Etiket: Sorun

  • Cinsel Terapi

    Cinsel Terapi

    Bu yazımda sizlerle 21. yüzyılda hala konuşmaya çekindiğimiz, bir tabu olan cinsellik ve her türlü cinsel işlev bozukluğunun tedavisine yönelik yapılan cinsel terapi hakkında bilgi aktarmaya çalışacağım.

    Cinsellik, her insanın yaşamının doğal bir parçasıdır. Yeme- içme, barınma gibi temel ihtiyaçlarımız arasında iken, kültürel ve dini öğretilerden dolayı ayıp, yasak ve günah gibi anlamlar yüklenmiştir. Bu sebeple toplumumuzda cinsel rahatsızlıklar yaşayan pek çok insan bu sorunu gizleme eğiliminde olmuşlardır. Öncelikle bu tavrımızda bir değişikliğe gitmek zorundayız. Cinsel rahatsızlıkların bedenimizdeki diğer rahatsızlıklardan hiçbir farkı yoktur. Grip olduğumuzda, midemiz ya da başımız ağrıdığında nasıl bir sağlık kuruluşuna başvuruyor isek cinsel işlev bozukluklarında da bir hekime ve cinsel terapiste başvurmak bir o kadar gerekli ve doğaldır.

    Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan çok sayıda araştırmanın sonuçlarına göre, yaklaşık her üç kişiden birinin cinsel hayatının herhangi bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından resmi olarak teyit edildiği üzere: Her insanın bedensel ve ruhsal mutluluğunun önemli bir bileşeni sağlıklı bir cinsel hayattır. Yeniden mutlu ve tatmin edici bir cinsel yaşam oluşturmak için, cinsel rahatsızlıkların nedenlerinin araştırılması çok önemlidir. Cinsel terapi de işte bu noktada devreye girmektedir.

    Cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda rol oynayan psikolojik nedenlerden bazıları şunlardır:Cinsel eğitimsizlik ve bilgisizlik, cinsel deneyim eksikliği, cinsel yaşama dair yanlış inanışlar, tabular, mitler, kadın/erkek rollerine dair yanlış inanışlar, geleneksel kadın/erkek rollerinin dışına çıkamamak, negatif beden imajı ve düşük benlik saygısı, katı dini ve ahlaki inançlar, cinsel taciz ve travmalar, eşler arasındaki sorunlar, edilgenlik, çekingenlik, babayla ve/veya anneyle ilişkide sorunlar. Örneğin, vajinismuslu kadınlar arasında, baskıcı, otoriter bir babaya sahip olmak yaygındır. Erkeklerde ise, erektil işlev bozukluğu ( sertleşme bozukluğu) genellikle anneye olan bilinçdışı cinsel bağlılığın sürdürülmesi ile ilişkilidir.

    Cinsel terapi, cinsel işlev bozukluklarının tedavisine odaklanan, psikolojik bir terapi yöntemidir. Sorunun niteliğine göre, etkili olabilecek psikolojik tedavi yöntemi seçilir. Kişiye özel bir tedavi planı oluşturulur. Her seansta gizli tutulacak bir görüşme yapılır ve burada utanç duygusu ve kısıtlama altında kalmadan kendi özel yaşamınız ve cinsel temaslarınız gibi konular işlenir. Korkular ve gizli tutulan istekler üzerine konuşmalar yapılır. Cinsel terapi, seans oturumları ve evde yapılan pratik alıştırmalardan oluşur.

    Cinsel Terapi uygulanan cinsel işlev bozukluları arasında; denetimsiz boşalma ,erektil disfonksiyon ( Sertleşme bozukluğu) geç boşalma, vajinismus, disparoni ( ağrılı cinsel ilişki ) cinsel isteksizlik, hiperseksüalite, cinsel tiksinti bozukluğu vb. gibi konular yer almaktadır.

    Cinsel terapiye başlamadan önce sorunun psikolojik ve organik ayrımı yapılır. Eğer sorun sadece organik nedenlere bağlı ise tıbbi tedavi yöntemleri sonuç verir. Ancak, psikolojik nedenler bu bozukluklarda çok yaygındır ve organik nedenlerle birlikte de geçerli olabilmektedir. Organik bir rahatsızlığın teşhis edildiği çok sayıda vakada, tıbbi bir tedavi olmaksızın sadece cinsel terapinin etkili olduğu da rapor edilmiştir. Özellikle erken boşalmanın çok büyük bir oranının psikolojik kaynaklı olduğu da istatistikler arasındadır.

  • Disleksi

    Disleksi

    Yeni eğitim- öğretim yılına başladığımız bu günlerde birinci sınıfa başlayan çocukların anne, babaları ve öğretmenleri ” Disleksi” diğer adıyla öğrenme bozukluğu olan gelişimsel bir farklılığa dikkat etmeleri gerekir.

    Disleksi; dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ve matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüler gösteren bir öğrenme bozukluğudur. Bu bir zihinsel gerilik değildir. Aksine Dislektik çocuklar normal ve üstü zekaya sahiptir. En önemli ayırıcı tanısı da budur. Bazı Dislektik çocuklarda özel yetenekler bile görülebilmektedir. Dislektik çocuklarda, çoğunlukla dikkat bozukluğu da beraberinde görülür.

    Bu çocuklarda en belirgin özellikler şöyle sıralanabilir; harfleri ya da rakamları ters algılayabilirler. Örneğin, 6 yerine 9, 9 yerine 6 diyebilirler. Okurken cümle içerisinde kelime atlamaları görülür ya da farklı satırlardan okumayı sürdürebilirler. Yön tayininde güçlükler yaşayabilir, sağını solunu öğrenmekte zorlanabilirler. Uzaklık ve derinlik algılamasında sorunlar yaşayabilirler. Bu nedenle bir tepsiyi taşırken devirebilir, ya da elindekileri daha sık yere düşürebilir, bazen de eşyalara çarpabilirler. Benzer sesleri (d-t, f-v, b-p, k-g, c-ç gibi harfleri) birbirine karıştırabilirler. Hece içindeki harfleri yerlerini değiştirerek farklı okuyabilirler. Örneğin, at yerine ta ya da ve yerine ev diyebilirler. Haftanın günlerini ardı ardına saymakta zorlanırlar. Tahtadan yazıları defterlerine geçirmekte güçlük çekerler. Ödevlerini yapmayı unuturlar. Anne-babaların sık sık bu konularda uyardıkları ve bazen de çocukları yalancılıkla suçladıkları görülmektedir. Dün-bugün ve yarın gibi zaman kavramlarını sıralamada güçlük çekerler. Arkadaşları ile ilişkileri genellikle sorunludur.

    Bu çocuklar aileleri ve toplum tarafından en sık suçlanan, eleştirilen ve yargılanan çocuklardır. Okul başarısızlığı nedeniyle tembel, harfleri karıştırması nedeniyle dikkatsiz, ödevlerini unuttu diye sorumsuz, dağınıklığı nedeniyle savruk, sağını solunu karıştırdı diye aptal, daha sık düşmesi ve eşyalara çarpması nedeniyle sakar gibi bir çok yargı bombardımanına maruz kalırlar. Çocuk kendisi de bunu anlamlandıramamaktadır. Elinden gelenin bu olmasına rağmen çevresindeki insanların bu şekilde ona yüklenmeleri onda özgüven eksikliğine ve benlik saygısını yitirmesine neden olur. Böyle bir durumda çocuk okul hayatından daha fazla uzaklaşmaya, ders çalışma konusunda motivasyonunu kaybetmeye ve kabul görmediği için çatışmalı ilişkiler içerisine girebilmektir.

    Disleksi toplum tarafından çok bilinmese de yaygın bir sorundur. % 8- 10 oranında gözükmektedir. Erkeklerde kızlara oranla 3- 4 kat daha fazla görülmektedir. Zamanla geçen bir sorun değildir. Ömür boyu devam etmektedir. Ancak bireysel eğitim planı ve özel eğitim desteği ile okulda yaşayacağı problemler en aza indirilebilmektedir. Çünkü bu çocukların normal okul müfredatında öğrenmeleri zordur ve mutlaka özel eğitim desteği almaları gerekir.

    Ailleler çocuklarının okulda yaşadığı başarısızlık ya da öğrenme sorunlarıyla ilgili çocuğu tembellikle suçlamadan önce, RAM ( Rehberlik ve Araştırma merkezi ) , ya da psikolog, pedagog, psikiyatrist gibi konusunda uzman meslek uzmanlarına başvurulmaları gerekir. Erken tanı ve müdahale çocuğun okul yaşantısını pozitif yönde etkileyecektir.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon, ruhsal rahatsızlıklar içerisinde en sık görülen sorunlardan birisidir. Depresyonun ortaya çıkmasında biyolojik; yani kişinin genetik yapısı, doğuştan getirdiği mizaç, kişilik; yani aile ve çevresiyle kurduğu ilişki biçimi ve onlarla yaşadığı sorunlar, psikolojik; yani kişinin düşünüş biçimi etkilidir. Birden fazla faktörün bir araya gelmesi ile ortaya çıkmaktadır.

    Günümüzde depresyon tedavisi için birçok terapi tekniği kullanılmaktadır. Kiminden olumlu ve kalıcı sonuçlar alınırken, kiminden olumlu da olsa kalıcı sonuç alınamamaktadır. Yani depresyon belli aralıklarla tekrarlayabilmektedir. Mesela son yıllarda ülkemizde “yaşam koçluğu” gibi bir sistem üzerinden, hiçbir faydanın olmadığı yöntemlerle kişilerin umutları, duyguları sömürülmektedir. Unutulmamalıdır ki depresyon gibi bilimsel bir tedavi süreci gerektiren sorunlarda, hiçbir tedavi edici etkisi YOKTUR..

    Depresyon tedavisinde en yaygın olarak kullanılan yöntemlerden bir tanesi de ilaç tedavisidir. Anti-depresan olarak adlandırılan ilaçlar; seretonin hormonunu harekete geçiren bir etkiye sahiptir. Depresyona giren kişilerde, normalde salgılanması gereken seretonin yani mutluluk hormonu salgılanmamaya başlar. Bu şekilde kişi kendini mutsuz, bitkin, keyifsiz hissetmeye, hiçbirşeyden zevk almamaya başlar. Hatta daha önce yaptığı ve keyif aldığı aktivitelerden bile.. Anti-depresanlar, vücutta normalde salgılanması gereken seretonin hormonunun yeniden salgılanması için yardımcı olur. En az 6 aylık bir süreyle kullanılmalı ve şikayetler ortadan kalktığında, MUTLAKA doktor kontrolü ile doz azaltılarak bırakılmalıdır. Bir anda kesilen ilaçlarda, tüm tedaviyi yakmış olmanız muhtemeldir, çünkü kesilme belirtileri vücudu yeniden depresyona sürüklemektedir. Aynı zamanda ilaç tedavisi, sadece fizyolojik olarak olması gerekeni sağlamaktadır. Ancak depresyonda, değiştirilmesi gereken, olumsuz düşünceler de bulunmaktadır. İlaç bunu sağlayamadığı için, kişi düşüncelerini hangi yönde değiştirmesine ilişkin bilgi sahibi olmalıdır. Tabii ki nasıl değiştireceğine dair de.. İşte bu noktada önemli bir TERAPİ DESTEĞİ alınmasıdır.. Çözüm yanlızca ilaç olmamakla birlikte, tedavinin ancak %40-50 lik kısmını karşılamaktadır. Beraberinde yürütülecek olan terapi süreci ile, kalıcı bir iyileşme sağlanabilir. Nasıl ki grip olduğumuzda, doktora gidip ilacımızı alıyor, evde dinleniyor, besinimize dikkat ediyor, bitki çayları ile tedavimizi her yönden destekliyorsak, ruhumuzun da hastalandığını ve tam bir tedavi ile iyileşme sürecine gireceğimizi unutmamalıyız..

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ İLE DEPRESYONDA OLUMLU SONUÇLAR ALINMAKTADIR. Bilişsel Davranışçı Terapi, sorun odaklı ve sınırlı sayıda seans ile, hastaları terapi desteği sunan bir yöntemdir. “Şimdi ve Burada” ilkesine dayanmaktadır. Kısa süreli ve diğer terapi yöntemlerine göre daha kalıcı bir etkiye sahiptir. Çünkü düşünce sistemi üzerine eğilmekte, olumsuz düşüncelerin nasıl değiştirilebileceğini öğretmektedir. Düşünceleri değiştirdiğimiz zaman depresyonun tekrarlama olasılığı düşmektedir. Bu terapi yöntemi ile danışanlar başa çıkma becerilerini öğrenmekte, geliştirmekte ve sorunlarını daha kolay çözmektedirler.

    DEPRESYON TANISINI NASIL KOYABİLİRİZ?

    1. İlgi ve istek kaybı,

    2. Kendini üzgün, mutsuz ve çaresiz hissetme,

    3. Uyku düzeninde bozulma ( az/fazla uyuma),

    4. Halsizlik, yorgun hissetme,

    5. İştah düzeninde bozulma ( az/fazla yeme)

    6. Kendini işe yaramaz hissetme,

    7. Konsantre olmakta güçlük yaşama, unutkanlık,

    8. Ölüm düşünceleri

    9. Konuşma ve davranışlarda yavaşlama, ruhsuz ve tedirgin görünme

    Bu düşüncelerin en az 5 tanesini karşılıyorsanız hafif derecede, 7 tanesini karşılıyorsanız orta derece, hepsini karşılıyorsanız ağır derecede depresyonda OLABİLİRSİNİZ. Bunların yanı sıra kronik ağrılar, yorgunluk hissi gibi belirtiler de gözlenebilir.

  • Cinsellikte Yakın İlişki

    Cinsellikte Yakın İlişki

    Cinsel terapiler, bireyin veya çiftin cinsel problemlerini nedensellik ilişkisi içerisinde inceleyerek mevcut duruma bir çözüm sunar. Zengin bir cinsel yaşamın ilk adımı doğru cinselliğin prensiplerini anlamakla başlar. Cinsellik sandığımız kadar basit olmayan, komplike ve birçok faktörden etkilenen karmaşık bir yapıya sahiptir. Çiftlerin cinsel yaşamını etkileyen en önemli unsurlardan biri ilişkinin kalitesi ve niteliğidir. Bu yüzden terapiye başladığınızda bireysel öykülerinizin dışında özellikle ilişkinizin öyküsü ayrıca alınır. İlişkide ihmal edilen kavramlar, cinsel sorunlara davetiye çıkarmakta.

    İnsanın yakınlaşma, bir olma ve bütünleşme gibi ihtiyaçlarını da cinselliğin tamamladığını söyleyebiliriz. Çiftin yakınlığı birbirine karşı duygu ve düşünceleri, cinsel anlamdaki paylaşımlarını doğrudan etkilemekte. Dokunma, iletişim kurabilme becerisi, sevgi paylaşımı, birbirlerine karşı gösterdikleri saygı bir ilişkinin temel unsurlarının başında gelir.

    Ne yazık ki cinselliği sadece penis ve vajina birlikteliği olarak düşünen insan sayısı az değildir.

    Aynı zamanda cinsel birleşmeyi performans odaklı yaşamak, daha çok mekanik bir düzeyde algılamak ilişkinin kalitesini bozabilir. Doğru cinselliğin temel unsurlarından biri, dokunmak ve dokunmanın hazzını algılamak ile alakalıdır. Cinselliğin yüzde doksanı dokunmaktır. Cinsel terapilerde, birçok cinsel işlev bozukluğunda tedavi sürecine geçildiğinde çiftlere uygulamasını önerdiğimiz bir egzersiz, duyusal odaklanmadır. Uygun bir ortam yarattıktan sonra, duyumlara odaklanarak rahatlamış bir şekilde partnerin diğer partnere masaj yapması ve dokunmanın hazzına ulaşması. Bu egzersiz çiftleri penis vajina birlikteliğinin ağırlığından kurtarır. Düşündüğünüzde ideal bir cinsel yaşantı için teknik ve performans ilk aklınıza gelen şeyler olabilir ancak çiftlerin odak noktası burası olunca problemlerin oluşumuna zemin hazırlıyor. Fiziksel bir birliktelikten öte anlam taşıyan cinsellik, bir ötekine ruhsal ve duygusal anlamda kendini açmaktır. Farklı bir bağlamda üremenin yanı sıra haz almanın bir yoludur. Şehvetin ve şefkatin iki ucunda gidip gelen aynı zamanda dengede durması gereken, ilişki ve ilişkiler bütününden etkilenen bir sarkaç gibidir cinsellik. Bu yüzden teknik ve performansın önemi kadar, duygusal bütünlük zengin cinselliğin bir parçasıdır.

    Cinsellikte doyumun boyutları artırmak, yeni şeyler öğrenmek her zaman mümkün. Abartılı ve gerçekdışı beklentilerden sıyrılmak bunun ilk adımı olabilir ve zengin bir cinsel yaşam, cinsel bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bu yüzden sadece teknik ve performansa takılı kalmak, ancak fiziksel bir düzeyde cinselliği size sunar. Bir cinsel birleşmenin aşaması olan orgazm kavramı, cinsel gerilimi boşalmaktan öte ruhsal ve bedensel anlamda rahatlamaktır. Bu yüzden duyumlara odaklanmak, sizi zenginleştirir. Performans vurgusunun üst düzeyde olduğu ancak duyguların ihmal edildiği birleşme sonrasında tatminsiz ve doyumsuz bir kapıya açılabilir.

    Cinsel yaşamın zenginleşmesini engelleyen farklı birçok faktör var. Cinselliğe dair doğru bilinen yanlışlar, efsaneler doğrudan bir engel niteliği taşımakta. Zengin bir cinsel yaşantı çok çeşitli davranış repertuarından beslenir. Cinsel yakınlığın gerçekten artırılması bunun ilk aşamalarından biri. Eğer partnerinizle kronikleşmiş bir sorun yaşıyorsanız, cinsel paylaşıma yaklaşırken korku duymak ve direnç göstermeniz olasıdır ve zamanla bilinçdışı süreçlerinde etkisiyle cinsel yakınlık azalacaktır. Bu yüzden cinsel sorunların ilişkinin kalitesini ve niteliğini, ilişkisel sorunlarında doğrudan cinselliği etkileyebileceğini hatırlatmakta fayda var. Cinsel sorunlara zemin hazırlayan ilişkisel faktörlerden bazıları; güven, aidiyet, değer görme, bağlılık, sevgi, şefkat, mahremiyet gibi ilişkinin genel dengesini etkileyen temel unsurlardır. Zengin bir cinsel yaşam, bütünleşmiş bir ilişki biçimiyle mümkün.

  • Uyku hakkında ne biliyorsunuz?

    Doğru bildiğimiz yanlışlar

    Uyku ve sağlık hakkında bildiklerimizin çoğu, doğru bildiğimiz yanlışlardır. Hatta uyku ile ilgili hakim fikirlerimizin bazıları tehlikeli bile olabilir. İşte uyku hakkında bazı genel inançlar ve ardındaki gerçekler.

    Horlamak sinir bozucu olabilir ama tehlikesizdir!

    Pek çok kişi için bu doğru olabilir ama bazen de horlama, uyku apnesi olarak bilinen bir hastalığın habercisidir. Bu durum uyku sırasında nefes almayı durdurur. Uyku apnesi çeken kişiler sıklıkla horlarlar ve ileri vakalarda geceleri defalarca nefessiz kalarak uyanırlar. Uyku apnesinin ciddi sonuçları olabilir. Horlama ayrıca obeziteyle de ilgili olup hava yolunu kapatabilir.
    Kronik olarak horlayan kişilerin bir doktora görünüp hayatlarını tehdit edecek düzeyde potansiyel bir sorun yaşayıp yaşamadıklarını kontrol ettirmeleri gerekir.

    Tüm gece sürecek bir uyku tavsiye edilir ama daha azıyla da yetinebilirsiniz.

    İhtiyacınız olandan daha az uyku uyumak sadece sizi yorgun hissettirmekle kalmaz aynı zamanda sağlığınıza da zararı olabilir. Obezite, tansiyon, depresyon, düşük verimlilik ve zihinsel aktivite uykusuzluğun sonuçlarındandır.

    Araç kullanırken uykunuz gelirse, radyoyu ya da camı açmanız uyanık kalmanıza yardımcı olur

    Bu taktikler sizi kandırabilir; sizi birkaç dakikalığına canlandırabilir ama yorgun bir beden kısa süre sonra uyaranları algılayamayacaktır. Bunun sonunda da yine kafanız önünüze düşmeye başlar. Araç kullanırken uykunuz geldiğinde yapılacak en iyi şey, aracınızı uygun ve güvenli bir bölgeye çekmek ve en azından 15 dakika kestirmektir. Bu bile aslında geçici bir önlemdir. Uykulu araç kullanmanın tehlikelerinden korunmanın yegane yolu, bir önceki gece iyice uyumuş olmaktır.

    Ergenlik dönemindekiler yeterince büyümüş olduğundan yetişkinler kadar uykuyla yetinebilirler.

    Sınıfta uyuklayan bir ergen, tembellik ya da dikkatsizlik belirtileri gösteriyor diyemeyiz. Uyku uzmanları, ergenlik dönemindeki gençlerin, ortalama bir yetişkinden daha fazla uykuya ihtiyaçları olduğunu bildiriyor –en az 8,5 – 9,5 saat. Tek sorun şu ki ergenlik dönemindekilerin biyolojik saati yetişkin ritmine daha yakındır: akşamın geç saatlerinde uyanık olmak ve sabah daha geç saatlere kadar uyumak şeklinde. Pek çok okul çok erken saatte eğitime başladığından, bu öğrenciler kronik olarak uykusuzluk çekiyor olabilirler.

    Uykuya dalmakta sorun yaşamıyorsanız, uykusuzluk da çekmezsiniz

    Uykuya dalmakta çekilen güçlük, uykusuzluk ile bağlantılı dört semptomdan sadece biridir. Diğerleri; çok erken uyanmak ve tekrar uyuyamamak, sık uyanmak ve yorgun uyanmaktır. Bu uykusuzluk tiplerinden herhangi biri uyku bozukluğunun bir semptomu veya bir başka medikal sorun olabilir.

    Obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve depresyon gibi sağlık sorunları ya genetiktir ya da yaşam tarzı ile ilgilidir, uyku ile bir ilgisi yoktur.

    Aksine, bilimsel çalışmalar, pek çok sağlık sorunu ile uyku arasındaki bağlantıyı kanıtlamıştır. Örneğin, yetersiz uyku, kilo kontrolü ile ilgili büyüme hormonlarının üretimini etkiler. Kardiyovasküler sorunlar, diyabete yatkınlık ve diğer sağlık durumları kötü uyku ile bağlantılı görünmektedir.

    Yaşlandıkça daha az uykuya ihtiyacımız olur.

    Yaşlandıkça değişen uyku düzenimizdir, ihtiyacımız olan uyku miktarı değil. Yaşlılar gece daha sık uyanabilir ama gündüz de daha fazla şekerleme yapma eğilimindedirler.

    Uyku, beyninizin dinlendiği bir zaman parçasıdır.

    Aslında uykunun belli bazı aşamalarında önemli miktarda zihinsel aktivite gerçekleşir. Her bir 90 dakikalık uyku çevriminde pek çok aşama bulunur. Her çevrimin en derin bölümünde bile beyin bilgi işlemekte ya da rüya görmektedir. Bilim insanları halen neden rüya gördüğümüz konusunda emin değil ancak şu biliniyor ki; beyin aktivitesinin periyotları yaşamsal bir onarım fonksiyonuna hizmet etmektedir.
    Geceyarısı uyanırsanız, koyun sayarak ya da başka bir yöntem kullanarak uykuya dalmaya çalışın.

    Geceyarısı uyanıp da kendinize uyumak zorunda olduğunuzu söylediyseniz, bunun ne kadar imkansız olduğunu bilirsiniz. 15 dakika içinde yeniden uykuya dalamazsanız, yataktan kalkın ve sizi rahatlatacak bir şeyler yapın. Böylece yeniden uykunuzun geldiğini hissedebilir ve yatağa dönebilirsiniz.

  • Okul Korkusu ve Başarısızlığı

    Okul Korkusu ve Başarısızlığı

    Okula başlama çağı tüm anne-babalar ve çocuklar için heyecan verici bir dönemdir. Okul hayatı boyunca çocuklar bireysel ve sosyal gelişim süreçlerinin en önemli basamaklarını tamamlarlar.

    Özellikle ilkokula başlama döneminde bazı çocuklar anne-babadan ayrılmakta zorlanabilirler, ya da okula devam konusunda hiçbir sorun yaşamayan bir çocuk bir anda okula gitmemek için bazı biyopsikososyal tepkiler gösterebilir.

    Okul reddi kavramı okul çağındaki bir çocuğun okula gitmeye karşı gösterdiği endişeli tepkiler olarak tanımlanabilir. Okul reddi üç farklı durumda ortaya çıkabilir; ilk okula yeni başlayan çocukların anne-babalarından ayrılmaktan dolayı duydukları endişe durumudur. Genellikle kısa bir süre sonunda çocuğun uyum sağlaması beklenir. İkinci durum ise çocuğun okul ortamında rahatsız eden ya da korkutan bir durumdan dolayı okula gitmek istememesidir. Örneğin arkadaşları tarafından zarar gören bir çocuğun okula gitmekten korkması olağandır. Üçüncüde ise aileden ayrılma endişesinin yoğun olarak yaşandığı durumlar gözlemlenmektedir. Çocuk evden ve anne-babasından ayrılma durumunda yoğun stres yaşadığı için okula gitmeyi reddedebilir.

    Okul reddi çocuk, aile ve okul çalışanları için ciddi bir problem oluşturur. Okula gitmeyi reddetmek, kısa ve uzun dönemde çocuğun sosyal, duygusal ve akademik gelişimi üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir.

    Yeni okula başlayan 5–6 dönemindeki çocuklar için anne-babalarından ayrılmak, yeni bir sosyal ortama uyum sağlamak, sosyal ilişkiler kurmak zorlu bir süreçtir. Bu dönemde anne-baba tarafından aşırı korunan, kural ve sınırlamalar öğretilmeyen, duygusal olarak yaşının olgunluğuna sahip olmayan çocuklar diğer yaşıtlarına göre daha fazla zorlanmaktadırlar. Ancak bazı durumlarda çocuk okula başlamak için gerekli olgunluğa ve becerilere sahip olsa da okul reddi sorunu ortaya çıkabilmektedir. Okul reddinin ortaya çıkma nedenlerinin çocuğun kişilik özellikleri, aile ortamı ya da okul ortamı ile ilgili etkenlerle ilişkili olduğu belirlenmektedir.

    Bu nedenle anne-baba okul reddi ile karşılaştığında çocuğu endişelendiren ve rahatsız eden sorunun kaynağını dikkatlice araştırmalıdır. Okuldaki öğretmenleri ve uzmanların desteği ile sorun mümkün olan en kısa sürede ve mümkünse okula devamsızlığa en az düzeyde izin vererek çözülmeye çalışılmalıdır. Süreç uzarsa mutlaka bir uzman yardımına başvurmaktan ve profesyonel yardım almaktan kaçınılmamalıdır.

    Okula gitmek istememenin nedenlerini araştırmak için anne-baba olarak sınıf öğretmeninden ve okul danışmanından yardım almanız önemlidir. Çocuğunuz için birlikte, iş birliği içinde çalışmak en etkili çözüm yolu olacaktır. Sorunun ne olduğunu anlamak için çocuğunuzu dinleyin. Onu endişelendiren, üzen, korkutan şeyin ne olduğunu size anlatması için onu cesaretlendirin.

    Okul reddi ile baş etmede en önemli maddelerden biri öncellikle çocuğun okula devam etmesini sağlamaktır. Fiziksel olarak kontrolleri yapıldıktan sonra doktor aksini önermediği takdirde anne-baba çocuğu okula göndermelidir.

    Çocuğun kendisini endişelendiren durum ya da durumlar hakkında konuşmasına fırsat vermek, sorunun nedenlerini anlamaya çalışmak doğru çözümü bulmak için gereklidir.

    Uzun süreli ve şiddetli okul reddi durumlarında profesyonel yardım için aile bir Psikolojik Danışmana başvurmalıdır.

    Sorun çocuk ve aile için ne kadar zorlayıcı olursa olsun, sabırlı yaklaşıp okul reddine neden olan etkenlerin doğru tespit edilmesi ve bunların düzenlenmesi için çaba harcanmalıdır.

  • Cinsel Sorun: Erken Boşalma

    Cinsel Sorun: Erken Boşalma

    Zevkle ile başlayan bir ilişkinin devamında sonucunda hüsranla sonuçlanması bizde olumsuz izler bırakabilir. Erken boşalma terimi vajene girmeden ya da girdikten kısa bir süre sonra boşalım yaşanması olarak tanımlanmaktadır. Benzetmek gerekirse evde yemek bekliyorsunuz ve iştahla yemeğin gelmesini ve nasıl yiyeceğinizi hayal ediyorsunuz. Yemek geldikten sonra iştahınızı kaçıran bir olay oluyor ve yiyemiyorsunuz ve isteksiz gözlerle baka kalıyorsunuz. Tam olarak bu örnek erken boşalmayı anlatamasa da tadımız kaçtığı gerçeğinin izahatı olabilir.

    Erken boşalmaya sebep olan cinselliğe ait şemalar, olumsuz düşünceler, geçmişteki olumsuz tecrübeler bizim hayal kırıklığına uğramamıza sebebiyet vermektedir. Eşler arası sağlıklı bir cinselliğin olması ancak uyum ile olmaktadır. Çiftler birbirlerini tanıyarak cinsel hayatlarını idame ettirmesi farklı ruhsal hastalığa yakalanmasını önleyecektir. Sadece erkek için değil kadınlar içinde erken orgazm olması birbirleri açısından olumluya işaret teşkil edebilir. Burada önemli olan çiftlerin orgazm ve erken boşalıp boşalamadığı.

    Bu cinsel sorunlar bireylerin zihinlerinde yetersizlik, başaramama gibi olumsuz düşüncelere sebebiyet vermektedir ki bu sorunu dile getirmedeki çekinceleri ve terapiste, hekime gitmemeye kadar götürerek ilişkiyi çıkmazlara sokabilir. Erken boşalmanın sebeplerinden devam edecek olursak eğer, seyrek cinsel ilişkide bulunmak ya da uzun süre ara vermek, stres faktörlerinin yoğunluğu, erken ergenlik dönemindeki sık yapılan mastürbasyon, erken yaşlarda ve uygun olmayan şartlarda cinsel deneyim yaşamış olmak, kadının isteksizliği ve erkeğin psikolojik yapısını bozarak erken boşalmaya sebebiyet verebilir.

    Yukarıda tanım ve sebeplerinden bahsederek erken boşalmanın çözülmesinin mümkün olmadığı görüşünün aksine tedavisi olan cinsel sorun olarak bahsetmemizde yarar vardır. O zaman tedavisini paylaşacak olursa eğer;

    1. ERKEĞİN KENDİNİ KONTROL ETMESİ: Burada iki yaklaşım önemlidir. Öncelikle pozisyon. Erkeğin altta olduğu ve hareket etmediği pozisyon boşalmayı en çok geciktiren biçimdir. Bu pozisyonda erkek sırtüstü yatar, kaslarını tamamen gevşetir, sıkmaz, kadın ise üstte kalır ve çok yavaş olarak, fazla sıkmadan ve uyarıcı hareketlerde bulunmadan ilişkiyi sürdürür. İkinci olarak kontrol iradesinin geliştirilmesidir. Boşalmaya yakın süreçte dikkatin başka yöne yöneltilmesi faydalı olur. Özellikle kadının cinsel arzu uyandıracak bölgelerinden kaçınılması gerekir. Ayrıca arzuyu artıran hareketlerden de kaçınılmalıdır. Örneğin bazı erkekler kadının bazı bölgelerine dokunduklarında ya da baktıklarında çok fazla uyarıldıklarını belirtirler. İşte bu durumda bu hareketlerin yapılmaması ve başka, daha az uyarıcı pozisyonlara geçilmesi önemlidir.

    2. MASTERS VE JOHNSON MANEVRASI: Masters ve Johnson tarafından geliştirilmiştir. Erkeğin iyice uyarılması ve boşalmadan hemen önce penisin sıkılarak, boşalma refleksinin baskılanması esasına dayanır. Burada dikkatin başka yöne çevrilmesi değil tam aksine cinsel arzunun arttırılması yönünde uyarılması önemlidir. Kısa sürede uyarılma eşiğine gelinir ve tam bu sırada penis el ile sıkılır. Böylece erkek gerçek bir ilişkide ne kadar uyarılma ile boşalma durumuna gelebileceğini de öğrenmiş olur.

    3. BAŞLA-KES (START-STOP) UYGULAMASI: Cinsel uyarım eşiğinin öğrenilmesi için benzer bir manevradır. Cinsel ilişki sırasında erkek boşalacağını hissettiği zaman eşini uyararak ilişkiyi sonlandırır. Boşalma hissi geçtikten sonra tekrar ilişkiye devam edilir. 3 kez denendikten sonra normal boşalmaya izin verilir.

    4. İLAÇ TEDAVİSİ: Hekimler yardımıyla bu soruna ilişkin antidepresanlar erken boşalma sorunlarını çözebilmektedir

  • Öfke Kontrol Bozukluğu

    Öfke Kontrol Bozukluğu

    Öfke kontrolü bozukluğu agresivite (sinirlilik) ile birlikte ortaya çıkan ve daha çok kızgınlık anında nerede duracağını bilemeyen,olağan üstü tepkiler veren insanların yaşadığı bir sorundur.mental gelişimin yetersizliği,duyguların çabuk öne çıkması bu sorunun kolay tetiklenmesinde öne çıkman etmenlerdir.

    Öfke kontrolü aslında bir soğukkanlılık gerektirir.Bunun için de aklın öne çıktığı ve duyguların da akıl tarafından yönetildiği bir mental gelişime ihtiyaç vardır.Biz “duygular öne çıkarsa akıl irtifa kaybeder” deriz.Çünkü Türk toplumunda yaygın olarak insanlarda duygular çabuk öne çıkmakta ve süreç yönetimini zorlaştırmaktadır.Doğru olan aslında sorunlara nedensel yani neden-sonuç bağıntısıyla yaklaşabilmektir.Çünkü bu bakış sürece aklın da sokulması anlamına gelmektedir.

    Öfke kontrol bozukluğu çoğunlukla duygusal bir patlama olarak ortaya çıkar.Unutmayalım ki öfke de bir duygu çeşididir ve tüm insanlarda bulunur.Genelde düşünülmemiş ve refleksiv olarak ortaya çıkan yoğun öfke patlamaları olarak yaşanmaktadır.Öfke kontrol bozukluğunda düşünülmüş ve seçilmiş bir tepki yansıtması olmadığı için çoğunlukla bir olaya gerektirdiği gibi ve gerektiği dozda değil de daha aşırıya kaçan bir tepki verilmesi söz konusudur.

    Bu sorun ilişkilerde olumsuz sonuçlar doğuran,ileitşim başarısını düşüren ve çatışma yaratan bir potansiyele sahiptir.Bu nedenle insan yaşamında tahrip edici sonuçlar doğurur.Hem yarattığı asabiyet nedeniyle insanı sinirsel olarak yorar hem de seçilmiş tepki verilemediği için ilişkilerde sorun yaratır.Öfke öğrenilmiş bir duygusal tepkidir ve çok ve sık kullanıldıkça gelişerek önce öfkelilik sonra da öfke kontrol bozukluğu yaratır.Unutmayalım ki insan koşullanan bir varlıktır.Çok insan koşullanmaları olarak ortaya çıkmış karakterini yaratılışsal bir karakter ve değişmez zanneder.Oysa tekrara yoğunluğu düşürülerek,sönmeye terk etme vyönetemiyle çok alışkanlıklar,koşullanmalar değiştirilebilir ve yerine yenisi oturtulabilir.

    Öfke kontrol bozukluğunda da birçok psikolojik sorun gibi önce o sorunu yaşayan insanın böyle bir sorunu olduğunu kabul etmesi gerekir.Zira bu tür sorunlar yaşayan tarafından kabul edilmezse ömür boyu sebepler bahane edilerek savunulacak ve düzelmeyecektir.Sonra sorunu yaşayanın bu sorunun kendine neler kaybettirdiği ve nelere mal olduğuyla yüzleşmesi gerekir.Bu yüzleşmeden sonra da çözüm için bir karar alması ve harekete geçmesi gerekir.Bu sorunda doğru çözüm kaynağı psikolojik destektir.Zamanında,kararlı ve devamlılığı olan bir psikolojik destekle bu sorun pekala çözülebilmektedir.

  • Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Bu hastaların belirtileri düşünceleri ve davranışlarını sanki dışarıdan birin müdahale edilmiş gibi yani iradesinin dışında oluyormuş gibi sunmaktaydı. Konuşmaları güçlü ve dramatik özellikler göstermesiyle beraber büyük abartılı, dramatik jestlerle kullanmaya meyilli kişilerdi. Bilişsel ve davranışçı kuramcılarında Beck, histerinin bilişsel kavramsallaştırmasını ortaya koydu fakat histeriyi Histrionik Kişilik Bozukluğu yerine konversiyon histeri olarak incelemekteydi.

    Histrionik Kişilik Bozukluğu olan bireylerdeki varsayımlarının altında yatan düşüncelerden bir tanesi de “ben yetersizim ve kendi başıma idame ettiremem” düşüncesidir. Farklı kişilik bozukluklarındaki bireyler varsayımlarla başa çıkma yolları benzer olabilir fakat histrionik bireyler hiçbir şeyi şansa bırakmayan daha faydacı bir yaklaşımla yönelmeye yatkındırlar. Kendileriyle ilgilenmeleri noktasında yetersiz hissettiklerinden başkaları için ilgilenmeleri için çeşitli yollar bulmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Hayattaki zorlukların karşısındaki yaşam anahtarını diğer insanlara vermekle herkes tarafından sevilmesi gerektiğinin inancını kendisinde barındırmaktadır. Bu durum ise kişiyi çok güçlü bir şekilde reddedilme korkusu oluşturmaktadır. Reddedilmenin mümkün olduğunu düşünmek bile bu yapıdaki kişileri tedit eder çünkü dış dünyanın temellerini sağlıksız olduğu pozisyonunu hatırlatmaktadır. Onlar için reddedilme işareti bile yıkıcı bir iz bırakmaktadır. Yetersiz hissetme duygusuna rağmen onay almak için davranmak onlar için kurtuluş yoludur. Onay alma durumunu şansa bırakmamaktadırlar. Böyle bir durumu canlı tutabilmek içinde cinsel rol kalıplarını kullanarak aşırı bir biçimde doldurup dikkati araştırmak için baskı hissederler. Kadın histrionikler kendi yaşının verdiği olay ve durumlara binayen, yeterli, sistematik düşünce ve plan gerektiren işler yerine fiziksel çekicilikleri için ödüllendirilmiş olduklarını düşünmektedirler. Erkek histrionikler ise, daha erkeksi “maça erkek” diye tabir edilen aşırı erkeksi rol oynamayı öğrenmişler ve erkeklikleri, dayanıklılıkları, güçleri için ödüllendirildiklerini düşünmekteler.

    Bu yapıdaki kişilerin dışarıdan onaylanmayı ortaya çıkarmaları hakkındaki endişeleri gazladır ve dışsal değerlendirmeyi kendi içsel deneyimleri üzerinden yapmayı öğrenmişlerdir. Aslında kendi içsel deneyimleri onlara oldukça farklı bir biçimde kendiliğinden kaçar ve nasıl başa çıkacağını da bilmemektedirler. Histrionik Kişilik Bozukluğunun bilişi genel ve detaydan yoksundur, belirgin başarıya dayanmak yerine kendiliğin izlenimci bir algısına götürür.

    Tedavi

    Bu kişilerin belirli sorun yapıları üzerinden bilişsel ve davranışçı terapi teknikleri kullanılabilir. Hastanın hedeflerine göre çeşitli tedavi teknikleri kullanılmalı, otomatik düşüncelere meydan okumak, düşünceyi test etmek ile alakalı davranışçı ödevler ile deneyler düzenlemek, aktivite takvimi, gevşeme egzersizleri, problem çözme ve girişkenliğine yardımcı egzersizler kişiye yardımcı olmaktadır. Bilişsel terapide ilk öncelik değişime açık olan katman otomatik düşüncelerdir. Kişinin belirli bir durum ile alakalı yaptığı anlık değerlendirilmelerin değişimi daha kolaydır. Otomatik düşünceler kişinin zihninden geçen belirli alanlardaki imgelerden oluştuğu için terapi sürecinde ele alınan sorunun belirli bir örnek bir durum özelinde tanımlanması gerekmektedir. Örnek olarak en son bu sorunu ne zaman yaşadın gibi sorular sorularak hastanın yaşadığı belirtileri tespit edilmesi amaçlanır. Bilişsel terapide ele alınan sorunlar spesifik ve somut olmalıdır. Yaşanan sorunların somut ele alınmasından sonra terapide yapılması gereken diğer önemli girişim ise duygu, düşünce ve durumun tanımlanmasıdır. Otomatik düşüncelerin saptanması ile alakalı hastaya bilgi verilerek hastanın yaşadığı duygular üzerinden de anlatılabilir. Örneğin, bu durumdan dolayı üzüldünüz veya kızdınız gibi. Otomatik düşüncelerin ne olduğunu anlatmanın en güzel yollarından bir tanesi de hastaya seans esnasında otomatik düşüncelerinin ortaya çıkmasına yol açabilecek yani o anda duygularını ifadece edebilecek sorular sormaktır. Otomatik düşünceleri elde etmenin bir başka yolu da doğrudan sorular sormaktır.

  • Etkili İletişimin Yolları

    Etkili İletişimin Yolları

    Hangimiz gün içinde iletişim problemleri yaşamıyoruz? İşimizde, romantik ilişkilerimizle, ailemizle, en yakın arkadaşlarımızla.. Farklı ilişki dinamiklerinde, iletişim problemlerini çözmeye yönelik noktalar değişse de iletişimin temelini oluşturan olmazsa olmazlar vardır. Benim için bunlar:

    1-Dinleme

    2-Duygu ifadesi

    3-Konuşmanın odak noktası

    Dinlemek

    Etkili iletişimin olmazsa olmazı dinlemektir. İletişimin çoğunda olan kopukluk etkili dinleme gerçekleşmediğinde yaşanıyor. Konuşmaları, yönelen soruları, anlatımları yüzeysel ve anlamak istediğimiz şekilde değil, anlatılanı anlayarak dinlemek önemlidir. İletişim dinleme ile başlar. Bir çok yanlış anlaşılma ve kopukluk dinleme olmadığında gerçekleşir. Karşıdaki insanı dinlemek yerine, lafını sürekli bölmeye ya da konuşmanın sonunu tahmin etmeye çalışmak bir süre sonra iletişimin kopmasına sebep olabilir. .

    Bir birikim amacı olan dinleme, en az konuşma kadar hayatımızda öneme sahiptir.

    Duyguların İfadesi

    İletişimin olmazsa olmazı olan şeylerden biri de duyguların ifadesidir. Duyguyu ifade etmenin ilk aşaması ise duyguları tanıyabilmektir. Bu konuda duygusal kelime haznenizi gelistirmek güzel bir başlangıç olabilir. Nasıl hissettiğinizi başkalarına anlatırken hangi duyguyu yaşadığınızı ne kadar iyi ifade edebilirseniz, anlaşılma oranınız da aynı şekilde artacaktır. Üzüntü, korku gibi duygular bireyde güçsüzlük olarak algılandığı için ifadesi zor olabilir. O duyguyu hissetmenin de bir sebebi olabileceğini kabullenmek, duyguları doğru ifade etmeyi sağlayabilir. Duygularımızı yüksek sesle ifade etmek bize verebileceği olası zararları ve rahatsızlıkları ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Bunun nedeni ise; yüksek sesle dile getirildiğinde amigdaladaki (duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasındaki primer role sahip bölge) aktivite azalır, bu da duygusal tepkinin azalmasına sebep olur.*
     

    Doğru şeye mi odaklanıyoruz?

        İletişime geçerken ve özellikle de sorunları çözmeye çalışırken sorun yaşanılan durumdansa sorunun yaşanıldığı kişiyi hedefimize koyabiliyoruz. Aslında sorunun çözümündense, sorun yaşanılan kişi odaklı olmak, çözümü oldukça zorlaştırır. Böyle zamanlarda insanlar yerine sorunlar hedeflenirse çözüm çok daha kolay olup, iletişime geçmek de daha keyifli olabilir.

         Mesela iş yerinde biriyle fikir ayrılığına düşüp sorun yaşanıldı. Bu kişiye karşı bir öfke oluştuğu için odak nokta problemdense kişiye kayabilir. Ama buradaki asıl amaç aslında o sorunun çözümüne odaklanmakta olmalı. Hedefe problemi koyduğunuzda onun çözümüne yoğunlaşmak ve sorun yaşanılan kişiyle iletişime geçmek çok daha kolay olacaktır.