Etiket: Sorun

  • Mobbing kurbanı mısın?

    Mobbing kurbanı mısın?

    Mobbing kelime anlamı olarak ‘’ bir veya bir grup insanın bir kimseye veya başka bir gruba sosyal kabadayılık yapmasıdır.

    Peki bu nasıl gerçekleşir?

    -Psikolojik Şiddet yoluyla

    -Baskı yoluyla

    -Yıldırma yoluyla

    -Taciz yoluyla

    -Tehdit yoluyla

    -Soruşturma yoluyla

    -Sıkıntı verme yoluyla

    -Rahatsız etme yoluyla

    bu yollardan bir veya birkaçının size yönelik olması mobbing altında olduğunuzu ve maalesef kurban konumunda olduğunuz sinyalini vermektedir.

    Son zamanların en büyük çalışan problemlerinin başında gelmektedir mobbing. Özellikle psikolojik sorunlara ve iş yerinde engellenemez çatışmalara yol açmaktadır. Bunların başında iletişimsel çatışmalar gelse de ardından da büyük bir hukuki çatışma yaşanılacağı aşikârdır.

    Hayatımızın çok büyük bir alanının kapsayan işimiz, mesleğimiz mobbing yoluyla büyük tehlikelere gebe kalır. Bunlardan en önemlisi şüphesiz ki psikolojik dayanıklılığımız ve sağlıklılığımızdır. Ki önemli ölçüde etkilenir.

    Mobbing günümüzde üstten asta çok daha rahat uygulanabilirken iletişimin tamamen bozulması ve iletişim engellerinin aşılamaz hale gelmesiyle birlikte zaman içerisinde asttan üste bir forma da dönüşebilmektedir. Bu yönüyle şiddetle benzer olan mobbing nasıl ki şiddet gören şiddet uygulayıcı potansiyeline sahipse ; psikolojik sağlıklılığı tehdit altında olan birey mobbinge maruz kaldıkça o da asttan üste yönelik değişik yöntemlerle mobbing uygulayıcısı durumuna geçebilir. Bu da genellikle;

    -Talimatlara uymama

    -Geç gelme

    -İşleri erteleme/yapmama/yanlış yapma

    -Dedikodu

    -Konum tehdidi

    -Hiyerarşik düzene aldırmama/başkaldırma

    gibi formlarda asttan üste mobbing formlarında gerçekleşir.

    Mobbing kurbanının meslek algısını, mesleki bütünlük duygusunu, mesleki benlik duygusunu zedeler. Aynı zamanda kişinin kendine yönelik kuşkusunu artırıp paranoyalara ve kafa karışıklığına neden olur.

    Yapılan bilimsel araştırmalarda mobbing;

    -ağlama

    -uyku bozuklukları

    -duydurum bozuklukları

    -depresyon

    -yüksek tansiyon

    -panik atak gibi kaygı bozuklukları

    -kalp krizi

    gibi sağlık sorunlarına neden olmaktadır.

    Mobbing kendini hissettiren, ben geliyorum diyen maruz kalmak üzere olan veya kalmış olan bireylerde mutlaka sezgisel olarak hissedilir. Bunun şüphesi bile mobbingin başlamış olacağının yeterli kanıtı düzeyindedir. Bu nedenle bu güçlü psikolojik baskı sizi çember içerisine almadan ve psikolojik sağlıklılığınızı sömürmeden mutlaka bir uzmanla görüşmeniz faydalı olacaktır. Şöyle ki hukuki olarak bir sorun çıkmadan bir uzmanla görüşmeniz sorunların daha da büyümemesine katkı sağlarken ; hukuki sorunun çıkmış olması ihtimaline karşı da sizin için bir kalkan aynı zamanda da güçlü bir kanıt olacaktir.

  • Okullarda kılık –kıyafet yönetmeliğinin değiştirilmesi ve tutumlar

    Okullarda, önlük, üniforma gibi tek tip giysilerin kullanımdan kalkması sorun olur mu? Yıllardan beri sürdürüle gelen bir düzenin değişikliğe uğraması birçok kaygıyı da beraberinde getiriyor. Okullarda idare ve öğretmenlerin otoritesi zayıflar mı? Ekonomik gücü yeterli olmayan çocukların durumu ne olacak? Gibi..

    Özellikle ergenlik çağında tek tip giysi ile okula gidilmesinin okul idarelerini zorlamakta olduğunu görmekteyiz. Ancak, tamamen kaldırılması öğrenciler arasında otoriteye uyum konusunda sorunlar yaratabilir. Bu konunun değerler eğitimi ile desteklenmesi gerekir. Okullarda sosyalleşme önemli bir konu olup, sosyalleşirken karşımızdaki kişi ile ilişkiler konusunda pozitiflik yaşanması gerekmektedir. Kişiler kendilerine yakın giyim tarzını benimsemekte ve sosyal ilişkiler daha rahat kurulabilmektedir.

    Sosyo-ekonomik anlamda marka giyinme, markaya ulaşamama sorun yaratabilir. Ancak, bu konu ile ilgilenmeyen öğrenciler, eğer dersleriyle ilgililerse kendilerini rahat hissedip, kendilerini sınırlandırılmış hissetmeden eğitimlerine yönelebilirler. Ancak, sosyo-ekonomik yönden arkadaşıyla kendini kıyaslaması ve arkadaşının giyiminden geri kalmak özgüven konusunda sorun yaratabilir. Özgüveni gelişmiş çocuk için sorun olmayabilir. Özgüveni olmayan çocuk, mutlaka arkadaşlarına uyma zorunluluğunu duyacak, dışlanmaktan çekinecektir. Bu, ergenlik çağında daha belirgin olacaktır.

    Okullarda baskın karakterler kendilerini öne çıkararak, idari ve eğitimsel güçlükler yaşanabilir. “Eğitim bireyin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir” (Ertürk, 1974, s.12).Bu nedenle bir planı programı ve disiplini vardır. Disiplin sağlanmayan yerde eğitim olmaz. Burada iç disiplin uyandırmak önemlidir. Çocuklar otokontrol sahibi olabilmelidir. Neyin doğru neyin yanlış olduğu ile ilgili olarak davranış biçimi öğrenirken aileler ve okul destek olmalıdır.

    Ayrıca, şu an çalışanları etkileyen ve hergün düşündüren bir sorun olan, ‘’bugün ne giyeceğim?’’ düşüncesini ve sosyal alanda kendini tanımlama konusunda sorun yaratabileceği fikrini benimsetiyor. Okullarda kıyafet düşüncesi ilk zamanlar öne geçecek, herkes ertesi gün nasıl şık ve dikkat çekici olacağını düşünecek, zaman içinde bu kaygılar ortadan kalkacaktır. Geçiş döneminde hiçbir zorluk yaşanmayacağını söylemek iyimser olur. Markalar ilk zamanlar herkesin ulaşmak istediği birşey olarak göze çarpsa da zaman içinde çeşitlilikten dolayı etkisi dağılıp, öğrenciler eğer o duygu uyandırılabiliyorsa derslerine kenetleneceklerdir. Karar verme ve bireyselleşme yetilerinin gelişmesi için serbest kıyafet uygulaması destek olabilir. Geçiş döneminde bazı sorunların yaşanması muhtemeldir. Öğrenci okul sonrası bir etkinliğe katılabilir ve bir-iki küçük değişiklikle giysi olarak hazır halde bulunabilir. Ancak, ergenlik çağında kızlarda takı kullanımının sınırlılıklar içinde olması güç uygulanabilir gibi görünmekte. Giysilerde serbestlikle aksesuar kullanımı kendiliğinden doğallaşacak.

    Burada en önemli husus ailenin tutumları ve çocuklarına bunu yansıtma ve çocuğundan gelen etkilere nasıl ve ne şekilde tepki vereceği olacaktır. Çocuğa bilinç kazandırma ve okulun eğitim-öğretim mekanı olduğunun kavratılması ve bunun sıcak tutulması gerekecektir.

    Aileler, durumları ne olursa olsun, kendilerini ezik hissetmemeli, çocuğuna gelir dağılımında herkeste farklılıklar yaşanabileceği fikrini benimsetmelidir. Önemli olanın çalışarak, emek vererek, doğru yoldan kazanmak olduğunu anlatmalı ve bu konunun üzerinde durmalıdırlar.

    Bunun yanında çocuklar, sosyal etkinliklere ve spora yönlendirilmeli, el becerileri ve tamirle ilgili kurslar açılıp, çocuklar kendilerini her alanda yeterli hissedebilmeli ve dikkat bu yönlere verilmelidir. Şu açıdan da düşünmek gerekir. Her yerin ortalama belli bir kıyafeti vardır. Zaman içinde aşırılıkları kullanan öğrenciler, toplum içinde törpülenerek, daha ortada buluşabilirler. Bunu öğrenmek için okul bir ORTAM olabilir. Çağın hızla ilerlemesi ile çocuklar ve gençler kendilerini fazla sınırlandırılmış hissediyorlardı ve tüketim kalemlerinin çoğalması ve ilgi çekmesi ile herkes bir arayış içindeydi. Sınırlandırmalar güncelliğini kaybetmişti ve öğrenciler bunalmıştı, uygulayıcılar zorluk yaşıyordu. Okullar, genellikle, öğrenciler için hapishane özelliğini taşıyordu ve okula devamsızlık kaygısı ve arkadaşları ile bir arada olabilmek amaçlı geliniyordu. Yalnızca kırmızı ve mavi kap kağıdı ile defter-kitap kaplandığı dönemleri çoktan geçtik ve bu kadar çeşitliliğin olduğu bir dönemde buna artık direnilemiyordu. Duyulan kaygılar ailelerden ve öğretmenlerden gelmekte, aileler çocuklarının isteklerini sağlayamamaktan; öğretmenler ise otorite sağlayamamaktan çekinmekte. Serbest kıyafetle çocuklar tamamen dünya insanı olmakta, herhangi bir öğretim kurumu ile bağları ortadan kalkmakta, bağımsız olmaktadırlar. Öğrencilerin okulda eski dönemlere gore daha fazla zaman geçirdikleri düşünülürse, çocukların çocuklukları ve gençlikleri güncel kıyafetleri giyemeden geçiyor. Çocuk, akşam okula geliyor ve kendine özel giysi süresi en fazla 3-5 saatle sınırlı; o da genellikle eşofman ve pijama oluyor. Öğretim yılları düşünüldüğünde, ortalama 12 yıl, çocukluk ve ergenlik çağı tek renk ve tek model kıyafetle geçiyor.

    Ortak hedefler, falanca okullu olmak genellikle günümüzde uzaklaşılmış değerlerden oldu. Öğrenci okulda bu sene varsa bir dahaki seneye yok. Öğretmen, idareci yine aynı şekilde. Kurumla bağlar zayıf. Belli bir ideal için kimse bir arada değil. Kurum kimliğinin olması, ait olmak güzel kavramlar… Belli bazı okullar bunu sürdürebiliyor. Bu okullarda da süreklilik mevcut. Çalışanların ve öğrencilerin kurumlarını benimsemesi, adını kirletmemek, küçük düşürmemek için hep birlikte çaba sarfetmesi esas.

    Okullar, eğitim-öğretim alanı olduğu için giysilerde aşırılıklar dikkati dağıtıp, işi özünden uzaklaştırabilir. Önemli olan, eğitim, hayat bilgisi ve davranışlardır. Eğitimde kişinin kendini çok rahat hissetmesi, eğitimden uzaklaştırır. Örneğin, öğrenci ders çalışırken çok rahat bir sandalyede oturmamalı, yatakta ders çalışmamalıdır. Eğitimcilerin, sınıf yönetimi, alan bilgisi, pedagojik formasyon, duygusal zeka, iletişim alanlarında yeteri kadar gelişmiş olmaları gerekir. Aile ile okul iletişimi iyi şekilde sağlanmış olmalı, evden öğretmenler için gereken destek verilmeli, sevgi ve saygı üzerinde durulmalıdır. Öğretmen- öğrenci ilişkilerinde sıcak, fakat belirli mesafe korunmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV
    Pedagog-aile ve iletişim danışmanı

  • Pedagog

    Pedagog;

     Çocuğunuzun zihinsel, Sosyal, Duygusal Gelişim ve Ruh Sağlığı Uzmanıdır! ?İyi anne baba olma sanatını doğuştan öğrenilen bir şey değildir.

    Pedagog; Çocuğunuzun zihinsel, Sosyal, Duygusal Gelişim ve Ruh  Sağlığı Uzmanıdır! “İyi anne baba olma sanatını doğuştan öğrenilen bir şey değildir. İyi anne baba olup çocuğunuzun gelişimini desteklemek, potansiyelini ortaya çıkarmak için Pedagogdan yardım almalısınız. Çünkü bazen onun için en iyi yapıyorum derken çocuğunuzun gelişimi engelliyor ve psikolojisine zarar veriyor olabilirsiniz.”

    Eski yunanca ve Latince de Pedagog: paidagogos’dan gelir. Anlamı çocukları, onlara eğitim vermekle görevli öğretmene götürmekle yükümlü köle. Oysa Pedagogu en iyi tanımlayacak kelime çocuk psikolojisi eğitmeni ya da çocuk psikologu olmalıydı. Çünkü Pedagog ne sadece bir Psikolog, ne sadece bir Eğitimci; buna Eğitim ve Psikolojisi uzmanı diyebiliriz.

    Peki, günümüzde pedagogun görevi nedir, ne zaman, neden pedagoga gidilmelidir? Bu konuda bütün anne babalara faydalı olacağını düşündüğüm bir kaç şeyi burada açıklamak istiyorum.

    Hiç kimse anne-baba olma sanatını doğuştan öğrenmiyor!

    Hiçbirimiz anne-baba okuluna giderek diploma aldıktan sonra çocuk sahibi olmuyoruz. Belki planlı, belki sürpriz bir şekilde; buna psikolojik olarak hazır olarak ya da olmadan anne-baba oluyoruz. Çevremizden gördüklerimizle, annemizin bizi yetiştirmesinden öğrendiklerimizle, doğru yanlış bildiklerimizle çocuklarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz. Oysa çocuğunuzu yetiştirirken bir uzmandan destek almanız gerekir. Bu uzman da Pedagogtur.

    Birinci çocuk denek değil!

    Birinci çocukta anne baba olmayı öğreniriz, ikinci çocukta daha tecrübeli oluruz deyip, ilk çocuğun gelişimini ve eğitimini tehlikeye atamayız. İyi anne ve baba olmayı öğrenmek için pedagogdan yardım almalısınız. Pedagog çocuk psikologu ve aile danışmanıdır. Sadece sorunları çözmek değil, sorunların oluşma ihtimalini ortadan kaldırmak için aile ile işbirliğine girerek çocuğunuzun sağlıklı gelişimine katkıda bulunmak için aileyi bilgilendirir. Pedagoga anne babanın çocuk “yetiştirme rehberi” de diyebiliriz.

    Pedagogun görevi; çocuğun ruhsal dünyasında her şey yolunda mı, anne babanın yaklaşımda bir sorun var mı, okulda evde durumlar nasıl? Bunları takip ve kontrol etmektir.

    Bu görev daha siz anne adayıyken başlar. Anne adayının, anneliğe psikolojik olarak hazır hissetmesi ve çocuk sağlığı konusunda bilgi alması için bir uzmanla düzenli görüşmesi; çocuk doğduktan sonra ise annenin psikolojik danışmanlık desteği almaya devam etmesi gerekir. Anne- babanın çocuklarını yetiştirme konusunda her dönemde destek alması çocuğun sağlıklı büyümesinde önemli rol oynuyor.

    Çocuklarınızın yiyecek, içecek, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal ihtiyaçları için ne yapıyorsunuz?

    Anne baba olarak çocuklarımız için her zaman en iyisini yapmak isteriz. Kendimiz yemeyip çocuklarımıza yediririz. Çocuğunuzun fiziksel ihtiyaçlarını karşılarken diğer gelişim alanları için neler yapıyorsunuz? Çocuğunuza bir kaç eğitici oyuncak almak, odasını süslemek yeterli mi, çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi destekleyici oyunlar oynuyor musunuz? Çocuğunuza karşı yaklaşımınız, iletişiminiz nasıl? Çocuğunuzla fazla ilgili mi, çok mu ilgisizsiniz, bunu nasıl dengeliyorsunuz? Çocuğunuz limitlerini biliyor mu, bunu nasıl öğretiyorsunuz, yoksa çocuğunuz “hayır’ dan anlamıyor mu? Bu soruların cevabını yine Pedagogdan alabilirsiniz.

    Sizin çocuğunuz “ayrı bir dünya” ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: “Her yaramazlık yaptıktan sonra sabah akşam tok karna şu ilacı verin” gibi.

    Çocuğunuz hasta olunca doktora gidersiniz, doktor reçete yazar ve o ilaçları alarak tedavisini yaparsınız. Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi için vitaminli yiyecekleri bilir, onlarla beslersiniz; kaliteli, sağlıklı oyuncakları ve kıyafetleri tercih edersiniz; tüm sevgi ve ilginizi verirsiniz. Tüm bunları tek başınıza yapabilirsiniz. Fakat tek başınıza çocuğunuzun zihinsel, sosyal, duygusal gelişimini destekleyebileceğiniz, “sizin çocuğunuza özel yazılmış” ne bir kitap ne de bir ilaç yok. Mutlaka ki çocuk psikolojisi ve sağlığıyla ilgili kitaplar okumak size destek olacaktır. Fakat bunlar tek başına yeterli olamayacaktır. Hatta siz Pedagog bir anne olsanız bile objektif bir şekilde değerlendirilmeye ihtiyaç duyacaksınız.

    Unutmayın sizin çocuğunuz ayrı bir dünya. Farklı karakterlere sahip anne, baba, çocuğun biyolojik özellikleri, yaşadığınız küçük çevrenin özellikleri, sizin inandıklarınız, yaşadıklarınız, tüm bunlar çocuğunuzun dünyasını oluşturuyor ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: her yaramazlık yaptıktık tan sonra şu ilacı verin diye bir şey de yok.

    Çocuğunuzun içinde bulunduğu şartlara ve duruma göre çocuğa yaklaşım farklılık gösterecektir. Bu nedenle Pedagog size hangi durumda ne yapmanız gerektiğini, o şartlara göre, çocuğunuzun gelişimsel ve bireysel özelliğini dikkate alarak değerlendirecektir.

    Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçları her yaşta farklılık gösterir.

    Çocuklar bebeklik döneminde çok hızlı büyür ve haftalar bile önemlidir. Daha sonra gelişimleri yavaşlar ve her yaşta farklı bir psikolojik, biyolojik dönemin içindedir. Bu dönemin özelliklerini bilerek, çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate alarak Pedagog sizin çocuğunuza özel size “çocuğunuzu yetiştirme kılavuzluğu” yapar. Böylece çocuğunuza karşı tutum ve davranışlarınız doğru mu, değil mi bunu bilirsiniz ve bunun bilincinde kendine güvenen anne babalar olursunuz.

    Pedagoga gitme sıklığı çocuğun yaşına ve yaşadığı problemlerinin türüne göre değişir.

    0-15 yaşa kadar uzman bir Pedagogla senede bir kaç defa görüşmeniz çocuğunuzun en kritik dönemleri en az zararla atlatmasına yardımcı olur. Pedagoga gitme sıklığı çocuğunuzun yaşına, yaşadığı döneme göre değişir. 3-6 yaşta en az üç ayda bir gidebilirsiniz. Eğer çocuk kritik bir dönemdeyse ya da siz kritik bir dönemdeyseniz, o durumun özelliğine göre, o dönemi atlatana kadar daha sık gitmeniz gerekebilir.

    Anaokulu tek başına yeterli değil!

    Çocuğunuzun zihinsel, sosyal-duygusal gelişimi için sadece anaokuluna göndermeniz de yeterli değil. Çünkü anaokulunda neler yaşanıyor, evde neler yaşanıyor ve bu ikisi arasında kalan çocuğun psikolojisi nasıl, her şey evde de okulda da yolunda mı, yoksa size mi her şey yolunda gözüküyor? Yine tüm bu soruların cevabını ancak bir Pedagogdan alabilirsiniz. Pedagog çocuğunuzun bireysel özelliklerini dikkate alarak ne yapmanız hakkında sizi yönlendirir ve bir program uygular.

    Pedagoga sorunu çözmek için değil, öncelikle sorunun ortaya çıkmasını önlemek için düzenli gidilmeli.

    Pedagoga gitmek için çocuğunuzun sizin gözünüzde bir “sorun” yaşamasını, “psikolojisinin” bozulmasını beklemeyin. Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi ve eğitimi için, çocuğunuzun gelişimsel ve bireysel özelliklerine uygun en sağlıklı tavsiyeleri alabileceğiniz uzman Pedagogdur. Nasıl ki her alanın bir danışmanı varsa, Pedagog da aile ve çocuk danışmanıdır. Çocuğunuzla ilgili her kararda, bu kararın çocuğunuz üzerinde duygusal, sosyal, ruhsal yönden nasıl bir etki yaratacağını Pedagoga danışmalısınız.

    Her ne kadar çocuklarınız için en iyisini yaptığınızı düşüncenizde, bazen onların adına aldığınız kararlar onların geleceğinde ciddi problemler yaratabiliyor. Örneğin çocuğunuzun yerine meslek seçmeniz: eğer bu çocuğunuzun sevmediği ve yeteneği olmadığı alansa başarısızlığa ve bu başarısızlık hayatının diğer alanlarını da olumuz etkilemesine neden oluyor. Oysa çocuğun kendi istediği, yetenekli olduğu mesleği seçmesine izin verilse; çocuk çok başarılı ve sağlıklı birey olarak toplumda yer alacaktır. Maalesef bu örnekleri günümüzde sık yaşıyoruz. Çocuklarınız adına aldığınız bu kararlar çocuğunuzun ruh sağlığı için tehlikeli boyutlara gelince “eyvah şimdi ne yapacağız” diye Psikiyatrı, Psikologu gezmek yerine, Pedagoga sorunu çözmek için değil, öncelikle sorunun ortaya çıkmasını önlemek için düzenli gitmelisiniz

    Pedagog; çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişim ve ruhsal sağlığı doktorudur.

    Şunu aklınızdan çıkarmayın nasıl ki çocuğunuzun ateşi çıkınca çocuk doktoruna götürüyorsanız, çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi ve sağlığı için de Pedagoga gitmelisiniz. Pedagog çocuğun dünyasında her şeyin yolunda olup olmadığını değerlendirip, bir sorun varsa bunu aşmak için neler yapılabileceğinizi anlatır. Kısaca Pedagog çocuğunuzun sosyal, duygusal, zihinsel gelişim ve ruh sağlığı uzmanıdır ve çocuğunuzun gelişimi desteklemeniz için size yardımcı olur.

    Anne baba olmaya karar verdiğinizde ya da anne baba olacağını öğrendiğinizden itibaren düzenli olarak Pedagogla görüşmeye başlamalısınız.

  • Narsist Kişilik Bozukluğu

    Narsist Kişilik Bozukluğu

    Narsistik kişilerin başkaları ile olan ilişkileri sorunludur çünkü aşırı ilgi ihtiyaçları ve başkalarının duygu ve düşüncelerini umursamamaları yüzünden insanlar uzaklaşırlar. Sosyal olarak aktif, keyifli ve cazip olabilirler fakat insanlara karşı sorumsuz ve kibirlidirler.

    NARSİST KİŞİLİK BOZUKLUĞU VE TEDAVİSİ

    Bencilliğin hastalık boyutuna giren tutum ve davranışlara “Narsist Kişilik Bozukluğu” diyoruz. Empati yapmazlar, başkalarının düşüncelerine saygı göstermez, ilişkilerde kendilerini merkeze koyarlar. Kendilerini beğenmiş ve kusursuz kabul ederler. Başkalarını kendi istek ve amaçları için kullanmayı severler eleştiriye gelemez, güç ve sevgide tatminsiz ve yaptıkları şeylerde kendilerini haklı görür ve onaylanmak isterler. Beklentilerini karşılamazsanız benlik saygıları düşer, çabuk kırılır ve duygusal durumlarıyla kendilerini ve başkalarını yıpratırlar. Gerçekleri saptırma eğilimindedir. Hayallerini abartmayı sever. Kıskanç ve rahatlıklarından ödün vermezler. Çoğunlukla narsist kişilik bozukluğu tek sorun olmaz. Beraberinde antisosyal, borderline gibi kişilik bozuklukları da eşlik eder. Bu nedenle yıllarca bu sorunun ne olduğu anlaşılmaz

    Tanı Koyarken Şu Kriterlere Bakarız

    • Kendini çok fazla önemsiyor mu

    • Aşırı güzellik düşkünü, çok zeki buluyor ve güç ve kusursuz sevgi arayışında mı?

    • Başkalarını kolayca çıkarları uğruna harcayabiliyor mu?

    • Küstahlık ve kendini beğenmişlik var mı?

    • Sürekli haklı çıkma peşinde mi?

    • Durumunu ajite ediyor ve başkalarını suçlama eğiliminde mi?

    • Empati yapıyor mu?

    • Duygularında uç noktalarda mı yaşıyor?

    • Eleştirilere tahammülsüz müsünüz?

    • Başkalarıyla işbirliği yapmakta zorlanıyor mu?

    Narsist Kişilik Bozukluğunun Temelinde Ne Var?

    Her şeyde olduğu gibi bunda da aile var. Ergenlik döneminde başlar. Anne ve babadan yeterince duygusal sıcaklık görememiş, anne babanın çocuğun özelliklerini abartarak sürekli yüceltmiş veya çocukluk çağındaki travmalar sebep olmuş olabilir.

    Narsist Kişilerde İlişkiler Nasıl Olur?

    Kendilerini merkeze koyar ilişkilerinde eşlerinden karşılıksız sevgi ve ilginin sürekli olmasını isterler. Sorumlulukları verme konusunda uzmandır ancak sorumluluk almaz. Biriyle ilişki içinde olmasının iki nedeni vardır; hırsıdır ve bu hırsını tatmin etmek için ulaşması gereken noktaya ( kariyer, para, şöhret) için size ihtiyacı vardır ya da ne kadar eşsiz ve üstün bir vasfa sahip olduklarını onaylatacak biri olarak sizi görür ve siz bunu yaptıkça sizi yakınında tutmayı tercih eder.

    Narsist kişiler ile birlikte olmayı tercih edenlerin çoğunda anne veya babasından biri narsist kişiliğe sahip olmuştur. Kendi haklarını aramayı düşünmez eşlerinin kendilerini hiçbir karşılık vermeden kullanmalarına izin verirler.

    Narsistlere Dur Demem Mümkün Mü?

    Ola ki siz bu kişiye “bencil” ve “çıkarların için beni kullanıyorsun” deyin. İşte o zaman pençelerini çıkartır ve ne kadar kirli çamaşırlarınız varsa veya zaaflarınız onunla sizi ezmeye çalışır. Örneğin; Tartıştığınızda, “Ben senin erkekliğinden şüphe ediyorum. Bu güne kadar beni hiç tatmin edemedin ama ben hep yanında oldum senin” gibi. Bir yandan savunma yaparken bir yandan da ağır eleştirilerde bulunabilirler.

    Üstelik bununla da kalmaz kendi kusursuzluklarını göstermek ve bu inancı sürdürmek için eleştiri silahını sıkça kullanır, gerektiğinde bunun için yalan söyler, aldatır veya inkar eder ve bazen de suç işlemeyi göze alabilir.

    Nasıl Tedavi Olur?

    Bu durum erken yaşlarda anlaşılmaz. İleri yaşlarda ise kronikleşmiştir. Dışarıya yansıtılan benlik ile içeride özünde var olan benlik arasında uçurum vardır. Dışına yansıttıklarıyla sağlıklı bir ilerleme olmaz ne var ki çoğu da içinize girmenize izin vermez. Yargılanmaktan, yetersizliklerden, hatalı duruma düşmekten o kadar çok korkarlar ki bu hasta olduğunu doktordan duymaktansa hiç gitmeyip tedaviyi reddeden hastanın durumuna benzer.

    Narsistik kişiler kendilerini sorunlu görmedikleri için kişilik problemleri dışında bir sorun için yardım almayı kabul edebilirler. Duygusal problemlerine tahammül edemedikleri ve kırıldıkları bir noktada depresyona girer ve terapi almayı kabul edebilirler. inançlarını sarsacak bir kriz yaşadıklarında terk edildiklerinde, ölüm veya iş kaybı gibi ağır bir sorunla karşı karşıya kalınca yardım almayı kabul edebilirler.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Olumsuz davranışı ortadan kaldırma yöntemleri

    Olumsuz Davranış
    Çocuklarımızın davranışlarının oluşmasında uygun yönlendirme büyük önem taşır. Onların davranışları, yetişkinlerden aldıkları tepkilere göre şekillenir. Kullanacağımız bazı teknikler olumlu davranışların artırılmasına, bazıları ise olumsuz davranışın söndürülmesine yöneliktir. Olumsuz davranışı ortadan kaldırma konusunda belirlenmiş yollar standarttır. Fakat her çocuk ve aile birbirinden farklıdır ve davranış değiştirme yöntemleri de bir çocuktan ötekine değişkenlik gösterebilir. Çocukların karşılanması gereken psikobiyolojik durumlarını da gözden geçirmek ve bu durumlara göre davranmak önemlidir. (Merakların giderilmesi, fiziksel etkinlik gereksinimi, besin ve su gereksinimi, idrar ve dışkı gereksinimi, yorgunluk, ısı ve nem düzeylerinde değişiklik vb.) Eğer bu psikobiyolojik ihtiyaçları karşılanmış durumdaysa, olumsuz davranışı değiştirmek için plan yapmak yararlı olabilir.
    OLUMSUZ DAVRANIŞI DEĞİŞTİRMEK İÇİN PLAN YAPMAK
    Davranış değiştirme şu aşamalarda gerçekleşir:
    1. Sorun tanımlanır.
    2. Amaç saptanır.
    3. Amacı gerçekleştirmenin yolları çocuğa öğretilir.
    1. Sorunun tanımlanması: Zaman zaman bir çocuğun sorununun, davranış sorunu mu, yoksa kişilik sorunu mu olduğuna ilişkin karmaşa yaşanır. Çocuğunuzun sorununu duygusal ya da kişilik sorunu olarak görürseniz, ona bazı sıfatlar yakıştırırsınız. Örneğin; “”utangaç””, “”anneye bağımlı””, “”saldırgan”” vb. Bu sıfatlar, çocuğun sorununu değişmez bir özellik olarak algılamamıza ve düzeltmek için çaba göstermememize yol açabilir. Eğer sorunu çocuğun davranışı olarak ele alırsanız, o davranışı değiştirmek için bir şeyler yapabilirsiniz. Örneğin, “”Can açgözlü”” yerine “”Can başkalarının tabaklarından yiyecek alıyor.”” “”Murat saldırgan”” yerine, “”Murat küçük kardeşini çimdikliyor.”” “”Esra negatif”” yerine, “”Esra her yaptığı işte başkalarından yardım istiyor.”” şeklinde tanımlamak uygun olacaktır.
    2. Amaç Saptamak: Belirleyeceğiniz amaç, neyi gerçekleştirmek için uğraşacağınızı gösterecektir. Değiştirmek istediğiniz davranışla ilgili olarak en kolay amaç belirleme şekli, çocuğun davranış tanımına “”yapmaz”” ifadesini eklemektir.
    Davranış: Can başkalarının tabaklarından yiyecek alır.
    Amaç: Can başkalarının tabaklarından yiyecek almaz.
    3. Amacı Gerçekleştirmenin Yollarını Öğretmek:

    • Amaçlarınızı belirleyin ve tutarlı olun.
    • Çocuğunuz istenmeyen davranışı yaptığında, nasıl bir caydırıcı tepki göstereceğinizi belirleyin.
    • Caydırıcı tepkiyi, istenmeyen davranıştan hemen sonra gösterin.
    • İstenmeyen davranışın önce kötüleşip sonra iyileşmesini bekleyin.
    • Çocuğunuzun olumlu davranışlarını ödüllendirin.
    • Çocuğunuza, istenmeyen davranışa alternatif olarak yapabileceği olumlu davranışlar öğretin.
    • Çocuğunuzun çevresindeki herkesi uygulamaya çalıştığınız davranış değiştirme programına katın.
    • İlerlemenin kaydını tutun.

    İSTENMEYEN DAVRANIŞ SONRASINDA GÖSTERİLEBİLECEK CAYDIRICI TEPKİLER:

    • GÖRMEZDEN GELME

    Yaptığı olumsuz davranışları ön plana çıkarmak yerine olumlu davranışlara odaklanmak için bu teknikten yararlanılır. Görmezden gelme özellikle dikkat çekmeye yönelik davranışlarda çok etkili olabilir. Çocuğunuz olumsuz davranışın tepkiye neden olmadığını gördükçe bu davranışı yapmaktan vazgeçebilir. Çocuğunuzla fiziksel olarak ilgilenmek zorunda kalsanız bile göz kontağı kurmamaya, konuşmamaya dikkat edin. Bazı durumlarda görmezden gelmek olanaksız olabilir. Örneğin eğer küçük kardeşini çimdiklemişse, kardeşi ağlamazlık edemez. Dolayısıyla, böyle bir davranıştan sonra, farklı bir caydırıcı tepki kullanmak gerekecektir.

    • MOLA

    Mola uygulamasında çocuk, istenmeyen davranışı yaptıktan hemen sonra yaklaşık 5 dakika gibi kısa bir süreliğine, bulunduğu ortamdan çıkartılarak yalnız bırakılır. Çocuğa neden dışarı çıkarıldığı söylenir ama başka bir açıklama yapılmaz. Ara verme süresinin çocuğun protestoları nedeniyle sona erdirilmemesine dikkat edilmelidir. Bunun gerçekleşmesi halinde çocuğun şiddet davranışları da ödüllendirilmiş olur. Çocuk bu tekniğin gerçekleştiği odada karmaşaya neden olduysa, odadan ayrılmadan önce eski haline döndürmekte fayda vardır. Eğer planladığınız gibi uygulayabiliyorsanız, molayı iki hafta kadar süreyle her istenmeyen davranıştan sonra uygulamaya devam edin. Bu süre sonunda istenmeyen davranışta azalma olduysa, uygulamayı sürdürün. Eğer istenmeyen davranışta azalma yoksa, başka bir caydırıcı teknik deneyin.

    • KESİN BİR HAYIR

    Eğer sert ve kararlı bir şekilde “”Hayır”” derseniz ve çocuğunuz yapmakta olduğu yaramazlığa ara verirse, hemen başka bir şeyle ilgilenmesini sağlayın. “”Hayır””ı tekrarlamaktan kaçının, çok duymak duyarsızlığa yol açar.

    • SÖZEL UYARI

    Çocuğunuza yanlışını düzeltme şansı tanıyın. “”Az önce baban ne demişti?”” ya da “”Bıçaklarla ilgili kuralımız neydi?”” gibi… Böyle bir uyarı en azından, çocuğa yaptığını tekrar değerlendirme fırsatı verir.

    • OLUMLU PEKİŞTİREÇ

    Pekiştireç hedef davranış gerçekleştiği zaman verilmelidir. Örneğin; seçilen hedef davranış (çocuğun kendi yatağında yatması, ağlamadan bir şey istemesi, vb.) her gerçekleştiğinde aferin demek, sarılmak, gülümsemek, davranışı sözel olarak onaylamak gibi sizin belirleyeceğiniz pekiştireçlerle olumlu davranış ödüllendirilir. Çocuğu uzak tutamadığınız ya da tutunca problemler yaşadığınız bir pekiştireç kullanmamak da önemli bir noktadır. Böyle bir durumda çocuk için aşırı heyecan verici olan pekiştireç çok ön plana çıkar ve kazanılması gereken davranıştan çok bu pekiştirece yoğunlaşılabilir.

    • YOKSUN BIRAKMAK

    Oyuncağı almak gibi, çocuğu nesneden ya da etkinlikten yoksun bırakmak ve nedenini açık bir dille anlatmak da olumsuz davranışı ortadan kaldırmak için kullanılabilir.

    • KISITLAMA

    Bazı durumlarda çevrenin istenmeyen davranışın yapılmasını önleyecek şekilde düzenlenmesi de yararlı olabilir. Vurma davranışı gösteren çocuğu tutmak gibi.
    SON OLARAK, DAVRANIŞ SORUNLARINDAN KAÇINMAK İÇİN

    • Olumlu davranışları mutlaka fark edin ve ödüllendirin,
    • Açık, basit ve tutarlı kurallar koyun,
    • Olumlu yönergeler verin,
    • 'Yaramazlık' yaptığında gösterebileceğiniz tepkiler belirleyin.

    AYRICA UNUTMAMALIYIZ Kİ HER ZAMAN

    • Kurallarla ilgili tartışmaktan,
    • Bağırmaktan,
    • Fikrinizi değiştirmekten,
    • Kısasa kısastan (sen bana vurursan bende sana vururum) kaçınmalıyız.

    Fakat her ne kadar “”zamane”” çocukları yöneltilen sorulara yetişkin cevapları veriyor ve bizi her fırsatta şaşırtıyorlarsa da, çocuk yetişkin değildir. Yetişkin gibi düşünmeyi ve davranmayı zamanı gelince öğrenir. Çocuklarımıza caydırıcı tepkiler ve ödüller verirken onların gelişim dönemlerini ve doğal sınırlamaları göz önünde bulundurmalıyız. Zamanı geldiğinde çocuğumuzun yerine kendimizi koyup, onun durduğu yerden olayların ve durumun nasıl gözüktüğüne bakmayı deneyebiliriz. Bu durumda, onun yerindeyken içinizden ne yapmak ve ne söylemek geliyor? Çocuklar her zaman verdiklerinizi doğru veya sizin istediğiniz şekilde alamayabilirler. Karşı tarafın gözleriyle kendine bakmak olayları farklı bir şekilde görmenize ve bu şekilde çocuklarınızı daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. Bu tutum çocuğunuzla aranızdaki diyalogun sağlamlaşmasına da yardımcı olacaktır. Anne babalık 24 saat ve neredeyse ömür boyu sürdürülen bir görev/meslektir. Amacımız, çocuklarımızın özdenetime sahip, kendi başına kararlar alabilen ve bu kararların/seçimlerin sorumluluklarını taşıyabilen bireyler olmaları, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeleridir. Yukarıdaki tüm önerileri eksiksiz uygulamada zorluk çekebilirsiniz. Olumsuz davranışlarla baş etmek kolay değildir. Fakat unutmamalısınız ki, tutarlı davranarak, sakin ve kararlı olarak istediğiniz hedefe ulaşacaksınız. Her ilerleme için kendinizi de ödüllendirmeyi unutmayın…

  • Çocuğunuzun gelişimini merak etmiyor musunuz ?

    Eğer çocuğunuzun konuşması, yürümesi, el becerileri, oyun davranışları konusunda sorularınız, ya da endişeleriniz varsa Denver II Gelişimsel Tarama Testini yaptırabilirsiniz.

    Psikoloji ve psikiyatrideki rahatsızlıkların büyük bir kısmının çocukluk döneminde ki sorunlardan kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Özellikle 0-6 yaş dilimi kritik yaş olarak nitelendirilmiştir. Bu dönemde en yaygın olarak kullanılan test Denver II Gelişimsel Tarama Testi dir. Nörolojide, psikiyatride ve psikolojide bu test çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Denver II Gelişimsel Tarama Testi 4 ana gelişim alanı hakkında bize ayrıntılı bilgi vermektedir.

    Dil gelişimi: Dil gelişimi ile zeka rasında çok sıkı bir ilişki olduğu uzmanlar tarafında sıklıkla söylenmektedir. Dil gelişimin temellerinin atıldığı ve konuşmanın en hızlı geliştiği dönemdir çocukluk.

    Kişisel Sosyal gelişim: Kişisel sosyal gelişim özellikle çocuğun kendini ifade etmesi ve toplum içerisinde kendi kimliğini ve kişiliğini uygun bir şekilde ortaya koyması olarak tanımlanmaktadır. Okul öncesi dönemde çocuğun yabancı ortama( ana okuluna) girdiğinde çok farklı sorunlar yaşamaktadır. ve aileler hemen telaşa kapılmaktalar. Fakat şu bilinmelidir ki bu sorun bir sonuçtur. Bunun tohumları daha önceleri atılmıştır. İşte Denver II bu tür sorunların tespitinde önleyicilik fonksiyonunu üstlenmektedir.

    İnce-Kaba motor gelişim: Öz bakım becerileri dediğimiz ve fiziksel beceriler dediğimiz yetenekleri kapsamaktadır. çocuğun yürümesi, tutması, koşması, merdiven çıkmasına, yemek yemesi, tuvaletini yapması, üstünü giyinmesi vb. yetenekleri kazanıp kazanmadığını ölçmektedir.

    Denver II Gelişimsel Tarama Testiyaptırmanız için çocuğunuzda bir sorun olmasını beklememeniz çok önemlidir. Muhakkak bu testi yılda bir kere yaptırınız.

  • Cinsel İsteksizlik Sorunu

    Cinsel İsteksizlik Sorunu

    CİNSEL İSTEKSİZLİK TEDAVİSİ

    Cinsel isteksizliği bir sorun olarak değerlendirebilmek için öncelikle cinsel isteğin hangi standartlarda normal olduğunu belirtmek gerekir. Literatürde bununla ilgili ortak bir kavram yoktur. En makul yorum “Cinsel isteği uyarıya geçirebilecek ( materyal, çekici bir partner, fantezi ve cinsel ilginin) hiç olmayışı veya yetersiz oluşması” olarak değerlendirilebilir.

    Halk arasında cinsel soğukluk, libodo eksikliği olarak da adlandırılmaktadır.

    Cinsel İsteksizliğin Sınıflandırılması

    1-Kronikleşmişl İsteksizlik

    Gelişim çağında başlamış ve halen devam etmektedir.

    2-Süreç İçinde Oluşan Cinsel İsteksizlik

    Bir dönem cinsel sorunu olmadığı halde zamanla bu arzularında düşme ve kaybolma gibi isteksizliğin oluşması ve halen devam etmesidir.

    Kadın ve Erkekte Cinsel isteksizlik

    Erkekler kadınlara göre isteksizlik durumunu daha sık yaşayabilirler. Bu oran erkeklerde %70 oranında görülebilirken, kadınlarda %30 oranında seyretmektedir.

    Cinsel İsteksizlik Fiziksel mi Psikolojik midir?

    Fiziksel sebeplerden kaynaklanabildiği halde çok büyük oranda psikolojik sebeplerden kaynaklanır.

    Fiziksel bulguların tespiti bir ürolog veya jinekolog tarafından yapılabilir ve genellikle bunun altından

    Aşırı alkol tüketimi, yaşlanma ve menopoz, uzun süre cinsellikten uzak kalmak, kullanılan ilaçlar, kalp,karaciğer,tiroid, yüksek tansiyon veya şeker vb. patolojik rahatsızlıklar çıkacaktır. Bu rahatsızlıkların uzantısı cinsel yaşamı da etkiler.

    Bu sorun ile müracaat edenlerin %99’u psikolojik kaynaklı olduğu söylenebilir. Bunların başında; Aşırı stres, geçimsizlikler, vajinismus, cinsel travmalar, ağır depresyon, psikiyatrik rahatsızlıklar, tutucu aile yapısı olduğunu söyleyebiliriz.

    Cinsel Terapilerde Ne Yapılır?

    İki tarafın birbirinin zaaflarıyla savaşmaktansa uzlaşmak. Başta kendi bedeninizin duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını tanımlayıp bunu karşılıklı TATMİN esasına dayalı gidermeyi öğrenmek gerekir. Yıllarca bir arada yaşayan bile cinselliği gelince konuşmaktan kaçınır. Bunu konuşmaya başlamak ve bilinçaltını tatmin olmaya yeniden formatlamak gerekir. Bunun için enerji psikolojisi, hipnoz, bilinçaltı telkinler, bilişsel ve davranışsal değerlendirmeler, cinsel ve bedensel egzersizler ve İlaç tedavisi’de uygulanabilir.

    Sonuç Olarak

    Ben bu durumu eğer organik bir sorun yoksa bir “hastalık” olarak değil de bir “uyumsuzluk” olarak kabul ediyorum. Bu uyumsuzluğun giderilmesi için kişinin bunu bir sorun olarak görmesi ve bu sorunu çözebilmek için sorumluluğu karşı tarafa atmaktansa birlikte hareket etmesini doğru buluyorum.

    Psikolojik sorunların büyük bir kısmında cinsel sorunların da eşlik ettiğini gözlemliyorum. Cinsel isteksizlik bunlardan biridir. Cinsel Mutsuzluk giderildiğinde sorun haline getirilen pek çok sorun “sorun olmaktan” çıkar.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • İdrar kaçırma psikolojik sorunlara yol açar

    Gece uykuda idrar kaçıran bazı çocuklarda görülen psikolojik sorunlar hastalığın nedeni değil, sonucudur. İdrar kaçırma psikolojik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkmaz. Ancak seyri, zamanla hasta ve ailesinde psikolojik sorunlara yol açabilir. Yıllarca gece uykuda altını ıslatan çocukların yaklaşık %10-15’inde idrar kaçırmanın yarattığı kronik stres sonucu; özgüvende azalma, içe kapanma, utanç duygusu, aşağılık kompleksi, depresyon ve davranış bozuklukları görülmektedir. Çocuk, idrar kaçırma kaygısı nedeniyle arkadaşını evine davet edememekte, gece akraba ya da arkadaşlarında kalamamakta, okulda da “arkadaşlarım duyar” kaygısı yaşamaktadır. Kıyafetleri sürekli idrar koktuğu için arkadaşlarının yanına oturmak istememesi de travmayı artırmaktadır. Doğuştan, gece uykuda altını ıslatan çocuklarda %5-10 oranında psikolojik problemler gelişirken, sonradan gece altını ıslatmaya başlayan çocuklarda bu oran, %10-20’ye çıkmaktadır. İdrar kaçırma sonucu gelişen bu psikolojik problemler kızlara göre erkek çocuklarında daha sık görülür.

    Cinsellikte korkuya neden olabilir

    İdrar kaçıran ya da altını ıslatan çocuklar, erişkin yaşa geldiklerinde cinsellikle ilgili herhangi bir sorun yaşamamaktadır. Ancak gece ya da gündüz idrar kaçıran bazı çocuklar, işeme yolu ile cinsel fonksiyonu özdeşleştirerek, cinselliğe dair bazı korku ve kaygılar yaşayabilir. Ailelerin önemli bir bölümü, idrar kaçırma sorunlarında kullanılan tedavi ve özellikle ilaçların, bu çocuklarda kısırlığa neden olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle de sorunu gizleyerek tedaviyi reddetmektedir. Bu tamamen yanlış bir inanıştır ve idrar kaçırma sorunu zamanında, doğru ve etkin bir şekilde tedavi edilmelidir.

    Gündüz alt ıslatma mutlaka tedavi gerektirir

    Gece uykuda altını ıslatan çocukların %15’i, kendiliğinden iyileşme şansına sahiptir. Uzun yıllar tedavi edilmezse bile böbreklere ciddi bir zararı yoktur. Ancak tedavinin gecikmesi, psikolojik problemleri beraberinde getirir. İdrar kaçırma sorunu bu alanda deneyimli uzmanlar tarafından doğru yaklaşımla tedavi edilmezse, çocuğun psikolojisi ve okul başarısı olumsuz etkilenir. Gündüz uyanıkken altını ıslatan çocuklarda ise durum çok daha ciddidir. Bu sorun kendiliğinden geçmez ve mutlaka nedeni bulunup doğru şekilde tedavi edilmesi gerekir. Tedavide geç kalınması, her iki böbrekte de geri dönüşümü olmayan ciddi hasarlara neden olabilir.

    Alt ıslatma genetik

    Gece uykuda altını ıslatma, erkek çocuklarında kızlara göre 2 kat daha fazladır. Gündüz uyanıkken altını ıslatma ise kız çocuklarında erkeklerin 2 katıdır. Hem anne hem baba küçükken ileri yaşlara kadar uykuda alt ıslatma sorunu yaşamışsa, çocukların % 75-80’inde bu sorun ortaya çıkar. Anne ya da babadan herhangi biri bu sorunu yaşamışsa, çocuklarda da bunun görülme riski % 40-45’tir.

    İlaç ve alarm tedavisi uygulanır

    Uykuda altını ıslatan çocuklar 6 yaşından itibaren; ödüllendirme ve alarm cihazı gibi davranış terapileri ile idrar yapımını azaltan ya da mesaneyi genişleten ilaçlarla %80-90 oranlarında başarıyla tedavi edilebilmektedir. Gece idrar üretimi normal olup mesanesi gelişmeyen çocuklarda alarm tedavisi, gece idrar üretimi fazla olduğu için uykuda işeyen çocuklarda ilaç tedavisi daha başarılıdır. Gündüz idrar kaçırmada tedavinin amacı, bu kaçırmayı ve böbreklerin zarar görmesini önlemektir. Uykuda ya da uyanıkken idrar kaçırma sorunu, deneyimli çocuk cerrahisi ve çocuk ürolojisi uzmanları tarafından tedavi edilmelidir.

    Ceza vermek yerine doktora götürün

    Çocuklarda alt ıslatma sorunu çocuğun tembelliğine bağlanarak, ceza ve dayakla üstesinden gelinebilecek bir durum değildir. ABD, İngiltere, Fransa ve Singapur gibi gelişmiş ülkelerde bile ceza oranı çok fazladır. Bu ülkelerde gece uykuda altını ıslatan çocukların %20-30’una ceza verilmektedir. Türkiye’de ise bu çocukların % 50-60’ı genel, % 35’i ise ağır cezalar almaktadır. Tamamen somut organik nedenlerle gelişen bu hastalıkta çocuklar suçlanmamalıdır. Aileler çocuklarına ceza vermek yerine bir uzmana başvurmalıdır.

  • ÇOCUK ve ERGENLERDE DEPRESYON

    ÇOCUK ve ERGENLERDE DEPRESYON

    Depresyon çocuk ve ergenlerde görülen bir hastalık mıdır?

    Maalesef bu sorunun cevabı evet. Çok uzun zamanlar psikiyatri çevreleri çocuklarda depresyonun görülmediğini öne sürse de son 30 yıllık çalışmalar bu konuda hem fikirdir. “Çocuk” ve “Depresyon” sözcükleri yan yana gelmesi hiç yakışmıyor. Bilimsel çalışmalar çocuk ve ergenlik dönemlerinde bu hastalığın görülebildiği kesin olarak gösterilmiştir.

    Her mutsuz çocuk depresyonda mıdır?

    Tabi böyle bir genelleme yapmak mümkün değildir. Mutsuzlukta diğer duygular gibi çocuğun hayatında yaşadığı normal bir duygudur. Depresyon ya da psikiyatride ki ismiyle “Major Depresyon” ise kişinin hayatını derinden etkileyen mutsuzluğun yanında bir çok fiziksel ve psikolojik sorunu beraberinde getiren ciddi bir hastalıktır.

    Çocuk ve ergenlerde depresyon ne sıklıkta görülür?

    Yapılan toplumsal çalışmalar çocuklarda %1-3 arasında, ergenlerde % 7-8 oranında görüldüğü bildirilmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülürken çocuklarda bu oran her iki cinsiyette eşittir. Ancak depresyonda ki çocuk ve ergenlerin yaklaşık %60’ı tedavi almamaktadır.

    Çocuk ve ergenlerde depresyon belirtileri nelerdir?

    Çocuklar ile ergenlerin yaşam deneyimleri erişkinlerde daha az oldukları için ve duygularını sözel olarak anlatmakta güçlük çektiklerinden depresyonu ifade etmekten ziyade davranışları ile gösterirler. 8 Yaşında bir çocuğun “kendimi çok mutsuz hissediyorum artık eski neşem kalmadı” biçiminde sözleri pek kullandıkları görülmez. Bu nedenledir ki çocuklarda depresyon erişkinlerden farklılıklar gösterir. Şimdi belirtilere kısaca bakalım

    Mutsuzluk ve kendini boşlukta hissetme: Depresyonun en temel belirtisi mutsuzluktur. Erişkinlerde mutsuzluk hissetmeden depresyon tanısı konulmaz. Ancak biraz önce anlattığım gibi çocuklarda mutsuzluk ifadeden çok davranışlarla ilgilidir. Hiçbir şeyden memnun olmama, sürekli mızmızlık ve yakınma, az gülüp çok ağlama, oyunlara ve oyuncağa ilgisizlik gibi yakınmalar bize çocukta ki mutsuzluğu gösterebilir. Ergenlik döneminde ise sözel ifadeler öne çıkar. “keşke doğmasaydım, ölsem daha iyi, her şeyden nefret ediyorum” gibi söylemler sıklıkla gözlenir. Bazen de özellikle ergenlik döneminde mutsuzluğun yerini boşluk duygusu alır. “içim bomboş, kendimi bir hiç gibi hissediyorum, yaşam çok boş” gibi yakınmalar kulağımıza gelir.

    Değersizlik, kendine güvende azalma ve suçluluk duyguları: Depresyonda ki ergenlerde sıklıkla kötümserlik, sevilip sevilmediğinden kuşku, gelecekten yana umutsuzluk sık görülür. Bu değersizlik hisleri zamanla kendine güvende azalmaya neden olur.

    Anne baba ile tartışma ve aile içi ilişkilerin bozulması: Tutturma iyi kötü her çocukta gözlemlenir ancak depresyonu olan çocuk amaçsızca tutturur. İstediği nesne önemli değildir. Burda amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Bir diğer husus ise eskiden olmadığı halde kurallara uyumsuzluk gelişmesidir.

    Öfke patlamaları ve sinirlilik: Sinirlilik ve öfke patlamaları sağlıklı ruh sağlığına sahip çocuk ve ergenlerde genellikle görülmez. Depresyonda olan çocuk ve ergenler ise eskisinde daha sinirli olduklarını farkına varabilir. Bu durum anne baba ile tartışmaya hatta etrafa zarar vermeye kadar gidebilir. Özellikle ergenlik döneminde öfke patlamaları sırasında cama veya duvara yumruk atıp acil servise bile gidebilirler.

    Bedensel yakınmalar: Sık baş ağrısı, karın ağrıları, ve yorgunluk gibi fiziksel belirtiler çokça gözlenir.

    İştah ve yeme sorunları: Tıpkı erişkinlerde olduğu için çocuk ve ergenlerde de yeme ve iştah bozulur. Kilo kaybı sık olmasa da beklenene kilonun alınamaması da sorunu gösterebilir. Ancak bazı çocuk ve ergenlerde de garip bir şekilde iştah artışı gözlenir. Ergenlik döneminde ki özellikle kızlarda tatlıya aşırı düşkünlük görülebilir.

    Uyku Sorunları: Nasıl ki beden sağlığı ile alakalı bir sorun olduğunda ateş çıkarsa, ruh sağlığımızda bir sorun olduğunda uyku düzenimiz bozulur. Depresyonda ki ergenlerde de ilk belirtilerden biri uyku sorunlarıdır. Çoğu ergende uykuya dalmakta güçlük, sık sık uyanma, sabah çok erken saatte uyuma, yalnız yatamama ve normalden fazla uyku görülebilir.

    Ölüm veya intihar düşünceler: Bu nokta gerçekten alarmların çalmasına neden olabilecek düzeyde mühimdir. Çoğu çocuk intihardan bahsetmese de ölmek istediğini belirtir veya keşke “hiç doğmasaydım, ölsem de kurtulsam” şeklinde ifadelerle karşımıza gelebilir. Aileler şunu çok iyi bilmelidir ki ölümden veya intihardan bahseden çocuk ve ergeni asla hafife almamalı mutlaka bu düşüncesi sorgulanmalıdır.

    Alınganlıkta artış: Özellikle ergenlik çağında görülen depresyonda alınganlık hat safhadadır. Annenin her söylediğine karşı agresif davranışlar, etrafla ilgili kavgalar bu dönemde sık gözlenir.

    Sosyal ilişkilerde bozulma: Depresyonda ki çocukların mutsuzluk sinirlilik ve alınganlık durumu arkadaş ilişkilerine yansır. Arkadaş ortamında kaçınma, sıklıkla yalnız başına vakit geçirme, arkadaş ortamına girememe gibi sorunlar gözlenir.

    Dikkat ve konsantrasyon güçlükleri: Çocukluk çağı depresyonunda en mühim sorunlardan biri de dikkati toplamak ve sürdürmekte ki problemlerdir. Hatta çoğu aile çocuğunun derslerinde ki düşme ile doktora başvurur. Bazen de Dikkat eksikliği hiperaktivite (DEHB) yanlış tanısı konarak bu çocuklara dikkat artırıcı ilaçlar başlanır. Ne yazık ki bu ilaçlar durumu daha kötü hale getirirler.

    Depresyonun nedenleri nelerdir?

    Pek çok psikiyatrik hastalık gibi depresyonunda tam nedeni bilinmemektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar biyolojik faktörlerle birlikte yaşanılan olumsuz yaşam olaylarının birleşimidir. Tek bir neden bulmak olası olmasa da genetik olarak depresyona yatkınlık nedenlerin en önde geleni gibi durmaktadır.

    Depresyonda aileler neler yapmalıdır?

    Ailelerimizin bu hastalık karşısında neler yapması gerektiğini kısaca özetlemek gerekirse;

    -Öncelikle çocuğunuzun depresyonda olduğunu düşünüyorsanız mutlaka vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatri uzmanına başvurun.

    -Çocuğunuz depresyonda iken eskisinden daha anlayışlı olun

    -Mümkün olduğunca tartışmaya girmekten ya da onu ikna etmekten kaçının

    -Nasihatı azaltın

    -Çocuğunuzun öğretmenini bu konuda bilgilendirin ve öğretmenle daha sık görüşün

    -Çocuğunuzu ve kendinizi asla suçlamayın çözüm odaklı olun

    Çocuk ve ergenlerde depresyon tedavisi nasıl yapılır?

    Öncelikle hem ailenin hem çocuğun hastalık konusunda bilgilenmesi çok önemlidir. Ardından tetikleyici faktörler göz önüne alınarak yapılabilecekler değerlendirilmelidir. Çeşitli terapi yöntemleri ve ilaç tedavisi hastanın ve hastalığın durumuna göre seçilebilir.

  • HİPNOTERAPİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER

    HİPNOTERAPİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER

    Günümüzde en çok merak edilen psikolojik tedavi yöntemlerinden biri olan hipnoterapi sırasında yapılan hipnoz uygulaması uyku ile kıyaslamak istersek, bunun uykudan daha derin bir uyanıklık hali olduğunu söyleyebiliriz. Hipnoz hali süresince bilinç kaybolmaz, aksine farkındalık yükselir. Hipnozda dikkatin en üst seviyeye yükseldiği duruma ise trans denir.

    Hipnozda en yaygın rastlanan duygu bedenin oldukça gevşemesi, zihinsel ve duygusal bir özgürlük hissetmesidir. Hipnoz esnasında söylenen şeyler unutulmaz. Bilinçaltı günlük yaşamda pasif haldeyken trans haline geçtiğinde aktif olur. Söylenen sözler bilincin filtrelerine takılmadan bilinçaltı onları gerçekleştirme isteği duyar.

    Hipnoz Halindeyken Kontrolümü Kaybeder miyim?

    Kontrolün tamamen kaybedilmesi söz konusu değildir. Hipnozun hissiz bir uyku ve kendinden geçme halinden ziyade farklı ve daha keyifli bir ruh hali olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Sahne sanatları ile uğraşanların hipnozun gizemini gösterilerinde kullanmaları ve hipnoz halindeyken kişinin şuursuzca davranışlar içerisine girdiği fikrinin yayılması bu konuda çeşitli güvensizlikler doğurmaktadır. Kişinin hipnozdaki halinden yararlanarak onu kimi telkinlere açık hale getirmek mümkündür. Ancak psikoloji ve psikiyatride danışanın bu şekilde yönlendirilmesi etik dışı kabul edilir. Bunu gösteri amaçlı uygulayan kişilerin ise tıbbi hipnoterapi ile herhangi bir ilgileri yoktur.

    Hipnoz Etkisi İle Oluşan Değişimler Kalıcı Mıdır?

    Hipnoz sonrası kişiyi doğal ayarlarına döndürme süreci de doğal yöntemlerle olmalıdır. Hipnoterapi insanın doğasına uygun olduğu, zorlama olmadığı veya kimyasal maddelerle tetiklenmediği için değişim kalıcı olur.

    Örneğin bir diyetisyene gittiğinizde aldığınız reçeteyi uygulayabilmek için arzularınızla mücadele eder, bu kısıtlamaları istemeye istemeye uygular ve sonuçta belli bir miktar zayıflayabilirsiniz. Ancak zorlama ile meydana gelen bu değişim bir süre sonra tekrar eski halinize dönmenize sebep olur. Oysa hipnozda zorlama söz konusu değildir. Değişim oluşturulan telkinlerle içten gelir. Kişi yerleşik tutum ve davranışlarını değiştirir ve bunları alışkanlığa dönüştürmesi de kolaylaşır.

    Biri kontrolsüz bir şekilde yemek yiyor ve yedikleriyle tatmin olamıyorsa duygusal açlık ve ruhsal dengesizlik gibi sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz. Diyet yapmak ise bu tarz ciddi sorunlarla başa çıkmak için kesinlikle etkili bir yöntem değildir. Diyetin getirdiği bastırılmışlık ve kısıtlanmışlık hissi sonucu kişi kendini eskisinden daha gergin, stresli, öfkeli ve mutsuz hissedecektir.

    Bilimsel araştırmalar hipnozun kişinin doğasında var olan potansiyeli aktif hale getirdiği için her türlü tedavi ve iyileşmede etkili bir yöntem olarak kullanılabileceğini ortaya koymuştur.

    Hipnoterapi İle Kaç Seansta İyileşme Sağlanır?

    • Hipnozdan yararlanmak isteyen kişilerle bir hipnoz uyum testi yapılır. Kişide hipnoza yatkınlık olduğu ve söz konusu terapi şeklinin katkı sağlayacağı yönünde geribildirimler alınırsa ilk seans yapılır ve durum değerlendirilir. Bundan sonra kaç seans devam edileceği uzman tarafından öngörülür. Kişisel deneyimlerimden yola çıkarak hipnoz seans sayısı olarak 6 ila 10’un pek çok sorun için yeterli geldiğini söyleyebilirim. Kişi görüşmeye geldiğinde aşağıdaki değerlendirmeleri yaparak bir öngörüde bulunabiliriz:

    • Sorunun ne kadar içselleştirildiği

    • Kişinin telkinlere yatkınlığı

    • Danışanla psikoloğun uyuma girmesi ve güven ilişkisinin kurulması

    Hipnozun Tercih Edilmediği Durumlar Olabilir Mi?

    Zihni çok geveze olan, aşırı takıntılı, mükemmeliyetçi kişiler bu hipnoz uygulamalarına karşı direnç geliştirdikleri için terapi süresi beklenenden uzun sürebilmektedir.

    Seans Aralıkları Ne Kadar Olur ve Bir Seans Ne Kadar Sürer?

    İlk birkaç seanstan sonraki görüşmeler daha uzun aralıklarla yapılabilir. Örneğin haftada 2 veya 3 kez ile başlanıp haftada bir görüşme yapılarak devam edebilir. Seans süreleri 60 ila 90 dakika arasındadır.

    Kişi Kendi Kendini Hipnoz Edebilir Mi?

    Her türlü hipnoz aslında kişinin kendi kendini hipnoz edebilme, bir başka deyişle otohipnoz yeteneği ile ilişkilidir. Hipnozu uygulayan kişinin sihirli güçleri olamayacağına göre; her seansta aslında kişide var olan potansiyelin harekete geçirildiğini söyleyebiliriz. Hal böyle olunca yeterli eğitimi alan ve iç disiplini sağlayan bir kişinin ihtiyaç duyduğunda kendi kendine hipnoz uygulaması yapamaması için hiçbir sebep yoktur.

    Kendi kendine çalışma yapacak kişi başlangıç aşamasında bir uzmanın rehberliğine ihtiyaç duyar. Bunu araba kullanmayı öğrenmek gibi düşünün. Sürekli yanınızda biri varken araba sürmek zorunda değilsiniz. Bir süre sonra ustalaşıp kendinize olan güveninizi geliştirebilir ve kendi başınıza trafiğe çıkabilirsiniz.

    Her Yaş Grubu ve Rahatsızlıkta Hipnozdan Yararlanılabilir Mi?

    Hipnoz tedaviyi yapan değil, tedaviyi destekleyen bir araçtır. Tedavinin tam olması için rehberin, yani görüşülen uzmanın bilgi ve deneyimine ihtiyaç duyulur. Ancak istisnasız her yaş grubu ve rahatsızlıkta hipnozdan yararlanılamayabilir. Uyum sorunu, zeka geriliği, ağır psikiyatrik rahatsızlıklar gibi sorunlar yaşayanlarla uzmanla uyuma giremeyecek kadar küçük çocuklarda hipnozun uygulanması mümkün olamayabilir. Hipnozdan yararlanmak için derin hipnoz haline geçmek şart değildir gerek yoktur.

    Hipnozun Yan Etkileri Var Mı?

    Hipnoterapi bugün bilinen en güvenli ve tehlikesiz terapi yöntemidir. Kişinin ayarlarını bozmanın aksine onu en doğal ayarlarıyla amacıyla hipnozdan yararlanılır.

    Hipnoz Sırasında Uyuyakalmak veya Hipnozdan Çıkamamak Gibi Riskler Söz Konusu Mu?

    Hipnozun bir uyku hali olmadığını yazımızın başlangıcında da vurgulamıştık. Bununla birlikte kişi kimi zaman hipnozdayken aşırı derecede rahatlayarak uykuya geçebilir. Bu durumda bir süre sonra normal uykusundan nasıl uyanıyorsa aynı şeklide kendi kendine uyanır veya uyarılmak suretiyle uyandırılır. Hipnozda dalınan uykudan uyanamamak ya da hipnozdan çıkamamak gibi durumlar yalnızca şehir efsanesi olup gerçekleşmeleri mümkün değildir.

    Hipnozun En Yaygın Kullanım Alanları Nelerdir?

    Pek çok alan hipnozdan yararlanabilir. Bunların en yaygınları;

    • Kronik ağrılar

    • Ağrısız doğum

    • Alt ıslatma

    • Ders çalışma isteksizliği

    • Kaygı bozuklukları

    • Strese bağlı somatik rahatsızlıklar

    • Yeme bozuklukları

    • Uyku bozuklukları

    • Motivasyon eksikliği

    • Öğrenilmiş çaresizlik

    • Korkular

    • Takıntılar

    • Yabancı dil öğrenimi

    • Sigarayı bırakma

    • Madde bağımlılığı

    • Duygusal bağımlılıklar

    • Psikolojik kökenli bayılmalar,

    • Vajinismus

    • Cinsel sorunlar (ereksiyon olamama, erken boşalma , orgazm olamama)

    • Öfke nöbetleri

    • Dikkat eksikliği

    • Öğrenme güçlüğü

    • Sporculuk ve performans geliştirme

    • Kişisel gelişim

    • Sosyal fobi

    • Kekemelik

    • İletişim problemleri

    • Özgüven eksikliği

    • Panik atak

    • Alerjik rahatsızlıklar

    • Diş tedavisi

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.