Etiket: Sorun

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (6) davranışı yönetme (organizasyon) sorunları:

    Önceki yazılarımızda da hep vurguladığımız gibi Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu sadece dikkat ve hareketlilikten ibaret olan bir sorun değildir. 6 grup belirti farklı kümesi bulunur ve belirtilerin yoğunluğu ve görülme şekli bireyden bireye değişiklik gösterir. Bu yazımızda ele alacağımız belirti kümesi ise DEHB aileler ve eğitimciler tarafından en çok problem olarak görülen davranışları frenleme ve yönetme sürecindeki sorunlar hakkında olacak.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda görülen sorun alanları:

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon (Davranışların yönetimi)

    Dikkat Eksikliğinde Hiperaktivite Bozukluğunda Davranışları Yönetme Sorunları:

    DEHB’nin anlaşılmasında en önemli araştırmacılar arasında sayılan Barkley, dikkat eksikliğinde temel sorunun ‘Kişinin kendini engelleme yeteneğindeki bozulmanın’ olduğunu savunmuştur. Doğru davranışı doğru zamanda yapmak için birçok beyin devremiz aktif bir şekilde çalışır. Doğru davranışını doğru zamanda yapmak için temelde 4 adım gereklidir.

    Doğru zamana kadar tepkimizi engellemek (frenlemek) (Dikkat eksikliğinde en sık sorun olan aşama)

    Nasıl ve ne zaman harekete geçileceğine ilişkin tüm faktörlerin hesaplanması (kendine ve çevreye ait faktörlerin izlenmesi)

    Doğru zamanının seçilmesi ve harekete geçilmesi

    Harekete geçildikten sonra da tüm tepkilerin esnek bir şekilde kontrol edilmesi.

    Bu işlemleri daha iyi anlamak için bir futbol oyuncusu düşünelim. Bu oyuncu topla birlikte kaleye gitmekte olsun. Oyuncunun gol atmak ya da doğru pası verebilmek için yukarıda tanımladığımız görevleri adım adım gerçekleştirmek zorundadır. Öncelikle doğru zamana kadar topu ayağında tutmalıdır (hareketini frenleme). Bu esnada sahadaki konumu, rakip futbolcuların yerleşimi, topun hızı, saha yüzeyinin durumu, takım arkadaşlarının dizilimi gibi birçok faktörü doğru hesaplamalıdır. Tüm bu hesaplamaları otomatik olarak yaparak doğru hız ve açı ile topa vurmalıdır. Topa vurduktan sonra da sonrada topun hedefe gidişinin hızı, yönü, geri dönüp dönmediği ve bir sonra yapacağı hamleye karar vermek için sürekli bir izlemi sürdürmelidir.

    Bu zihinsel karmaşık hesaplamaları sadece futbolda değil günlük hayatımızda özellikle sosyal ilişkilerimiz esnasında da sürekli yaparız ama farkında olmayız. Sosyal etkileşim sırasında karşı tarafın niyetini anlamak için beden dili, mimikleri ve ses tonundan doğru ipuçlarını izleriz. Konuşmalarımızın ve davranışlarımız ölçülü ve dengeli olması amacı birçok anlık ve geçmiş bilgiyi kullanırız. DEHB li çocuklar bu davranış kontrolünde sorunlar yaşadıkları için sıklıkla okulda ders dinlerken, arkadaşlarıyla oyun oynarken ya da kardeşi ile vakit geçirirken sorunlara ve şikâyetlere neden olurlar. Davranış denetimi sağlıklı şekilde işlemez. Bu nedenle yerinde duramama, aşırı hareketlilik, çabuk sıkılma, çok konuşma, sık sık araya girme, hep kendi dediklerinin yapılmasını isteme, inatlaşma, kuralları uymama şeklinde birçok belirti gösterirler.

    Bu davranış kontrol sorunlarının en şiddetli ve belirgin olduğu belirtiler HİPERAKTİVİTE ve DÜRTÜSELLİK (ataklık) belirtileridir (Bir sonraki yazımızda detaylı olarak anlatılacaktır). Tabi davranış düzenlenmesindeki sorunlar her vaka da hiperaktivite denecek kadar yoğun değildir. Bir başka ifade ile hep vurguladığımız gibi dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun da hiperaktivite görülmeyen dikkat eksikliği alt tipi bulunmaktadır.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Çocuklarda yeme sorunları

    Bu makalede çocuklar ile aileleri arasında sıklıkla bir savaş alanı haline gelen yemek masasında yeme sorunları ile ilgili olarak yapılması ve yapılmaması gerekenlere ulaşabilirsiniz. Ankara’da bulunan pek çok psikiyatri kliniği gibi bizlerinde sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan birisi olan yeme sorunları aslında düşünüldüğünün aksine sık olarak karşılaşılan bir durumdur.

    Başlangıçta yeme sorunları ve psikiyatrik açıdan yeme bozukluklarının ayrımını yapmak gerekecektir. Ankarada pek çok psikiyatri kliniğinde yeme bozukluğundan ziyade çocuklarda yeme sorunlarının ele alındığını söylemek yanlış olmayacaktır. Psikiyatrik açıdan yeme bozuklukları dediğimiz rahatsızlıklar anoreksia nevroza, blumia nervosa, pika (çocuğun yemek olmayan şeyleri yemesi) gibi farklı bozukluklarken, bu makalede bahsedilecek konular yemek yemeyi red etme, iştahsızlık, yemeklerde aşırı seçici davranmak gibi yeme sorunlarıdır.

    Yapılan çalışmalar yeme sorunlarının çocukluk döneminde oldukça sık olarak görüldüğüne işaret etmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalara göre bu oran her üç çocuktan bir tanesini içermektedir. Bu kadar sıklıkla görülen bir sorun olmasına rağmen pek çok aile tarafından yeterli bir şekilde yönetilemeyen bir durum olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Sıklıkla bu sorun ile karşılaşıldığında yemek masası artık aile ve çocuğun savaş alanı haline gelecektir.

    Yeme sorunları neden oluşur?

    Çocukların sıklıkla ilk 1 yaşına kadar çevresel farkındalıklarının ve gelişimlerinin göreceli olarak sınırlıdır, en azından aileler açısından. Sıklıkla ailelerin kendi ebeveynliklerinin kalitesini test ettikleri alan ise bakım kaliteleri ile sınırlıdır. Bu süreçte bakım ile ilgili ortaya çıkan aksaklıklarda (yemek yemek, uyku, oyun oynamak vb.) sıklıkla ebeveynler kendi ebeveynliklerin sorgulayarak kendilerini yetersiz hissedebilirler. Bu yaşantılar sonucunda ise zorla uyutmak, zorla yemek yedirmeye çalışmak gibi farklı davranışlar geliştirme eğiliminde olacaktırlar. Diğer yönden çocuğun kendisi ile ilgili nadir kontrol altına alabildiği alan olan yemek yemenin çocuğun ancak istemi ile olabileceği gerçeğinde de giderek uzaklaşırlar. Kendisini ebeveynlerin bir yandan ifade etmeye çalışan çocuk ve kendi yeterliliğini yemek yemek üzerinden ispat etmeye başlayan annenin savaşı bu şekilde başlamış olacaktır.

    Yeme sorunun gerçekçi bir kaygımı ?

    Yapılan bir çalışmada obezite sorunu annelerin sıklıkla çocuklarına daha çok besin verme eğiliminde olduğu gösterilmiştir. Diğer bir deyişle çocuğunuzun az yemek yediğini düşünmeniz sizin algınız olabilir. Çocuklarında yetişkinler gibi günlük kalori ihtiyaçları bellidir. Ortalama bir hesap ile kilo x 100 bir çocuğun ortalama günlük kalori ihtiyacını ortaya koyacakyır (bu konuda net hesaplamalar için diyetisyen desteği alınmasında fayda vardır). Örneğin 10 kg ağırlığında bir bebek 1000 kalori alırsa (bu da yaklaşık 2 tas çorbaya denk gelen bir orandır) kilo kaybı olmayacak ve yeterli gelişimi gösterecektir. Eğer aile 10 kilogramlık bir çocuğa 3 tas çorba verirse Türkiye deki çocukların yüzde 10nundan fazlasında görülen obezite sorunu ile karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle bu kaygılarınızın gerçekçiliği ile ilişkili endişeleriniz varsa bir beslnme uzmanı ile iletişime geçmeniz çok daha sağlıklı olacaktır.

    Yemek Yemeyen Çocukla Mücadele Rehberi

    Değişime izin verin. Yemek masasını bir savaş alanı olmaktan çıkarın. Şimdiye kadar yaptığınız şeyler işe yaramış olsaydı sanırım bu makaleyi okumazdınız. Bu nedenle eski bir sözü hatırlamanızda fayda var “eski kapılar yeni yerlere açılmaz”. Yaşamınızda birşeyleri değiştirmek için davranışlarınızı değiştirerek başlayın.

    Niçin yemeğin yenmediğini aklınızdan çıkarmayın: çocuklar kendilerini ifade etmek ve sizi cezalandırmak amacı ile sıklıkla yemek yemeyi kullanırlar. Bunun anlamı şudur: siz bu konuyu önemsediğiniz sürece sorunlarınız devam edecektir. Yemek sorunlarınızı evin ve kendi merkezinizden uzaklaştırın.

    Yemek yemenin kurallarını unutmayın: pek çok ailenin temelde yaptığı hata yemek yeme kurallarına uyulmamasıdır. Bu kurallar çok nettir ve değiştirilemez, esnetilemez. Bu konuda başlangıçta sizin bir model oluşturmanız fayda gösterecektir.

    Yemek masada yenilir, kanepede ayakta vb gibi yerde değil. Mutlaka bu konuda net olunmalıdır. Farklı bir ortamda yemek yemek konusunda ısrarcı olunması durumunda hiçbir koşulda buna izin verilmemelidir.

    Yemek yenirken mutlaka TV kapalı olmalıdır. Bu sıkla yetişkinler tarafında da yapılan hatalardan birisidir. Yemeklerin TV karşısında yenilmesinin yaratacağı en büyük sorun başlangıçta tüm aile bireylerinin aynı anca bulunabildiği nadir ortamlardan birisi olan yemek masasında sohbet olmamasıdır. Diğer sorun ise kişinin yemek yerken tokluk hissi ile ilgili yaşayacağı sorundur. Bu durum ileri dönemlerde obeziteye neden olabilir.

    Çocuğumun yemeği 1 saate kadar uzuyor ne yapmalıyız? Normal yemek yeme süresi yaklaşık 30 dakikadır. Çocuğunuz her seferinde bunu aşma eğilimindeyse sınır çizmekte fayda vardır. Çocukların zaman algısı tam olarak oluşmadığı için bu sürenin bitimine 10 dakika kala kurulacak basit bir çalar saat çocuğun öngörmesi açısından fayda sağlayabilir.

    Yemeğini yemedi ne yapmalıyım? 30 dakika masada zaman geçirmesine izin verin. Sonrasında masadan yemeği kaldırın. Bir sonraki öğüne kadar ek hiçbir yiyecek maddesi vermeyin.

    Yemek masasında önüne koyduğum yemeği yere fırlattı ne yapmalıyım? Yemek süresinin bitmesini beklemeden yemeği kaldırarak bir sonraki öğüne kadar yemek vermeyiniz.​

    Ben bunu yemem ben makarna istiyorum diyor ne yapmalıyım? Net bir dille bunun mümkün olmadığını, tabağındaki yemeği yiyebileceğini ancak istemezse yemek zorunda olmadığını anlatınız. Yemek yenmemesi durumunda bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda maddesi vermeyiniz.Tabağının yarısını yiyor ne yapmalıyım? Yemeğe devam edip etmeyeceğini sorarak bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda vermeyiniz. Hiçbir koşulda çocuğunuzun ne kadar yemek yiyeceğine müdahale etmeyiniz.

    Dr Genco USTA

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

  • Erken Boşalma ve Erken Boşalma Tedavisi

    Erken Boşalma ve Erken Boşalma Tedavisi

    Erken boşalma 40 yaş altında ki erkeklerde en sık görülen cinsel sorundur. Erken boşalma kadın ve erkeğin cinsel yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürmekte hatta boşanmalara yol açmaktadır.

    Erkeğin boşalma süresi ile ilgili kesin bir tanım bulunmamakla birlikte 3 dakikanın altında ve erkeğin ya da partnerinin isteğinin dışında ki boşlama erken boşalma olarak tanımlanabilir. Diğer taraftan her erkek çeşitli nedenlerle zaman zaman erken boşalabilir ve bu süre 3 dakikanın altında olabilir. Ancak eğer bu şekilde ki boşalma durumu cinsel yaşantınızın % 30’undan fazla bir kısmı kapsıyorsa tedavi gerektiren erken boşalma sorununuz olduğu söylenebilir. Aslına bakılırsa sorunun adı erken boşalma değilde boşalma kontrol sorunu ya da kontrolsüz boşalma olarak adlandırılırsa daha doğru bir tanımlama yapılmış olur.

    Ortalama bir sevişme süresi çiftten çifte değişiklik gösterir. Örneğin bazı çiftler 5 dakika içinde orgazma ulaşabiliyorken bazıları için bu süre yarım saate çıkabilmektedir. Burada önemli olan hem erkeğin hem de kadının orgazma ulaşabilmesidir. Bu nedenle 3 dakikadan daha uzun süre de boşalabiliyor olmak kaliteli ve doyuma ulaşan bir cinsel yaşam için yeterli olmaya bilir. Her zaman olmamakla birlikte genelde kadınlar erkeklerden daha geç boşalırlar. Örneğin ortalama 5-10 dakika arasında boşalan bir erkekte erken boşalama sorunu söz konusu değildir. Ancak bu erkeğin partneri boşalmak için 15 dakikalık vajinal birleşmeye ihtiyaç duyan bir kadınsa, kadının orgazma ulaşması zorlaşacak bu da çiftin cinsel yaşam kalitesini düşürecektir. Bu nedenle erkek için ideal boşalma süresi iki tarafında doyuma ulaştığı süre olarak tanımlanmalıdır. Ve bu sebeple erkeğin boşalma süresi kadar boşalmayı erteleme becerisi de çok önem kazanmaktadır. Cinsel terapide bireylerden çok çiftin cinsel yaşam öyküsü değerlendirmek gereklidir.

    Erken boşalmanın 3 tipi bulunmaktadır

    a) Henüz vajinaya giriş olmadan boşalanlar,

    b) Giriş esnasında boşalanlar

    c) Girdikten hemen sonra boşalanlar

    DSM-IV tanı kriterlerine göre erken boşalma; kişinin kalıcı ve tekrarlayan bir şekilde çok az uyarımla ya da sertleşme gerçekleştikten çok kısa bir süre içersinde ve kişinin isteğinin dışında boşalma olması ve bu sorunun kişinin cinsel yaşamıyla ilgili olumsuzluklara yol açması olarak tanımlanır. Erken boşalma kişinin cinsel yaşamınım başından beri var olan ve devam eden bir sorunsa primer erken boşalma, kişinin yaşamında daha önceden erken boşlama sorunu olmayıp sonradan ortaya çıkan erken boşalmaya, sekonder erken boşlama adı verilir. Sekonder (sonradan ortaya çıkan) erken boşalmanın psikolojik sorunlar, cinsel travma, alkol-madde kullanımı, fiziksel sağlık sorunları, kullanılan ilaçlar gibi farklı nedenleri olabilir.

    Birçok kişi probleminin zamanla düzeleceğine, bu yüzden tedavi aramaya gerek olmadığına, hatta bunun tedavisi olmadığına ve bir uzmana gitmenin bir anlamı olmadığına kendini inandırmıştır. Bu engeller kişide strese, hayal kırıklığına yol açmakta ve partnerini doyuma ulaştırma isteği engellenmektedir. Yapılan çalışmalar erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin partnerleriyle daha fazla sorun yaşadığını, daha güvensiz hissettiğini, aldatılma şüphesi yaşadıklarını, partnerleri tarafından bencil ve anlayışsız olarak suçlandıklarını göstermektedir.

    ERKEN BOŞALMA NEDENLERİ NELERDİR?

    Erken boşalma probleminin nedenleri hakkında fazla mastürbasyon yapmaktan kaynaklandığı tarzında bir çok yanlış bilgi mevcuttur. Erken boşalama psikolojik kökenli bir sorun olmakla birlikte bu soruna eşlik eden fizyolojik nedenlerde önemlidir. Ve tedavi için hem fizyolojik hem de psikolojik müdahalede bulunulması gerekmektedir.

    Evrimsel teoriye göre cinselliğin ana amacı üremek olduğundan erkek en hızlı şekilde kadını hamile bırakmaya odaklanır bu nedenle erken boşalma evrimsel olarak başarı, neslin devamını ve kadını hızlıca hamile bırakıp oradan uzaklaşarak hayatta kalabilmeyi sağlamış olur.

    ERKEN BOŞALMANIN FİZYOLOJİK NEDENLERİ

    Penis, prostat ve testis bölgesinde ki kas sisteminin yeterli düzeyde gelişmemiş olması ve bu nedenle boşalma refleksinin kontrolünün sağlanamaması.

    Bio-kimyasal olarak erkeğin testestoran düzeyinde ki sorunlar. Testestoran düzeyinin yüksek olması boşalma refleksinin kontrolünü zorlaştırarak erken boşalamaya yol açabilir.

    Prolaktin düzeyinin yüksek olması anksiyeteyi attırarak erken boşalmaya yol açabilmektedir.

    Hastalıklar.

    Alkol kötüye kullanımı.

    Madde kullanımı.

    ERKEN BOŞALMANIN PSİKOLOJİK NEDENLERİ

    Ergenlik ya da öncesi dönemde ergenin yakalanmamak için hızlı bir şekilde mastürbasyon yapamaya alışmış olması sonucu kas sisteminin kısa sürede boşalmaya şartlanmış olması.

    Erkeğin kadın bedenine karşı uyarılma eşiğinin düşük olması. (dokunur dokunmaz boşalma)

    Hayat kadını, genel ev deneyimi gibi olumsuz, travmatik ve yetersiz cinsel deneyimler.

    Erkeğin çok heyecanlı olması (daha soyunmadan boşalma).

    Anksiyete bozuklukları (panik atak, yaygın anksiyete bozukluğu vb.).

    Geçmiş dönemde mastürbasyon yaparken yakalanmak.

    Suçluluk hissi. Kirlenmiş hissetme.

    Cezalandırılma korkusu.

    Cinsel istismara uğramış olmak.

    Diğer psikolojik sorunlar.

    Muhafazakar aile ortamında yetişmiş olmak.

    Cinsellik hakkında yanlış bilgi ve cinsel mitler.

    Cinsel deneyimsizlik.

    Partnerle yaşanan sorunlar, partnerin cinsel davranışa karşı tepkileri (suçlayıcı tavır vb).

    Performans kaygısı.

    Stresli yaşam.

    ERKEN BOŞALMA TEDAVİSİ

    Erken boşalma problemine sahip kişinin genel ve cinsel yaşam öyküsünün detaylı bir şekilde alınması, birincil ya da ikincil (sekonder) erken boşalmadan hangisinin olduğunun (sonradan ortaya çıkan erken boşalma ya da yaşam boyu var olan erken boşalma) saptanması, kişiye en uygun yöntemin seçilmesi için çok önemlidir. Sonradan ortaya çıkan erken boşlama sorununun çözü yaşam boyu var olan erken boşlamaya oranla daha kısa sürede çözülür.

    Erken boşalma sorununa bağlı olarak, ereksiyon bozukluğu (sertleşme sorunu), depresyon, özgüven kaybı, eşle ilişki sorunu vb başka sorunlarda ortaya çıkabilmektedir. Kişiye uygun tedavi planın hazırlanabilmesi için erken boşalma sorunun yanı sıra olası diğer sorunlarda değerlendirerek kapsamlı bir tedavi planı hazırlanmalıdır.

    Bu nedenle erken boşalma sorununun tedavisi için başvurulan uzmanın cinsel konularda özel eğitim almış bir uzman psikolog olması çok önem taşımaktadır.

    Erken boşalma tedavisi sırasında kişinin geçmiş cinsel öyküsü ve yaşamsal öyküsüne dair bilgi toplandıktan sonra, erken boşalmaya eşlik eden başka bir psikolojik ya da eş sorunu olup olmadığı değerlendirilir. Bazı durumlarda erkeğin yaşadığı erken boşlama sorunu nedeni ile ilişki yıpranabilir ve çift boşanma eşiğine gelmiş olabilir. Bu durumda erkeğin kaygı düzeyinin artması tedaviyi zorlaştırabilir. Ya da erkeğin böyle bir sorununun olması, partneri tarafından erkeği cezalandırmak için kullanılıyor olabilir. Bu gibi ilişki sorunlarının çözümü tedaviyi kolaylaştıracaktır.

    Diğer olası risk faktörleri saptandıktan sonra tedaviye geçilir. Tedavi aşamasında tercihen çift birlikte alınır ancak bunun mümkün olmadığı durumlarda bireysel olarak da cinsel terapi uygulanabilir. Kişinin boşalma refleksini kontrol eden kasların güçlendirilmesi için bazı egzersizlerin uygulanmasının yanı sıra, kişinin erken boşalma sorununu besleyen psikolojik faktörler ele alınarak tedavi edilir.

    Cinsel terapinin amacı sadece boşalma süresinin uzatılması değil, diğer taraftan kişinin cinsel yaşam kalitesini, arttırarak her iki partnerinde daha memnun olduğu ve haz aldığı bir cinsel yaşantıya sahip olmaktır.

    Erken boşalma tedavisinin süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 4-8 seansta bu sorunu yaşayanların tamamına yakını kalıcı olarak çözmektedir.

    Diğer taraftan bazı ilaçlarla, doğal olduğu söylenen maddelerle, hipnoz reiki, nlp, bilinçaltı gibi tekniklerle erken boşalma ya da diğer cinsel sağlık sorunlarını tedavi ettiklerini söyleyen kişilerden kesinlikle uzak durulmalıdır. Bazı kremler geciktirici etkiye sahip olduğu için önerilmektedir.

    Buna ek olarak bazı psikiyatri grubu ilaçların (örneğin bazı antidepresanlar) yan etkisi olarak boşalma süresi uzayabilmekte ve hekimler tarafından bu tip ilaçlar önerilmektedir. Aslında ihtiyacınız olmayan bir ilacı sadece yan etkisinden yararlanmak amacıyla kullanmak vücudun diğer organlarına zararlar verebilmekte ve kişi ilacı bıraktığında erken boşalma sorunu devam etmektedir. Cinsel terapi ile birkaç seansta yaşamınız boyunda bu sorundan tamamıyla kurtulmak mümkünken bu tip yan yollar yaşadığınız sorunu sürdürmekten başka bir kazanım sağlamayacaktır.

    Yukarıda da belirtildiği gibi bu sorun hem psikolojik hem de fizyolojik boyutu olan bir problemdir. Ve bu konuda özel eğitim almış olan psikoloğun hem fizyolojik hem de psikolojik müdahale de bulunabilecek yerliliğinin olması gerekmektedir. Tedavi için yanlış kişilere başvuruluyor olması sorunu yaşayan kişide yeni sorunlar oluşmasına yol açabileceği gibi kişinin motivasyonunu da kırmaktadır.

  • Cinsel Sorunlar ve Cinsel İşlev Bozuklukları

    Cinsel Sorunlar ve Cinsel İşlev Bozuklukları

    Psikologların çalıştığı bir çok farklı sorun alanı bulunmakta ve bu sorunların başında cinsel sorunlar gelmektedir. Toplumsal değerler, cinsel sorunların mitleştirilmesi, cinsel sorunlara çözüm olmadığı tarzında ki yanlış cinsel inançlar, cinsel terapi yapan psikolog sayısının azlığı gibi bir çok nedenle vajinismus, erken boşalma, geç boşalma gibi birkaç seansta kolaylıkla çözülebilecek olan cinsel sorunlar uzun yıllar hatta bir ömür boyu tedavi edilmemektedir. Bu nedenle evliliğini sonlandıran, kavga eden eşler olduğu gibi kaliteli bir cinsel yaşamın ne olduğunu bilmeden, zevk alamadan ya da cinsellikten soğuyarak yaşamına devam eden çok sayıda kişi bulunmaktadır. Cinsel terapinin amacı; kişinin erken boşalma, geç boşalma, cinsel ilişkiye girememe (vajinusmus) vb sorunlarını çözmek ve çiftin cinsel yaşam kalitesini arttırmaktır.

    Diğer taraftan internette cinsel gücü arttırdığını, penis büyüttüğünü iddia eden bir çok reklam bulunmaktadır. Yada kendisini cinsel terapist olarak tanıtan, NLP, hipnoz vb yöntemlerle cinsel sorunlara çözüm getirdiklerini iddia eden psikolog yada aile danışmanı olmayan, cinsel terapi eğitimi almamış bir çok kişi bulunmakta ve bu iş için faiş ücretler talep etmektedir.

    Diğer taraftan sağlık alanında çalışan ancak bu alanda özel eğitimi olmayan birçok kişi bulunmaktadır. Örneğin Türkiye’de cinsellik denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Haydar Dümen, pratisyen hekimdir, psikoloji ya da psikiyatri alanında herhangi bir eğitim almamıştır ve kendisi psikolog yada cinsel terapist değildir. Özetle birinin popüler olmasının, yada yalnızda psikolog yada psikiyatır olmasının cinsel terapi yapabileceği anlamına gelmediğini aklıda tutmak gereklidir. İzmirde psikolog ararken ya da cinsel bir danışman ararken bu noktalara mutlaka dikkat edilmeli hatta başvurduğunuz kişilere bu alanda özel bir eğitim alıp almadıklarını mutlaka sormanız önerilir.

    CİNSEL SORUNLAR

    Cinsel işlev; istek, uyarılma, orgazm ve çözülme olmak üzere dört evreden oluştuğu kabul edilmektedir: İstek: Cinsel döngünün en önemli evresidir. Diğer evrelerden farklı olarak doğrudan fiziksel uyarılmaya ihtiyaç duymaz. Cinsel istek partnerden bağımsız olarak tek başın günün herhangi zamanında kendiliğinden ortaya çıkabileceği gibi, bir insandan etkilenerek de ortaya çıkabilir. Uyarılma: Bedensel ya da psikojenik herhangi bir uyarılma sonucu ortaya çıkabilir. Verilen uyarı kişinin gereksinimini karşılayacak boyutta ise tepkinin yoğunluğu artış gösterir. Uyarılmanın kadında ilk belirtisi cinsel organda kabarma, erkekte uyarılmanın ilk belirtisi ereksiyondur. Uzun süren bir evredir. Orgazm: Alınan haz açısından en yoğun ancak süre olarak en kısa evredir. 0.8 milisaniyelik 3-4 ritmik sonrasında düzensiz kasılmaların izlediği haz içeren bir durumdur. Erkekte ejekülasyon, kadında ise perine ve vagina kaslarında ritmik kasılma ile oluşur. Orgazm sırasında erkekten meni adı verilen bir sıvı gelirken, kadınlarda artan bir gerilme halinin ardından gelen bir gevşeme, rahatlama meydana gelmektedir Çözülme: Cinsel eylemin sonlanması ile çözülme evresine girilir. Cinsel bölgelerde kan akımı normale döner. Kişilerin yaşadığı sorunlar genelde istek, uyarılma ve orgazm bölümlerindeki ortaya çıkan aksamalardan kaynaklanmaktır.

    CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

    1-Cinsel istek bozukluğu:

    A) Cinsel istek bozukluğu

    B) Cinsel tiksinti bozukluğu

    2-Uyarılma Bozukluğu:

    Erkekte: Ereksiyon (sertleşme) bozukluğu

    Kadında: Uyarılma bozukluğu

    3-Orgazm bozukluğu:

    Erkekte boşalma bozuklukları

    a) Erken boşalma

    b) Geç boşalma

    Kadında orgazm bozukluğu

    4-Ağrı Bozuklukları

    A) Disparoni (cinsel ilişki sırasında ağrı-acı hissetme)

    B) Vajinismus (kadında meydana gelen istemsiz kasılmalardan dolayı vajinal birleşmenin gerçekleşememesi.)

    VAJİNUSMUS

    Vajinismus, cinsel birleşme denendiğinde, vajinanın dış üçte birini çevreleyen kaslarda yineleyici ya da sürekli bir biçimde oluşan kasılmalar ve şiddetli acı nedeniyle cinsel birleşmenin gerçekleşememesi ya da ağrılı/sıkıntılı olarak gerçekleşmesidir. Bu kasılma istemsiz, yani kadının bilinçli kontrolü dışında gerçekleşen bir kasılmadır. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, adeta bir kitlenme, korku, cinsel birleşmeden kaçınma, girişin olmayacağı inancı eşlik eder. Nadiren, cinsel birleşme olmaktadır ancak kasılma sürdüğünden, cinsel birleşme ağrılı ya da sıkıntılıdır (İncesu, 2004). Çiftler bu sorunu aşmak için alkol ya da madde kullanarak ilişkiye girmeyi denemek, vajinal bölgeyi uyuşturacak kremler kullanmak gibi yöntemlere başvurabilirler. Bu denemeler kişilere fiziksel zarar verebildiği düzelmeye dair umdu da azaltabilmektedir. Bunun yanı sıra vajinismus sorunu yaşayan kadının eşinde ereksiyon (sertleşme) sorunları da ortaya çıkabilmektedir. Vajinismus ortalama 3-5 seansta tedavi edilebilmekte ve çok yüksek başarı oranına ulaşılmaktadır.

    ERKEN BOŞALMA

    Erken boşalma, çok az bir cinsel uyarıyla bile kişinin istemesinden daha önce boşalması, diğer bir deyişle boşalmasını denetleyememesi, ya da istediği kadar erteleyememesidir. Tıbbi açıdan bakıldığında, erken boşalma, kişinin boşalma refleksi üzerinde istemli denetiminin bulunmaması, henüz öğrenilememiş olmasıdır. Süre asıl ölçüt olmamakla birlikte, birleşmeden önce boşalma ya da 1-3 dakikalık cinsel birleşme süresi kesin olarak erken boşalmadır. Erken boşalma oranı, yapılan çalışmalarda %20-30 arasında çıkmaktadır. Her 4-5 erkekten birinde erken boşalma sorunu vardır. Bütün toplumlarda, erkeklerde sık rastlanan bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır (İncesu, 2004). Erken boşalma sorunu ortalama 4-6 seansta tedavi edilebilmektedir.

    Tedavi programına başlamadan önce cinsel işlev bozukluğunun organik kökeni olup olmadığının ayrıntılı olarak araştırılmalı. Bu açıdan, değerlendirme sürecinde üroloji, nöroloji, endokrinoloji gibi disiplinlerle işbirliği kurulması önemlidir.

    Psikolojik değerlendirme süreçlerinde dikkat edilmesi gereken nokta var olan bozukluğun evlilik sorunlarına ikincil olarak gelişip gelişmediğidir. Eğer evlilik sorunu ön planda ise, cinsel işlev bozukluğu sorununa odaklaşmadan önce eşler aile terapisine alınmalıdırlar. Aile terapisinde yada aile danışmanlığında psikolojik destek ile ilerleme kaydeden çiftlerde cinsel işlev bozukluğu sorunları bazen kendiliğinden ortadan kalkabilmektedir. Evlilik içi sorunların cinsel işlev bozukluklarına ikincil olarak geliştiği durumlarda, tedaviye doğrudan başlanabilir. Ancak her cinsel tedavi programının temel ilkesi olan iletişim becerileri ve çift terapisi gibi yaklaşımların entegre edilmesi gereklidir. Bu, tedavinin etkinliğini arttırmaktadır.

  • Alt ıslatma sorunu nedir? (enürezis nokturna)

    Alt Islatma Sorunu Nedir?

    Alt ıslatma ya da tıbbi adı ile enürezis nokturna, kişinin uyku sırasında istemsiz olarak idrar kaçırma sorununu tanımlamak için kullanılır. Bu tanının alınabilmesi için en az 3 ay boyunca, haftada en az 2 kez alt ıslatmanın olması ve çocuğun en az 5 yaşında olması gerekir.

    Alt Islatma Sorunu Sık Rastlanan Bir Sorun mudur? Düzelir mi?

    5 yaşındaki çocukların yapılan değerlendirmelerinde yaklaşık % 25 gibi yüksek bir oranda alt ıslatma sorunlarının olduğu saptanmıştır. Diğer bir deyişle her beş yaşındaki dört çocuktan birisinde görmek mümkündür. Yaşın ilerlemesi ile kendiliğinden düzelme eğilimi belirgindir. Bu sorunu yaşayan çocukların her yıl % 15 kadarı herhangi bir müdahale uygulanmadan düzelir.

    Alt Islatmanın Nedenleri nelerdir?

    Sıklıkla ailelerin genellikle alt ıslatma sorununu daha çok ruhsal nedenlerle ilişkilendirme eğilimine karşın, alt ıslatma sorununda genellikle ruhsal sorunlar nedeni ile ortaya çıkmaz. Alt ıslatma sorununda kalıtsal faktörler en önemli nedeni oluşturmaktadır. Örneğin anne veya babadan birisinde çocukluk döneminde alt ıslatma sorunu varsa çocukta benzer bir durumun görülme olasılığı % 50'lere kadar yükselebilmektedir. Bunun dışında çocuğun gelişimsel olarak mesane kapasitesinin gelişimsel olarak küçük olması önemli nedenlerden bir tanesidir. Ayrıca birçok farklı tıbbi rahatsızlık çok daha nadir olmasına rağmen alt ıslatma sorunu tarzında bulgu verebilir (Örn. Şeker hastalığı, omurgalarla ilgili yapısal bozukluklar, epilepsi, çeşitli ilaçlar gibi).

    Ruhsal Sorunlar Alt Islatmaya Neden Olur mu?

    Alt ıslatma sorunu sıklıkla ruhsal rahatsızlık sonrası ortaya çıkmamaktadır. Ruhsal bir sorun sonrasında başlayan durumlarda genellikle çocuğun en az bir yıl kadar altını ıslatmadığı bir dönem bulunur. Bunun dışında özellikle ergenlik dönemine kadar düzelme göstermeyen durumlarda, çocuk bu rahatsızlık nedeni ile sosyal sorunlar yaşayabilir. Bu durumda depresyon dahil olmak üzere birçok ruhsal hastalığa zemin hazırlayabilir.

    Tedavisi Var mıdır?

    Alt ıslatma sorununda uygulanan tedaviler üç kısımda incelenebilir:

    Davranışsal uygulamalar: Sıvı kısıtlaması, gece uyandırması, kayıt tutma ve ödüllendirme uygulamalarını içermektedir. Bu uygulamaların ayrıntılarının yazılmamasının nedeni gereksiz müdahalelerle çocuklarının konforunu bozma potansiyeli olan ailelerden çocukları korumaktır.

    Alarm cihazları: Çocuğun altını ıslatması sonrasında alarm veya titreşimle uyandırılması için kullanılan cihazlardır. Ülkemizde pek çok farklı tipi mevcuttur. Yapılan araştırmalara göre en başarılı yöntemlerden birisidir.

    İlaç tedavileri: Alt ıslatma sorununda kullanılabilen birçok farklı ilaç tedavisi bulunmaktadır. Ailelerin sıklıkla endişe duymasına ve hatta zaman zaman “kısır bırakır, kör eder” tarzındaki mantığa aykırı fikirlerine rağmen alt ıslatma tedavisinde kullanılan ilaç tedavilerinin çocuklarda güvenilirliği birçok bilimsel çalışmada ortaya konulmuştur.

    Evde Neler Yapılabilir?

    Sorunu net bir şekilde tanımlayın. 5 yaşından küçük bir çocukta geceleri alt ıslatma sorunu nedeni ile herhangi bir müdahale yapmaya gerek yoktur.

    Destekleyici olun. Utandırmak, bağırmak, dışlamak, cezalandırmak kendiliğinden düzelme olasılığı çok yüksek olan bir soruna faydadan çok zarar verecektir. Bilerek ve isteyerek ortaya çıkan bir durum olmadığını bilin.

    Uzman yardımı alın. Bazen bilinçsizce uygulanan davranışsal yöntemler çocuğun yaşam konforunun belirgin bir şekilde bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle uzmana danışarak çocuğunuza özel bir uygulama planlanmasını sağlayın.

    (Bu makale psikiyatri.org/Home_Page.php” target=”_self”>www.cocukpsikiyatri.org adresinden alınmıştır)

  • Problem Değil, Deneyim

    Problem Değil, Deneyim

    Hayat her zaman güllük gülistanlık olmayabiliyor… Yöneticiniz sizin yaptığınız işten memnun kalmamış, yönettiğiniz şirket hayatta kalma mücadelesi veriyor, sevdiğiniz kişi ile tatsız bir tartışma yaşıyorsunuz, maddi anlamda sıkıntılar var, yeteri kadar ve kaliteli uyku uyumuyorsunuz, hastalanıyorsunuz veya kronik bir şekilde ağrılar çekiyorsunuz.

    Böyle durumlarla karşılaştığımızda, kendimizi genellikle aşağıdakilerden bir veya birden fazlası ile karşılık verirken bulabiliriz:

    Sorundan uzaklaşmak:İşten ayrılmak, sevdiğinizden ayrılmak veya en basit hali ile artık bir şeyleri umursamamak. Çıkış yoluna varacak her türlü hareketi yapmak.
    Sorunu göz ardı etmek:Düşünmeyin yeter. Sanki her şey yolundaymışçasına davranmak. Sorunun dışında kalan her türlü şey ile kafanızı meşgul etmek.
    Sahte rahatlamalar yaşamak:Alkol, sigara, aşırı yemek, televizyon, sosyal medya, oyunlar gibi şeylere başvurarak kafamızı zorlandığımız konudan uzaklaştırmak.
    Yakınmak ve serzeniş etmek:Birilerine çıkışmak, bütün gün şikâyet etmek, bir arkadaşınızı esir almak ve saatlerce olayı kendi tarafınızdan anlatmak, sorunun sizde değil karşınızdaki kişide olduğunu ispatlamaya çalışmak.

    Bu yöntemlerin hepsi, zaman zaman hepimizin yaptığı şeylerdir ve bu yüzden kendimizi yemenin ve suçluluk duymanın bir anlamı yok. Hatta bazen hem sakinleştirici hem de yardımcı bile olabilirler. Mesela, yaşadığınız sorunlardan başkalarına bahsetmek iyi bir fikir. Sorunlarla mücadeleye başlamadan önce bir süre kendinize çekilmek ve dinlenmek de iyi bir fikir.

    Ancak ortadaki sorunu göz ardı etmeye çalışmak, ondan kaçmak, hatta kendimizi çeşitli yöntemlerle rahatlatmaya çalışmak bile sadece bir yere kadar etkisi olan yöntemlerdir. Bununla birlikte, belki faydası olabilecek bir düşünce şekli değişikliği yapılabilir: Problemleri birer sorun olarak değil, birer deneyim olarak görmek.

     Hissettiğiniz üzüntü veya kızgınlık her ne ise onu sonuna kadar hissedin.

    Problemi göz ardı etmeye çalışmak yerine, onu tamamen hissetmeye çalışın ve bunu yapmak için kendinize izin verin. Kendinizi engellemeyin.

    Ve bunu yaparken de, meseleyi halledilmesi gereken bir problem olarak, kurtulmanız gereken bir şey olarak görmeyin. Sadece, şu anda yaşamakta olduğunuz bir deneyim olarak görün.

     Bu yaşadığım tatsız durum aslında bir problem değil. Bu bir deneyim.

    Sadece bundan ibaret: Bir deneyim, bir hissiyat. Panikleyecek bir şey yok. Bu sadece şu anda deneyimlediğiniz bir şey — mesele onun iyi veya kötü bir şey olduğu değil. Evet, belki hissiyatı güzel değil. Olmasa da olurdu. Ama bu da bir problem değil, çünkü bütün deneyimler sadece olumlu olanlardan meydana gelmiyor, değil mi? Bazen istemesek de soğuğu, sıcağı, fırtınayı, acıyı yaşamak durumunda kalıyoruz. Bunlar, yaşam denen bütün bir deneyim paketinin parçalarından ibaret ve her ne pahasına olursa olsun, onlardan kaçmamızı gerektirmiyor.

    İçinden geçtiğiniz zorluğu bütün gücüyle ve olabildiğince açık bir yüreklilik ile hissedin. Tıpkı yakın bir dostunuza izin verdiğiniz gibi, o zorluğun da sizin kalbinize ulaşmasına izin verin. Herhangi bir şey yapmadan, herhangi bir yargıda bulunmadan… Sadece deneyimleyin.

    Bugüne kadar zorluk anlarında kendinizi rahatlatmak için neler yaptıysanız, onlar için de kendinizi yargılamayın. Yaşadığınız deneyim her ne ise, belki onunla barışınızı yapabileceksiniz.

     Şimdi harekete geçme zamanı.

    Bahsettiğimiz bu ‘deneyimi kabullenme’ noktasına vardığınızda, artık bir davranış içine girebilirsiniz. Bu davranışlardan bazıları;
     **Yaşadığınız hissiyatı, deneyimi, acıyı sevmek,
     **Önünüzde duran ve içi acıyan kişiyi sevmek, onları hissetmek,
     **Dünyayı sevmek, kendi hediyenizi dünya ile paylaşmak,
     **İçinde bulunduğunuz durumu iyileştirecek küçük bir adım atmak,
     **Yaşam amacınızı gerçekleştirme yönünde küçük bir adım atmak,
     **Sadece sessiz kalarak dinlemek ve bu sayede daha da fazla deneyimleyebilmek
    olabilir.

    Sergileyeceğimiz davranış şekli tabii ki içinde bulunduğumuz duruma göre şekillenecek. Ancak her ne şekilde olursa olsun, atacağımız ilk adım yaşadığımız bu problem ile değil, bu ’deneyim’ ile barışabilmekten geçiyor.

  • Bebekler neden kusar ?

    Bebekler dünyaya geldiklerinden itibaren sık sık kusarlar. Bebeklerin kusması normal bir durum olsa da bebeklerin nasıl kustuğu, hangi dönemlerde kustuğu, kusmaya hangi semptomların eşlik ettiği gibi farklı değişkenler kusma sorununun detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiği sonucunu doğurabilir.

    Bebekler yeni doğdukları dönemde beslendikten sonra fizyolojik reflü nedeniyle sıklıkla kusabilirler; bebek büyüdükçe, kilo almaya başladıkça beslenme donrasında kusma rutini ortadan kalkar. Kusma metabolik bir refleks olabileceği gibi farklı hastalıkların habercisi de olabilir. Bu nedenle kusma sorunu yaşayan bebeklerin ebeveynlerinin kusma sıklığını kontrol etmesi ve kusarken bebeklerin zorlanıp zorlanmadığını izlemesi önerilir.

    Bebeklerin kusmasına neden olabilen birçok faktör vardır. Az önce de belirttiğimiz gibi fizyolojik reflü bebeklerin beslendikten sonra kusmasına yol açabilir. Aynı şekilde anne sütü emerken bebeğin pozisyonunun yanlış olması ve yanlış beslenme tekniklerinin uygulanması da kusmayı tetikleyebilir. Beslendikten sonra gazı çıkarılmayan bebekler hemen yatırıldığında kusma riskinin arttığı da rahatlıkla söylenebilir. Bu saydıklarımız kusmanın tehlike arz etmeyen ve kolaylıkla elimine edilebilen nedenleri arasında yer alır. Ancak kusmaya neden olabilecek ciddi sağlık sorunlarının var olma ihtimali de gözden kaçırılmamalıdır.

    İdrar yolu enfeksiyonu, reflü, gastrit, karaciğer enfeksiyonları, menenjit, mide çıkışındaki darlıklar, enfeksiyonlar, orta kulak iltihabı, besin zehirlenmesi, ateş, bağırsak düğümlenmesi, bağırsak tıkanıkları vb. sağlık sorunları kusmanın problem teşkil eden nedenleri arasında yer alır.

    Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır?

    Bebekler zaman zaman küçük miktarlarda kusuyorsa genellikle bu sorun doktorlara başvurmayı gerektirmez. Ancak kusma miktarı şiddetliyse ve bebek kusarken fışkırma yaşanıyorsa; kusma uzun süre devam ediyor ve sık sık tekrarlanıyorsa; bebeğin ateşi yükseliyorsa, sıvı kaybı belirtileri ortaya çıktıysa, kusmukta kan görülüyorsa, bebeğin cildinde soluklaşma varsa, bebekte genel bir sersemlik hali görülüyorsa ve her beslenmeden sonra kusma gerçekleşiyorsa uzman hekimlere başvurulması gerekir.

    Kusma söz konusu olduğunda hekimler için endişe yaratan iki ayrı unsur olur. Kusma çok sık tekrarlıyor ise bebekte su kaybı görülebilir ya da kusmaya neden olan sağlık problemi cerrahi bir müdahale gerektirebilir. Üstelik kusmanın kronik hale gelmesi bebeklerin gelişiminin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için engel teşkil edebilir.

    Bu nedenle anormal kusma problemi yaşayan çocukların ileri tetkiklerin yapılabilmesi ve kusmaya yol açan temel unsurun belirlenmesi adına uzmanlara götürülmesi gerekir. Bu süreçte uzmanlar bebeğin genel sağlık durumunu inceleyerek kusmaya neden olan faktörler doğrultusunda tedavi sürecini şekillendirirler.

    Sürekli Kusmak Bebekleri Susuz Bırakabilir!

    Bebeklerin ne sıklıkla ve ne miktarda kustukları onların vücudundaki su miktarını etkileyebilir. Özellikle yenidoğanlarda kusmaya bağlı sıvı kaybı kolay bir şekilde gerçekleşebilir. Bebeğinizde sık sık ve endişe duyacağınız bir miktarda kusma sorunu yaşanıyorsa uzman hekimlere danışmalısınız. Sıvı alımlarını doğru yöntemlerle arttırmak için uzmanlardan destek almalısınız. Bebeğinizin kaç aylık olduğu onun sıvı ihtiyacını nasıl karşılayacağınıza dair farklı alternatifler sunabilir. Bu aşamada uzmanlara danışmadan aksiyon almamanızı öneriyoruz.

    Bebeklerde Kusma Engellenebilir!

    Bebeklerde kusma; beslenme yanlışları ve beslenme sonrası yanlış tutumlar nedeniyle görülüyorsa basit önlemlerle kusma sorununun üstesinden gelinebilir. Bebeklerde kusmanın önlenmesi için:Bebek beslendikten sonra hemen yatırılmaması gerekir. Beslenme sonrası bebek dik tutulmalı, gazı çıkarılmalı ve belirli bir süre sonra yatırılmalıdır.Bebeğin aşırı beslenmesi kusmayı tetikleyebilir. Bu nedenle bebekler az ve sık beslenmelidir.Bebeklerin hava yutması engellenmelidir. Genellikle ağlayan bebeklerin emzirmeye devam edilmesi bebeğin hava yutmasına neden olur. Bu sebeple öncelikle bebek yatıştırılmalı ve akabinde emzirilmeye devam edilmelidir.

  • Gelişimsel pediatri

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama), duygusal, hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır. Gelişim devamlı ilerleyen ve çok yönlü bir süreçtir ve tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler. Dolayısıyla özellikle bu en kıymetli zamanda çocukların gelişimin tüm alanlarında izlenmesi ve ortaya çıkan sorunların en erken zamanda tespit edilip destek verilmesi çok önemlidir.

    Gelişimsel pediatri; gelişimin izlenmesi, gelişimsel sorunların değerlendirilmesi, tanı konulması, erken destek ve tedavi hizmetlerinin sağlanmasının yürütüldüğü bir bilim dalıdır.

    Gelişimsel Pediatri Hizmet Alanları

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) tüm çocukların normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmesi ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmesi

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk ve ailelerin değerlendirilmesi, erken tanılanması, erken destek ve tedavilerinin sağlanması

    Gelişimsel Pediatriye Kimler Başvurabilir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) nedeniyle gelişimsel açıdan risk altında olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

    Gelişimsel pediatriye danışabilirler.

  • Gelişimsel izlem

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama, problem çözme), duygusal (bağlanma, başetme, uyum sağlama), hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır.

    Gelişim süreci devamlı ilerleyen bir süreçtir ve sosyal bir çevre içinde oluşur. Tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler.

    GELİŞİM ALANLARI NELERDİR?

    BİLİŞSEL GELİŞİM: Çocuğun gerçeğe uyum sağlama, yaşına uygun şekilde öğrenme ve sorun çözme becerilerini kapsar. Dikkat, algılama, bellek, soyutlama ve genelleme gibi kavramları içerir.

    HAREKET GELİŞİMİ: İnce harekete ve kaba hareket olarak iki başlıkta incelenir. Kaba hareket becerileri 0-3 yaş aralığında sırasıyla; baş kontrolü, destekli-desteksiz oturma, dönem, tutunup ayağa kalkma, sıralama, yürüme, koşma ve zıplama şeklindedir. İnce hareket becerileri ise aynı yaş aralığında sırasıyla; nesneye uzanma-kavram- elden ele geçirme, baş ve işaret parmaklarını kullanarak küçük objeleri tutma, kule yapma, kalem tutma ve kalem ile düzgün şekilde çizme şeklindedir.

    DİL GELİŞİMİ: Dil, kuralları olan, duyguların ve düşüncelerin paylaşıldığı ve iletişim kurmayı sağlayan bir anlaşma sistemidir. Alıcı dil ve ifade edici dil olarak ikiye ayrılır. Alıcı dil; dili anlayabilme yeteneğidir. İfade edici dil; dili üretme ve kullanabilme yeteneğidir. Konuşma, dilin solunum sistemi, larenks, farenks, ağız ve burun yapılarının ve kaslarının bir arada kullanımı ile ses, hece, sözcük ve cümlelere dönüşmesidir. Erken çocukluk döneminde dil ve konuşma gelişimi hızlı ilerleyen bir süreçtir. Anlamsız seslerle başlayan bu dönem mırıldanma ve hece tekrarları ile devam eder, 12 ay civarında ilk anlamlı sözcük, 18-24 ay civarında iki sözcüklü cümleciklere geçiş ve 3 yaş civarı 3-4 sözcüklü cümlelerle devam eder.

    SOSYAL-İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞİMİ: İletişim bilginin, duygu ve düşüncelerin transferini ifade eder. Bu transferi; ses tonunu, yüz ifadesini, jest ve mimiklerini ve vücut dilini kullanarak yapar. Sürekli gelişen çocuk, doğumdan başlayarak çevresi ile ilişki ve iletişim halinde yaşayan sosyal bir bireydir. İlişki kurma ve iletişim becerilerinin sağlıklı kazanılması çocuğun gelişiminin diğer alanlarının da sağlıklı ilerlemesi için gereklidir.

    GELİŞİMSEL İZLEM

    Çocuğun gelişimsel izlemi; onun bilişsel, hareket, dil, duygusal ve sosyal alanlarda gelişimini değerlendirmek, gelişimini en uygun şekilde destekleyecek güç kaynaklarını ve öğrenmesini sağlayan ortamları belirlemek ve çocuğun gelişiminin tüm alanlarında sağlıklı ilerlemesini sağlamaktır. Gelişimsel izlem ortaya çıkabilecek sorunların erken fark edilmesi ve erken destek verilmesine imkân sağlar.

    Gelişimsel izlem; doğumdan sonra belli aralıklarla (1-2.ayda, 4-6.ayda, 9-12.ayda, 18.ayda, 24.ayda ve yılda bir kez) konunu uzmanı bir hekim tarafından, aile ile gerçek ortaklık kuran aile merkezli bir yaklaşımla, ve kanıta dayalı bir araç kullanarak yapılmalıdır. İzlemde çocuklar normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmeli, gelişimi etkileyebilecek biyolojik ve psikososyal riskler araştırılmalı ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmelidir. Bunun yanı sıra gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun belirlenen çocuklar erken tanılanarak, tedavileri ve erken destek hizmetlerine ulaşımları sağlanmalıdır.

    Gelişimsel izlem kimlere yapılmalıdır?

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan tüm çocuklar

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk

    Gelişimsel açıdan risk altındaki bebek ve çocuklar kimlerdir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Çoğul gebelikten doğan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

  • Bebeğinizin ilk günleri!

    Bu yazıyı 2006 yılında Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nde yazmıştım. O dönemde bir çok gazete ve dergide tümü ya da bir kısmı yayınlandı. Şeklini değiştirmeden içeriğini 2009 güncellemesi ile sunuyorum. Özellikle anne ve baba adaylarının doğumdan önce okumasını öneririm.

    Hücre seviyesinde başlayan yaşam döngüsünün birinci ve kolay olan bölümü tamamlanmak üzere. Gerçekleşecek doğumla birlikte 9 ayı aşkın süredir anne karnındaki rahat ortamda devam eden yaşam artık tek başına sürdürülmek zorunda. Önce nefes almak öğrenilecek, sonra beslenme ve sırasıyla diğerleri…

    Hayatın ilk 28 günlük dönemi “yenidoğan” dönem olarak tanımlanıyor ve hayat serüveninin ilk sınavı da bu dönemde veriliyor. Anne karnında son derece rahat bir ortamda ve bütün ihtiyaçları anne tarafından karşılanan bebek doğumda göbek kordonunun kesilmesiyle birlikte artık tüm dengelerini kendisi sağlamak zorunda. Anne karnındayken kapalı olan akciğerler ilk nefesle birlikte açılıyor, bebek nefes almaya başlıyor, kanındaki oksijen oranı hızla artıyor ve cildi pembeleşiyor. Göbek kordonu kesildiği için birçok metabolik dengeyi kendi kendine sağlamaya çalışıyor. Doğumdan sonraki birkaç gün bebek için dünyaya adaptasyon dönemi olarak geçiyor.

    Ancak her 10 sorunsuz hamileliğin bir tanesinde doğumda bebeğin adaptasyon için yardıma ihtiyaç oluyor. Toplamda da 100 tane sağlıklı ve sorunsuz gebenin 1 tanesinin doğumunda bebeğe kalp masajı yapmak ya da akciğerlerine hava göndermek için solunum cihazına bağlamak gibi işlemlerin yapılması gerekebiliyor.

    Hayatın ilk bir kaç dakikası içinde yapılması gereken işlerin doğru yapılmamasından kaynaklanan birçok ciddi problem yaşanabilir.

    Oksijenlenme süreci gecikirse, başta beyin olmak üzere bütün organlar zarar görür. Oksijenin azalması, karbondioksit miktarının artması asidoz denilen bir tabloya yol açıyor ve beyin hücreleriölmeye başlıyor. Beyin hücreleri kendisini yenileyemediği için yerine yeni hücreler konamıyor. Bu asfiksi dediğimiz durumun sonucunda bedensel ve zihinsel gelişim geriliği, epilepsi, okul başarısızlıkları ya da en kötüsü spatisite gibi ileriye yönelik pek çok sorun oluşabiliyor.

    Anne sütü bebeğin sağlık sigortası

    Adaptasyon sorunların çözülmesinden hemen sonra metabolik olaylar geliyor. Bebek tüm besinlerini anne karnında kordon vasıtasıyla alırken, doğduktan sonra kendisinin beslenmesi ve erkenden anne sütü alması gerekiyor. Bebeğin erkenden anne sütü almasını sağlayabilmek için yapılabilecek en önemli uygulama, bebek ve annenin ayrılmamasını sağlamak oluyor. Annenin memesinde bulunan süt, annenin tüm bağışıklık siteminin hücrelerini ve antikorlarını içeriyor. Ve mikroplara karşı müthiş bir koruma sağlıyor. Dolayısıyla bebek, doğduktan sonra ilk saatlerde KOLOSTRUM dediğimiz ilk sütü alırsa birçok hastalığa karşı korunma sağlanmış oluyor.

    Aile, çocuk doktoruyla ne zaman tanışmalı?

    Olayın son derece önemli bir başka püf noktası ise, anne ve babanın çocuk doktoruyla tanışma zamanı. İdeal tanışma zamanının doğum öncesinde, doğuma yakın bir zaman diliminde gerçekleşmesi gerektiğini söylüyor. Böylece hekim ve aile arasında güven mekanizması işlemeye başlıyor, anne çok daha rahat doğuma giriyor.

    Bebek izlemleri sırasında bebekte ya da annede bir sorun çıktıysa ve bu sorun nedeniyle gebelik beklenenden daha önce sonlandırılacaksa ya da bebek riskli bir bebek olacaksa, çocuk doktoruyla anne ve babanın iletişimi o noktada daha bir önem kazanıyor. Doğum sonrasında ilk dakikalar, saatler çok önemli ve her şeyin senkronize yapılması gerekiyor. Bebeği izleyen ekip; doktor, bebek hemşiresi ve bebeğin ailesinden oluşuyor. Ailenin her zaman bu ekibin önemli elemanı olarak görev aldığını ve doktor ve hemşirenin başarısının bir anlamda ailenin de başarısına bağlı olduğunu söylememiz gerekiyor. Bu uyumu sağlamak için doğum öncesinde iletişimin mutlaka sağlanması gerekiyor.

    Sütün gelmesi için bebek anneye yardım ediyor

    Bebek doğduğunda, çocuk doktoru bebeği alarak ilk solunumun başlaması için gerekli işlemleri yapıyor. Islak bir ortamdan kuru bir ortama geçen bebeklerin çoğu, kurulanır kurulanmaz ağlamaya başlıyor, ciltleri pembeleşip, normale dönüyor. Göbek kordonu kesiliyor ve doğum normalse, daha doğum odasından ayrılmadan bebek kurulanıp annenin üzerine yatırılabiliyor. Karnın üzerine yatan bebeklerin bazıları içgüdüsel olarak anne memesini buluyor. Daha doğum masasında bebek anne memesini tutar ve orada emerse anneye çok büyük uyarı yapmış oluyor ve beyin süt üretimi için emir veriyor. Memeden süt gelmeye başlıyor.

    Bu sebeplerden dolayı sezaryenle doğumdan çok normal doğumu önermekteyiz. Normal doğum sonunda annenin bebeğini çok kısa bir süre içinde emzirebildiğini vurguluyor. Anne sütüyle beslenmeye başlayan bebek mümkün olduğunca çabuk eve gönderiliyor.

    Hastaneden çıkmadan yapılan tarama testleri

    Bebek eve gitmeden bazı tarama testlerin yapılması gerekiyor. Bebeklik döneminde hiçbir bulgu vermeyen ama yaş ilerledikçe ortaya çıkan ve bulgu vermeye başladığında tedavisi için çok geç kalınmış olan doğumsal metabolik hastalıkların erken tanısında bu testler ayrı bir önem taşıyor.

    Bu testlerin başında fenilketonüri ve hipotiroidi geliyor. Bu hastalıklar klinik belirti vermeye başladığında çok geç kalınmış olunuyor ve tedavisi çok güç zeka geriliklerine yol açıyor. Bu sorunlardaki önemli bir kazanım ise, fenilketonürinin tarama testi yapılıp da bebekken tanısı konabilerse, ilk bir ay içerisinde gerekli tedavi yapıldığında, çocuk tamamen normal bir şekilde büyüme devam ediyor. Fenilketonüri taraması topuktan alınan bir damla kanla yapılıyor. Yaklaşık 10 gün içinde sonuç ortaya çıkıyor. Fenilketonüri şüphesi olanlarda ise test bir kez daha tekrarlanıyor.

    Bu bir tarama testi olduğu için ailelerin içlerinin rahat olması gerekli, önemli olan hiçbir çocuğun atlanmaması. Çünkü bir takım sağlam çocukta test sonuçları pozitif çıkabiliyor. Bu çocuklara ikinci ve daha ayrıntılı test yaptığımızda ise sağlam çocuklar daha rahat ayrılabiliyor. Yaklaşık beşbin kişide 1 tane fenilketonüri olmasına karşın ilk taramada çok daha fazla kişide şüpheli sonuç çıkıyor. Bu nedenle test sonuçları pozitif çıktığı zaman ailelerin çok fazla sorun yaratmasına gerek yok, asıl sonuç ikinci testin sonucunda belirlenecektir. Biz bu nedenle şüpheli grubu geniş tutuyoruz.”

    Fenilketonüri tanısı pozitif çıkan bebeklerde neler yapılması gerekiyor;

    Test pozitif çıkarsa bebeğe özel bir beslenme uygulanıyor. Bu hastalıkta bebekler dışarıdan aldığımız besinlerde bulunan fenilalanin dediğimiz aminoasidi parçalayamıyor. Bu nedenle hiç fenilalanin almaması gerekiyor, bunu aldığı zaman fenilalanin, fenilketonlara dönüşüyor ve vücutta sindirilemediği için de birikiyor ve zamanla beyine hasar vermeye başlıyor. Fenil alanin tüm protein içeren gıdalarda bulunuyor. Büyüdükçe de yaşına uygun o diyetler düzenleniyor. Anne sütü fenilketonürili bebeklerde ölçülü olarak verilebiliyor. Günümüzün gelişen gıda teknolojisi sayesinde bu hastalar için uygun proteinli gıdalar da üretilmeye başladı. Bu sayede çocuklardaki gelişim geriliği de ortadan kalkmış oldu.

    Hipotroidi tarama testi

    Hipotroidi tarama testi ile tiroid bezinin çalışması takip ediliyor. Çünkü tiroid bezi vücutta son derece önemli bir organ. Hızlı çalışması durumunda metabolizmayı hızlandırıyor. Hızlı çalışan metabolizmaya bağlı olarak kilo kaybı, sinirlenme, ellerde titreme gibi sorunlar yaşanabiliyor. Tam tersine tiroid bezinin yavaş çalışması durumunda ise, kişide kilo alımı, yorgunluk, haraketlerin yavaşlaması gözleniyor.

    Bebeklerde ise hipotiroidi doğrudan beynin gelişmesi üzerine etki ediyor. Tiroid bezi yavaş çalışıyorsa, beyin gelişimi sağlanamadığı için kretinizm denilen, hipotroidiye bağlı bir hastalık ortaya çıkıyor. Ağır zeka geriliği ile seyreden bu soruna ilişkin;

    Aslında hipotiroidi tarama testi de son derece basit bir şekilde gerçekleştiriliyor. Fenilketonürideki gibi alınan bir damla kanla sonuca ulaşmak mümkün. Bebekte hipotiroidi çıkmasındaki en önemli risk faktörü ise kalıtsal özellikler oluyor. Ancak hala sebepleri çok iyi bilinmiyor.

    Yaklaşık 10 binde 1’lik görülme oranı var. Tedavi edilmeyen çocuklarda ise ağır zeka geriliği ile giden bir tablo ortaya çıkıyor. Bu nedenle mutlaka tanısının konmuşolması ve tedaviye geçilmesi gerekiyor.

    Tiroid hastalıklarında bir ilaç tedavisi uygulanıyor. Tanı konar konmaz da tedaviye başlamak gerekiyor. Tabletler şeklinde verilmesine karşın suda rahat eridiği için, bebeğin yutmasında problem yaşanmıyor. Aynı zamanda son derece etkili ve ekonomik bir yöntem.

    Fenilketonüri ve hipotroidi ne zaman fark edilebiliyor

    Eğer tarama testleri zamanında yapılmazsa ilk iki üç ay içerisinde sorunlar bulgu vermeye başlıyor. Bebek etrafla çok fazla ilgilenmiyor. Bu dönemde annesine gülümsemesi, etrafı seyretmesi gerekirken bu davranışlar gözlenmiyor. Hipotroidinin kendine özel bulguları gözleniyor. Bunların başında da kabızlık geliyor.

    Bebek daha ilk ay içerisinde kabızlık yaşıyor. Çok hareketsiz olduğu gözleniyor, kafasında bıngıldak denilen boşluklar çok geniş oluyor. Sarılık süresi uzuyor. Bu bulgular hekimi hipotroidi varlığı konusunda şüphelendiriyor.

    Hipotroidi tanısı almış ve tedavisine zamanında başlanan çocukların sağlıklı çocuklar gibi normal bir gelişme izleyeceğini ve bu konuda ailelerin rahat olması gerekiyor. Bu çocukların sağlıklı çocuklardan farkı, takiplerinin çocuk hekimlerinin yanında, çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından da yapılmasından geliyor. Fenilketonürili çocukların takibini de, çocuk uzmanı yanında, çocuk metabolizma uzmanı da yapılıyor.

    2009 yılında yeni bir tarama testi yapılmaya başlandı: Biotinidaz eksikliği. Vücudumuzda “biotin” vitaminini üreten enzim biotinidaz. Eğer doğuştan itibaren bu enzimin eksikliği varsa biotin eksikliğine bağlı ilk olarak deri hastalıkları ve ardından da beyin gelişiminde bozukluklar olabilir. Tanı erken konursa vitamin desteği yapılarak hastalık tedavi edilir.

    Eğer ailede akraba evliliği, farklı bir metabolik problem, bebek ölümü öyküsü varsa risk oluşacağı için genişletilmiştarama testi uygulanıyor.

    Topuktan alınan bir damla kanla yapılan genişletilmiş tarama testinde yirmiye yakın hastalığa bakılıyor. Tarama testlerinin en ideal alınma zamanı ise 7-10. günler arasında. Yeni doğan bebeklerdeki diğer tarama testleri ise işitme taraması ile kalça ultrasonografisi oluyor. Bu sayede işitme kayıplarına çok erken safhada tanı konabilirken, aynı zamanda kalça ultrasonografisi ile de ileriki dönemlerde olabilecek kalça çıkığı riski de önceden saptanmış oluyor.

    Yenidoğanın hemorajik hastalığı denilen sorunun yaşanmaması için doğar doğmaz her bebeğe mutlaka 1 miligram K vitamini enjeksiyon şekilde yapılıyor. Dr. Palabıyık, K vitamininin son derece önemli olduğunu ve mutlaka yapılması gerektiğinin altını çiziyor.

    Sağlıklı bebeği bekleyen sorunlar neler olabiliyor?

    Sarılığa neden olan madde bilirübin ve bu madde kan hücrelerinin parçalanması sonucu oluşuyor. Bebeklerin vücudunda bilirübin ise daha fazla oluşuyor ve karaciğer bu maddeyi safrayla birlikte alarak barsağa yolluyor, oradan da dışkıyla dışarı atılıyor. Yeni doğanların karaciğeri erişkinlere oranla daha yavaş çalıştığından bilirübini atmakta gecikiyor ve vücuttaki bilirübin düzeyi artarak sarılığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Ama anne ve bebekte kan uyuşmazlığı varsa, bebeklerin alyuvarları çok daha hızlı bir şekilde parçalanmaya başlıyor ve çok yüksek miktarda bilirübin ortaya çıkıyor. Karaciğerden de atılamadığı için toksik düzeylere ulaşabiliyor. Bu noktaya gelindiğinde, ilk etki yine beyin üzerinde oluyor ve önce işitme sinirleri zedeleniyor ve eğer yüksek sarılıktaki bir bebek yeterli düzeyde tedavi edilemezse ileri yıllarda ömür boyu taşıyabileceği bazı nörolojik sorunlar yaşayabiliyor. Hiç takip edilmemiş bebeklerde yüksek sarılık nedeniyle ileri yaşlarda spastik kalma riski dahi olabiliyor.

    Bebeklerin yarısına yakınında bebek sarılığının görülebildiğini ve çoğunlukla da hafif bir seyir izleyerek geçtiğini hatırlatarak, ancak kan uyuşmazlığı durumunda şiddetinin artabilir. Her bebeğin belli limitleri bulunuyor. Kan değişimi ve fototerapi yapılması gereken bilürübin değerleri faklıdır. Ve fototerapinin bebeklere hiçbir sakıncası olmadığının bilinmesi gerekiyor. Fototerapi uygulaması sırasında bebeklerin gözleri korunuyor. Bilirübinin çok yükselmesi durumunda ise yapılması gereken tedavi kan değişimi oluyor.

    Eve gidildiğinde dikkat edilmesi gereken noktalar

    Bebek eve götürüldüğü zaman sağlıklı ve sorunsuz büyümesinin devam etmesi için en önemli kriterin anne sütü ile beslenmesine devam edilmesi olduğunu belirterek şu bilgileri aktarıyor;

    Gebelik boyunca ve doğumdan sonra da hem annenin hem de babanın hiçbir şekilde sigara içmemesi gerekiyor. Yine bebeğin hiç bir şekilde sigara dumanına maruz kalmaması gerekiyor. Oda sıcaklığının 22-24 derecede olması yeterli oluyor. Özellikle kış aylarında bebeklerin çok sıcak ortamlarda soba yanında bulundurulması sakıncalı. Yatağın kaloriferin ya da sobanın yanına konması ani bebek ölümlerini artıyor. Bu nedenle de bebek mümkün olduğunca ısıtıcılardan uzak tutulmalı ve kat kat giydirilip sarılmamalı. Ani bebek ölümlerindeki bir başka risk yaratan unsur ise, bebeğin yüzükoyun yatırılması oluyor. Bu nedenle biz geceleri bebeklerin sırt üstü yatırılmasını istiyoruz. Bebeğin kalça sağlığının gelişmesi için de mutlaka ara bezi kullanılmalı. Beslenme konusunda da sadece anne sütü öneriyoruz ve bunun yanında gerekli bazı vitaminleri öneriyoruz. Bebeklerin yaklaşık ikinci haftadan itibaren, günlük 4 damla D vitamini damlası kullanması gerekiyor. Bu şekilde hızla büyüyen kemiklerin sağlamlaşması sağlanıyor.