Etiket: Soru

  • Bireysel Eğitimler

    Bireysel Eğitimler

    KENDİ KENDİNE HİPNOZ ÖĞRENİLEBİLİR Mİ?

    Otohipnoz ya da kendi kendine hipnoz kişinin günlük hayattaki sorunlarla başa çıkmada kullanabileceği en etkili yöntemlerden biridir. İnsanın kendi kendisini trans haline alarak rahatlamasını, gevşemesini, zihnini boşaltmasını ve gün içinde çok büyük ve içinden çıkılmaz görünen sorunlara dair yeni ve sağlıklı bakış açıları geliştirerek sorunlarını etkili biçimde çözebilmesini hedefleyen ve self hipnoz olarak da karşımıza çıkabilen bu yöntem kesinlikle bir hipnotik tedavi aracı olarak görülmemelidir. Her insanın yeterli sabrı ve emeği gösterdiğinde başarabileceği, tamamıyla öğrenilebilen bir teknik olan otohipnoz ağır depresyon, kişilik bozuklukları gibi daha ciddi psikolojik tedavi gerektiren durumlara çare olamaz. Bu gibi durumlar mutlaka alanında uzman bir hipnoterapistin müdahalesini, daha ileri aşamalarda ise ilaç tedavisini gerektirebilir.

    Otohipnozun amacı mental rahatsızlıkların tedavisinden ziyade günlük hayatta çözümünde zorluk yaşanan stres, kişiler arası iletişim, iş hayatında yaşanan zorluklar, dikkat dağınıklığı ve odaklanma güçlüğü gibi durumlarda kişinin kendi kendini telkin ederek daha berrak bir zihne ve bakış açısına kavuşabilmesidir. Ancak bu yöntemin uygulanabilmesi için öncesinde mutlaka bir uzmandan otohipnoz eğitimi alınması gerekir. Böyle bir eğitim kişinin sabrı, bireysel çabası ve aksatmadan yapacağı önerilmiş egzersizlerle birleştiğinde kendi kendini hipnoz etmek giderek daha kolay bir hale gelecek ve yapılan uygulamaların etkinliği de artacaktır.

    Genel anlamda bakıldığında otohipnozun aşamaları doğru nefes almayı öğrenme, günlük hayatta da uygulanabilecek nefes teknikleri geliştirme ve uygulama, rahatlama, tüm vücutla gevşeme, gevşemenin ardından uygulanan imajinasyon, kendi kendine telkin ve ardından otohipnoz durumundan ayrılma olarak özetlenebilir. Ancak dünya üzerindeki her insan birbirinden farklı olduğu gibi otohipnoz konusunda da herkesin kendine has, hatta zamanla kişinin kendi içinde bile değişiklik gösteren özellikleri söz konusudur. Gözetmen eşliğinde pratiğe yönelik uygulamaların yapılmasını ve öğrenilenlerin ileride nasıl uygulanıp uyarlanabileceğinin açıklanmasını içermektedir. Ayrıntılı bilgi almak ve otohipnozla ilgili sorularınızı yöneltmek için lütfen bize iletişim kısmındaki telefon numaralarımız ya da mail adresimiz üzerinden ulaşın. Huzurlu günler dileriz.

    Kendi Kendine Hipnoz Hakkında En Yaygın 5 Soru

    1-Herkes Kendi Kendine Hipnoz Yapabilir mi?

    Herkes kendi kendine hipnoz yapmayı öğrenebilir. Otohipnozu kendi bilinçaltınız ile bir alışveriş aracı olarak düşünebiliriz. Böylece kendinizi etkileyebilir ve bir anlamda şartlandırabilirsiniz.

    2-Kendi Kendine Hipnozdan Uyanamamak Diye Bir Durum Var Mı?

    Gerek kendi kendinize, gerekse birinin hipnoz etmesiyle “uyanamamak” gibi bir sorun yoktur. Bilinç kaybolmaz %100 bilinçsizlik hali oluşmaz.

    3-Hangi sorunları Kendi Kendine Hipnozla Çözebilirim?

    Kişisel gelişiminize katkı sağlayacağını düşündüğünüz her konuda katkı sağlayabilirsiniz. Bununla birlikte hipnoz sorunu çözmez. Sorun çözmek için farkındalığı bir üst seviyeye çıkartır.

    4-Kaç Saatte Otohipnozu Öğrenebilirim?

    Bu araba sürmeye benzer. Bir kez arabaya binip sürebileceğiniz gibi birkaç kez binip sürücülük yeteneğinizi geliştirmeniz gerekebilir.

    5-Kendi Kendine Hipnozda Zihinsel Yönlendirme Yapılıyor Mu?

    Evet yönlendirme yapılıyor. Yönlendirme yapılmayan versiyonuna hipnomeditasyon diyoruz. Merkezimize otohipnoz öğrenmek için gelen misafirlerimize öğrettiğimiz en önemli şeylerden biri de kendini tanımak ve bu hipnoz deneyiminin duruma ve kişisel ihtiyaçlarına göre uyarlamaktır. 

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Sınavlara Hazırlanan Gençlere Tavsiyeler

    Sınavlara Hazırlanan Gençlere Tavsiyeler

    SINAVDAN ÖNCE

    Sınavı düşünmemek diye bir şey olamayacağına göre kimi uzmanlarca sarf edilen “kaygılanmayı bırakın, heyecanlanmayın” gibi önerilerin de gerçekçi olduğu söylenemez. Bunun yerine kendi kendinize algısal oyunlara başvurabilirsiniz.

    Sınav sözcüğünü hem dilinizden hem de zihinsel algınızdan uzaklaştırın. “Sınav” kelimesi yerine “oyun” kelimesini yerleştirin. Konuşmalarınızda ve düşüncelerinizde ”Harika bir oyun çıkartacağım, ben iyi bir oyuncuyum.” ifadesini kullanabilirsiniz.

    Deneme sınavlarında ne yapıyorsanız o gün geldiğinde de aynısını yapacaksınız. Bilinçaltınızı oyun vakti (!) geldiğinde önceki denemelerinizden farklı bir şey yapmayacağınıza şartlandırın.

    Bazı deneme sınavlarınızı gürültülü ortamlarda çözün. Hatta dikkat dağıtıcı bir TV kanalı ya da müzik açın ve dikkatinizi çözdüğünüz teste vererek bu seslere duyarsızlaşmayı öğrenin.

    (Sesten etkilenen öğrenciler böylece dikkat kaslarını geliştirmiş olurlar)

    Her dersten normal şartlarda yapabileceğiniz doğru sayısı ve netlerinizi belirleyin ve bunu çalışma odasına asarak sanki sınav sonuçları yayınlanmış ve doğrularınızı buradaki doğrularla örtüşüyormuşçasına bir kurgu yapın. Bu kurguyu her gün yüksek sesle tekrar edin.

    (Bilinçaltınıza doğru hedefi gösterdiğinizde ayrıntıları kendisi halleder)

    Sınava gireceğiniz bina, sınıf ve sırayı görerek birden fazla fotoğraflarını çekin. Bu fotoğrafları odanıza asın. Sırada otururken selfie çekin. Böylece bu mekanları aslında her zaman girip çıktığınız mekanlarmış gibi algılamaya başlayacak ve o ortama girdiğinizde zaten burayı çok iyi tanıyormuş hissine kapılacaksınız. Bu da sınavın daha rahat geçmesini sağlayacak.

    Uykuya kendinizi iyi hissettiğiniz bir ruh halindeyken geçmeniz hem gece uykusunun verimli geçmesini hem de sabah aynı iyi ruh haliyle kalkmanızı sağlar. Bunun için özel hazırlanmış bir ses kaydını ninni dinler gibi dinleyerek uyumanızın büyük faydası olur.

    Sınav için yapacaklarınızı sadece sınav sabahı yapmak; bu düzene önceden alışmadığınız için olumsuz etki yapabilir. Sınav sabahına kadar artık denemelerle zaman geçireceğinize göre her gün önerdiğimiz hazırlıkları bir an önce yapmaya başlamanız iyi olur.

    SINAVDAN BİR GÜN ÖNCE

    Sınavdan bir gün önce telefonu kapatın. Birilerinin arayıp size başarılar dilemesi kaygılarınızı tetikleyebilir. İsterseniz telefona yönlendirme yapın. Ailenizden biri o gün sekreteriniz olmayı mutlulukla kabul edecektir.

    Alıştığınız saatten daha erken yatmanız ritminizi bozabilir. Bu nedenle sınavdan bir hafta önce makul bir saatte yatmayı alışkanlık haline getirin. (22.00-23.00 arası olabilir.)

    SINAV SABAHI

    Sabah kalkar kalkmaz bir tatlı kaşığı balı bir bardak ılık suyla karıştırarak için ve bir adet yeşil elmayı kabuklarıyla tüketin.

    Sabahları yürüyüş yapmak beynin oksijenle dopinglenmesini ve bedensel zindeliği sağlar. Böyle bir alışkanlığınız yoksa bile en azından sınava kadar sabahları 40 dakikalık tempolu yürüyüş yapma alışkanlığı edinin. Yürüyüş alışkanlığı kan dolaşımınızı hızlandırır ve sinirlerinizin daha verimli çalışmasını sağlar. Sonra duşunuzu alıp kahvaltınızı yapabilirsiniz.

    Kahvaltıdan sonra 20-30 dakika kadar o gün gireceğiniz derslerle ilgili soru çözün. Zihniniz çözdüğünüz soruları spor öncesi ısınma hareketleri gibi algılayıp kendini hazırlayacak, sınav başladığında daha kolay adapte olacaktır. (Bu aşamada çözdüğünüz soruların cevaplarını hemen kontrol etmeyin, bu yalnızca ısınmak için yapığımız bir şey)

    Sınav Sabahı En İdeal Kahvaltı

    Stres ve heyecan insanın enerji tüketimini ve besinlere olan ihtiyacını arttırır. Özellikle yüksek beyin gücü harcanan aktivitelerde bu ihtiyaç çok daha yükselir. İşte size ideal bir kahvaltı;

    • 1-2 dilim tam buğday ekmeği

    • 1 dilim peynir

    • 1 yumurta (haşlanmış veya yağsız tavada omlet)

    • 5-6 adet zeytin

    • 1 tatlı kaşığı pekmez

    • Domates, salatalık

    • 1 adet haşlanmış patates

    • 6-7 kaşık yulaf

    • 1 bardak kefir

    • 3-4 adet ceviz

    Kahvaltınızı sınavdan 2 saat önce yapmış olun ve yanınızda 3-4 adet hurma ve bir adet muz götürün. Sınav başlamadan önce bunları yiyebilirsiniz.

    SINAV SIRASINDA

    Oturma pozisyonunuzda kuyruk sokumunuz ne kadar dik kalırsa dikkatinizi ve enerjinizi o kadar etkili kullanırsınız.

    Her 20 dakikada bir kağıt kalemi bırakın ve “sufi nefesi” alın. Bu sadece 30 saniyenizi alacak, stresinizi dengeleyecek ve kalan soruları daha yoğun bir dikkatle çözmenizi sağlayacak. Bunun için ellerinizi gevşek yukarı bakacak şekilde dizlerinizde bırakın. Belinizi ve başınızı dik konuma getirin. Dilinizin ucunu üst damağınıza değdirerek çenenizin açık kalmasını sağlayın. Gözlerinizi kapatıp karanlıkta yanan bir mumu hayal edin. Burnunuzdan 4 saniyede aldığınız nefesi ciğerlerinizde 4 saniye tutun ve bir mumu üfler gibi yavaşça, 8 saniyede verin. Sufi nefesini deneme sınavı çözerken uygularsanız ne kadar yararlı olduğunu keşfedebilirsiniz.

    Aşırı dikkat ve hızlı anlama-okuma çalışması gözlerinizin ve zihninizin yorulmasına sebep olur. Sufi nefesinin yanında göz kaslarınızı çalıştıran hareketler yapmak göz yorgunluğunuzu azaltır. Her iki gözünüzle burun ucunu görüp 3 saniye tutup bırakın ve bunu 5 kez tekrar edin. Bunu da 30-40 dakikada bir yapabilirsiniz.

    SINAV İÇİN PRATİK İPUÇLARI

    Bir soruda doğru olabilecek cevap seçeneklerini ikiye indirdiğinizde; ilk aklınıza gelen seçenek %75 ihtimalle doğrudur. Bu durumda bu seçeneği işaretlemekte fazla tereddüt etmeyin.

    Bazı soruları daha kısa sürede çözerken bazıları üzerinde daha fazla zaman harcamanız gerekebilir. Süre uzadıkça stres düzeyiniz artacağından, gerginleşmeye başladığınızı hissettiğinizde soruya tekrar göz atmak üzere bir işaret koyup başka bir soruya geçin.

    Sınav kitapçığınızda bir sayfayı çevirdiğinizde önce o sayfadaki bütün sorulara (7-8 soru) hızlı bir şekilde göz attın (20 saniye kadar ), ardından soruları çözmeye başlayın. Bilinçaltınız gönderdiğiniz görüntülerle ihtiyaç duyduğunuz hazırlığı siz farkına bile varmadan yapacak ve sıra farklı sorulara geldikçe sizde tanıdık bir soru gördüğünüz izlenimini yaratacaktır.

    Her 10 soruda bir cevaplarınızı cevap kağıdına kodlayın. Bu sistem hem zihninizin dinlenmesi için yeterli zamanı size sağlayacak, hem de dikkat dağılmalarınızı azaltacaktır.

    Her sorunun tek bir doğru cevabı vardır. Soruya ilk bakışta asla doğru olamayacak cevapları elemek doğru cevabı görmenizi kolaylaştıracaktır.

    Anne Babalara Özel:

    Çocuğunuza her ne kadar samimi olarak “Biz sana güveniyoruz, sonuç ne olursa olsun seni seviyoruz” demiş olsa da varlığınız onun üzerinde kaygı ve baskı yaratabilir. Bu nedenle sınava hazırlık sürecinde onun etrafında olun, ancak onu ilginizle bunaltmamaya ve kontrol altında olduğu hissini yaratmamaya özen gösterin derim.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Depresyonda mıyım?

    Depresyonda mıyım?

    DEPRESYON

    İstemediğiniz bir ruh haline hepimiz zaman zaman gireriz bu son derece normal. Sorun şurada başlıyor bu ruh halinden çıkmak istediğimiz zaman çıkamıyor hatta bir ruh halinden diğerine sürükleniyoruz ve bu durumda ne kendimize ne de başkasına hayrımız dokunmuyorsa “Depresyon”da olduğunuzdan şüphelenebilirsiniz.

    Depresyon Yaşı

    Depresyon her yaşta görülebilir. Psikiyatrik hastalıklarda en sık konulan tanı Depresyon’dur. Uzun sürmesi halinde bir hastalık olarak kabul edilebilir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazladır bunlardan Majör Depresyon nöbetlerle gelir ve tamamen iyileşme olduktan sonra tekrar gelebilir.

    Depresyondaki bir kişinin en sık yakınmaları;

    Derin üzüntü, umutsuzluk, karamsarlık, hayattan zevk almama, keyif aldığı şeylerden uzaklaşma hali ve zihinsel dağınıklık olabilir. Depresyondaki kişilerden duyduğum en yaygın cümleler;

    Kendimi tanıyamıyorum. İçimde atamadığım birşeyler var, hayat bana ağır geliyor. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Sürekli yorgunum ve uyumak istiyorum. Kimseyi görmek istemiyorum. Kimseye faydam yok. Yaşamın benim için bir anlamı kalmadı. Aşırı unutkan oldum. Dikkatimi toplayamıyorum..”

    Depresyona Girdiğimi Anlayabilir Miyim?

    Kendi kendinize soracağınız birkaç soru bu konuda bir fikir verebilir. Bu konuda hazırlanmış “Depresyon Tanı Ölçüleri”nden yararlanabiliriz. Aşağıdaki sorulardan 5 tanesine “Evet” diyorsanız. Depresyonda olduğunuzdan şüphelenmekte haklısınız.

    • Yaşamdan eskisi kadar keyif almıyorum, hiçbir şey mutlu etmiyor.

    • Karamsarlık, ümitsizlik, kötümser düşünceler baskın.

    • Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum.

    • Uyku düzenim bozuldu.

    • Çok yiyorum (veya aşırı iştahsızım)

    • Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsüme baskı oluyor, mideme kramplar giriyor.

    • Son zamanlarda cinsel ilgimi kaybettim.

    • Dikkatim dağınık, birşeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.

    • Bu yaşamda işim kalmadığını düşünüyorum ve zaman zaman intihar etmek istiyorum.

    Depresyon geçiren bir insandan; düşünce ve duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik yaşamsal fonksiyonlarda değişiklikler olur.

    Yardım Almalı Mıyım?

    Depresyondaki pek çok insan yardım alma fikrine de sıcak bakmaz. Yalnızlaşmak isterken aslında sevdiklerinden de uzaklaştığının farkında değildir. Başta kendi durumunu yadırgarken zamanla bu duruma alışıp insanları yadırgamaya başlar. Hepimiz belli dönemlerde depresyona girebiliriz. Sorun depresyona girdiğinizde başlamaz çıkmak istediğiniz ve haftalar geçmesine rağmen çıkamadığınızda sorun olur.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Evlilik Öncesi Sendrom

    Evlilik Öncesi Sendrom

    Çocukluktan beri kurulan peri kızı güzelliğindeki hayalleri içeren an sonunda geldi…hep neşe ve güzellik barındıran hayallerin sonunda çıkan bu stres ve soru işaretleri de nedir?Yıllardır evet olan yanıt ‘hayır’ a mı dönüşüyor?

    Çocuklukta evcilikle başlar ,toplumun, birlikteliği anlamlı kılan kuruma yüklediği anlam.Kızlar arasında oynanan bu oyun okulun başlaması ile heyecan içerir ve karşı cinse duyulan ilgi ile beyne taşınır,bu ilgi daha da içsel ve platoniktir.Ergenlikle somut çiçekleri açar ve kimi zaman gizli gizli buluşmalar,sinemaya gitmeler ve düzenlenen gezilerle ismini alır :‘çıkmak’…

    Lise ve üniversitede gelişen meslek kavramı ile beraber farklı bir boyuta geçer çıkmak,birlikteliğe dönüşür ,’eş’ kelimesi özelleşir ve gelecek planları konuşulmaya başlanır en güzel yanlarıyla.kendi koşulları dahilinde evliliğe doğru yaklaşılır,aileler bazen karşı çıkar ve diretilir.Çıkan sonuç :’onsuz ölürüm’…

    Bir müddet sonra her şey netleşir ve tatlıya bağlanır.Aileler tanışır;işte o an :kız istemenin hemen ardından gelişen davranışlar eleştirilmeye başlanır.Çünkü artık uğraşılacak bir şey kalmamıştır.Bir gün önceki istek dolu heyecan yerini yavaş yavaş ‘acaba’lara vermeye hazırlanır…

    Netlik, heyecanın yerine soru işaretlerini ve bastıran mantığı getirir.
    Hazırlık süreçlerinde bundan önce birlikte savaşan çift artık birbiriyle savaşmaya başlar.
    İşte evlilik öncesi sendrom başlamıştır…

    Acaba daha iyisi var mıdır şimdi her sabah onunla kalkacağım ama buna hazır mıyım?Ya sürekli nerede olduğumu sorması..beni hep takip edecek sanırım(bundan öncede aynısını yapıyordu ama o zaman değer vermiş oluyordu)..mmm peki istediğim saatte dışarı çıkabilecek miyim?ona hep hesap mı vereceğim?(sevgiliyken de haber veriliyordu)..Hem ben annemsiz yapamam,onun düşüncelerini alır mı acaba,ona yakın bir ev bakmalıyız…İstediğim yerde olsun düğünüm kesinlikle, ben bir kere evleneceğim,bunu bile düşünmüyorL…

    Bu süreçte sizi yoran ve midenizde yanmalara ,uykunuzun kaçmasına sebep olan stres,yapılan işler değil yukarıdaki soru işaretleridir.Emin olamama hissi ve istenilenlerin evliliğe uygun olup olmaması duru mudur.Şu an yaptığınız tüm somut hazırlıklar hayallerinizin ürünü heyecanla beklediğiniz anlardır yanında getirdiği soru işaretleri ise bunların önüne geçmeye başlar…Tüm bunlarla nasıl başa çıkabilir ve özel günü hep gülerek anabilirsiniz…

    Öncelikle bu kararsızlık anlarını yaşamanız çok normal ve olması gereken bir durumdur. ….Hayatınızda bir değişim yapıyorsunuz ve etkilenmelisiniz. Rol değiştiriyorsunuz..bu kadar kolay olmamalı Ancak sağlıklı yanıtlar bularak da süreci en sağlıklı şekilde tamamlamalısınız… o kutsal günü her andığınızda suratınızın ekşimesini eminim ki istemezsiniz..Bunun için;

    Evlilik kararı ilk yetişkinliğin tamamlandığı olgunluk döneminde verilmelidir ve bilinmelidir ki kültürü, aile yaşantısı,eğitimi,sosyal yaşantısı ve ilgileri farklı iki ayrı bireyevlenmektedir.Amacınız müstakbel eşinizi kendiniz gibi yapmaya çalışmak ya da o mutlu olsun diye kendinizden vazgeçmekse,yanıldığınız ilk noktadır.Bu evlilik sandığınız kadar uzun sürmeyebilir.Bu kararı alana kadar farklı yönleriniz size çekici geldi ve hep onları anlattınız,tek bir karakter olmaya çalışmanız ilerleyen süreçlerde yeni bir farklı karakter aramaya yöneltebilir,dikkat!

    Kendisine ait özellikleri olan iki kümenin birleştiğini düşünün.ortak bir kesişim kümesi vardır,evlilikte tıpkı bu gibi olmalı,ortak alanları pekiştirmek ve karşı tarafın kararı ne olursa olsun eleştirmemek,kendi doğrunuzu söylemek ama yinede destek olmak.
    Destek,evliliğin en büyük yapı taşıdır ve dinamiğini korur.Birliktelik kaarrı alındığından itibaren korunmalıdır ve bu durumlar da Saygının somutlaştırıldığı anlardandır.Gidilen kuaför anımsanmaz;ancak kuaföre giderken destek vermeyişiniz her yemekte salata gibi önünüzde yer alır

    Somut olarak da gözlendiği gibi herkesten ayrı bir ev kuruyorsun ve buranın maddi –manevi anahtarı sadece eşlerde olmalı,duvarın rengini her gün siz göreceksiniz bu rengi belirleyen illaki anneniz olmamalı.Ebeveynlere bağımlı olmak hala evlilik olgunluğuna gelmediğinizin göstergesidir; ki dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de budur:sınırların belirlenmesi.

    Karı-koca sınırınız belirli olmadığı sürece evlilikteki dinamik sürekli dışarıya akar ve sorunlar başlar.

    Medeni durumunuz değiştiği gibi; kısmen de olsa yaşamınızda ve davranışlarınızda değişiklikler olacak.Artık tek değilsiniz ve aynı olmadığınız içinde mjuhakkak uzlaşamadığınız noktalar olacak.Problem uzlaşamamak değil,bu uzlaşazlığı çözmek;sanırım evliliğe anlam kazandıran ve devam etmesini sağlayan noktada burası.Evlilik ile gelecek olan değişim ve sorumluluklara hazır mısınız?

    Evlilik öncesinde hazır olmadığınızı düşünüyorsanız ve endişeleriniz var ise profesyonel destek almaktan çekinmeyin.Evlilik sürecinde alacağınız destekten daha da etkili olacaktır bireysel olarak almanız.Bunlara rağmen kararınız evet ise, sadece evliliğe hazırlıkta çıkartılan sorunlar var ise ;nikah masasını yemek masası gibi kullanmayacaksınız.Bu günün özel olduğunu oranın ihtişamı değil fotoğraf karelerindeki imajınız gösterecektir.Sevgiliniz sadece orada eşiniz olmayacak bundan sonraki yaşantınızda eşiniz olacak.

    Evlilikte bu süreç ile karşılaşılan dialoglar;
    Düğünden 10 yıl sonra Arkadaş ortamında piknikte eşler arasında bir uzlaşmazlık olmuştur ve tarışma başlar.
    A:Benim hiç bir istediğim olmuyor zaten,sürekli böylesin.(Etraftakilerden ses çıkaz ve kendilerince tıp demişlerdir)
    B:Neyim sürekli böyle,bencil miyim ben..
    A:Evet her şeyi sen bilirsin,siz bilirsiniz,yıllarcada böyle oldu…Düğünümde bile mutlu edemedin beni,istemediğim bir yerde evlendim.
    B:Hıh döndük dolaştık yine geldik.10 yıldır 10000 defa konuştuk,geri dönebiliyor muyuz,dönsekte o zaman bu koşullarımız var mıydı,vardı da ben mi yapmadım.
    A:Ben bir kere evlendim,ah ahhh…
    B:Tamam sus konuşmayalım yoksa kalbini kırıcam..
    SONUÇ :Eşler arası soğuma,konuşmama..
    Duygular :Gerginlik,öfke…
    Gerçek :Sihirli bir değneğin olmaması.Hayal kırıklığına sebep olacak beklentinin devam etmesi…
    SORU :Önemli olan eşinizle evlenmeniz mi?Yoksa Nasıl evlendiğiniz mi?

    Bu dialoğun devam etmesi sonu eşler duygusal olarak uzaklaşacaktır ve arkadaşız dedikleri role bürünecektir.Duygusallığın olmaması ve ilgi görmenin de ihtiyaç olduğu düşünülürse eğer;bu ilgi 3.bir kişide aranmaya başlanacaktır.Rolünüz ne olursa olsun hiç kimse sürekli eleştirilek ve yetersiz bulunak istemez.Bu olduğu anda savunma mekanızmaları ortaya çıkar..Duygular varsa arada öfkeye dönüşür tartışma olur,halen devam ediyorsa bu durum kaçınaya ve konuşmamaya başlar,hala devam ediyorsa evden uzaklaşmalarla ortak paylaşım azalır ve önemsenip değerli olduğunu düşündüğü durumlar aranır…

    Eşinizin ödül olarak ne yaptığını değil;eşinizi ÖDÜL olarak görebildiğiniz sürece evlilik canlı kalacaktır…

    Önemli olan sizin için düğün sabahından itibaren beraber uyanabilmek ise;
    Merak etmeyin düğününüzü sizin kadar hatırlayan olmayacak.

  • Bebeğime kim baksın ?

    Bebeğime kim baksın ?

    İşim, Kariyerim, Bebeğim, Ailemin Geleceği…

    Gelişim Psikolojisi Uzmanı Burçin DEMİRKAN BAYTAR ile bakıcı seçimi hakkında anne-babaların en çok üzerinde durdukları konuları konuştuk. Çalışsın çalışmasın birçok anne çocuk bakımında desteğe ihtiyaç duyar. Üstelik özellikle büyük şehirlerde, hala, teyzeler gibi yakın akrabalar da eskisi kadar sosyal destek veremiyorlar. Bebeği olan anne, bebeği ile ilgilenmek için uğraşırken var olan diğer sorumlukları ile ilgili de düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır. Üstelik yeni gelen bebekten önce dünyaya gelmiş büyümeye çalışan çocuklar varsa onların ruh sağlığını düşünmek de önemli. Bu dönemde bebek bakımında anne-babaların destek arayışları olmakta ve farklı çözümler devreye girmektedir. 14 yıllık meslek yaşantımda hep aynı soru ile karşılaştım.
    Bebeğime kim baksın?
    Yıllarca çok sayıda çocukta, bakan kişilerin etkilerini gözlemledim. Gelişim Psikolojisi Yüksek Lisans tez konumu bakıcı tutumlarının gecikmiş konuşmaya etkisi üzerine çalıştım. Konu seçiminde deneyimlerin çok etkisi var. Tabii hocamın da katkısı büyük… Anne, baba, bakıcı, büyükanne, büyükbaba, kreş bebeğin bakımında rol alıyor. Bakım verenler bazen birden fazla kişi de oluyor. Bakım veren kişilerde sorun varsa, çocuğun sorunlar yaşama ihtimali yüksek. Üstelik bakım veren kişilerin arasında yaşanacak tutum birliği olması da çok önemlidir. Anne-baba ve diğer kişiler bebeğe ve çocuğa benzer yaklaşım sergilemeli. Bebek ve çocuğun duygusal, bilişsel gelişiminde bakım veren kişinin önemi, o kadar geniş kapsamlı bir konu ki üzerine bir kitap yazmak mümkün.
    Bakım veren kişilerde sorun olunca çocuklar ne gibi sorun yaşıyor? 
    Bu sorun bazen takıntılar oluyor. Bazen aşırı hareketlilik, bezen kekemelik, konuşmada gecikme. Uzun bir liste sayabilirim ama her zaman bu tarz sorun yaşayan çocuğa bakım veren sorunludur diyemem . Sonuçta her çocuk kendine özgü öyküsü var.
    Bebekliklerin duygusal gelişimi etkileyen faktörler nelerdir?
    Bebeklik döneminde duygusal gelişimin sağlıklı olabilmesinde en önemli rol anne babaya düşmektedir. Günümüz koşullarında annelerin ve babaların çoğunun yoğun çalışıyor olması nedeniyle büyük anneler, büyükbabalar, profesyonel bakıcılar, kreşler de bebek bakımında rol almaktadır ama hiç biri anne babalık yapmaz. Bebeklikteki bağlanma kavramı, çok önemlidir. Bağlanma süreci, anne-baba ve bebeğe bakım veren diğer kişilerin olumlu tepkilerin verilmesi ile olumlu yönde gelişir. Bebekte güven duygusunun yerleşmesinde, bakım veren kişililerin tutumlarının güven verici ve rahatlatıcı olması çok önemlidir. O nedenle bebeğe kimin baktığı kadar, nasıl baktığı da çok önemlidir. Bakan kişilerin duygu ve davranışlarının tümü sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir çocuk yetiştirmeyi de önemli rol oynar. Bu duygu ve davranışlar çocuğun zihinsel gelişimini ve bedensel gelişimi de etkiler. Bu nedenle bakan kişinin ruh sağlığı da en önemli detaylardan biridir. Bu konuda uzun uzun konuşulabilecek bağlantılı birçok konu var. Depresyonda bir anne çocuğuna iyi bakım verebilir mi sizce? Tabi ki veremez. Bir bebeği ne kadarken bakıcıya bırakmak onun psikolojik gelişimi açısından tehlikeli? Şu kadarlıkken çocuğunuzu bırakmayın gibi bir öneriniz var mı? Neden? Bebekle, bebeğe bakım veren arasında gelişen ve bebekte güven duygusunu yerleştiren güçlü bir bağ vardır. İlk yılın ikinci yarısına kadar diye de anlatabileceğimiz 6 aydan sonraki dönemde bebek kendi ihtiyaçlarını karşılayan bakıcıya bağlanmaya başlar. Bu bağlanma süreci çocuğun, çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkan birçok psikopatolojinin kaynaklı sorun bebeğin birincil bakıcısı ile olan ilişkisinin niteliği ile yakından ilgilidir. Literatürdeki bilgilerle deneyimlerimi birleştirerek düşündüğümde, net yaş söylemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Ailenin dinamiklerine göre değişir. Bence, bu konu “aile çocuk danışmanlığı” konusudur. Profesyonel destek bu aşmada süreci kolaylaştırır. Bebeğin gelecekteki ruh sağlığı için sağlam bir yatırım yapılmış olur. Ama en az bir yaşına kadar mümkünse 2 yaşına kadar anne bakımı iyi olur. 2 yaşta kreşe başlanabilir. Çocuklar okul öncesinde anaokulu eğitimine 3-3,5 yaş aralığında başlayabiliyor. Bu yaşa gelen çocuk, temel bakım ihtiyaçları açısından daha bağımsız oluyor. Bu yaş daha da uygun.
    Ama anne çocuğuyla tüm gün birlikte olmaktan keyif almazsa, iş hayatını özlerse depresyona giriyor. Önemli olan çocuğa bakan kişilerin sağlıklı olmasıdır. İşte bu gibi deneyimlerim nedeniyle ayrılma yaşı anneden anneye, aileden aileye değişir diyorum. Okul fobisi, özgüven sorunları gibi sorularla danışmanlık merkezimize gelen çocuklarla yaptığım aile çalışmalarında, çocuklarıyla oyun oynamayı sevmeyen ya da vakit bulamadığını söyleyen birçok anne babayla karşılaşmaktayım. Üstelik bu anneler çalışmıyor. Sözün özü bebeğimizin, çocuğumuzun oyun, beslenme gibi ihtiyaçlarına hayatımızda yer açmak ve bu yaşantılardan keyif almak önemli.
    Anneye kendini ve çocuğunu/bebeğini bu sürece hazırlaması için tavsiyeleriniz var mı?
    Küçük ayrılık süreçleri ile başlamak uygun olur. Bebek yarım saat başkasının bakımında olduktan sonra annesinin geldiğini deneyimler. Sonra bu saat dilim aşamalı olarak açılır. Tabii bu hazırlıkta hangi yaştaki bir çocuktan bahsettiğimize göre değişir. Dediğim gibi bu konu da yapılacak şeyleri yaşa ve aileye göre yapılandırmak gerekiyor.
    Anneye bakıcı bulması konusunda tavsiyeleriniz var mı? Nelere dikkat edilmeli? Bakıcının eğitimli olması en önemli kriter olmalıdır. Bakıcının seçimi ve eğitimini uzman desteğiyle yapmayı şiddetle öneriyorum. Ayrıca gelişim takibi çok önemli. Bakıcılar, büyükanneler geleneksel bilgilerle bebeğin gelişiminin yolunda olduğunu söyleyebiliyor. Ama maalesef bazen gerçek öyle olmuyor. Üç ayında konuşamayan bir çocuğa, erkek çocuktur konuşur diyerek her şey yolundaymış gibi davranıyorlar mesela… Ama yanlış! Uzman tarafından çocuğun gelişimi takip edilse bakım veren kişiler de anne babayı yanlış yönlendirmeyecek. Bebekler de sağlıklı gelişecektir. Anneanne/Babaanne gibi akrabaların bakma imkanı varken bebeği/çocuğu bir bakıcıya bırakmak doğru mu? Hangisini önerirsiniz?
    Büyükanneler denetiminde, 25 yaşlarda ve üstü bir bakıcı öneririm. Büyükanneler çocuğun enerjisine yetişemiyor bence. Ama istisnalar da var.
    Anne ve bakıcı arasındaki iletişim nasıl olmalı?
    Hep aynı soru. Asıl soru ”Bu profesyonel bakıcı nasıl biri olmalı” Evinizde çalışan biri gibi değil ailenizin bir üyesi gibi saygı çerçevesinde iletişim kurmak gerektiğini söyleyebilirim.
    Bebeğin/çocuğun bir süre sonra kendisinden uzaklaştığını bakıcısına daha fazla yakın olduğunu hisseden anne ne yapmalı? Tavsiyeleriniz neler? Anne eve geldiğinde düzenli olarak çocuğuyla kaliteli vakit geçirmeye özen göstermeli. Çocuğuna daha çok vakit ayırmalı. 3-5 aylıkken bakıcıya ya da anneanneye/babaanneye bırakılan bir bebeğin ileri ki yaşlarda anneyle ilişkisi etkileniyor mu? Böyle olması gerekiyorsa annenin suçluluk duymaması önemli, çocuğun yanında olabildiği zamanların kaliteli geçmesidir. Ve tabi ki bakım veren kişinin davranış ve tutumları da en önemli detaylardan biridir.

  • Cinselliği konuşmak

    Çoğu anne baba cinselliği konuşmaktan utandığı için,mümkün olduğunca bu konuyu erteleme çabasına girer.Oysa çocuklar tüm saflıklarıyla,kafalarını karıştıran ve merak ettikleri konular hakkında soru sormak isterler. Nasıl davranması gerektiği konusunda hazırlıksız olan anne babalarda cinsellikle ilgili bu sorular kaygı uyandırabilir. Bu kaygı bazen yeterince bilgili olmadıklarını düşünmelerinden de kaynaklanabilir. Bu durumda yapılması gereken,çocuğun gelişim dönemleri ve bu dönemlerindeki fiziksel ruhsal ihtiyaçları konusunda bilgi sahibi olmaktır. Ayrıca bu konu eşler arasında da konuşulması gereken bir konudur.

    Ebeveyni ile her konuda konuşabilen bir çocuk cinsellikle ilgili sorularını da öncelikle ailesiyle paylaşacaktır.Cinsellik ayaküstü konuşulacak bir konu değildir ve çocuğunuzun soruları olduğunda ona yeterli zamanı tanımak sağlıklı bir iletişim kurmanızı sağlayacaktır.

    Cinsellik hakkında anlatacağımız bilgi,çocuğumuzun gelişim düzeyine uygun olmalıdır. Bizlere yönelttikleri sorular onların bigi düzeylerini de anlamamıza yardımcı olur. Sordukları sorulara kısa ve net cevaplar vermek en doğrusudur.Bu bilgiyi algılayıp sindirdikten sonra kendi tanımını yapacaktır.Sonra başka bir soruyla karşımıza gelebilir.Çocuklar hazır olduklarında bize soru sorarlar.Fazlaca sunulan ve hazır olmadıkları halde verilen bilgi kafalarını karıştırabilir.Sorularına gülmek, yargılamak ve ayıp gibi cümleler kurmak asla yapılmaması gereken bir tavırdır.Ses tonumuz ve vücut dilimiz şevkatli ve kabullenici olmalıdır.Herkesle cinselliğin konuşulamayacağını ve sınırların olduğunu hissettiren bir tutum içinde olmalıyız.

    Çocuklar merak ettikleri soruların yanıtlarını ebeveynlerinden öğrenemezse internetten,arkadaşlarından,televizyondan veya başka kaynaklardan öğrenmeye çalışacaklardır.Kontrolsüzce sunulan bu bilgi yarardan çok zarar getirebilir.

    Çocuğunun bir arkadaşıyla cinsel oyun oynadığını farkeden anne ona kızmadan”sanırım siz bedenlerinizi merak ediyorsunuz”deyip kız ve erkek çocukların cinsel organlarının farklılığı hakkında bilgi verirse,doğru mesaj vermiş olur.Erkek çocuğun”acaba kızların da benim gibi pipisi var mı?” merakı;”kızlar ve erkekler birbirinden farklıdır,erkeklerin penisi vardır kızların ise vajinası”demek yeterli bir açıklama olacaktır.Böyle bir cevap vererek çocuğa merak ettiğinde sorabilirsin mesajı da verilmiş olur.

    Okul öncesi dönemde,cinsiyet farkı gözetmeksizin cinsellikle ilgili sorulara hem anne hem baba cevap verebilir. Daha sonraki yaşlarda çocuğun hemcinsi olan ebeveyn ile konuşması uygun olacaktır.Ancak diğer ebeveyn de konudar haberdar edilmelidir.Eğer tek ebeveynli bir aileyse ve çocuk ebeveynlerinden hemcinsi olanla görüşmüyorsa,özdeşim kurabileceği ve güvenebileceği bir yakın akraba devreye girebilir.

    Cinsel eğitim ile öncelikle çocuğun kız ve erkek rollerini kabul etmesine,kendi cinsinin özelliklerini öğrenmesine yardımcı olunur.Toplumsal rollere farkındalık sağlanmış olur.Çocuk kendi bedeni ve karşı cinsin bedenini tanır,kendi bedenine ait kişisel bakım gibi sorumlulukları öğrenir.

    Yine çocuğun aile içerisinde sağlıklı bir cinsel eğitim alması bedeninin özel olduğunu,mahremiyet sınırlarını öğrenmesini sağlar ve çocuğu olası bir cinsel tacizden korur.