Etiket: Sorun

  • Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel davranışçı kurama göre bireyler yaşadığı sorunları, olumsuz duyguları ve düşünceleri objektif olarak algılayamadıklarından ruhsal problemler ortaya çıkmaktadır.

    • Psikolojide bilişsel davranışçı için yapılan diğer bir tanım ise; “olayları olduğu gibi değil, olduğunuz gibi algılarsınız”.

    Bilişsel davranışçı terapinin asıl amacı;

    Danışanın aklındaki yanlış algılanmış, çarpıtılmış, olumsuzlaştırılmış düşünceleri fark etmesini sağlamak ve yerine gerçekçi, sorun çıkartmaktan ziyade sorun çözmeye odaklı bir düşünce biçimi yaratmaya çalışmaktır.

    Bir vaka örneği ile açıklamak gerekirse ;

    Mehmet Bey daha önce çalıştığı iş yerinden “ekonomik zorluklar nedeni ile küçülmeye gidilecektir” açıklaması ile çıkarılmıştır. Tamda o gün işe geç kalmıştır ve patronu ile aralarında ufak bir tartışma çıkmıştır. Bu yüzden de Mehmet bey işten çıkarılma sebebinin işe geç kalması olduğunu, yapılan açıklamanın bir bahane olduğunu düşünmektedir. Şuanda yeni iş yerinde mesai saatlerine çok dikkat etmektedir. Sürekli geç kalma endişesi yaşadığından sabahları işyerine erkenden gitmekte, alarmın çalmama ihtimaline karşı birden çok, farklı alarmlar kurmaktadır.

    • Böyle bir durumda psikoterapide terapist danışanın olumsuzlaştırdığı çarpıttığı düşünceyi tekrardan yapılandırmasını sağlamaktadır.

    Örneğin patronun aslında o gün çok farklı sebeplerden dolayı sinirli olabileceğini, çıkan tartışmanın işe geç kalmaktan kaynaklı olmama ihtimalini, tamamen tesadüfi denk geldiğini dolayısıyla işten çıkarılma sebebinin işe geç kalma ile hiçbir alakası olmadığını danışanın mantığına oturtarak daha gerçekçi algılamasını sağlamaya çalışmaktadır.

    BDT Terapilerinde danışan ve terapist iş birliği içindedir.

    • Terapist, danışanın öğrendiği bilgileri uygulamaya aktarabilmesi ve sorumluluk duygusu kazanarak sonraki sorunlar ile baş etme becerisini öğrenmesi için “ev ödevleri/görevleri” verebilmektedir.
    • Psikoterapi süreci geçmiş ve gelecek değil “Şimdiki An’a ve Mevcut Soruna” odaklıdır.
    • Mevcut durumdaki sorunları ile baş etme becerilerini öğrenen bireyler geçmiş ve gelecek sorunlarınıda çözümleme becerisi elde edebilmektedirler.

      Bilişsel Davranışcı Terapi’nin Etkili olduğu Alanlar

      Yapılan araştırmalar Bilişsel Davranışcı Terapinin etkinliğini kanıtlamıştır.

      İçgörü sahibi olan her yaş grubundan bireylere uygulanabilmektedir.

    • Yeme Bozuklukları (anoreksiya nevroza,bulimia vs.)
    • Fobiler
    • Depresyon
    • Cinsel işlev Bozukluğu
    • Somatik (bedensel) bozukluklar
    • Öfke Kontrolü
    • Anksiyete bozukluğu
    • Panik Atak
    • İletişim sorunları.
  • Çift ve Evlilik Terapisi

    Çift ve Evlilik Terapisi

    Her ilişkide bazı problemler yaşanabilir fakat kimi zaman bu problemler çiftlerin hayal kırıklığı yaşamasına sebep olabilir. Çiftler bu sorunları bazen kendi çabalarıyla, bazı beceriler geliştirerek çözmeye çalışsa da çoğu zaman profesyonel bir yardım gerekmekte ve çift/ evlilik terapisine ihtiyaç duyulmaktadır.
    Bu süreçte ise taraflardan birinin ya da her ikisinin ilişkilerinde bir sorun olduğunu algılaması gerekir. Kişilerin algıladığı sorun alanı değişiklik gösterebilir. İnsanların bazıları sevildiğini hissedememekten bahsederken, bazıları ilişki içinde anlaşamamaktan bahsedebilir. Sorunu algılayan çiftler bir çözüm arayışına girer. Çözüm yollarının bazıları sağlıklı bazıları sağlıksızdır.

    Çift/ evlilik terapisi de, bu çözüm yollarının sağlıklı olanları arasında yer alır. Peki çift / evlilik terapisi nedir?

    Çift/evlilik terapisi, ilişkilerinde sorunlar yaşayan kişilere destek olmak amacı taşır. Çift ve Evlilik Terapisi, evli olan ya da olmayan çiftlerin karşılaştıkları sorunları ele alıp çözüme kavuşturmayı hedefleyen bir terapi modelidir. Bu terapide, çiftler arasında terapist tarafından yönlendirilen konuşmalara yer verilir. Genel olarak çift birlikte seansa katılırken bazen tek bir kişiye de ilişkisi baz alınarak çift ve evlilik terapisi yapılabilir. Çift/evlilik terapisinde yapılan bir anlamda iletişim kurmayı öğrenmektir. Problem çözme ve incitmeden nasıl tartışılacağını öğrenmek gibi becerileri kapsar, ilişkiyi yeniden kurmaya yardımcı olur. Bu terapi ile eşlerin birbirine saygı duyması ve birbirini insan olarak görmeyi öğrenmesi hedeflenir. Karşısındakinin kişilik özelliklerini anlama ve uzlaştırılabilecek farklılıkları uzlaştırabilmeyi, uzlaştırılamayacak yanlarını ise kabul edebilmeyi öğrenmeleri sağlanmaya çalışılır.

    Çift/evlilik ilişkisini olumsuz etkileyen ve ilişkinin kalitesini düşüren faktörler:
    * Kişilerin bireysel sıkıntıları
    *İlişkideki iletişim sorunları
    *Duygusal sorunlar
    *Yakınlaşma ve güvenle ilgili sorunlar
    *Çocuk yetiştirme
    *Roller
    *Görevler

    Çift/evlilik terapisi, ilişki terapisidir. Bireysel terapiden farklıdır, ilişki odaklıdır ve danışanların ilişki içindeki kendiliklerine odaklanır. Çift/evlilik terapisinde değişim, çözüm odaklı bakmayı gerektirir. Çözüm odaklı bakmak, her iki tarafın da, “Sorunların çözümü için ben ne yapabilirim?” bakış açısı geliştirmesi demektir.

    Çift/evlilik terapisi hakkında,
    *Terapistiniz bir hakim ya da hakem pozisyonunda değildir. Kim haklı, kim haksız gibi meselelere girilmez. Terapist herkese eşit mesafededir.
    *Terapi esnasında ilişkinizdeki güçlü yanları ve zorlandığınız alanları rahatça görebilirsiniz ve değerlendirebilirsiniz.
    *Eşlerin sorunlarını konuşabilir hale gelmeleri çözüm ve tedavide ilk basamaktır.
    *Bireylerin sorun ve çatışmadaki rolleri, kendini ifade ediş biçimi, problem çözme stratejileri değerlendirilir ve terapi esnasında işlenmesi gereken temel noktalar belirlenir.
    *Terapi sürecinde terapistiniz size uygulamalı ev ödevleri verebilir. Bu sayede çözümün dışarıdaki değişimlerden ziyade kendinizde bittiğini daha kolay görmüş olursunuz.
    *Terapi süresi boyunca kendinizi ve eşinizi anlayabileceğiniz, sağlıklı tartışabildiğiniz, problem çözebildiğiniz, farklılıkları kabul edebildiğiniz ölçüde iyi bir eş olursunuz. Terapi ile aranızdaki sorunları konuşur hale gelir, çözüm yolları üretebilirsiniz.

    İlişkinin sorunlu olduğunun işaretleri; sık sık tartışmalar yaşanması ve çözüme kavuşamaması, olumlu duygularda kayıpların olması, arkadaşlığın, cinsel hayatın ve canlılığın azalmasıdır. Eğer önemsememe, içe çekilme, şiddet ve bağlantının tümüyle kopuk olması söz konusu ise ilişkinin büyük bir problem içinde olduğu söylenebilir.

  • İktidarsızlık (Sertleşememe)

    İktidarsızlık (Sertleşememe)

    İktidarsızlık, erkeğin ereksiyon (penisin sertleşmesi) sağlama güçlüğüne verilen addır. Buna sertleşme güçlüğü denir.
    Erkeğin cinsel birleşmeyi gerçekleştirememesine iktidarsızlık diyoruz. Diğer bir deyimle penisin kadının vajinasına , döl yoluna rahatça girişini sağlayan sertleşmenin olamama haline iktidarsızlık diyebiliriz. Penisin sertleşmemesi erkek için çok önemli bir sorundur. Toplumumuzda %55 oranında görülmektedir. Sertleşme güçlüğünün kaynağı fiziksel olabileceği gibi ruhsal da olabilir. Sertleşme eksikliği sadece erkeklere özgü cinsel bir rahatsızlıktır ve bu rahatsızlık cinsel isteksizliğe, boşalma güçlüğüne ya da sertleşmeden boşalmaya sebebiyet verebilir. Sertleşme güçlüğünün %10-15 vakada organsal bozukluk,%85-90 vakada ise ruhsal yani psikolojik rahatsızlık olarak görülmektedir. 40 yaşı geçmiş erkeklerde daha sık görülmektedir. Geçici iktidarsızlık yakınmaları olan erkekler mastürbasyon yaparken böyle bir sorunun çoğu zaman olmadığını görürler. İktidarsızlıkta genelde cinsel istek vardır fakat cinsel birleşme için gerekli penis sertleşmesi oluşmaz.

    SERTLEŞME EKSİKLİĞİNİN FİZİKSEL NEDENLERİ

    Birincil sorun sertleşme refleksinin sekteye uğramasıdır. İktidarsızlık sorunu olan erkeğin, cinsel istek duyduğu zaman bile penisi sertleşmez. Boşalma ile sertleşme ayrı ayrı reflekslerdir. Kimi iktidarsız erkeklerin sertleşmeden de boşaldığı görülür. Sertleşmenin sekteye uğraması, endişe duygusu eşliğinde gelişir. Endişeye yol açan cinsel eylem farklılık gösterebildiğinden iktidarsızlık olgusu da kişiden kişiye değişik biçimde ortaya çıkar. Bir erkeği iktidarsızlık kadar sarsan ve utandıran başka bir cinsel sorun olamaz. Ereksiyon erkeğin kendine güveninin ölçüsü olduğuna göre bunun doğal sonucu olarak iktidarsızlıkta ruhsal ve depresif olmasına sebebiyet verir.

    İktidarsızlığın fiziksel nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

    Antrojen hormonunun yetersizliği
    Yorgunluk
    Karaciğer sorunları
    Psikolojikmen baskı altında bulunmak
    Gizli şeker hastalığı
    Kimi ilaçların yan etkileri(soğuk algınlığı ve antidepresan ilaçlar)
    Sigara, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı
    Erken Boşalma

    SERTLESME SORUNUNUN RUHSAL NEDENLERİ

    Cinsel gücünü kanıtlayamama endişesi
    Başaramama korkusu
    Yaşamımızdaki çeşitli ruhsal olaylar ve gerginlikler
    Heyecan yaratan işler
    Ekonomik sıkıntılar
    Beynin sürekli bıkkınlık içinde olması
    Çiftler arası duygusal doygunluk
    Terk edilme korkusu
    Bilinçaltına yerleşmiş olan hadımlık korkusu
    Çiftler arası iktidar kavgası
    Baskılı bir ailede büyüme
    Aileden sevgi, saygı ve güveni tam anlamıyla alamama

    İKTİDARSIZLIĞIN TEDAVİSİ

    Çift cinsel terapiste gelmeden önce mutlaka ürolog hekime gidip organik bir problemin olup olmadığını test ettirmek ve eğer herhangi bir organik problem yoksa ürolog hekiminde tavsiyesi üzerine tedavi sürecine uzman bir cinsel terapist ile başlanır.Cinsel terapist çiftleri önce birlikte detaylı bir şekilde dinler, sonrasında çiftleri teker teker ayrıntılı bir şekilde dinler . Kişiye ve çifte göre bir tedavi şekli belirler. Bu durum her bireyde ve çiftte farklı ortaya çıktığı için terapistinde bu farklılıkları göz önünde bulundurarak kişiye ve çifte özel tedavi sürecini başlatır. Dünyada en sık bilişsel, davranışsal tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Bu tür tedavilerdeki amaçlar; cinsellik hakkında doğru bilgilendirme ( yeniden yapılandırma) kişilerin kendi vücudunun anatomik yapısını tanıtmak, cinsel mitlerin konuşulması, kaygıların azaltılması, nefes ve gevşeme egzersizleriyle birlikte boşalmanın kontrol altına alınması , çiftlere evde yapmaları için verilen aşk oyunları, masaj, mastürbasyon, cinsel birleşme tekniklerinin öğretilmesi ve değişik cinsel pozisyonların anlatılması tedavilerde kullanılan kitap, CD,DVD, maket ve simülatörlerle tedaviyi adımlaştırarak zevkli, eğlenceli bir hale getirerek çiftlerin bu durumdan kurtulması sağlanır.

  • Çocuklarda Problem Davranışlar

    Çocuklarda Problem Davranışlar

    Problem davranışlar, genel olarak çocuğun eğitim, öğrenim, beceri geliştirme sürecini olumsuz etkileyen, kendisine ve çevresine zarar verme ya da rahatsızlık vermeye sebep olan davranışlardır. Bu tür davranışlar genellikle okul öncesi eğitiminde ya da okul çağında ortaya çıkar. Önlem alınmadığı takdirde çocukların gelişimlerini olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir.

    Problem davranışlar genellikle 10 yaş altında ortaya çıksa da çocukluğun her evresinde görülebilmektedir. Bu davranışların birçok sebebi olabilir. Çocuğun psikolojik özellikleri, aile ortamında yaşadıkları, okul ile uyumsuz olmasına sebep olan durumlar, kötü rol model alma, kitle iletişim araçlarının etkileri ve birçok etken çocuklarda sürekli olarak tekrarlanan problem davranışlara sebep olabilir.

    Problem Davranışların Sebepleri Nelerdir?

    Çocukların problem davranış geliştirmiş olmalarının birçok sebebi olabilir. Belirtildiği gibi aileden, okuldan ya da çeşitli dış etkenlerden kaynaklı durumlar sürekli olumsuz davranışlara sebep olabilmektedir. Ancak davranışların oluşmasına sebep olan etkenler ile çocukların bu davranışları sergilemesinin sebeplerini birbirinden ayırt etmek gerekir. Çocuklar genellikle aşağıdaki sebeplerden ötürü sorun davranış gösterirler.

    Kendilerini ifade etmek

    İlgi çekmek

    İstedikleri bir şeyin yerine getirilmesi için

    Engellenme

    Yetersizlik hissi

    İnatlaşma isteği

    Ortamı sevmeme ya da uyumsuzluk

    Sevilmeyen bir kişinin ortamda bulunması

    Sevilmeyen bir nesnenin ortamda bulunması

    Varolan bir hastalığın etkisi

    Problem Davranışın İşlevleri

    Sosyal İlgi ve Dikkat Elde Etme: Bazı davranışlar diğer kişilerin ilgi ve dikkat göstermesi nedeniyle olumlu olarak pekiştirilmektedir. Doğal ortamlarda, uygun davranışlara daha az ilgi gösterilirken; kendini yaralama ve saldırgan davranışlara daha duygusal davranmakta ve daha fazla ilgi gösterilmektedir. Bu nedenle, bu davranışların oluşumu sonucunda sağlanan fiziksel temas ile birlikte ilgi ve sosyal onaylama ifadeleri, istemeden bu davranışların olumlu pekiştirilmesini sağlayabilmektedir.

    Nesne Elde Etme: Sosyal ilgi elde etmenin yanı sıra yiyecek, nesne, oyuncak ve etkinlik elde etme de problem davranışları olumlu pekiştirmektedir. Gerçekleştirilen pek çok çalışmada, deneklerin istedikleri nesneleri almak ya da istedikleri etkinliğe katılmak için problem davranış gösterdikleri belirlenmiştir. (Doss ve Richle, 1989; Lovass ve Simmons, 1969).

    Duyusal Uyaran Elde Etme: Problem davranışların ortaya çıkmasının ve sürmesinin bir nedeni de bireylerin problem davranışlar sonucunda görme; işitme ya da dokunma şeklindeki duyusal geri bildirimler elde etmesi ya da bu geri bildirimleri azaltmasıdır.

    Kaçma / Kaçınma: Bazı bireyler problem davranışlar göstererek, istenmeyen durumlardan kaçmakta ya da kaçınmaktadır. Örneğin, kızından odasını toplamasını isteyen bir anne, kızının bağırıp tepinmeye başlamasıyla “ben döndüğümde oda toplanmış olsun!” deyip odayı terk edebilir. Odaya geri döndüğünde odanın halen toplanmamış olduğunu fark edince, kızıyla uğraşmaktan yorgun düşmüş olarak kendisi toplar. Bu durumda kız öfke nöbetleri göstererek, annesinin kendisinden istekte bulunmasını durduracağını öğrenmiş olur. Böylece öfke nöbetini izleyen durumda, annenin odanın toplanmasına ilişkin isteği ortadan kalkmıştır.

    Burada yapılması gereken ilk şey sebebi tespit etmek ve davranış değiştirmeye yönelik girişimlerde bulunmaktır. Sunulan sorunun şiddeti, sıklığı ve süresi değerlendirilmeli, ebeveynlerin beklentilerinin gerçekçi olup olmadığı araştırılmalı. Örneğin; düşükten orta sıklığa birçok davranış meydana gelmektedir ancak sadece sıklığı artan davranışlar sorun olarak değerlendirilmektedir.

    7 yaşındaki İpek’ın annesi kızının sürekli ağladığını dile getirmektedir. Eğer İpek istediğini yaptıramadığında haftada dört, beş kere değil de günde dört, beş kere ağlasaydı problem çok daha farklı olurdu. Annesinden, İpek’ın ağlama şiddetini değerlendirmek için, davranış sıklığı grafiği doldurması istendiğinde, objektif olarak toplanan bu veriler, İpek’ın ağlama nöbetlerinin annenin tahmin ettiğinden çok daha az sıklıkta olduğunu görmesini sağlar.

    Çizelgeler davranış kalıplarının belirlenmesine de yardımcı olabilmektedir. 8 yaşındaki Mehmet’in ebeveynleri davranış sıklığı grafiğini kullanarak öğlen atıştırmalarından bir saat sonra ve en sevdiği televizyon programından sonra Mehmet’in öfke nöbetlerinin daha da arttığını keşfederler. Sadece Mehmet’in programını değiştirerek öfke nöbetlerini azaltmış oldular.

    Sorunlu davranışların subjektif bir özelliği de davranışın şiddetidir. Bu nedenle, uygun müdahaleleri belirlemek ve terapi sürecinde davranışta oluşan değişiklikleri saptamak amacıyla Mehmet’in agresifliğinin şiddeti değerlendirilmiştir. Yapılması gerekenlerden biri de Ebeveynlerin subjektif olarak değerlendirdikleri olay ve davranışları objektif olarak değerlendirmelerini sağlamaktır. (1 puan tartışmayı, 2 puan bağırmayı buna benzer şekilde derecelendirme 5 puana kadar devam etmekte 5 puan da yumruk ve tekme atmayı belirtmekte ise Mehmet hep 5 şiddetinde mi öfkeli? Çok mu öfkeli? (Yapılan değerlendirmede 3 veya üstü puan alınması, ebeveyn müdahalesi için kurallar belirlenmesinin yararlı olacağını, 1 veya 2 puan alınması da yaşanan sorunun bağımsız olarak çözülebileceğini gösterebilir.)

    Problemli davranışın süresi de önemlidir. İki dakikalık öfke nöbetleri otuz dakikalık öfke nöbetlerinden daha farklı değerlendirilmelidir. Aynı şekilde, eğer 15 yaşındaki Ayşe çöpü çıkarmayı 10 gün yerine sadece 10 dakika erteliyorsa Ayşe’nin ebeveynlerine farklı tepki vermesi önerilebilir.

    Çocuklar yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü problem davranış olarak adlandırılan davranış biçimlerini tekrarlarlar. Her şeyden önce, çocuğun sürekli olarak gösterdiği sorunlu davranışın sebebi bulunmalı ve bu sebebin ortadan kalkması sağlanmalıdır. Sorunlu davranışların değiştirilmesi için uzmana başvurmak gerekebilir. Problem davranış üzerinde aile ile işbirliği içinde yapılan çalışmalar kısa sürede olumlu sonuçlar vermektedir.

  • Beni Hasta Ettiler, Sen de İyileştir

    Beni Hasta Ettiler, Sen de İyileştir

    Danışanların verimli bir terapi süreci geçirmek için hangi aşamalardan geçtiklerine biraz bakalım. Çok net olarak söyleyebilirim ki; destek almaya karar veren kişinin bu kararı içine sindirilmiş bir karara dönüştürmesinin aşamaları vardır.

    İlk aşama; destek almaya ihtiyacım var diyebilmek

    İkinci aşama; destek almak istiyorum kararını vermek

    Üçüncü aşama; bunun için harekete geçip randevu almak

    Dördüncü aşama; randevuyu ertelemeden, vazgeçip iptal etmeden randevuya gelmek.

    Buraya kadar olan süreçte bizlerin haberi olmuyor. Hatta bazen randevu alıp birkaç erteleme ya da vazgeçme aşamasından sonra sorun iyice dayanılmaz boyutlara ulaştığında bizlere geliyorlar.

    Danışan randevuya geldiğinde bizi bekleyen en büyük direnç kişinin neden orada olduğuna verdiği cevaptır. Ben çok mutsuzum çünkü……kişinin bu boşluğu doldurduğu cümle aslında iyileşmek için hangi noktada olduğunu bize gösterir. Çünkü genelde verilen cevap şudur. Ben çok mutsuzum çünkü bana haksızlık ettiler, beni üzdüler, onlar kötü insanlardı, ben mağdurum, başıma gelenlerin sorumluları başkaları. Yani özetle; Beni hasta ettiler, sen de iyileştir!! Hasta olmamın ya da mutsuz olmamın sebebi dışarıda bir kaynaktı, iyileştirecek olan da yine dışarıda bir kaynak!!! İçinde bulunduğumuz durumun sorumluluğunu almayarak, bu sorunu çözebilmek için kendi iç kaynaklarımızı kullanmayıp sorumluluğu dışımızdaki etkenlere bağladığımız sürece, sorumlulukla birlikte bir şeyi daha dışarıya teslim etmiş oluyoruz. “GÜÇ”ü.

    Dünya üzerinde yaşayan insanların sorunları ortaktır. Hiç kimsenin yaşamadığı bambaşka bir sorunu olan kişi yok. Ancak benzer bir durumda bir kişi altüst olurken çok daha şiddetli bir durumda başka birisi çok çabuk toparlanabiliyor. Buradaki temel fark kişilerin yaşadıkları durumun kaynağını yorumlama biçimleri. İlk gruba Depresyona Eğilimli Grup dersek bakış açıları şu şekilde; ben mutsuzum çünkü; benim eşim kötüydü, babam kötüydü, patronum kötüydü, piyasa kötüydü… o yüzden ben bu durumdayım diye yorumluyorlar. Yani oklar hep dışarıyı gösteriyor. Kişi o durumda tamamen pasif, kurban rolünde. Hal böyle iken sorun dışarıda olduğu için çözüm de sürekli dışarıda kalmaya devam ediyor. İkinci gruba da Depresyona Eğilimli Olmayan Grup diyelim. Bu kişiler de ilk başta dış faktörleri suçluyorlar ancak daha sonra bir şey daha yapıyorlar. Okları tekrar kendilerine çevirip; evet o kötü biriydi ama onu hayatıma ben aldım, hayır demem gereken yerde hayır demedim, sınırlarımı koruyamadım, vs.. Yani durumla ilgili sorumluluğu almaya başlıyorlar. Yaşadıkları sorunla ilgili pasif durumdayken aktif duruma geçebiliyorlar. Artık yapacakları şeyleri var, yapacak şeyleri olduğunda da depresyona girmiyorlar, girseler bile kolayca toparlanabiliyorlar. Kurban rolünden çıktıkları için hayatlarıyla ilgili kontrol sahibi olabiliyorlar. Zaten depresyona eğilimli olmayan kişi depresyona girmeyen kişi değildir. Depresif moddayken geri çekilip enerji toplar ve silkinip harekete geçerek durumdan kurtulmak için adım atar.

    Sonuç olarak başta saydığımız iyileşmek için içine sindirilmiş karar aşamalarına dönersek; beşinci aşama kurban rolünden çıkıp, durumla ilgili sorumluluk almaya hazır olmak.

    Yani hiç kimse kimseyi hasta edemez! kanser edemez!, yaşama sevincini elinden alamaz. Aynı zamanda başka birisi de biz çaba göstermez isek bizi iyileştirip sihirli değnek etkisi yaratamaz.

    Yeni cümlemiz; geçmiş yaşantımdaki kararlarım ve davranışlarım beni mutsuz etti, bunları değiştirip mutlu olmayı seçiyorum ve bunun için de sorumluluk alıp çaba göstermeye kararlıyım.

  • Aile Terapisi

    Aile Terapisi

    2016 yılında TÜBİTAK ve Aile Bakanlığının ortak yürüttüğü Aile Araştırmasının bazı verilerine verilerine göre:

    Eşler en fazla ev ile ilgili sorumluluklar konusunda sorun yaşadı

    Evli bireylerin bazı belirlenmiş konularda eşleri ile sorun yaşayıp yaşamadıkları incelendiğinde; eşler arasında en fazla sorun yaşanan konunun %5,9 ile ev ile ilgili sorumluluklar olduğu görüldü. En fazla sorun yaşanan diğer konular sırasıyla, %5,4 ile ailece birlikte vakit geçirmeme ve %5,3 ile sigara alışkanlığı oldu. Eşler arasında en az sorun yaşanan konular ise sırasıyla, %1 ile eğlence alışkanlıkları ve alkol alışkanlığı ve %1,1 ile arkadaşlar, görüşülen kişiler oldu.

    En önemli boşanma nedeni sorumsuz ve ilgisiz davranma oldu

    En az bir kez boşanmış bireylerin boşanma nedenleri incelendiğinde; Türkiye genelinde en fazla boşanma nedeni %50,9 ile sorumsuz ve ilgisiz davranma oldu. Bunu, %30,2 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama ve %24,3 ile eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması sorunu izledi.

    Boşanma nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde; en önemli boşanma nedeni her iki cinsiyette de sorumsuz ve ilgisiz davranma oldu. Bu oran, kadınlar için %61,5, erkekler için ise %40,2 oldu. Kadınlar için sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri %42,6 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama, %36,4 ile dayak/kötü muamele oldu. Erkekler için sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri ise %24,5 ile eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması ve %24 ile eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması oldu.

    Evlilik iki bireyin hayatı paylaşmak için bir araya geldiği, bireylerin birbirlerine yüksek düzeyde bağlandığı en anlamlı ilişki ve evrensel bir olaydır. Geleneksel geniş aileyi içeren sosyal çoğalmayı düzenleyen evlilik, aynı zamanda kadın ve erkek arasındaki ilişkinin ekonomik, sosyal, cinsel ve yasal yönlerini içeren bir birlikteliktir (Demiray, 2006). Bir yaşam biçimi olarak evlilik olgusu, birbirinden çok farklı kültürlerde evrensel düzeyde karşımıza çıkmaktadır. Bu durum evliliğin, kişisel ve toplumsal olarak çeşitli işlevlerinin olmasından kaynaklanmaktadır (Şen, 2009).

    Tümer’e (1998) göre evlilik, farklı cinsiyet ve karakterdeki iki insanın, belli bir yaştan sonra hayatını birleştirerek birlikte yaşamaya karar vermesinden itibaren içine girdikleri psikolojik sistemdir. Evliliğin, ruh sağlığını koruyucu etkisinin yanında bir o kadar da zorlu bir süreci içerdiği düşünülmektedir (akt. Ovalı, 2010). O halde evlilik bireylerin mutluluk ve doyum kaynağı olmasının yanında problem ve çatışma kaynağı da olabilmektedir.

    Evlilik yaşamında sorunların yoğun bir biçimde ortaya çıkması ve etkili çözümlerin üretilememesi durumunda ilişki bozulmakta, doyum azalmakta ve boşanma durumu yaşanabilmektedir (Güven ve Sevim, 2007). Son yıllarda artan boşanma oranları evlilik hayatında yaşanan sorunlara yönelik araştırmalara duyulan gereksinimi arttırmaktadır. Boşanma noktasına gelen çiftlerin pasif ya da aktif konumda belli konularda çatışma yaşadığı düşünülmektedir.

    Weiten (1986) evlilikte sıklıkla rastlanan ve çatışmaya neden olan sorunları şu şekilde özetlemiştir:
    1. Evliliğe yönelik gerçekçi olmayan mutluluk beklentileri,
    2. Eşlerin birbirlerinden farklı rol beklentilerine sahip olmaları (kimin yemekleri yapacağına, kimin ev dışında çalışacağına, kararları kimin alacağına dair vb.),
    3. Evliliğe ilişkin ekonomik sorunlar (mevcut paranın nereye harcanacağı vb.),
    4. Yetersiz iletişim,
    5. Akrabalara ilişkin sorunlar (özellikle eşlerden birinin ebeveynlerine maddi ya da duygusal açıdan bağlı olmasından kaynaklanan problemler),
    6. Cinsel sorunlar,
    7. Eşler arasında çocukların büyütülmesi ve disiplini ile ilgili fikir ayrılıkları,
    8. Eşlerden birinin yeni ilgi alanları geliştirmesi, yeni bir ortam veya arkadaşlıklar kurması ve diğer eşin buna uyum sağlayamaması, eşlerin birbirlerinden farklı yönlerde kendilerini geliştirmeleri,
    9. Diğer sık rastlanan sorunlar: Kıskançlık, sadakatsizlik, eleştiri, başatlık, aşkın bitmesi, benmerkezcilik vb. (akt. Canel, 2007, s.33).

    AİLELERE YÖNELİK MÜDAHALELER ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR-AİLE TEDAVİ VE ÖNLEME PROGRAMLARI

    TANI KONABİLİR PSİKOPATOLOJİLERİ OLAN HASTALARA YÖNELİK AİLE TERAPİSİ

    Psikopatolojinin , rehabilitasyon sırasında pratik sorun çözme ve semptomların yeniden ortaya çıkmasını tetikleyebilecek zıt aile içi etkileşimlerin azaltılmasına yönelik bir programdır.

    Depresyonun ilişkide yaşanan rahatsızlıklarla bağlantılı olduğunu gösteren güçlü veriler göz önüne alındığında, yetişkinlerde depresyona yönelik aile müdahaleleri evlilik ilişkilerine odaklanmıştır.

    DAVRANIŞ VE DAVRANIM BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLAR

    Anne babaların bu tip davranışlara yeni tepkiler gösterebilmeyi öğrenmesine yardımcı olmaya yönelik programlar geliştirilmiştir.

    Programların amacı sorunlu davranışları önlemektir

    STRESLİ GEÇİŞ DÖNEMİNDEKİ AİLELER

    Ayrılık ya da boşanma gibi ilişkilerdeki önemli kopmaları içeren geçiş dönemlerinden geçen aileleri desteklemeye yönelik programdır

    AİLE ODAKLI MÜDAHALELERİN ETKİLERİNİ TEST ETMEYE YÖNELİK BİLİMSEL YÖNTEMLER

    Bilimsel deneyin amacı, diğer tüm olası nedenler hesaba katıldıktan ya da olasılık dışı bırakıldıktan sonra bir koşulun bir sonuca neden olup olmadığını test etmektir

    MÜDAHALELERİN NİTELENDİRİLMESİ

    Ailelere yönelik belirli bir müdahalenin yeterli bir şekilde test edilebilmesi için araştırmacıların tüm müdahale etkinliklerinin bütün aileler için benzer şekillerde uygulandığından emin olması gerekir

    Örneğin, bir çalışmaya konu olan ailelerin bazıları iletişim alıştırmalarının çoğunda aslında iletişim eğitimi almadıysa, aile iletişim eğitimini içeren bir programın çatışmanın azalmasını sağlayıp sağlamadığını söylemek zor olacaktır.

    ÖRNEKLEMİN SEÇİLMESİ

    Ailelere yönelik müdahaleler üzerine bazı deneysel testlerde aileler, bir aile üyesindeki tanının varlığına dayanarak seçilir.

    Özellikle bir çok tanı konabilir durum, örneğin depresyon, diğer bozukluklarla eş zamanlı olarak görüldüğü için bu çok kısıtlayıcı bir yaklaşım olabilir.

    KARŞILAŞTIRMA KOŞULUNUN SEÇİLMESİ

    Aile araştırmacıları kendiliğinden çözümleri hesaba katmak için test edilen programa katılmayan karşılaştırma gruplarından yararlanır.

    Bazen karşılaştırma grubuna hiçbir müdahalede bulunulmaz

    SONUÇLARIN ÖLÇÜLMESİ

    Bir çok araştırma müdahalesinin hedefi, bir tedavinin etkin ve etkili olduğunu ortaya koyabilecek bir düzeye ulaşmaktır.

    Etkinlik: dikkatli bir şekilde kontrol edilen koşullar altında hangi tedavilerin işe yaradığını ortaya koymaktır.

    Etkililik : gerçek klinik ve toplumsal ortamlarda hangi tedavilerin işe yaradığına dair soruların yanıtlarını bulmaktır.

    AİLE ODAKLI MÜDAHALELERİN ETKİSİ ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR

     Bireysel klinik sonuçlar
     İlişkilerin kendileri
     Stresli geçiş dönemlerine uyum

    BİREYSEL BOZUKLUĞA YÖNELİK AİLE ODAKLI MÜDAHALELER

     ÇOCUK VE ERGENLİKTEKİ BOZUKLUKLAR
     İçselleştirme Bozuklukları
     Dışsallaştırma Bozuklukları
    Dışsallaştırma Bozuklukları
     Karşı gelme bozukluğu
     Saldırgan davranışlar
     DEHB
     Suça eğilim
     Madde kullanımı v.b.
    İçselleştirme Bozuklukları
     Kaygı
    Depresyon
     Dışsallaştırma bozukluklarında yapısal aile terapisi etkili
    Terapilerden sonra davranış bozukluklarında azalma olduğu görülmüştür
     İçselleştirme bozukluklarında BDT biraz daha etkili.
    Yetişkinlikteki Bozukluklar

     DEPRESYON
     Depresyon semptomlarının azaltılmasında bilişsel terapi bireysel terapi kadar etkili
     Çift terapisi yetişkin depresyonundaki ilişki sıkıntılarının azaltılmasında daha etkili
    MADDE KULLANIMI
     Maddeden uzak kalma ve aile içi işleyişi iyileştirmede evlilik terapisi bireysel terapiden daha etkili
    Şiddetli Akıl Hastalıkları
     Bu hastaların aile üyeleri psikoeğitim programlarına dahil edildiğinde, uzun süreli bakım ve destek kaynaklarına ulaşması sağlanır ayrıca aile üyeleri yeterli destek gördüklerini hisseder
    İlişki Bozukluklarına Yönelik Aile Müdahaleleri

     BAĞLANMA BOZUKLUKLARI
     Güvensiz Bağlanma Bozukluğu:
     Bu programda doğrudan anne baba ya da birincil bakıcı ile çalışılır.
     Bu durumu önlemeye yöneliktir
     Hem annede duyarlılığı hem de çocukta bağlanmayı iyileştirmede etkili olmuştur
     Birden fazla sorunu olan ailelerde de etkili olmuştur.

    SONUÇ VE YORUM

    Aile Terapileri, Bireysel ve Çift Terapilerinin karşılaşılan tüm bu sorunlarla baş etmede ve çiftleri güçlendirerek hem evliliklerin kurtulmasında hem de evlilik yaşamı kalitesinin artmasında önemli bir rolü olacağı düşünülmektedir. Evlilikle ilgili bir metafor kullanacak olursak dans eden bir çifte benzetebiliriz. Adımlarının ve vücutlarının hareketi birbirine ne kadar uyumlu olursa ortaya hem göze hem ruha hitap eden bir görüntü çıkar.

    Maalesef çiftler genelde evlilikleri ile ilgili sorun artık baş edilemez olduğunda yardım alma ihtiyacı duyuyorlar. Oysa Aile bir sistemler bütünüdür ve her ferdi bu bütünün ayrı bir sistemidir. Tüm sistemlerde olduğu gibi bu sistemin de sağlıklı çalışması için uyumlu olmaları gerekir. Ne zamanki sistemde bir bozulma olduğunda terapiye başvuran kişi bu bozulmayı fark eden ve rahatsız olan kişidir.

    Aile de her ferdin doğuştan getirdiği ve sadece kendine özel olan şemaları vardır. Şemalar bizim anne karnından itibaren sahip olduğumuz düşünce duygu ve yaşantılar bütünüdür. Herkes aynı şeye bakar ama farklı şeyler görür. Bu bizim şemalarımız arasındaki farktan kaynaklanır.

    Evlenirken, aile kurarken biz cebimizde bu şemaları da sistemin içine dahil ederiz. Burada uyum olursa problem olmaz ama ne zaman ki uyumsuzluklar başlarsa sistem artık çalışamaz duruma gelir ve çiftler arasında problemlere yol açar. Aile terapisinin işlevlerinden birisi işte bu sistemler arasındaki uyumsuzluğu düzenlemek ve tekrar işleri rayına oturtmaktır.

    Aile Terapisi ile Cinsel Terapi birbirleriyle bağlantılı, birbirini tamamlayan ve destekleyen terapilerdir. Evliliklerde en sık karşılaşılan problemlerden birisi de çiftler arasında yaşanan cinsel açıdan tatmin olamama, cinsel işlev bozuklukları, erken boşalma gibi problemlerdir ve bu konularda uzman yardımı almak kişilerin yaşadığı sorunlarla hep birlikte baş etmede çok önemli bir faktör olacaktır.

  • DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

    DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

    Çocukluk çağının en sık görülen rahatsızlıklarından olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), son derece önemli akademik, sosyal ve psikiyatrik sorunlara yol açabilen psikiyatrik bir rahatsızlıktır.

    Bir kişide DEHB’ten sözedebilmek için, dikkatin kolayca dağılması, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik (aklına geleni hemen yapma, sonucunu düşünmeden hareket etme) gibi 3 temel alandan belirtilerin bulunması ve bu belirtilerin, kişinin yaşamında en az bir alanı olumsuz etkileyecek boyutta olması beklenir.

    Ailelerin en sık dile getirdikleri yakınmalar şöyledir; “bizi duymuyor, söylediklerimizi yapmıyor ya da defalarca söyledikten, bağırdıktan sonra yapıyor, günlük basit işlerini yapamıyor, çok ısrarcı dediğini yaptırana kadar uğraşıyor”

    Öğretmenleri ise bu çocukları “çok hareketli, uzun süre bir yerde oturamaz, sınıfta çevresiyle fazla ilgili, dersi dinlemiyor, sık sık yerinden kalkıyor, izin almadan konuşuyor, kurallara uymuyor, düşünmeden hareket ediyor” gibi cümlelerle tanımlarlar.

    DEHB sadece bu belirtilerle sınırlı basit bir sorun değildir. DEHB’i olan bir çocuk, çevresinden devamlı uyarı ve eleştiri alan, istenmeme, dışlanma ve hayal kırıklıkları nedeniyle özgüveni sarsılmaya aday bir çocuktur.

    DEHB’NİN TEMEL BELİRTİLERİ NELERDİR

    1. Dikkat Eksikliği

    Dikkatsüresinin ve yoğunluğunun, kişinin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır. Dikkatin belirli bir noktaya toplanamaması ve kolayca dağılması, dağınıklık, unutkanlık, eşyalarını kaybetme, dikkatsizce hatalar yapma gibi belirtilerle kendini gösterir

    Dikkat eksikliği olan çocukların ilgilerini gerçekten çeken konularda ya da etkinliklerde dikkatlerini uzun süre sürdürebiliyor olmaları, anne babaların çocuğun dikkatinden bir sorun olmadığını düşünmesine neden olur ancak bu dikkat eksikliği tanısını dışlayan bir durum değildir.

    2.Hiperaktivite:

    Aşırı hareketlilik, bireyin yaşına ve gelişimine uygun olmayacak bir biçimde hareketli olmasıdır. Uzun süre yerinde oturamama, otururken elinin ayağının kıpır kıpır olması, çoğu zaman hareket halinde olma, çok konuşma gibi belirtilerle kendini gösterir.

    3.Dürtüsellik

    Genel olarak bireyin davranışlarını kontrol edebilmesinde sorun olmasıdır. Bu kişiler bir şeyi yapmadan önce olası sonuçları düşünmeden hareket ederler. Acelecilik, istekleri erteleyememe, söz kesme, düşündüğünü hemen yapma, aklına geleni geldiği anda söyleme, sırasını beklemekte güçlük çekme gibi belirtilerle kendini gösterir.

    DEHB’NİN FARKLI TİPLERİ VAR MIDIR?

    DEHB tanısı alan çocukların pek çok benzer özellikleri olsa da hepsi birbirinden farklıdır. DEHB’nin üç temel belirtisi olan dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik her çocukta farklı oranlarda ve şiddetle görülür.

    Temel belirtilerin dağılımına göre üç farklı DEHB tipi vardır;

    1. Birleşik tip

    2. Dikkat eksikliği önde olan tip

    3. Aşırı hareketliliği önde olan tip

    DEHB OLAN ÇOCUKLARDA BAŞKA NE TÜR SORUNLAR GÖRÜLEBİLİR?

    • Günlük rutin işleri öğrenmede gecikme yaşayabilirler

    Yapması gereken her işi biz hatırlatırız”

    “Biz söylemeden asla harekete geçmez”

    • Sosyal olgunlukta gecikme yaşayabilirler.

    “Kocaman çocuk oldu halen oyuncaklarla oynuyor, çizgi film izliyor”

    “Hiç büyümeyecek mi?”

    • Dağınıklık, düzensizlik en sık görülen belirtilerden biridir.

    “Odası darmadağınıktır”

    “Sürekli bir şeylerini kaybeder”

    “Üstü başı dağınıktir”

    “Defterleri çok düzensiz”

    “Sırasının üstü karmakarışık, yanına kimseyi oturtamıyorum”

    • Duygusal aşırı duyarlılık; hemen her çeşit uyarana karşı aşırı duyarlılık gösterebilirler.

    Kıyafetlerinin iç dikişlerinden bile rahatsız olur”

    “Beğenmediği, rahatsız olduğu giysiyi bir daha giymez”

    “Yemeğin önce görüntüsüne, kokusuna bakar, beğenmezse asla tadına bakmaz

    • Çok değişkendirler.

    “Bir anı bir anına uymuyor”

    “Çok keyifliyken birden öfkeleniyor”

    “Başarısı çok değişken, aynı dersin sınavlarında bile bir iyi, bir kötü not alıyor”

    “Ne zaman ne yapacağı belli olmaz”

    • Motor becerilerde sorunlar ve koordinasyon güçlükleri yaşayabilirler.

    “Çok sakar”

    “Yürürken kapılara, eşyalara çarpar”

    “Koşarken ayakları birbirine dolanıyor”

    “Yemek yerken o kadar döküp saçıyor ki birlikte yemek yiyemez olduk”

    “O kadar çok düşer ve yaralanır ki üzerinde yara izi olmayan yer kalmadı”

    “Ayakkabı bağlamayı öğrenemiyor”

    “Kalem tutması çok farklı”

    Yazısı o kadar çirkin ki kendisi bile okuyamıyor”

    • Unutkanlık çok sık rastlanan sorunlardandır.

    “Bazı şeyleri çok iyi hatırlıyor ama bir dakika önce söyleneni hatırlamıyor”

    “Bir şey yapmasını söylüyorum, başka bir şey yapıyor”

    “Mutfağa gittiğinde ne alacağını unutmuş oluyor”

    “Akşam öğrettiklerimi sabaha unutuyor”

    “Eşyalarını nereye koyduğunu hatırlamıyor

    • Saldırgan davranışlar görülebilir

    “Sinirlendiğinde gözü bir şey görmez”

    “Sık sık arkadaşlarıyla kavga ediyor”

    “Eşyalara zarar veriyor”

    DEHB’nin ORTAYA ÇIKIŞ NEDENLERİ NELERDİR?

    Yakın zamandaki araştırmalar beynin kimyasal yapısındaki sorunların üzerinde durmaktadır. Beyinde mesaj iletimini sağlayan dopamin, serotonin, noradrenalin gibi maddelerle ilgili sorunlar olduğu bilinmektedir. Bu sorunların sebepleri tam olarak tanımlanmış olmasa da 2 grup risk faktörü tanımlanmıştır.

    1. Genetik Etmenler

    DEHB olan çocukların aile üyelerinden en az birinde benzer belirtiler olduğunu görürüz.

    Anne babalarında benzer sorunlar olma oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat, kardeşlerinde benzer sorunlar olma oranı normal çocuklara oranla 2-3 kat fazladır.

    1. Çevresel Etmenler

    Tek başına direk olarak DEHB’ye neden olmaktan çok, yatkın olan bireylerde DEHB ortaya çıkma riskini arttırırlar.

    Annenin gebelikte sigara,alkol kullanımı, fazla stres yaşaması, kötü beslenmesi, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, doğum komplikasyonları ve doğum sonrası bazı hastalıklar gibi çevresel nedenler tanımlanmıştır.

    DEHB TANISI NASIL KONUR?

    • Aile ve çocukla psikiyatrik görüşme yapılır.

    • Aileye bazı ölçekler doldurtulur.

    • Çocuğun psikiyatrik muayenesi yapılır.

    • Çocuğa bazı testler (zekanın, sözel ve sayısal öğrenmenin, işitsel ve görsel dikkat alanlarının değerlendirildiği testler) uygulanır.

    • Okuldan, öğretmenlerinden bilgi alınır, ölçekler doldurtulur.

    DEHB, bütün bu alanlardan gelen verilerin hekim tarafından değerlendirilmesi ile konan klinik bir tanıdır. Hekim tarafından gerek görülüyorsa ayırıcı tanının yapılabilmesi için, labaratuar tetkikleri ve görüntüleme yöntemlerinden de faydalanılabilir.

    DEHB NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Tedavi hedefleri;

    • DEHB belirtilerini kontrol altına almak,

    • Yıpranmış olan aile, okul, arkadaşlık ilişkilerini tamir etmek,

    • Bireye yaşına uygun olan kendini yönetebilme becerilerini kazandırmak,

    • Yaşam kalitesini yükseltmektir.

    DEHB belirtilerinin kontrol altına alınmasında ilaçlar büyük ölçüde etkilidirler. İlaç tedavisine başlandıktan sonra en geç 2-3 ay içinde belirtilerde % 70-90 düzelme görülür.

    DEHB belirtileri kontrol altına alındıktan sonra diğer tedavi hedeflerine ulaşmak için psikososyal tedaviler gereklidir.

  • Erkeklerde Sertleşme Sorunları (İktidarsızlık)

    Erkeklerde Sertleşme Sorunları (İktidarsızlık)

    Erektil işlev bozukluğu, erektil yetmezlik, ereksiyon kusuru, sertleşme bozukluğu, empotans ve iktidarsızlık erkekteki cinsel uyarılma bozukluğunu ifade eden terimlerdir. Cinsel birleşmeyi sağlamak için gerekli sertleşmenin oluşmasında ya da sürdürülmesinde ortaya çıkan inatçı ve tekrarlayıcı yetersizlik olarak tanımlanabilir. Kişinin hiçbir şekilde sertleşmeye ulaşamadığı durum ve belli durumlarda ya da bazı partnerle ortaya çıkan durum şeklinde görülür. Türkiye’de Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün yaptığı çalışmada erişkin erkeklerin %60’ında değişik düzeylerde sertleşme sorunu saptanmıştır. Ne yazık ki erkeklerin %10’undan azı tedavi tedavi görmektedir.

    Sertleşme sorunu fiziksel ya da psikolojik sebeplere bağlı olarak oluşmaktadır. Fizyolojik bir sebepten sertleşme sorunu yaşayan erkek gece, sabah hiçbir zaman sertleşemez buna ek olarak hafif yetmezliği var ise sabah vakitlerinde sertleşir gün içinde tekrar sertleşemez. Sorun psikolojik ise fiziksel muayene sonucunda fizyolojik bir soruna rastlanmaz, sertleşme sorunu kişiye, duruma ya da zamana göre değişebilir.

    Nedenleri;

    Fizyolojik etkenler sebep olur, rol oynayan organik etkenler arasında en önemlileri kılcal damar sorunları, nörolojik ilaçlar ve cerrahi işlemler, hormonlarla ilgili sorunlardır. Bunu üzerine performansla ilgili olumsuz beklenti eklendiğinde tablo iyice olumsuzlaşır.

    Performans kaygısı sertleşme sorununun en belirgin sebebidir. Aslında performans başarıyla ilgili bir kavramdır. ‘Erkek, erkekliğini ispatlamalıdır’ ‘Erkek adam sertleşir’ ‘Erkek dediğin zaten sertleşmeyi becerir’ gibi mitler sonucu erkekliğini sertleşerek başaracağına inanan erkeğin kaygısı artar. Sempatik sistem devreye girer; beyin tehlike algılar, vücudu kasar ve tehlikeden korumaya çalışır. Erkeğin sertleşebilmesi için gevşemeye ihtiyacı vardır, parasempatik sistemin devreye girmesi, vücudun rahatlaması ve kaygıların yatışması gerekir. Ancak performans kaygısı buna izin vermez. Bireyin performansına ilişkin beklentisi ve yetersiz performans sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlar ile ilgili düşünceleri yoğun kaygı ve anksiyete yaşamasına sebep olur.  Cinsel ilişkiden kaçma, cinsel isteksizlik ve depresif belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Suçluluk duyguları da sertleşme sorununa sebep olabilir. Evlilik dışı ilişkiler yaşanan suçluluğun erkekte sertleşme sorunu olarak ifade bulmasına sebep olur.

    Erkeği zorlayan bazı cinsel mitler ve abartılı beklentiler vardır, ‘ Erkek sürekli çivi gibi olmalıdır’ ‘ Erkek hiçbir zaman hayır dememelidir’ vb. Bu mitler bireyin kaygısını arttır, bozukluğun oluşmasına sebep olur.

    İlişki içerisindeki iletişim sorunları, problemleri çözememe ve duyguları ifade edememe gibi sorunlar erkeğin bazı olumsuz duygular yaşamasına ve bunu sertleşme sorunu yaşayarak ifade etmesine sebep olur.

    Her erkek hiçbir uyarıcı yokken, doğal bir şekilde sertleşebileceği gibi; uygun şartlar altında, uygun uyarıcılar var iken sertleşme sorunu yaşayabilir. Sertleşme sorunu beklemediği bir durumda kendini başarısız olarak değerlendiren birey, her seferinde aynı sorunu yaşayacağına inanır ve bu inanış kendini doğrular.

    Bireyin yaşantısındaki stres ve gerginlik sertleşme problemine sebep olur. Gün içinde yaşanan sorunlar, halledilemeyen problemler, iletişim kusurları erkeğin gerginliğini iyice arttırır. Yaşadığı olumsuz duygulardan kurtulmak için seks yapmak isteyen erkek zaten gevşeyemediği için sertleşme sorunu yaşayabilir.

    Yaşlanma, kullanılan bazı ilaçlar, yaşam stili ve bazı kronik hastalıklar ( hipertansiyon, diyabet, depresyon, kardiovasküler hastalık) sertleşme sorununa sebep olur.

    Tedavi;

    İletişimle ifade edilmeyen duygular bedenle ifade edilir. Eşler arasında yaşanan sorunlar olumsuz duygulara sebep olur. Bu olumsuz duygular sözel olarak ifade edilmediğinde, erkek bunu sertleşme bozukluğu ile ifade edebilir. Eşler arasında duyguların ifade edilmesini sağlamak iyi bir çözümdür.

    Sertleşme bozukluğuna, erkeğin sorunu olarak değil, eşler arasındaki ilişki sorunu olarak bakmak gerekir. Soruna ilişki üzerinden yaklaşıldığında, erkeğin üzerindeki suçluluk duyguları yatışmış olur ve tedavi süreci hızlanır.

    Çifte özel bir tedavi planı hazırlanır. Fiziksel muayene, psikolojik muayene ve çok ayaklı bir tedavi planı ile psikoterapi süreci başlatılır.

  • CİNSEL İSTEKSİZLİK

    CİNSEL İSTEKSİZLİK

    CİNSEL İSTEKSİZLİK NEDİR?

    Cinsel isteksizlik hastalık değildir. Doğru tekniklerle üstesinden gelinebilecek bir sorundur. Doğru davranışlar doğru sonuçları doğurur, yanlış davranışlar ise yanlış sonuçları doğurur. Cinsel isteksizlik bir sonuçtur, yolunda gitmeyen yanlış davranışların yanlış bir sonucudur. Cinsel isteksizlik evlilik ilişkisinin %95’ini olumsuz etkileme gücüne sahiptir. Başlangıçta sadece basit bir isteksizlik sorunu gibi görünse de evlilik ilişkisinin içine ve sızar zamanla büyük bir soruna dönüşür.

    Cinsel isteksizlik iletişim problemlerinin bir ifade ediliş biçimidir. Ne yazık ki ifade edilmeyen duygu ve düşünceler insanı hasta eder. Kadın eşiyle olan problemlerini eşine ifade edemedikçe; kendini değersiz, önemsiz, sevilmeyen hissetmeye başlar. Buna bağlı olarak kadın eşine karşı öfke hisseder ve öfkesini de paylaşamaz ise sözel olarak ifade edilemeyen duyguların bir ifadesi olarak beden devreye girer. Kadın cinsellikten kaçınmaya başlar. Zamanla erkek bu kaçınmadan olumsuz etkilenir, istenmediğini hisseden erkek de kendini değersiz hisseder ve eşine karşı öfkeli davranışlar sergiler. Kolayca halledilebilir olan sorun artık çığ gibi büyüyen bir sorun haline dönüşmüştür.

    Kadın cinselliğin hakkı olduğuna inanmaz aksine bunun bir görev olduğuna, eşi ne zaman isterse görevini yerine getirmesi gerektiğine inanır. Eşiyle problem yaşadığında ya da kendisiyle ilgili bir problemle karşılaştığında vazgeçtiği ilk sorumluluk cinsellik olacaktır zaten kendisi cinsellikten hiç keyif almamıştır ki, onun için sadece kocaman bir yük olmuştur. Olsa da bitse dediği bir yük…

    Kadın cinsellikle ilgili bilgi sahibi değildir. Vajina nedir, klitoris nedir, nasıl işler bu sistem, kadın orgazm olur mu, ıslanmak nedir, kuruluk nedir, ön sevişme nedir? Bedeninin neyden hoşlandığını bilmez. Bilmediğiniz bir aleti çalıştıramazsınız, deneme yanılma yaparken birkaç hatalı sonuç sizi bu işten soğutabilir ve kendinizi cinsellikten soğumuş bulursunuz.

    Erkek performans kaygısı yaşar ve isteksizlik ile bunun üstünü kapatır, böylece korktuğu şeyle zaten yüzleşmeyecektir. Ya da eşine karşı hissettiği suçluluk duygusu ve geçmişten gelen travmatik deneyimler isteksizliğe sebep olabilir.

    Cinsel taciz ve travmalar cinselliğin kişiye zevk vermesine engel olur, zevk vermeyen bir cinsellik ise angaryadır.

    Bunlar gibi birçok sebep cinsel isteksizliğe neden olabilir.  Tedavi aşamasında isteksizliğin sebebi tespit edilir ve çifte özel bir program hazırlanır.

  • CİNSEL İSTEKSİZLİK NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    CİNSEL İSTEKSİZLİK NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Cinsel isteksizliğin tedavisi 5 aşamadan oluşur. Aşamaların süresi çifte göre yapılandırılır. Çiftin problemi ya da problemleri hangi aşamalarda ise o aşamalara ağırlık verilir. Çifte özel hazırlanan tedavi programı ile kısa sürede cinsel isteksizlik sorunu çözümlenir.

    Değerlendirme Aşaması ( 3 seans): Bu aşamada eşler ayrı ayrı dinlenir. Çocukluk hikayeleri ve evlilik hikayeleri alınır, cinsel öykü formu uygulanır. Çiftin sorunu tespit edilip çifte anlatılır. Bu sorunun çözümünün olduğu, evli olan her 10 kadından 4’ünde bu sorunla karşılaşıldığı vurgulanır. Doğru yerde oldukları söylenir ve çifte güven verilir. Kontrat yapılır.

    İlişkisel Aşama: Çiftin problemi ilişkilerindeki sorunlardan kaynaklı ise bu aşama kritiktir. Amaç iletişim becerilerini geliştirmek, çifti yakınlaştırmak ve flört havası oluşturmaktır. Amaca yönelik teknikler ve uygulamalar yapılır.

    Bilişsel Aşama: Cinsellikle ilgili tüm bilgiler yenilenir, güncellenir. Bilmek güven verir ve güç katar. Yeni bilgileri sindirmek ve kullanmak önemlidir. Danışan tarafından çeşitli listeler oluşturulur.

    Duygusal Aşama: İlişkideki roller konuşulur. Çocuksu kadınlar, çocuksu erkekler, aşırı ebeveyn eşler rol dengelerini bozar ve bunun sonucunda cinsel sorunlar yaşarlar. Oysaki cinsellik iki yetişkin içindir. Eşler arası rol dengesi bazı uygulamalar ile düzenlenir.

    Davranışsal Aşama: Öğren, Gör, Uygula felsefesinin son basamağıdır. Eşler önce kendilerine sonra partnerlerine cinsellikten haz alma izni verirler ve cinselliklerini keşif süreci başlar. Çeşitli görsel materyaller keşif sürecini hızlandırır.

    Bu dört aşama ortalama 9 seans sürer, değerlendirme aşamasıyla birlikte ortalama 12 seansta sorun çözülür. Bu program çifte göre hazırlanır, seans sayısındaki değişiklikler çiftin problemine göre değişir.