Etiket: Sorun

  • ERKEN BOŞALMA

    ERKEN BOŞALMA

    Erkeğin boşalmasında tıbbi açıdan standartlara bağlanmış bir süre yoktur. Boşalmanın erken olup olmadığını belirleyen ölçüt iki tarafın beklentilerinin gerçekleşme düzeyidir. Bu düzeyi belirlemek için şu iki kriter dikkate alınabilir;

    • Partnerinizle uyumlu musunuz? Örneğin partneriniz 4, siz ise 5 dakikada doyuma ulaşıyorsanız süre ne kadar olursa olsun bir erken boşalma probleminden bahsedilemez.

    • Erken boşalma tedavisi söz konusu olduğunda en çok gözden kaçan nokta boşalmanın kontrollü mü, yoksa kontrolsüz mü gerçekleştiğidir. Kontrolsüz boşalma tıp literatüründe erken boşalmanın diğer bir ismi olarak bilinmektedir.

    Erken Boşalıyorum, Ne Yapmalıyım?

    Damlayan bir musluğu tamir etmek için yapılabilecek iki şey vardır; suyun basıncını düşürmek ve musluğun contasını sağlamlaştırmak. “Bunun erken boşalma ile ne ilgisi var?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu örnek üzerinden ilerlersek basıncı düşürmek kişinin duygularını kontrol altına almasını, contayı değiştirmek ise erken boşalmanın çözümü için kendini fiziksel anlamda hazırlamasını ve güçlendirmesini ifade eder.

    Terapilerde izlediğimiz yöntemler;

    • Bilgilendirme ve bilinçlendirme

    • Bilinçaltını geçmişte yaşanmış olumsuz deneyimlerden arındırma

    • Egzersizler

    • Telkin

    Söz konusu uygulamaların doğru zamanlamayla, ertelemeden takip edilmesi erken boşalmayı sorun olmaktan çıkaracaktır.

    İlaçların Erken Boşalma Sorunlarının Çözümüne Katkısı Nedir?

    Özellikle erken boşalma gibi genellikle psikolojik bir temele sahip olan sorunların bu boyut atlanarak yalnızca kimyasal çözümlerle baskılanması konuyu geçici olarak gündeminizden çıkarmaya yarasa da tekrar etmesinin önüne geçemeyecek ya da sorunu tam anlamıyla çözüme kavuşturamayacaktır. Eğer üroloğunuz sizde biyolojik olarak bir sorun saptamamışsa bu erken boşalmanın en azından sizin açınızdan bir hastalık olmadığı anlamına gelir. Bu durumda vücudun ve bilinçaltının kendini tedavi etme sürecinde ilaçların desteğini inkar etmesek de ilaç kullanımının erken boşalmanın tedavisi noktasında kesinlikle psikolojik destekle birlikte tercih edilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Tedavi aşamasında önemli olan bir diğer unsur ise sizin de sorununuzu bir hastalık gibi değil, vücudunuzun sistemin sabote edilmesi sonucu edindiği istenmeyen bir alışkanlık olarak yorumlayabilmenizdir.

    Erken Boşalma Tedavi Edildikten Sonra Tekrar Yaşanabilir Mi?

    Kişide kronik hale gelen erken boşalma gibi bir sorunun tedaviden sonra nadir aralıklarla yaşanması normal karşılanır. Bu durum genellikle partner değişimi ve kendini güvende hissetmeme (farklı bir ortam, basılma korkusu, kısıtlı zaman vb) sonucu ortaya çıkar. Rahatsızlığın bu sebeplerle kısa süreli hatta tek seferlik olarak tekrar etmesi mümkün olsa da durum kalıcı hale gelmeyecek, kişi partnerine alıştığında ya da mevcut güvensizliğinden arındığında ortadan kalkacaktır.

    Erken Boşalma Çözülmezse İleride Nasıl Bir Sıkıntı Olur?

    Ölmez ya da kısır kalmazsınız, ancak erkekliğinize laf olur . Erken boşalmanın tedavisi tıbbi ve psikolojik destek alınarak uygun zamanda tamamlanmadığı takdirde ileride sertleşme problemi ve cinsel isteksizlik meydana gelebilir.

    Erken Boşalmanın En Sık Görüldüğü Durumlar

    Aile baskısı, tecrübesizlik, güvensizlik, aşırı heyecan, endişe ve kaygıların olması, düzenli bir cinsel ilişkinin olmaması ve geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler erken boşalma öykülerinde sıkça rastladığımız durumlar arasında sayılabilir. Erken ya da denetimsiz boşalma oldukça sık görülen yaygın bir problem olduğu halde bu sorunu yaşayan on kişiden yalnızca biri durumuyla yüzleşip çözüm arayışına gitmektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    1. ORGAZM OLAMAMA

    Zihinde başlayan sorunlar zihinden çözümlenmelidir. Orgazm olmaya direnen bir zihin bunu alışkanlık haline getirerek aslında orgazm olamamayı öğrenmiştir. Gerek kişinin kendini tanıması gerekse partnerinden beklentilerini karşılayamaması bu sorunu kronikleştirmiş olabilir.

    1. AŞIRI MASTURBASYON

    Karşı cins ile sağlıklı bir birliktelik gerçekleştiremeyen. Çoğunlukla içe kapanık kişilerde daha yaygın görünen kişilerde aşırı uyarılma ve ejekülasyon mastürbasyon ile gerçekleşmektedir. Zamanla bunu her zaman isteyen ve enerjisini dengeleyemeyen kişilerde sorun olur.

    1. ERKEN BOŞALMA

    Cinnsel ilişki kişinin kendi mutluluğu kadar karşısındaki kişinin de mutluluğuna hizmet eder. Bu ilişkide taraflardan birinin erken boşalması hedefe varmadan gücün tükenmesi sürecini doğurur ki bu da bir süre sonra karşı tarafta isteksizlik veya hayal kırıklığına neden olur.

    1. CİNSEL TAKINTILI DÜŞÜNCELER

    İstemediğiniz halde erotik hayaller kurmaktan kendini alıkoyamama. Gözünüzün her fırsatta karşınızdaki kişinin cinsel organlarına takılması. Cinsel içerikli rüyaların sıklığı. Sürekli uyarılmak ve günlük rutin işlere verimli bir konsantrasyon sağlayamamak cinsel takıntılı düşüncelerde görülen en yaygın sorunlardır.

    1. VAJİNİSMUS

    Kadınlarda ilk gece korkusu olarak ortaya çıkan, ancak evlendikten sonra aylar geçmesine rağmen ilişkiye girememe hali Türk toplumunda her 45 kadından birinde görülebilmektedir. Bu korku istemsiz kasılmalarla vajinayı kapatır ve zevkli olacak bir ilişkiyi acılı bir sürece dönüştürür. Mahremiyetinden dolayı bunu kendi içinde çözmeye çalışan çift bazen aradan yıllar geçtikten sonra bile bu durumun sonuçlarına razı olarak yaşamı sürdürür.

    1. AŞIRI İSTEK VEYA İSTEKSİZLİK

    İstek ve isteksizliğin uç noktaları tarafların ihtiyaçlarından fazla veya yetersiz oluşması halinde çiftlerde sorun yarabilir. Birin çok istekli olması diğerini yorabilecekken bir diğerinin isteksiz oluşu diğerini arayışlara sürükleyebilir. İlişki veya evlilik sadakatini tehlikeye atar.

    1. TACİZ KAYNAKLI KORKULAR

    Her taciz bir travmayı beraberinde getirir. Bu travmanın şiddeti karşı cinse olan güvensizliği doğurur ve kişinin kendine verdiği değeri değersizleştirir.

    1. İLİŞKİ KORKUSU

    Cinsellik konusunda tabularla yetişen bireyler ilişki öncesi yaşadıkları aşırı güvensizlik. Güzel bir ilişkinin başlamadan bitmesine neden olabilir.

    Cinsel terapilerde eşlerin birlikte katılması süreci daha verimli hale getirebilir ancak hipnoterapide böyle bir zorunluluk yoktur. Sorunun altında yatan nedenler tespit edilerek önce bilinç düzeyinde kişi bilinçlendirilir. Sonra çözümleri bilinçaltı düzeyde kişinin bilinçaltına yüklenir. Arzu edilen sonuç oluşuncaya kadar seanslar tekrar eder. Eğer bu sonucu oluşturan fizyolojik sebepler olduğundan şüpheleniliyorsa önce bunun patalojisi incelenmelidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Enürezis nokturna (uykuda idrar kaçırma)

    Enürezis nokturna (uykuda idrar kaçırma)

    Çocukların çoğu 2–5 yaş arasında hem gece hem de gündüz idrarlarını tutabilmektedir. Enürezis uykuda ise daha masum bir sorundur.

    Çoğu zaman mesane gelişimindeki ve sinirsel olgunlaşmasındaki gecikmenin sonucudur, bu nedenle de yaşla sıklığı azalır. Üç yaşındaki çocukların %40’ı altını ıslattığı halde bu oran 5 yaşında %20’ye, 6 yaşında %10’a düşmektedir.

    Erkek çocuklar kızlara göre daha sık altını ıslatma sorunu yaşamaktadır.

    İdrar kaçırmanın iki tipi vardır. Doğumundan itibaren hiç kuru kalmamışsa primer (birincil) tip, en az 6 ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya yeniden başlamışsa sekonder (ikincil) tipten söz edilir. Gece uykuda idrar kaçırma, nedenlerine göre fizyolojik ve organik olmak üzere iki gruba ayrılarak incelenmektedir. Gece altını ıslatan çocukların büyük bir grubu (%90-95’i) fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanmaktadır. Bu çocukların gece uykuda idrar torbası doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, idrar torbası kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir.

    Uykuda idrar kaçırma büyük oranda genetik yatkınlığa dayanmaktadır. Genellikle aile öyküsü vardır. (Yani 1. derece akrabalarında da aynı sorun yaşanmıştır.)

    Bu gruptaki çocukların fizyolojik bir gelişme gecikmesi yaşadığı (bir tür diş çıkarmanın gecikmesi gibi) ve ailenin temel görevinin çocuğun benlik saygısını zedelemeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Elde edilen bilgiler ve genel muayene sonuçlarına göre idrar incelemesinden, mesane filmlerine uzanan bir dizi tetkik yapılmalıdır. Altını ıslatan çocukların %97’sinde fiziksel bir neden yoktur. Bu nedenle ayrıntılı bir öykü çoğu zaman fizyolojik altını ıslatmanın olup olmadığı konusunda bilgi verir.

    Uykuda idrar kaçıran çocuklara genel olarak 6 yaşından itibaren tedavi için girişimlerde bulunulması önerilmektedir.

    Bu girişimlerin başında çocuğun kendisinin ya da ailesinin gece uyanmasına dönük programlar gelmektedir. Ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlaması ya da özel üretilmiş alarm cihazları (idrar kaçırmaya başlar başlamaz ilk ıslanma ile alarmın çaldığı ve böylece çocuğun uyanıp, mesanesini kontrol etmesi konusunda uyarıcı olan araçlar) kullanılarak tedavi planlanır. Bu tedavi ile çocuklarda %70–84 oranında iyileşme sağlanmaktadır.

    Ayrıca tedavide çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar idrar torbasının kontrolünü sağlayan ya da antidiüretik hormon (idrar yapımını azaltan hormon) içeren ilaçlardır.

    Çocuğun akşam aldığı sıvı miktarının kısıtlanması ve yatmadan önce idrar yaptırılması da tedaviye yardımcı olur.

    Sorunu olan çocuğa bu sorunun anlayacağı bir dilde anlatılması önemlidir. Çok baskıcı bir tutum kadar çok umursamaz bir tutum da zararlı olacaktır.

    Alt ıslatma çocukluk çağında sık görülen bir sorundur ve ne yazık ki ailelerin yanlış tutumları tedaviyi daha da zorlaştırmaktadır.

  • Vajinismus nedir? Tedavisi nasıldır?

    Cinsel birleşme sırasında kadında vajen kaslarının istemsiz kasılarak cinsel birleşme olanağına kendini kapatması durumudur. Kasların kasılmasının önüne geçilememektedir. Vajinismusu genel olarak tanımladığımız zaman fiziksel bir engel olmamasına (Anatomik olarak normal) rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi,kendini kasması olarak tanımlanmaktadır. Kasılmalar, kadının kontrolü dışında oluşur. Vajinanın girişindeki kasların kasılmasının yanında tüm vücutta bir kasılma , endişe, korku ve panik hali olur, ve kadın bacaklarını sıkıca kapatır. Vajinusmuslu kadınların bazıları ise kızlık zarlarının çok kalın olduğuna ve bu yüzden ilişkiye giremediklerine inanırlar ve de eşlerini de inandırırlar, sorunun kızlık zarının ortadan kalkmasıyla çözüleceğine inanan çift, bir kadın doğum uzmanına giderek , anestezi ile kızlık zarlarını ameliyatla açtırırlar, ama bu da çözüm getirmez ..Aslında gerçek vajinusmusta bunun yeri yoktur. Vajinusmus sorunu olan kadınların büyük çoğunluğu doktora muayene olamaz, tıpkı ilişkide olduğu gibi panik ve korkuya kapılır. Son zamanlarda vajene botox uygulamaları yapılmış ve vajen kasının kasılması engellenmiştir.Gerçek vajinismuslularda bu yaklaşımda çözüm sağlamammaktadır.Geçici çözüm yolu olarak kullanılmaktadır. Bu tip sıkıntılı kişilere sakinleştirici ilaç, antidepresan ilaç vermekle bu sorun çözülmez, aksine bu tip ilaçların bazılarının cinsel isteği azaltıcı etkisi vardır, böylece sorun çözülmediği gibi başka bir sorun olan cinsel isteksizlikte sıkıntıya eklenmiş olur. Kas gevşeticiler veya alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girme çabaları da hep hüzün ile sonuçlanır. Çok kolay tedavi edilebilen bir sorun olan vajinusmus bu tip yanlış bilgi ve denemelerle büyür. Kadında sıkıntı, gerginlik başlar, kendisinde eksiklik olduğu duygusu ile suçluluk duymaya başlar, Ümitsizlik ve karamsarlığa düşer , bunalımlar yaşayabilirler. Cinsel ilişki ile ilgili kaygı ve korkular yanlızca kadınlarda olmaz bazı erkeklerde de bu olabilir.Kadınlar için bunu anlamak veya hissetmek çok zordur çünkü onlar kendi problemlerine vede çözümlerine odaklanmışlardır. Vajinismusun nedenlerinde çocukluk çağından kalma korkuların,suçluluk,ayıp,günah duygularının yeri büyüktür.Korkular en çok ,kadının simgesel olarak zihninde aşırı büyüttüğü bir penis yüzünden çok acı çekme ,parçalanma korkularıdır.Ayrıca gebe kalma korkuları da önemlidir.

    Bunların yanında;

    -Eksik yada yanlış cinsel bilgi
    -Erken travmatik yaşantılar
    -Eşler arasındaki iletişim biçimi
    -Cinsel iletişim sorunları
    -Performans kaygısı
    -Kızlık zarını yitirme korkusu
    -Otoriter baba
    -Baba kız ilişkisindeki güçlükler
    -Cinselliği aşağılayan aile olabilmektedir.

    Kişiler bu sorunla başa çıkabilmek için kendince çözüm yolları bulurlar.Bunlar arasında çok sık cinsel ilşkide bulunmaya çalışma yada cinsel ilişkiden kaçınma davranışları olabilmektedir. Tabi ki bu durum sorunu daha da karmaşıklaştırır ve içinden çıkılamaz bir kısır döngü oluşur.Sonuçta evliliklerin bitmesi bile söz konusu olabilir. Cinsel uyum yalnızca cinsel organların birleşmesi demek değildir.Aslında cinsel uyum,genel uyumun bir parçasıdır ve bir çok karmaşık ruhsal olayları içerir.Eğer eşlerin genel uyumları ile ilgili sorunları varsa tabi ki bu durum cinsel uyumlarını da etkiler. Bu sebeple vajinismus tedavisinde öncelikle bu sorunları keşfedip,farkına varmak gerekir.Bazı vakalarda sadece bu sorunları keşfetmek ve terapisini yapmak vajinismus sorununu tamamen çözmektedir. Vajinismus tedavisinde bilişsel davranışçı terapilerin yanında hipnoz tekniği kullanılır.Buradaki amaç,kişinin korkularının ve kaygılarının ilk önce düşüncede aşılmasını sağlamaktır.Çünkü,vajinismusun temelinde olumsuz cinsel düşünceler vardır.Bunların keşfinde ve tedavisinde hipnoz kullanılır.Kişi bu sayade kendini,cinsellikle ilgili düşüncelerini farkeder,onun yerine olumlu cinsel düşünceleri oluşturur. Bununla birlikte kişi rahatlama egzersizlerini öğrenir ve kasılmalarını kontrol edebilir hale gelir. Tabiki tüm bunların olabilmesi için kişinin inançlı olması ve iyileşmeyi gerçekten istemesi gerekir.

  • Sakroiliak eklem füzyon ameliyatı

    Bel ağrısı modern yaşamın giderek daha fazla öne çıkardığı bir problem. Her insanın hayatında en az bir kez başına gelebiliyor. Her üç kişinin birinde ise tedavi gerektirecek kadar şiddetlenebiliyor. Yani insan bel ağrısı hastası oluyor. Beli ağrıyan her dört hastanın birinde ise sakroiliak eklemde sorun olduğu biliniyor.

    İnsan vücudundaki en önemli eklem, insanın ayakta durmasını sağlayan sakroiliak eklem. İnsanı hayvandan ayıran bu eklemin hastalıkları Hipokrat zamanından beri biliniyor. Her beş kişinin birinde bu eklemde sorun ortaya çıkabiliyor. Özellikle bacaklar arasındaki çok küçük uzunluk farkı bile önemli bir soruna yol açabiliyor.

    Son yıllarda omurgaya platin konan ameliyatların çok fazla sayıda yapılmaya başlaması da bu eklemdeki sorunu tetikleyen bir diğer faktör. Böyle bir platin ameliyatından beş yıl sonra hastaların en az yarısında bu eklemde sorun ortaya çıkıyor. Yani başarısız bel cerrahisi sendromu da denen, yani birden çok bel ameliyatı olmuş ama ağrıları geçmemiş hastaların çoğunda sakroiliak eklemde sorun vardır.

    Bu eklemdeki hastalıkların, özellikle de eklem yetmezliğinin gözden kaçırılmasının nedeni ise tanısının zor konması. Zor tanı konuyor derken genelde doktorun hastasına ayırabildiği çok kısıtlı zaman içinde detaylı bir muayene yapamamasını kastediyoruz. Tanının doğrulanması ise radyolojik incelemeler ile değil de, eklem aralığına yapılan bir iğne ile mümkün oluyor. Bu işlem ise maalesef yapanın oldukça deneyimli olmasını gerektiriyor.

    Üstelik bu eklemin hastalıklarında yapılan ameliyatlar ise öyle her cerrahın altından kalkabileceği şeyler değil. Bu yüzden de son yıllarda hemen her yerde herkesin ameliyat edebilmeye başladığı bel fıtığı ameliyatlarının gölgesinde kaldı.

    Ancak son yıllarda sakroiliak füzyonameliyatı kapalı bir ameliyat şeklinde, yani büyük cilt kesileri yapmadan ve kansız şekilde gerçekleştirilebiliyor. Böylece hem risk azalıyor ve hem de hasta hemen ayağa kalkabiliyor. Hatta her yedi hastanın birinde işlem iki yanlı, yani sağlı sollu yapılıyor.

    Ancak ön önemli sorun yukarıda sözü edilen bu kapalı ameliyat için kullanılan aletlerin ülkemizde temin edilmesinde yaşanan güçlük, hatta olanaksızlık. Bu sorunu da bir özel firma aracılığıyla aşabiliyoruz.

  • Omurga yaraları

    Spinal travmalar yüksek mortalite ve morbidite oranları ile seyreden ve sonuçları ile bireyi ve toplumu etkileyen travmatik lezyonların
    başında gelmektedir.

    Kısa sürede ve doğru müdahalenin prognozu etkiliyor olması, hastanın tetkik ve tedavisinin yeterli olarak yapılabileceği merkezlere ihtiyaç duyulmuş ve bu amaçla bazı ülkelerde spinal travma merkezleri kurulmuştur.

    Bu merkezlerde spinal travmalı hastalara ilk müdahalenin daha hızlı ve standardize yapılabilmesi önemlidir. Tarihçesi çok eskilere dayanan bu yaralanmalar endüstri çağına paralel olarak artan trafik ve iş kazaları, yüksekten düşme, endüstriyel yaralanmalar, ateşli silah yaralanmaları, spor yaralanmaları nedeniyle sıkça görülmektedir. ABD’de bir milyonda 30 kişi spinal travma riski altında olduğu kabul edilmektedir.

    Spinal travmalar gençlerde daha yüksek oranda görülür.Ortalama yaş 33.5 olarak literatürde belirtilmiştir. Erkek bayan oranı 4 de 1’dir.En
    önemli sebep trafik kazalarıdır.

    ABD’de yılda 1000.000’de 30 oranında kişinin spinal travma riski taşıdığı kabul edilmektedir. görülmektedir .Günümüzde artan trafik kazaları yanında ,iş kazaları ve yüksekten düşme sonucu vertebra kırıklarında artış sözkonusudur. Literatürde vertebra zedelenmeleri 15-34 yaş arası erkeklerde sık rastlandığı bildirilmektedir.

    Çalışmamızda da en sık 13 (%30.2) hasta ile 15-30 yaş arası olgularda vertebra zedelenmesi gözlendi. Spinal travmaların en sık nedeni trafik kazalarıdır. Hagen ve ark’nın yaptıkları bir çalışmada, düşmeler %45, motorlu taşıt kazası %35 olarak bildirilmiştir.

    Burney ve ark’nın yaprığı çalışmada taşıt kazası %40,düşmeler %20,ateşli silah yaralanmaları %13.6 olarak bildirilmiştir. Meyer ve ark spinal travma nedenlerini trafik kazaları %42, düşmeler % 22.8 olarak bildirmişlerdir. Çalışmamızda ise yaralanma mekanizmaları incelendiğinde yüksekten düşmeler %60.4, trafik kazaları % 34.8 ve suya dalma % 4.6 oranda bulunmuştur.

    Literatürdeki çalışmalardan görüldüğü gibi yüksekten düşmeler ve trafik kazaları en sık karşılaşılan travma nedenleridir. Hagen’in
    çalışmasında olduğu gibi çalışmamızda düşmeler ilk sırada yer almıştır. Etyolojinin bölgeler ve ülkeler arası farklılıklar gösterdiği
    görülmektedir.

    Bölgenin coğrafi yapısı ve sosyoekonmoik nedenleri yüksekten düşme olgularının ilk sırada görülmesini açıklayabilir.

    Hagen ve ark’nın 238 hastayı içeren serilerinde etkilenen bölgelere göre dağılım incelendiğinde % 50 servikal, %33 torasik, %18
    lomber bölgedeki vertebranın zedelendiği bildirilmiştir.

    Meyer’in 2195 olgusundan 1372’si (%61) servikal bölgededir (7). Çalışmamızda %60.4 servikal ,%23.2 torakal ve %16.4 ile lomber bölgedeki vertebraların etkilendiği görüldü.Hagen ve Meyer’in çalışmalarında olduğu gibi çalışmamızda ilk sırada servikal bölgedeki travmalar yeralmaktadır. Alker’in yaptığı bir çalışmada 312 servikal vertebra kırığından %22’si , Bucholz’ın 112 olgusundan %21 üst servikal bölgede olduğu saptanmıştır. Bizim serimizde olguların 11’i (%42.3) üst servikal ,15’i (%57.69) alt servikal bölgede patoloji vardı.

    Spinal kanalın en hareketli segmentleri ( C4,C5,C6, T12, L1,L2) olduğundan injüri riski bu segmentlerde oldukça yüksektir.

    İnjürilerin %10’u servikotorasik bölgede meydana gelir. Torakal bölgede spinal kanal daha dar olup, vertebralar fixe olup, toraks kafesi ile
    eklemleşir, injüri olabilmesi için daha büyük kuvvet gerekir. Torakolomber bileşke daha hareketli olduğundan ikinci sıklıkla injüriler bu
    bölgede görülür.

    Meyer akut spinal yaralanmalı olgular serisinde %42.9 oranında multıpl travma olduğunu bildirmiştir. Apuzzo ve ark. 45 olguluk
    serilerinde olguların %17.8’inde serebral kotüzyo , % 9.8’inde kraniyal fraktür, % 4.4 ünde pulmoner, %4.4’ünde abdominal yaralanma
    olduğunu bildirmişlerdir(14).Bizim olgularımızın; %6.9 serebral lezyon , %11.6 toraks patolojisi, %2.3 multipl extremite fraktürü varken
    %79 ek bir patoloji yoktu.

    İlk muayenede saptanan spinal kord yaralanması tiplerinin oranları Zileli ve arkadaşlarının 1989 yılında Ege bölgesinde yaptıkları
    çalışmada:bulgu yok (%32),tetraplejik(%10),tetraparetik(%10),paraplejik(%13),paraparezik(%6),kauda equina lezyonu(%12)(15)iken
    çalışmamızda bu oranlar: ( %4.6) paraparezi,(%16.2)parapleji,(%11.6) kuadripleji , 29 olguda (%67.4) nörolojik defisit yok şeklinde idi.

    Amerika’da motorlu taşıt kazaları sonucu medulla spinalis yaralanmaları sonucu yılda 6000 kişinin öldüğü rapor edilmiştir.Burney
    ve ark çalışmasında spinal yaralanmalı hastaların hastane mortalitesi %17 olarak bildirilmiştir(10).1999 yılında KTÜ İlk ve Acil Yardım
    Anabilm Dalında yapılan epidemiyolojik bir çalışmada; 651 travma hastasının 39’u(%6) spinal travma olup mortalite % 5.1 olarak
    bulunmuş idi . Bu çalışmada ise mortalite % 6.9 olarak bulundu.

    Spinal travmalar yüksek morbidite ve mortalite ile seyreden toplumu etkileyen travmatik lezyonların başında gelmektedir. Hastanın
    kısa sürede acil olarak stabilizasyonu sağlanarak ileri bir merkeze transportu gerekmektedir. Spınal travmadan şüphelenilen tüm

    hastaların nörolojik muayenesi yapılmalı radyolojik tetkikleri yapılmalı immobilizsyonu sağlanmalı ve ek patolojiler varsa bunlara yönelik
    tedaviler uygulanmalıdır.

    Omurga operasyonlarından sonra dikkat edilmesi gerekenler

    Herhangi bir sebeple omurga operasyonu olan hastamızı bekleyen ve unutmaması gereken bilgiler şunlardır;

    Hiç bir yapılan cerrahinin yaradılıştan gelen vücüt yapısını sağlaması mümkün değildir. Yapılan cerrahi sizin kazancınız ve
    mutluluğunuz ve geleceğiniz için yapılmıştır.

    Size yapılan omurga cerrahisinin amacı yaradılıştan gelen vucut yapısına yakın fonksiyon gören bir sistem oluşturulmasıdır.
    Sonuçta omurga cerrahisinde yaradılıştan gelen vücut yapısına dışardan yerleştirilen enstrumantlar konulmaktadır.

    Bu enstrumantların sayısı ve türü var olan soruna göre değişmektedir. Bu enstrumanatların vucuda uyum sağlaması gereklidir. Örneğin bir diş dolgusunda bile alışma süresinin olması gibi. Enstrumantların vucuda alışma süresi 6 ayla 1 yıl arasında değişmektedir.

    Omurga cerrahisinde de tüm tedavi şekillerinde olduğu gibi kazançlar yanında kayıplarda söz konusudur.Önemli olan kazancın
    büyüklüğü olmalıdır.

    Omurga cerrahisinde hastalarımızın en çok şikayet ettikleri konular;

    1.Hareketlerimi istediğim gibi yapamıyorum: Yapılan ameliyatın seviyesine göre değişmek üzere omurga ameliyatlarında hareket
    kısıtlılığı ortaya çıkar. Bu hareket kısıtlılığının derecesi kabaca yapılan her omurga segmenti için yaklaşık %5 olmaktadır. Aslında var
    olan omurga sorunları hastalarda omurga operasyonu yapılmamış olsa da hareketlerini istediği gibi yapma sorununu
    mutlaka taşımaktadır. Ancak omurga cerrahisinde kazanç ağrının ortadan kaldırılması ve gelişmiş ve gelişmesi muhtemel sinir kayıpların
    önüne geçilmesidir.

    2.Otururken batma hissediyorum, ağırlık varmış hissediyorum: Bu gibi şikayetler enstrumantlara vucudun alışma sürecinde olan
    rahatsızlıklardır. Şunu unutmamak gerekir bu enstrumantlarla zaman geçitkçe alışacak ve vücudunuzun bir parçası olarak kabul
    edeceksiniz.

    3.Düştüm platinlerim kayar, kırılır endişesi: Usulüne uygun yerleştirilmiş platinlerin küçük haretlerle kayması ve kırılması mümkün
    değildir. Ancak yaşlı hastalarda ilerleyen kemik erimesi söz konusu olduğunda platinlerde hareketlenme gelişebilir. Ağır kazalarda
    veya darbelerde platinlerde kırılma olabilir. Bilindiği üzere her maddenin belirli bir dayanma gücü vardır. Süre geçtikçe metaller yorulur.
    Buna metal yorgunluğu adı verilir.

    4.Belime takılan platinlerin belirli bir süreden sonra alınması gerekliymiş: Belinize koyulan enstrumantlar vucüt tarafından kabul edilen
    malzemelerdir. Sizde var olması sakınca oluşturmaz. Ancak gerek hastanın psikolojik yapısı enstrumantların varlığına izin vermiyorsa
    gerekse var olam sorun kemiklerle güçlendirilmişse 2 yıldan sonra platinler alınabilir.

    5.Platinli operasyondan sonra yine aynı sorunlar gelişebilir mi? Belinize koyulan enstrumantlar belirli bir segmenti kontrol altında tutar
    ancak bu segmentlerin üzerindeki ve altındaki segmentler için koruma sağlamaz. Yani hasta olarak tarafınızın bu tür ameliyatlardan
    sonra kendinize özen göstermeniz, kendinizi korumanız, hekiminiz ile diyalog içinde bulunmanız gerekmektedir.

    Omurga operasyonlarında gelişebilecek sorunlar

    Omurga operasyonları zor ve tecrübe gerektiren operasyonlardır. Omurga operasyonları riskli ameliyatlardır. Bu riskler yapılacak omurga
    sorununa ve genişliğine göre farklılıklar göstermektedir. Yapılacak omurga segment sayısı arttıkça çıkabilecek sorunlar artmaktadır.

    Skolyoz ve kifoz cerrahisinde riskler daha fazla ve çıkabilecek komplikasyonlar çok daha fazladır.Bu gelişebilecek erken veya geç
    dönem komplikasyonlar bu cerrahinin uygulanması gerektiren tüm hastalarda gelişebileceği gibi bu cerrahiyi uygulayan tüm omurga
    cerrahlarında da gelişebilir. Bundan dolayı hekiminizle kore olmanız uyum içinde aynı yönde hareket etmeniz önemlidir.

    Omurga cerrahisinde erken dönem komplikasyonları

    1. Vidaların malpozisyonu: yani vidaların uygun yere yerleştirilememesi. Yani vidaların omurga içinde değil etrafında yerleşim
    göstermesi.Tekrar ameliyat riski taşır

    2. Sinir zedelenmeleri: Vidaların seyri boyunca sinirde bacağa giden sinirlerde meydana gelen zararlanmalar.Seviyeye göre değişmek
    üzere motor ve duyu arazları gelişebilir.

    3.Vidaların omuriilik zarını zedelemeleri ve Beyin omurilik Sıvı kaçaklarının meydana gelmesi. Tekrar operasyon riski taşıyabilir.

    4.Omurilikte zararlanmaların oluşmasıFelç riski taşır. Tekrar operasyon gerektirebilir.

    5.Sinir kanallarında sıkışıklık meydana gelerek operasyondan sonra ağrıların artması.Tekrar operasyon riski taşır.

    6.Yara yeri enfeksiyonları:Yaranın açılmasını gerektirir:

    7.İmplant enfeksiyonları .İmplatın çıkarılmasını gerektiririr.

    Omurga cerrahisinde geç dönem komplikasyonları

    1.Vidaların yerinden kayması genellikle nedeni zaman içinde gelişen osteoforz veya şiddetli travmalardır.

    2.Vidaların kırılması Metal yorguluğuna veya seviyesine uygun kalınlıkta vida yerleştirilmemesine veya enstrumant sisteminin kalitesine
    bağlıdır.

    3.Rodların yerinden kayması Vidaları bağlayan sistemlerin metal yorgunluğuna, travmalara veya sistemin kalitesine bağlıdır.

    4.Enstrumant uygulanan segmentin üzerinde fıtık veya kaymanın gelişmesi Hastanın dikkatsiz ve özensiz davranmasına, travmalara
    bağlıdır.

    5.Enstrumant uygunan segmentin altında fıtık veya kaymanın gelişmesi Hastanın dikkatsiz ve özensiz davranmasına ve travmalara
    bağlıdır.

    Omurga operasyonları

    Omurga operasyonları Beyin ve Sinir Cerrahisi içersinde uygulanılan operasyonlardır. Omurga vucudun yükünü karşılayan bacaklara
    ileten bir önemli bir yapıdır. Omurga aynı zamanda belirli hareketliliğe izin veren bir yapıdır. Omurgadaki bazı gelişen sorunlar mekanik
    Ağrılara neden olurken bazı gelişen sorunlar hem mekanik hemde sinirsel ağrılara neden olur. Omurgadaki sorun ne olursa olsun
    gelişen ağrılar sosyal, cinsel, ailesel, işsel hayatı engelleyen sorunlar oluşturabilirler.

    Omurgada ne gibi sorunlar olabilir?

    Omurgada kaymalar olabilir, omurgada kırıklar olabilir, omurgada eğrilikler kifoz veya skolyoz olabilir. İşte bu sorunlar derecelerine tespit
    edilme yaşına göre müdahale gerektirebilirler. Omurgada yapılan müdahalelere bağlı gelişebilecek sorunlarda söz konusudur.

    Örneğin bel bölgesinde 3 seviye üzerinde omurilik kanal darlığı olan bir hastaya yapılması gerekli olan bir cerrahi durumunda omurgada
    kayma,kırık,kifoz ve skolyoz olmasada omurga cerrahisi planlanmaktadır. Örneğin 3 seviye lomber disk hernisi yapılacak bir olguya
    yapılacak cerrahiye bağlı olmak üzere omurga cerrahisi planlanabilmektedir.

    Yine aynı şekilde omurgada kayma var ama cerrahi boyutlarda değil ancak bel fıtığı var ve müdahale gerekiyor yapılacak cerrahinin
    kaymayı artırabileceği düşünülerek omurga operasyonları düşünülebilmektedir.

    Omurga operasyonlarında amaç omurgadaki dizilimi sağlamak en azından ilerlemesini engellemektir.

  • Komplikasyonlar malpraktis içersinde yer almalı mıdır?

    Komplikasyon adı verilen kavram tıp içersinde“oluşması muhtemel risk” olarak kullanılmaktadır. Yargılanma bir hukuksal kavramdır. Yargılanma olması için ise suç olmalıdır. Malpraktis ise “hatalı hekimlik uygulamaları” olarak kullanılan hukuksal bir terimdir. Malpraktisin söz konusu olması için ise hekimlik mesleğinin yanlış yapılması söz konusu olmalıdır. Malpraktisin değerlendirilebilesi için hekimlik mesleğinin anlaşılması ve bilinmesi gereklidir. Veya hekimlik mesleği uygulayıcılarına danışılması gereklidir. Yani hekimlik uygulamalarının doğru ve yanlış olduğunun değerlendirilmesi için tıp kitapları ve literatür ana belirleyicidir. Hukuk gerek komplikasyon mu? Yoksa değil mi kavramını çözmek içingerekse konunun malpraktis içine girip girmediğinin değerlendirilmesi için tıp kitaplarına ve literatüre ihtiyaç vardır. Her iki konuda tıp içersinde değerlendirilmesi gerekendurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Ancak bu konuda temel yanlışlık bir hastalığı tarifleyen tıp kitaplarına inancın çok yüksek olduğu kadar aynı kitapların komplikasyon olarak tariflediği durumlara inancın çok yüksek olmamasıdır. Hal bu ki her ikisini de belirleyen tıp bilmidir.Bur da bir çifte standart söz konusudur. Komplikasyon adı verilen kavram tıp bilmi içersinde varsa inanmak zorundasınızdır.

    Bu konuyla ilgili yazı yazanlara bakıldığında doktorların komplikasyonlar arkasına gizlendiğine inanlar olduğu kadar komplikasyonların toplum vicdanında açıklanamayacağına inananlar da vardır. Hangisine inanırsa inansınlar her iki grubunda insan nedir? ve komplikasyon nedir? neden oluşur ? kavramını bilmedikleri açıktır.

    İnsanı yapan kamyonu, arabayı,televizyonu yapan gibi bir insan değildir. İnsanların yaptığı tüm teknolojik aletleri yine insan yönetir. İnsanı ise kendisi yönetir. İnsanların yaptığı tüm teknolojik aletler birbirinin aynıdır. Ve cansızdır. İnsan ise farklı yapılar içerir. Metobolizmaları farklı farklıdır.

    İnsanı öldürüp tüm organlarını çıkartıp tekrar takıp kaldıramazsınız ancak insanların yaptığı tüm teknolojik aletleri söküp takıp tekrar çalıştırabilirsiniz. Tüm benzinli arabalara dizel yakıt koyduğunuz zaman tüm benzinli arabaların cevabı aynıyken İnsan için cevap farklı farklı olabilir. Kimi insan kırmızı et yiyemez, kimi insan balık yiyemez, kimi insan acı yiyemez gibi.Bu örnekler çok çok artırılabilir.

    Komplikasyon aslında insanın değişkenliğinden, bilinmezliğinden,tespit edilememesinden,gizliliğinden kaynaklanan bir durumdur. Tıp bilmi var oldukça olması zorunluluk olan bir durumdur. Bunlar ne demektir? Nasıl insan bilinemez,tepit edilemez, gizli olabilir.

    Bir bademcik ameliyatını ele alalım. Her yıl binlerce insan bademcik ameliyatı geçirmektedir. Bu hastaların %99 u sağlıklı bir şekilde ve sorunsuz yaşamaktadır.%1 inde ise sorunlar gelişmiş hatta geçirmektedir. Hatta bazıları ise hayatlarını kaybetmişlerdir. Hayatlarını kaybeden insanlar çevrçevesinden bakıldığında “yürüyerek gittiğimiz hastaneden ölüsünü çıkardık”, “basit bir bademcik ameliyatından insan öldü” “doktor adamı öldürdü” “bizim başımıza geldi başkasının başına gelmesin” gibi cümleler kullanılır. Ancak tıp çerçevesinden bakıldığında “komplikasyon” terimi kullanılır. Sonuçta bir ölüm vardır kimi çevreler bunu toplum vicdanına sığmayacağını belirtir. Kimi çevreler ise doktor komplikasyon arkasına gizleniyor diyebilir. Aslında bunun gibi yargılarda bulunanların hepsi hekimin cezalandırılmasını istemektedir. Peki neden?

    Hekimin cezalandırılması, hatta ölmesi kime katkı sağlayacağı meçhul bir durumdur. Aslında bu durum hekim içinde her gün her an yaşayacağı, korkacağı çekineceği bir travmadır aslında.Şimdi örnekteki olayı 2 yönden ele alalım;

    Bademciği oluşturan hekim değildir. Bademciğin alınmasının belirli nedenleri vardır. Sık tekrarlayan sinüzit, sık tekrarlayan kulak iltihapları, akut eklem romatizmasının varlığı, solunum problemlerinin olması gibi gibi. Bunları yapanda hekim değildir. Hekim bedemcik ameliyatı olmasını önerendir. Ameliyatı bana olacaksın diye zorlamaz, ilada olacaksın demez. Karar verici hasta ve yakınıdır. Hekim bu hastayı ameliyat etse de hekimdir. Etmese de hekimdir. Hekimin buradaki amacı kendi bilgileri, görgüleri doğrultusunda hastaya yardımcı olmak istemektir. Yani hekim kendisinin yol açmadığı bir durum için hastaya yardım edendir. Hasta veya yakını karar verir ameliyat olunur. %99 insan Allah Razı olsun diyecek %1 insan ise Allah Belanı versin diyecektir. Hastada problemler geliştiğinde hatta kaybedildiğinde problemler başlar. Artık “ameliyatı yapan kötü hekimdir.Hastasını öldürendir. Hal bu ki %99 insan Allah Razı olsun demektedir. Şimdi neden ölüm olmuştur? Veya neden sorunlar gelişmiştir soruları sorulacaktır? Veya neden ameliyat edilmiştir? Ameliyat olmasaydı olmazmıydı? Soruları gündeme gelecektir.

    Hekim çerçevesinden bakıldığında belki yüzlerce binlerce yapmış olduğu ameliyatta böyle bir problem yaşamasa da yaşayan olmuştur. Ancak var olan durum karşısında kendini yargılayacak ve vicdanıyla hesaplaşacak, şöylemi yapsaydım, nerde hata yaptım diyecektir. Ama ne yaparsa yapsın cevaplarını bulamıyacaktır. Çünkü meteryal canlı, tepkileri farklı farklı, anatomileri farklı farklı, metabolizmaları farklı farklı, algıları,istekleri farklı farklı olan insandır.

    Çünkü bademcik denilen rahatsızlık farklı farklıdır. Özellikleri farklı farklıdır. Damarsal yapıları farklı farklıdır. Damarların boyutları farklı farklıdır. Komşulukları farklı farklıdır. Kişilerin pıhtılaşma özellikleri farklı farklıdır. Var olan enfeksiyonların durumları ve şiddetleri farklı farklıdır. Tüm güvenlik önlemlerini alsanız dahi çok iyi cerrah olsanız dahi bu faktörleri yönetemeyeceğiniz açıktır.

    Şimdi tersini düşünelim. Risk varsa ameliyat yapılmasın. O zaman da tekrarlayan sinüzit atakları sonucu beyin apsesi geliştiğinde, sık akciğer enfeksiyonları geçirip akciğer hastası olduğunda, tekrarlayan orta kulak iltihapları nedeniyle duyma kaybolduğunda, akut eklem romatizması nedeniyle böbrek ve kalp kapak hastası olduğunda ne yapacaksınız.

    Tıp biliminin bir özelliği vardır. Her yaptığınız uygulamada az veya çok risk vardır. Eğer bir hastaya tedavi uyguladığınızda ortaya çıkabilecek risk tedavi uygulamadığınızda ortaya çıkabilecek riskten düşükse tedavi uygulamak kazançtır. Yani tıp bilmi risklerin dengesidir. Risksiz bir tıp bilmi söz konusu değildir.

    Şimdi de hekim bu ameliyatı yapmakla ne kazanacaktır? Sorusuna cevap arayalım.Düz mantıkla cevaplanacak. Sesi duyar gibi oluyorum para. Ne kadar kazanacaktır? Örneğin 100 lira. Eğer bu ameliyattan sorunlu çıkarsa ne kadar kaybedecektir. 25.000 lira. Yani bu hekimin 250 tane bademcik ameliyatı yapması lazım ki bu parayı kazanabilsin. 250 tane ameliyattan da tekrar sorunlu olanın çıkmayacağının da garantisi yoktur. Suçlu çıkarsa ki bu bedel çok daha ağır olacaktır.

    Şimdi gelinen nokta tıp bilmi için bu olmuştur maalesef. 2 grup hekim camiası gelişmiştir artık 1.grup tıp bilminin gereklerini yapmaya çalışan 2.grup ise kendini korumaya alan. Maalesef her geçen gün 1.grup tıp bilminin gereklerini yapmaya çalışan grup hızlı bir şekilde küçülmeye başlamıştır. Ve böyle giderse hiç kalmayacaklardır.

    Tıp bilmi yapılan uygulamalarla ve cezalandırma yöntemleri ile bilir bilmez yorumlarla yıpratılmaya devam etmektedir. Esas sorun tıp biliminin uygulayıcıları ile yasal uygulayıcılar arasında ayıklamayı yapacak mercilerin olmamasıdır. Yani tıp bilimini bilen yasal uygulayıcıların yokluğudur. Bu sorun tıp biliminin siyasal olarak kullanılmasına izin vermektedir. Sorun halbuki ağırdır. Gelecek risk altındadır. Sağlıksız, gereği yapılmayan uygulamalarla yıpranmış bir toplum bizi beklemektedir. Bu nedenle tıp bilimi çatışı içinde yasal uygulamalar çatısı içinde olmalıdır. Yasal uygulamalar bilmin uygulanmasında hata art niyetvarsa devreye giren olmalıdır. Yoksa tıp bilmi içersinde yüzyılların birikimleri ile oluşan bilgi bankaları,literatürlerin,tüm kitapların komplikasyon dediği kavramlar üzerinde olmamalıdır.

    Bu makalenin özeti gelişen komplikasyonları yasal uygulayıcılar malpraktis içine alırlarsa tıp bilminin ülkemiz için yok olma noktasına geleceğinin unutulmamasıdır.

  • Bir fenomen/dar ve sıkı vagina/hakikatler

    Bu tanımlama belki gençliğe bir öykünme, belki de eril bir dillendirme . Ama bir sorun olduğu aşikar. Normal ölçüleri kişisel ve size farklılıkları göstermesi doğalsa da, doğum yapmamışlarda iki parmağın girmesine müsaade etmesi bir parametre sayılmalı. Gene 7-10 cmlik bir ölçü klasikse de enlemesine yada boylamasına sahip olduğu katlantılarla boyunu da, genişliğini de artırıp büyüme potansiyeline sahip. Tabii ki sorun öncelikle sağlıklı bir cinsel hayat tanımlaması kapsamında değerlendiriliyor. Penis ve vagina uyumsuzluğu, doğal sulanmada yaşanan sorunlar ve belki sarkan idrar torbası ve barsaklarla birlikte gelişen idrar kaçırma/sıkışma dertleri. ’’Genişlik’’ yapısal olabilir, normali böyledir, büyüktür. Ama bu genişlemeye doğumlar yol açar. İri bebek, çoğul gebelik, doğum sayısının fazlalığı, epizyo dikişlerinin problemleri, vesaire. Ya da zaman, bedeni değiştirdiği gibi vaginada da elastikiyet yitimiyle genişlemeye yol açacaktır. Oluşagelen bu deformasyon, genişleyen /uzayan vagina yolu genel geçer bir ön kabul ile’’ haz yitimine’’ denk düşebilir. Sevişmekten kaçan ya da cinsel ilişkiden yeterince zevk alamayan kadınların bir derdi belki de organlarındaki bu kendilerince kaygı verici bozulma ve estetik sorunlar olmuş olabilir. Sarkık ve büyük vagina iç dudakları da normal hayata/giyim kuşama getirecekleri olası zorluklarla bu takıntılı durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir. Sonuçta tamamen biçimsel bir beden durumudur bu resmedilenler. Ayrıca belki kişisel özgüven yitiminde binlerce diğer başka faktörler de rol oynayabilir. Fenomenliği de buradadır zaten. Söylenir, inanılır. Güzellik tanımlamalarının onbinlerce yıllık tarihinin (aslında) doğurganlık, çoğalma ve üreme gibi en basit güdüleri savunma duygusundan kaynaklandığı gerçeği gibi. Gür saç (iyi bir hormonal denge), ince bel (Beline daha sıkı sarılabilme duygusu), geniş kalça (çocuk için uygun bir pelvis yatağı), iri/diri meme (doğurganlık/süt ilişkisi), sağlıklı dişler (benzer şekilde iyi bir kemik /genetik yapı)vesaire. Tüm genetik kodların, fenomenlerin, tanımlamaların yola çıkışı belki bu. Kendimizi, neslimizi koruma, üreme ve çoğalma. Cinsel hayat ve beğenilme de bunun bir parçası. Sonuçta sorun buysa,’’genişlemiş deforme bir vagina yolu’’ yani, çözüm asla zor değildir. Hastane koşullarında,ameliyathanede, lokal ya da sedasyon anestezisiyle, 30-45 dk süren bir cerrahi girişim. Alttan, fazlalık vagina dokusu kesilip çıkartılıyor, kaslar sıkılaştırılıyor, eriyebilen dikişlerle kapatılıyor. Ağrı yok denecek kadar az. Temizlik kurallarına, hijyene evde de devam edip gerekirse pansumanlarınızı da kendiniz yapabileceksiniz. Doğuma, bekarete, cinsel hayata kötü bir etkisi tabiî ki olmayacak olan bu süreçte 1-2 gün sonra işinize gidebilir, 3-4 haftada doğal cinsel yaşamınıza dönebilirsiniz. Bu vagina daraltma işlemlerinde cerrahi ek çözüme olarak lazer uygulamaları, radyofrekans tatbiki, elektrik stimülasyonları ve yağ dolguları da çözümün bir parçası olarak yer almaktadır. Yüz güldürücü ve özgüven kazandırıcı bir cerrahi müdahaledir, vaginoplasti. Aynı seansta diğer genital estetik problemlerde giderilebilecektir (Labioplasti,Klitoris ve G noktası dizaynları,Vulva’ya liposakşın veya bacak arası RF-Body Tite Liposuction’ vs gibi). Bütün bunlar gereksiniminiz halinde plastik cerrahınızla birlikte düzenlenecek bir genital estetik iyileştirme süreci olarak ta düşünülmelidir sonuçta. Ve aslolan ‘’dar, sıkı, sarkmış, şişik’’ her neyse beden yapılarınızın durumu değil sizin bedeninizle ilişkiniz, özgüveniniz ve kendinizi beğenip beğenmediğiniz gerçeğidir. Gerisi o/zaman ‘’Laf’ü güzaf’’ yani boş söz olarak kalır. Gerçek fenomen de budur.