Etiket: Sorumluluk

  • Çocuklarda Sorumluluk Bilincinin Gelişmesi

    Çocuklarda Sorumluluk Bilincinin Gelişmesi

    Sevgili Anne ve Babalar,

    Sorumluluk duygusu hayatın ilk yıllarından itibaren öğrenilen ve geliştirilebilinen bir beceridir. Çocuklar kendilerine fırsat verildiğinde ve sorumluluk sahibi rol modellerle birlikte büyüdüğünde bu beceriyi kolaylıkla edinebilirler. Sorumluluk anne-babaların zihinlerinde genellikle çocuğun oyuncaklarını toplaması, odasını düzenli tutması ve eşyalarına sahip çıkması ile sınırlandırılmış bir beceri olsa da; aslında sorumluluk bahsedilenlerle birlikte çok daha fazlasını kapsamaktadır. Kaşık tutma becerisi kazanmış bir çocuğun yemeğini kendi kendine yemesi çocuğun aldığı bir sorumluluktur. Yine fırça tutma becerisi gelişmiş bir çocuğun akşam yatmadan önce dişlerini fırçalaması bir sorumluluktur. Karnı doyan bir çocuğun yemek yemek istememesi çocuğun kendi hayatına dair aldığı bir karar, tercih ve sorumluluktur. Kıyafetlerini giyme gayreti içinde olan bir çocuğun çorabını giymek için çabalaması onun aldığı bir sorumluluktur. Bu liste farklı örneklerle uzatılabilir. Görüldüğü gibi çocuğun çabaladığı, öğrenmeye çalıştığı, denediği birçok şey aslında sorumluluk becerilerinin ve dolayısıyla da özgüven becerilerinin birer yapı taşıdır.

    Peki, biz büyükler çocuklarımızın sorumluluk sahibi olmasını ne için istiyoruz? Sorumluluk becerisini bu kadar değerli kılan şey nedir? Sorumluluk duygusu; bazı görevleri yerine getirmekten çok kişinin kendi becerilerini geliştirmesi ve davranışlarının sonuçlarının farkında olması ile ilgilidir. Gelişen becerilerinin kullanılmasına müsaade edilen ve başarılı denemeleri sonucunda tebrik edilen (ödüllendirilen), başarısız denemeleri sonucunda ise azarlanmayan tam tersine cesaretlendirilen çocuklar sorumluluk alma konusunda istekli olurlar. Sorumluluk alabilen çocuklar ise özgüveni daha yüksek, kaygı seviyesi ise daha az olan birey olma yolunda ilerler.

    Peki, biz yetişkinler çocuğun zaten doğuştan getirdiği sorumluluk alma güdüsünü nasıl desteklemeliyiz?

        Öncelikle yapacağımız ilk ve en basit şey çocuğunuzun kendi başına yapabileceği her şeyi ama her şeyi yapması için ona fırsat vermektir. Örneğin, bardaktan su mu içmek istiyor ve siz de bardağı düşürüp kırmasından mı korkuyorsunuz? Plastik bardakla su verin. Döke saça içsin ve bunu deneyerek yaşayarak öğrensin. Ya da daha büyük yaş bir çocuk evi paspaslamak mı istiyor? İzin verin yapsın, sizin gibi yapmasını beklemeyin. Bırakın sadece kendini yeterli hissettin, sizin gözünüzde ona ne kadar inandığınızın, güvendiğinizin ışığını görsün. Ya da 2 çeşit yemekten birini mi tercih ediyor, sebzeyi değil de pilavı mı yiyor? Bırakın tercih edebilme sorumluluğu gelişsin. “Demek bu daha çok seviyor ve bunu tercih ediyorsun, peki bu senin kararın. Aferin” deyin o gün sadece pilav yesin ama kendisinin seçme gücünü hissetsin. İlla sebze yesin diyorsanız bazen pilav seçeneğini çıkarın. Doyduğunda ağzına zorla sokmayın lokmaları. Bu davranış ‘sen doyup doymadığına karar veremezsin, ben senin adına daha iyisini bilirim. Doyduğunu sen değil ben anlarım’ mesajını verir çocuğa. Bırakın aç kalsa bile aldığı sorumluluğun sonuçlarına katlanmayı öğrensin. 5 yaşındaki bir çocuk kendi başına giyinmek mi istiyor? Evet, henüz çok hızlı olmayabilir ancak hızlı giyinmeyi öğrenebilmesi için yeterince deneme yapması gerekmektedir. Eğer anne baba sabredemeyip bu seferde “ben giydireyim” derse o zaman bu becerinin gelişmesi gecikecektir. Ayrıca eğer bir yere geç kalınması söz konusu ise çocuğun hazırlaması için yeterli zaman verildikten sonra geç kalmanın sonucunu çocuğun yaşaması da sorumluluk duygusunun gelişmesi için önemlidir.

        Bu örnekler çoğaltılabilir. Son olarak dikkat edilmesi gereken çocuğa sorumluluk bilinci aşılarken çocuğunuzun gelişim özelliklerini mutlaka inceleyin. 3 yaşındaki bir çocuktan 5 yaşındaki bir çocuğun yapabileceği bir şeyi beklemek, kaş yapayım derken göz çıkarmaya benzer. Bu gibi bir durumda çocuğumuz gelişimsel olarak hazır olmadığı için aldığı görevi yerine getiremeyecek ve bunun sonucunda kendini başarısız, yetersiz hissedecek ve denemekten korkar hale gelecektir. Önce kendine karşı, sonra ailesine ve yakın çevresine karşı, en sonunda da topluma karşı sorumluluk sahibi bireyler yetiştirebilmek ümidiyle…

  • Yeni Bir Dönem Başlarken

    Yeni Bir Dönem Başlarken

    Bu hafta itibariyle yeni eğitim öğretim hayatına girmiş bulunuyoruz. Bu yeni dönemin herkes için hayırlı ve verimli geçmesini umuyorum.

    Uzun süren yaz tatilinin ardından tempolu bir döneme başlamak pek kolay olmuyor. Bir an evvel iş ve okul hayatına uyum sağlamak gerekiyor. Belki ufak motivasyonlar, kısa vadeli ve uzun vadeli planlar, hedefler uyum için ısınma egzersizleri olabilir. 

    Yenilik ve başlangıçlar ayı olan Eylül, eğitim hayatının da başladığı aydır. Kimisi bu ayda yeni başlıyor, kimisi de yeniden başlıyor…

    Değinmek istediğim ve son zamanlarda gözlemlediğim birkaç noktayı sizlere de aktarmak istedim.

    Ailelerin, özellikle annelerin, çocukların sabah uyanabilmeleriyle, ödevleriyle ve beslenmeleri gibi problemlerle epey meşgul olduklarını görüyorum, hatta bazılarının başı dertte bile diyebiliriz.

    Bebekken bizlere fazlasıyla ihtiyaç duyan çocuklarımız her yıl büyüdükçe bize olan ihtiyaçları ve bağımlılıkları azalmaktadır. Doğduğunda yemesi,  içmesi, giyinmesi, ağladığında sakinleşmesi, tuvalet ihtiyacı ve daha birçok ihtiyacını bakım veren kişi sayesinde giderebilmekteyken; 2 yaş itibariyle her yıl yeni beceriler ve sorumluluklar kazanırlar ve daha bağımsız hale gelirler. Daha doğrusu olması gereken, beklenen sağlıklı hal bu şekildedir. Aksi yaşandığında tıkanmalar, sorunlar hatta psikopatoloji bile yaşandığını görmekteyiz.

    Okul çağı, çocukların kendi kendine uyanma, hazırlanma, beslenmesini hazırlama, ödevlerini yapma, bakkala gitme, kırtasiyeye gitme, anahtar taşıma, boş zamanlarını programlama gibi becerileri kazandıran altın bir çağdır. Okul dönemi sadece çocuğu akademik hayata değil günlük hayata, yaşama da hazırlar. 

    “Çocuğum yeter ki ders çalışsın başka bir şey yapmasın” demek yanlış bir tutum. 

    Çocuklara bu dönemde destek olmak gerekir. Yeni kazanılan becerilerde desteğinizi ve şefkatinizi elbette esirgemeyeceksiniz. Fakat onların kazanmasını beklediğimiz şeyleri de sizler üstlenmeyeceksiniz. Onun ödevini yapmak, çantasını toplamak, odasını toplamak ve sabah uyandırmak vs. gibi görevler sizin sorumluluğunuz değil, ama sizin gözetiminizde çocuğun gerçekleştireceği sorumluluklardır.

    Oyun çağından okul çağına yeni geçmiş çocuklarınıza yol gösterici, model olacak şekilde, destekleyici, yüreklendirici ve kabul edici tutumla yaklaşılmalıdır. Örneğin, henüz sabah kendi başına erken uyanma becerisi olmayan bir çocuk için birlikte bir çalar saat alabilir, akşamları beraber kurabilirsiniz. Tabi bu çalar saatin neden gerekli olduğunu, ne işe yarayacağını açıklamalısınız. “ Sana sabahları daha rahat uyanabilmen için bir çalar saat alalım, böylece tam zamanında kalkarsın ve okuluna yetişirsin… Belki ilk başlarda bu sana zor gelebilir ama zamanla kolaylaşacağını göreceksin. Zaten ben sana yardımcı olacağım. Hiç merak etme… Hem senin büyüyüp geliştiğini buradan da anlayabileceğiz. Sen artık büyüyorsun ve daha fazla şeyi kendi başına yapmaya başlayacaksın… Eminim bu süreç hepimiz için de çok keyifli olacak…” gibi açıklamalar yapılmasını çok önemli buluyorum. 

    Böylece çocukların görevini üstlenen ebeveynler, özellikle anneler, çocukların gözünde- biliçdışında onları her sabah uyandıran, sıcak yataklarından koparan, kızan, asık suratlı veya bağıran kimseler olmaktan kurtulurlar.

    Tabii ki anneler de saat kurup kalkıyor olacaklar, fakat alarmla uyarılmış, uyanmış, güne başlamış çocuklarını kontrol etmek amaçlı, onlara günaydın demek için odalarına girmiş bulunacaklar. Bu ikisi arasında çok fark var. Birinde sorumluluk tamamen anneye ait ve çocukla cebelleşme, otorite- güç çekişmesi var; diğerinde ise sorumluluk çocuğa ait ve destekleyen, yönlendiren, ilgilenen, alaka gösteren bir anne tutumu var. 

     

    Çocuklara yeni bir beceri öğretirken mutlaka bu beceriyi tanıtın. Yapılması gerekenleri gösterin ve açıklayın. Ardından çocuğu başarılı olması için yönlendirin ve yardımcı olun. ( çalar saat örneğinde, evet saati kurma sırası sende…, hadi bakalım yarın tek başına yataktan kalkmayı deneyeceksin… gibi) Son olarak olumlu ifadelerle çocuğu yüreklendirdiğinizde artık becerinin kazanılmış olduğunu göreceksiniz. (işte oldu, artık kendi kendine uyanabiliyorsun, seninle gurur duyuyorum…, her geçen gün daha da büyüyorsun, yapabileceğini biliyordum… gibi) 

    Çocukların güvenlerini kırmamak ve destekleyici olabilmek için tüm bu diyalogların samimi, doğal ve içten bir şekilde gerçekleşmesine dikkat edilmelidir. Yapmacık ifadelerden ve abartılı söylemlerden kaçınılmalıdır.

    Çocuklara yaşlarına ve gelişimlerine göre verilen her bir sorumluluk onları güçlendirecek ve özgüvenlerine olumlu katkı sağlayacaktır. 

     

    Değinmek istediğim bir diğer mesele okullar açılırken bazı ebeveynlerin çok  fazla şikayetlenmesi meselesi.

    “Eyvah okul başlıyor! Ne yapacağız? Yine bir sürü ödev…, sabah erken kalkmak işkence…, zaten kahvaltıda da bir şey yemiyor… gibi söylemlerin dile getirilmesi.

    Bu tarz söylemlerde bulunan ebeveynler mutlaka kendi okul çağlarını hatırlamalı. Okul, ders, öğretmen vs. ‘nin ebeveynlerin kendi çocukluk travmalarını tetikliyor olabileceği akılda tutulmalıdır.

    “Kaygı Bulaşıcıdır?” yazımda da bahsetmiştim. Bazen ebeveynler olarak kendi kaygılarımızı çocuklarımıza bulaştırırız. Henüz okula yeni başlayacak ve okulla alakalı bir fikri olmayan çocuk için oldukça korkutucu bir durum ve bu tarz söylemlere maruz kaldıkça çocuk otomatik olarak kaygı ve korku yüklenecektir. 

    Tabi sizin içinde geçmişin hoş olmayan anılarıyla yaşamak zor olmalı. Böyle bir durumda bireysel olarak psikoterapi sürecinizden geçmenizi öneririm.

    Ebeveynlerin şikayetlenmesine sebep olabilecek bir diğer husus bu döneme kadar çocuğuna alması gereken sorumlulukları aldırmamış, kendilerine bağımlı bir çocuk yetiştirmiş olmaları olabilir. Bunu aynı zamanda çocuğu okula hazır hissetmemeleri ve de bu zamana kadar bunun için bir ön hazırlık yapmamaları olarak düşünmekte mümkün. Çocuğu oyun çağından okul çağına geçişe duygusal olarak, sosyal olarak, fiziksel olarak veya akademik olarak yetersiz bulmak gibi.

    Böyle bir durum olduğunda bir an evvel sorunu belirleyip ona göre hareket etmek gerekiyor. Sorunu belirlemede ve sizi yönlendirmesi için çocuğun öğretmeninden, okulun rehberlik servisinden, gerekirse bir çocuk psikoterapistinden yardım isteyebilirsiniz. 

    Her geçen gün aradaki boşluk büyüyecek, bu da telafiyi güçleştirecektir.

    Sevgi ve sağlıcakla…

  • Sorumluluk Bilincinin Kazandırılması

    Sorumluluk Bilincinin Kazandırılması

    “Halkalardan biri gevşerse, zincirin tümü kopar.”

    Pek çok ebeveyn çocuklarının öz güvenli hareket edebilen, kendi kararlarını verebilen ve karşılaştığı problemlerin üstünden kolayca gelebilen çocuklar olmalarını arzu ederler. Erken yaşlardan itibaren aile içindeki tutumlara uygun olarak kazanılan değerler, bir trenin vagonları gibi birbirinden bağımsız düşünülemez. Bu değerlerden biri olan sorumluluk duygusunun eksikliği, günümüzde en sık görülen problemlerden birisidir.

    Sorumluluk; bireyin yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun görevleri yüklenebilme ve yerine getirebilme durumudur. Biz yetişkinlerin bile zaman zaman sorumluluklarımızı yerine getirirken yaşadığımız zorlukları düşünecek olursak, çocuklarımıza yönelik beklentilerimizde de gerekli hassasiyete ve bilince sahip olmak gereklidir.

    Sorumluluk ve sabır… Birbirinden ayrı tutulamayan iki değer. Aileler şöyle düşünür: “Evet çocuğumda sorumluluk duygusu gelişmemiş olabilir ve buna bağlı olarak kendine olan inancı da çok düşük. Bir şey yapın hemen düzelsin…” Ben bu durumu, zayıflama isteğiyle diyetisyene giderek: “bir sihirli çubuğunuzu dokundurun da odadan zayıflamış olarak çıkayım” diyen birisinin ifadesi kadar gerçek dışı bulurum. Çocuğun doğumundan itibaren deneyimlerle öğrendiği ve kazanmaya başladığı bir durumdan bahsedilmektedir. Dolayısıyla gerekli değişimler ve değer kazanımları belirli bir sürece ihtiyaç duyar.

    SORUMLULUK KAZANIMINDA AİLE ROLÜ

    Okulöncesi eğitim kurumlarında saygı, dürüstlük, sabır, sorumluluk… gibi değerlerin etkin bir şekilde çocuklara kazandırılması amaçlanmaktadır. Ancak bu değerlerin tohumlarının atıldığı en önemli eğitim kurumunun ev ve ilk eğiticinin çocuğun ailesinin olduğu çok da önemsenmemektedir. Belirli bir yaşa gelmiş (6-7 yaş) çocuğun, yemek yemeyi, kıyafetlerini değiştirebilmeyi, ayakkabılarını giyme-çıkarmayı okul hayatı ile öğrenmesi gereken bir tutum olarak karşımıza çıkması azımsanmayacak kadar çok çoktur.

    Bilinçli ebeveynler çocuklarının gelişim düzeylerine uygun olarak hangi yaşta neleri yapabileceklerini takip eder ve bu konuda destekleyici davranırlarsa, çocuk okul hayatına kazanmış olması gereken sosyal-kişisel ihtiyaçlarını karşılayabilme becerisini edinmiş olarak başlar ve enerjisini gerçekten öğrenmesi gereken durumlara geçirmiş olur.

    Burada ebeveynin dışındaki geniş ailenin de üzerinde durmak yerinde olacaktır. Yeni nesil ebeveynler, teknolojik olanakları daha etkin kullanarak çocukları hakkında daha fazla bilgi edinmektedirler. Dolayısıyla hangi durumlarda nasıl davranmaları gerektiğini daha iyi bilebilmektedirler. Bir de kendilerini, biz dedeyiz, babaanneyiz, anneanneyiz diye adlandıran değerli aile büyüklerimiz var. Onlara göre; çocuğa hayır denmez, çocuk ağlamaz, çocuk yedirilmek istiyorsa yedirilir, çocuk ne istenirse alınır, çocuk uyumak istemiyorsa uyumaz… Kısa süreli aile ziyaretlerinde bu ibareler bir nevi telafi edilebilirken, özellikle annenin çalıştığı ve aile büyüğünün bakıcı konumda olduğu durumlarda bu durum daha zorlaşabilmektedir. Aile büyükleri, torunlarına göstermiş oldukları hassasiyetin derecesini, çocukların gelişim düzeylerine uygun olarak ayarlayabilseler, çocukların davranışları olumlu şekilde gelişme gösterecektir. Burada önemli olan nokta, çocuğun çevresindeki bireylerin (ebeveyn, aile büyükleri…)çocuğa davranışlarında benzer tutumlara sahip olmasıdır.

    Sorumluluk duygusunu geliştirmede aile içi uygulamalar:

    • Olumlu davranışını sergileyebileceği ortamlar hazırlanır ve pekiştirilir.

    • Kuralların düzenlenme ve uygulanmasında etkin rol verilir. “Odana koyduğumuz saat sayesinde kendin uyanabilirsin.”

    • Görsel hatırlatmalar, notlar görevleri hatırlatır ve sorumluluk yükler.

    • Hata yapabilme olanağını kendisine tanıyın.

    • İstek ve kuralların açık bir şekilde çocuğunuz tarafından anlaşıldığından emin olun. “Oyuncaklarını sepete koyman gerekiyor.”

    • Mümkünse sonuçları ona fark ettirin. “ Dışarıda hava sıcaklığı nasıl?”

    • Her daim çocuğunuza iyi bir model olun.

    SORUMLULUK KAZANIMINDA OKULÖNCESİ KURUMLARININ ROLÜ

    Artık ilköğretim sürecine geçmeden önce her çocuğun muhakkak en az bir sene almış olduğu okulöncesi eğitimin önemi, gün geçtikçe daha da fazla anlaşılmaktadır. Son zamanlarda özellikle ebeveynlerin birlikte çalışma sürecinde olmaları, çocukların bu eğitimle daha erken tanışmalarına yol açmaktadır.

                Okulöncesi eğitim kurumlarının ilk birkaç ayını gözlemleme fırsatı bulursanız genellikle şu manzaralar karşımıza çıkmaktadır:

    • Yemek yedirilmek için öğretmenini bekleyen,

    • Ayakkabısını giydirmesi için öğretmenini bekleyen,

    • Oyuncaklarla oynadıktan sonra toplamak istemeyen,

    • İstediği yemek olmadığı için yemek yemeyen,

    • Sınıf içi kurallara uymada zorluk gösteren,

    • Kıyafetlerini değiştirme noktasında yardım bekleyen…

    Öncelikle bunun sebebini sorguladığımızda, aile içi tutumların çocuğun davranışlarını ve beklentilerini belirli bir ölçüde şekillendirdiğini görüyoruz. Eğitim sürecinin en önemli değerlerinden biri olarak atfettiğimiz sorumluluk bilincinin eksik olduğu durumlarda; çocuklarda başarısızlık, yavaşlık, konuşamama, ağlama, okula gitmek istememe, çekingenlik gibi olumsuz davranışlar görülmektedir. Ve aile bu konuda öğretmenlerden bir sihirli çubuk kullanmasını ve tüm bu olumsuz davranışları yok etmesini beklemektedir. Çocuğun mizacı ve aile ile yapılan iş birliğine bağlı olarak bu süreç, bazen kısa sürebilirken bazen de bir dönem boyunca sürebilmektedir.

    Çocuğunuzun her zaman küçük kalmayacağını ve ilerde bir yetişkin olacağının bilinciyle, bugününden itibaren onun görevlerini ve ihtiyaçlarını karşılamada dengeli hareket etmelisiniz. En sık duyduğumuz ibarelerden olan: “daha çocuktur ne olacak yada o ne anlar, nasıl yapacak onu…” gibi tamamen çocuğun gücünden ve yeteneklerinden bihaber olan ebeveynlerin daha da bilinçlenmesi en büyük arzumuzdur.

    GELİŞİM DÜZEYLERİNE UYGUN SORUMLULUKLAR

    2 ve 4 yaş arası çocuklar:

    • Yemeğini yemek,

    • Tek başına uyumak,

    • Kirli kıyafetleri sepete atmak,

    • Oyuncaklarını korumak ve toplamak,

    • Basit yönergelerle getir-götür işleri yapmak,

    • Yemek masasına ufak eşyaları koymak,

    • Ev ayakkabılarını kendisi giymek.

    5 yaş çocuklar:

    • Temiz kıyafetleri dolaba koymak,

    • Saçlarını taramak,

    • Mutfakta yiyecek hazırlamak,

    • Yemekten sonra tabağını kaldırmak,

    • Kıyafetlerini katlamak ve yerine koymak.

    6 yaş çocuklar:

    • Tek başına giyinme-çıkarma,

    • Mutfakta daha aktif hareket etmek,

    • Çiçekleri sulamak,

    • Odasının çöpünü atmak,

    • Ev işlerinde yardımcı olmak,

    • Kontrollü şekilde marketten alışveriş yapmak,

    7 yaş çocuklar:

    • Okul çantasına sahip olmak ve hazırlamak,

    • Ödevlerinin farkında olmak ve sorumluluk bilinciyle yapmak,

    • Ev hayvanını beslemek,

    • Çalar saat ile kendi başına uyanmak,

    • Alışverişleri uygun yerlere yerleştirmek.

  • Çocuğa Sorumluluk Kazandırma

    Çocuğa Sorumluluk Kazandırma

    Sorumluluk bilinci, aşamalı olarak gelişen bir beceridir. Hayat ile ilgili öğrenilen tüm diğer beceriler gibi, sorumluluk sahibi olmak için de pratik yapmak gerekir. Sorumluluk duygusunu geliştirmek için anne-babanın; yaşına, cinsiyetine ve kişisel özelliklerine uygun görevleri çocuğun yapmasına fırsat vermesi, istenilen davranışlar için model oluşturması ve çocuğun gösterdiği olumlu davranışları pekiştirmesi gerekir. Ailede sorumluluk bilincini kazanmayan çocuğa ileri yıllarda bunu kazandırmak çok zor bir iştir.

    Özellikle şehirli modern çekirdek ailelerde çocuklar sorumluluklarıyla çok geç yaşta karşılaşmaktalar. Örneğin; Dört yaşında bir çocuk çorbasını çok rahat kendi içebilir. Ama dökme ihtimali vardır. Bununla beraber çocuklar genellikle annelerinin sabrını taşıracak kadar yavaş yerler. Çocuğun etrafı kirletmesini istemeyen ve bir an önce yemek faslını bitirmesini ve sofrayı toplamayı düşünen anne çocuğa yemeğini yedirdiğinde bilinçaltına verdiği mesaj: “Ben yemeğimi kendim yiyemem, annem yedirir. Yemeği yiyecek beceriye sahip değilim.” dir.

    ÇOCUĞA SORUMLULUK DUYGUSU NASIL KAZANDIRILIR?

    Anne-babalar için çocuklarının sorumluluk sahibi olması, daha çok okul hayatı ile birlikte gündeme gelir. Eşyalarına sahip çıkmak, ev ödevlerini yapmak, ders çalışmak bir çocuğun sahip olması gereken en temel sorumluluklardır. Ancak küçük yaştan itibaren sorumluluk bilincini geliştirmek için fırsat verilmemiş çocuğun, sorumluluk bilincini geliştirmek için okul yıllarını beklemek, anne-babaların hayal kırıklığı yaşamalarına neden olabilir.

    Oysa küçük yaşlardan itibaren, çocuğun döküp saçacağını bile bile ona kendi başına yemek yemesine fırsat tanıma, döktüğü oyuncaklarını toplamasını bekleme, kendi odası ve yatağını kabullenmesini sağlama sorumluluk alma sürecinde çocuğu cesaretlendirir ve olumlu yol kat etmesini sağlar.

    YAŞINA UYGUN GÖREVLER VERİN

    Çocukların 2 ve 4 yaş arası alabilecekleri sorumluluklar

    Sofrada tek başına yemeğini yemek,

    Tek başına uyumak,

    El – yüz temizliğini yapabilmek,

    Dişlerini fırçalamak,

    Yardımla giyinmek ve soyunmak,

    Kirli kıyafetlerini sepete atmak,

    Kıyafet seçimi, hazırlanacak yemek, gezmeye gidilecek yer gibi konularda karar sürecine katılmak,

    Oyun oynarken nerede olacağını anne babasına söylemek,

    Oyuncaklarını toplamak,

    Oyuncaklarını korumak,

    Kitap, dergi ve gazeteleri yerine kaldırmak,

    Anne babaların basit getir götür işlerini yapmak,

    Yemek masasına peçete ve kırılmayacak malzemeleri koymak

     

    Çocukların 5 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Eşyalarına iyi bakmak,

    Temiz kıyafetlerini çekmeceye ya da dolaba yerleştirmek,

    Üzerinden çıkardığı kıyafetleri katlayabilmek ve dolabına kaldırmak,

    Saçlarını taramak,

    Yemeğini yedikten sonra tabağını kaldırmak,

    Basit yiyeceklerin hazırlanmasına yardım etmek,

    Oyuncaklarını toplamak

     

    Çocukların 6 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

     Tek başına giyinip soyunmak,

    Sofranın hazırlanmasına ve toplanmasına yardım etmek,

    Yanlışlıkla döktüklerini toplamak,

    Evin toplanmasına yardım etmek,

    Çiçekleri sulamak,

    Sebzeleri yıkamak,

    Kendi ayakkabılarını bağlamak

     

    Çocukların 7 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Çantasını hazırlamak,

    Ödevlerini yapmak,

    Kitaplarını korumak,

    Televizyon izleme saatine uymak,

    Alışverişe yardım etmek

     

    Çocukların 8 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Hatırlatmadan öz bakımını yapmak,

    Yardım almadan banyo yapmak,

    Yardım almadan kurulanmak,

    Odasını toplamak,

    Odasını, dolabını, yatağını ve çalışma masasını düzenli tutmak,

    Okuldan gelen mesajları anne babasına iletmek,

    Dersleriyle ilgili sorumlulukları almak, kimseye söylemeden derslerini düzenli bir şekilde yapmak

     

    Çocukların 9 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Peçeteleri katlayıp masayı tam olarak hazırlamak,

    Kimse söylemeden okul giysilerini değiştirmek,

    Basit bazı tarifleri yemek tariflerini okuyup yemek yapımında yardımcı olmak,

    Kardeşleri varsa onlarla ilgilenmek (yemek yemesine, giyinmesine yardım etmek vb.),

     

    Çocukların 10 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    Kendi yatak çarşaflarını değiştirmek,

    Çamaşır makinesini çalıştırmak,

    Yardım almadan bulaşık makinesini yerleştirmek ve çalıştırmak,

    Listelenmiş malzemeleri bakkaldan kendi başına almak,

    Kendi randevularını (dişçi, antrenman gibi) takip etmek,

    Doğum günü ya da özel günleri planlamak,

    Basit yaralanmalarla başa çıkmak,

    Kimse söylemeden belirli görevleri yerine getirmek,

    Para biriktirip uzun vadede almak istediklerini planlamak

  • Kaygısı Olan Çocuklara Nasıl Sorumluluk Duygusunu Kazandırırız?

    Kaygısı Olan Çocuklara Nasıl Sorumluluk Duygusunu Kazandırırız?

    İlk olarak sorumluluk kendi görevlerimizi zamanında yerine getirebilme becerisidir. Sorumluluk görevinde ki en etkili rol anne-baba faktörüdür. Öncelikle aile ortamında oluşur ve de çocukların sosyal ortamına kadar devam eden bir süreçtir.

    Çocukların sorumluluk duygularına gelecek olursak; Her yaşta çocuğun alması gereken sorumluluk bilinci farklıdır. Gerek okul, gerek sosyal çevre gerekse aile ortamında çeşitli sorumlulukları vardır. Burada aileye düşen rol ise; arkadaşça yaklaşmak, empati kurmak, ses tonu yumuşaklığı ve baskı kurmamak gibi çeşitli durumlar söz konusudur. Kaygılı ve baskıcı bir ailede yetişme durumunda, çocuğun kaygılı olma durumu daha yüksektir ve de her zaman en kötü olma durumuna kendini alıştırabilir.

    Sorumluluk duygusu sonradan kazanılan ve öğretilen bir durumdur ve de en önemlisi kişiye farkındalık bilinci sağlar. Özellikle ev ortamında hiçbir sorumluluk almayan çocuklar genel itibariyle okulda eşyalarını unuturlar ya da özgüvenleri gelişmez ve içe kapanık bir hayat sürebilirler. Özüne bakacak olursak çocuğun bebeklik döneminde annenin ihtiyaçlarını istediği anında karşılanması, ihtiyaç halinde annenin yanında olması çocukta güven duygusunun zeminini hazırlamaktadır. Bu da çocuğun kaygılarını azaltmakta ve zemin hazırlamaktadır. Çocukluk döneminde ise anne ve babaya birçok rol düşmektedir.

    Aile çocuğa gerek okul hayatında gerek normal yaşantısında güven ve teşvik edici olmalıdır. Çocuktan beklentisi çocuğun beklentisiyle paralel olmalıdır. Çocuğun anne ve babası tarafından sevilmesi, sözel olarak desteklenmesi, korunması ve ilgi görmesi onun duygusal ihtiyaçlarını oluşturmaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanmaması veya karşılanmasındaki aksaklıklar, dengesizlikler, duygusal örselenmelere neden olmaktadır. Bu da kaygı durumunun oluşmasına zemin hazırlar. Bu yüzden aileye birtakım görevler düşmektedir. Öncelikle stres yaratan unsurlardan çocuğu uzaklaştırmalı. Bir olay karşısında yanınızda olduğunuzu kelimelerle ifade edin ve o hissi oluşturun ve ya çocuğunuza nelerden kaygılandığını yazmasını yani liste yapmasını isteyin. Bu onun kaygılarını birazda olsa hafifletecektir.

    Sorumluluğa gelecek olursak; bazen ister istemez rol çatışmaları aile içinde olmaktadır. Bu da çocuk üzerinde önemli bir sorumluluk açışından etkili bir nedendir. Çocuklara en öncelikle hayır demesini öğretmelisiniz ve her istediklerini gerçekleştirmemeli ve zamanla çok istedikleri bir şeyi sabrederek ulaşmasını sağlamalısınız. Sürekli şefkatinizi de göstermemelisiniz. Anne-baba çocuğa ilk başta örnek olarak; mesela verdikleri sözlerin arkasında olun ve tutun. Çocuğa neyi nerde ne zaman nasıl yapması gerektiğini öğretin. Çocuğa da yeri geldiği zaman söz hakkı verilmeli onun adına kararlar alınmaktan kaçınılmalı.

  • İlkokul Çocuklarında Sorumluluk

    İlkokul Çocuklarında Sorumluluk

    Sorumluluk kişinin yaşına,gelişim durumuna ve cinsiyetine göre değişen yapılması gereken ve beklenilen davranışlardır.Bütün aileler çocuklarının sorumluluk sahibi olmasını, kendi kararlarını vermesini, özgüvenli hareket etmesini ister ve bunun için çabalar. Çocuklara kendi yaşlarına uygun sorumluluk vermek onların gelişimi için önemlidir. Sorumluluk insanlarda aşamalı olarak gelişir. Sorumluluk duygusu zaman içerisinde öğrenilen ve kazanılan bir beceridir.

    Çocukların sorumluluk becerilerini geliştirme, gelişimleri için önemlidir. Ayrıca sadece çocuklukta değil yetişkinliklerinde de sorumluluk duygularının iyi gelişmiş olması onlar için avantaj sağlayacaktır. Çocukların sorumluluklarını geliştirmeleri için anne ve babanın gerekli davranışları yapmaları için fırsat vermelidir. Çocuklardan istenilen davranışlar için model oluşturulması ve davranışların pekiştirilmesi de çok önemlidir. Annesinin ve babasının sorumluluk sahibi olduğunu  görmelidir. Yani eğer çocuk annesini yere çöp atarken görürse kendisi de aynı davranışta bulunabilir.

    Bir çok aile çocuklarının yorulacaklarını ya da yapamayacaklarını düşünerek onlara sorumluluk kazandıracak görevler vermekten kaçınırlar. Bunlar çocuk için aslında bir kayıptır çünkü sorumluluk duygusu bir anda kazanılmadığı için çocuklara okul çağından daha önceki dönemlerde küçük görevler verilmelidir. Aksi takdirde bir çocuğa ilk defa okul zamanında sorumluluk verildiğinde çocuğun bu duruma alışması zor ve zahmetli olacaktır. Çocukların eşyalarına sahip çıkması, ödevlerini zamanında yapması ya da derslerine çalışması en temel sorumluluklarıdır. Eğer bir çocuğa küçük yaşlarda sorumluluk duygu yaşamadıysa okul hayatında bu konuda zorluklar yaşayabilir. Ödevlerini  yapmak onlar için eziyet halini alacak çünkü çocuklar ödev yapmanın onlar için önemli olduğu düşüncesine varmak zaman alacaktır.

    Çocuklara yaşlarına göre görevler vermek onlar için önemlidir. Farklı yaşlardaki çocukların aynı derecede sorumluluk yüklenmesi hem çocuk için hem de ailesi için zor olabilir. İlkokul yaşlarındaki bir çocuğun tek başına yapması gerekenler dört yaşındaki bir çocuktan farklıdır. İlkokul yaşlarındaki bir çocuk bazı sorumlulukları yerine getirmesi gerekir, bunlar;

    Tek başına giyinip soyunabilmek, ayakkabılarını kendi bağlayabilmek, okul ve sınıf kurallarına uyabilmek, odasını ve eşyalarını toplayabilmek, ödevleri zamanında yapabilmek, kişiler eşyalarına okulda ya da dışarıda sahip çıkması, sofranın hazırlanmasına ve toplanmasına yardım etmesi şeklindedir.
    Aileler çocuklarına olumlu yaklaşmalı ve eğer çocuklar yanlış bir şey yapsalar bile onlara gurur kırıcı şekilde konuşmamaları gerekir. Ailelerin buradaki en büyük amacı çocuğa bir işe başlama ve onu zamanında bitirme duygusunu kazandırmak olmalıdır.

    Çocuklara sorumluluk duygusu yüklerken onları motive etmek çok önemlidir. Aileler çocukları motive ederek çocukların isteklerini arttırabilir. Eğer çocuk görevlerini isteksiz yaparsa sorumluluklarıyla ilgili olumsuz duygulara kapılabilir. Onlarla oyun aracılığı ile iletişim kurulabilir. Müzik dinlerken oyuncak toplamak ya da ödül yoluyla teşvik etmek etkili yollardır. Çocuklar genellikle bir görev verildiğinde ne yapacaklarını bilemeyebilirler. Onların görevlerinde daha kontrol sahibi olmaları için görevlerini kolaydan zora göre derecelendirebilir.

    Çocuklar herkesin sorumlulukları olduğunu bilmedir. Aksi taktirde sadece kendisinin sorumlulukları olduğunu düşünüp hırçınlaşabilir. Ayrıca çocuklar sorumlulukları üzerinden tehdit edilmemelidir. Çocuklara görevlerini yapmadığında ceza vermek yerine görevlerini tamamladıklarında onları takdir eden ‘aferin, tebrikler, teşekkür ederim’ gibi sözler söylenmelidir. Yani çocuklara eğer ödevlerini yapmazsan televizyon izleyemezsin demek onlarda olumlu etki yaratmaz.

  • Karar verelim çocuklarımıza rehberlik mi edelim? Yoksa saçımızı süpürge mi edelim?

    Karar verelim çocuklarımıza rehberlik mi edelim? Yoksa saçımızı süpürge mi edelim?

    Farz edelim fedakarlıkta sınır tanımayan bir ebeveynsiniz, çocuğunuzun bir dediğini iki etmiyorsunuz. Tabiki fedakârlık bir meziyet ancak fazla fedakârlık kölelik yapma noktasına geldiğinde çocuğun kişilik gelişimini olumsuz etkilemeye başlar.

    Artık sadece sizden değil tüm çevreden aynı tutumu bekler, beklentisi karşılanmadığında mutsuz olur. Mesela arkadaşı onun istediği oyunu oynamak istemediğinde, öğretmeni başkasını tahtaya kaldırdığında krize dönüşür.

    Çocuğa kul köle olma boyutunun ebeveyn yönü de şudur, fedakârlık beklentiyi arttıran bir dinamiktir. Tüm ilişkiler için de geçerlidir. Mükemmeli beklemeye başlarsınız, çünkü kendinizden vazgeçmişsinizdir. Sıcak bir kahve bile içmemişsinizdir onun için mesela.

    Siz yaptıkça o alışır, sizin için normalleşmese de bu durum onun için normalleşir ve bir süre sonra fedakârlık dediğimiz meziyet görev haline gelir. Sonra bu benim görevim değil diye öfkelenmeye başlarsınız. Sevgi dolu başladığınız ilişki öfke ve sevgisizlikle devam eder.

    Pek çoğumuz aslında çocuklarımızın koşarak okula gitmesini, okulu sevmesini, eve gelince kendiliğinden ödevini yapmasını, sorumluluk almasını ideallerinin olmasını bekleriz. Ancak okul açılana kadar bu beklentilerimizin üzerinde durmayız.

    Neden bunu vurguluyorum? Şu yüzden; okul açılana kadar elleriyle besleyen, giydiren, yanında yatıran kısacası çocuğunun sorumluluk almasına fırsat vermeyen pek çok anne baba var.

    Çocuk yetiştirirken aslında tuğlaları üst üste dizeriz farkında olmadan. Gelişimiyle paralel çocuğa sorumluluk vermek çocuğun hem özgüvenli bir birey olmasına hem de ince motor ve bilişsel becerilerinin gelişimine katkı sağlar.

    Bu nedenle örneğin 3 yaşına gelmişse çocuğunuz yemeğini kendisinin yemesini sağlamalısınız, oyuncaklarını çocuğunuza toplatmalısınız. 4 yaşına geldiğinde artık çoğunlukla kendi başına giyinip soyunabilen bir birey olmasını sağlamalısınız.

    5 yaşta yemek masası hazırlarken sorumluluk vermek, kıyafetlerini katlamak, çantasını hazırlamak gibi daha işlevsel sorumlulukları vermelisiniz.

    Şayet bu süreçte korumacı davranılıp fırsat verilmezse okulla birlikte çocuğun daha yoğun uyum sorunları yaşadığını görüyoruz.

  • Ailede güven ve mutluluk

    “En çok ne isteriz ?” sorusuna çok çeşitli cevaplar verilebilir. Ancak; “mutlu bir aile ortamının olması” dileği belki de en iyi bilinenidir. Mutlu ve sağlıklı bir aile ortamının sağlanabilmesi için aile kurumunun temel gereksinimlerinin karşılanması gerekmektedir. Aile bireylerinin, değerli olma, güvende olma, yakınlık ve dayanışma, sorumluluk gibi temel duygu ve gereksinimleri karşılanıldığından emin olunmalıdır.

    Aile içindeki etkileşim çocukları “ben değerliyim” ya da “değersizim” duygusuna götürür. Bu gereksinim aile içinde yerine getirilmezse, çocuk farklı yollarla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete kurarak çoğu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanabilir. “Ben değerliyim” duygusunu aile içinde elde eden birey, kendisini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymayacaktır.

    Aile içindeki bireyler kendilerinin aile içinde emniyette olduğunu, dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusunu hissetmek ister. Bu duygu da aile içinde kazanılması gereken bir duygudur. Unutulmaması gereken bir konu da, çocuğun ev içinde kendini ne kadar güvende hissettiğidir. Özellikle şiddete maruz kalma açısından TV, yaşına uygun olmayan internet ortamının yaratabileceği tehlikeler düşünülerek ev ortamı yapılandırılmalıdır. TV karşısında yemek yenilmesi, ev ortamının televizyona göre dekore edilmesi, aşırı şiddete yönelik haber programları, çocuk ve gençleri özendirecek magazin programları, çocuklar için evin güvenliğini bozacak etkenler olabilmektedir. Kendisini güvende hissetmeyen çocuk, ailenin dışında bir yere yönelerek aile ile olan bağlarını koparabilir.

    Aile içinde temel güven ve dayanışma varsa, aile dışında bireyin karşılaştığı stres oluşturan olumsuz olaylar çok da yıkıcı olmaz. Güven duygusunun yaşandığı aile, dış dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılardan kendisini koruyabilir. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bireyler yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu bireylerin öz saygı ve öz güven gelişimleri de problemli olur. Dolayısıyla ailede ve sosyal ortamda sağlıklı ilişkiler kurmakta sorun yaşarlar.

    Sorumluluk duygusu aile sistemi içindeki gelişmeyle başlar. Anne ve babalar davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne baba değil, herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara yaşları oranında sorumluluk verilmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar; kendi yaşamını biçimlendirmekte zorlanan, sürekli başkalarının yönetiminde olma ihtiyacı hisseden bireyler yetiştirirler. Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler, yaşamlarında yer alan olaylardan da sürekli başkalarını sorumlu tutarlar.

  • Çocuklarda sorumluluk duygusu

    Her anne – baba, sorumluluklarını bilen çocuklarının olmasını ister. Ama bu duygunun kazanılması ve gelişimi; anne – babanın, erken çocukluk döneminden başlayarak çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun görevler vermeleriyle gerçekleşebilir. İki buçuk yaşından başlayarak döke saça da olsa çocuğun çorbasını kendi başına içmesine fırsat vermek, oyuncaklarını toplaması için onu yönlendirmek, sorumluluk konusunda çocuğu cesaretlendirici ve destekleyici bir ortam sağlar. Bunun gibi yaşına uygun ve net yönlendirmeler sonucunda çocuk; kendisinden beklenenleri anlayarak hareket eder ve kendine olan güveni artar.

    Tam tersine uygulanan aşırı koruyucu yaklaşımlar; çocuğun kendi kendine yeten, bağımsız bir birey olmasını engeller. Çocuk veya genci aşırı derecede korumak, onu adeta kanatları altında büyütmek, yarar yerine zarar verir. Benlik saygısının tohumları, sorumluluk verilirse gelişir.

    Diğer bir hatalı tutum ise; çocuktan beklenenleri, yaşına uygun olmayan, anlaşılmaz cümlelerle ifade edip, çocuğun yapmasını beklemek; yapmadığında da haksız bir öfkeye kapılmaktır. “Çabuk git ve odanı topla” ifadesi, ilkokul çağındaki çocuklar için belirsiz ve tanımlanmamış bir ifadedir. Bunun yerine “Önce yatağındaki giysileri katlayıp dolaba koy” demek ve bitirdiği zaman da bir diğer adımın ne olduğunu net olarak söylemek daha açıklayıcı ve doğru bir davranış olacaktır. Böylelikle çocuğun da ruh sağlığını bozmadan, gereksiz öfkeler yaşamadan sorumluluk duygusunu kazandırmak adına atılacak adımlardan biri atılmış olur.

    Çocuğun sorumluluk duygusunun gelişimi için, yaşına uygun bir takım basit kararları alma hakkına sahip olması gereklidir. Bu ortamın oluşturulması için de çocuğa uygulama olanağı vermek gerekir. Giysisini kendi seçen, dilediği resimleri yapan, yemeğini baskısız şekilde yiyen, kişiliğine saygı gösterildiğini gören ve kendini özgürce ifade edebilen çocuk “ben değerliyim” diye düşünür. Çocuğun önemli ve değerli hissetmesi, onu yeni atılımlara ve başarılara götürür.

    Erken çocukluk döneminden başlayarak, çocuğun problemler başa çıkma becerisinin gelişimi için gerekli tutumlar sergilenirse, sorumluluk duygusunun gelişimi de desteklenmiş olur. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak, çocuk kendi sorunları ile baş başa bırakılabilmelidir. Örneğin, kardeşi – arkadaşı ile yaşadığı bir çatışma, ödevini – defterini unutma yada kaybetme gibi. Bu yaklaşım çocukların sorunlarla mücadele ederek uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli, sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yeteneklerini keşfedemez ve asla yaşına uygun sorumluluk becerisini kazanamazlar.

  • Çocuklarda Sorumluluk Bilincini Oluşturmak

    Çocuklarda Sorumluluk Bilincini Oluşturmak

    Sorumluluk kavramı son zamanlarda önemi daha da artan değerlerden birisi haline geldi. Kısaca sorumluluğu; bireyin yaş, cinsiyet ve gelişim düzeyine uygun olarak yüklendiği görevleri yerine getirebilmesi olarak tanımlayabiliriz.

    Çocuklarda iki yaşından itibaren sorumluluk duygusu aileden ve çevreden edindiği öğrenmelerle gelişmeye başlar. Bu eğilim aile tarafından çocuğun kendi kirli tabağını kaldırması, oyuncaklarını toplaması ve yerine koyması, yardımla giyinmesi, soyunması şeklinde değerlendirilebilir. Bu verilen görevler çocuğa bir iş başarmanın keyfini, değer görmenin kıvancını yaşatacaktır.

    Yaş büyüdükçe görevler çeşitlendirilebilir. Örneğin, dört yaşındaki çocuklar basit ev işlerine yardımcı olarak ailenin bir parçası olduklarını, onlara ihtiyaç duyulduğunu hisseder. Bunun yanı sıra sofra kurmak, bulaşık makinesini boşlatmak, alışveriş dönüşü malzemeleri yerleştirmek gibi sorumluluklar onlara verilebilir.

    Beş – altı yaşlarındaki çocuklar kirli giyeceklerini sepete atmak, kıyafet seçmek ve giyinmek, ayakkabı bağlamak, telefona gerektiği gibi yanıt vermek, çiçek sulamak gibi işleri kolaylıkla yapabilirler.

    Çocuğun yaşına uygun sorumluluklar verilmesi, seçim yapmasına izin verilmesi, onun adına düşünüp karar vermekten kaçınılması; çocuğun kendi kararlarını verebilen, karar verirken elindeki kaynakları kullanabilen, değer yargılarını gözeten, bağımsız davranabilen, kendine güvenli, başkalarının hakkını çiğnemeden kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen bir birey olarak yetişmesini sağlayacaktır.

    EBEVEYNLER NE YAPMALI?

    • Çocuğunuz sizinle işbirliği yapsa da yapmasa da ona koşulsuz sevgi ve onay gösterin.

    • Çocuğunuz ne yaparsa yapsın ona değer verdiğinizi ve onu kabul ettiğinizi bilmesini sağlayın.

    • Koruyucu tutumdan vazgeçin. Bırakın sorumluluklarını kendi başına yerine getirsin. Bu konuda ona güvenin ve bunu davranışlarınızla ona gösterin.

    • Liste hazırlayın ve görevlerini kendisinin seçmesini sağlayın.

    • Kardeşler arasında adil bir görev paylaşımı sağlayın.

    • Yanlışlarının sonuçlarına katlanmasına izin verin. Bu konuda duygusal davranmayın.

    • Çocuğunuza iyi birer model olun ki, onlardan da iyi davranışlar bekleyebilin.

    • Ceza ve yaptırımlarla karşılaştırmak yerine manevi yönden destekleyin.