Etiket: Sorun

  • Çocuk gelişiminde babanın rolü

    Çocuklar ruhsal ve toplumsal açıdan sağlıklı bir şekilde gelişebilmek için her iki cinsiyetten rol modellerine ihtiyaç duyarlar. Bu modeller aile içerisinde biyolojik veya evlat edinen anne ve baba tarafından yerine getirilmektedir. Babayla yaşanan ilişki, çocukların kişilik, özgüven, zeka gelişimi, toplumsal beceriler ve cinsel kimlik gelişiminden hayatlarının gelecek döneminde yer alacakları toplumsal rollere kadar pek çok konuda belirleyici olabilmektedir. Geçmişte babaların çocuklarıyla daha çok zaman geçirebildikleri ve geçirdikleri zamanda fiziksel oyun ve etkinliklere daha çok zaman ayırabildikleri bulunmuştur. Günümüzde ise baba- çocuk ilişki ve iletişiminin daha kısa zaman aralıklarında gerçekleştiği ve televizyon seyretmek veya konsol/ tablet oyunları gibi daha pasif etkinliklere odaklandığı saptanmıştır. Hem geçmişte hem de günümüzde, sağlıklı bir baba- çocuk ilişkisi için babaların çocukları ile ilgilenmesi, çocuklarının gelişimi ve bakımı ile ilgili sorumluluk alması ve çocuklarının ihtiyaç ve sorunlarına yanıt verebilmesi gerektiği bilinmektedir. Bu işlevleri yerine getirebilmek için ise beraber geçirilen zamanın miktarı değil, kalitesi önem taşımaktadır. Babaların çocukları ile geçirdikleri zaman ve iletişimleri açısından en önemli dönem okul öncesi (6 yaş öncesi) olsa da, baba ile etkileşim tüm gelişim dönemleri boyunca önemli rol oynamaktadır.

    1. Sosyal beceri gelişimi

    Çocuk, annenin sevgisi ve bakımı ile sevilebilecek ve değer verilen bir varlık olduğunu ve çevresindekilerin gereksinimlerini karşılayabileceğini öğrenir ancak baba aracılığı ile anne dışında bir bireyin varlığını kabullenmektedir. Anne ve çocuk dışında, babanın varlığı çocuğun sevgiyi ve sahip olduklarını paylaşabilmeyi, karşılaştığı sosyal sorunlara çözüm getirebilmeyi öğrenmesi için önem taşımaktadır. Erken dönem çocuk ve bebek zihninde anne ile kendisini bir tutabilmektedir, diğer bireylerin varlığı ise ancak baba figürünü fark etme ile kabullenilmektedir. Bu üçlü ilişki içerisinde paylaşım, isteklerini erteleyebilme, ihtiyaçlarını ifade edebilme, duyguları tanıma ve ifade etme becerilerinin temeli atılmaktadır.

    2. Cinsel kimlik gelişimi

    Hem erkek, hem kız çocuklarının cinsel gelişimi babaların varlığından etkilenmektedir. Erkek çocuklar, üç yaş civarında baba ile annenin sevgisi için rekabete girebilmekte, bu rekabetin çözümü olarak da babaları ile özdeşleşebilmektedir. Bu özdeşim babanın eşyalarını kullanma, gözlüğünü ve benzeri eşyalarını takma/ kullanma, boya ile kendisine bıyık/ sakal çizme gibi davranışlarla dışa vurulabilir. Sağlıklı bir baba- çocuk ilişkisi ve çocuğun cinsel gelişimi için bu rekabet ve özdeşim davranışlarının gelişimsel olarak olağan olduğunu kabullenmek, öfke ve rekabet duygularını ifade edebilmesini kolaylaştırmak faydalı olabilir. Erkek çocukların rekabet ve özdeşimle ilgili davranışlarına katı bir şekilde yaklaşmak, çocuğun beceri ve yetilerini aşağılamak ise bu gelişim basamağında sorun yaratabilir ve cinsel kimlik ve rolleri olumsuz etkileyebilir. Diğer yandan kız çocuklarının da üç yaşından itibaren babalarına ilgi duymaya başladığı, onlarla daha çok zaman geçirmek ve iletişim kurmak istedikleri bilinmektedir. Kız çocukların babaları ile kurdukları ilişki ve iletişim biçimi ileride karşı cinsle kurdukları ilişkilerin kalitesini ve biçimini etkileyebilmektedir. Babasını kusursuz olarak algılayan, çok yakın bir iletişim kuran kız çocukları ileride karşılaştıkları erkekleri geçmişteki babaları ile karşılaştırıp yetersiz olarak algılayabilmektedir. Diğer yandan baba ile ilişki ve iletişimi kısıtlı olan ve babaları tarafından ihmal edildiklerini düşünen kız çocukları erişkin hayatlarında kendilerinden yaşlı ve olgun erkekler ile ilişki kurmayı tercih edebilmektedir. Ayrıca baba ile ilişki ve iletişiminde sorun yaşayan kız çocukları ileride içe yönelim bozuklukları (depresyon, kaygı ve benzeri) açısından risk altında olabilir.

    3. Zeka gelişimi

    Babanın varlığı ve çocuğa ilgisi, çocuğun çevresindeki fiziksel ve sosyal uyaranları zenginleştirmekte, bu da çocukların zeka gelişimine katkıda bulunmaktadır. Annelerin çocukları ile daha çok sözel ve duygusal becerilere dayalı oyunları oynadıkları, babaların ise çocukları ile daha çok fiziksel becerilere dayalı oyunları oynamayı tercih ettikleri saptanmıştır. Fiziksel becerilere dayalı oyunlar ise çocukların kas gelişimi, görsel- motor organizasyon, görsel dikkat, organizasyon becerileri gibi becerilerini geliştirmektedir. Babaları ile daha çok zaman geçiren ve farklı becerileri geliştiren oyunlar oynayan çocukların gelecekteki akademik ve mesleki başarılarının daha yükske olduğu da gösterilmiştir.

    4. Öz güven gelişimi

    Hem erkek, hem kız çocukları için baba, “dış dünyadaki sorunları çözen”, fiziksel yapısından bağımsız olarak “güçlü” olarak algılanan ebeveyndir. Çocuklar babalarının aile içi ve dışındaki sorunlara yaklaşımını model alır ve özgüvenlerini geliştirirler. Babanın çocuğuna karşılacağı sorunları çözebileceği ile ilgili mesajı da özgüven gelişimine katkı sağlamaktadır.

    5. Kişilik gelişimi

    Ülkemiz ailelerinde kural koyan, cezalandıran ebeveyn olarak daha çok babalar ön plana çıkmaktadır. Babaların disipline yönelik yaklaşımı çocuklarının kişilik gelişimini de etkileyebilmektedir. Sürekli kısıtlayan, cezalandıran, kurallar ve yönergeler konusunda çocuklarının fikirlerine açık olmayan babaların çocukları ya baba ile çatışmaya girmekte ve isyankar bir kişilik örüntüsü geliştirmekte veya kendi istek ve ihtiyaçlarını bastırarak boyun eğmektedir. Diğer yandan aile içi kural ve yönergeler hakkında çocukların da geri bildirimini dikkate alan, kural ve sınırları çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine göre değiştirebilen babaların çocuklarının daha sağlıklı bir kişilik gelişimi gösterdiği gözlenmektedir.

    6. Ruhsal sağlık

    Sağlıklı bir ruhsal gelişim, paylaşabilme, isteklerini erteleyebilme, ihtiyaçlarını ifade edebilme, duygularını tanıma ve ifade etme, cinsel kimliğini oluşturabilme ve bu kimlikle ilgili rolleri yerine getirebilme, bilişsel becerileri karşılaştığı sorunları çözmek için kullanabilme, karşılaştığı sorunları çözebileceğine yönelik kendine güven duyma gibi becerileri gerektirmektedir. Sayılan bu beceriler, ileride gelişebilecek depresyon, kaygı ve benzeri ruhsal sorunlara karşı da direnç sağlamaktadır. Dolayısıyla, çocuklarda ruh sağlığı için babaların veya baba yerine geçebilecek bireylerin varlığının yaşamsal önemde olduğu belirtilebilir.

    7. Kaynaklar

    7.1. Cabrera N, Fitzgerald HE, Bradley RH, Roggman L. Modeling the dynamics of paternal influences on children over the life course. Appl Developmental Sci. 2007;11(4):185-189
    7.2. Rohner RP, Veneziano RA. The importance of father love: History and contemporary evidence. Rev Gen Psychol 2001; 5 (4): 382-405.
    7.3. Paquette D. Theorizing the father–child relationship: Mechanisms and developmental outcomes. Hum Dev 2004; 47: 193–219.

  • Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları

    Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları

    Davranış, bireyin dışarıdaki insanlar tarafından doğrudan doğruya gözlemlenebilecek eylemleridir. Uyum ise bireyin sahip olunan özellikleriyle benliği ve çevresi arasında dengeli ilişki kurması ve sürdürmesidir. Çocukların belirli konularda çatışma yaşadıklarında birtakım uyumsuz davranış tablolarının açığa çıkması kaçınılmazdır. Kişilik, çatışma çözme becerileriyle gelişen bir olgudur. Çocuk gelişiminde yetenek ve becerilerin kazanılması kadar sorun çözme becerisinin de kazanılması gelişim seyrinin bir parçasıdır.

    ÇOCUKTA UYUMSUZLUK BELİRTİLERİNİ ARTTIRAN ETKENLER

    Aşırı koruyucu yaklaşımlar, çocuğun ebeveyn korumasından çıkarak bağımsız hareket etme becerisini engeller. Okul öncesi grubunda karşılaşılan sorunlar olağan ve geçicidir. Yanlış anne ve baba tutumları davranışın kemikleşmesi ve duygusal düzeyde bozulmalara yol açabilir. Destekleyici ebeveyn modeli; ideal ebeveyn tutumu olarak gösterilmektedir. Bu tutum dışında kalan çocuklar etraflarına şüpheyle bakar. Karmaşa yaşar ve uyum sorunları geliştirerek sinirlilik, kavgacılık, hırçınlık, geçimsizlik gibi olumsuz davranışlar geliştirirler. Psikososyal unsurlar kadar organik kökenli problemler de (beyin incinmeleri, sakatlıklar, anomaliler, süreğen rahatsızlıklar…) çocukta uyumsuzluk belirtilerini arttıran etkenlerdir.

    ÇOCUĞUN DAVRANIŞINI BOZUKLUK OLARAK TANIMLAMAK İÇİN NELER KRİTER ALINMALIDIR?

    1.YAŞA UYGUNLUK

    Her dönemin kendine özgü özellikleri vardır. Bu özellikleri ve çocuğa etkilerini iyi tanıyıp gözlemlemek gerekir. Örneğin çocuk 2 yaşta bireyselleşmeye başlar. Bu sebeple paylaşımda zorlanabilir.3-5 yaş çocuğunun hayal gücü sınırsızdır. Yalana benzeyen, hayal gücü sınırlarını zorlayan öyküler anlatabilir. Ancak bu anlatımlar ergenlik dönemine dek sürüyorsa ciddi problemler teşkil edebilir.

    2.YOĞUNLUK

    Davranışın sıklığı ikinci ölçüttür.4-5 yaş civarında sık öfkelenme olağan bir durumken, başka çocuklara zarar verme davranış bozukluğuna girer.

    3.SÜREKLİLİK

    Belirli davranış türünü ısrarlı devam ettirmedir.

    4.CİNSEL ROL BEKLENTİLERİ

    Erkek ve kız davranışları arasında oluşan gelişim farklılıkları (erkeklerde geç konuşma daha sık rastlanır vb.) cinsel kimliğin yarattığı farklılıklar da dikkate alınmalıdır.

    UYUM VE DAVRANIŞ SORUNLARI  HANGİ ŞEKİLLERDE GÖRÜLÜR?

    Tırnak yeme Zorbalık Otoriteye Başkaldırma Gerilim Çalma Davranışı Okul Devamsızlığı Aşırı utangaç, korkak, endişeli ve şüpheci tavırlar sergileme vb. şekillerde gözlemlenmektedir.

    DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ

    Dikkati Çekmek: Çocuğa yeteri kadar vakit ayrılmadığında çocukta çevre ilgisini toplamak adına uyumsuz davranışlar gelişebilir.

    İntikam Alma İsteği: Dayak yiyen, örselenen (travmatize olan) çocuk, anne babaya karşı gelen davranışlarda bulunabilir; çünkü aileden intikam almak ister.

    UYUM BOZUKLUĞU VE NORMAL DAVRANIŞI AYIRMAK  

    Ebeveynler için bu ayrımı yapmak zordur. Fakat belirli noktalarla ilgili yapılan gözlemler çıkarım yapmada fayda sağlamaktadır. Örneğin; alt ıslatma davranışında 1,5 yaşında ve tuvalet eğitimi almış bir çocuğun sonraki 1-1,5 yıl alta kaçırması normaldir. Kas kontrolü bu çağda sağlanmaya başlamaktadır. Fakat 3,5-4 yaşından sonra bu sorun devam ediyorsa uyum bozukluğudur. Çünkü artık bu adaptasyon sürecini aşmıştır. Yanlış tutumlar sorunun tırmanarak artmasına sebep olabilir. Aslında çocukların büyük bir çoğunluğu bu davranışları” Beni Dinle “mesajını vermek için yaparlar.

    DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU İLİŞKİ NASIL KURULUR?

    Karşılıklı Saygı Çocuğa Kaliteli Zaman Ayırmak Cesaretlendirmek Sevgiyi Anlatmak Çocuğa karşı sakin olmak ve etiketlememek gerekmektedir.

  • Özel öğrenme güçlüğü – diskalkuli (matematiksel düşünme güçlüğü)

    Okul yaşamının başlamasıyla birlikte çoğu öğrenci zaman zaman derslerinde sorunlar yaşayabilmektedir. Yaşanan bu sorunlar kimi zaman geçici nitelikte olurken kimi zaman ise; tüm eğitim yaşantısı boyunca sorun olarak bireyin karşısına çıkmaktadır. Bireyin, zihinsel gelişiminde herhangi bir sorun olmamasına rağmen halen okul yaşamında akademik anlamda başarısızlık devam ediyorsa bu durum başaka sorunların olduğun işarettir. Okul yaşamındaki sorunların nedeni; psikolojik, bağlamsal, ekonomik, fizyolojik ve ailesel kaynaklı olabilir.

    Özel öğrenme güçlüğü çeşitlerinden biri olan Diskalkuli; bireyin herhangi bir zihinsel problemi olmamasına rağmen sayı ve sembolleri kavrama, matematiksel işlemleri gerçekleştirme ve matematiksel problemleri birbiriyle ilişkilendirmede güçlük yaratan özel öğrenme bozukluğudur. Erken tanı tedavi için oldukça önemlidir. Çocuğunuzda diskalkuli belirtileri gördüğünüzde çocuk-ergen psikiyatristinden uzman desteği almanız tedavi için ilerleme kaydetmenizi sağlayacaktır.

    Matematiksel Öğrenme Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir?

    Matematiksel sembolleri birbiriyle karşılaştırma

    Sağ- sol ayrımını yapmada sürekli hata yapma ve zorlanma

    Çok basit hesap hataları yapma

    Çarpım tablosunu ezberleyememe, ezberlese bile çok çabuk unutma

    Temel matematik işlemlerini yapmada zorluk yaşama (toplama, çıkarma, çarpma ve bölme)

    Basit geometrik şekilleri öğrenememe

    Gündelik ayarında para verme ve para üstü alma gibi durumlarda sürekli hata yapma

    Dikkat bozukluğu sorunu yaşama

    Strateji kurmada zorluk yaşama

    Matematiksel Öğrenme Bozukluğunda Tedavi

    Çocuk-ergen psikiyatristinden destek alınması gerekir.

    Psikiyatrist tarafından matematiksel öğrenme güçlüğü ile ilgili testler yapılabilir. Test sonuçlarına göre; bir tedavi planı hazırlanır.

    Diskalkuliyi tetikleyen, çocuğun öğrenme bozukluğu yaşamasına neden olan başka bozukluklar varsa bunlar açığa çıkartılarak tedavi edilebilir.

    Diskalkulinin tedavisinde kullanılan belirgin bir ilaç yoktur. Tedavide daha çok “eğitim teknikleri” kullanılmaktadır.

    Diskalkulik çocukların matematiksel işlem ve sembolleri sevebilmeleri için çocuklara, işemleri sevdirecek ve işleemlerle pratik yapmalarını sağlayacak eğitici kitaplar almak gerekir.

    Diskalkulinin tedavisinde ebeveynlere de oldukça sorumluluk düşmektedir. Ebeveynlerin, bu öğrenme bozukluğunun farkında ve bilincinde olması ve çocuklarının bu durumunu göz önünde bulundururarak davranmaları tedavinin olumlu sonuçlanmasında belirleyici etkiye sahiptir.

    Aile ve okul tarafından çocuğun yeteneklerinin açığa çıkarılması ve bu yeteneklerin desteklenmesi gerekir.

  • Popüler adı disleksi

    Özgül Öğrenme Bozukluklar(ÖÖB)ı tanının genel adıdır.Halk arasında özellikle Disleksi olarak bilinen öğrenme bozukluğu aslında üç alanda görülmektedir.

    DİSLEKSİ: Okuma bozukluğu,

    DİSGRAFİ: Yazma bozukluğu,

    DİSKALKÜLİ; Matrmatik alanındaki bozukluktur. Bu bozukluklar tek başlarına yada birlikte görülebilmektedir.

    ÖÖB bir zeka sorunu değildir.Çocuğun yaş düzeyine uygun zeka seviyesinde olmasına rağmen yukarda belirtilen alanların biri veya birkaçında sorun olması anlamına gelmektedir.

    ÖÖB olan çocuklarda genel olarak :

    -Gelişim süreçlerinde geç konuşma veya konuşma bozuklukları,

    -Motor gelişimde gecikmeler,

    -Yön ve zaman kavram gelişiminde sorunlar,

    -Hareketlilik veya yavaşlık,

    -Öğrenme süreçlerinde isteksizlik,

    -Sorumluluk kazanmada sorunlar,

    -Dikkat gibi öğrenmeyi etkileyen beyin fonksiyonlarında bozukluklar,

    -Zamanı kullanma ve organize etmede gerilikler,

    -Mantık yürütme ve olayları düzgün sırayla anlatabilmede problemler,

    -Davranış sorunları gibi belirtiler izlenmektedir.

    ÖÖB çocuk genelde okula başladıktan sonra ,yani akademik gelişim sürecinde öğretmenler ve aile tarafından farkedilmektedir.Oysa öğrenme yaşam boyu süren ve çocuğun doğumuyla başlayan bir süreçtir.Çocuğa yeterli uyaranlar verilmesi,rol model özelliklerinin doğru işlenmesi,çocukla iletişime yönelik oyunlar oynanması,yaşıtlarıyla yeterli ortamlar sağlanması,anne babanın çocukla etkin vakit geçirmesi çocuğun fiziksel,sosyal,psikolojik ve bilişsel gelişimi için çok değerlidir.

    ÖÖB aslında belirtilerini bebeklik dönemi itibariyle yukarda belirttiğim gelişim süreçlerindeki aksaklıklar ile göstersede genelde çok farkedilmez ve zamanla düzelir inancı genel olarak hakimdir.

    Okul sürecine giren çocuk ÖÖB sıkıntısı içinde ise,

    -Okula gitmek istememe,bedensel şikayetler,

    -Aşırı öfke,saldırganlık,

    -Kaygılar,korkular,

    -Uyku ve iştah gibi genel ihtiyaçlarda bozulmalar,

    -Arkadaş uyumunda yani sosyal etkileşimde sorunlar,

    -Yapamadığı alanlarda sık uyarı alması gibi nedenlerden dolayı içe çekilmeler,

    -Performans kaygısı gibi bir çok problemle karşımıza gelebilir.

    Eğer çocuk akademik anlamda sorun yaşıyorsa tembel, çalışmıyor, ilgisiz gibi gerçekçi olmayan yaklaşımlar ile beklemek çocuğa daha çok zarar verecektir. Çünkü birçok alanda iyi olan çocuğun okuma, yazma, matematik alanında sorun yaşaması onun kontrolünde olan bir durum değildir.

    ÖÖB’nun nedenleri araısnda genetik yatkınlık, beynin öğrenme alanlarında kanlanma veya fonksiyonel sorunlar olduğu yönünde bir çok çalışma mevcut olsada tam oalark nedeni bilinmemektedir. ÖÖB olan çocuklarda özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) görülme oranıda normal popülasyona göre daha yüksektir. Bunun yanında depresyon,kaygı bozuklukları, takıntı bozukluğu, tikler gibi başka psikiyatrik tanılarda duruma eşlik edebilir.

    ÖÖB olan çocukların erken farkedilmesi ve uzman tarafından gerekli değerlendirmelr yapılması çok önemlidir. ÖÖB tanısı alan çocukların bir an önce yetkin özel eğitimcilerle özel eğitime başlaması sağlanmalıdır. Bunun yanında eşlik eden DEHB veya başka bir psikiyatrik durum var ise bunlara yönelik psikiyatrik takip ve tedavininde birlikte yürütülmesi önemlidir.

    Çocuğunuzun yukarda belirttiğimiz alanlarda sorunu var ise lütfen geçer diye beklemeyin. Çünkü ÖÖB tedavisi olan bir durumdur.Doğru eğitimle çözülebileceğini unutmamanız dileğimle….

  • Çocukluk çağı depresyonu

    Çocukluk çağı depresyonu

    Adını duyunca bile çocuklara yakıştıramadığımız bir psikiyatrik durum DEPRESYON. Yetişkinlik döneminde belli özellikleriyle çok net anlaşılabilirken çocuklarda durum biraz daha farklı görülmektedir.Küçücük bedenler için kocaman bir durum.

    Klinik tecrübelerime göre günümüz aile yapısı,yaşamsal durumlar, eğitim sistemi düzensizlikleri,sosyal yaşam içindeki güvensizlikler, toplumdaki hızlı değişen siyasi,kültürel ekonomik dalgalanmalar,medya yoluyla maruz kalınan olumsuz durumlar, aile içi şiddet vs gibi olaylar çocukları sandığımızdan daha fazla etkilemektedir.

    DEPRESYONDA RİSK FAKTÖRLERİNİ gözden geçirecek olursak:

    Anne baba tutumları,olumsuz, eleştirici ,aşırı katı tutumlar,

    Anne baba ayrılığı,

    Anne baba kaybı,

    Aile içi şiddet,

    Okula başlama,okul içi olumsuz davranışlara maruz kalma,

    Sevilen bir yakının kaybı,

    Kardeş olması,

    Anne yada baba da psikiyatrik bozukluk öyküsü,

    Ciddi bir hastalık öyküsü,

    Taşınma,yer değişiklikleri,

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,davranış bozukluğu,tik bozuklukları,konuşma sorunları gibi psikiyatrik sorunlarda çocukta depresyon gelişme riskini arttırmaktadır.

    DEPRESYON BELİRTİLERİ:

    Depresyon belirtileri çocuklarda yetişkinlere göre farklılık göstermektedir. Yetişkinler durumlarını kendileri fark edebildikleri için sorun daha hızlı anlaşılmaktadır. Fakat çocuklarda duygulanım ve davranışlarda ki değişiklik çevresindeki büyükler tarafından fak edileceği için yardım arayışı da gecikebilmektedir.Aşağıda belirtilen bulgulardan birkaçı çocuğunuz yada öğrencinizde var ve 1 aydan fazladır devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurmanızda fayda vardır.

    Özellikle bebeklik döneminde bakım verenin ayrılığı sonucu çocukta ilgisizlik, aşırı ağlama,huzursuzluk,uyku sorunları görülebilir.Eğer bakım veren (anne) kısa sürede dönerse problem olmaz fakat bu durum uzun sürerse kalıcı bir duygu durum bozukluğu oluşabilir.

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE:

    Huzursuzluk,

    Hırçınlık,

    Korkular,

    Mutsuz yüz ifadesi,

    Halisünasyonlar,

    Yaşıtlarıyla oynamayı reddetme,

    Oyuncaklara ve yaşıtlarına zarar verme,

    Büyüklere öfkeli davranma,

    Kazanılmış beceri olan tuvalet alışkanlığında gerilemeler,alt ıslatma,kaka kaçırma gibi,

    Mutsuzluk,

    Çabuk sıkılma,

    İsteksizlik,

    Uyku ve yeme alışkanlıklarında değişiklik,kilo kaybı olmasa da yaşına uygun kilo boy gelişiminde sorun olabilir,

    Bazı fiziksel belirtiler baş ağrısı,karın ağrısı gibi eşlik edebilir.

    Okul öncesi dönemde genelde bilgi aileden alınır.Okul çağı çocuklarda ve ergenlerde kendileriyle duygu durumları ve bu durumda ki olumsuz düşünceleri konuşulabilir.Depresyonda intihar düşüncesi mutlaka sorgulanmalıdır.İntihar düşüncesi yaşla artsa da çocuklarda olacağı ihtimali göz ardı edilmemelidir.

    OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARDA:

    Yukardakilere ek olarak

    Okula gitmek istememe,

    Başarısız olma kaygısı,

    Sevilmediğini düşünme,

    Okul performansında düşüş,

    İçine kapanma,

    Kendini beğenmeme,

    Konsantrasyon sorunları,

    İntihar düşünceleri görülebilir.

    Tabii ki ergenlikte de Depresyon vardır. Ve yetişkin depresyon bulgularına benzer bulgular görülmektedir.

    Bu bulguları siz fark ettiğiniz ya da çocuğunuz size mutsuz,isteksiz olduğunu söylüyor ise geçer diye beklemek doğru yol değildir.Bu belirtilerden bazıları bir olay sonucunda oldu ve kısa sürede geçtiyse sorun yoktur.Ama başladı ve artarak çocuğun günlük yaşantısını bozarak devam ediyorsa lütfen dikkatli olun.

    TEDAVİ

    Depresyon tanısını için iyi bir öykü almak önemlidir.Risk faktörleri varmı, tetikleyici bir olay var mı,ailenin duruma yaklaşımını öğrenmek çok önemlidir.Fiziksel belirtiler var ise ve kilo alışı vs bozuk ise bu anlamda gerekli laboratuar incelemelerini ve gerekli konsültasyonları istemek uygun olacaktır.

    Tedavide öncelikli olarak aileyi bilgilendirmek ve onların iş birliğini sağlamak şarttır.Çocuğa yaşadığı durumu anlayacağı bir dilde anlatmak ve yapılacakları onunla da konuşmak ve uyumu arttırmak önemlidir.Çocukla psikoterapi çalışmaları çocuğun gelişim düzeyine göre ayarlanmalıdır. Ve uygun ilaç tedavisi başlanarak takibe alınmalıdır.

  • Otizm hakkında

    Otizm hakkında

    Otizm, çoğunlukla doğuştan gelen bir sorun nedeniyle yaşamın ilk yıllarında aynı gelişim dönemindeki çocuklardan farklı davranışlar sergilemesiyle fark edilen, karmaşık, nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Bu farklı davranışlar çocuğun sosyal etkileşimindeki sorunları, sözel ve sözel olmayan iletişimindeki problemleri, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanlarını kapsamaktadır.

    Karşılıklı sosyal etkileşimde bozulma: Otizmde en temel özellik karşılıklı etkileşim ve ilişki kurma becerisindeki güçlüklerdir. Otizmi olan çocuklarda, kendi adına yada anne-babasının sesine yanıt verme gibi sosyal davranışlar gözlenmez.otizmi olan çocuklarda, başkaları tarafından rahatlatılmayı sakinleşitirilmeyi arama ve ilgisini çeken durumları paylaşmada güçlükleri vardır. Ancak otizmi olan çocukların hepsi bu alanda çok yoğun sorunlar yaşamayabilirler, yaşları ilerledikçe ve yoğun eğitim proğramıyla bir çok sosyal davranış öğrenebilirler.

    Sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler: Otizmli çocuklarda dil-konuşma gelişiminde ya gecikme vardır ya da hiç gelişmemiştir. Zamir karıştırma (ben yerine sen kullanması gibi), ekolali ( duyduğu sesleri tekrar etmesi), aynı kelime veya cümleleri tekrar tekrar söylemesi gibi dil-konuşmada farklı özellikler gösterebilirler. Kısıtlı ilgi alanı, yineleyici davranışlar: stereotipik davranışlar(Sözcük, hareket ve davranışların koşullarla bağlantısız, nedensiz ve aynı biçimde uzun süre yinelenmesi), alışılmışın dışında ilgi alanları (ör:çocuğun normal oyuncaklarla ilgilenmeyip sadece süpürgelere aşırı ilgisi gibi) görülür.

    Tedavide ilaçla tedavi sadece bazı özel sorunların tedavisinde etkilidir. Sosyalleşememe ve iletişim problemleri gibi otizmin temel belirtilerini tedavi etmek için yeterli etkinliğe sahip bir ilaç tedavisi henüz bulunmamaktadır. Tedavi edilen bazı sorunlar arasında kısa dikkat süresi, hiperaktivite, takıntılı davranışlar ve öfke nöbetleri bulunmaktadır. Ancak bu durumlarda bile bazı davranış değiştirme teknikleri ilaç tedavisinden daha etkili olabilmektedir. Bu nedenle ilaç tedavisi davranışcı yöntemlerden sonra yada birlikte kullanılırsa daha etkin sonuçlar alınmaktadır. Ailelerin de desteğiyle eğitim programlarına katılanların oldukça fayda gördüğü ve yüzgüldürücü sonuçlar alındığı gözlenmektedir. Otizmin belirtilerinin olabildiğince erken tanınıp tedavi programına başlanması olumlu sonuçlar alınması ve ilerleme kaydedilebilmesi için önerilmektedir.

  • Cinsel Terapi

    Cinsel Terapi

    Cinsellik, bizim insan olarak ne olduğumuzun bir ifadesidir. Kişiliğimiz, duygularımız, değerlerimiz, tutumlarımız, davranışlarımız, sevdiğimiz -sevmediğimiz şeyler ve sosyalleşme alanımızla şekillenir. Doğum öncesi başlayıp ömür boyu süren, ailevi, kültürel ve ahlaki faktörlerden etkilenen bir olgudur. Üreme, cinsel zevk alma ve zevk vermeyi içerir.

    Tamamen duyuya bağlı bir deneyimdir ve sadece cinsel organların bir işlevi değil, tüm bedenimizin, aklımızın ve en önemlisi beynimizin bir fonksiyonudur. Bu nedenle de boşalma ve orgazm olma birbirinden farklı kavramlardır.

    Cinsellik dendiğinde ilk akla gelen genellikle anatomik cinsiyetimizdir. Yaşamsal önemi olan üreme organlarımız  sadece cinselliğin bir parçasıdır ve çeşitli etmenlerden dolayı her zaman konuşulması zor unsurlardan olmuştur.

    Her bireyin ayrı cinsellik anlayışı, yaşayışı ve seçimleri bazen çiftler arasında istemeden de olsa bazı uyumsuzluklara  yol açabilir. Bunlar konuşulmadığı sürece birikir ve hayatın diğer bölümlerine sinsice sızar ve yavaş yavaş derin çatlaklara neden olabilir.

    Uyumlu bir cinsel yaşamı herkes hak eder.   İşte “ cinsel terapi “ sistematik bir şekilde soruna özgü yöntemlerle bireylerin problemlerini çözmelerine yardımcı olur. Karşılıklı çözümün tıkandığı durumlarda her zaman bir uzmanın yardımı almakta büyük yarar vardır.

    VAJİNİSMUS

    Vajinanın dış 1/3’lük kısmında bulunan kasların yineleyici bir şekilde veya sürekli olarak istemsiz kasılmasıdır- ki bu durum cinsel birleşmeyi olanaksız kılar-. Bu durumu göz kaslarımızın reflekslerine benzetebiliriz, nasıl ki dışarıdan gelen herhangi bir tehlike karşısında göz kaslarımız irademizden bağımsız olarak korunma refleksiyle göz kapaklarımızı aniden kapatır ve dışarıdan gelen yabancı bir etkenin göz ile temasını engeller , işte vaginismusta da bu tarz bir dinamik söz konusudur. Vaginal kaslar ile kişinin bedeni de senkronize olur ve penis girişini , bir tehlike , korku ya da acı duyulacak bir nesne olarak algılar ve ilişkiyi reddeder. Ülkemizde kadınlarda görülen yaygın cinsel işlev bozukluklarından biridir. Cinsellikle ve kızlık zarıyla ilgili yanlış bilgi sahibi olma ,  olumsuz cinsel tutumlar, dini inanış,bedenini gerçek anlamda tanımama, cinsel organlarına karşı iğrenme duygusu vajinismus nedenlerinden bazılarıdır. Uygulanan tedavi programı ile cinsel terapiye yanıt oldukça iyidir.

    ERKEN BOŞALMA

    İlk bakışta, erken boşalma çok acı veren bir sorun gibi görünmez, çünkü cinsel alışverişi veya orgazmik rahatlamayı engellemez. Buna rağmen, erkeklerin ve partnerlerinin en yaygın şikayetlerinden biridir. Şöyle tanımlanabilir:

    Denetimsiz boşalma (prematüre ejakulasyon) yineleyici bir biçimde, çok az bir uyarılmayla ve kişinin istemesinden önce, vajinaya girme öncesi, girer girmez ya da hemen sonra ejakulasyonun ( boşalma )olmasıdır. Başka bir deyişle, birlikteliklerde, ilişkinin kalitesini bozan boşalmalar erken boşalmadır. Nedenleri psikolojik ya da organik olabilir. Öncelikle organik nedenler araştırılmalı, daha sonra psikolojik değerlendirmelere geçilmelidir. Genel olarak 0-7 dk. Arası gerçekleşen boşalmalar , denetimsiz boşalma olarak kabul edilmektedir.

    CİNSEL İSTEKSİZLİK

    Hiç şüphesiz, en sık rastlanan cinsel şikayet – her yaştan kadının – cinsel isteğinin olmaması yada az olmasıdır. Cinsel eylem, işlev ve yetinin yerinde olmasına rağmen, kişinin cinselliğe ve cinsel uyaranlara karşı ilgi ve isteğinin olmaması olarak tanımlanır. Sıklıkla duyduğumuz tipik yorumlardan biri “ bana göre bir daha seks yapmasam da sorun değil “ şeklindedir. Organik tarama sonucu  bedensel bir aksaklığın olmadığı saptandıktan sonra psikolojik değerlendirmeye geçilir. Kişinin cinsel işlev bozukluğunu çözmek için yapacağı ilk şey “cinsel sorunu” olduğunu kabullenmektir.

    Düşük cinsel istek sorunuyla gelen danışanların değerlendirmesi kapsamlı olmaktadır. Genel olarak kadının enerjisi, özsaygısı, beden imgesi, çekiciliğe dair duyguları ve stres düzeyi mevcut cinsel ortamın dikkate alınmasını gerektirir.

    Çiftler karşılıklı olarak konuşabilmeli, yargılayıcı- suçlayıcı olmaktan kaçınmalıdır. Cinsel problem bir kişiye bağlı olabilir ancak iki kişiyi etkiler, bu nedenden dolayı ortak bir sorun olarak ele alınmalıdır. Dolayısıyla, çiftlerin birlikte yardım almaları çözüme büyük katkı sağlayacaktır.

    SERTLEŞME SORUNLARI

    En yaygın ve sıkıntılı erkek cinsel şikayetlerinden biridir. Erektil işlev bozukluğu cinsel birleşmeyi sağlamak için gerekli sertleşmenin oluşmasında ya da sürdürülmesinde ortaya çıkan inatçı ve tekrarlayıcı yetersizlik olarak tanımlanabilir.

    Görülme sıklığı tanımlamaya (ereksiyon kusurunun oluşma sıklığına, oluşan sertliğin derecesine ya da olması beklenen sertliğin eksiklik düzeyine) göre değişir.  60 yaşın üzerindeki erkeklerin yaklaşık %50 sinin ereksiyonlarının kalitesi ve dayanıklılığı konusunda sorunları vardır. Çoğu erkekte 40’lı 50’li yaşlarda açığa çıkar. Ancak daha genç orta yaşlı erkeklerin tedavi arayışına girme olasılığı daha yüksektir. Yaşamının herhangi bir diliminde aynı güçlüğü belirli bir süre için yaşamış erkeklerin oranı %20’lere çıkmaktadır. Türkiye’de Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün yaptığı çalışmada ise erişkin erkek popülasyonunun %60’ında değişik düzeylerde (hafif, orta ve ağır) erektil işlev bozukluğu saptanmıştır. Bu oran ülkemizde yaklaşık 6,5 milyon erişkin erkeğin erektil işlev bozukluğu sorunu yaşadığını göstermektedir. Ne var ki bu bozukluğu yaşayan erkeklerin ancak %10’undan azı tedavi görmektedir.

    Sigara, şişmanlık ve hareketsizlik gibi yaşam tarzı faktörleri rahatsızlığın önemli faktörlerindendir.

    ORGAZM SORUNLARI (ANORGAZMİ)

    Tarih boyunca doğru orgazmın nasıl olduğuna ilgi duyulmuştur. Teknolojik gelişmeler orgazm sırasında beyinde meydana gelen değişikliklerin gözlemlenmesine olanak tanımaktadır.         

    Cinsel uyarılma yeterli olduğu halde, yineleyici ve sürekli bir biçimde orgazmın gecikmesi ya da hiç olmaması hali olarak tanımlanabilir.  Çok çeşitli nedenlerden kaynaklanmaktadır. Her ne kadar kadına ait bir sorun olarak görülse de, çiftin yaşamını etkileyen bir sorun olduğundan, terapiye birlikte gelinmelidir.

    Tedavinin başlıca odak noktası, çiftlere hem bireysel hem de ilişkisel düzeyde sorunu anlamalarına yardımcı olmaktır. Kadın için orgazm ne anlama geliyor? Peki ya partneri için? Kadının bedeni üzerinde sahiplik duygusu var mı? Başlıca tedavi odağı bu ve benzeri sorulardır.

    CİNSEL UYUMSUZLUK

    Cinsellik sadece fizyolojik bir olgu değildir. Çiftlerin ortak yaşamı  ve  iletişimlerindeki nitelik, birbirlerini nasıl gördükleri, ait oldukları kültürün farklılıkları, cinsellikte yaşanacak uyuma etki eder. Cinsellik hakkında bilinen yanlış inanışlar, önyargılar, kişinin yetiştirilme biçimi, korku ve kaygılar, utanma, isteklerinin ayıp karşılanacağı kaygısı eşler arasındaki uyumsuzluğa neden olan etmenler arasında sayılabilir.  Cinsel terapide verilen destekle, kişinin farkında olduğu ama konuşmaktan çekindiği konuların açıkça konuşulması ilişkinin iyileştirilmesinde büyük önem taşır. Henüz adını koyamadığı konularda ise farkındalık sağlanır.

    Burada en önemli konu çiftlere cinsellik konusunda bilgi verilmesi,  karşılıklı hazzın yaşamdaki öneminin anlatılmasıdır. 

  • Down sendromu olan çocukların ruh sağlığı

    Down sendromu

    Gelişimsel gerilik ve gelişimsel gerilikle beraber olan pek bozukta görülen ruhsal sorunlarla ilgili yazı varken Down sendromu olan çocukların ruhsal durumları ve etkilenmeleri ile ilgili çalışma ve yazı çok azdır. Dolayısı ile bu konudaki bilgilerimiz de azdır. Otizm spektrum bozukluğu ile ilgili yayınların nispeten çokluğunu göz önüne alındığında down sendromlu çocukların ruh sağlıkları ile ilgili konunun ihmal edildiğini söyleyebiliriz. Yine benim klinik deneyimime göre yazınla birlikte Down sendromlu çocukların en aza yarısı ruhsal sorun yaşarken, ruh sağlığı polkliniklerine baş vuruları ne ihtiyaçları olan duhsal desteği almaları da oldukça azdır.

    Down sendromu kronozomal hastalıklar arasında en sık görülendir. Down sendromu ile doğan kişilerde, birden fazla konjenital malformasyon ve tıbbi komplikasyonlar görülür. Bütün etnik gruplarda ve sosyoekonomik düzeylerde görülebilmektedir. Sıklığı 700 canlı doğumda birdir. Trizomi 21 ile sonuçlanan kromozom anomalilerinin yarısından fazlası gebeliğin ilk trimestinde düşük ile sonlandığından tüm gebeliklerdeki trizxomi sıklığı yaklaşık 1/200-250 olduğu tahmin edilmektedir.

    Tablo 1: Anne yaşı- canlı doğumda trizomi 21 için risk sıklığı*

    Anne yaşı – Down sendromu görülme sıklığı

    25 y 1/1350

    30 y 1/890

    35 y 1/355

    40 y 1/97

    45 y 1/23

    *Bay CA ve Steele MW Atlas of pediatric physical diagnosis. Genetic Disorder and Dysmorphic Conditions sf 11 kaynağından alıntılanmıştır.

    Anne yaşının down sendromu gelişimindeki rolü henüz tam olarak açıklanamaktadır. Halen 35 yaş üzeri bebek sahibi olma en önemli risk faktörü olarak tanımlanmaktadır. Buna karşın tüm down sendromlu bebeklerin % 85′ i anne yaşı 35 yaşın altında olan annelerdir. Bu durumun nedeni olarak genç yaş grubunda yüksek sayıdaki çocuk sahibi olma gösterilmektedir. Yani ileri yaş bir risk faktörü olmayı sürdürürken erken yaşta çok sayıda çocuk sahibi olma ve bu nedenle erken yaştaki doğumlarda da yüksek oranda down sendromu görüldüğü ileri sürülmektedir.

    Klinik bulgular

    Down sendromunda doğumdan sonra yapılan klinik değerlendirme ile tanı kolaylıkla konulabilir. Hipotoni, zayıf moro refleksi, boyunda fazla cilt katlantısı, basık yüz görünümü, yukarı eğimli palpebral aralıklar, anormal yapıda kulak kepçesi, beşinci parmak klinidaktilisi, avuç içinde tek palmar çizgi bu dönemde oldukça sık rastlanılan bulgulardır.

    Down sendenromunda görülen yüz anomalileri dışında zihinsel ve fiziksel gelişimle ilgili sorunlar da ortaya çıkar. Etkilenmiş bireylerde sıklıkla hafif ya da orta derecede zihinsel gerilik eşlik eder.

    Down sendromlu çocukların en önemli sağlık sorunları olarak doğumsal kalp hastalıkları, gasstroözofageal reflü, sık geçirilen kulak enfeksiyonları, işitme kaybı, obstrüktif uyku apnesi, troid bozukluklarıdır. Demans ise 30′ lu yaşlarda down sendromlu hastaların tümünde görülür. Lösemi riski de toplumda görülenden daha yüksektir.

    Gelişimsel spektrumun diğer ucunda, Down sendromlu küçük çocuklar genel oranlardaki yıkıcı davranışların yanı sıra ayırıcı sosyal, motivasyonel ve dikkat profillerinin daha düşük olduğu görülmektedir.

    Down sendromlu hastaları takip eden doktorlar iki sorunla baş etmeye çalışırlar. İlki, uygun destekleyici önlemlerin kullanılması ve özel eğitim yoluyla hastaların bilişsel performansların arttırılmasıdır. İkinci zorluk ise engelliliği kötüleştirebilen ve herhangi bir yaşta (ruhsal sorunlar, uyku apnesi, epilepsi) ortaya çıkabilen komplikasyonları tedavi etmektir. Özellikle ortaya çıkan ek ruhsal hastalıklar ve regresyon (gerileme) açısından dikkatli olmak ve gerekli müdahaleleri yapmak önemlidir.

    Down sendromu hakkında yanlış bilinenler ve gerçekler

    Yanlış bilinenler

    Gerçekler

    Genetik bir hastalıktır

    Kromozomal bir farklılıktır

    Hücre bölünmesi sırasında yanlış bölünme sonucu 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom yer alması ile meydana gelir.

    Nadir görülen bir bozukluktur

    Down sendromu nadir değildir

    700 doğan bebekten birinde görülür

    Tüm gebeliklerdeki trizomi sıklığı yaklaşık 1/200-250

    Anne yaşının 35′ ten büyük olması risk faktörü oluşurur.

    Down sendromu çocuklar ve ebeveynleri yanlızdır

    Down sendromu çocuğu olan ebeveynler ilgili derneklerde çocuğun yaşayacağı güçlükler, sağlık, sosyal ve hukuksal haklar konusunda ve aile desteği konusunda danışmanlık ve yardım alabilirler. Bu konuda gönüllü çalışan yazar tarafından ulaşılan dernek adresleri aşağıda verilmiştir.

    Türkiye Down Sendromu Derneği; http://www.downturkiye.com/,

    Ulusal Down Sendromu derneği, http://ulusaldown.com/

    Down Sendromlu Melekler Derneği http://downdostu.com/

    Bütün Down sendromlu çocuklar şiddetli zihinsel yetersizlik yaşar

    Down sendromlu bireylerin çoğu hafif ya da orta derecede zihinsel yetersizlik yaşarlar. Erken yaştan itibaren sağlanan özel eğitim desteği ile bu çocuklarda gelişimsel, dil, öğrenme, özbakım, sosyal ilişkilerde ciddi ilerleme kaydedilir. Çocuğun gelişimi ve sahip olduğu diğer beceriler-yetenekler göz önüne alındığında Down sendromlu çocukların zihinsel yetersizlikle ilgili yaşadığı sorunlar çok yönlü bir güçsüzlük olarak değerlendirilemez. Burda dikkat edilmesi gereken down sendromu olan çocukların olayları çözebilecekleri, yanıt verebilecekleri kadar zamana ihtiyaçları olduğunun bilinmesi ve ihtiyaçları olan zamanın onlara verilmesidir.

    Down sendromlu çocuklar her zaman hastadır?

    Down sendromlu çocuklar, konjenital kalp hastalıkları, solunum ve işitme problemleri, troid bozuklukları açısından gerçek tıbbi sorunlar açısından risk altında olsalar da, sağlık alanındaki ilerlemelerle ve bu sorunların tedavisi ile çoğunlıkla sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürürler.

    Down sendromlu öğrenciler için ayrı özel eğitim programları, eğitim öğretimde tek seçenektir.

    Down sendromlu öğrenciler normal okullarda okurlar. Eğitimleri, sosyal ve eğitsel ortamlara tam olarak katılmaları şeklinde planlanır.

    Down sendromlu öğrenciler zihinsel-gelişimsel sorunları nedeniyle ek olarak özel eğitim programlarına da dahil edilmelidirler.

    Down sendromlu bireyler liseden mezun olur, diplomalarını alır ve bir kısmı üniversite okuyabilirler

    Down sendromlu insanlar toplumun aktif üyeleri olamazlar

    Özellikle down sendromu derneklerinin aktiviteleri takip edildiğinde down sendromlu çocukların oldukça başarılı bir şekilde halk oyunları, tatbikatlar, sanat, eğitim alanında bireysel ve grup çalışması yaptığı görülür.*

    Down sendromlu insanlar, ailelerinin ve toplumlarının değerli üyeleridir ve topluma anlamlı katkılar yapar.

    Down sendromlu insanlar daima mutludur.

    Down sendromlu insanlar herkes ne hissederse onu hissederler.

    Duyguların bütün çeşidini yaşarlar.

    Dostça yaklaşımlara önem verirler ve düşüncesiz davranışlar nedeniyle yaralanırlar-üzülürler ve acı çekerler.

    Down sendromlu yetişkinler işsiz durumdadır.

    İşletmeler, Down sendromlu yetişkinleri bankalar, şirketler, oteller, hastaneler, huzurevleri, ofisler ve restoranlar gibi çeşitli konumlarda çalıştırmaktadır. Müzik ve eğlence endüstrisinde, çocuk bakımında, spor alanlarında ve bilgisayar endüstrisinde de çalışmaktadırlar. Down sendromlu insanlar herkes gibi işlerine değer verirler ve çalışmak isterler.

    Down sendromlu çocukların gelişim özellikleri

    Down sendromlu çocuklar motor beceriler, dil, sosyal etkileşim yönünden yaşaıtlarını arkadan takip ederkler. Yani zihinsel ve motor gelişimde sorun yaşarlar. Sorun yaşadıkları alanlar akıl yürütme, sorun çözme, tasarlama, soyut düşünme, yargılama, okulda öğrenme, deneyimlerden öğrenme alanlarıdır. Bu nedenle öz bakım, soyal ilişkiler, akademik beverilerde her çocuğa göre değişen şiddette sorun yaşarlar. Erken dönemden itibaren yukarıdaki sorunları yaşayan çocuklarda ailenin bu gelişimsel özellikleri açısından çocuğu desteklemesi, yeni beceriler kazanmasını sağlamada aktif etkileşim içinde olması önemlidir. Bu nedenle ailer çocukları ile yeterince zaman geçirmeli, oyun, aktif birebir sosyal etkileşim içinde olmalı, çocuğu yaşıtları ile bir araya getirmeli, oyun ve diğer etkinliklerde bulunmasını sağlayıcı ortamlar yaratmalıdırlar. Yaşıtlarıyla sosyal ortamlarda bir araya getirilen çocuklar kuralları öğrenme, dil gelişimi ve sosyal gelişim için önemli sayılabilecek desteği almış olurlar. Yine erken dönemden itibaren bireysel özel eğitim desteği, motor becerilerin gelişimi için fizyoterapi desteğinin alınması gerekir. Gelişimsel sorunlara eklenen ruhsal sorunlar çocuğun özel eğitimden alacağı desteği olumsuz etkileyeceğinden erken dönemden itibaren bir çocuk psikiyatrsi uzmanına danışılarak ek sorunlar olup olmadığı tespit edilmelidir.

    Down sendromu olan çocukların ruh sağlığı

    Down sendromlu tüm çocukların ve erişkinlerin en az yarısı ömürleri boyunca büyük bir ruhsal sağlık sorunu ile karşı karşıyadır. Birden fazla tıbbi problemi olan çocuklar ve yetişkinler, daha yüksek ruhsal sağlık sorunları yaşarlar.

    Sınırlı dil ve iletişim becerileri olan okul çağı ve gençlerde ruhsal belirtiler

    Yıkıcı, dürtüsel, dikkatsiz, hiperaktif ve karşı olma davranışları (DEHB, davranım bozukluğu ve karşı olma karşı gelme bozukluğu ek tanılarının görülme olasılığı yüksektir )

    Kaygılı, yapışmış, takıntılı, esnek olmayan davranışlar (yaygın anksiyete ve takıntı-zorlantı bozukluğu ek tanılarının görülme olasılığı yüksektir)

    Sosyal ilişkide yetersizlik, içe kapanma/dış dünyaya ilgisizlik, tekrarlayan kalıplaşmış davranışlar (otizm spektrum bozuklukları ek tanısının görülme olasılığı yüksektir)

    Kronik uyku güçlükleri, gündüz uykusu, yorgunluk ve ruhsal sorunlar (uyku bozuklukları, uyku apnesi ve depresyon ek tanısının görülme olasılığı yüksektir)

    Okul dönemi, gençlik dönemi ve genç erişkinlik döneminde, daha iyi iletişim ve kognitif becerilere sahip olmakla birlikte aşağıdaki ruhsal sorunlar görülebilir.

    Depresyon, sosyal geri çekilme, azalmış ilgi alanları ve başa çıkma becerileri

    Yaygın anksiyete bozukluğu

    Takıntı-zorlantı bozukluğu

    Kognitif ve sosyal becerilerin kaybı ile sonuçlanan gerileme-regresyon

    kronik uyku sorunları, günlük uykuda arma, iştahsızlık, duygudurumla ilişkili sorunlar (duygudurum bozuklukları, uyku bozuklukları, uyku apnesinin ek tanı olarak görülme olasığılı yüksektir.

    Yaşlı yetişkinlerde aşağıdaki ruhsal sorunlar görülebilir:

    Yaygın anksiyete bozukluğu

    Depresyon, sosyal geri çekilme, azalmış ilgi alanları ve başa çıkma becerileri

    Kognitif ve sosyal becerilerin kaybı ile sonuçlanan gerileme-regresyon

    Demans

    Çocukta «yeni» bir “duygusal/davranışsal sorunlar (ruhsal sorunlar)” varsa, öncelikli araştırılması gereken tıbbi nedenler:

    Eskiden olmayan davranışsal bir sorun ortaya çıktığında, bunun tıbbi bir duruma bağlı olarak ortaya çıkıp çıkmadığını belirlemek için yapılması gereken bazı testler vardır

    Troid fonksiyon testleri

    Uyku sorunlarında, uyku laboratuvarlarında yapılacak testler

    Kabızlığın veya bağırsak ile ilgili zorluklarda beslenme öyküsünün alınması ve sorun alanların giderilmesi önemlidir. Gerekli olduğunda diet için uzmana yönlendirilebilir.

    İşitme (odyoloji), görme (oftalmoloji), anemi (hematoloji) ve gastro intestinal sistem açısından değerlendirildiğinden emin olmanız önemlidir.

    Duygusal/davranışsal sorunlar ve tıbbbi sorunlar birlikte olduğunda izlenecek yol:

    Down sendromlu çocuklarda ve yetişkinlerde duygusal/davranışsal sorunlar yaygın olarak görülür ve her zaman altında yatan bir tıbbi durumdan kaynaklanmaz. Bununla birlikte Down sendromlu çocuklarda ve yetişkinlerde görülen bu tıbbi durumlar kapsamlı olarak değerlendirilmelidir.

    Tıbbi durumlar duygusal/davranışsal sorunlara neden olabilir, onları şiddetlendirebilir. Tetavilerinde uyum problemlerine neden olarak çocuğun altta yatan duygusal/davranışsal sorunların tedavisini güçleştiren bir duruma neden olabilir.

    Bir tıbbi durumun düzelmesi alta yatan duygusal/davranışsal sorunları ortadan kaldırmaz. Örneğin hipotroidisi olan bir çocuğun beraberinde de depresyonu varsa, hipotroidi tedavisi ile depresyonu düzelmez. Yine depresyonu olan bir çocukta Hpotroidi tedavi edilmediği sürece depresyon tedavi edilse bile tam olarak düzelmez. Duygusal/davranışsal ve fiziksel sağlık bir bütün ve bir biriyle bağlantılı olup, hem tıbbi durumun hem de ruhsal durumun eş zamanlı olarak tedavi edilmesi gereklidir.

    Down sendromlu çocuklarda sık görülen ruhsal bozukluklar:

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu

    Bu, bozuklukta çocuklarda günün çoğunda devam eden, günlük yaşamdaki bir takım olaylarla ilgili aşırı bir kaygı duyma ve endişeli olma durumu söz konusudur. Çocuklar bu kaygılarını kontrol etmekte güçlük yaşarlar. Bu kaygı ile beraber aynı zamanda, huzursuzluk, aşırı heyecan duyma, endişe, kolay yorulma, düşüncelerini yoğunlaştırmada zorluk çekme ya da zihnin durmuş gibi olması, sinirlilik, kaslarda gerginlik, uyku bozukluğu şeklinde yakınmalar da tabloya eklenebilir. Bu tablo down sendromlu çocuklarda kaygının arttığı, günlük yaşamla ilgili stresörlerinin arttığı olaylar sonrası ortaya çıkar. Endişe, genellikle evden okula geçiş, yemek veya yatma zamanları gibi geçişler ve yeni durumların önceden belirlenmesi sırasında olduğu kadar, belirsiz, yeni ve alışılmadık durumlarda da ortaya çıkmaktadır.

    Obsesif kompulsif bozukluk- takıntı-zorlantı bozukluğu

    Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) çoğu zaman istenmeden gelen, belirgin bir kaygı ve sıkıntıya neden olan, yineleyici düşünceler, dürtüler ya da düşlemler olarak tanımlanan obsesyonlar ile, obsesyona tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallara göre kişinin kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar ya da zihinsel eylemler olarak tanımlanan kompulsiyonlarla karakterize olan ve çocukluk çağında başlayabilen bir psikiyatrik bozukluktur.

    Artan huzursuzluk ve endişe seviyesi, tanıdıkları alıştıkları rutini takip etmesine yol açabilir. Bu durum çocuğun günlük yaşamında esnek olmayan, bazı rutinlere sıkı sıkıya bağlı bir şekilde kalmasına neden olur. Ebeveynler sıklıkla çocuklarının durumunu belli bir davranış örüntüsü içinde “sıkışıp kaldıkları” şeklinde tanımlarlar. OKB aynı zamanda çocuğun kaygı durumunu, dikkat ve günlük işlevlerini de olumsuz etkileyecektir.

    Sıklıkla görülen obsesyonlar kompulsyonlar; kirlenmeye karşı temizlik ve yıkanma davranışları, zarar görme düşüncesine karşı denetleme, cinsellikle ilgili obsesyonlara karşı güvenlik arayışı, dini düşüncelere karşı başka düşünceler ve davranışlar, işleri doğru yapıp yapmadığı düşüncesine karşı kontrol ve düzenleme davranışları sayılabilir. Down sendromlu çocuklarda yine takıntı halinde benzer günlük rutinleri değiştirememe, aynı yemek yeme, aynı kıyafeti giyme ritüelleri ve takıntıları sık görülür. Klinik çocuklarda ve gençlerde farklılık gösterir. Yine çocuklar obsesif ve kompulsif davranışların kendine yabancı olduğunu ayırt etmediğinde ve ebeveynler bunları yaşamın parçası olarak görüp ruhsal yakınmalar olduğunu fark etmediğinde tanı konması uzun zaman alabilir.

    Tanı klinik olarak belirtilerin ayrıntılı öyküsünün alınması ile konur. Ebeveynler aşağıdaki soruları yanıtlayarak çocuklarında obsesif kompülsif belirtiler bulunup bulunmadığı hakkında fikir sahibi olabilir. Belirtilerin varlığında çocuk psikiyatrisi uzmanlarından danışmanlık ve tedavi desteği alabilirler.

    Obsesif kompulsif bozukluk varlığını tesbit için kısa tarama soruları:

    Çocuğunuz çok sık yıkanıp temizleniyor mu?

    Çocuğunuz bazı şeyleri çok sık kontrol ediyor mu?

    Çocuğunuzu rahatsız eden, saçma gelen kurtulmak istediği düşünceler var mı?

    Çocuğunuzun günlük faliyetlerinin bitmesi uzun zaman alıyor mu? (örneğin okula hazırlanma, yemek yeme, giyinme, banyo yapma)

    Çocuğunuz işlerini belli düzene koymak konusunda kaygı yaşıyor mu?

    Bu sorunlar çocuğunuzun günlük yaşamını, sosyal yaşamını, okul becerilerini etkileyip onu rahatsız ediyor mu?

    Depresif bozukluk

    Benzer sıradan tipik bir kişiye kıyasla, sıradan olaylar, Down sendromlu çocuklar ve yetişkinler için orantısız, olağanüstü bir psikolojik etkiyle sahip gibi gözükmektedir. Down sendromlu çocuklar ve yetişkinler, çoğunlukla olumsuz olarak algıladıkları çevrelerindeki değişmelere karşı daha hassaslardır. Hem tıbbi durumlarında kronik seyreden hastalıklar, hem belirtilerdeki kötüleşmeler çocukların günlük ve fiziksel aktivitelerinde kısıtlanmaya neden olan durumlar depresif bozukluk için risk oluştururlar. Aynı zamanda günlük yaşamda karşılaştıkları stresler, yaşamla ilgili değişiklikler örneğinabi yada ablanın evlenmesi, bir aile bireyini ani veya kronik hastalık sonucu kaybetme, uzun süre evde yaşayan evcil hayvanın ölümü, öğretmenden ayrılma (izin, hastalık), okula gidememe, okul değişikliği gibi nedenler Down sendromlu çocuklar için ciddi stres etkeni olabilir ve depresif yakınmaları başlatabilir.

    Özellikle ergenlik dönemi depresyon açısından en riskli dönemdir. Gelişimsel sorunlar, öğrenme güçlükleri nedeniyle bir yandan okul sorunları ile baş etmeye çalışan genç, bir yandan da kendi farklılıklarını daha çok fark edecek ve kimliğin oluşması sırasında kafa karışıklığı yaşayacak ve farklılığı a sorgulamaya-anlamaya çalışacaktır. Bu dönemde arkadaş ilişkileri önemli olduğundan yaşıtlarında farklı olma konusunda güçlükler yaşayabilecektir. O nedenle stres faktörü varlığında tüm çocuklarda ve özellikle down sendromlu ergenlerde depresif belirtiler açısından uyanık olmak gereklidir. Anne ve balar sorunların çocuğun depresyonundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını fark etmelidirler. Sinirlilik, mutsuzluk, eskiden yaptığı şeylerden keyif almama, davranış sorunları, okul sorunları, dikkat sorunları, uyku sorunları, iştah sorunları, halsizlik, yorgunluk, içe kapanma, saldırganlık, huzursuzluk, az konuşma, kendini suçlama, kendini değersiz hissetme, karamsar olma, yaşamla ilgili olumsuz konuşma şeklindeki yakınmaların varlığında anne-baba çocuklarında depresyon olabileceğini düşünmeli ve bir çocuk ve ergen psikiyatristinden yardım almalıdır.

    Down Sendromlu Kişilerde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtiler Nelerdir? Tanı nasıl konur? Neden Önemlidir?

    Özellikle daha genç yaş gruplarında, daha fazla bilişsel ve alıcı ifade edici dil ile ilgili sorun yaşayan down sendromlu çocuklarda, dikkat güçlüğü, dürtüsellik ve hiperaktivite ile ilgili sorunlar sık görülür. Ancak down sendromlu çocuklarda görülen DEHB sıklığı % 31-% 34 bulunmuştur. Bu DEHB toplumda görülen yaygunlığından oldukça yüksektir.

    Dikkatinin dağınık olması, dikktini sürdürmekte zorluk, aşırı hareketli olma, kıpır kıpır olma, çok konuşma, sabırsız olma ve bu belirtiler deneniyle okul, aile ve arkadaş ilişkilerinde sorun yaşama olarak tanımlanan DEHB norogelişimsel bir bozukluktur. Bu bozukluğun bir çocukta bulunup bulunmadığının anlaşılması için çocuk ve aile ile psikiyatrik değerlendirme yapılır. Gerekirse okul ortamında belirtilerin varlığı ye da sorun oluşturup oluşturmadığı ile ilgili bilgi alınılır. Bu bilgiler alınırken bazı DEHB belirtilerini sorgulayan ölçekler kullanılır. DEHB tanısı yapılan bu klinik değerlendirme ile konulur.

    DEHB tanısının gelişimsel sorunu olan ve down sendromu olan çocuklarda atlanmaması ayrı bir önem taşır. Çünkü bu çocuklar günlük oyun, sosyal ilişki, okul becerisi gibi yapmaları gereken aktiviteleri, var olan hareketlilik, dürtüsellik ve dikkat dağınıkşlığı nedeniyle yapmakta güçlük yaşayacaklardır. Almaları gereken özel eğitimden faydalanmaları güçleşecektir. Bu da daha dezavantajlı oldukları anlama, öğrenme becerilerine daha da olumuz bir şekilde yansıyacaktır.

    Down sendromlu çocuklarda uyku sorunları

    Uyku bozukluğu özellikle Down sendromu gibi gelişimsel bozuklukları olan çocuklarda görülür.Sadece üç temel uyku sorunu (uykusuzluk, aşırı gündüz uykusu ve parasomniler) olmasına rağmen, doğası gereği down sendromlu çocuklarda uyku bozukluğunun pek çok nedeni vardır. pek çok altta yatan nedeni (uyku bozukluğu) vardır.Down sendromlu çocuklarda, diğer çocuklarda görülen uyku sorunlarının nedenlerine ek olarak, çeşitli eklenen çeşitli organik ve ruhsal sorunlar uyku sorunlarına neden olabilir. DEHB, yaygın aksiyete bozukluğu, depresyon, iki uçlu bozukluk Down sendromlu çocuklardaki uyku sorunlarına neden olan ruhsal bozukluklardır.

    Obstrüktif uyku apnesi geliştirme riski yüksek olup, kandaki oksijen satürasyonunun azalmasına neden olan, uyku esnasında hafif-orta şiddette nefes almayı kesmektedir. Down sendromlu çocuklarda uyku bozukluklarının taranması rutinin bir parçası olmalıdır. Down sendromunda uyku bozukluklarının olası çok yönlü etyolojisi olduğu göz önüne alınmalıdır. Uyku sorunları ile ilgili tanının atlanmaması ve uygun tedavinin yapılması hem çocuğun hem de ailenin zorluklarını önemli ölçüde hafifletir.

    Down sendromlu çocuklarda iki uçlu bozukluk.

    İki uçlu bozukluk alevlenmeler ve yatışmalarla seyreden kronik bir hastalıktır. Depresif dönemler ve manik-hipomanik dönemlerle seyreder. Depresif belirtiler yukarıda anlatılmıştır. Manik belirtiler çocuğun herzamankinden daha fazla neşeli ya da sinirli olması, hareketli olması, çok konuşması, konudan konuya atlayarak konuşma, düşünce uçuşması, dikkatinin dağınık olması, isteklerinin artması, gezme isteğinin alışveriş isteğinin arması, cinsel içerikli konuşma ve dokunmalar, uykusuzluk, kendine güvende arma, saldırgan davranışlarda bulunma şeklindedir. Bu belirtiler çocuğun günlük yaşamını oldukça bozar. Ayrıca var olan down sendromunun gelişimsel belirtilerinde de kötüleşmeye neden olabilir.

    Sürekli belli bir zaman dliminden sonra eskisinden daha sinirli, hareketli, daha çok konuşan, kendine güveni ve eistekleri artan, uykusuzluğu olan down sendromlu çocuk ve gençlerde olası bir iki uçlu bozukluk olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir.

    Otizm spektrum bozuklukları

    Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal-iletişimsel gelişimde yetersizlik, tekrarlayıcı davranışlar ve ilgilerle seyreden, erken çocukluk çağında başlayan bir nörogelişimsel bozukluktur. Son yıllarda yapılan çeşitli çalışmalarda OSB sıklığının %1’in üzerinde olduğu saptanmıştır. Cinsiyet açısından bakıldığında OSB’nin erkeklerde kızlardan 3-4 kat fazla görülmektedir.

    Otistik bireyler, ortaya çıkan belirtiler, bu belirtilerin şiddeti çok değişkenlik gösterir. Otizmli olgularda genellikle belirtiler hayatın ilk ya da ikinci yılında ortaya çıkmaktadır. Dil gelişiminde gecikme, sosyal ilgisizlik veya çevreye karşı alışılmadık aşırı duyarlılığı içeren başlangıç belirtileri tipik olmaktadır. OSB tanısı konulan bebekler yaşamın ilk altı ayında diğer bireyleri daha az aramakta, onlara daha az bakmaktadırlar. OSB çocukları diğer çocuklardan ayırt eden özellikler; göz teması, sosyal ilgi ve gülümsemede yetersizlik, jest ve işaret kullanımında sınırlılık, ismi seslenildiğinde bakmama, taklit etme becerisinde yetersizlik, alıcı ve ifade edici dilde gecikme olarak tanımlanmıştır. 2-3 yaş döneminde ise sosyal alanda en sık karşılaşılan belirtiler; göz temasının yetersizliği, sosyal oyunlara ve karşılıklı sosyal etkileşime azalmış ilgi düzeyi, ebeveynlerini duygudurumunu düzenlemek için daha az referans alma ve yalnız kalmaya eğilimli olmak olarak bildirilmiştir. 4-5 yaş grubunda, yaşıtlardan farklılık, kısıtlı jest mimikler, başkaları ile etkileşime girmekte isteksizlik, yaşıt aramama ve yaşıt ile ilişki sürdürememe belirginleşmektedir. Dil gelişimi ve iletişim sorunları OSB tanılı bireylerin sorunlarının önemli kısmını oluşturmaktadır. Tekrarlayan davranışlar ve yineleyici dil kullanımı, karşısındakinin konuşmasını yineleme, şahıs zamirlerini karıştırma, normal ses volümünün farklılaşması, sosyal etkileşim için dilin kullanımında sorunları içeren tarzda dil kullanımı normalden farklı olmaktadır. Yine bu dönemde sallanma, kendi ekseninde dönme, parmak ucunda yürüme, garip el hareketleri, kanat çırpma gibi motor stereotipiler sık görülmekte; ayrıca törensel davranışlar örneğin oyuncak dizme, oyuncakların belli parçaları ile oynama söz konusu olmaktadır.

    Down sendromlu çocuklarda otizzm spektrum bozukluğunun yaygınlığı % 42 gibi oldukça yüksek oranda bulunmuştur. Özellikle gelişimsel geriliği ve medikal sorunları daha ağır olan çocuklarda bu sıklık artar. 3-5 yaş arasındaki Down sendromlu çocukların otizm spektrum bozuklukları yönünden değerlendirilmesi önerilir

    Down sendromlu çocuklarda görülen ani yeti kaybı (regresyon)

    Down sendromlu gençlerdeki ve genç erişkinlerde ortaya çıkan “regresyon”, özerklik, günlük becerilerin kaybı, konuşmanın azalması, dil becerilerinde kayıp akademik becerilerde kayıp ve psikomotor aktivite ile karakterize bir tablodur. Klinik başlangıç ani veya ilerleyici olabilir ve gidişatı oldukça değişkendir. Nedeni bilinmemektedir. Bu tabloda ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler katatoni, depresyon, psikotik belirti, tekrarlayıcı davranış şeklindedir.

    Bütün hastalarda durumu tetikleyen şiddetli stres faktörü olduğu ileri sürülmektedir. Regresyon tanımlanan hastalarda kısmi yada tam düzelme %50 olarak bildirilmiştir. Kızların daha zafla etkilendiği tesbit edilmiştir.

    ÖNEMLİ NOKTALAR

    Down sendromlu çocuklarda yaygın anksiyete bozukluğu, takıntı-zorlantı bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon, otizm spektrum bozuklukları, uyku sorunları, kognitif becerilerin ilerleyici kaybı ile birlikte giden noropsikiyatrik problemler en sık görülen ruhsal sorunlardır.

    Down sendromu olan çocuklardaki ruhsal sorunlar tedavi edilmezse çocuğun günlük yaşamını, eğitimini, sosyal ilişkilerini bozar. Gelişimsel olarak daha iyi bir seviyeye gelmesini olumsuz etkilerTıbbi durumu ile ilgili tedaviye uyumunu olumsuz etkiler.

    Ruhsal ve ve fiziksel sağlık bir bütün olup, hem tıbbi durumun hem de ruhsal durumun eş zamanlı olarak tedavi edilmesi gereklidir.

    KAYNAKLAR

    Aktaş D, Utine GE, Alanay Y, Ogur MG. Kromozom Hastalıkları. Temel Pediatri, Edt: Hasanoğlu E, Düşünsel R, Bideci A. Milli Pediatri Derneği. Sf 212-233

    APA (2013) Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5th ed, (DSM 5). Washington, DC, American Psychiatric Association.

    Bay CA ve Steele MW Genetic Disorder and Dysmorphic Conditions. Atlas of pediatric Physical Diagnosis. Edt: Zitelli Bj, Davis HW sf 11

    Dykens EM. Psychiatric and behavioral disorders in persons with Down syndrome. Ment Retard Dev Disabil Res Rev. 2007;13(3):272-8.

    Edvarson S, Msallam N, Hertz P, Malkiel S, Wexler ID, Tenenbaum A. Attention Deficit Hyperactivity Disorders Symptomatology Among Individuals With Down Syndrome. Journal of Policy and Practice in Intellectual Disabilities 2014, 11 (1): 58–61

    National Down Syndrome Society http://www.ndss.org/

    Krebs G, Heyman.Obsessive-compulsive disorder in children and adolescents. Arch Dis Child. 2015, 100(5):495-9.

    Mircher C, Cieuta-Walti C, Marey I, Rebillat AS, Cretu L, Milenko E, Conte M, Sturtz F, Rethore MO, Ravel A. Acute Regression in Young People with Down Syndrome. Brain Sci. 2017, 27;7(6).

    Stein DS, Munir KM, Karweck AJ, Davidson EJ, Stein MT. Developmental regression, depression, and psychosocial stress in an adolescent with Downsyndrome. J Dev Behav Pediatr. 2013, 34(3):216-8.

    Oxelgren UW, Myrelid Å, Annerén G, Ekstam B, Göransson C, Holmbom A, Isaksson A, Åberg M, Gustafsson J, Fernell E. Prevalence of autism and attention-deficit-hyperactivity disorder in Down syndrome: a population-based study..Dev Med Child Neurol. 2017, 59(3):276-283.

    Stores G, Stores R. Sleep disorders and their clinical significance in children with Down syndrome. Dev Med Child Neurol. 2013,55(2):126-30.

  • Çocuk ruh sağlığında erken tespitin önemi

    Hekim olmanın temel sorumluluklarından bir tanesi hastalığı tedavi etmekten çok insanları hastalıktan korumaktır. Hele bir de çocukların hastalıkları ile ilgili bir uzmanlık alanınız varsa koruyucu hekimlik adına çok şey yapmak zorundasınızdır. Bu düşünceden yola çıkarak yaklaşık 8 aylık bir dönem boyunca bu köşede anne babalara rehber olabilecek bazı bilgileri sizlerle paylaşmaya çalışmaktayım.

    Peki çocuklarda görülen ruhsal bozukluklar önlenebilir mi?

    Hastalıkların tamamen önüne geçilmesi mümkün olmasa bile erken tespitle, önleyici tedbirler alınabilmektedir. Örneğin Down sendromu, Fenilketanüri, Tiroid Bozuklukları gibi bazı organik hastalıkları, anne karnında veya erken bebeklik döneminde yapılan tarama testleri sayesinde teşhis edebilmekteyiz. Fakat ruhsal bozukluklar için elimizde bulunan tarama yöntemleri ve değerlendirme araçları buna olanak tanımamaktadır. Otizm gibi çok sık rastlanan bir ruhsal bozukluğu anne karnında tespit edememekteyiz. Çocuğun, 24-36 aylarda gösterdiği bazı davranışlar bize bunu düşündürmektedir.

    Koruyucu hekimlik adına, risk gruplarını ve kalıtsal olduğunu bildiğimiz ruhsal bozuklukları erken tespit edip önlemler almak, kaçınılmazmış gibi görünen sonuçları kontrol altına alabilmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu noktada anne babaya danışmanlık verilmesi, seminerler, televizyon programları, el kitapçıkları gibi bilgi paylaşımları da sosyal sorumluluğun bir parçası olarak düşünülebilir.

    Örneğin, okul öncesi gruplarlarda erken tespit edilebilen öğrenme bozuklukları uygun tedavi ve destekle çocuğun bütün okul hayatında dramatik değişikliklere yol açabilmektedir. Düşünün ki 5 yaşında anaokuluna giden bir çocuğunuz var. Sınıfta verilen boyama etkinliklerine katılmak istemiyor, çok basit çizimleri kopyalamakta zorluk yaşıyor, kalem tutuşu ile ilgili belirgin bir sorunu var. Bu çocuğun altta yatan yetersizliğinden dolayı etkinliklere katılmaktaki isteksizliği, belli bir süre sonra okulda uyum sorunları yaratabilir. Eğer bu çocuğun risk grubunda olabileceği düşünülür ve birinci sınıf düzeyine gelmeden buna yönelik önlemler alınırsa, çocuğun ilköğretim hayatı travmalardan uzak başlayacaktır. Eğer sorun tespit edilmezse; anasınıfında çok basit bir çizimi bile yapamayan bir çocuk, birinci sınıf düzeyinde karmaşık el yazısı çalışmalarında zorlanacak, okulu nefretle anmaya başlayıp birçok sorun çıkartacaktır.

    Dört yaşında bir çocuk eline çakmak alıp evdeki eşyaları yakma girişiminde bulunuyorsa, elindeki bıçakla etrafındakilere oyun amaçlı bile olsa saldırıyor ve yaptığı eylemin ne anlama geldiğini bilmiyorsa, kendimi öldürmek istiyorum gibi tehditkâr sözler sarf ediyorsa, sorun bağıra bağıra “geliyorum” diyordur aslında. Dürtüsel (yani aklına estiğince davranma biçimi) davranışları ön planda olan çocuklar, sonradan davranım bozukluğu, karşıt olma karşıt gelme, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi ruhsal hastalıklara aday olan çocuklardır ki bu çocukların erken tespiti ve tedavisi çocuğun bütün hayatının gidişatını değiştirebilir.

    Çocuğunu veya öğrencisini iyi gözleyebilen, herhangi bir problem davranış karşısında bunun nedenlerini araştırırken; neler olabilir? ne yapabilirim? gibi sorgulayıcı bir tutum sergileyen birçok duyarlı ebeveyn ve öğretmenler, risk grubu çocukları tespit etme ve yönlendirme konusunda kritik önem taşımaktadır.

    Eğer çocuğunuzun, kendi yaşıtları ile karşılaştırdığınızda bazı davranışlarında ve tutumlarında farklılık gözlemliyorsanız, bu bir ruhsal bozukluğun ön belirtisi olabilir. Duyarlı bir yaklaşım, sorunu basite almama, doğru bir değerlendirme ve önleyici yaklaşımlar, sorun olabilecek bir durumu sorunsuz bir hale getirebilir.

  • Çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu: bildiklerimiz, bilmediklerimiz…

    DEHB tanısı nasıl konulur?

    Dikkatinin dağınık olması, dikktini sürdürmekte zorluk, aşırı hareketli olma, kıpır kıpır olma, çok konuşma, sabırsız olma ve bu belirtiler deneniyle okul, aile ve arkadaş ilişkilerinde sorun yaşama olarak tanımlanan DEHB norogelişimsel bir bozukluktur. Bu bozukluğun bir çocukta bulunup bulunmadığının anlaşılması için çocuk ve aile ile psikiyatrik değerlendrme yapılır. Gerekirse okul ortamında belirtilerin varlığı ye da sorun oluşturup oluşturmadığı ile ilgili bilgi alınılır. Bu bilgiler alınırken bazı DEHB belirtilerini sorgulayan ölçekler kullanılır. DEHB tanısı yapılan bu klinik değerlendirme ile konulur. Sıklıkla medyada ya da sosyal internet ortamlarında yazılan testlerle tanı konduğu bilgisi gerçeği yansıztmaz. Yani aile ve çocukla yapılan psikiyatrik değerlendrime ile tanı konur. Bu görüşmede ayrıntılı belirtilerle ilgili bilgi alınır bunların çocuğun yaşamına etkisi araştırılır.

    DEHB tanısının konmasında kullanılan labratuar ve görüntüleme yöntemleri kullanılmaz. Yine DEHB ile ilgili ek psikiyatrik sorun olmadıktan sonra zeka testleri tanı için kullanılmaz. Ek sorunlar olduğunda ayırıcı tanı gerektiğinde zeka ve dikkat testleri tanıya yardımcı olmak için istenebilir. Özellikle çocuk psikiyatristi olmayanlar tarafından uygulanan, DEHB tanısı koymak için dikkat testleri ile tanı konya, bu testlerle tanı koyup klinik değerlendirme yapılmadan tedavi etme yaklaşımları doğru değildir. Bu bağlamda aileler çocuklarında DEHB olduğundan endişe ediyorlarsa çocuk psikiyatristlerine başvurmaları yanlış yaklaşımların, dolayısı ile de tedavideki gecikmenin önünü kesecektir.

    Başvuru ve tanı sonrası neler yapılır? Hastalar ve aileler tedaviden ne derece fayda görür?

    DEHB tanısı ve tadavisi belli olan bir bozukluktur. Tanı konduktan sonra tedavi başlanır. Bu çocuklar zamanında tedavi almadıklarında yukarıda da söylediğim gibi okul başarısında sorun yaşamaya başlarlar. Başlangıçta hareketli olan yerinde oturamayan, dikkati dağınık, ders başarısında sorun yaşan çocuğun gittikçe akademik becerilerle ilgili sorunu artar. Zamanla hareketlilik bazı çocuklarda azalsa da okul başarısındaki soruna, okula karşı isteksilik, kendine güven sorunları bazen de depresif yakınmalarla beraber davranış sorunları eşlik eder. Bu çocuklar hem okulda etiketlenirler hem de kendi kapasitelerinin altında bir okul performansı gösterirler. Bazen okuldan istenmeyen, atılan çocuklar olabilirler. Bu noktaya gelen vakalarda hızla tadavi başlanmalı ve çocuğun okula uyumu, başarısı için destek sağlanmalıdır. Erken gelen olgularda tedavi başlandığında okul başarısı, uyumu ve ilişkileri ile ilgili yukarıda anlatılan sorunlar ortaya çıkmadan müdahale edilmiş olunur. Tedavi başlandığında çocukların çok büyük bölümünde düzelme ortaya çıkar. Çok az bir grupta belirtiler azalmakla beraber devam ettiğinde ise ek tedavi seçenekleri ile bunların da düzelmesi sağlanmaya çalışılır.

    DEHB olan çocuklar mesela dikkati dağınıklığı nedeniyle okul başarısında sorun yaşayanlarda tedaviden sonra dikkati düzelir dolayısı ile de okul okul başarıları da düzelir. Yine DEHB belirtileri nedeniyle okul, arkadaş ve aile ilişkilerinde davranış sorunu yaşayanlarda bu sorunlar da düzelir ve daha uyumlu olan, ilişki sorunu azalan ya da yaşamayan çocuklar olurlar. Özellikle erkenlik döneminde okul sorunları çok artmış, okuldan atılmak istenen çocuklarda tedavi ve destekle önce okula devamları sağlanmaya çalışılır sonra da okul başarıları daha iyi hale gelir. Benim meslek hayatımda da okuldan atılan okula dönmesini sağladığım ve eğitim hayatını devam ettirebilen çok hastam olmuştur. Yine DEHB nedeniyle okul becerileri, ilişkileri düzelen çok hastam olmuştur. Bu belirtiler deneniyle okulda arkadaşlarını döven yaralayan çocuklar bu davranış sorunlarını bırakmışlar ve daha uyumlu çocuklar olmuşlardır. Yine bu nedenle depresif belirtilen gösteren DEHB tedavisi ile okulla ve ilişkileri ile ilgili sorunun düzelmesi ile depresif belirtileri de düzelen hastalarımm olmuştur.

    Aileler çocuklarının DEHB nedeniyle günlük yaşamda olan güçlükleri karşısında, konuşarak uyararak ve ya ceza verererek bu belirtilerin düzelmediğini görür ve kendilerini çaresiz hissederler. Çocuklarında ortaya çıkan belirtilerin, çocuğun yapısal özelliğinden, DEHB’ğundan kaynaklandığını ve bu durumun tedaviyle düzelebileceğini öğrendiklerinde rahatlarlar. Çocuklarının özelliklerini, nedenleri ile birlikte kavradıklarında çocuklarına daha doğru yaklaşımlar ve çözüm önerileri geliştirirler.

    Tedavide ilaç kullanumu gerekli midir?

    DEHB’ğun en önemli nedeni anne babadan genetik geçiş ve çevresel faktörlerin etkisidir. Bu bozuklukta beyinde dikkat, dürtüsellik ve hareketlilikle ilgili alanların yapısal ve işlevsel farklılığı ortaya konmuştur. Dolayısı ile DEHB’ğu nörobiyolojik bir bozukluktur. Tedavide kullandığımız ilaçlar bu dikkatimizi hareketliliğimiz dürtüselliğimizi düzenleyen sistemlerdeki bu farklılıkları yeniden düzenleyerek normal haline getirmeye yöneliktir. Bu nedenle tavide ilaç kullanıyoruz ve gerçekten de bu ilaçlar ortaya çıkan aşırı hareketlilik, dikkat ve dürtüsellikle ilgili belirtileri düzeltiyor.

    ABD’de bu tür çocuklar için özel kamplar mevcut Türkiye’de ne tür çalışmalar yapılıyor?

    Türkiyede benim DEHB ile ilgili özel kamplarlar var mı bilmiyorum Ben başvuran hastalarda anne baba ve çocukla görüşerek çocuğun ilgi alanına göre, keyif alabileceği bazı spor, etkinlik gibi faliyetlerine yönlendirebiliyorum. Spor yada etkinlikler aşaırı hareketli çocuğun enerjisini atabileceği alanlar gibi bakılsa da aynı zamanda sosyal grup içinde olması, bu sosyal grubun kurallarını öğrenmesi, kendini denetleyebilmesi, sorumluluk alması, sosyal becerilerini geliştirmesi, kendine güvenmesi, olumlu geri bildirim alması, kabul görmesi açısından çok önemlidir. Çok hareketli, grup içinde uyum güçlükleri yaşayan çocuklar daha çok bireysel spor yada etkinliklere yönlendirilmelidir. Ancak DEHB olan ve tedavi görmeyen çocuklar her şeyden çabuk sıkıldıklarından bu faaliyetlerden de çabuk sıklabilirler. O nedenle özellikl tedavi görmeyen çocukların tedaviye başlaması bu etkinlere devam sağlama açısından da önemlidir.

    Yaz tatili için, DEBH tanısı konulan çocukların ailelerine neler önerililebilir?

    Aileler sıklıkla yaz tatilinde ilaçları kullanmamaya eğilimli olabiliyorlar. Bu yanlıştır. Hekimler tedavi sırasında gerekli görürlerse yazın ilacı bırakabilir ve DEHB tablosuna bakmak isteyebilirler. Hekim önerisi dışında aileler ilaçlarını kesmemelidirler. Yine bu çocuklar DEHB belirtileri nedeniyle günlük yaşamda ve ilişkilerinde sorun yaşayan çocuklar. Yani evde yemek yerken, oyun oynarken bir yere gidip zaman geçirirken sorun yaşıyorlar. Oysa yazın da bu çocukların aileleri ve yaşıtları ile iyi ve sorunsuz zaman geçirmesi, oyun oynası bazı faaliyetleri sürdürebilmesi gerekiyor. Yine kaza riskleri yüksek olan çocuklardır. Düşme kırıklar bu çocuklarda daha sık görülebiliyor. Bu açıdan da riskli çocuklarda da tedavinin devamı önemli görünüyor. Tedavi ile beraber hareketli enerjik olan çocuklara uygun tatil ya da etkinlik seçenekleri sunulmalı. Çocuğun onayı ve ilgisine göre yaz tatili ya da günlük programlar yapılabilir. Bundan yukarıda bahsedildi. Okul öncesi çocukların çabuk sıkıldıkları göz önüne alınmalı, oyunlar seçilirken onun dikkatini çekebilecek, yeni, farklı oyunlar seçilebilir. Grup oyunlarında da çabuk sıkılıp, kurallara uymayıp sorun çıkardıklarında yaşıtları ile oynarken büyüklerin gözetimine ihtiyaç duyabilirler.

    İlaç almamak konusunda ısrarcı ailelere neler önerilir?

    Bazen gerçekten ilaç başlanması gerektiği söylendiğinde aileler şaşırıyor ve başlamak istemeyebiliyor. Çünkü onalara göre organik nedeni olmayan çok hareketli çocuğa ilaç başlamak bekledikleri, akıllarına getirdikleri bir şey değil. Bu sorunu çözmenin en önemli yolu ailelerin kafalarından geçen tüm soruları ve endişeleri doktorları ile konuşmalarıdır. Çocuk psikiyatrisi görüşmelerinin en önemli ayağı bizim “psikoeğitim” dediğimiz hastalıkla ilgili aileleri bilgilendirdiğimiz bölümdür. Hekimler çocuğun durumu, tanısı, tedavi seçenekleri, tedavi olmasa ne gibi şeylerle karşılaacakları, tedavi olursa hastalığın gidişatının ne olcağı konusunda hastalarını bilgilendirirler. Bu bilgilendieme iyi yapıldığında ailelerin çoğunun endişeleri ortadan kalkar ve tedaviye başlama konusunda rahar bir şekilde karar verirler. Bilgileri doğru alan, anlayan aileier ilaç başlamama konusunda hala ısrarcı olurlarsa hekimle beraber bir süre ilaçsız izlenmesi ve bu ara da ailenin yaklaşımı, çocuğun gidişatı kontrol edilir. Ancak bazı ailer ilaçsız tedavi seçeneklerini internette araştırıp ya da kulaktan dolma önerilerle başka uygun olyan tedavi yollarına başvurabilirler. Bu seçenekler zaman kaybıdır. Çocuğun ve ailenin sorunun büyüdüğü zaman tekrar bize başvurmaları ile sonuçlanır. Bu arada da çocuğun pek çok kaybı olur, ek sorunlar ortaya çıkar.

    Kullanılan ilaçların bağımlılık yapıcı etkisi var mıdır?

    Tedavide Türkiye’de kullandığımız iki grup ilaç var. Bunlardan biri kırmızı reçeteli diğeri kırmızı reçeteli değil. Yani elimizde kırmızı reçeteli satılmayan ilaçlar da var. Bunlardan kırmızı reçete ile satılan metilfenidat isimli ilaçtır. Bu ilaç doktor kontrolu dışında kullanıldığında diğer bağımlılık maddeleri gibi bağımlılık yapma potansiyeli olan bir ilaçtır. Ancak DEHB olan hastalarda hekim kontrolünde kullanıldığında, hekimin önerdiği şekilde kullanıldığında bağımlılık yapmaz. Tam tersine DEHB ve davranım bozukluğu olan çocukların tedavi görmeyen grubunun başka maddelere bağımlı olma riski vardır. Ama bu grup metilfenidatla tedavi edildiğinde ileride madde bağımlılığı olma riskini çok önemli ölçüde düşürmüştür. Aslında bu bilgiyi göz önüne alındığımızda, DEHB tedavisinin çocukları madde bağımlılığından koruduğunu söyleyebiliriz. Diğer ilaç ise atomoksetin. Her iki iaç grubunun etkinliği benzer. Her iki ilacın da tedavi etkinliği çok yüksek. Yani bu, her iki ilaçtan birini başladığımızda bu çocukların büyük bir kısmı düzeliyor demek.

    Bu ilaçların yan etkileri nelerdir?

    Yukarıda bahsedilen her iki ilaç da beyinde bulunan DEHB’ğu belirtilerine neden olan kimyasal maddelerin miktarını düzenlerler. Bu maddelerin, DEHB olan çocuklarda dikkat, hareketlilik, dürtüselllik ile ilgili davranışları düzenleyen beyin bölgelerinin normal işlev görmesi için (bu belirtilerin normal seviyede olabilmesi için) düzenlenmesi gerekiyor. DEHB’ğunda kullanılan metilfenidat ve atomoksetin tıpta kullanılan pek çok ilaca göre oldukça güvenli ve yan etkileri azdır. Metilfenidat kısa (günde iki üç doz alınır) ve uzun etkili (günde tek doz sabah alınır) formları olan bir ilaçtır. Metilfenidatın en sık yan etkileri baş ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluktur. Daha nadir olarak çarpıntı, içe çekilme, sinirlilik, tikler, hareketlilikte artma şeklinde yan etkiler ortaya çıkabilir. Atomoksetinin günde tek doz alınır. Yirmidört saat etkilidir. Atomoksetinin en sık görülen yan etkileri ise, bulantı, karın ağrısı, ağız kuruluğu, sinirlilik, halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık şeklindeki yan etkilerdir. Her iki ilacın kullanımı sırasında görülen yan etkiler sıklıkla bir iki hafta içinde azalır. İnatçı olan ve şiddetli olup çocuğun günlük yaşamını bozan yan etkilerde doz azaltılır. Aileler yan etkiler ortaya çıktığında doktorlarına bilgi vermelidir. Doktorlar ortaya çıkan yan etkileri azaltmak konusunda gerekli önlemleri alacaklardır.

    Doç. Dr. Seher Akbaş