Etiket: Sorun

  • işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi

    işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi

    işitsel Dikkat, İşitsel Algı Eğitimi

    işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi, dikkatini sese, konuşmaya yöneltemeyen kişilere verilen eğitimdir. Bu kişiler konulanın yanında olsa dahi onları yeteri kadar dinleyemez, zeka problemleri olmadığı halde dinlediklerini anlamakta zorluk çekerler.

    İşitsel dikkat, işitsel algı eğitimi

    Niçin Böyle Olmaktadır?

    Çünkü bu kişiler yeteri kadar dinleyemezler. Dinliyormuş gibi yaparlar ya da hiç oralı olmazlar. Bu nedenle sürekli iletişim sorunu yaşarlar, eğitimde performanslarını ortaya koymada sorun yaşarlar, ana dillerini dahi kullanmada sorun yaşarlar, yönergeleri yerine getirmede sürekli sorun yaşarlar.

    İşitsel dikkat sorununu kimler yaşar?

    a-En başta işitme kayıplı bireyler. Zaten işitsel girdi zayıf olduğu için, sese yönelmekte, sesi takip etmekte ve algılamakta sorun yaşarlar. Kendi hallerinde, kendi dünyalarında yaşamak birazda kolaylarına gelmektedir. Herkes onları böyle kabul etmiştir ne de olsa. işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi, verilen grupların başında gelmektedirler. Ancak bu eğitimden fayda görmeleri için mutlaka işitme cihazı, koklear implant gibi cihaz kullanıyor olmaları gerekir.

    b- Konuşma problemi olanlar. Herhangi işitsel problemi olmadığı halde dil ve konuşma problemi olan bireylerde dil ve konuşma gelişimin sağlanmasında işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi son derece faydalı sonuçlar vermektedir.

    c-Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaşayanlar. Dikkat eksikliği sorunu yaşayanlar da temel sorun dikkat olduğu için her şey gibi ses dikkat etmede de çok ciddi sorunlar vardır. Hiperaktif gurupta ise aşırı hareketlilik bir kişiye ya da duruma koopere olmayı zorlaştırmakta, bazen ise imkansızlaştırmaktadır.Bu grupta da işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi son derece başarılı sonuçlar vermektedir.

    d-Öğrenme sorunu yaşayanlar.

    e- Otizmli bireyler

    f- Çevresiyle iletişim sorunu yaşayanlar

    g- Ders ve sınavlarda performans sorunu yaşayanlar

    İşitsel dikkat, işitsel algı eğitimi nasıl verilmektedir?

    Bunun için geliştirilmiş bilgisayar programları vardır. Ülkemizde de kullanılmakta olan BERARD Metodu en bilinen bilgisayar tabanlı işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi programıdır. Bir çok çocuk ve aile bu metotdan fayda gördüğünü bildirmektedir

    Kitap temelli işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi veren yayınlar vardır. Bu tip kitaplar son dönemde eğitim ve rehabilitasyon hayatımıza hızla katılmaktadır. Her iki sistemde de bireye kulağın ve işitmenin önemi vurgulanmaktadır.

  • Yenidoğan bebek için ilk 48 saat neden önemli?

    Doğumdan sonraki ilk 60 saniyeden başlayarak geçen 48 saatte yapılan girişim ve incelemeler, bebeğin yaşamını tamamen değiştiriyor. Eksik ya da hatalı yapılan uygulamalar yaşamsal sorunlara yol açabiliyor. Gebelik süresince hiçbir sorun olmasa da 10 doğumdan birinde bebek dış hayata uyum sağlamakta zorlanmaktadır.

    Dokuz ay boyunca annesinin karnında rahat, sıcak ve güvenli bir ortamda büyüyen, tüm gereksinimleri annesi tarafından karşılanan ve bu sırada akciğer ile kalp dolaşımı farklı olan bebeğin vücudunda doğumla birlikte dış dünyaya uyum sağlamak için çok hızlı değişiklikler oluyor. Bebek ilk nefesini alması ve kordonunun kesilmesi ile birlikte metabolik dengesini sağlamaya çalışır. Doğumdan sonra eksik ya da hatalı yapılan uygulamalar, yaşamsal sorunlara yol açabilir. 100 bebekten birine kalp masajı yapmak ya da balon-maske ile solutmak gerekmekte olup, her doğumda sorunların önüne geçebilmek için bebekle ilgilenecek bir hekim ve hemşirenin hazır olması gereklidir. Altın dakika olarak nitelendirilen, hayatın ilk 60 saniyesinde bebek soluğunda veya kalbinde problem varsa hemen müdahale edilmesi çok önemlidir.

    Bebeğin ilk aşısı anne sütü

    Doğum sonrası uyumu normal olan bebeklerin ilk muayenesi doğum salonunda yapılabilmekte olup, bu sırada yarık dudak, damak, makatın gelişmemesi ve parmak sayılarında farklılık gibi anomalilerin de kontrolü sağlanmaktadır. Tüm kontrolleri yapılan bebek anneye gösterildikten sonra doğum salonunda anne memesine tutulması gerekir. Emzirme ne kadar erken başlarsa, süt de o kadar erken gelir. Bebeği mikroplara karşı koruyan hücre ve antikorları içeren anne sütü doğumu izleyen günlerde çok zengindir. Anne odasına alındıktan sonra doğumu izleyen bir saat içinde bebeğin mutlaka emzirilmesi gerekmektedir.

    Sezaryanla doğan bebekler adaptasyon sorunu yaşıyor

    Bebeğin ilk 48 saatinde sık karşılaşılan sorunlardan birisi de sarılıktır. Zamanında doğan bebeklerin yüzde 60’ında, erken doğan bebeklerin ise yüzde 80’inde sarılık görülmektedir. İlk 24 saatte meydana gelen sarılıklar patolojiktir ve izlenmesi gereklidir. Fizyolojik sarılık ise ikinci veya üçüncü günde ortaya çıkarak yaklaşık bir-iki hafta sürmektedir. Anne ve bebek arasında kan grubu uyumsuzluğu varsa bu durumun da yakından izlenmesi gerekmektedir. Bebekler kendilerini normal doğuma hazırladıkları için, sezaryen ile doğumda bebekler dış dünyaya adapte olmakta zorlanabilmektedirler. Bebekler ilk idrarını doğumdan sonraki 24 saat, ilk kakayı da 48 saat içinde yaparlar. 48 saat içinde kakanın yapılamaması, barsaklarda tıkanıklık olasılığını düşündürdüğü için mutlaka hekime başvurulması gerekmektedir. Doğumu izleyen günlerde kakanın koyu yeşilimsi-siyah renkte olması da normal kabul edilmektedir.

    Erken doğumlarda risk artıyor

    Doğumdan sonraki ilk dakikada oksijenlenme süreci gecikirse başta beyin olmak üzere tüm organlar zarar görür. Beyin oksijensiz kaldığında havale görülebilir. Bu durumun sonucunda bedensel ve zihinsel gelişim geriliği ile epilepsi, okul başarısızlığı ya da spastisite gibi ileriye dönük pek çok sorunla karşılaşılabilir. Erken müdahale edilerek yoğun bakım ünitesine alınan bebek 24-28 saat içinde iyileşebilmektedir. Erken doğan bebekleri yaşamın ilk 48 saatinde daha fazla sorun beklemektedir. Erken doğum yapacak olan gebelerin mutlaka yenidoğan ünitesi bulunan merkezleri tercih etmesi gerekmektedir. Anne karnındayken kalbinde veya akciğerinde gelişim bozukluğu belirlenen, barsaklarında tıkanıklık, böbreklerinde anomali saptanan bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan merkezlerde doğması önem taşımaktadır.

  • Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Bireylerin kendi aralarında kurdukları ilişki, duygusal ve ruhsal açıdan son derece önemlidir. Hayatımızın büyük bir bölümünü birlikte geçirdiğimiz ebeveynlerimiz, eşimiz, çocuklarımız ile olan ilişkimiz direkt olarak hayatımızı etkilemektedir. 
    Evlilik içerisinde çıkan çatışmalar, problemler, doğru bir şekilde çözülmediği zaman daha büyük sorunlara yol açabilmektedir. Aile ve çift terapisinin amacı, bu çatışmaları çözmek ve daha ilişkiyi daha sağlıklı bir boyuta taşımaktır.
    Aile terapisi bu sorunları çözümlerken kişinin kendisi ve partneri hakkında daha çok bilgi sahibi olmasını amaçlar, olaylara karşı tarafın gözünden bakabilmeyi, mevcut sorunlarla baş edebilme tekniklerini gelişmesini sağlar. 
    Aile ve çift ilişkilerinde problem yaşayan herkes bu terapi yönteminden yararlanabilir. Sıklıkla aşağıdaki konulara çözüm arar;
    Çift ilişkileri
    Evlilik problemleri
    Boşanma
    Çocuk ve ergenlerde davranış bozukluğu ve okul problemleri
    Aile yaşamında değişiklikler
    Ebeveynlik becerileri
    Üvey bireyi bulunan aileler destek.
    Psikoseksüel zorluklar
    Evlat edinme, üvey ebeveyn/çocuk ilişkileri
    Göç eden ailelere destek
    Aile ve çift terapisi uygulamalarının farklı yöntemleri vardır. Çoğu uygulamada görüşmeler çiftin birlikte katılımıyla sağlanır, çiftin kendi aralarındaki iletişimlerini gözlemlerken, yaşanan durumlara farklı bir pencereden bakabilmeleri, eşlerinin istek ve şikayetlerini anlayabilmeleri, partnerlerini tanımaları amaçlanır.
    Aile terapisti yaşanan sorunlarda arabuluculuk yapacak olan ya da suçlunun kim olduğuna karar verecek olan kişi değildir. Ya da size öğütler vererek aile olmayı öğretecek kişi değildir. Terapistin görevi aile bireylerinde farkındalık yaratmaktır. Bu farkındalık ile birlikte aile bireyleri kendi kararlarını veriyor olacaktır. 
    İlişkide yaşanan sorunu çözebilmek adına eşlerin birlikte hareket edebiliyor olması çok büyük bir avantaj sağlar. İki taraf da ortada bir çatışma olduğunun farkındadır ve bunu düzeltme niyetindedirler. Fakat bunun gerçekleşemediği durumlar da olabilmektedir. Bir psikologdan yardım alıyor olmak maalesef bazen çok yanlış yorumlanabiliyor. Çiftlerden biri bu fikre “ben deli değilim, sen git” ya da “benim ihtiyacım yok, sorun sende” gibi bir karşılık verebiliyor. Oysa aile ve çift terapisine katılan kişiler “deli” olarak nitelendirilemeyeceği gibi, terapi içerisinde amaç asla suçluyu bulmak değildir. Eşinize danışmanlık alma teklifinizi bir kavga esnasında ya da sorunları çok yoğun yaşadığınız bir anda söylemeyin. Olumsuz duygular varlığını sürdürürken böyle bir teklifte bulunmak çoğu zaman ters tepki yaratır. Kavga esnasında bu tip bir teklif ile geldiğinizde karşı taraf bunu bir eleştiri ya da hakaret olarak nitelendirip savunmaya geçer ve terapi fikrine kendisini kapatır.
    Kimi kişiler de kişilik yapıları ve toplumsal koşullanmalar ile birlikte “birisinden yardım alma” fikrine sıcak bakmayabiliyor. Bununla birlikte ailede yaşanan problemlerin gizli kalması ve üçüncü bir kişi ile paylaşılmaması gerektiği inancı terapiye katılıma engel teşkil edebiliyor. Eşinizin neden aile ve çift terapisi istemediğini anlamaya çalışın ve onu rahatlatmaya, bu durumun normal ve olması gereken olduğu konusunda ikna etmeye çalışın. Bu konuda bir terapistten de yardım alabilirsiniz.
    Her ne kadar tek başınıza problemli bir evliliği düzeltmeniz çok kolay olmasa da eşinizi ikna edemediğiniz durumlarda tek başınıza da bir terapistten yardım alabilirsiniz. Terapi sürecinde siz kendinizi tanıyabilir, kendi durumunuzu belirleyebilir ve üzerinize düşen düzenlemeleri uygulayabilirsiniz. Sizin evlilik içerisinde bir değişim sağladığınızı gören eşiniz de bu sayede terapiye dahil olmayı kabul edebilir. 

  • Psikoterapi ile İlişki Problemlerinin Çözümü

    Psikoterapi ile İlişki Problemlerinin Çözümü

    Pek çok kişi romantik, aile, arkadaşlık gibi yakın ilişkilerde sorun yaşıyor. Bu sorunların
    kaynağına inildiğinde; kişilerin ilişki kurma, yürütme biçimlerinde ve kişilik yapılarında bir takım
    çarpıklıklar, yanlışlıklar olduğu görülüyor.
    İlişkilerinde problem yaşayan ve yardıma başvuran kişilerin çoğu, yaşadığı ilişkilerde hemen
    hemen aynı sorunlarla karşılaşıyor, sağlıklı bir ilişki yaşamakta zorlanıyor ya da sürekli kısa süreli
    ilişkiler ve ayrılıklar yaşıyor. Problemli bir ilişkiden kopamıyor, sürekli ihanete uğradığından ve
    karşı cinse tamamen güvenemediğinden şikayet ediyor. Bir ilişkiye başlayamıyor ya da
    bitiremiyor veya sürekli ilişki değiştiriyor ve kendisini yoruyor, yıpratıyor. Anlaşılmamaktan
    yakınıyor ve sağlıklı ilişkiler yaşayamıyor.
    Yaşanan bu ve benzeri problemlerde asıl sebep kişinin kendi düşünce ve davranış biçimleridir.
    Buna rağmen pek çok kişi yaşadığı ilişkisel problemlerin sebebi olarak karşı tarafı suçlu görür,
    şanssızlık ya da kadersizlik yaşadığını düşünür. İnsanların nankör ve güvenilmez olduğuna inanır
    fakat asıl sebep kişinin kendi düşünce ve davranış biçimidir. Dolayısıyla ilişkilerinde benzer
    sorunları yaşayan kişi, problemin kaynağı olarak diğerlerini görmek yerine, kendi düşünce ve
    davranış biçimine odaklanmalı, yanlış, çarpık ve bozuk olanları değiştirmelidir.
    Doğru olmayan bu düşünce ve davranış biçimleri, kişinin problemleri algılayış ve yaklaşım
    tarzları, genellikle geçmiş yaşantılarıyla ilişkilidir. Kişinin çocukluğundan itibaren başlayıp devam
    eden süreçte yaşadığı problemler, hayal kırıklıkları, travmalar ve kayıplar onda belirli bir düşünce
    ve davranış sistemi oluşturur. Kişi bu deneyimlerinden yola çıkarak, şuanda yaşadığı ve
    gelecekte yaşayacağı olası tüm problemlere aynı düşünce kalıpları ve davranış biçimleriyle
    yaklaşır. Bu yüzden de ilişkilerinde zaman zaman tıkanmalar, kopmalar yaşar.
    Terapide de amaç, kişiye sorunları çözme becerisi ve ilişkiyi iyileştirebilme yetisi kazandırmaktır.
    Tedavi süreci boyunca yapılan psikoterapi seanlarında, kişinin geçmişte yaşadığı ilişki
    problemlerine ayna tutularak, şimdi ve geçmiş arasında benzerlikler saptanır. Kişinin soruna
    ilişkin düşünce, duygu ve davranış biçimleri tespit edilir. Kişinin geçmişte ve şuanda yaşadığı
    ilişki problemlerine sebep olan, düşünce ve davranış biçimleri belirlenerek, kişinin problemlere
    olan yaklaşımları yeniden düzenlenir.
    Psikoterapi süreciyle beraber kişi, doğru çözüm stratejileri ve yeterli çaba sayesinde yaşadığı
    ilişki problemlerinin üstesinden gelebilir, ilişkilerini iyileştirilebilir. Yeniden düzenlediği düşünce,
    davranış ve yaklaşım şekliyle, karşılaştığı problemlere daha sağlıklı bir bakış açısıyla yaklaşabilir
    ve problemlerle baş edebilir duruma gelebilir.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Genel anlamda günlük hayata dair kaygılardan kaynaklanan panik atak günümüzde yoğun olarak yaşanmaktadır. Yaşanan kaygılar ve korkular alt benliğe yerleşmekte ve ardından nöbetler halinde dışarıya çıkmaktadır. Pek çok kişi tarafından önemsiz bir durum gibi görülen nöbetler önlem alınmaması halinde ciddi sorunların yaşanmasına neden olabilir. Kendini bir hiç gibi hissedecek olan kişi kısır bir döngünün içine girerse buradan kurtulması daha zor olacaktır. Panik atak belli bir yaşta grubunda görülmemekle birlikte başlangıç yaşı 18 ve yukarısı olmaktadır. Tam anlamıyla tedavi edilemeyen panik ataklar ileride kişinin psikolojik açıdan büyük sorunlarla karşılaşmasına neden olabilir.

    Panik Ataklar Günlük Hayatı Etkiler mi?

    5 ila 45 dakika arasında sürebilen ataklar günlük hayatı olumsuz yönde etkilemektedir. Sadece sosyal hayatı değil aynı zamanda da iş hayatını etkileyen sorun, psikolojik ya da fiziksel etmenlerden kaynaklanıyor olabilir.

    * Kaygı bozukluğu,

    * Madde kullanımı,

    * Tiroid bozukluğu,

    * Sosyal fobi,

    * Kontrolsüz ilaç kullanımı ve

    * Gizli şeker panik atak geçirilmesine neden olabilmektedir.

    Panik atak geçiren kişilerin ve yakınlarının öncelikle atak esnasında ne yapacağını çok iyi bilmesi gerekmektedir. Nöbet geldiğinde sakin kalabilmek ve bir yere oturmak çok önemlidir. Mümkünse uzanmak ve kendi kendine teselli vermek etkili bir yaklaşım olabilir. Bu süreç içinde kesinlikle alkol ve sigaradan uzak durmak gerekmektedir. Kişinin sorununun tespit edilebilmesi ve önlemlerin buna göre alınması önerilmektedir.

    Gerginlikten Kurtulma Terapileri

    Panik atak teşhisi konmuş kişilerde tedavi sürecine destek olarak nefes egzersizleri, refleksoloji, spor ve egzersiz, yüksek motivasyon uygulamaları da etki gösterecektir. Panik ataklarının oluşumunu etkileyecek ilaç tedavileri sadece hekimlerin uygun görmesi halinde kullanılabilir. Panik atakların ölüme neden olmayacağı bilinmelidir. Kişinin soruna neden olan kaynağı belirleyebilmesi tedavinin seyrini de tamamen olumluya çevirecektir. Panik atak hastaları kolaydan zora yapamadıkları aktivitelere karşı denemeye tabi tutulmalıdır. Zaman içinde gelişecek olan sağlık durumu kişinin kendi gayreti ile beklenen seviyeye gelecektir. Bu aşamada panik atak yaşayan kişinin ve çevresinin destekleyici rol oynaması son derece önemlidir. Bu sorun ile mücadele etmek için destek almaktan çekinmeyin.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Klostrofobi

    Klostrofobi

    Kapalı alanlarda kalma korkusu olarak tanımlanabilen klostrofobi çocuk, ergen ya da yetişkin bireylerin kapalı, küçük ve karanlık alanlara girmesine engel olmaktadır. Bu tür alanlara girildiğinde nefessiz kalacaklarını ve boğulacaklarını düşünerek endişe krizi yaşayan kişiler genelde çocuk yaşlardan kalan bir travma yaşıyor olabilirler. Her 100 kişiden 10’unda görülen bu sorun insanların sosyal hayatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Kadınlarda erkeklere oranla iki katı fazla görülen sağlık sorunu tedavi edilebilen bir durumdur. Kapalı alan korkusu olanlar genel olarak,

    * Asansöre binemez.

    * Yeraltı trenlerinde yolculuk edemez.

    * Kapalı tünellere giremez ve

    * Uçakla seyahat edemez.

    Boğazlı kazak giyememe, kravat takamama ve gömlek giyince daralma hissi yaşama bu hastalığa yakalananların maruz kaldıkları sorunlar arasında yer almaktadır.

    Uzman Gözüyle Tedavisi Zorunlu Olan Bir Sorun

    Geçer diye düşünülen ancak zaman içinde daha da artabilen semptomlar bu sorununun sosyal hayatı ciddi şekilde etkilemesi ile sonuçlanabilir. Asansöre binemeyen kişiler plazalarda işe giremez, metroya binemeyen kişiler işe geç kalır ve uçağa binemeyen kişiler dünyayı tanıma fırsatını elinden kaçırır. Tedavinin erken başlaması sürecin çok daha hızlı ve kolay bir şekilde sonuçlanmasını sağlayacaktır. Hastalığa dair belirtilerin sizde olduğunu düşünüyorsanız derhal bir uzmana danışmak zorundasınız. Klostrofobi belirtileri arasında,

    * Aşırı terleme,

    * Kalp atışlarında artış,

    * Boğulma hissine kapılma,

    * Dubarların üzerine geldiğini düşünme ve

    * Titreme sayılabilir.

    Çocukken ailesinden şiddet görenlerde daha sık görülen bu sorun psikoterapi yöntemi ile kolay bir şekilde atlatılabilir.

    Kapalı Alan Korkusunun En Sık Görüldüğü Yaşlar

    Çocukluğunda odaya kapatma cezası alanlarda ve evde tek başına bırakılanlarda 30’lu yaşlarda görülmeye başlayan sorun özellikle başlangıç seviyesinde bir uzman kontrolünde kısa sürede sonuca kavuşmaktadır. İleri seviye sorunlarda psikolojik tedavinin yanı sıra ilaç tedavisi de uygulanabilir. Kapalı alan korkusunu geçiştirerek veya ondan kaçarak hiçbir yere varılamayacağı bilinmelidir. Terapi esnasında korkular ile yüzleşme ve kaygılarla mücadele çalışmaları yapılarak hayatın her türlü durumda düzene girmesi amaçlanır. Sorunların üstüne gitmek ve yardım almak en doğru karar olacaktır. Kişinin günlük yaşamının kalitesini düşürecek olan klostrofobi sorunu gevşeme ve nefes egzersizleri eşliğinde ortadan kaldırılabilir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Dikkat Eksikliği

    Dikkat Eksikliği

    Dikkat eksikliği tanısı oldukça zor konabilen bir psikolojik rahatsızlıktır. Hastalık düzeyinde olmayan dikkat eksikliği özellikle çocuklarda sık rastlanan bir durumdur. Hastalık seviyesinde olan sorunlarda dikkat problemleri devreye girmektedir. Çocukların akademik başarılarını ve sosyal yaşamlarını tehdit eden sorun, komut alınmasının önüne de set çekmektedir. Kendisinden bir şey yapılması beklenen çocuğun bu konuda zorlandığı görülebilir. Yaşı küçük olan çocukların dikkat seviyelerinin saniyeler ile sınırlı olduğu da bilinmeli ve hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Çocuklardan yapacaklarından daha fazlasını istemek sorunların en büyük kaynağı olarak görülebilir. Yaşıtları ile oynamayı bilmeyen ve belli bir oyunda uzun süre kalamayan çocuklara dikkat eksikliği koymak son derece yanlış olacaktır.

    Dikkat Eksikliği Hangi Çocuklarda Daha Fazla Görülür?

    Dikkat eksikliğine bağlı olarak görülen hiperaktivite sorununun daha çok erkek çocukları etkilediği yapılan bilimsel çalışmalar eşliğinde kanıtlanmıştır.

    * Anneye bağlanma mekanizmalarının yetersizliği ve

    * Testesteron hormonunun fazlalığı bu sorunların yaşanmasına neden olabilmektedir.

    Bu tür çocuklara sadece evde değil aynı zamanda okulda da özenle yaklaşılması, sorunlarının bilinmesi ve buna göre davranış sergilenmesi son derece önemlidir. Öğrenmede de sorun yaşayabilen bu çocuklar alınacak basit tedbirler eşliğinde kolayca normal yaşamlarına dönebilirler. Bunun için yapılması gereken ilk şey durumu kabullenmek olacaktır. Sürecin doğru işleyebilmesi için konusunda uzman hekimlerden onay alınması ve önerecekleri şekilde uygulamalar yapılması zorunludur. Konsantrasyon gerektiren oyunlarda ve kâğıt işlerinde huzursuzlanan çocukların genel durumlarının izlenmeye alınması erken teşhis açısından avantajlar sağlayacaktır.

    Hayatınızı Kolaylaştıracak Kaynakları Harekete Geçirin

    Çocukluk çağlarında dikkat eksikliği yaşamamış olan bireylerin gençlik dönemlerinde de bu sorun ile karşılaşmayacakları garanti edilemez. Tedavi edilmeyen süreçlerde sorun sadece okul hayatını değil aynı zamanda iş yaşamını ve ikili ilişkileri de sarsabilecek hale gelebilir. Kolay hatalar yapan, yaptığı işi dikkatsizce tamamlayan, uzun süreli dikkat gerektiren işlerde başarısız olan, sık aralıklarla bir oyundan diğerine geçen ve burada da tatmin olmayan, konuşulanı akılda tutamama ve günlük aktiviteleri zamanında yapamayan çocuklarda sorun daha kolay tespit edilebilir. Dikkat eksikliği genel olarak 7 yaşına kadar ortaya çıkmaktadır.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Aldatma Nedir?

    Aldatma Nedir?

    Aldatma konusu, yüzyıllar boyu toplumlarda hep ateşini korudu. Bazı toplumlar aldatmayı

    meşrulaştırmak için şekil değiştirdiler, bazıları ise direkt yasakladı.

    Peki, ne oldu da son zamanlarda bu kadar gündeme oturdu, bu kadar çok duymaya başladık.

    Aslında her ne kadar toplumda gizli kalmış gibi görünse de “aldatma” kelimesini, kadının iş

    hayatına girmesi, güç kazanması, erkeğin karşı cinse ulaşabilmesinin kolaylaşması ,kadının

    erkeğe karşı çıkma gücünü bulması,erkeğin hormonal kotrolünü azaltması,toplumun sadece

    kadının aldatması ile ilgilenmesi gibi nedenlerden dolayı artışlar kaçınılmaz oldu.

    Bunun yanında,ilişkinin sıradanlaşması, ilkişkilere verilen değerlerin azalması, ilişki alanının

    insanların egolarını tatmin etme alanına dönüşmesi nedeniyle aldatmalarda da artış oldu.

    İnsanların sorun çözm becerilerinin yetersizliği, bozulan birşeyi tamir etmek yerine yenisini almak

    ya da başkasıyla gidermesi, toplum yapısının erkek egemen olması ve erkeğe çok eşlilik hakkı

    vermesinden kaynaklanan sosyal nedenler aldatmayı meşru kıldığı kadar arttırdı.

    Esasen ülkemizde aldatmanın artışının nedeni tanımlama sorunudur. Bir kargaşa yaşıyoruz.

    Bizim en çok cevapladığımız soru, yaşanılan şeyin aldatma olup olmadığıdır. O nedenle

    aldatmanın sınırlarınınçizilmesi gerekir. Aldatma bir bağlanma sorunudur. Özellikle narsist tepkiler

    gösteren insanlarda fazla görülür. Kendini daha yüksek gören, eşinden üstün olduğunu düşünen

    veya çevresindekiler tarafından böyle olduğu gözlemlenen, toplumda öyle yorumlar alan kişiler

    aldatmaya daha yakın görürler kendini.

    Aldatma bir bağlanma sorunudur. Bağımlı kişilerde de fazla görülür. İlişkideki sorunları

    çözemeyen, ayn zamanda da kopamayanlar, bir yandan sorunlardan dolayı aldatmaya

    sürüklenirken, diğer yandan daözgüven ve yalnız kalma kaygılarından dolayı da ilişki veya

    evliliğini bitirememektedirler.

    Kişi aldatıldığında adını koymak, nedenlerini bilmek, sorunu çözmek ister. Aldatmak mı-

    sadakatsizlik mi? “Bir kereden bir şey olmaz”, “duygusal olmadığı sürece sorun yok”, “görüşebilir

    ama önemli olan sevmesin”, “konuşsun ama dokunmasın” vs. gibi çok çeşitli yorumlar ve

    açıklamalar duyuyorsunuz. Esas sorun kişinin yaşadığı durumu nasıl algıladığıdır.

    Araştırmalarımda ortak bir tanım olmadığını gördüm. Benim kişisel aldatma tanımımsa şöyle;

    fiziksel ve duygusal anlamda partneri dışındaki biriyle gerek yaşam ve gerek etkinlik olarak

    yapılan tüm özel paylaşımlara aldatma denir. burada önemli olan paylaşımın özel olup

    olmadığıdır. Aldatmanın tam olarak tanımlanamaması, aldatmanın ve aldatılmanın çok değişik

    şekillerde algılanmasıyla ilgilidir. Algılamalardaki bu çeşitlilik aldatma çeşitlerini ortaya çıkarır.

    Sanal Aldatma:

    Son 10 yılda patlama gösteren aldatma çeşididir. Sanal cinsellik, sanal duygusallık birer

    aldatmadır. Sonuçta hayatınızda biri var ve siz başkası ile özel paylaşımlarda bulunuyor iseniz bu

    aldatmaya girer. Sanal yaşam, ortam itibariyle sanal, yaşattığı ve hissettirdikleri ile ise reeldir.

    Sanal aldatmanın artışının temelinde de sınırlar ve tanım sorunu halen mevcuttur.

    Duygusal Aldatma:

    Bu tip aldatmalar ağırlıklı olarak çatışma içindeki bireyin psikolojisini yansıtır. Yani kafasında

    oturtamadığı, ortamın uygun olmadığı, karar almak yerine heyecanı yaşamak amaçlıdır. Uzaklık

    (uzaklığın verdiği güven), merak, ilişkisindeki mutsuzluk, hayranlık, heyecan arayışı gibi etmenler

    duygusal aldatmayı doğurur. Ağırlıklı olarak kadınlarda görülür. Kendi ilişkisindeki boşluğu, yanlış

    evliliğinin eksikliğini, kendilik değerini bu tip bir ilişki şekliyle doldurmaktır.

    Cinsel Aldatma:

    Aslında kişi eşiyle her türlü cinselliği üst düzeyde yaşasa bile cinsel aldatma olabilir. Peki neden?

    Toplumumuzda bir kadını elde etmek erkek için her zaman bir güç ve kendini kanıtlamak olarak

    algılanmıştır. Özellikle en güzeli, en zoru elde etmek erkeğin prestij göstergesidir. Hepsi için iddia

    edilmese de ilişkilere bu şekilde bakılan ortamlarda büyüyen bir Türk erkeği ister istemez (biyolojik

    yapı hariç) her zaman aldatmaya yatkınlık gösterir.

    Flörtözlük :

    Adı konulmamış, şeklen sosyal ilişki gibi görünse de adını koyulmayan,karşılıklı beğeni ve ilgiye

    dayalı ilişki şeklidir. Hem beğenilmek, hem de beğenmek bu tip iletişim-ilişkilerin

    motivasyonudur.buradan bir ilişki çıkıp çıkmayacağı bilinmese de risk faktörü mevcuttur. Flörtöz

    yaklaşımlar, insanları motive eder, rahatlık ve özgürlük sağlar. Bir yandan hiç Bir şey yoktur. Bir

    yandan da karşılıklı beğeni vardır. Paylaşımlar, sözel veya davranışsal olarak somut olmadığı

    sürece aldatmadan sayamayız.

    İnsanlar Neden Aldatırlar?

    Koz Erkek psikolojisi, hormonal yapısı gereği cinselliği ilişkide temel dinamik olarak görür. Bize

    gelen danışanlarımızda ve ailelerimizde de gördüğümüz kadarıyla erkeklerin en çok şikayetçi

    oldukları nokta cinselliktir. Erkeğin aldatmasının altında yatan nedenlerden biri, eşinin cinselliği bir

    silah ya da koz olarak kullanmasıdır. Erkek cinsellik için boyun eğmemek ayrıca kendini muhtaç

    hissetmemek için aldatma girişiminde bulunur. Aynı şekilde, kadın da erkeğin ilgi ve sevgisini

    kazanabilmek için aldatma girişimde bulunabilir. Cinselliğin koz olarak kulanılması, yüksek

    kırılmışlık ve gizli öfkenin göstergesidir. Eğer cinsellik eşlerden biri tarafından koz olarak

    kullanılırsa, diğer taraf mahrum kalma ve dışlanma duygusu ile aldatmayı hak olarak görür. Hem

    hak olarak görür hem de mahrumiyetin cezası olarak algılar.

    Kompleksler Kişi her yaşta güçlü olmak ve beğenilmek ister. Böyle durumlarda iyi hissetmek için

    aldatma yoluna başvurabilir. Özellikle kendinden küçükler ile bu olayı gerçekleştirmeleri hala işe

    yaradıklarını görmeleri bakımından kişileri daha mutlu eder. Kadınlar ve erkeklerde menopoz-
    antropoz dönemine yakın yaşlarda genç partnerler ile aldatma yaşanır. Yaşlılığı kabul etmek

    istemeyen, kendini kanıtlamak,özgüven kazanmak isteyen erkek ve kadınlarda sık rastlanılan bir

    durumdur. Magazin basınında çok sık görüyoruz; ileri yaşlardaki erkek ya da kadınların genç

    sevgilileriyle boy göstermeleri, yaşlarını görmezden gelmek ve hala beğeniliyor olduğunu

    göstermek için yapılan bir davranıştır. Aynı zamanda hayatın anlamsızlığına ve ölüm korkusuna

    bir meydan okumaktır bu tip aldatmalar.

    Psikolojik Nedenler

    İnsanların sosyal anlamda temel ihtiyaçları kabul edilmek, beğenilmek, onaylanmak, güvenmek ve

    sevilmektir. Kişi kendini mutsuz, önemsiz, değersiz hissettiğinde bu temel ihtiyaçlarını

    giderebilmek için çareler arar, başka birilerinin kendisine değer vermesi, onu mutlu eder. Özellikle

    depresyonda olan erkek ve kadınların hem riskli davranışları hem de kendini değerli hissetmeleri

    aldatmaya sürükletir. Hem değer görmek hem de halen ilgi çektiğini görmek depresyonda

    olanlarda olumlu etki yapmaktadır. (Bir nevi antidepresan etkisi.) Erkekler, kadınların hamilelik,

    doğum sonrası ve depresyon durumlarında, beklediği ilgi ve cinselliği göremediğinden aldatma

    kayabilir.

    Aldatan kişi yakalanmadığı sürece davranışa devam eder, sonuçlarını hep düşünür aslında; ama

    içsel çatışmayı da aşamaz. Genelde aldatma sonrası vicdani rahatsızlık oluşur. Akabinde de

    suçluluk duygusu ortaya çıkar. Bazen kişi kendini daha iyi hissetmek için eşinin/sevgilisinin

    hatalarını arar. Sanki bedeliniödetmiş düşüncesiyle o hata yaptıkça kişi kendisini daha iyi

    hisseder. Aldatmalarda kişi aldatmanın nedenini kendisi dışında başka nedenlere dayandırdıkça

    kendisini daha iyi hissedeceği için, devamlı eşinin veya partnerinin hatalarını görmek ister. Aksi

    takdirde eşinin mükemmel olması, aldatanın vicdani rahatsızlığını daha da arttırır. Aldatan kişi, eşi

    kendisine iyi davrandıkça kendini daha kötü hissedebilir. Bu durumda da ayrılmayı huzursuzluktan

    dolayı daha fazla isteyebilir

    ilişkisel (evlilik) Nedenleri Evlilikte yaşanan sorunlar ve eşlerin ilişki içindeki hareketleri de

    aldatmaya sürükleyen nedenlerden bazılarını oluşturur. Bunlardan bazıları aşağıdadır.

    • kontrol etmek ve tahhakküm altına almaya çalışmak

    • ilgisiz ve sorumsuz eş

    • cinsel tepkiler ve reddediliş

    • devamlı alttan alma, pasiflik.

    • Bağımlı veya narsist kişilikli eşlerin varlığı

    • sevmeden evlenmek,sadece sahip olunan nitelikler için ilişki yaşamak ( para, kariyer,şekil,statü

    vs)

    • otorite savaşları

    • bencil eş

    • eşlerin çoçuktan sonra rol kaybı.( eş olmayı unutup sadece anne veya baba olmak)

    • yüksek beklentiler ve hayal kırıklıkları

    • psikolojik sorunlar ve kişilik yapıları

    • aldatan-aldatılan anne baba ile büyümek-tanık olmak

    Aldatılan Kişi Neler Yaşar ?

    Aldatılan kişi, kendini yetersiz, beğenilmeyen, ilgi çekmeyen biri olarak görür. Bunun sonucunda

    haksızlığa uğradığını düşünen, öfkeli ve partnerine dokunmak istemeyen bir eş ortaya çıkar.

    Aldatılan kişilerde “keşke”ler çoktur. İlişkisinde harcanan emek, zaman, yaptığı fedakarlıklar,

    gösterdiği sadakat vb. tümü zihninden film şeridi gibi geçer. Aynı zamanda kişi aldatanı aldatma

    girişiminde de bulunur, asıl amaç aldatmak değil, intikamdır.

    Aldatmalarda tek neden kişinin eşiyle yaşadığı ilişkisinde cinsel ve duygusal anlamda doyuma

    ulaşmaması değildir. Çocukluğundan itibaren değersizlik duygusu içinde büyüyen biri uygun

    ortamda bu duygusunu tatmin etmek için aldatabilir. Bazen kişi bir anlık heyecan için de bunu

    yapabilir.

    Aldatan insanlar aslında kötü insandır diyemeyiz. Bunu bir suç olarak değil sapma olarak görmek

    daha doğru olur. Yaşanan bir aldatma olayının aldatma olup olmadığı dışarıdan yapılan gözlemle

    değerlendirilemez. Aldatılanın hissettiği rahatsızlık duygusuyla paraleldir; siz ne kadar çok

    rahatsız iseniz, o olay o kadar çok aldatmadır.

    Kabulleniş:

    Bazı durumlarda aldatılan kişi sonuçlarını ve ağır psikolojik etkilerini kaldıramayacağını düşünerek

    durumu görmezden gelir ya da reddeder. Bu durum ileriki yıllarda aldatılan tarafından ısıtılıp

    ısıtılıp tekrar gündeme getirilir. Yani yeri ve zamanında verilmeyen bir tepki, büyüyerek ve

    psikolojik rahatsızlıklara yol açarak gösterir kendini. Mesela yapılan araştırmalarda, aldatılmanın

    temel bir depresyon nedeni olduğu tespit edilmiştir. Böyle durumlarda uzmandan destek almak

    gerekir.

    Evli kişiler,, genelde evliliğini riske sokmayacak, kendisinden çok şey beklemeyecek birini arar.

    Gerek kadın gerekse erkeklerde bu kaçınılmazdır. Bir yandan kendisini ve geleceğini garantiye

    alan evliliğini koruma, bir yandan da şu anı mutlu yaşama isteği ağır basar. Aslında yapılması

    gereken, mutluluğu dışarıda aramak ve sonu olmayan anlık zevkler yerine, evliliğini iyileştirmektir.

    Taraflardan birinin sosyo-ekonomik düzeyinin yükselmesi de aldatmayı doğurabilir. Eşlerden biri

    kendini ulaşılmaz gördüğünde diğer eş bunu aldatma ile aşmak isteyebilir. Aynı zamanda ona

    olan öfkesini buşekilde ifade eder. Aldatılan kişilerin yaşadıkları acıları bazı yazarlar, anne-babayı

    kaybetme üzüntüsü ile eşleştirmişlerdir. Hayatın film şeridi gibi gözünüzün önünde geçmesidir.

    Aldatılan kişinin sadece rahatlatılması değil, durumu analiz edip doğru yorumlaması için uzman

    desteği alması şarttır.

    Aldatılan kişi düşünce ve duyguları

    değersizlik pişmanlık suçluluk umutsuzluk öfke güçsüzlük Aldatılan kişi ile çalışırken bu temel

    duygu ve düşünce çerçevesinde çalışmak gerekir. Geçici iyi hissetmeler çözüm değil, kalıcı

    kalıntılara neden olur.

    Magazin basınında aldatmalar, birer kötü örnek olmakla beraber özendiricidir. Genelde aldatanın

    aldattıktan sonraki mutlu hayatı hep verilir. (Pınar Altuğ, Hüsnü Şenlendirici, Cem Hakko, Kaya

    Çilingiroğlu gibi.) Aslında verilen haberlerde aldatılanın yaşadıklarına da değinilmiş olsa ve

    aldatanlar yüceltilmek yerine eleştirilmiş olsa özendirici etkisi azalabilir. Kocasını ya da karsını

    aldatan birinin ertesi gün canlı yayına çıkıp hiçbir şey olmamış gibi program yapması

    düşündürücüdür.

    Her aldatma ilişkiyi bitirir mi?

    Kişinin yaşadığı duygusal travmayla baş edebilme gücü, problemin çözülebilme ihtimali, partnere

    olan güven, ilişkiyi koruma ve kurtarma isteği birer yol haritasıdır. Önemli olan bitirmek ya da

    bitirmemek değil, sorunun çözümüdür. Bu aşamalarda doğru insanlar ve kaynaklarla durumu

    paylaşmak yani üçüncüşahsı doğru seçmek ilişkinin akıbeti açısından önemlidir. Örneğin aldatılan

    bir kadının feminist bakış açısına sahip bir arkadaşından alacağı en muhtemel öneri “ayrılmasıdır.

    Aldatma ile ilişkiyi bitirmek aceleci bir karardır.acele etmeye gerek yok. istediğiniz zaman

    ayrılabilirsiniz zaten. ama önceli olan devam edilse d bitirilecekse de sağlıklı bir süreç

    izlenmesidir. ayrıldığında sorunun çözüleceğini düşünenler, ayrıldıktan sonra büyük sıkıntılar

    yaşarlar. soruların çoğu cevapsız kaldığı için aldatmanın taziyesi uzun sürer. Etkilerinden

    kurtulmadan, soruların cevabı alınmadan, analiz edilmeden karar alınmaması gerekir.

    Neler Yapılabilir?

    1. Aldatan kişi, bu durumu çözmek ve ilişkiyi toparlamak istiyorsa önce “evet aldattım, bütün kusur

    bende” demelidir. kabullenme olmadan iyileşme olmaz. tıpkı hastalık gibidir. hasta olduğunu kabul

    etmeyen ilaç içmez, tedavi olmaz. ve iyileşemez.

    2. Şüphelendiğinizde kurgu yapmak yerine, uygun bir ortam, iletişime açık bir ses tonu ve beden

    diliyle partnerinizle konuşun.

    3. Hissettiklerinizden bahsedin. Suçlamak ve hesap sormak sadece savunma yaratır.

    4. Eğer aldatıldığınız kesin ise, bunu onunla konuşun. Nedenlerini ve açıklamasını dinlemeden

    karar vermeyin.

    5. Olayı 3. kişilere anlatmadan önce, kendi aranızda çözmeniz gerekir. Sonuçta anlattıktan sonra

    ayrılmanız zorunlu hale gelebilir. bazı insanlar sadece olay ortaya çıktığı için ayrılmayı zaruri

    görev görür. insanların ondan bunu beklediğini sanır. çevrenizdekilerin ; “Neden halen berabersin,

    daha ne yapmasını bekliyorsun” gibi duyumlar ilişkiye devam etseniz bile sizi rahatsız edebilir.

    6. Aldatılan kişi, her zaman suçu kendinde aramamalıdır. nedenler ne olursa olsun aldatılmak

    kader değil.

    7. aldatılma sonrası cinselliğe devam etmek, aldatılanın özgüvenini kazanmak ve kaybetmekten

    korkmasının göstergesidir. cinsellik yaşamaya devam etse de duygusal olarak kendisi ile çatışır.

    bu süreçte aldatılan istemediği sürece cinsellik yaşanmaması gerekir. aldatılan ise cinselliği koz

    olarak kullanmamalıdır.

    8. Aldatmak, bir cinsiyet özelliği değildir. Kişinin yetişme tarzı, çocukluğu, sosyal yapının özelliği,

    evlilikten veya ilişkiden beklentisi bunu belirler. aldatılan kişi, ayrılsa da bu hatay karşı cinsin

    tümüne yüklemeden çözümlemelidir.

    9. Siz mükemmel bir eş olsanız bile eşinizin sizi aldatması onun sorunu ve özelliğidir. her aldatma

    %100 evlilik sorunu göstergesi değildir.

    10. aldatmalarda, aldatanın zayıflığını görmezden gelmemek gerekir.

    11. Erkeğin büyütülürken annesi tarafından “aslan oğlum, istediğini yap, sana kız mı yok” gibi

    telkinleri sadakati azaltır. Hep alternatifi olduğunu ve hep daha iyisini bulacağını düşünür.bu tip

    narsist benlik gelişimlerine engel olmak için yetiştirme şekillerine dikkat etmek gerekir.

    12. Aldatma bir bağlanma ve bütün olma sorunudur. Bazen sizin hiç bir sorununuz olmasa da

    aldatılabilirsiniz. Bu durum sizin dışınızda nedenlerden kaynaklanır. Kendinizi suçlamanız sonucu

    değiştirmez.

    13. Eğer eşinizi aldattıysanız ve tekrar yapmayacaksanız. ama pişman iseniz bunu eşinize

    anlatın..

    14. “Bir kez aldatan hep aldatır” doğru bir analiz değildir.

    15. Devamlı olarak aldatıyorsanız, siz ve eşiniz için en sağlıklısı ya destek almak ya da

    ayrılmaktır. Zaman ilerledikçe her iki tarafın da ruh sağlığını bozulabilir.

    16. Eşiniz sizi aldatmış olsa bile bunu çocuklarınız ile asla paylaşmayın.çocukları yanınıza

    almanız,sizi bu evlilikte her zaman haklı çıkarmaz.

    17. Aldatılmış olsanız bile intikam için aldatmayın. Bu sizin için ileride büyük değersizlik duygusu

    oluşturur.

    18. Eğer eşinizi aldatıyor ve kendinizi mutlu hissediyorsanız, sizde değersizlik temelli duygular

    veya gizli biröfke mevcuttur. Temelde kendini değersiz hissetmeler, belli aralıklarla geçici değer

    görmeler ile bunu kapatmaya çalışmak yerine psikoterapi almak en sağlıklısıdır.

    19. Aldatma resmi olarak boşanma nedenidir. Cezai olarak, hem aldatan hem de buna neden olan

    kişiye (3.kişiye)yasalarca ceza öngörülmektedir.

    20. aldatma sonrası yaşanan duygusal ve fiziksel sıkıntılar için destek alınması zorunludur. alkol

    almak, yok saymak,uykuya dalmak,ilaçlara sarılmak anlık rahatlık verse de taziyenin bitişini

    sağlamaz.

    21. aldatma olayı, bir ilişki için artçı deprem olarak görülüp ilişikiyi tekrar dizayn etmek için aynı

    zamanda olumlu bir fırsata dönüştürülebilir. aldatma sayesinde ilişkideki sorunlar,

    konuşulamayanlar, biriktirilenler ortaya çıkar ve çözümü için adımlar atılır.

    22. aldatma sonrası, en büyük sorun tekrar güvenmektir. aldatan kişi, aldatılanın güven ihtiyacını

    gidermek için sabırlı olmalı, sık sık sorulacak olan sorulara karşı tutarlı olmalı,pes etmeden

    cevaplamalıdır. güven sınaması için sizin telefon veya mail adreslerinizi incelemek isterse sadece

    bir süreliğine izin vermelisiniz. unutmayın, kırılan bir (öz) güvenin bedelsiz tamiri olmaz.

    23. aldatılan kişi, ne kadar merak ederse o kadar derine girer. bir noktadan sonra herşeyi

    detayına kadar öğrenmekten vazgeçmeli, bildiği kadarıyla kabul etmelidir. aksi taktirde sorunun ve

    merakın sonun olmadığını bilmelidir.

    24. aldatan kişi, bir an önce herşeyin normale dönmesi için aceleci davranmamalıdır. bu olayı

    basite almamalıdır.

    25. aldatılan kişi, daha fazla detay talep ederse ,bunlar açıklanmamalıdır. örneğin; eşinizin diğer

    kişiyle nasıl öpüştüğünü bilmeniz ne sizin ruh sağlığınıza ne evliliğinize bir fayda sağlamaz.

    26. eğer ilişkinizi düzeltmek istiyorsanız; ona karşı net olun. neler beklediğinizi, bundan sonra

    nasıl bir sistem istediğinizi belirtin. açık ve net olmak iki tarafın da yol haritasıdır.

    27. aldatılan kişi, evliliğindeki ve kişiliğindeki zayıf ve sorunlu kısımları fark etmeli, çözmeyi

    seçmelidir. Çünkü nedenler değişmedikçe sonuçlar da değişmez.

  • Çocuklarda konuşma becerisi ve ilişkili sorunlar

    Çocuklarda konuşma becerisi ve ilişkili sorunlar

    Konuşma beyinde başlar ve ses aracılığı ile ifade edilir. Ses, iletişimin duyulabilir hale gelmesinde önemli bir araçtır. Bebekler konuşmaz ancak çeşitli sesler çıkarır. Bunu iletişim amacıyla kullanır. Bebeğin çevreyle ilk zamanlardaki iletişim şekli ağlamadır. İsteklerini, ihtiyaçlarını ağlayarak belirtir.

    İnsanların konuşabilmesi birçok organın işbirliğini gerektirir. Ses telleri başta olmak üzere larenks (gırtlak), farenks (yutak), solunum yolları ve akciğer, dil ,damak ve dudak gibi organlarımızın konuşabilmemiz için anatomik (yapısal) ve fonksiyonel (işlevsel) olarak sağlıklı olması gerekir.

    Konuşma için gerekli olan çeşitli organların hareketleriyle ilgili komutlar beyinde yüksek işlevi olan merkezlerde hazırlanır ve buradan çıkan uyarılar sinirler aracılığı ile bu organlara iletilerek hareket sağlanır. Beyindeki konuşma işlevi ile ilgili merkezlerin, kasların ve sinirlerin hastalığına ya da bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan konuşma bozuklukları nedeni NÖROLOJİK MUAYENE ve GEREKLİ LABORATUVAR TESTLERİ ile saptanmaya çalışılır.

    Konuşmanın çocuklarda kronolojik gelişimi nasıldır?

    Çocukların gelişimsel özellikleri içinde en karmaşık olan ve normallik yaş aralığı en geniş olan dil ve konuşma becerisidir.Gecikmeden söz edebilmek için çocuğun bulunduğu yaş aralığının üst sınırında olmasına rağmen bu beceriyi halen gösteremediğini belirlemek gerekir

    Dil ve Konuşma becerisinin sağlıklı gelişebilmesi bazı şartlara bağlıdır.

    Bu şartlarda yaşanan sorunlar ve belirtiler aile ve doktor tarafından saptanmalıdır.

    1- İşitme normal olmalıdır. Çevresiyle yeterli iletişim kurmayan ve ses ya da kişilere tepki vermeyen bir bebekte öncelikle işitme doğru değerlendirilmelidir.

    2- Konuşmayı sağlayan organların gerek yapısal gerekse işlevsel normalliği gereklidir. Bebeklerde emme, yutma yeterliliği ve salya kontrolü bu anlamda başlangıçta sorun olmadığını gösteren belirtilerdir. Çiğneme becerisindeki yeterlilikte diğer bir önemli göstergedir.

    3- Konuşmanın doğru ve anlaşılabilir gelişmesi için oral-motor yeterliliğinin tam olması gerekir. Örneğin çocuğun yaşına uygun beklentiler sınırında bardaktan suyunu içebilmesi, çiğneme sırasında dil hareketlerinin yeterli haraketliliğini görabilmek önemli ip uçlarıdır.

    4- Zeka veya zihinsel işlev sorunu olan çocukların dil ve konuşma gelişimi gecikir.

    5- Motor gelişim geriliği veya gecikmesi olan çocuklarda , prematüre doğan ve uzun süreli yoğun bakım tedavisi gerektiren bebeklerde, bebeklik erken dönemlerinde beyin iltihabı veya önemli enfeksiyon hastalığı yaşamış çocuklarda, kafa içine kanama olmuş bebeklerde, işitme sinirini olumsuz etkileyecek ilaçları uzun süre kullanan çocuklarda konuşma ve dil sorunu yaşanabileceği unutulmamalıdır

    Dil gelişiminin yaş sınırları nedir?

    0-3 ay arasındaki bebeğin ifade edici dili ağlama, gülümseme, gıgıldamadır

    3-6 ay arasında ; p, b ve m seslerini içeren babaıldamalar başlar

    6 ay-1yaş arasında; İlgi çekmek için çıkarılan sesler, bir ya da 2 sözcük (baba, mama …gibi)

    1-2 yaş:Kullandığı sözcüklerde artış vardır

    2-3 yaş: İsteklerini 2-3 sözcüklü cümleler kurulmaya başlar ,nesneleri isimlendirir

    Sorun olabileceğini düşündüren gecikmeler?

    Normal koşullarda bir çocuk 1 yaş civarı ilk sözcüklerini söyler

    2 yaşına geldiği halde birkaç anlamlı sözcüğü yoksa, 3 yaşına geldiği halde cümle kuramıyorsa mutlaka değerlendirilmelidir

    Konuşmada gecikmesi olan çocuklarda ciddi bir sorun olasılığını düşündüren bulgular nelerdir?

    1-Çocuğun işaret ve diğer iletişim biçimleri normal değilse

    2-Çocukta ek bir fiziksel, gelişimsel sorun varsa

    3-Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa

    4-Çevresine karşı isteksiz ve ilgisiz ise

    5-Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük varsa

    6-Yalnız kalmayı tercih ediyorsa

    7-İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa.

  • YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA ?

    Kilo problemi olan hastalarımızın nedenleri incelendiğinde, çoğunluğunda alınmış aşırı kilo yüklerinin kaynağı organik temelli nedenler (metabolizmanın yavaşlamış olması , haşimato hastalığı sonrası gelişen hipotiroidi, insülin direnci gelişmesi , genetik yatkınlıklar ve metabolik hastalıklar )den çok psikolojik nedenlerle aşırı gıda tüketimiyle karşılaşmaktayız. Organik nedenli kilo fazlalıklarını konunun dışında bıraktığımız da özellikle kadın hasta grubunda daha fazla karşımıza çıkan , erkek hastalarda nispeten daha az oranda gördüğümüz psikolojik kaynaklı aşırı yeme davranışı söz konusudur.Burada kişinin ihtiyacının çok üzerinde yemek tüketmesinden söz edilmektedir. 
    ‘Davranışa vurma’ diye nitelendirilen,kişinin hemen her kendini kötü hissettiğinde yemeye sarılması biçiminde ki ‘Yeme Eyleminin’ gerçekleştirdiğini görüyoruz.
    Kişiler mutsuzken, kırgınken , öfke krizlerinde ,ayrılıklar , dargınlıklar yaşadıklarında kendilerini nasıl teselli edeceklerini bilemeyip, çareyi yemekte buluyor . Eyleme vurma tarzında ki bu yemeler zaman içerisin de , sürekli tekrarlandığı için ve bu yeme ile geçen kriz süreçlerinin sıklığından, gece kalkıp yemelerden dolayı , kısa zamanda kişiler anormal kilolara ulaşıyorlar.
    Ardından da acı diyet reçetelerine sarılıyorlar , bazı kişiler ise bunu da yapamayıp kilo üzerine kilo ekleyerek her yıl daha fazla kilo alarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
    Yine bazı kişilerin yeme konusundaki bu tarz ‘’ Yeme Davranışı Bozukluklarının ‘’ psikolojik hastalıklar arasında önemli bir yeri olduğu biliniyor.
    Moral bozukluğu , kendini kötü hissetme , yoğun yalnızlık ve değersizlik duygusu ,boşluk hissi ve kendini nasıl sakinleştireceğini bilememe gibi anksiyetenin yoğun yaşandığı durumlarda içine düştükleri duygusal boşluğu doldurmak ve kendinlerini teselli etme yolu olarak buz dolabının başına kamp kurup gidip gelip aşırı derecede patlayıncaya kadar ve de tıkınırcasına yemek, yemek ve yemek ve yemek… 
    Hat da öyle ki gözü başka bir şey görmeksizin çılgınlar gibi yemek , özellikle endorfin kaynağı olarak bilinen çikolata ve türevlerine sıkıca sarılmak, kremalı pastalar ,börekler ,çörekler gibi ülkemizde çok sevilen bol şekerli / karbohidratlı besinleri yiyerek rahatlama eğilimi içine girmekten söz edilmektedir.

    Gece kalkıp yemelerin sürekli mevcut olduğu , tüm hırs ve öfkenin yiyeceklerden çıkarıldığı, kişinin yemek yiyerek rahatlamayı , iyi hissetmeyi adet haline getirdiği , öfkesini eritmeyi bu yolla sağladığı gerçektir.Kişi ne yazık ki dışarı yansıtamadığı duygularını , söyleyemediği içinde kalmış sözlerini ancak bu duyguları yiyerek, içinde tutabildiği bir durumdan söz edilir.
    Burada kişiler saldırır tarzda yiyerek , sorunlarını ve kendini üzen şeyleri de yok edip ,adeta problemlerini çözüyormuş gibi hissetmek , sıkıntısını gidermeye çalışmaktır yaptığı..
    Sonuçta günler aylar ve hat da yıllar boyunca bu şekilde davranmanın bedeli ciddi bir obezite sorunu olarak kişinin karşısında durmaktadır.
    Mevcut da başa çıkamadığı yaşam sorunlarına , belki de hepsinden daha vahim ve zorlu bir sorun daha eklenmiştir. Buna benzer bir yeme davranışını, çoğu kişi bu derece değilse de daha az oranda kendi hayatlarının zorlayıcı ve stresli bazı dönemlerinde kısa süreli deneyimlediklerini söyleyebilirler, bu normal sınırlar içerisinde sınırlandırılsa da patolojik yeme davranışı aynıdır.
    Bu tür bir yeme patolojisi dışında , ‘Patolojik Davranışa Vurmanın’ başka hallerinden bir veya bir kaçını da bazen birlik de de görebiliriz bu kişiler de.. kişilik problemleri vardır ve kişiyi fena halde bunaltmak da ve köşeye sıkışmış hissettirmektedir. Kişi kötü ve mutsuz dönemlerinde çılgınca örneğin aşırı alış verişe vurma ,bol alkol hat da uyuşturucu kullanma , karşı cinsle tutarsız ,ani cinsel ilişkiye girme , çok hızlı araba kullanma, çok aşırı ve kendine zarar verecek derecede aşırı ve sürekli egzersize yönelme gibi davranışa vurma biçimlerini de benimseyebileceği unutulmamalıdır.
    Yaşamındaki boşluğu doldurup , dönüp kendi içine bakmaya ve kendine tahammül etmeye dayanamayan kişinin , o anda kendisine en iyi geleceğini hissettiği davranışa gitmesi neredeyse kaçınılmazdır.
    Aşırıya kaçarak, davranışa- eyleme vurma ,boşluk hissini önlemek için yapmaktadır..
    Bu tür davranışa vurmalar arasında kişiyi en fazla zor durumda bırakanların başında şüphesiz aşırı yemek gelmektedir.
    Sonuçta giderek artan ve her yıl üzerine yenileri eklenen kilolar genç yaşta ki hastalarımızın sosyal yaşamını ,ilişkilerini olumsuz etkileyerek psikolojilerini daha da bozmakta ve ayrıca bir mutsuzluk hat da giderek depresyon sebebi olabilmektedir. Bu davranış şekliyle yıllarını geçirmiş hayatı boyunca elinde diyet listeleriyle yaşamış, neredeyse tüm hayatım diyet yaparak geçti diyen kişilerin sayısı hiç de az değildir.
    Yalnızca yemekle kalmayıp ,bir yandan da her gün çok sayıda sigara içerek hat da neredeyse sigarayı yiyerek yaşamak zorunda olmak sık rastlanan bir durum. ORAL BAĞIMLILIK olarak ifade edilen durum aşırı yemek yiyen kişinin aşırı sigara içmesini de içermektedir.
    Bir çok kişi kilo almaktan korktukları için sigarayı bırakamadıklarını söylerken, aslında bir çeşit aklileştirmeye gitmektedirler. 
    Sigaranın yemek yemeyi önleme açısından sanıldığı gibi kurtarıcı olmadığı açıktır. oral bağımlılıklar dediğimiz aşırı yeme, sigara- tütün içme gibi bağımlılıklardan erken yaşlarda kurtulmak , sağlıklı ve ihtiyacı kadar yiyerek mutlu yaşamak , hayatınızda değiştiremediğiniz , tahammül etmek de zorlandığınız sorunlara kendinize zarar vererek dayanmaya çalışmak yerine sorunlarınızı çözmeyi denemelisiniz.
    Kişilik bozukluğu, oral bağımlılık getiren kişilik gelişim dönemlerine saplanıp kalmış kişilerin psikoterapi yardımı alması, bedeninine daha iyi davranıp, kendini sevmeyi öğrenmesi ,kişinin kendisi için yapabileceğiniz en iyi şey olacaktır.

    Önemle dikkat çekilmesi gereken husus, kişileri yemeğe teşvik eden psikolojik alt yapılarının incelenerek, çözüme yönelik destekleyici veya dinamik terapi yaklaşımları ile ‘’Yeme Bozukluklarının’ çözümlenmeye çalışılması gerekmektedir.
    Kişilerin sorunlarından yiyerek kaçmaya çalışan, yanı sıra çoğu kez sigara da içerek ,şiddetle oral bağımlılık göstermelerinin temelinde yatan psikolojik sorunlara eğilmek yararlı olacaktır.

    Klinik Psikolog
    Dr.Derya MÜFTÜOĞLU