaki sınırları koruyabilen kullanıcıdır. Eğer siz anı yaşamaktansa o anın fotoğrafını çekip aldığınız beğeni miktarınca mutlu oluyorsanız gerçek hayattan uzaklaştığınız anlamına gelir bu.
    Telefonu elimizden bırakıp, bilgisayarın başından kalkıp;  insanlarla yüz yüze görüştüğümüz sohbetler, kısa yürüyüşler, aile toplantıları, çocuklarımızla oyun oynamak gibi faaliyetleri arttırıp FOMO dan uzaklaşabiliriz. Unutmamak gerekir ki hiçbir sanal yaşantı gerçek yaşantının yerini tutamaz. Hayata dokunmak ve gerçekten yaşamak için bırakalım elimizden telefonları, kapatalım telefonları. Hayata gerçek bir gülücük hediye edelim  ve gerçek kendiliğimizi  sevelim.  Unutmayalım geçen zaman bir daha geri gelmeyecek.