Etiket: Sorun

  • ORGAZM SORUNLARI

    ORGAZM SORUNLARI

    Hiç orgazm olamama ya da zaman zaman olma veya mastürbasyon ile orgazm olabiliyorken cinsel ilişki ile olamama şeklinde tanımlanabilir. Cinsel ilişkiyi sekteye uğratacak bir sorun olmasa da orgazm olma problemi yaşanabilir. Fiziksel bir sorun olmamasına rağmen orgazm olamama durumu; bu durumun arkasındaki sebebin çözümlenmesini gerektirir. Orgazm sorununun sebepleri nelerdir;

    Alelacele yapılmış bir ön sevişme, erken boşalma sorunu, aldatma sonucu hissedilen öfke, ilişkinin bozulması, ilgi ve sevgi kaybı, kayıp ve depresyon, bazı fiziksel hastalıklar ( şeker hastalığı, nörolojik bozukluklar) çocukluk çağı sorunları, ergenlik dönemi problemleri, cinsel kimlik çatışmaları, aşırı dinsel inançlar, cinsel taciz, tecavüz, partnere güvenmeme, gebe kalma korkusu gibi sebepler orgazm olamama sorununa neden olabilir.

    Tedavi;

    Değerlendirme Aşaması; (3 seans) : Çifte özel bir tedavi programı için ihtiyaç duyulan tüm bilgiler alınır. Çocukluk hikayeleri ve evlilik hikayeleri dinlenir, cinsel öykü formu uygulanır. Sorunun kaynağı tespit edilir ve çifte özel tedavi programı hazırlanır. Kontrat yapılır.

    İlişkisel Aşama: İlişki problemleri orgazm sorununa sebep oluyorsa ilişkideki bu problemler tespit edilir. İletişim becerileri geliştirilir. Eşler problemlerini birlikte çözerler.

    Bilişsel Aşama: Cinsellikle ilgili doğru bilinen yanlışlar düzeltilir.

    Duygusal Aşama: Eşler arası roller ve sorumluluk dağılımı incelenir. Aşırı çocuk ve aşırı ebeveyn tutumları dengelenir.

    Davranışsal Aşama: Yeni deneyimler için öğrenilen her şey davranışa dönüştürülür.

    Değerlendirme aşaması 3 seans, diğer aşamalar 9 seans olmak üzere ortalama 12 seansta orgazm olamama sorunu çözülebilir. Bu program çifte özeldir, her bir aşamanın seans sayısı çiftin problemine göre değişir.

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ NASIL GELİŞİR?

    ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ NASIL GELİŞİR?

    Sosyal gelişim süreçleri, psiko-sosyal gelişim, sosyal beceriler ve sosyal problem çözme becerilerinden oluşur. Bireyin sosyal gelişim süreçlerini kazanması sosyal gelişimini olumlu yönde etkiler. Sosyal beceri, kişinin başkaları ile iletişimi başlatmaları ve sürdürmeleri için öğrenilmiş davranışlardır. Sosyal beceriler çocuğun çevresindeki beklentileri başarı ile karşılayabileceği, diğer bireylerle pozitif etkileşim, iletişim, dinleme, dikkati sürdürme, talimatları takip etme gibi becerileri kazanmayı gerektirir. Psiko-sosyal gelişim bireyin içinde bulunduğu toplumsal uyaranlara, grup yaşamının kural ve zorunluluklarına karşı duyarlılık geliştirmesi bunun sonucunda yaşadığı ortamdaki kişilerle uyumlu olma sürecidir. Sosyal problem çözmede ise “ bir kişinin günlük yaşamda karşılaşılan problemleri tanımlaması ya da etkili çözüm yollarını bulması veya uyum sağlamasında kendi kendini yöneten bilişsel ve davranışsal süreçlerdir. Çocuk sosyal yaşama başladığı andan itibaren sorunlar başlayacaktır. Bu nedenle çocuklarımızın karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak sabırlı olmamız gerekmektedir. Çocuklarımızı cesaretlendirip sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat vermeliyiz. Yaşadığı sosyal problemlere çözümler bulması konusunda ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuklar çözüm bulmaya daha istekli olur. Bilgisini, becerisini kullanacak fırsat bulmuş olur. Bu konuda onlara yapabileceğimiz en büyük yardım sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemektir.

    Bir sorunla karşılaştığımızda kimimiz bu sorunu oldukça soğukkanlılıkla ele alıp çözmeye çalışır kimimiz ise sorunun omuzlarımıza bir yük gibi bindiğini düşünür ve sorunu çözmek yerine pes eder. Bu duruma yaklaşımlarımız sahip olduğumuz mizaçtan etkilendiği kadar ailemizin bizlere verdiği eğitimlerden de etkileniyor. Küçük yaşlarda edinilen sorun çözme becerileri çocukların ileri yaşlarında da kendi kararlarını şekillendirmelerinde büyük rol oynuyor. Anne ve babalar çocuklarının küçük yaşlarda sorunlarla karşılaşmalarını ya da bunlarla baş etmek zorunda kalmamalarını engellemek için genelde kendileri sorunlara müdahale etmeye ve çözmeye çalışıyorlar. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da çocuğun ilerideki yaşamında başka sorunlarla karşılaşmasına neden oluyor. Çocuk kendi kontrolü ile sorun çözmeyi, karar vermeyi öğrenemeden ve sürekli birilerinin kararlarına bağımlı olarak büyür, ancak bir gün kendi kararlarını vermek zorunda kalınca ne yapacağını bilemez ve çıkmaza girer.

    Sosyal problemlerin çözümü, çok defa başkalarına karşı sorumlu olmayı kabul etmeye ve anlamaya bağlıdır. Karşılaştıkları güçlükler üzerinde başkalarının hüküm vermesini bekleyeceği yerde bu güçlüklere çözüm yolları bulmak için ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuk, mevcut problemin gerektirdiği işi yapmaya çalışırken bilgisini, anlayışını, becerisini de kullanacak bir fırsat bulmuş olur. Böylece problem çözme çocuğun yeteneklerinin, kendine saygı ve güven duygularının gelişmesini hızlandırmasının yanında bir birey olarak gelişmesini çabuklaştırmaktadır.

    Problem çözme etkinlikleri, çocukların hedefe nasıl ulaşacakları ile ilgili kararlar vermelerini sağlamasının yanında yetişkinlerin de çocuklardan bir şeyler öğrenme fırsatını sağlar. Problem çözen çocukları gözleyerek ve sordukları soruları dikkatlice dinleyerek, çocuğun ne düşündüğü anlaşılabilir. Problem çözme olanakları yetişkinlere çocukların düşüncelerini anlamak ve yeni bağlantılar-ilişkiler sistemini fark etmek için fırsatlar vermiş olur.

    Çocuğun tüm gelişim alanlarında olduğu gibi problem çözme becerisinin gelişiminde de ana baba tutumları etkili olmaktadır. Çocuğun ileriki yaşamında gerek aile içindeki bireylerle gerek yaşıtları ve diğer insanlarla sağlıklı, doğru ilişkiler kurabilmesi için fırsatların sağlanması ve bunların geliştirilmesi ana babaların tutum ve davranışları ile şekillenir. Çocuk başkalarına karşı nasıl davranacağını, toplumda karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmeyi öğrenmek zorundadır. Bu alanda uygun bir örnek oluşturmanın ve çocuğun toplumsal davranışına şekil vermenin sorumluluğu da aileye düşmektedir.

    ? Çocuğunuzu bir sorun anında mutlaka dinleyin ve onun ihtiyaçlarını, isteklerini anlamaya çalışın.

    ? Çocuğunuzun düşüncelerini özetleyerek doğru anlayıp anlamadığınızı ona gösterin.

    ? Çocuklarınız bir sorunla karşılaşınca ya çözüm girişiminde bulunur ya şikâyette bulunur ya da problemi yok sayar, üstünde durmaktan kaçınırlar. Çocuklarınızı cesaretlendirerek onların sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat verebilmelisiniz.

    Sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemeniz gerekmektedir. Ona doğrudan çözümü söylemek yerine, onlara açık uçlu sorular sorarak çocuğun düşünmesini sağlamalısınız. ‘’Ne oldu?” , “Sorun nedir?”, “…………. olmadan (örneğin o sana bağırmadan) önce ne olmuştu?”, “………….. olunca (örneğin, o sana bağırınca) ne hissettin?”, “Sen …….. yapınca (örneğin onu annesine şikayet edince) Ne oldu?”, “Sen …….. yapınca (şikayet edince) o ne hissetmiş olabilir?”, “Sen …….. yaptıktan sonra (şikayet ettikten sonra) sonuç ne oldu?”, “…………..yapmaktan (şikayet etmekten) daha başka ne yapabilirdin?”, “ ……….yapmak (onu başkasına şikâyet etmek) sence iyi bir fikir mi?” (Uygun bir fikir olduğunu düşünüyorsanız, “Öyleyse bunu deneyebilirsin.” diyebilirsiniz), “Burası …………. yapmak için (onu şikâyet etmek için) sence uygun bir yer mi / uygun bir zaman mı ?”, “Bunun için daha uygun bir zaman düşünür müsün?” vb. sorularla çözüm yolu bulabilmesi için cesaretlendirebilir ve konu hakkında düşünmesi için teşvik edebilirsiniz. Bu tür konuşmalarla çocuk kendi davranışının nedenleri, davranışlarının başkaları üzerindeki etkileri, davranışlarının olası sonuçları üzerinde düşünmeye yönlendirilmiş olur.

    Böylece çocuk, aldığı kararların sonuçlarını yaşayıp bir sonraki için farklı çözümler bulacaktır. Böyle durumlarda sonuçlar üzerinde konuşup “Daha iyi sonuç almak için neler yapabilir?” ya da “Bir sonraki sefere nasıl farklı davranabilirsin?” gibi sorular sorulabilir. Farklı alternatifler veya farklı bakış açıları geliştirmeleri için düşünmeleri sağlanabilir.

    ? Çocuğunuzun duygu ve ihtiyaçları hakkında karşılıklı konuşun. Çocuğunuzla beraber beyin fırtınası yaparak çözümler bulmaya çalışın ve aklınıza gelen tüm fikirleri çocuğunuzla birlikte bir kâğıda yazın, birlikte listenizi gözden geçirin ve en uygun çözümü bulun.

    ? Çocuğunuza küçük sorumluluklar verin, böylece onun kendine olan güvenini arttırmış olursunuz. Kendine güveni olan bir çocuk sorunlarla baş ederken daha rahat olacaktır.

    ? Çocuğunuza kendi fikirlerini sorun, fikirlerini öğrendikten sonra neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışın. Fikirlerini özgürce belirtebilen bir çocuk, sorun çözerken kendi kararlarının önemini anlayabilecek ve kendi kararları ile sorunu çözmeye çalışacaktır.

    ? Aile toplantıları yoluyla ve kendi hayatınızda gerçek sorunları nasıl çözdüğünüzü çocuklarınıza göstererek evinizde bir sorun çözme ortamı yaratın. Bu süreçte, çocuklarınız isterlerse bir sorunu tartışma fırsatına sahip olabilirler.

    ? Çocuğunuza çeşitli kitaplar okuyun ve kitapta olan karakterlerle ilgili sorular sorun. Örneğin kitaptaki karakter bir sorunla karşılaşmıştır, siz de çocuğunuza “Eğer, sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” diye sorabilirsiniz. Böylece çocuğunuza farklı sorunlar hakkında düşünme fırsatı vermiş olursunuz.

    Çocuğunuzun sorunlarını üstlenmek, onu sorun çıkabilecek ortamlardan korumak veya uzaklaştırmak, ortamı önceden sorunsuz hâle getirmeye çalışmak, sorunu onlar adına çözmektir. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da onun farklı sorunlar yaşamasını engellemez ve ileride yaşamında çözemediği birçok sorunla karşılaşmasına neden olur. Bu da çocukların anne babalarına bağımlı olup problem çözme becerilerinin gelişmesinde olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğunuza inanın ve güvenin. Onu, başarılı olması, becerilerinin ötesine geçebilmesi için sevgi ve güvenle destekleyin. Her konuda olduğu gibi sorun çözme konusunda da siz çocuklarınıza bir modelsiniz. Çocuklar başkalarının çözüm önerilerini benimsemeye pek istekli değildir. Eğer çocuklar çözümü kendileri bulurlarsa, bunu uygulamaya koyma olasılıkları da daha fazladır. Onlar, sorun çözmeyi deneyim yoluyla öğrenirler ve sorunlarını çözerek öz güvenlerini artırıp düşüncelerini açıklama ve kendini savunma yönlerini geliştirebilirler.

  • HİPERAKTİVİTE

    HİPERAKTİVİTE

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nu üç grupta değerlendirebiliriz. Bir çocuk dikkat eksikliği sorunlarını yoğun ve ön planda yaşıyorsa ve bu belirtiler yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa dikkat eksikliğinin ön planda olduğu gruba girer. Bir çocuk ağırlıklı olarak hiperaktivite ve kontrol güçlüğü konusunda sorunlar yaşıyorsa ve bu belirtileri yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa “Hiperaktivite”nin ağırlıklı olduğu gruba girer. Eğer çocuk her iki grup özelliklerini de birlikte gösteriyorsa bileşik tip grubuna girer.

    Uygulamada tanı bu kadar kolay konulamamaktadır. Sıklıkla bireyin genel potansiyeli ve yaşam kalitesinde yetersizlik varsa, yetersizliğin hangi alanlarda olduğuna bakılır. Yukarıda saydıklarımızla beraber planlama becerisi ve önceliklerini belirleme yeteneği değerlendirilir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun Nedeni
    Temel nedenin genetik olduğu kesinleşmiştir. Bu bireylerde beynin ön lobunda genetik olarak geçen bir yürütücü işlev sorunu vardır. Tedavide semptomların ağrılığına ve yoğunluğuna bağlı olarak terapiyle birlikte ilaç kullanılır. Genel olarak, bu çocuklarda yaş ilerledikçe aşırı hareketlilik azalabilir, ama kontrol güçlüğü devam eder. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların ergenlik döneminde de aynı tanıyı aldıkları ve bu çocukların yetişkinlik döneminde de sorunlar yaşadıkları bilinmektedir.

    Bu kişilerde başka psikiyatrik bozukluk örneğin depresyon, kaygı bozukluğu, tikler, madde kullanımı, sigara kullanımı riski genel populasyondan yüksektir. Erken yaşta fark edilmesi ve tedaviye başlanması başarılı sonuçlara yol açmaktadır. 6 yaş ve öncesinde fark edilmesi ve tedaviye alınması çocuğun okul döneminde sorun yaşamayacağını veya daha az sorun yaşayacağını gösterir. Alternatif tedavi yöntemlerinin hiperaktivitenin tedavisinde etkisi yoktur. Tedavi uzun bir süreçtir. Tedaviye yanıt hızlıdır.

  • ERKEN BOŞALMAYI KONTROL ETMEYİ ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!!

    ERKEN BOŞALMAYI KONTROL ETMEYİ ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!!

    Erken boşalma, boşalmayı kontrol edememe değil, boşalmayı kontrol etmeyi bilmeme sorunudur..

    Erken boşalma yaygın bir şekilde görülen bir cinsel işlev bozukluğudur. Her 10 erkekten 7’si erken boşalma sorunuyla kliniklere başvurmaktadır. Erken boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol etmeyi bilmeyip, istediğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini çıkarır (plato) ve ardından isteyerek boşalır. Denetimsiz boşalan erkekte bu plato fazı yoktur; heyecanlanır ve istemediği halde boşalır.

    Erkeğin erken boşalma sorunu var diyebilmek için aşağıdaki unsurların gerçekleşmesini bekleriz.

    • 7 dakikadan daha az vajina penis birlikteliğini içeren cinsel ilişki (koit) süresi,

    • Kadının tatmin olmaması,

    • Kadın ve erkek istemediği halde boşalmanın gerçekleşmesi,

    • 6 ay boyunca düzenli olarak neredeyse her cinsel ilişkide erken boşalmanın gerçekleşmesi,

    • Kadın ve erkeğin bunu dert gibi görmesi gerekir.

    Erken boşalma, sadece erkeğin sorunu gibi görünse de hem erkeğin hem kadının, yani çiftin sorunudur. Bu nedenle bu sorunu birlikte çözebilirler. Çünkü cinsel yaşamın sadece biyolojik boyutu yoktur. Cinsel ilişki; biyolojik, psikolojik ve çiftin duygusal ilişkileriyle ilgili yönlerin tamamını içerir. Bu nedenle öncelikle erken boşalmanın nedenleri araştırılarak bu boyutlar da iyileştirilmelidir. Erken boşalmanın doğası ve nedenlerinin iyi bir şekilde anlaşılmasının neredeyse tedavinin yarısı olduğuna inanıyorum.

    Erken Boşalmanın Nedenleri

    Her cinsel sorun gibi erken boşalma da; geçmiş öğrenmeler ve deneyimlerden, kaygıdan, evlilikteki ilişki sorunlarından ya da bedensel bir rahatsızlıktan kaynaklanabilir. Bedensel bir rahatsızlıkla ilgiliyse, mutlaka bu konuda ilaç tedavisine başvurulmalıdır. Şimdi diğer öne çıkan nedenlere bakalım:

    • Cinsellik Ayıp.. Günah.. Yasak..

    Toplumumuzda cinsellikle sex birbirine karıştırılır. Cinsellik, doğuştan var olan, bizi biz yapan özellikler bütünüdür. Oturuşumuz, konuşmamız, giyimimiz vb her şeyimizdir cinsellik. Sex ise, iki yetişkinin birbirine dokunması, öpmesi, cinsel ilişkiye girmesi gibi bir dizi davranışı içine alan bir paylaşımdır.

    Çocukluk döneminde, çocuğun sorularına yaşına uygun basit cevaplar vererek merakı giderilmelidir. Eğer böyle yapmaz da; ayıp, günah denilir, çocuğun suçluluk ve utanç yaşamasına neden olursak, uygunsuz şekilde keşif yapmasına neden olabilir ve ileride cinsel işlev bozuklukları yaşamasına zemin hazırlayabiliriz. Hele ki, ilk merak ve uyanış dönemlerinde tehdit edilmesi, ceza verilmesi büyük sorunlara neden olabilmektedir.

    Erken boşalma yaşayan yetişkinlerin, çocukluk ya da ergenlik dönemlerinden kalma bu suçluluk ve utanç duygularını yoğun bir şekilde yaşadıklarını görüyoruz.

    • Ergenlikte Yanlış Ve Hatalı Mastürbasyon

    Her an yakalanma korkusuyla, hızlıca boşalmaya yönelik yapılan mastürbasyon; hem yanlış bir alışkanlığa dönüşmekte hem de cinselliğin ve haz almanın kötü bir şey olduğuna dair ön yargılara neden olabilmekte. Korku ve endişe, cinsellikle eşleştirilmekte, suçluluk duyguları ve utanç yaşamasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla genç yaşlarda başlayan hızlı boşalma alışkanlığı, sonraki yaşlara da miras kalmaktadır.

    • Ergenlerin Skor Takıntısı

    Ergenlik döneminde, mastürbasyon yaparak boşalma sayısı ya da cinsel ilişki sırasında arka arkaya boşalma sayısı, erkekliğin ve erkekliğe dair gücün bir göstergesi olarak görülebiliyor. Kendi aralarında sayı paylaşarak birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Oysaki boşalma sayısının bir önemi olmadığı, önemli olan haz ve keyfin olduğunu öğrenememiş oluyorlar. Bu nedenle, ergenlik döneminde cinsel eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Anne babalar çocuklarıyla bu konuyu konuşmaktan utanıyorlar, çekiniyorlar. Dolayısıyla, çocuklarının yanlış bilgiler alarak, yanlış deneyimler yaşamalarına neden oluyorlar.

    • Yanlış İnanışlar, Mitler

    Çocukluk döneminden bu yana dışarıdan edinilen bilgiler ve yaşantılar sonucu cinsel yaşama dair ön kabuller oluşur. Örneğin; “cinsellik her zaman heyecanlı olmalıdır”, “kadın ve erkek aynı anda orgazm olmalıdır” gibi ön kabuller, cinsel ilişki sırasında hazza odaklanmayı engelleyen yanlış inanışlardır.

    • Performans Kaygısı

    Cinsel ilişkinin süresi, erkeğin erkekliğinin ve gücünün bir simgesi olarak görülüyor. Eğer erkek, her istediğinde cinsel organını kaldırabiliyor, istediği sürede cinsel ilişkiyi sürdürebiliyor ve kadınını mutlu edebiliyorsa, erkek erkektir gibi bir algı söz konusu. Böylesine bir beklenti zinciri, erkeğe ağır gelebiliyor ve cinsel işlev bozuklukları yaşamasına neden olabiliyor. Eğer düşüncesi “erken boşalmamalıyım” ise, erken boşalma yaşaması kaçınılmaz oluyor ve boşalmasını kontrol edemiyor. Dikkati sürekli ilişkiye girme süresinde oluyor ve kaygı yükseliyor.

    Kaygı, heyecan, gerginlik= STRES varsa, adrenalin ve noradrenalin hormonları yükseliyor. Bu noktada; bedensel hislerin fark edilmesi ve hazzı yaşamak imkânsızlaşıyor. Mesanesi dolan bir çocuğun altını ıslatması gibi, yükselen cinsel heyecanını hissetmeyen erkek de erken boşalıyor.

    Kadının, aşağılayıcı, suçlayıcı, öfkeli tutumu da performans kaygısının devamına neden oluyor. Erkek suçluluk ve utanç duygularıyla sorununun devam etmesine yol açıyor.

    • Evlilikte İlişkisel Sorunlar

    Evlilik ilişkisinde sorun yaşayan erkek, farkında olmadan “hemen boşal-çekil” mekanizması işlemeye başlayabiliyor. Bu aslında, yakınlık kurmaktan kaçınma olarak yaşanmaya başlıyor. Erkek bunun farkında olmadığı için performans kaygısı yaşayarak, boşalmasını kontrol edememeye başlıyor. Bu nedenle, erken boşalma sorununun üstesinden gelmek için öncelikle ilişki sorunlarının giderilmesi gerekiyor.

    Erken Boşalma İle İlgili Farkındalık Kazanmak Ne Yapmalı?

    Öncelikle, yukarıda sıraladığımız nedenlerle ilgili kendi durumunuzu ayrıntılarıyla incelemelisiniz. Çocukluk ve ergenlik dönemindeki yaşantılarınıza bakınız. Ne gibi cinsel alışkanlıklarınız, korkularınız, kaygılarınız, travmalarınız var? Şuan bu sorunu sürdüren ne gibi unsurlar var? Nedenlerinizi tespit ettikten sonra, eşinizin de desteğini alarak bu sürece başlamalısınız.

    Bedensel Duyumları Fark Etmeli

    Asıl sorun erkeğin cinsel işlevlerinde değil, cinsel işlevlerini nasıl yerine getireceği konusundaki düşüncelerindedir. Aklını düşüncelerden arındıramayan, özgür ve doğal bir şekilde cinselliği yaşayamayan erkek, tedirginlik duygusundan uzaklaşamaz ve boşalma konusunda sorun yaşar. Bu nedenle erken boşalmada tedavinin esası, boşalma öncesi cinsel duyumların tekrar tekrar ve uzatılmış olarak yaşatılması ve erkeğin dikkatinin yüksek uyarılma düzeyindeki duyumlarına odaklanmasıdır. Erkek boşalmak üzere olduğunu uygun zamanda fark etmeyi öğrendiğinde, yani bedensel duyumlarını fark ettiğinde boşalmayı da erteleyebilecektir.

    An’a odaklanmalı

    Önemli olan o anı yaşamaktır. Cinsellikte de önemli olan son noktayı düşünmeden telaşsız bir şekilde şimdiye ve duygularımıza yoğunlaşmaktır. Ayrıca yoğunlaşırken kişi bedeninin serbestçe hareket etmesine olanak tanırsa, cinsellik doğal bir şekilde gerçekleşebilir. Aksi takdirde erkek, “nasıl bir cinsel birleşme olmalıdır?” kavramını tanımlayan toplumun genelinde kabul görmüş cinsel mitlere uygun bir şekilde hareket ederse, ani bir boşalma kaçınılmaz olacaktır!! Bu nedenle eşle birlikte sonsuz yakınlaşma duygusunun yaşandığı, sayı ve süreye takılmadan, ana odaklanmaya çalışılmalıdır.

    Yavaşlama Öğrenilmeli

    Erkeğin ne kadar sürede boşaldığından çok, boşalmanın istendiği zamanda olabilmesi için; düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edilmeli, aşırı heyecanlanıldığında sakinleşene kadar beklenmeli ya da yavaşlamalı ve sakinleştikten sonra yeniden cinsel aktiviteye başlanmalıdır. Bu sayede cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durma öğrenilebilir. Ama bu süreç içinde boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken “sabırsız” olunmamalıdır. Çünkü önemli olan heyecan düzeyi arttığında geri çekilmek gerektiğini anımsamak ve fark etmektir. Erken geri çekilmek, geç kalmış olmaktan her zaman daha iyidir. Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına (geri dönülmez nokta) ulaşmamak için heyecan düzeyini kontrol etmek öğrenilmelidir.

    Erken Boşalmanın Tedavisi: Cinsel Terapi

    Cinsel terapi, terapist ve danışanların karşılıklı konuşarak sorunun çözümüne yönelik konuştuğu, çifte uygun davranışsal ödevlerin verilerek takibinin yapıldığı bir süreçtir.

    Oldukça sık rastlanan ama en kolay tedavi edilebilen cinsel sorunların başında yer alan erken boşalma biyolojik, psikolojik ve ilişkiyle ilgili yönleri içerir. Başarılı bir terapi süreci, tüm bu yönleri göz önüne almalıdır. Ayrıca başarılı bir terapi süreci, problemin tekrar etmesini de önlemelidir. Bizim uyguladığımız terapi yöntemi çok etkili olmaktadır; çünkü bu noktaların hepsini içerir.

    Cinsel terapiye erkekle birlikte eşinin de gelmesi, süreci hızlandırmaktadır. Öncelikle bireysel olarak kadın ve erkeğin cinsel yaşam öyküleri ve evlilik öyküleri alınır. Bu şekilde kendilerine en uygun terapi planı hazırlanır ve çift olarak terapiye başlanır.

    Erken boşalmanın tedavisinde boşalma süresini uzatmak değil, kişiyi telaşsız bir birleşmenin getireceği sonsuz yakınlık duygusuna ulaşmak, zamansız bir şekilde cinsel birleşme becerisini ve kalıcı olarak boşalma refleksi üzerinde istemli denetim sağlamayı öğrenmek esas olmalıdır.

  • Erkeklerde Sertleşme Bozukluğu (İktidarsızlık)

    Erkeklerde Sertleşme Bozukluğu (İktidarsızlık)

    Erektil işlev bozukluğu, erektil yetmezlik, ereksiyon kusuru, sertleşme bozukluğu, empotans ve iktidarsızlık erkekteki cinsel uyarılma bozukluğunu ifade eden terimlerdir. Cinsel birleşmeyi sağlamak için gerekli sertleşmenin oluşmasında ya da sürdürülmesinde ortaya çıkan inatçı ve tekrarlayıcı yetersizlik olarak tanımlanabilir. Kişinin hiçbir şekilde sertleşmeye ulaşamadığı durum ve belli durumlarda ya da bazı partnerle ortaya çıkan durum şeklinde görülür. Türkiye’de Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün yaptığı çalışmada erişkin erkeklerin %60’ında değişik düzeylerde sertleşme sorunu saptanmıştır. Ne yazık ki erkeklerin %10’undan azı tedavi tedavi görmektedir.

    Sertleşme sorunu fiziksel ya da psikolojik sebeplere bağlı olarak oluşmaktadır. Fizyolojik bir sebepten sertleşme sorunu yaşayan erkek gece, sabah hiçbir zaman sertleşemez buna ek olarak hafif yetmezliği var ise sabah vakitlerinde sertleşir gün içinde tekrar sertleşemez. Sorun psikolojik ise fiziksel muayene sonucunda fizyolojik bir soruna rastlanmaz, sertleşme sorunu kişiye, duruma ya da zamana göre değişebilir.

    Nedenleri;

    Fizyolojik etkenler sebep olur, rol oynayan organik etkenler arasında en önemlileri kılcal damar sorunları, nörolojik ilaçlar ve cerrahi işlemler, hormonlarla ilgili sorunlardır. Bunu üzerine performansla ilgili olumsuz beklenti eklendiğinde tablo iyice olumsuzlaşır.

    Performans kaygısı sertleşme sorununun en belirgin sebebidir. Aslında performans başarıyla ilgili bir kavramdır. ‘Erkek, erkekliğini ispatlamalıdır’ ‘Erkek adam sertleşir’ ‘Erkek dediğin zaten sertleşmeyi becerir’ gibi mitler sonucu erkekliğini sertleşerek başaracağına inanan erkeğin kaygısı artar. Sempatik sistem devreye girer; beyin tehlike algılar, vücudu kasar ve tehlikeden korumaya çalışır. Erkeğin sertleşebilmesi için gevşemeye ihtiyacı vardır, parasempatik sistemin devreye girmesi, vücudun rahatlaması ve kaygıların yatışması gerekir. Ancak performans kaygısı buna izin vermez. Bireyin performansına ilişkin beklentisi ve yetersiz performans sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlar ile ilgili düşünceleri yoğun kaygı ve anksiyete yaşamasına sebep olur. Cinsel ilişkiden kaçma, cinsel isteksizlik ve depresif belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Suçluluk duyguları da sertleşme sorununa sebep olabilir. Evlilik dışı ilişkiler yaşanan suçluluğun erkekte sertleşme sorunu olarak ifade bulmasına sebep olur.

    Erkeği zorlayan bazı cinsel mitler ve abartılı beklentiler vardır, ‘ Erkek sürekli çivi gibi olmalıdır’ ‘ Erkek hiçbir zaman hayır dememelidir’ vb. Bu mitler bireyin kaygısını arttır, bozukluğun oluşmasına sebep olur.

    İlişki içerisindeki iletişim sorunları, problemleri çözememe ve duyguları ifade edememe gibi sorunlar erkeğin bazı olumsuz duygular yaşamasına ve bunu sertleşme sorunu yaşayarak ifade etmesine sebep olur.

    Her erkek hiçbir uyarıcı yokken, doğal bir şekilde sertleşebileceği gibi; uygun şartlar altında, uygun uyarıcılar var iken sertleşme sorunu yaşayabilir. Sertleşme sorunu beklemediği bir durumda kendini başarısız olarak değerlendiren birey, her seferinde aynı sorunu yaşayacağına inanır ve bu inanış kendini doğrular.

    Bireyin yaşantısındaki stres ve gerginlik sertleşme problemine sebep olur. Gün içinde yaşanan sorunlar, halledilemeyen problemler, iletişim kusurları erkeğin gerginliğini iyice arttırır. Yaşadığı olumsuz duygulardan kurtulmak için seks yapmak isteyen erkek zaten gevşeyemediği için sertleşme sorunu yaşayabilir.

    Yaşlanma, kullanılan bazı ilaçlar, yaşam stili ve bazı kronik hastalıklar ( hipertansiyon, diyabet, depresyon, kardiovasküler hastalık) sertleşme sorununa sebep olur.

    Tedavi;

    İletişimle ifade edilmeyen duygular bedenle ifade edilir. Eşler arasında yaşanan sorunlar olumsuz duygulara sebep olur. Bu olumsuz duygular sözel olarak ifade edilmediğinde, erkek bunu sertleşme bozukluğu ile ifade edebilir. Eşler arasında duyguların ifade edilmesini sağlamak iyi bir çözümdür.

    Sertleşme bozukluğuna, erkeğin sorunu olarak değil, eşler arasındaki ilişki sorunu olarak bakmak gerekir. Soruna ilişki üzerinden yaklaşıldığında, erkeğin üzerindeki suçluluk duyguları yatışmış olur ve tedavi süreci hızlanır.

    Çifte özel bir tedavi planı hazırlanır. Fiziksel muayene, psikolojik muayene ve çok ayaklı bir tedavi planı ile psikoterapi süreci başlatılır.

  • Cinsel Sorunların Çözümü

    Cinsel Sorunların Çözümü

    Geçmişten günümüze insan hayatında önemli bir yere sahip olan, zevk, heyecan ve mutluluk kaynağı cinsellik, beraberinde bir takım uyum sorunlarını da getirir. Bu sorunlara bilimin ışığında profesyonel cinsel terapi yöntemleriyle etkin çözümler sunulmaktadır. Cinsel terapi, çiftlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını çözerek, ruhen ve bedenen uyumlu olmalarını, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesini ve korunmasını amaçlar.

    Cinsellik yemek içmek kadar insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Gerek doğuştan gelen dürtüler nedeniyle hormonların etkisi, gerekse insanın neslini devam ettirmesi, üremesi için olmazsa olmaz bir eylem olduğu için çok önemsenmiş ve önemsenmeye de devam edilecektir. Kısacası insanoğlunun vazgeçilmezlerinden biridir. Bunda rağmen ortada bir paradoks vardır. Çok önemsenen ancak çözümü için çokta çaba gösterilmeyen, yanlış yöntemler kullanılan, ya da sorunun bir eksiklik yetersizlik gibi görünüp bastırılması, soruna rağmen sorunsuzmuş gibi davranılması söz konusudur. Yıllarca çiftlerin ilişkiye girememesi (vajinismus, iktidarsızlık), yetersiz ve doyumsuz ilişki yaşama(erken boşalma), cinsel uyum sorunları gibi birçok soruna rağmen bu konuda danışmanlık almak, tedavi görmek yerine bu durumun kabullenilmesi ilişkilerde onarılmaz yaralar açmakta, telafisi zor sonuçlar doğurmakta ve çiftlerin mutsuz bir hayat sürmelerine neden olmaktadır.

    Son yıllarda boşanma oranlarının %20 sinin nedeninin cinsel uyum sorunları olduğu, 40 yaş üzerindeki erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit edilmiştir. Kadın cinsel fonksiyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü söylenmektedir. Örneğin erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında olduğu yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Yani ortalama her 10 erkek ve kadından 7’si cinsel problemler yaşamaktadır. Tedavi oranına bakıldığında ise çok düşük bir oran gözükmektedir. Çiftler mutsuz ve keyifsiz bir cinsel hayatı adeta çaresizce yaşamaya devam etmektedirler. Sorunlu bir cinsel hayat boşanma, aldatma, evde huzursuzluk, işte verimsizlik, küçük şeyleri büyütme sorun yapma gibi birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.

    Oysa birlikteliği heyecanlı ve dinamik tutmak, zevkli ve eğlenceli hale getirmek, hayatı doyasıya yaşamak herkesin hakkı. Nasıl ki fizyolojik bir rahatsızlıkta hiç tereddüt edilmeden doktora gidiliyorsa yaşanan cinsel uyum sorunlarında da vakit kaybetmeden cinsel terapiste başvurulmalıdır. Kısa sürede kesin sonuçlar alınan cinsel terapiler evlilik hayatını doyasıya yaşanası bir hale getirebilmektedir. Kültürümüzde utanılan, konuşmaktan kaygı duyulan cinsel hayat, önemsiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çift terapilerinde insanlar duygularını, düşüncelerini ifade ettiklerinde hiçte öyle olmadığını anlamaktayız.

    Cinsel sorunu olan birçok kişinin mail ve mesaj yoluyla yardım istediklerini görüyoruz. Örneğin: “Sizce cinsel birleşme yaşamak şart mı? Sık sık sevişmek zararlı mı? Eşimin cinsel gücünü azaltmak için ne yapabilirim? Evliliğimiz zarar görmesin diye kendimi zorlamalı mıyım? Sertleşme problemleri yaşıyorum, bu sorundan nasıl kurtulabilirim? 3 yıllık evliyiz ve hâlâ cinsel birleşme yaşamadık ne yapmalıyız? İlişki ona iğrenç bir olay gibi geliyor. Eşim yıllarca beni suçladı. Cinsel ilişki sırasında korku ve sıkıntılarım oluyor. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Eşimle bugüne kadar cinsel ilişkiye girmeyi başaramadık. Mastürbasyon erken boşalmaya yol açabilirmiş? İlişkiye girer girmez hemen boşalıyorum, kendimi tutamıyorum. Bende erken boşalma oluyor ilerde çocuk sahibi olamaya engel mi? İlk başlarda eşime karşı olan cinsel ilgim zamanla azalmaya başladı. Eşimi seviyorum ama o artık onun beni sevmediğini düşünüyorum, Korkudan hiç bir şey yapamıyorum.” gibi…

    Başlıca Cinsel Sorunlar:

    Vajinismus, Erken Boşalma, Cinsel İsteksizlik, (Cinsel Soğukluk – Frigidity) Cinsel İlişkiden Tiksinme, Kadınlarda Cinsel Uyarılma Bozukluğu, Erkeklerde Cinsel Doyumsuzluk (Satiriasis), Kadınlarda Cinsel Doyumsuzluk (Nemfomani), Cinsel İlişki Bağımlılığı, İlişki Sonrası Sıkıntısı, İktidarsızlık, Cinsel Ağrı Bozukluğu (Ağrılı Cinsel Birleşme – Disparoni), Erkekte Orgazm Bozukluğu,Kadında Orgazm Bozukluğu.

    Cinsel terapi süreci nasıl işler?

    Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz cinsel terapinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; cinsel sorunların nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır. Cinsel sorunların birçok nedeni olabilir: çocuklukta yapılan gizli ve ayıp mastürbasyon, bilinç dışı dürtü çatışmalar, yanlış bilgiler, çarpıtmalar, kaygılar, travmalar, utanma çekinmeler, beden algısıyla ilgili yetersizlik duyguları, olumsuz algılar, depresyon v.b. gibi.

    Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.

    Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Cinsel sorunun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır.

    Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır.

    Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.

    Cinsel sorunlara karşı duyarsız kalmak, sorunların giderilmesi için çözüm arayışından kaçınmak, evlilik hayatında farklı problemleri de beraberinde getirmektedir. Örneğin eşlerden diğeri sevilmediğini, önemsenmediği, değer görmediğini, düşünmektedir. Hatta aldatıldığı veya eşinin eşcinsel olduğu şeklinde şüpheler de oluşabilmektedir. Her türlü kültürel, eğitim düzeylerinde ve sosyal çevrelerde görülen cinsel sorunların çözümü çok kolaydır. Çok kısa olan hayatta mutlu olmak ve yaşamın coşkusunu hissetmek için cinsel sorunu olanların biran önce çözüm yolunda adım atması gerekir.

  • DİKKAT EKSİKLİĞİ

    DİKKAT EKSİKLİĞİ

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) nöropsikiyatrik bir sorundur. DEHB hem çocukları hem de tedavi edilmezse yetişkinleri de etkiler. DEHB başta çocuğun kendisi olmak üzere aileyi ve toplumu ilgilendiren yönleriyle çocukluk çağının en önemli psikiyatrik sorunlarından biridir. DEHB, okul yaşındaki çocukların yaklaşık % 5-8’ini, yetişkinlerin ise yaklaşık %4- 5’ini etkilemektedir. Klinik verilere göre erkeklerde kızlara göre 3- 4 kat daha fazla görülmektedir. Belirtiler sıklıkla 7 yaşından önce başlar ve çocuğun günlük yaşamını etkileyecek boyutlara ulaştığında muhakkak tedavi edilmelidir. Erken teşhis edildiğinde tedaviden elde edilen sonuçların yüz güldürücü olması, DEHB’nin başta sağlık ve eğitim alanında çalışanlar olmak üzere çocuk ile ilgili tüm profesyoneller ve aileler tarafından mutlak bilinmesi gerekir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beynin ön bölümlerinde ve bu bölümle yakından ilişkili beyin yapılarında normallerden daha düşük kanlanma ve şeker kullanımı ve sonuçta da daha düşük aktivite olur. Beynin bu bölümünün kişinin kendini kontrol etmesi, dikkatin yoğunlaştırılması ve sürdürülmesi, isteklerini koşullara göre düzenlemesi ve planlama yapabilmesi gibi önemli görevleri vardır. Ancak bu yapısal ve işlevsel farklılığın neden meydana geldiği tam olarak bilinmemektedir.

    Ülkemizde DEHB ile ilgili doğru bilgi sahibi olanlar azınlıktadır. “Hareketli çocuk zeki çocuktur ”, “Enerjisi fazla geliyor, bırakın koşsun”, “Büyüyünce düzelir ” şeklindeki yanlış inanışlar da sorunun tanınmasını ve bir uzmana danışılmasını geciktirmektedir. DEHB olan çocukların % 50-70’inde ergenlik dönemlerinde de bu bozukluğun belirtileri devam eder, bu çocukların % 30-40’lık bölümü ise erişkinlikte de DEHB belirtilerini taşır.

    Bu çocukların akademik performansları zamanla düşer ve okul devamsızlığı, sınıf tekrarı, disiplin cezaları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yine bu çocukların, ileri ki yıllarda yasalarla ilgili daha sık sorun yaşadıkları ve daha fazla trafik kazasına yol açtıkları tespit edilmiştir.

    Özetle DEHB basit, gelip geçici bir yaramazlık veya dikkat dağınıklığı olarak değerlendirilmemelidir. Aile öncelikle, çocuğunda dikkat eksikliği bozukluğu probleminin varlığını kabul etmeli ve çocuğun davranışlarını yönlendirirken bu durumu mutlaka göz önünde bulundurmalıdır. Dikkat sorunu çocuğun yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiliyor ve/veya akademik başarısını düşürüyor ise mutlaka yardım alınmalıdır. DEHB çocuğun suçu değildir, çocuğun elinde olmadan gelişen bir klinik tablodur. Bu durumda çocuğun tedavi edilmemesi aslında çocuğa yapılan bir haksızlıktır. Hak etmediği bir muamele ile karşılaşan çocukta, uzun vade de özgüven sorunu olması kaçınılmazdır.

    DEHB’nin öne çıkan özellikleri, dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketliliktir. Dikkat eksikliği çocuğun dikkat süresinin yaşına göre kısa olması ve özellikle okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda dikkatinin kolay ve çabuk dağılması anlamına gelir. Okulun başlamasıyla birlikte öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez, anne, baba ya da öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Çeşitli bahanelerle (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Ders çalışırken sürekli yanlarında birini isterler. Üzerlerine aldıkları bir işi bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden başka işe geçerler. Dikkatsizliğe genellikle eşlik eden özellikler, çabuk dağılma, organize olamama, nesneleri takip edememe, basit hatalar yapma ve görevleri bitirememedir.

    Hiperaktivite kısaca, kıpırtılı olma, oturamama ya da oturmayı becerememe olarak tanımlanabilir. Hiperaktivite okul öncesi dönem (3-6 yaş arası) çocuklarında daha belirgin ve fark edilen bir belirtidir. Bu çocuklar oturmayı sevmezler, ev içinde koşuşturur, dur ve yapma sözünden anlamazlar. Oturmaları gereken durumlarda ise elleri ayakları kıpır kıpırdır. Zıplamayı, yükseklere tırmanmayı ve atlamayı çok severler. Ders çalışırken hatta TV seyrederken dahi şekilden şekile girerler. Çok konuşur, iki kişi konuşurken sık sık lafa girerler. Masanın başında oturamaz, dolayısıyla derslerini masada çalışmayı sevmezler.

    DEHB’nun tedavisinde sık olarak kullanılan yöntemler ilaç tedavisi, bireysel eğitim, anne-baba eğitimi,bireysel davranışçı tedavilerdir. Bu tedavi yöntemlerinden hangilerinin kullanılacağının kararı kişinin bireysel özellikleri dikkate alınarak belirlenir. Bugüne kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar, ilaç tedavisinin en etkin tedavi biçimi olduğunu göstermektedir. İlaç tedavisine, diğer tedavi biçimlerinden uygun olanlarının eklenmesiyle daha iyi sonuçlar alınmaktadır.

  • PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ VE DEĞERSİZLİK HİSSİ

    PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ VE DEĞERSİZLİK HİSSİ

    Değersizlik hissi yaşayan birey; genelen duygu, düşünce ve davranışlarından hoşnut değildir, bu olumsuz süreci yaşaması zamanla kendisinden memnuniyetsizliğe kadar gider. Zaten yeteri kadar Özgüven ve Özsaygı halinin taşınmamış olması değersizlik duygusuna yol açarken , derinleşen değersizlik duygusu da bu ikisinin çok büyük bir oranda güç kaybetmesine neden olur. Bir kısır döngü oluşur.

    Peki nedir değersizlik duygusu? Değersizlik duygusu bireyin tüm özellikleri ile kendisini diğer insanlardan daha değersiz ve önemsiz bir kişiymiş gibi algılama ve kendini bu şekilde yorumlama biçimidir.

    Bir insanın dünyaya geldiği andan itibaren, fizyolojik olduğu kadar Psikolojik temelli gelişim dönemleri yaşadığı da bilinmektedir. Birey çevresiyle çocukluğunun ilk dönemlerinden itibaren artık iletişim kurmaya başladığında gelecekteki yaşamına ve kendisine yönelik şemaları da yavaş yavaş oluşmaya başlayacaktır. Çocuk karşılaştığı ve karşısında yetersiz kaldığını düşündüğü zorluklarla ilgili olumsuz şemalar oluştururken, çözebildiğini düşündüğü sorunlar karşısında ise daha olumlu şemalar oluşturacak, bu da onun özgüven ve özsaygısının yerleşip pekişmesine destek olacaktır.

    Anne ile kurulmuş sağlıklı bir bağın ardından çocuğun dış dünyadaki diğer nesnelerle kurduğu iletişim biçiminin olumlu taraflarının yanı sıra olumsuz tarafları da elbette ki olacaktır. Böyle olumsuz durumlarla karşılaştığında çocuk, problem çözme becerilerini harekete geçiremez ise bu onun sorunlar karşısında yalnız , çaresiz ve yetersiz olduğu inancına kapılmasına neden olacaktır.Değersizlik duygusunun ilk tohumları da burada atılacaktır.

    Böyle durumlarda ebeveynlerin ya da çevredeki diğer kimselerin (öğretmen-abi-abla-diğer yetişkinler) çocuk adına problem çözmeye çalışması durumu bir parça daha karışık hale getirecektir. Çünkü çocuk kendisini; yaşadığı güçlükler karşısında yardıma ihtiyacı olan, tek başına bir şey yapamayan, dışa bağımlı bir birey olarak algılamaya başlayacak ve bu onda yetersizlik duygularının oluşmasını da tetikleyecektir.

    Bunun tam tersine çocuklar için davranışa dökülmeyen motivasyonel sözlerin de tek başına yardımcı olmadığını söyleyebiliriz. Anne ve babaların ve çevredeki diğer önemli figürlerin çocuğa hitaben sen yapabilirsin, bu sorunun üstesinden gelebilirsin gibi söylemlerinin olası riski çocukların üstesinden gelemedikleri herhangi bir sorun ile ilgili yetersizlik ve değersizlik duygusuna kapılmalarıdır. Anne ve babamın dediğine göre ben bunu yapabilir mişim ama yapamadım o zaman ben beceriksizim düşüncesi ortaya çıkabilir.

    Çocuklarımıza bir şeyi yapabilecekleri ile ilgili fikirlerimizi ifade ederken önlem almak adına, ona rol model olarak, problemle başa çıkma yollarını öğreterek, küçük desteklerle yardımcı olabiliriz. Emin olun bu yaklaşımlar sonucu çocuklar biriktirdikleri tecrübeleri ile bizler her zaman yanlarında olmasak ta pek çok sorunun üstesinden gelebilmeye başlayacaklar ve dolayısıyla özgüven ve özsaygıları pekişecek. Bu da kendilerine verdikleri değer duygusunun köklü hale gelmesine yardımcı olacaktır.

  • TÜP BEBEK TEDAVİSİ VE  BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ

    TÜP BEBEK TEDAVİSİ VE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ

    Bilişsel davranışçı terapi, kişinin güncel sorunlarına odaklanır, süre olarak daha sınırlı ve daha çok sorun çözme hedeflidir. Şimdi ve bugünü yaşar. Bu terapi tekniği sadece güncel sorunları çözmez; aynı zamanda danışanlara, yaşamları süresince kullanabilecekleri özel birtakım beceriler kazandırır.

    Bilişsel yaklaşıma göre olayları olduğu gibi değil; olduğumuz gibi görürüz. Yani kişinin duygusal tepkisi, olayın kendisinden çok, kişinin o olaya yüklediği anlamlardan etkilenir. İnsanlar gerilim, baskı altında oldukları zaman net ve açık düşünemezler ve düşünceleri bir biçimde çarpıklaşmaya başlar. İşte bu terapi sayesinde, sıkıntı veren düşüncelerin saptanması ve bunların gerçekliğe ne kadar uygun olduğunun incelenmesi mümkün olur. Çarpıtılan, gerçekçi olmayan düşünceler saptandıktan sonra yeniden yapılandırma tekniği ile daha gerçekçileriyle yer değiştirilir ve böylece kişi kendisini daha iyi hissetmeye başlar. Sorun çözme ve davranış değişikliği en çok ele alınan konulardır.

    Terapiye Nasıl Hazırlanabilirm?

    İlk önce kendi kendinize “terapinin sonunda nasıl olmayı istiyorum, nelerin değişmesini istiyorum?” diye sorun. Şu anda sizi rahatsız eden ne gibi belirtiler yaşıyorsunuz, bunların hangilerinin azalmasını ya da yok olmasını istiyorsunuz. Terapistiniz bu amaçları sizinle birlikte inceleyerek hangilerinin üzerinde terapide çalışılabileceği konusunda sizi bilgilendirecektir.

    Terapi Seanslarında Neler Yapılır?

    İlk görüşme, bir nevi tanışma seansıdır. Psikoloğunuz hem sizinle ilgili hem de tedavi öykünüzle ilgili çeşitli bilgiler alır.

    Ardından sizi psikolojik destek almaya iten nedenler üzerine sorun tespit aşamasına geçilir. Bireyseltedavi sürecindeki beklentilerinizi saptamak adına size belli formlar doldurtur.Bu beklentileri saptamaktaki amaç, tedaviniz bittiğinde geriye dönüp baktığımızda, belirlediğimiz sorunlardan hangilerinin üstesinden geldiğimizi somut olarak görebilmektir.

    Bu aşamadan sonra artık düzenli olarak yaklaşık 45-50 dakikadan oluşan seanslar programlanır. Her seans, bir konu üzerinden yürütülür.

    Seanslarda ele alınan konular, bilişsel davranışçı psikoterapi yaklaşımı çerçevesinde ele alınır. Özellikle tüp bebek tedavi süresinin kısa oluşu sebebiyle, bu terapi yöntemi kısa vadede çözümler üretebilmemiz için oldukça yardımcı bir tekniktir. Aynı zamanda hem danışının hem de terapistin seans boyunca aktif olduğu bir terapi çeşididir.

    Terapinin İşe Yaradığını Nasıl Anlarım?

    Eğer güvenerek ve inanarak seanslara devam eder ve seans dışı zamanlarda önerilen teknikleri her gün gündelik yaşamınızda kullanırsanız 4-5 seans sonra belirtilerde bir azalma fark etmeye başlarsınız. Aynı zamanda uygulanan psikolojik testlerde objektif olarak birkaç hafta içinde düşme gerçekleşir. Özetlersek kendinizi daha iyi hissetmeye başlarsınız.

  • Bebeklerde uyku alışkanlığı oluştururken sık yapılan hatalar

    ÇOCUKLARDA UYKU ALIŞKANLIĞI OLUŞTURURKEN SIK YAPILAN HATALAR

    Çocuklarda uyku problemlerinin görülme oranı yaşa göre değişmekle beraber %25-50 arasında değişiyor. Uykusuzluk kronikleştiği zaman, gündüz uyku hali, huzursuzluk, sinirlilik, davranış problemleri, öğrenme güçlükleri, akademik başarılarında düşüş ve kazalarda artış gözleniyor. Tüm bu sorunların ortaya çıkmaması için ailelerin, bebeklikten itibaren doğru uyku alışkanlıkları oluşturması ve bunun devamlılığını sağlamak konusunda dikkatli olmaları gerekiyor. Amerikan Aile Hekimleri Derneği, bütün aile hekimlerine rutin sağlam çocuk muayeneleri esnasında çocuğun uykusunda sorun olup olmadığının sorgulanması gerektiğini belirtiyor. Uyku alışkanlığı oluştururken yapılan hatalar sonucu “davranışsal uykusuzluk” dediğimiz durum oluşuyor.

    Davranışsal Uykusuzluk:

    Çocukların/bebeklerin uykuya dalmak veya uykuyu devam ettirmek konusunda öğrenilmiş yetersizliğidir. Amerika’da bu gruptaki çocukların, tüm uyku bozuklukları içerisinde %10-30 oranında olduğu bildirilmiştir. Fakat kanımca ülkemizde bu grubun oranı çok daha yüksektir. Davranışsal uykusuzluğu olan çocuklar 2 alt gruba ayrılabilir:

    Uykuya geçiş sorunu

    Sınır koyma sorunu

    Uykuya Geçiş Sorunu: Bu gruptaki çocuklarda uykuya dalmakta veya uyandığı zaman geri uyumakta yetersizlik veya isteksizlik vardır. Belirli bir durum veya eylem sağlanmadan uykuya geçiş ve tekrar uyuma yapamazlar. Örnek vermek gerekirse bebeklik yaş grubunda ayakta sallanma, emzirilme, kucakta gezdirilme ..vs, oyun çağı grubunda ebeveyn yatağına gelme, gece beslenme..gibi durumlar sağlanmadığı takdirde çocuk uykuya geçemez. Bu durum 0-2 yaşta daha sık görülür.

    Sınır Koyma Sorunu: Eğer aileler çocuklara sınır koymada sorun yaşıyorsa bu durumla karşılaşıyoruz. Örneğin çocuğun belirli bir uyuma ve uyanma saati yoksa, uyumak istemediği zaman aile geç yatmasına, televizyon izlemesine, ebeveyn yatağında yatmasına izin veriyor ve bu durum sıklıkla görülüyorsa, defalarca içecek, tuvalet ..vs için kalkıyorsa uyku sorunları ortaya çıkıyor. Bu durum okul öncesi yaş grubunda daha sık görülür.

    Davranışsal uyku sorunlarında en iyi tedavi yöntemi önlemektir. Yani sorun ortaya çıkmadan aile hekimleri ve çocuk doktorları tarafından, sağlam çocuk takibi sırasında ebeveynlere çocukların uyku ihtiyaçları, uyku döngüleri, sınır koyma, uyku planı konularında eğitim verilmesi gerekir. Uyku eğitiminin içerisinde uyuma ve uyanma saatleri, gündüz uyku saatleri, uykuya geçiş rutinleri, beslenme saatleri ve gece uyanmaları konuşulmalıdır.

    Davranışsal uyku sorunlarıyla karşı karşıya kaldıysak çocuğun yaşına, sorununa ve ailenin yapısına göre değişen tedavi planı oluşturulması gerekir. Uyku sorunlarını çözmek için dünyada kullanılan başlıca üç yöntem mevcuttur:

    Ferber Yöntemi

    Tracy Hogg Yöntemi

    Kim West Yöntemi

    Bu yöntemlerin üçünün de amacı çocuğun kendi başına uyumasını ve uyanınca tekrar uykuya dalmasını sağlamak ve gece uyanma sıklığını azaltmaktır. Uyku sorunlarının çözümünde her hastaya göre farklı yöntem ve tedavi planı uygulanır. Çoğu zaman sadece uyku prensiplerine dikkat ederek sorun çözülebilir.