Etiket: Sorun

  • Psikoterapi size ne kazandırır?

    Psikoterapi size ne kazandırır?

    Psikoterapi, bireyler arasında tartışma uyandıran ve hakkında herkesin bir görüşünün olduğu bir alandır. İnsanların çoğu, psikoterapiye ve psikoterapiste kayıtsız kalamaz. Genelde faydasını görenler, gidip fayda göremeyenler ve gitmeden psikoterapi üzerine görüş bildirenler olarak üçe ayrılmaktadırlar. Bazı ifadeleri biz de sıklıkla duyuyoruz.
    Örneğin:
    ·    “Psikolog sadece dinler, hiçbir yorum yapmaz ve sonda sen kendi kendine konuştuğunla kalırsın” diyenler vardır.
    ·    Bir de “Sorunlarımı kendi kendime çözerim. Arkadaşlarıma anlatırım, ona vereceğim parayla alışveriş yaparım” diyenler hiç de azımsanmayacak bir boyuttadır.
    Acaba psikoterapi bize gerçekte ne kazandırır?
    Psikoterapi, hayatımızdaki olaylara daha geniş bir pencereden bakmamızı sağlar. Çünkü hayatın akışı içerisinde bizi üzen, korkutan veya kaygılandıran birçok şey olup bitmektedir. Ve her zaman geçerli olan bir durum vardır: Kişi stresle baş başa kaldığı zaman olaylara daha dar bir çerçeveden bakmaya başlar. Resmin bütününü görmektense tek bir noktaya odaklanma geçici bir rahatlama sağlar. Bu sürecin sonunda sıkıntının sirayet ettiği alanları birbirinden bağımsızlaştırmaya başlarsınız. Size göre hayatınızdaki sorun alanları, birbirinden bağımsızlığını ilan etmiş ada cumhuriyetleri gibidir.
    Psikoterapi ise size bu adaları birleştirme farkındalığı kazandırır. Çünkü seansa getirdiğiniz meseleler birbirleriyle bağlantılıdır. Örneğin “Özgüven sorunu var, insanlarla sosyalleşmekte zorlanıyorum.” diyerek seansa gelebilirsiniz. Ama bu durum muhtemelen sizin romantik ilişkilerinizi de zora sokuyordur. Birinden hoşlanırsınız ancak o kişiye açılamazsınız. Ya da bir ilişkiye girerseniz ancak o ilişkinin içinde kelimenin gerçek anlamıyla var olmakta zorlanırsınız. Bir işe girersiniz ve orada yükselmeniz imkansızlaşır çünkü terfi almak sadece işinin iyi yapmaktan değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerinizin işlevsel olmasından geçer. Serbest meslekte çalışıyorsanız size iş gelmeyebilir, günü siftah bile yapmadan tamamlayabilirsiniz. İşte size her yere sirayet eden bir sorun: Özgüven.
    Elbette kişinin geçmişiyle, sorunlarıyla, hayal kırıklıklarıyla yüzleşmesi kolay bir hadise değildir. Ancak psikoterapi sürecinin sonunda kişinin elde edeceği farkındalık, değişim ve dönüşüm, bu süreçte çekilen bütün zahmetlere değmektedir. Eğer siz de sorunlarınızın çözümü için gerçek bir dönüşüm hedefliyorsanız, konusunda yetkin olan bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin. Bugün ihtiyacınız olan şey, hayatınızla ilgili cesur kararlar almak için yüklerinizden arınmaktır. Sizi karar almaktan alıkoyan, geçmişten gelen ve sırtınızdan inmeyen yüklerdir. Eğer bu yüklerden kurtulur, hafiflerseniz, işte o zaman hayatınızla ilgili önemli kararları daha kolay almaya başladığınızı fark edeceksiniz. Hissedeceğiniz huzur ve mutluluk, artan özgüveninizin iki güzel kız kardeşi olacaktır.
    Psikoterapi sizi özgürleştirir
    Sevdiklerinizle sağlıklı günler geçirmeniz dileğiyle,
     

  • OKUL FOBİSİ

    OKUL FOBİSİ

    Okul Fobisi

    Çocuklar açıklamasını yapamadıkları bu korkuyu bastıramazlar; aile çocuğunu okula götürmeye çalışırken, çocuk korkudan direnç gösterir. Ebeveynler de ikilem yaşarlar; hem çocuklarının okula gitmesini derslerden geri kalmamasını isterler, hem de çocuğun yoğun okul korkusu onları endişelendirir. Bu endişe çocuk tarafından da gözlemlenir ve artarak devam eden bir döngü halini alır. Okul fobisi yaşayan çocuklar, hayatlarının kontrolünü kaybetme korkusu yaşarlar. Okul dışında kontrolü sağlar, öngörülebilirliği olur ve böylece kendini huzurlu hisseder. Okuldan beklentisinin ne olduğunu bilmediği için okul ortamı tehdit gibi algılanabilir ve çocuk sınıfta kendini güvende hissetmez. Okulla ilgili bir durumdan korkabilir; okulda başka çocuk(lar) tarafından kendisiyle alay edilmesi, öğretmenle olan ilişkisi ve öğrenme güçlüğü gibi sorunlar yaşayabilir. Ailelerin çocuklarına doğru yaklaşımda bulunması, çocukların bu korkusunu kısa süre içinde yenmesini sağlayacaktır.

    Okul fobisinin temelinde çoğu zaman ayrılık anksiyetesi yatar, özelikle küçük çocuklar anneden ya da bağlandığı kişiden (güvenli insan) ya da evden (güvenli ortam) okul aracılığıyla uzaklaştırılmak korkusu yaşıyorsa, ayrılık anksiyetesi söz konusudur. Çocuk, her zaman anneden ayrılırken sorun yaşıyorsa, okul fobisi değil ayrılık anksiyetesi vardır. Ayrılık anksiyetesi gibi, sosyal anksiyete de okula gitmemek için neden olabilir. Sosyal fobi yaşayan çocuk, diğer çocuklar ya da öğretmeni tarafından kabul edilmeyeceği korkusunu yaşar. Bu çocuklarda iletişim becerileri diğer çocuklara göre zayıftır. Nerede, nasıl davranacaklarını çok iyi bilemezler ve bu yüzden diğer çocuklarla iletişim kuramazlar ve kendilerini yalnız hissederler. Performans anksiyetesi ve özgüven eksikliğinin de, okul fobisi oluşmasında önemli rolü vardır. Performans anksiyetesinde, okulun beklentilerine cevap verememek çocukta korku oluşturur. İlerleyen sınıflarda çocuğun başarısının önemi artar. Test sonucuna göre çocuk yargılanır. Bu da okula gitmek istemeyecek kadar korku oluşturabilir. Okul fobisi için tek bir neden belirtilemez.

    Çocuğun kişilik yapısı, ailenin yaklaşımı (özellikle de anne-çocuk ilişkisi), okuldan kaynaklanan
    faktörler birer etkendir
    Okul fobisinin gelişmesinin genellikle 3 sebebi vardır. Birincisi; okul çağı olgunluğu henüz gelmemiş, fiziksel ve bilişsel olarak okul çağına hazır olmayan çocuğun okula başlaması , ikincisi ; Aşırı korunmuş veya şımartılmış çocuğun ilk kez toplum kuralları ve özel olma özelliğini kaybetmesi ile savaşması, üçüncüsü ; çocuğun duygusal bir sorun yaşıyor olması (boşanma, anne veya babada depresyon, çocukta depresyon, yas, travma , kaygı vb. ) İlk neden bir uzman tarafından uygulanan okul olgunluğu testleri ile control edilebilir. Ancak anne veya babanın okul çağına kadar aşırı koruyucu davranmış olması çocuğun okulda tanıdığı, güvendiği bir yetişkin olmadan koşuşturan çocuklar içinde tek kalabilmesi çocuğa korkunç gözükebilir ve bunu destek almadan çözmek zaman alabilir. Okul çağına kadar korumacı bir tutumla yetiştirilen çocuk tanımadığı kalabalık bir ortamda , kontrolsüz hareket eden ve ona destek olamayacak diğer çocuklar ile kalmayı red edebilir. Bu çocukların genelde yetişkinler ile daha iyi anlaştığı söylenir çünkü yetişkinler onlara zarar vermez ve onların istedikleri gibi oynar. Yani koşarak onlara çarpmazlar veya ellerindeki oyuncağı almazlar. Aşırı şımartılan, her istediği olan veya her şeye uzun uzun onu ikna etmeler sonucunda razı olmaya alışmış bir çocuk, okula başladığı zaman ona yetişkinlerin davrandığı gibi davranılmayan veya evdeki kadar özel hissettirlmediği bir ortamda kalmayı red edebilir. Bu süreçte okul ile evin paralel ilerlemesi en sağlıklı olandır. Evde de çocuğa artık küçük sorumluluklar verilmeli, her istediğinin olamayacağı anlatılmalı ve aşırı korunmacı davranılmamalıdır. Durum duygusal bir durumdan kaynaklanıyor ise bir uzmana başvurup desteklenmelidir. Okul fobisi gelişen çocuk anlaşılmaz ve ugun bir şekilde ona eşlik edilmez ise duygusal bir sorun yaşaması ve davranış problemi geliştirmesine neden olurken, akademik başarısızlığı da ilerleyen süreçte beraberinde getirebilir.

    Eğer aile çocuğum okula neşeyle gidiyordu her şey yolundaydı ve birden okula gitmek istemedi diyor ise bu durum çocuğun duygusal bir sorun yaşadığına isaret olabilir. Bir uzmana başvurup oyun terapisi yöntemi ile çocuğunuzun duygusal sorunun keşfedilmesini sağlayabilirsiniz.
    Çocuklar sorunlarını yetişkinler gibi anlatamadıkları için oyun ile anlatırlar ve bu oyun bir uzman tarafından yorumlanarak yine oyun terapisi ile oyun yolu ile çözümlenebilir.

    Uzman Psk., Zehra Orgun

  • Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Psikolojik sorunlarla mücadele hayaletlerle baş etmeye benzer. Yarattığı sorunlar gerçek bu kaynağı kökünden tespit edip yok etmede ilaçlar yetersiz kalmaktadır. Yatak ıslatma sorunu okul çağında çözemeyen hatta askerlik, evlenme yaşına gelip çaresiz kalanlar var. Hipnoterapi bildiğim en etkili çözüm yolu olmuştur.

    Her anne-baba çocuklarının belirli yaş aralıklarında çaresizce yatak ıslatma sorununda alternatif çözümleri aramaya başlar. Kimisi etkili bir yöntem uygulayıp çocuğuyla doğru iletişimi kurabilir ve bunu sonlandırabilir… Kimisi ise çocuğuyla bir türlü doğru frekansa geçemez ve bu sorun devam eder, durur… Bir sorunumuz olduğunda öncelikle bu nedir? Neden ortaya çıkmıştır? Odak noktamızı sorunun çözümünden çok, sorunun kaynağına odaklamalıyız. Ve sonrasında durum psikolojik mi, fiziksel mi… Bunu ayırt etmeliyiz…

    Yatak Islatma Nedir?

    Bu duruma tıp dilinde ‘enurezis’ adı verilir. Bu durumun kaynaklanması için iki çeşit sebep vardır. Bunlar;

    • Fiziksel Sebepler

    • Psikolojik Sebepler

    Günlük hayatta çoğu anne, bebeği bu davranışı sergilemesin diye uğraşır. Genetik olarak mesanelerinin kontrolünü 2-3 yaşlarında kazanabilen çocuklar, gündüzleri genellikle 2 yaş civarında alt ıslatmama durumunu kabullenir. Fakat geceleri görülen rüyalar, karanlıkta kendini güvensiz hissetme, uykudan uyanamama gibi durumlar çocukların gece vaktinde yataklarını ıslatmasının sebeplerinden başlıcalarıdır. Bu durumun ise çocuk 4-5 yaşına geldiğinde ortadan kalkmış olması gerekir. Çocuklarda bu tarz sorunların yaşanmasında aslında birçok etmen vardır.

    • Ruhsal gerginliklerin oluştuğu durumlar,

    • Ebeveynlerin tuvalet eğitimde gösterdiği hatalı davranışlar,

    • Derin uyku,

    • Psikolojik nedenler bunlardan sadece birkaçıdır.

    Çözümler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümler olarak sizlere birazdan vereceğim tavsiyeleri lütfen çocuklarınıza uygulayın. Fakat uygularken bir o kadar da dikkatli olun. Çünkü bu davranışlarınız çocuğunuz ile aranızda kuracağınız ilişkiyi daha da güçlendirecek , karşılıklı empati kurmanızı sağlayacaktır.

    Ruhsal gerginliklerin oluşturduğu durumlar

    Çocuklarımızın yaşı küçük olduğu için duygusallığını önemsemememiz, aslında yaptığımız en büyük hatalardan biridir. Çocuklarımız özellikle bizde ,ebeveynlerinden, ilgiyi yoğun bir şekilde bekler. Çocuğumuzun yanında olmamız ona iyi geldiğimiz anlamında değildir. Birlikte geçirdiğimiz vakitleri kaliteli kılmalı, onunla oyunlar oynamalı, sevgimizi, şefkatimizi doyasıya hissettirmeliyiz. Aksi halde hayatınıza evcil hayvan veya bir çocuk daha eklemek istediğinizde bu onun için ters tepecek, sorunlar yaşamasına sebep olacaktır.

    Ebeveynlerin Tuvalet Eğitiminde Gösterdiği Hatalı Davranışlar

    Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları iletişim çocuk kaç yaşında olursa olsun oldukça mühimdir.Vereceğimiz eğitimlerin zamanının ayarlanması gerekir. Bazı davranışların çocuklarımıza kazandırılması gerekenler erken veya geç bir şekilde değil, tam zamanında uygulanmalıdır. Erken kazandırılmaya çalışılan davranış geri tepecektir. Bundan dolayı en önemli etken, zamandır. Bu hususlara dikkat edilmelidir. En ideal zamanlardan biri çocuğumuz 2,5 yaşındayken olacaktır. Tabii herkes aynı olmadığından dolayı öncelikle çocuğumuzun bu sürece hazır olup olmadığını kontrol etmemiz gerekir.

    Psikolojik Nedenler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerde en çok bu konu üzerinde durmamız gerekir. Çünkü çocuğumuzun yaşadığı herhangi bir duygusal ve psikolojik sorun günlük hayatına yansıyacaktır. Hatta belki ileriki yaşlarında bile üstünde etki bırakacaktır. Bu durum gerek altlarını ıslatarak gerek tırnak yiyerek gerek parmak emerek kendini göstermeye başlayacaktır. Psikolojik nedenlerin çözümleri zaman ister. Sabretmeli ve bu süreçte çocuklarımıza her zaman ‘Seni seviyorum’ demeliyiz…

    Derin Uyku

    Geceleri alt ıslatma durumunun yaşanmaması için bazı ebeveynler çocuklarını belirli saatlerde uyandırarak tuvalete götürmeye çalışırlar. Fakat bu sarf ettikleri çabada bile çocuklarının uyanmadığını çoğu zaman belirtirler. Bu durum aşırı yorgunluktanda sık sık kaynaklanan derin uyku probleminden kaynaklanmaktadır. Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerin neredeyse en basiti uyku problemi için yapacağınız uyku programı yeterli olacaktır.

    Ebeveynlerin Tutumu

    • Uyku yönetimi anne-baba yönetiminde olmalıdır.

    • Çocuklarımızın beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeliyiz.

    • Yaklaşımımız, daima sevgi ve şefkat dolu olmalıdır.

    • Birkaç defa yapılan alt ıslatma tarzında ki hatalar yargılanmamalıdır. Herşey uygulanmasına rağmen düzelme olmazsa bir doktora başvurulabilir. Tüm önlemler alındığında ise hiçbir sorun kalmayacaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ

    ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ

    Sosyal gelişim süreçleri, psiko-sosyal gelişim, sosyal beceriler ve sosyal problem çözme becerilerinden oluşur. Bireyin sosyal gelişim süreçlerini kazanması sosyal gelişimini olumlu yönde etkiler. Sosyal beceri, kişinin başkaları ile iletişimi başlatmaları ve sürdürmeleri için öğrenilmiş davranışlardır. Sosyal beceriler çocuğun çevresindeki beklentileri başarı ile karşılayabileceği, diğer bireylerle pozitif etkileşim, iletişim, dinleme, dikkati sürdürme, talimatları takip etme gibi becerileri kazanmayı gerektirir. Psiko-sosyal gelişim bireyin içinde bulunduğu toplumsal uyaranlara, grup yaşamının kural ve zorunluluklarına karşı duyarlılık geliştirmesi bunun sonucunda yaşadığı ortamdaki kişilerle uyumlu olma sürecidir. Sosyal problem çözmede ise “ bir kişinin günlük yaşamda karşılaşılan problemleri tanımlaması ya da etkili çözüm yollarını bulması veya uyum sağlamasında kendi kendini yöneten bilişsel ve davranışsal süreçlerdir. Çocuk sosyal yaşama başladığı andan itibaren sorunlar başlayacaktır. Bu nedenle çocuklarımızın karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak sabırlı olmamız gerekmektedir. Çocuklarımızı cesaretlendirip sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat vermeliyiz. Yaşadığı sosyal problemlere çözümler bulması konusunda ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuklar çözüm bulmaya daha istekli olur. Bilgisini, becerisini kullanacak fırsat bulmuş olur. Bu konuda onlara yapabileceğimiz en büyük yardım sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemektir.

    Böylece problem çözme çocuğun yeteneklerinin, kendine saygı ve güven duygularının gelişmesini hızlandırmasının yanında bir birey olarak gelişmesini çabuklaştırmaktadır.

    Bir sorunla karşılaştığımızda kimimiz bu sorunu oldukça soğukkanlılıkla ele alıp çözmeye çalışır kimimiz ise sorunun omuzlarımıza bir yük gibi bindiğini düşünür ve sorunu çözmek yerine pes eder. Bu duruma yaklaşımlarımız sahip olduğumuz mizaçtan etkilendiği kadar ailemizin bizlere verdiği eğitimlerden de etkileniyor. Küçük yaşlarda edinilen sorun çözme becerileri çocukların ileri yaşlarında da kendi kararlarını şekillendirmelerinde büyük rol oynuyor.

    Anne ve babalar çocuklarının küçük yaşlarda sorunlarla karşılaşmalarını ya da bunlarla baş etmek zorunda kalmamalarını engellemek için genelde kendileri sorunlara müdahale etmeye ve çözmeye çalışıyorlar. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da çocuğun ilerideki yaşamında başka sorunlarla karşılaşmasına neden oluyor. Çocuk kendi kontrolü ile sorun çözmeyi, karar vermeyi öğrenemeden ve sürekli birilerinin kararlarına bağımlı olarak büyür, ancak bir gün kendi kararlarını vermek zorunda kalınca ne yapacağını bilemez ve çıkmaza girer.
    Sosyal problemlerin çözümü, çok defa başkalarına karşı sorumlu olmayı kabul etmeye ve anlamaya bağlıdır. Karşılaştıkları güçlükler üzerinde başkalarının hüküm vermesini bekleyeceği yerde bu güçlüklere çözüm yolları bulmak için ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuk, mevcut problemin gerektirdiği işi yapmaya çalışırken bilgisini, anlayışını, becerisini de kullanacak bir fırsat bulmuş olur.

    PROBLEM ÇÖZMEDE ANNE-BABANIN ETKİSİ

    Çocuğun tüm gelişim alanlarında olduğu gibi problem çözme becerisinin gelişiminde de ana baba tutumları etkili olmaktadır. Çocuğun ileriki yaşamında gerek aile içindeki bireylerle gerek yaşıtları ve diğer insanlarla sağlıklı, doğru ilişkiler kurabilmesi için fırsatların sağlanması ve bunların geliştirilmesi ana babaların tutum ve davranışları ile şekillenir. Çocuk başkalarına karşı nasıl davranacağını, toplumda karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmeyi öğrenmek zorundadır. Bu alanda uygun bir örnek oluşturmanın ve çocuğun toplumsal davranışına şekil vermenin sorumluluğu da aileye düşmektedir.

    • Çocuğunuzu bir sorun anında mutlaka dinleyin ve onun ihtiyaçlarını, isteklerini anlamaya çalışın.
    • Çocuğunuzun düşüncelerini özetleyerek doğru anlayıp anlamadığınızı ona gösterin.
    • Çocuklarınız bir sorunla karşılaşınca ya çözüm girişiminde bulunur ya şikâyette bulunur ya da problemi yok sayar, üstünde durmaktan kaçınırlar. Çocuklarınızı cesaretlendirerek onların sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat verebilmelisiniz.
    Sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemeniz gerekmektedir. Ona doğrudan çözümü söylemek yerine, onlara açık uçlu sorular sorarak çocuğun düşünmesini sağlamalısınız. ‘
    ’Ne oldu?” , “Sorun nedir?”, “…………. olmadan (örneğin o sana bağırmadan) önce ne olmuştu?”,
    “………….. olunca (örneğin, o sana bağırınca) ne hissettin?”,
    “Sen …….. yapınca (örneğin onu annesine şikayet edince) Ne oldu?”,
    “Sen …….. yapınca (şikayet edince) o ne hissetmiş olabilir?”,
    “Sen …….. yaptıktan sonra (şikayet ettikten sonra) sonuç ne oldu?”,
    “…………..yapmaktan (şikayet etmekten) daha başka ne yapabilirdin?”,

    “ ……….yapmak (onu başkasına şikâyet etmek) sence iyi bir fikir mi?” (Uygun bir fikir olduğunu düşünüyorsanız, “Öyleyse bunu deneyebilirsin.” diyebilirsiniz),
    “Burası …………. yapmak için (onu şikâyet etmek için) sence uygun bir yer mi / uygun bir zaman
    mı ?”, “Bunun için daha uygun bir zaman düşünür müsün?” vb. sorularla çözüm yolu bulabilmesi için cesaretlendirebilir ve konu hakkında düşünmesi için teşvik edebilirsiniz. Bu tür konuşmalarla çocuk kendi davranışının nedenleri, davranışlarının başkaları üzerindeki etkileri, davranışlarının olası sonuçları üzerinde düşünmeye yönlendirilmiş olur.

    ASLA AMA ASLA ÇOCUK ADINA
    SORUNU SİZ ÇÖZMEYİN.

    Böylece çocuk, aldığı kararların sonuçlarını yaşayıp bir sonraki için farklı çözümler bulacaktır.
    Böyle durumlarda sonuçlar üzerinde konuşup
    “Daha iyi sonuç almak için neler yapabilir?” ya da “Bir sonraki sefere nasıl farklı davranabilirsin?” gibi sorular sorulabilir. Farklı alternatifler veya farklı bakış açıları geliştirmeleri için düşünmeleri sağlanabilir.

    • Çocuğunuzun duygu ve ihtiyaçları hakkında karşılıklı konuşun. Çocuğunuzla beraber beyin fırtınası yaparak çözümler bulmaya çalışın ve aklınıza gelen tüm fikirleri çocuğunuzla birlikte bir kâğıda yazın, birlikte listenizi gözden geçirin ve en uygun çözümü bulun.
    • Çocuğunuza küçük sorumluluklar verin, böylece onun kendine olan güvenini arttırmış olursunuz. Kendine güveni olan bir çocuk sorunlarla baş ederken daha rahat olacaktır.
    • Çocuğunuza kendi fikirlerini sorun, fikirlerini öğrendikten sonra neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışın. Fikirlerini özgürce belirtebilen bir çocuk, sorun çözerken kendi kararlarının önemini anlayabilecek ve kendi kararları ile sorunu çözmeye çalışacaktır.

    ONLARA BALIK VERMEK YERİNE,
    BALIK TUTMAYI ÖĞRETMEK

    • Aile toplantıları yoluyla ve kendi hayatınızda gerçek sorunları nasıl çözdüğünüzü çocuklarınıza göstererek evinizde bir sorun çözme ortamı yaratın. Bu süreçte, çocuklarınız isterlerse bir sorunu tartışma fırsatına sahip olabilirler.
    • Çocuğunuza çeşitli kitaplar okuyun ve kitapta olan karakterlerle ilgili sorular sorun. Örneğin kitaptaki karakter bir sorunla karşılaşmıştır, siz de çocuğunuza “Eğer, sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” diye sorabilirsiniz. Böylece çocuğunuza farklı sorunlar hakkında düşünme fırsatı vermiş olursunuz.

    Çocuğunuzun sorunlarını üstlenmek, onu sorun çıkabilecek ortamlardan korumak veya uzaklaştırmak, ortamı önceden sorunsuz hâle getirmeye çalışmak, sorunu onlar adına çözmektir. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da onun farklı sorunlar yaşamasını engellemez ve ileride yaşamında çözemediği birçok sorunla karşılaşmasına neden olur. Bu da çocukların anne babalarına bağımlı olup problem çözme becerilerinin gelişmesinde olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğunuza inanın ve güvenin. Onu, başarılı olması, becerilerinin ötesine geçebilmesi için sevgi ve güvenle destekleyin. Her konuda olduğu gibi sorun çözme konusunda da siz çocuklarınıza bir modelsiniz. Çocuklar başkalarının sorun çözmeyi deneyim yoluyla öğrenirler ve sorunlarını çözerek öz güvenlerini artırıp düşüncelerini açıklama ve kendini savunma yönlerini geliştirebilirler. Eğer çocuklar çözümü kendileri bulurlarsa, bunu uygulamaya koyma olasılıkları da daha fazladır. Onlar, çözüm önerilerini benimsemeye pek istekli değildir. 

    UNUTMAYIN, SORUN ÇÖZEBİLEN ÇOCUK MUTLU ÇOCUKTUR.
     

  • OKULA BAŞLAMA

    OKULA BAŞLAMA

    Anne baba olduktan sonra heyecan dolu ilklerden birini yaşıyor bir çok aile bugünlerde.

    Çocuklarını ilk defa kreş, anaokulu veya ilkokul kapısına götürürken heyecanla atan minik kalbi

    kim bilir hangi duygularla çarpıyordur diye düşünmekte anne babalar. Acaba öğretmenini sevecek

    mi? Arkadaşları olacak mı? Derslerinde başarılı olacak mı? Diye çocuğumuzun ne hissettiğini ne

    düşündüğünü tahmin etmeye çalışırken bir taraftan tüm bu mevzunun aslında kendi endişemiz

    olduğunun farkına varmayabiliyoruz kimi zaman.. çünkü çocuk yalnızlık veya dışlanmak nedir

    bilmez.. öğretmenini sevmemenin belki de onu ömür boyu eğitim hayatından soğutacağını bilmez.

    Bunu ona farkettiren biz yetişkinleriz. Oysa tüm bu olumsuzluklardan sıyrılıp ona yaşabileceği

    durumlarda duygusal destek verirsek olası tüm zorlukları rahatlıkla aşabilecek ve yoluna devam

    edebilecektir. Unutmayın ki çocuğun ilk öğretmeni anne babasıdır. Ve çocuklar sorunlarla başetme

    becerilerini anne babalarından aldıkları duygusal ve davranışsal tepkilerle geliştirirler. Sorunlarla

    başedebilme becerisi çocuğun gelişmekte olan karakterinin bir uzantısıdır aynı zamanda… bu

    yazıda anne babaların çocuklarının okula başlama sürecine dair endişelerini ele almak istedim.

    Öncelikle okula başlama süreci. Bu konuda birçok yazı var birçok da öneri… çocuğu nasıl okula

    alıştırırız? Salya sümük ağlayan onlarca çocuk. Dönüp arkasını gitse vicdanı elvermeyen, kalsa

    öğretmenden azar işitecek onlarca anne babalar. Aslında mesele bu çocuk nasıl susacak (okula

    alışacak) değil bu yazının amacı da anne babalara küçük pratik bilgiler vermek değil. Mesele bu

    çocuk neden ağlıyor? Peki sorun nerde başlıyor? Cevap şu: sorun okul kapısında başlamıyor. Aşırı

    müdahale edilmiş çocuklar, her işleri çevresindekiler tarafından yapılmış çocuklar okul kapısından

    içeri kendi başına nasıl gireceğini bilemiyorlar. Daha yatağını ayıramamış çocuktan tek başına

    koskoca binaya girip ders almasını istiyoruz. İşte bu noktada ayrılık kaygısı gibi gözlemlenen

    yardım çığlıkları başlıyor. Çocuklarımızı büyütürken biraz daha cesaretli olmamız gerekiyor. Önce

    kendi başına çocuk ne kadarını yapabilir gözlemlemek önemli. Tabi ki beklentimiz çocuğun

    gelişimi ile paralel olmalı. Çocuğun içinde bulunduğu süreç gündemdeki konu ile başaçıkabilecek

    seviyede mi sakince değerlendirilmeli. Karşılaştırma yapılmamalı. Sonrasında yapabildiği noktaya

    kadar izleyip ‘yapmaya hazır olmadığı kadarında’ ona destek olmalı. Bakın burada yapamadığı

    demiyorum çünkü bir zaman sonra yapabilecektir muhtemelen. Sadece yapmaya hazır değildir.

    Nasıl destek olmalı işin sırrı burada başlıyor. Çocuklar ilk defa yaşayacağı şeylerde bilinmezliğin

    verdiği heyecanla farklı tepkiler gösterebilirler. Beyin de çünkü aynı tepkiyi veriyor. Daha doğrusu

    beyin önceden yaşadığı olaylarla tekrar karşılaştığında daha sakin tepki verebiliyor. Bu nedenle

    çocuğu ne ile karşılaşabileceğine dair hazırlamalı. Ben burda ona hikaye anlatmaktansa onun en

    çok neyi merak ettiğini sorardım. Buradan yola çıkmak çocuk için daha sağlıklı olacaktır.

    Devamındaysa nasıl hayal ettiğini öğrenebilirsiniz. Bakalım hayalleri ve gerçekler birbirine yakın

    mı? Çünkü yetişkinde olduğu gibi gerçekler ve idealler arasında bir farklılık varsa ve bu farklılık

    ulaşılmazsa kişi depresyona giriyor. Çocuk bu durumda hemen depresyona girmeyebilir. Ancak

    hayal kırıklığı yaşaması muhtemeldir ve mutsuz olabilir. Ve böylelikle çocuğa muhtemelen

    geçirebileceği bir günü örnek anlatılabilir. Ve en önemlisi takip. Günün nasıl geçti? Bu soru akşam

    saatlerinde çocuğa farklı yollarla sorulabilir aslında… asıl öğrenmek istediğimiz kaç sayfa ödevi

    olduğu değildir çünkü. Okulda ne yaşadı? Bir çok zaman da hiçbirşey yaşamamış olabilir ki

    temennimiz bu yönde. Ancak benim danışanlarıma önerdiğim bir konu var. anne babaların bu

    soruyu her gün sormalarını isterim ben. Hiçbir sorun olmadan geçebilir günler, aylar belki de

    yıllar.. ancak bir gün gerçekten bir sorun oluşursa anne baba olarak çocuğunuzda minimal de olsa

    bir farklılık sezeceksiniz. Hergün rutin olan tepkiden farklı bir tepki verecektir mutlaka. İşte belki

    de çocuğunuzun anlatmaya çekindiği ya da korktuğu, ya da çözemediği o konuyu yakalamış

    olursunuz. Yine tabiki çocuğun üzerine atlamıyoruz panter gibi. İzlemeye alın. ‘monitoring’ yani

    izleme ebeveynlikte çok önemli bir kavramdır. Ve buradaki amacımız çocuğun kendi yapabildiği

    noktaya kadar olan kısmı çözmesine müsaade etmek; hazır/yetersiz olduğu noktada ona destek

    çıkmak.

    Bu yazının içinde bu çocuk nasıl susacak önerileri bulamayacağınızı söylemiştim. Amacım çocuğu

    ağlatmamak zaten. Özetle çocuğun bireyselliğini hissetmesi önemli. Kendi yapabildiği işlerini

    kendisi tamamlamalı, organize olmalı, plan yapmalı, uygulamalı. Kendi zaten bir güce sahip

    olduğunu keşfetmeli ve ona bu fırsat verilmeli. İşte bu noktada bir başka yazının konusu olacak

    olan ‘özgüvenli çocuk’ yetiştirmiş oluyorsunuz. Ve özgüveni olan çocuk okula başlarken ağlamaz.

    Mutlu bir okul hayatı dilerim

  • Orgazm Olamama Anorgazmi Tedavisi

    Orgazm Olamama Anorgazmi Tedavisi

    Orgazm olamayan kadınlar erkek mutlu olsun diye orgazm taklidi yapıyor. Bir süre sonra bedensel boşalmanın gerçekleşmemesi gerginlik, sinirlilik, huzursuzluk, güvensizlik gibi kalıcı olumsuz etkileri hayatına taşıyor.

    Anorgazmi, kadınlarda orgazm olamama, ruhsal rahatlamaya erişememe, bedensel bütünlüğü rahat erdirememe durumudur.

    Bu durum psikolojik sorunlara yol açar. Özgüven eksikliği ile birlikte cinsellikten uzaklaşmaya neden olur.

    Kadın, anorgazmi ile birlikte, eşinden uzaklaşır, kendini kötü hisseder, kendine karşı gzli öfke doğurur, kendini ya da eşini suçlayarak sorunlar yaratır. Tüm bu duygu farklılıkları ise işte e sosyal hayatta başarısızlığa neden olur. Kontrolcü kişilerde kontrolü kaybetme güdüsü yaratır ve kendine güven problemi ortaya çıkarır.

    Anorgazmi Nedenleri Nelerdir

    • Anne babanın baskıcı olması

    • Partnerini sevmeme

    • Düzensiz bir aile hayatı

    • Ergenlik dönemindeki cinsel sorunlar

    • Ergenlikte meydana gelen fiziksel travmalar

    • Partner ile teninin uyuşmaması

    • Antidepresan ya da doğum kontrol hapının yan etkileri

    • Zararlı maddelerin kullanımı

    • Karşı cinsten hoşlanmama

    Tedavi Süreci Nasıldır?

    Orgazm olamama anorgazmi tedavisi, kişide bu soruna neden olan olgunun bulunası ile başlar. Süre ya da kişisel duruma bağlı olarak cinsel terapiler uygulanır. Bu terapiler sayesinde kesin sonuç alınır. Önce bireysel tedavi ile başlayan süreci, davranışsal ve bilişsel cinsel terapiler takip eder.

    Bu tedavi sürecinde kişinin cinselliğe bakış açısı incelenir, yetiştirilme tarzına bakışır ve sorun buradan kaynaklıysa farkındalık ve farklı bir bakış açısı kişiye kazandırılır. Cinsellik konusunda doğru bilgiler kadına verildikten sonra korkudan ya da baskıdan kaynaklı sorunlar ortadan kalkacaktır. Maketler ile birlikte kazanılmış yanlış davranışların neler olduğu aktarılır. Bu şekilde orgazm olamama anorgazmi tedavisi hız kazanır. Kişi psikolojik olarak nerede hata yaptığını ve nasıl düşünmesi gerektiğini öğrendiğinde tedavi sonuç vermeye başlar.

    Genital egzersizler ve davranışsal terapiler sayesinde orgazm olamama anorgazmi tedavisinin son aşamasına gelinir. Bu süreçte g noktası, vajina ile klitorisin olması gerektiği gibi kullanılması öğretilir. Gerek duyulursa kitaplar ve dvdler ile de destek sağlanır.

    Hipnoz Tedavisinin Önemi

    Bu aşamalardan önce ya da sonra hipoterapi yöntemi uygulanırsa kişi daha rahat bir sürece girer. Ruhsal ve bedensel yönden rahatlama ile psikolojinin şekillenmesi sağlanırken sadece öğrenmenin değil bütünlüğün oluşturulması sağlanır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ‘’Ben deli miyim’’ ‘’Kendi kendime hallederim’’

    ‘’Ben deli miyim’’ ‘’Kendi kendime hallederim’’

    Zaman zaman bu ve benzeri kelimeler dökülür ağızlardan.. ‘’Psikiyatriye git’’ denmesi çok büyük bir hakaret gibi algılanır ve iplerin daha da gerilmesine neden olur. Başka bir kişinin yardımcı olamayacağı, aynı bir arkadaşın yaptığı gibi yalnızca dinleyebileceği veya ilaç yazıp göndereceği gibi düşünceler ile sorunlarımızı kendi kendimize halletmeye çalışırız. O an için hallolur belki. Fakat kısa bir süre sonra benzer sıkıntılarla tekrar uğraşmaya başlar, bunalırız..
     ‘’Bir başkası nasıl yardımcı olabilir?’’ 
    Bir sorununuz olduğunda ne yaparsınız? Kendi kendinize mi halletmeye çalışırsınız? ‘’Önce kendi kendime halletmeye çalışırım’’ dediğinizi duyar gibiyim. Peki ya sonra? Bir arkadaş, bir aile büyüğü, bir dost.. Ben şahsen insana ihtiyaç olduğunu savunanlardanım. Eskiden böyle miydim? HAYIR DEĞİLDİM. Daha mesleğe atılmadığım yıllarda, sorunları kimseyle konuşmadan, kendi kendime halletmenin daha uygun bir yol olduğunu düşünürdüm. Fakat sonraları durum değişti, belki de bu mesleğin bana kazandırdığı en önemli şeylerden biriydi bu. Güvendiğim, beni anlayacağını, yardım edebileceğini düşündüğüm kişilerle sorunlarımı paylaşmaya başladım. Bu beni rahatlattı, olaylara farklı açılardan da bakabilmemi sağladı. Zaman içinde ise psikiyatri ve terapiler konusunda uzmanlaşmam ile insana ihtiyaç olduğu yönünde ki düşüncem daha da pekişti.. Hayatımızın hangi evresinde yalnızız ki?? Şimdi ne mi yapıyorum sorun yaşadığımda? Uzun yıllar devam eden terapi eğitimlerim sonucunda öğrendiğim bilgi ve becerileri kullanıyorum.. Kendi kendimin terapisti oldum yani
     Siz de deneyimlemişsinizdir; güvendiğiniz, sizi anlayabileceğini düşündüğünüz bir kişiye sorununuzu anlatmanın acı ve sıkıntınızı nasıl da azalttığını.. Fakat, sizi gönülden dinleyecek, ‘dinlemiş gibi’ yapmayacak birini bulmak oldukça zordur bazen. Hele ki, birinin diğerine ayıracak çok vakti olmadığı günümüzde. Diğer taraftan, yapılan dinleme ne kadar iyi niyetli olsa da ‘iyi bir dinleyici nasıl olunur, iyi iletişim nedir, sorun çözme, olaylara akılcı ve objektif yaklaşım yolları’ gibi konular bilinmediğinden, daha doğrusu uzmanlık gerektirdiğinden fayda sağlamanız azalabilir.. 

    Kime gitmek lazım? Herkes yardımcı olabilir mi?
    Her şeyin sonuna ‘terapi’ sözcüğünün eklendiği ve bu işle uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilerin kendisine ‘Psikoterapist’ ünvanını yakıştırdığı bir devirde kime gidileceği ve kime güvenileceği sorusu akıllara geliyor. Bu noktada, GİDİLMESİ UYGUN OLAN KİŞİLER olarak tanımladığım psikiyatrist, psikolog ve psikoterapist kavramlarından kısaca bahsedeceğim.
    ‘Psikiyatri uzmanı, psikiyatrist, ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı’ ünvanları birbirinin aynıdır ve 6-7 yıl süren tıp fakültesi eğitimi, 4-5 yıl süren psikiyatri alanında uzmanlık eğitimi, 2-4 yıl süren zorunlu hizmet aşamalarından geçmiş olan kişiler için kullanılır. Psikiyatrist, aynı zamanda TIP DOKTORUdur. İlaç, psikoterapi, yatırarak tedavi, elektroşok tedavisi gibi psikiyatrik ve psikolojik tedavileri yapabilen ve yapma yetkisine sahip olan kişidir. 
    ‘Psikiyatrist ve psikolog’ kelimeleri oldukça SIK KARIŞTIRILIR. ‘Psikolog’, 4 yıl süre ile üniversitelerin ‘psikoloji bölümünü’ bitirmiş olan kişidir. 
    ‘Psikoterapist’, psikolojik bir tedavi yöntemi olan psikoterapiyi uygulayan kişidir. Psikiyatri eğitimi sırasında terapi ile ilgili bilgiler alınır, hasta ve danışan görülerek pekiştirilir ve çeşitli eğitimler (Bilişsel davranışçı terapi, psikanalitik terapi, cinsel terapi vb.) ile desteklenir. Bu eğitimler genellikle yıllar süren uzun soluklu eğitimlerdir ve başarıyla tamamlayanlara geçerliliği ve güvenilirliği olan bir sertifika verilir. 
    Herkes yardımcı olabilir mi peki? Bir kaza geçirdiğinizi farz edin. İlk yardım dersi almış bir kişiye (yani tıpla ilişkisi olmayan örneğin, bir şoför) mi  canınızı teslim etmek istersiniz yoksa işi bilen, tıp eğiminden geçmiş bir kişiye mi, hatta bir acil servis uzmanına mı? Yardımcı olunabilir belki, ama ne ölçüde olunur, orası tartışılır..

    Kime gidilmemesi gerektiği daha önemli bir soru aslında!!!
    Maalesef; ‘mucizeler yarattığını’, ‘şifa dağıttığını’, ‘hayatınızı yöneteceğini’, ‘bilinç altını temizlediğini’, ‘nefesi açtığını’ söyleyen ve kendini terapist olarak tanıtan kişilerin sayısı giderek artıyor. Bu kişiler gerçeklikten ve bilimsellikten uzak yöntemleri adeta bir malı pazarlıyor gibi sunuyorlar.
    Bu durumun biraz da bizim mucize beklentilerimizden, ‘Ben bir şey yapmayayım, bir başkası benim yerime yapsın’ taleplerimizden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde olan başvurular ise, maddi ve manevi kayıplarla veya şansınız varsa (ki bu sizin inancınız sayesinde olacak!) bir miktar düzelme ile sonuçlanıyor. Belki de, hayatınız boyunca bu düzelmeyi ‘’Ben yapmadım, o yaptı’’ şeklinde yorumlayacağınız bir düzelmeyle.. Siz inanmadıktan, istemedikten ve çaba göstermedikten sonra hiçbir şeyin olmayacağı gerçeğini aklınıza sürekli getirmelisiniz. Nice başarılar kazanmış, nice sıkıntı ve zorlukların üstesinden gelmiş  kişileri bir inceleyin çevrenizde.. Mucizevi bir şey mi olmuş yoksa bilinçli bir çaba ve emek ile mi gerçekleşmiş yapılanlar!? 
    Psikiyatri alanında gerekli ve yeterli eğitimi almış kişiler boş vaatler ve gereksiz ümitler vermezler. ‘’Ben harikalar yaratıyorum’’ demek yerine ‘’Sen ve ben birlikte bir ekip olursak başaracağız’’ demeyi tercih ederler. Karşılıklı bir işbirliği vardır ve siz bir şeyler öğrendiğinizi ve başardığınızı görerek mutlu olursunuz. ‘’Bunu terapistimin yardımıyla, ben başardım’’ dersiniz ve ileride benzer sorunlar ile karşılaştığınızda baş etmek için elinizde birtakım yöntemler olur. Mucize beklentilerinizden ve diğerlerini suçlama eğilimlerinizden vazgeçer; daha mutlu ve huzurlu hissedersiniz. 

    Hangi durumlarda başvurulmalı?
    Hayatınızda yolunda gitmeyen birtakım şeyler olduğunu fark ettiniz, huzursuz ve mutsuzsunuz, kafanız karışık, belki bir karar vermeniz gerekiyor, belki de cevabını bulamadığınız sorular var zihninizi karıştıran.. veya son dönemde sıkıntılı bir olay yaşadınız, bir anlam veremiyorsunuz.. Bu ve benzeri konularda konuşmak, yaşanılanlara ‘objektif bir şekilde bakabilecek bir  göz’ size destek olacaktır ve bu sizin en doğal hakkınızdır. Aksi takdir de siz, eskiden beri süregiden çözüm yöntemlerinizi uygulamaya devam ederek farklı sonuçlar bekleyecek ve çoğu sefer de hayal kırıklığına uğrayacaksınız. ‘’Aynı yöntemleri kullanarak farklı sonuçlar beklemek deliliktir’’ der Einstein..

    Eğer ki; 
    -Aile de depresyon, kaygı, şizofreni, duygu durum bozukluğu, bağımlılık gibi psikiyatrik bozukluklar varsa,
    -Çocukluğunuz çok zor geçmiş; ayrılık, göç, taciz, yeterli bakım ve sevgi görememe gibi sorunlar yaşamışsanız, 
    -Hassas, duyarlı ve mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahipseniz
    İşiniz biraz daha zor gibi!! Yaşadığınız sorunların şiddetli ve süreğen olması, bulduğunuz çözümlerin işe yaramaması daha muhtemeldir. Çünkü, ailede görülen psikiyatrik hastalık sizde ki yatkınlığı arttırır, psikiyatrik belirtilerin daha kolay ve daha şiddetli bir şekilde ortaya çıkmasına neden olur. Zor bir çocukluk ve hassas kişilik yapısı da eklenirse olaylarla baş etmek daha da zorlaşabilir..

    Aşağıdaki belirtilerden biri veya birkaçı sizde varsa;
    -Mutsuzluk, huzursuzluk, panik hali, çaresizlik, öfke, sinirlilik, suçluluk, pişmanlık gibi duygular.. 
    -Aşırı neşe, öfke patlaması, normalden fazla konuşma gibi olağan dışı durumlar..
    -Kendine olan güvende azalma, ortamlara girmekten kaçınma..
    -Çarpıntı, terleme, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, ciltte lezyonlar, ishal-kabızlık, yüz kızarması, baş ağrısı, unutkanlık, konsantre olamama gibi belirtiler..
    -Değersizlik, yetersizlik, suçluluk, ölüm düşünceleri.. 
    -Birileri tarafından takip edilme, zehirlenme, kötülük görme şeklinde düşünceler.. 
    -Gece uykuların bölünmesi, sabah erken uyanma veya çok fazla uyuma, 
    -Herhangi bir diyet yapılamamasına rağmen iştahın belirgin şekilde  azalması veya çok fazla yemek yeme.. 
    -Çevrenizdeki insanların sizde bir sorun olduğunu söylemeye başlaması.. 
    -İş, sosyal ve özel yaşantınız da sorunlar yaşamaya başlamanız.. 
    sürekli olarak sizi rahatsız ediyorsa, altta yatan herhangi bir tıbbi sebep bulunamıyorsa bir psikiyatri uzmanına danışmanızda yarar olacaktır.

  • Helikopter ebeveyn nedir

    Helikopter Anne-Babalar; çocuğun başından ayrılmayan, etrafında pervane olan, çocuğun her şeyine yetişmeye çalışan, çocuğun hayatına ve kişiliğine müdahale eden, yorulmak bilmeyen anne babalardır. Bu anne babalar, eğitimli orta sınıf ailelerden gelir ve çocuktan akademik beklentileri çok yüksektir.

    Son yıllarda bu terimden çokça söz edilmekte ve bir psikolojik, sosyolojik sorun olarak ele alınmaktadır. Helikopter Anne-Babalar Türkiye’de çok yaygındır.

    Helikopter anne babalar, çocuklarının başından ayrılmayan, etrafında pervane olan, her şeylerine yetişmeye çalışan, hayatlarına ve kişiliklerine müdahale eden, yorulmak bilmeyen anne babalar olarak tanımlanmaktadır.

    Günümüzde “helikopter aileler”, çocuklarının eğitim, sosyal ve özel hayatlarını çok yakından takip eden, çocuklarının üstlenmesi gereken sorumlulukları büyük bir hevesle üstlenen, her sorununu onlar adına çözmekten mutluluk duyan aileler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    “Helikopter anne babalar”, çocuklarının ödevlerini, projelerini yapıyor, yetiştiremedikleri zaman telaşlanıyor, çocukları düşük notlar aldıklarında bu konuyu öğretmenleri ile konuşabiliyorlar. Helikopter aileler, iyi niyetle yardımcı olmaya çalışsa da aslında çocuklarının yetersiz olduğu, kendi sorumluluklarını yerine getiremedikleri mesajını veriyorlar ve tüm bu nedenlerle de çocuklarına yardım ediyorlar.

    Helikopter anne babalar çocuklarının bireyselliğinin gelişmesini kendilerine tehdit görürler ve onlara bağımlı olması için elinden geleni yaparlar. Çocuklarının bağımsız kendi kendine yeten bir birey olmasını tehdit için gördükleri için çocukların değişim, gelişim çabalarına engel oluyor ve kendilerine bağımlı olmaya zorluyorlar. Tabi buda çocuğun kendine yetemeyen, değersiz, güvenilmez biri olmasına neden olduğu gibi kimlik gelişimlerini de olumsuz etkiliyor

    Aşırıcı korumacı çevrede büyüyen, her sorunu anne babası tarafından çözülen, kendi kararlarını kendi alamayan yani helikopter anne baba ile büyüyen çocuklarda bazı tipik özellikler görülmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz

    Şişirilmiş bir egoya sahip
    Düşük öz saygı ve yeterlilik duygusu
    Bastırılmış kişilik
    Sağduyudan yoksun
    Karar vermekte zorlanan
    Problem çözme becerisi gelişmemiş
    Daha iyiyi yapma ve çabalama isteği düşük
    Çok güçlü aile bağına sahip ve aileye bağımlı

    Bunlar bu çocukların sadece en belirgin özellikleri bu liste daha artırılabilinir. Çünkü aşırı koruyucu anne baba olmak, çocuğun normal gelişimine müdahale eden bir yaklaşımdır. Dolayısıyla çocukta normal olmayacaktır. Birçok becerileri eksik, psikolojik problemler yaşamaya yatkın, iş ve özel hayatında problemler ve başarısızlıklar yaşayan bir yetişkin olacaktır.

    Helikopter anne babalar şunu unutmamalıdır. Sonsuza dek çocuklarının yanında olamazlar. Çocuklarının kendilerine bağlı ve bağımlı yaşaması aslında çocuklarına yaptıkları çok büyük bir kötülüktür. Bu şekilde büyüyen çocuk hiçbir zaman bağımsızlaşamaz, kendi sorunlarını çözemez, karşılaştığı sorunlarda hep başkalarını suçlar ve kolay çıkış yolları arar.

    Şimdinin çocuklarının geleceğin yetişkinleri olduğunu düşündüğümüzde aslında gelecek adına da çok büyük bir hatadır çocukları bu şekilde büyütmek. Helikopter anne baba ile büyüyen çocuklar hep çocuk kalmayacaklar, ergenlik, yetişkinlik, iş yaşamı, evlilik gibi pek çok süreç onları bekliyor.

    Çocukları bağımsız bırakmak ve sorun çözme becerilerin gelişmesine katkı sağlamak onların gelişimi için atılacak önemli bir adımdır…

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu nedir

    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle ortaya çıkan, belirtileri 7 yaşından önce gözlenmeye başlayan ve hayat boyu süren psikiyatrik bir hastalıktır. Temel belirtiler, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüselliktir.

    DİKKAT EKSİKLİĞİ

    Belirli bir olaya, aktiviteye konsantre olamaması, dış uyaranların dikkatini çok kolay dağıtması, unutkanlık, eşyalarını sık kaybetmesi ve düzensizlik gibi belirtiler.

    HİPERAKTİVİTE

    Çocuğun kendi akranlarıyla karşılaştırıldığında belirgin düzeyde daha fazla hareketli olması, bu hareketliliğin, oyun, anaokulu ve okul gibi ortamlarda günlük aktivitelerde, arkadaşları ve aile için sorun oluşturuyor olması.

    DÜRTÜSELLİK

    Acelecilik, istekleri erteleyememe, sorulan sorulara çok çabuk ve düşünmeden cevap verme, sıra bekleyememe gibi güçlükler

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE DEHB BELİRTİLERİ

    İlk fark edilen özellik genellikle çocuğun aşırı hareketliliğidir. DEHB yaşayan çocuklar anne babaları tarafından huzursuz, atlayan, zıplayan, tırmanan ve seyrederken bile hareketliliği yoran çocuklar olarak tarif edilir

    Dikkat eksikliği belirtileri nerdeyse okula başlayana kadar hiç fark edilmeye bilir. Dürtüsellik ise erteleyememe, anında istediğinin yapılmasını bekleme, anne babanın ilgisinin sürekli kendi üstünde olmasını isteme gibi belirtilerle okul öncesi dönemde fark edilebilir.

    Oyun çağı çocuğunda DEHB nin temel belirtileri yanı sıra itip kakma, oyuncakları kırma, başlanılan oyunu sonlandıramama ve oyuncaklardan çabuk sıkılma gibi belirtilerde gözlenebilir.

    Uyku ve yeme bozuklukları, anne aşırı bağımlılık, mutsuzluk gibi davranışlarda DEHB birlikte görülebilir.

    OKUL ÇAĞINDA DEHB BELİRTİLERİ

    DEHB yaşayan çocuğun okula başlamasıyla birlikte yaşanan sorunlar çok yönlü olmaya başlar.

    Sınıfta oturma, dikkati toplama, kurallara uyma, düzenli olma, arkadaşlarla iyi ilişkiler kurma gibi okul başarısını ve okulu etkileyen davranışlarda problemler yaşanmaktadır

    Evde ve okulda davranış özelliklerinden dolayı çok eleştirilen ve ceza alan DEHB yaşayan çocuklarda öz güvenin kaybolması sonucunda daha farklı psikolojik problemlerde gözlenmeye başlanmaktadır.

    İlkokulun ilk dönemlerinde aşırı hareketlilik, çok konuşma ve söz dinlemem gibi belirtilere yalan söyleme, büyüklerle tartışmaya girme ve arkadaşlarla sık kavga etme gibi davranış sorunlarının da eklendiği gözlenmektedir.

    DEHB yaşayan çocuklar genelde dalgın, sakar, ilgisiz ve tembel öğrenciler olarak nitelendirilir.

    Dikkat eksikliği olan çocukların, bu problemlerin, fark edilmesi çoğunlukla depresyon veya anksiyete bozukluğu belirtirliyle uzmana başvurmalarıyla mümkün olur.

    Sürekli kendi zihin kapasitesi altında başarı gösteren bu çocuklar da okula ve derse olan tepki nedeniyle zamanla okula gitme isteksizliği, okulu sevmeme, okulu ret etme ve okul fobisi gibi belirtiler de sık gözlenir

    DEHB tanısının konulabilmesi için belirtilerin 7 yaşından önce başlaması ve en az altı ay süresince davet etmesi gerekir.

    Çocuklarda DEHB olduğuna karar vermeden önce çok çeşitli kaynaklardan bilgilerin toplanması, incelenmesi gerekir. Çünkü Çocuğun en az iki ortamda bu belirtileri gösteriyor olması gerekir.

    Çocuk sadece okul ve ya evde davranış sorunlarını ve aşırı hareketlilik gibi belirtileri gösteriyorsa, sorunun ortaya çıktığı ortamların yeniden düzenlenmesi gerekebilir.

    HİPERAKTİVİTENİN BILGULARI

    Hiperaktivite başka pek çok sorunla ortak belirtilere sahip olduğu için kesin tanı koymak çok zor olabilir. Tanı konmadan önce ayni belirtilerle kendini gösterebilecek olan diğer tıbbi ve duygusal sorunların saf dışı edilmesi gerekir.

    Bu problemin belirtilerine, pek çok çocukta stres anlarında kısa sürelerle rastlanabilir. Dolayısıyla her belirti gösteren çocuk otomatik olarak hiperaktif sayılmamalı, problemin geçmişi ve ayrıntıları anlaşılmalıdır.

    Hiperaktivitenin belirtileri genellikle çocuk yedi yaşına basmadan ortaya çıkar.

    Hiperaktif çocuklar dikkatlerini toplamakta zorlanırlar, davranışlarını düşünmeden gerçekleştirirler ve genellikle fazla hareketlidirler.

    Bazılarında ise, dikkat eksikliği ve düşüncesiz davranışlar olmakla birlikte aşırı hareketlilik yoktur.

    Aslında her çocuk zaman zaman bu şekilde davranabilir, fakat hiperaktif çocuklar hemen her zaman böyle hareket ederler.

    Diğer yandan hiperaktif çocuğun kısa süreli islerde ya da TV, bilgisayar oyunu gibi eğlenceli isler sırasında çok dikkatli olduğunu gözleyebilirsiniz. Bu sizi şaşırtmasın.

    HİPERAKTİVİTENİN NEDENLERİ

    Hiperaktif çocukların beyinlerinde mesaj alış verisini gerçekleştiren kimyasal maddelerde bir sorun vardır.

    Anne – babadan birinde veya her ikisinde de hiperaktivite varsa, bunların çocuklarında da hiperaktivite belirtilerine rastlanabilir

    Hiperaktivite çocukluk çağı hastalıklarından sonra görülebilir.

    Gelişimsel sorunlar hiperaktivite ile bağlantılı olabilir.

    Beyin dokusundaki doğumsal ya da sonradan olma zedelenmeler hiperaktiviteye sebep olabilir.

  • Çocuğum neden konuşmuyor

    ÇOCUĞUM NEDEN KONUŞMUYOR

    Bazı çocuklar yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşmaya başlayabiliyor. Bu, her zaman konuşma bozukluğu sorunu veya ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, onu iyi gözlemlemeli ve ciddi sorun olasılığını düşündüren durum fark ettiğinizde de hemen bir uzmana başvurmalısınız.

    Eğer çocuğunuzda aşağıdaki bulgulardan bir ya da birkaç tanesi varsa, bir uzmandan destek almanızda fayda olacaktır.

    Çocuğun işaret ve diğer iletişim biçimleri normal değilse

    Yaşı gelmiş olmasına rağmen halen yeterli kelime sayısı yoksa

    Kelimeler ile cümleler oluşturamıyorsa

    Sizi tam duyduğundan emin değilseniz

    Çocukta ek bir fiziksel, gelişimsel sorun varsa

    Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa

    Çevresine karşı isteksiz ve ilgisizse

    Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa

    Yalnız kalmayı tercih ediyorsa

    İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa

    Çocukların geç konuşma nedenleri ne olabilir?

    Gelişim geriliği

    Otizm

    Atipik otizm

    İşitme sorunu

    Kulakta sıvı birikmesi

    Görme sorunu

    Sık havale ve epilepsi geçirme

    Yaygın gelişimsel gerilik

    Kronik depresyon

    Çocukluk çağı psikozları

    Geç konuşmaya yol açan diğer etkenler

    Yalnız kalma: İnsanlarla fazla bir arada kalmayan, kendi haline bırakılan, onunla fazla konuşulmayan çocuklar geç konuşabilir.

    Televizyon izleme: Özellikle 0-3 yaş döneminde televizyon izleyen çocuklarda dış dünyadan kopma, kendi halinde olma eğilimi, insanlardan ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaşma, nesneler ile daha fazla ilgilenme, duygusal alışverişten vazgeçme, konuşmama, yaşıtları ile ilgilenmeme, seslenince bakmama gibi durumlar gözlenebilir.

    Evde model alacak kişilerin azlığı: Bunun yanı sıra evde kullanılan dilin niteliğinin bozuk olması da çocuğun konuşma gelişimini etkiler.

    Çocuğun içe kapanık olması: İçe kapalı kişilik yapısı ya da kaza benzeri durumlar sonrası yaşanan şoklar da çocukların konuşma yaşını etkileyebilir.

    Kardeş kıskançlığı: Kardeşi olan çocuklar kendilerine ilgi gösterilmediğini düşünüp konuşmayarak tepki verebilirler.

    Ailevi faktör: Ailede iki dil kullanıldığı durumlarda çocuklar geç konuşabilirler.

    Çocuğunuzun konuşma gelişimini hızlandırmak neler yapmalısınız?

    Çocuğunuza sevgi ve ilgi gösterin, sık sık konuşun onunla.

    Ona hitap ederken tane tane ve düzgün konuşun.

    Sık sık soru sorun.

    Çocuğunuz bazı sözcükleri akıcı söyleyemediğinde sabırlı davranın, ona baskı uygulamayın.

    Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında, söylediği sesleri ona tekrarlatın.

    Onu insanlar arasında bulundurun, fazla kendi başına kalmasına izin vermeyin.

    Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.

    Bir nesneyi eline aldığında onunla ilgili ona bir şeyler anlatın.

    Özellikle 0-3 yaş döneminde mümkün olduğunca televizyon izlettirmeyin. Eğer bebek ya da çocuk kanalı izliyorsa, gördükleri hakkında açıklama yapın.

    Onun işaretle gösterip de istediklerini hemen yerine getirmek yerine konuşarak yönlendirin, anlatmasını sağlayın.

    Ona kitap okuyun, masal anlatın, ninni söyleyin.

    Size bir şey söylediğinde karşılık verin.

    Onunla yaratıcı oyunlar oynayın.

    Sağlıklı beslenmesine, yeterli uyku uyumasına özen gösterin.

    Kreş için gelişimsel olarak hazır olduğunda mutlaka gönderin

    Onu başka çocuklarla kıyaslamayın

    Onun yanında konuşamamasından duyduğunuz endişeyi dile getirmeyin

    Konuşamadığı için onu suçlamayın, eleştirmeyin