Etiket: Soru

  • Tüp Bebek Tedavisi Aile ile Paylaşılmalı Mı?

    Tüp Bebek Tedavisi Aile ile Paylaşılmalı Mı?

    Tüp bebek tedavisi, belirli günlerde klinikte hekimlerin kontrolünden geçilerek, belli tahliller ve işlemlere maruz kalınarak yürütülen tıbbi müdahalelerden oluşan bir tedavi gibi görünse de aslında arka planda oldukça güçlü bir sosyokültürel hemzemin üstüne kurulu bir sürecin içinde işlemektedir. Klinikte muayenesi biten hasta, ya evine ya işine geri dönmekte, hayatına kaldığı yerden devam etmektedir. İnfertil olmak, çocuk sahibi olma konusunda medikal engellere takılmak zaten yeterince kendisini eksik, yetersiz hissetmesine sebep olurken etrafındaki insanların yaklaşımları bu hisleri körükleyerek zamanla içe kapanmalarına, aile ilişkilerinin bozulmasına sebep olmaktadır.

    Çok değil evlilikten 3-5 ay sonra başlar sorular:

    Ne zaman çocuk yapacaksınız? Ben ne zaman torun seveceğim?

    Bu cümleler çocuk düşünmezken hiç rahatsız etmez ama düşünmeye başlayıp, bir de tedavilere başvurup hala ulaşamamışken bu cümlelere ne anlamlar yüklenir ne anlamlar…

    Ne zaman torun seveceğim? Kayınvalidenin bu cümlesi aslında gelin tarafından şöyle okunur… Hiçbir zaman torunum olmayacak mı? Beni bu duygudan mahrum mu bırakacaksın! Zaten yeterince eksiklik duygusu içerisinde boğulurken bir de bu soru, nasıl bir baskı nasıl bir stres unsuru haline gelecek onlar için. Bu soru aslında en hafif olanı. Soruların dışında bir de yapılan yorumlar var tabi…

    *Bu kadar stres yapmasan kendiliğinden olacak!

    *Bu kadar kilolu olmasaydın gebe kalabilirdin!

    *Kafana taktığın için olmuyor!

    Bunları bir kanser hastasına söylediğinizde alabileceğiniz cevapları düşünebiliyor musunuz!

    Çiftler en çok anlaşılmayı istiyorlar en yakınlarından, ailelerinden. Zaten bu yolda o kadar çaresiz hissediyorlar ki, bir de aile büyüklerinin yaptıkları yorumlar, onları yapayalnız kalmaya itiyor. Tedavinin varlığı yeterince stres yaratırken telefonda kayınvalidenin “Ayşe de hamileymiş biliyor musun!” demesi omuzlardaki yükü ikiye katlıyor ve anne olma duygusunun geri plana itilip beklentiyi karşılamaya yönelik kaygıların yoğun olarak ortaya çıkmasına sebep oluyor ve belki de tedaviyi dolaylı yollardan olumsuz etkileyip negatif olmasına bile sebep olabiliyor. Ağızdan çıkan her söz işte bu kadar önemli! Kayınvalide diyorum çünkü klinik görüşmeler değerlendirildiğinde bahsettiğim diyalogların genellikle gelin-kayınvalide arasında yaşandığını gözlemliyoruz.

    Aslında her şeyin bu kadar açık konuşulmadığı zamanlar da oluyor. Örneğin bir akrabanın yeni doğan bebeğine ziyaret için sırf “ayıp olmasın” diye psikolojik baskı uygulayarak daha dün “anne olamadığını öğrenmiş” gelin, bu ziyarete zorunlu tutulabiliyor. Sırf ayıp olmasın diye yaşadığı kayıp ertesi günü tekrar yaşatılıyor…Bilerek ya da bilmeyerek…

    Bir de anne olamamayı doğurgan olamama, gebe kalmayı becerememe gibi sanki kontrol edilebilir bir şey de onlar yapamıyormuş havasında sunan aileler var. Acaba şeker hastalığı ya da kalp hastalığı olan birine de bunun onların beceriksizliği olduğunu söyleyebilirler miydi!

    Peki aileler ne yapmalı?

    Öncelikle empati kurun, aynı şeyi siz yaşasanız ne hissederdiniz?

    Onlarla işbirliğine girin, istemiyorlarsa aile toplanmalarına gitmeleri için zorlamayın

    Tedavi sürecinde onlara destek olabilmek için ne yapmanız gerektiğini sorun

    En yakın arkadaşının, kardeşinin, görümcesinin hamile kaldığı haberini almanın onun için ne kadar acı verici olduğunu tahmin ettiğinizi söyleyin

    Eğer eşi doktor kontrollerine gidemiyorsa onunla gidebileceğinizi söyleyin

    Sorunun kaynağının önemli olmadığını bunun ortak bir sorun olduğunu ve çözümü için hepbirlikte hareket edeceğinizi belirtin

    Ağlarken,üzgünken “üzülme, ağlama, tekrar denersiniz” yerine “ne kadar üzgün olduğunu görebiliyorum, hislerini, düşüncelerini paylaşmak istersen buradayım” deyin

    Tedavi gebelikle sonuçlanmazsa “niye olmadı, şimdi ne olacak” gibi çiftin de cevabını bilemeyeceği sorular sormayın.

  • ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    BİRİNCİ NEDEN

    Gelişim bir bütündür. Bu bütünün parçalarından biri de cinsel gelişimdir. Günümüzde çocuklar hızla değişen ve karmaşık ilişkilerin egemen olduğu bir dünyada yaşamak durumundalar. Toplumdaki gelenek ve değerler yerini hızla yeni değer ve yaklaşımlara bırakıyor. Bu da anne babalarının rollerini gittikçe zorlaştırıyor.

    Toplumdaki değerler yerini yeni değerlere bırakırken, bu durum anne babalara ve eğitimcilere yeni sorumluluklar yüklemektedir. Bu sebeple de değişen şartlar altında çocuklarımıza cinsel eğitim vermek,’’ ne zaman ?’’ , ‘’ ne şekilde ?’’ ve ‘’ kimtarafından ?’’ sorularını beraberinde getiriyor. Aslında bazı uzmanlar çocuklardan önce yetişkinlere cinsel eğitim verilmesi gereği üzerinde duruyor. Bizde bilginin ve yaklaşımın ebeveynin sorumluluğunda olması ve yetişkinden çocuğa aktarılacağı düşüncesiyle de sizinle bazı öncelikli konuları paylaşmak istedik.
    Cinsel Eğitim ailede başlar. Ailede başlayan cinsel eğitim, okulda da sürdürülmelidir. Ancak çocuğun okula başlaması, ailenin artık cinsel eğitimden sorumlu olmayacağı anlamına gelmez. Önemli olan okul içi ve dışı eğitimin birbirini tamamlamasıdır.
    Cinsel Eğitim, çocuğun doğumundan ergenlik dönemine kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde ailenin sorumluluğu ; Çocuğu gelişim düzeyine uygun ve doğru bilgilerle aydınlatarak cinsel kimliğinden hoşnut, beden ve duygularının bilincinde yetiştirebilmektir.
    Her ailenin sosyo-kültürel yapısı, değerleri ve inançları farklı olabilir bu doğaldır. Bu farklılık çocuğa verilen mesajların niteliğini etkilemektedir.
    Aslında ebeveynler cinsel eğitimi, cinsellik içeren konularda takındıkları tutum (ceza, yasaklama, ayıplama, yok sayma) ve tavırları ile doğdukları andan itibaren çocuklara verirler. Bunların hepsi sistemsiz ve farkında olmadan çocuğa aktarılır. Bu aktarımlar çocuğun cinsel kimlik ile ilgili bilgilerinin temelini oluşturur. Böylece anne karnındayken belirlenmiş olan cinsel kimlik yaşam boyu gelişmeye ve olgunlaşmaya devam eder.
    Çocukların cinsellikle ilgili soruları iki yaşlarında itibaren kendi bedenleri ve varoluşları ile ilgili olur. ‘’ Anne ben nasıl oldum ?’’ , ‘’ Ben nereden geldim ?’’ vb sorularla başlayan merak, bedenler arasındaki farklara kadar uzanır. Soru sorma aşamasında önemli olan çocuğun merakının düzeyine uygun, detaya girmeden ve net olarak giderilebilmesidir. Cevap verirken doğal ve rahat olmak çocuğun konuyla ilgili gündemini
    etkileyecektir. İlk sorular ebeveyn tarafından geçiştirilse de çocuğun bilinci arttıkça ebeveyne güvenip güvenemeyeceğini öğrenir.

    Bu sebeplerahat ve güvenilir olmak daha sonraki paylaşımları etkiler. Çocuklar bazen öğrendikleri bir şeyi sorarak ebeveynleri test ederler. Ebeveynin verdiği cevaplar kaçamak oluyorsa, anne babanın sesi titriyor ve heyecanlanıyorsa , çocuğa kızıp ‘’ ayıp’’ deniyorsa bir daha soru sormayacaktır.
    Ayıp kelimesi soyut bir kelime olduğu için ne olduğunu anlamayacak ve sadece gösterilen tepkiden dolayı suçluluk hissedecektir. Cinsel gelişim için önemli bir tehlike olan utanç duygusu çocuğun yetişkinliğinde onu durduran ve cinsellik konusunda takılmasına sebep olabilecek bir duygudur.
    Sorularına cevap alamayan çocuğun merakı doyurulmadığı için bu konuyu kapatamayacak ve konu takıntı haline gelecektir. Farklı bilgi kaynakları aramaya devam edecektir. Ebeveynler olarak sağlıklı bilgi kaynağı olma rolünüzü kaybetmemek için cevap vermekte zorlandığınız konularda ona dürüst olup ‘’ Bu sorunun cevabını sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Öğrenip sana anlatacağım’’ ya da ‘Gel beraber araştıralım diyebilirsiniz. Zorlandığınız noktada Rehberlik Servisinden yardım alabilirsiniz.
    Okul öncesi dönemde çocuk cinsellikle ilgili çok rahat ve açık soruları bizim hiç hazır olmadığımız zaman ve
    ortamlarda sorabilir. Bu çok doğaldır. Buradaki zorluk çocuktan değil yetişkinlerin cinsellikle ilgili yargılarından kaynaklanır. Çünkü toplumda ebeveynleri bu şekilde eğitmiştir. Bu dönemde sorabileceği soru ve cevaplar şu şekilde olabilir:

    Neden senin de benim gibi pipin yok, anne?: Çünkü sen erkeksin ve bende kadınım. Kadınların pipisi olmaz, erkeklerin pipisi olur.
    Annelerin neden memeleri var? Babaların neden memeleri yok: Çünkü anneler bebekleri besler. Bebekler doğduğunda annelerin memelerinde süt olur. Bebekler bu sütü içer ve büyür.
    Ben nasıl doğdum : Annelerin karnında bebeklerin büyüdükleri bir yuva vardır. Sen orada büyüdün ve sonra da doğdun.
    Çocuk soru sordu, bir eylemde bulundu diye korkmak ve kızmak yerine davranışın sebebini anlamaya çalışmak daha yerinde olur. Çocuklar bilgi sahibi olsa da cinsel eğilimli davranışlarını eyleme geçiremezler çünkü bunun için gerekli hormonsal gelişimleri tamamlanmamıştır. Bu yüzden çocuğun cinselliği algılayışı ile yetişkinin algılayışı hiçbir zaman aynı değildir. Çocuğun istediği tek şey aslında gizli saklı şeyleri öğrenmektir. Öğrendiği şeyler doğru ise çocuk yanlış bilgilerden korunmuş olacaktır.
    Çocuğun cinsellikle ilgili sorularında ‘’ Sence nasıl ?’’ , ‘’ Sen ne düşünüyorsun ?’’ vb. sorular onun neyi bildiğini ve ne şekilde düşündüğünü anlamanız konusunda size yardımcı olacaktır. Çocuk soru sorduğunda önemli olan nokta merak ettiği kısmı tamamlamak ve yanlış bilgi varsa bunu düzeltmektir.

    İKİNCİ NEDEN

    Çocuklar ebeveynlerine yönelttikleri soru ve gözlemler dışında yaşıtları ile kurdukları oyunlarla da meraklarını gidermeye çalışırlar. Doktorculuk ve evcilik en popüler ve sık oynadıkları oyunlardır. Vücutlarını incelemek, ellemek ve diğerlerinin kendi gibi olduğunu anlamak ve bu alandaki enerjilerini aktarmak isterler.
    Erkekler meraktan kızların eteğini kaldırabilir, kızlar tuvalette erkekleri görmeye çalışabilirler. Aynı şeyleri ebeveynlerine yapıp vücutlarını görmek isteyebilirler. Bu durumlarda yaşına uygun bir kitaptan benzerlikler ve farklılıklar çocuğa gösterilebilir. Böylece çocuğun merakı ve varsa kaygıları giderilebilir.
    Küçük yaşta bir kız çocuğunu annenin memesine özenmesi cinsel kimliğin gelişimi açısından önemli bir aşamadır. Çocuğun cinsiyetini kabul etme ve bedenini onaylaması ileriki yaşlardaolumlu kimlik algısını oluşturur. Bedeninden memnun olmayan bir çocuk bununla ilgili problemler yaşar. Bunu aşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Kendini ikna etmeye çalışır.
    Cinsellikle ilgili kaygılar kız çocuklarda penise sahip olmamaktan dolayı eksiklik hissi, erkek çocuklarda penise bir zarar gelmesi, sünnet ile ilgili kaygılar olabilir. Çocuklara bedenleri ile ilgili yapılan şakalar onlara rahatsızlık verebilir çünkü çocuklar yetişkinlerin söylediklerine inanırlar.
    Okul çağı çocukları 7 yaşından sonra cinsellikle ilgili fazla soru sormazlar. Bu onların merak ve ilgilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez sadece bazı şeyleri artık öğrenmiştir. Bu dönemde kendi cinslerinden olanlarla arkadaş gruplarında cinsel konuları konuşurlar.
    Cinsel konularla ilgili şaka ve sözler özellikle erkek çocuklar arasında daha fazla kullanılır. Kız çocuklar daha çok bilgi kısmı ile ilgilenirken erkek çocuklar toplumun da cinsel kimlik açısından verdiği güçle daha rahat ve özgürdürler. Kız çocuklar cinsel kimliklerini vurgulamaktan çekinirler. Bu öğrenilmiş bir davranıştır. Her gelişimde olduğu gibi genel olandan uzaklaşan ve farklılaşan davranış ve tutumları izlemekte fayda vardır. Çocukların konuşmadığı ve soru sormadığı bu dönemde ebeveynin ve eğitimcilerin gözlemci ve güvenilir bir kaynak olarak var olmaları , ara ara süreçle ilgili bilgi vermeleri yerinde olur. Aslında çocuklar ebeveyn ve öğretmenlerinin zannettiğinden daha fazla bilgiye sahiptirler çünkü bu konuda zannettiğimizden daha fazla kaynakları vardır. Toplum içindeki örnekler, izledikleri film ve cinsel içerikli reklamlar onların merak ve ilgisini bu alana çekebilir. Bazı çocuklar gördüklerini taklit yoluyla anlamaya çalışabilir. Dikkat anne ile babanın ilişkisine kayar. Böylece cinsel kimliğin gelişiminde çok önemli olan ‘özdeşim’ gerçekleşir. Kız çocuk babayı elde etmek için anne ile, erkek çocuk anneyi elde etmek için baba ile özdeşim kurar. Bu çocuğun kendi cinsel kimliğini kazanması açısından önemlidir.
    Bazı çocuklar özellikle okul öncesi dönemde bedenlerinden haz aldıklarını fark ederler. Cinsel organla oynama, elleme ve benzeri davranışlar yapabilirler.Bazıları ise dikkat çekmek için bunu sürdürebilir. Bu durumda çocuğun enerjisini başka bir alana yöneltmek en doğrusu olacaktır.
    Cinsel eğitimde temel olan bedenin kişiye özel olduğudur. Bununla ilgili kişisel sınırlara çocuk açısından da saygı gösterilmelidir; istemediği ortamlarda soymamak, vücudunu başkalarına göstermemek, kapı açık tuvalete girmemek, cinsiyeti ile ilgili abartılı ya da küçük düşürücü ifadeler kullanmamak, ve tehdit etmemek gibi. Bu yaklaşımların her biri çocuğun ileriki yaşlardaki cinselliğini etkileyebilecek yaklaşımlardır.
    Cinsel eğitimin temel amaçlarından biri de çocuğa kendisini ve vücudunu korumayı öğretmektir.
    Sevgili Anne Babalar;
    Çocukların cinsel konulardaki merakı diğer konulardaki merakı gibi yerinde ve sağlıklıdır. Önemli olan çocuğun bilgi ihtiyacını doğru şekilde giderebilmektir. Bu konuda çocuk ile iletişim kurarken çeşitli kitapları araç olarak kullanabilirsiniz. İhtiyacınız olduğunda bir uzmandan destek alabilirsiniz.

  • 4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Sorgu çağının en üst düzeye ulaştığı yaştır. Çevresini daha iyi tanımaya çalışan, yeni kavramları (cinsellik) merak edip öğrenmek isteyen 4 yaş çocuğu bitmek bilmeyen “nasıl, neden, niçin” sözcüklerini kullanır. Sorularına cevap beklerken karmaşık olmayan, rahatlıkla anlayabileceği, kısa cevaplar vermek en doğrusudur.  Ansızın gelebilecek bu sorulara anında cevap vermemiz gerektiği için olası sorulara karşı her zaman hazırlıklı olmak gerekir.

    SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Kendine güveni artmaya başlayan 4 yaş çocuğu artık bağımsız davranışlar göstermeye başlar.

    *Kendi başına bir şeyler yapabildiğini ailesine ve çevresine göstermek ve kendi seçimlerini kendisi yapmak ister.

    *Kuralları anlamaya başlar.

    *Karşı gelme bu yaşın en belirgin özelliğidir.

    *Henüz empati yapamasa da yavaş yavaş başkalarının duygularını anlamaya başlar.

    *Çok fazla soru sorar, sizden cevap bekler.

    *Artık daha çok ve daha uzun süre oyun oynar.

    *Yaşıtlarıyla oynamaktan keyif alır.

    *Oyunlarında detaylar giderek artmaktadır.

    *Artık dramatik oyunlar oynamaya başlar, oyunlarında rol yapabilir.

    *Diğer yaşlarına göre daha çok paylaşır.

    *Sıra beklemeyi öğrenmeye başlar.

    *Yalnız kalma ve karanlık gibi korkuları olabilir.

    *Doğru/yanlış kavramları henüz tam olarak oturmamıştır.

    *Kız çocuklar babaya, erkek çocuklar anneye daha düşkün olurlar.

    *Hayal dünyası oldukça aktiftir. Gerçek ile hayali ayırt etmeye başlasa da zaman zaman karıştırabilmektedir.

    *Hayali arkadaşları olabilir.

    *Cinsiyet farklılıkları anlamaya çalışır. Konu ile ilgili sorular sorar.

    *Tehlikeyi henüz algılamayabilir.

    *Zaman zaman yalan söyleyebilirler.

    BİLİŞSEL GELİŞİMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Zaman kavramı yavaş yavaş oturmaya başlar.

    *Büyük/küçük kavramlarını bilir.

    *Aynı/farklı kavramlarını bilir.

    *Ana renkleri bilir.

    *Yakın zamanda yaşanmış olayları anlatabilir.

    *Benzerlikleri ve farklılıkları fark edebilir.

    *Kendisine verilen yönergeleri (3-4) sırasıyla yerine getirebilir.

    *Dikkat süreleri kısadır.

    DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Konuşmasının net ve anlaşılır olması beklenir.

    *Konuşmasında çocuksu ifadelerin giderek azalması beklenir.

    *Bazı harfleri doğru telaffuz edemeyebilirler. (s,r gibi)

    *Zamirleri yerinde kullanabilir.

    *Konuşmalarında “neden, niçin, nasıl” sorularını sık sık kullanır.

    *Çünkü ile iki cümleyi birbirine bağlayabilir.

    *Kısa hikayeler anlatabilir.

    *Çocuk şarkılarını ezbere söyleyebilir.

    PSİKO-MOTOR GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Sakinliğin yerini hareketlilik almıştır.

    *Koordinasyonu ve dengesi gelişmektedir.

    *Nesneleri hedefe atabilir.

    *Müzik eşliğinde hareket edebilir.

    *Koşar, atlar (10cm) , zıplarlar.

    *Küçük kas gelişimi gerektiren faaliyetleri yapabilir. (kesme,koparma,yapıştırma,sıkma)

    *Boncukları ipe dizebilir.

    ÖZBAKIM BECERİLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Cinselliğinin farkına varmaya başladığı için cinsel bölgelerini inceleyebilirler.

    *Karşı cinsin bedenine merak oldukça fazladır.

    *Tuvalet alışkanlığını kazanmış olmaları beklenir.

    *Tuvalet ihtiyaçlarını yardımsız karşılayabilirken zaman zaman yardıma da ihtiyaç duyabilirler.

    *Gece tuvaletlerini kontrol edebilmeleri beklenir.

    *Kendi kendine yemek yiyebilir.

    *Giysilerini giyebilir.

    *Düğmelerini iliklemekte yardıma ihtiyaç duyabilir.

    *Dişlerini yardımsız fırçalayabilir.

    *Çocuğun kendi odasında yatabilmesi önemlidir.

    *Mahrem duygusu oluşmaya başlar. Anne/babasını çıplak görmemek çocuk için önemlidir.

    *Cinsel kimliğin oluştuğu bu yaşlarda çocuklar cinsiyetleri ile özdeşim kurmaya çalışırlar. 

    *Kıyafet ve oyuncak seçimleri cinsiyetlerine uygun olursa cinsiyet kavramını oluşturmaya çalıştıkları bu dönemde onlara yardımcı olmuş oluruz.

  • Masal ve Fıkralarla Kişilerarası Sorun Çözme Becerisi Eğitimi

    Masal ve Fıkralarla Kişilerarası Sorun Çözme Becerisi Eğitimi

    Kişilerarası sorunların başarıyla çözülmesi kişilerin düşüncelerini sınırlandıran kalıp yargılardan
    kurtulmalarını ve farklı bakış açılarından ele almalarını gerektirir. Sorunlara farklı bakış açılarıyla
    yaklaşabilmek için öncelikle etkin bir dinleyici olmamız kaçınılmazdır.
    Kişilerarası sorunlara herkesin kazanacağı çözümler bulabilmek için sorunların olabildiğince farklı
    açılardan incelenmesi gerekir. Öncelikle çatışma yaşanan durumun tespiti sonrasında ise kişilerin olaya
    dönük algıları ve bu durumu nasıl yorumladıkları oldukça önem taşımaktadır.
    Çocuklara farklı bakış açısı kazandırmak, empatik düşünme yolları geliştirmek çocukların en sevdiği
    masallar ve fıkralar üzerinden diyaloglarla aktarılıp geliştirilebilir. Masallar kişilerarası ilişkiler, ahlak ve
    değerlerle ilgili düşünce biçimlerini, toplumun ortak düşüncelerini kuşaktan kuşağa aktarırlar.
    Masallarda bildiğiniz gibi daima iyi ve daima kötü, biri saf diğeri kurnaz, biri doğru diğeri yanlış karakterler
    vardır. Çıkan çatışmalarda çocuklar her zaman kötüyü suçlar, iyiyi ise çözüm yolları geliştiren mutlak iyi
    olarak görürler. Karşılaştığımız problemlerde sadece taraflardan birinin (yalnızca iyinin) bakış açısıyla
    durumu tanımlamak oldukça yanlış bir tutumdur. Tarafların her ikisi de dinlenerek olaylar tanımlanıp,
    farklı bakış açıları ile çözümlerin de zenginleştirilmesi açısından daha faydalı olacaktır.
    Şimdi bu bakış açısıyla Nasreddin Hoca’nın göle maya çaldığı ve ‘’ya tutarsa’’ dediği fıkrayı yeniden
    inceleyelim. Fıkrada geçen olayı bugüne kadar Nasreddin Hocayla göl kıyısında karşılaşan kişinin
    anlatımıyla dinledik. Şimdi bir de Hoca ‘nın kendisinden dinleyelim;

    ‘’O gün pazardan alışveriş yapmış, eve dönüyordum. Yol üzerindeki gölün kenarında biraz dinlenmek ve
    bir şeyler yemek için mola verdim. Yanımda biraz ekmek ve yoğurt vardı. Yemeği bitirince yoğurt kabını o
    şekilde bırakamazdım. Hiç değilse su ile durulayayım dedim. Ben tam yoğurt kabını gölde çalkalarken bu
    adam geldi. Selam verdi ve ‘’ Ne yapıyorsun Hoca Efendi ‘’ diye sordu. İnsanların anlamsız sorular
    sormasına alışkın olmama karşın bazen kendimi tutamayarak bu tür kişilerle alay ettiğimi bilirsiniz.
    Hani kapıdan içeri girersiniz de ‘’aaa, geldin mi ?’’ saçma sapan bir soru sorarlar ya! İşte bu adamın
    sorusu da böyle. Görmüyor musun be adam, yoğurt bulaşığını yıkıyorum işte. Neyse adamı incitecek bir
    şey söylememek için ‘’göle maya çalıyorum ‘’ dedim. Adamın saflığına bakın, bir de tutup ‘’Hoca göl
    maya tutar mı?’’ demez mi! Siz olsanız ne derdiniz bilemem ama bir an önce bu adamı başımdan
    savmak için ‘’ya tutarsa’’ dedim. Şaşkın şaşkın çekip gitti. Köye varınca da herkese ‘’Hoca göle maya
    çalıyor ‘’ diyerek dedikodu yapmış.’’

    Şimdiye dek o adamdan dinlediğimiz şekli ile bu fıkradan ‘’hiçbir şeyden ümidi kesmemek ‘’mesajı alırdık.
    Peki şimdi hangi mesajı aldınız?
    Etkinliği evinizde çay saatinizde çocuğunuzla paylaşın ve olaylara farklı açılardan bakmanın bize başka
    neler kazandırabileceğini tartışın.

  • Oyun Terapisi Nedir?

    Oyun Terapisi Nedir?

    Danışan merkezli oyun terapisi kuramcısı Gary Landerth, ‘kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oyun oynar’ der. Aslında sadece bu söz üzerine saatlerce konuşulabilir. bir kuşun uçması, bir balığın yüzmesi nasıl engellenemezse, bir çocuğun da oyun oynaması engellenemez bir gerekliliktir. Çocuk kendi dünyasında pahalı oyuncaklar, hatta oyuncak bile olmayan metaryallerle kendi dünyasında oyun oynayabilir. Bu oyun sırasında kendi dünyasını yansıtır dünyasındaki problemlerle baş eder ve bu oyunlarla gerçekte yenemediği güçlükleri yener.
    Oyun terapisi seanslarında terapist çocuğun konteyner’ı olur ve onu kapsar. 45 dakika boyunca terapistin İlgisi tamamen çocuğun üzerinedir. Oyun terapisi seanslarında çocuğun gerçekliği kabul edilir. Çocuk burada bardağa fil diyorsa bu onun gerçekliğidir ve kabul edilir. Bu sebepledir ki biz, ebeveynlere kesinlikle seans sırasında neler olduğu hakkında çocuklarına soru sormamalarını isteriz. Çünkü çocuk da farkındadır bardak olduğunu ama o odada onun için fildir ve onun bu gerçekliği bir yetişkin tarafından kabul edilmiştir, bunun dışardan ebeveyni tarafından sorulması çocuğu rahatsız eder ve üzerinde baskı oluşturur, terapi sürecini olumsuz etkiler. Terapi sürecinde terapist, belli tekniklerle çocuğa, duygularını, düşüncelerini fark etmesine ve davranışlarını kendi kendine kontrol etme becerisi kazanmasına fırsat verir.
    Neden oyun terapisi?
    Biz yetişkinler, konuşarak kendimizi ifade edebilir, iletişim kurabiliriz ama çocuklarda bu böyle değildir. Biz iletişimde kelimeleri kullanırken çocuklar oyunu kullanır. Çocuklarla konuşarak onları etkileyemezsiniz sadece etkili olduğunuzu düşünür ve kendinizi kandırırsınız. Çocuklar davranışlarımızdan öğrenirler hayatı. Çocuğa bir milyon kez ‘yapma yanarsın’ deseniz bile çocuk yine de kaynak suyun olduğu çaydanlığa dokunmayı kafasına koyduysa yapar; Ama bir kez çocuğun elinden tutarak bizim güvenliğimizde çaydanlığa yaklaştırıp o sıcağı deneyimlemesine fırsat verirsek çocuk bir daha çaydanlığa yaklaşmaz. Çocuklar deneyimle öğrenir.
    Oyun terapisi çocuklara hangi konularda yardımcı oluyor?
    Duygusal davranışsal sorunlar, Sorumluluk alma, Sınırları bilme, Dikkat dağınıklığı, hiperaktivite Sendromu, Çalışma alışkanlığı kazandırma, Dürtü, Kontrol sorunu, Öfke kontrol sorunu, Anne- babalara yönelik etkili ebeveynlik grup çalışmaları, Sosyal uyum sorunları, Çocuklardaki endişe ve korkular, Takıntı, Ebeveyn çocuk çatışmaları, Kardeş kıskançlığı, Kendine güvende yetersizlik, Çekingenlik, Kaka kaçırma/ tutma (enkoprezis), Alt ıslatma (enürezis), Boşanma ve çocuk, Tırnak yeme Gibi pek çok konuda çocuklara ve ailelerine danışmanlık hizmetli vermektedir.
    Oyun terapisi eğitimi almış biri olarak ailelere öneriniz var mı?
    Pek çok önerim var tabiki zaten çocuğu için oyun terapisine başladığımız ailelerde ilk iki seans sadece ailelerle görüşme yapılıyor. Ebeveynlik hakkında bilgilendirmeler yapılıyor. Kötü anne baba yoktur ama kötü ebeveyn vardır. Allah’ın bize verdiği meleklerimizi biz ebeveynler şekillendiririz. Çocuklar bizim ebeveynlik stilimize göre şekillenir. Neden arkadaşınızın çocuğu annesinin sözünü dinliyorken sizin çocuğunuz sizi dinlemiyor? Ebeveynliğimizi yeniden gözden geçirmek gerekir bu anlamda. Bir bulaşık makinası aldığımızda yanında kullanma kılavuzu veriliyor. Ama çocuğumuz dünyaya geldiğinde ona nasıl davranacağımıza dair bir yol gösterici yok!! Dolayısı ile tamamen iyi niyetle yaptığımız yanlışlar var. Örneğin; çocuğumuz bize yaptığı resmi, Legolardan yaptığı kuleyi vs.. gösteriyor.
    Genelde pek çoğumuz bu resmi görünce, ‘ harika yapmışsın, mükemmel olmuş.’ Diyoruz. Bu ne demek çocuk için, kendisi için değil ebeveyni için yapmaya başlamak demek! ebeveynine kendini kabul ettirmeye çalışmak demek! Halbuki oyun, resim gibi şeyler kendini tanıması, kendini ifade etmesi için yapılan bir etkinliktir. Birilerinden onay almak için olabilecek bir şey olmamalı. Çocuk bir araba çizdiğinde onun çok da harika olmadığını zaten biliyor, ebeveyni onun her yaptığında ‘harika olmuş’ derse çocuğun kendini ifade etmesini engellediği gibi ‘benim her yaptığım nasıl olsa onaylanıyor’ düşüncesi ile çocuğun çabasının da önü kesiliyor, bu durum narsizim’e kadar gidebiliyor.&
    Kreşe başladığında kendisinden daha iyi yapanları görünce çocuk kendi içinde çatışmalar yaşıyor. Huysuzlaşabiliyor, okula gitmek istemeyebiliyor. Çocuğunuz yaptığı etkinliği ‘çok güzel olmuş, harika..’ gibi engelleyici kelimeler yerine; yaptığını tanımlayın; ‘ aa buraya ağaç çizmişsin, yapraklarını boyamışsın, yanına kırmızı bir araba çizmişsin, yolunu da unutmamışsın, tam da istediğin gibi yapmışsın’ şeklinde konuşmanız çocuğunuzu daha çok destekleyecek tavırlardır
    Bir de oyun terapisi, ailelere çocuklarına, ‘sınır koymak ve seçenek sunmak’ konusunda yardım ediyor. Bu çocuk yetiştirirken olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Çünkü aileler çocuklarına sınır koyamazsa (ki bunun da bir şekli vardır), çocuklarına yapabilecekleri en büyük kötülüktür. Oyun terapisinde bunları nasıl uygulanabileceğini aileler öğrenirler.

  • İletişim Engelleri Nelerdir?

    İletişim Engelleri Nelerdir?

    İletişim Engelleri Nelerdir?

    Çocuklarla ebeveynlerin kurmuş oldukları iletişim bazen sağlıklı iletişimi zorlayan engellerle dolu olabilmektedir. Bazı örnekler verecek olursak;

    1. Sıklıkla Emir Cümleleri Kurmak;

    Yaşantımızı gözden geçirerek kurduğumuz emir cümlelerini yakalamaya çalışalım. “Kalk, yüzünü yıka, sütünü bitir, dişlerini fırçala, ağzın doluyken konuşma, ödevini bitir, televizyonu kapa, büyüklerinle konuşurken sesini yükseltme, öğretmenini dinle…….” gibi uzayan emir sözcüklerini yakalamamız zor olmayacaktır. Adeta askerlik eğitiminin hepimizin bildiği “yat!-kalk!-sürün!” kalıbı gibi sürekli emir veren insanlar haline gelebiliriz. Oysa askerlikteki itaat hayati önem taşıdığı için asker yat emrinden sonra kalk emri gelene kadar başka bir davranıma geçmemek durumundadır. Peki, acaba bizim istediğimiz şey evimizi asker ocağına çevirip, nizami askerler yaratmak mıdır? Tabiî ki değil. Çocuklarımızın korkudan söyleneni yapmasını değil kendisi için gerekli olanı düşünmesine ve bulmasına yardımcı olmalıyız.

    2. Gözdağı Vererek Konuşma Biçimi;

    “Okulunu bitirmezsen sana para mara yok”,” ödevini bitiremezsen televizyonu unut” ,”sütünü içmezsen cüce kalırsın”, “terliksiz dolaşırsan hastalanırsın” gibi. Bazen işimizi kolaylaştırmak için bir davranışı bitirmesini koşula bağlayabilir ya da gözdağı vererek korkutarak istediğimiz davranışı yapmasını sağlayabiliriz. Televizyon izlemesini istemediğimiz halde onu şarta bağlayarak daha da çekici hale getirebiliriz. Ayrıca korku, boyun eğme, itaat etme davranışı yaratabilir ya da“deneme” isteğini tetikleyebilir. Gücenme, kızgınlık, öfke ve düşmanlık duygularının oluşmasına neden olabilir.

    3. Sürekli Öğüt Verme, Çözüm Önerileri Getirme;

    “Senin yerinde olsam plan yaparak çalışırdım”, “sütünü bitirdiğinde boyun uzayacak”,”bak sana bir öneri vereyim” gibi cümleler kurabiliriz ve bu konuşma biçiminin çok yararlı yapıcı olduğuna inanırız. Öncelikle düşünmemiz gereken söylediğimiz şeylere acaba benim mi ihtiyacım var sorusunu cevaplamak sonrada istenmeden verilen öğütlerin, yardımın yararlı olmadığını gözlemleyebilmektir. Aksi takdirde bu yaklaşım anneye babaya bağımlı çocuklar yaratabilmektedir. Ayrıca kendi çözüm yollarını oluşturmasına katkı sağlamayacaktır.

    4. Sıklıkla Yargılamak, Eleştirmek;

    “Sen zaten tembelin tekisin”,”zaten başarsaydın şaşardım”,“yine mi bitiremedin” gibi cümleler kurmak yetersiz, aptal hissetme duygularına neden olabilir. Çocuğun olumsuz bir yargıya hedef olma ya da azarlanma korkusuyla iletişimi kesmesine yol açabilir ya da çocuk yargı ve eleştirileri gerçek olarak algılayabilir (Ben kötüyüm!) ya da karşılık verebilir0(Siz de daha mükemmel değilsiniz!).

    Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.

    5. Çocuğu Sürekli Övmek

    İstendik davranışı yapması durumunda çocuk yerli yersiz her ortamda övülebilir. “Çok güzel……..”, “Bence harika bir iş yapıyorsun…..”Bu durumda çocuk ailesinin beklentilerinin çok yüksek olduğunu düşünebilir ya da kaygı hissedebilir.

    Genel inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun kendilik algısına uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?” gibi düşünebilirler. Ayrıca övgü başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğu utandırabilir ya da aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.

    6. Ad takmak, alay etmek:

    “Koca bebek….”, “Hadi bakalım Süpermen”, “Geri zekalı”, “Hadi sende sulu göz”, gibi cümleler kurmak çocuğun gelişiminde değerli hissetmesine yol açmaz. Sevilmediği kanısının oluşmasına yol açabilir, kendilik gelişiminde olumsuz etkileri olabilir. “Aşkım, Sevgilim ”gibi sevgiliye söylenecek sözlerin söylenmesi anne ya da babayla ilişkisinin sınırlarını belirlemesinde, cinsel normlarının oluşumunda sıkıntılar yaşamasına neden olabilir.

    7. Sürekli Soru Sormak, Sınamak, Sorgulamak:0

    “Neden?….Kim?…..Sen ne yaptın?……Nasıl?…..”

    Soruları cevaplama genellikle eleştiri veya zorunlu çözüm getirdiğinden çocuklar genellikle hayır demeye, yarı doğru cevap vermeye, kaçmaya yönelir veya yalan söyler

    Sorular genellikle soru soranın nereye varmak istediğini açıklamadığından, çocuk korku ve endişeye kapılabilir

    Ailenin endişelerinden doğan sorulara cevap vermeye çalışan çocuk kendi sorununu, gözden kaçırabilir.

    Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.

  • Otizm Ve Dil Konuşma Terapileri

    Otizm Ve Dil Konuşma Terapileri

    Otizm ve Dil Konuşma Terapileri

    Otizmdoğuştan gelebilen ya da yaşamın ilk 3 yaşına kadar edinilen bir nörolojik- gelişimsel bir bozukluktur. Otizmi neyin neden olduğu, hangi etmenlerin bu sorunu ortaya çıkardığı konusundan bilim dünyası henüz karar verememiştir. Kesin sebebi bilinmemekle birlikte çok güçlü genetik bir yatkınlığın olduğu bilinmektedir. Bazı araştırmaların sonuçlarına göre ise beyinin bazı yapılarını ya da fonksiyonlarını etkileyen sinirsel yapıların, otizmin ortaya çıkmasında etkili olabileceği düşünülmektedir.

    Bir anne baba için en önemli soru şudur sanırım. Çocuğumun otizmli olduğunu nasıl anlayabilirim?

    Otizm çok geniş bir belirti ve şiddet derecesinde ortaya çıkmaktadır.

    Bunların en önemlileri ise,

    • Otizmesahip çocukların göz teması kuramıyorsa ya da son derece sınırlı bir anda göz teması kuruyor, hemen gözlerini kaçırıyorsa,
    • Sizin yaptığınız komik şeylere, ya da mimik hareketlerine gülümseme ile tepki vermiyorsa,
    • Seslendiğinizde dönüp bakmıyorsa,
    • Kendi çevresinde sık dönüyorsa,
    • Kendi başına kalmayı tercih ediyor, diğer akranlarına ilgi göstermiyor, onlarla oynamıyorsa,
    • Onunla iletişim kurduğunuzda size ilgi göstermiyor, karşısında biri varmış gibi davranmıyorsa

    Otizm

    Çocuğunuzda otizm olabilir. Bunun için vakit geçirmeden bir çocuk psikiyatristine başvurmanız gerekir. Erken teşhis, tedavi ve rehabilitasyon otizmli çocuğun geleceğini çok önemli oranda etkileyebilir.

    Otizm ve dil konuşma terapileri

    Otizmli çocuklar, bir çok alanda sorunlar yaşamaktadırlar. Bunların başında sosyal ilişkiler, akademik hayatlarında sorunlar yaşamaktadırlar. Ancak en büyük sorunu ve dil ve konuşma alanında yaşamaktadırlar. Bu sorunlar neredeyse dilin tüm unsurlarını içerebilmektedir. Hiç konuşmanın gelişmemesi, yeterli kelime sayısına sahip olamama, kelime tekrarı(ekolali), harf bozukluğu(artikülasyon) bozukluğu gibi dil ve konuşma sorunları yaşayabilir. Hatta sık çığlık atan, bağıran otistik çocuklarda ses kısıklığı gibi problemler ortaya çıkabilir

    Dil ve konuşma terapi süreci:

    Otizmli çocuklarla dil ve konuşma terapisi uzun ve zorlu bir süreçtir. Bu nedenle dil ve konuşma terapistinin otizmli çocuklarla çalışma konusundan mutlaka deneyimli olmalıdır. Aile, çocuk psikiyatrı, özel eğitim uzmanı ile güçlü bir iletişim kurularak dil gelişiminde başarı yakalanabilir.

    Dil ve konuşma gelişimi için hangi teknikleri kullanıyor:

    Öncelikle otizmli çocuğun dikkatini arttırıcı, ses ve konuşma becerisini arttırıcı teknikler kullanıyoruz. Ses üretimini arttırıcı teknikler ile larengeal masaj teknikleri kullanılıyor. Çıkarılmayan her bir harfin çıkarılması için kullanılan PROMP Tekniği, Doğal konuşmanın desteklenmesi, resimli kartlar, basit oyuncaklar ile kelime kazanımını artıran teknikleri kullanıyoruz.

  • Sağlıklı Bir Evlilik Nasıl Olmalı ?

    Sağlıklı Bir Evlilik Nasıl Olmalı ?

    ‘Evli, Mutlu, Çocuklu’

    Herkesin hayalidir; ruh eşini bulup mutlu bir yuva kurabilmek. Karı olmak, koca olmak, anne olmak, baba olmak hep zihnimizin önemli bir yerindedir. Genç kızlar güzel bir gelinlik ile evlenmenin, genç erkekler ise güzel bir gelin arabası hazırlamanın derdindedir.

    Sevmek ister herkes. Sevilmek, değer vermek, değer görmek ister. İki ayrı dünyayla bir olmak, bütün olmak ister. Hayatı paylaşmak ister herkes. Zor günlerinde başını dayayacak bir omuz , yere düştüğünde elinden tutacak bir yoldaş arar herkes.

    Tüm bu hayaller sürerken birden bir bakarsın o an gelir. Yıllardır aradığın insan karşındadır. Öyle böyle başlar bir evlilik telaşı. Kimi zaman stresli, kimi zaman mutlu, kimi zamansa yorucu bir şekilde geçer bu süreç. Henüz evleneli bir sene bile olmamışken başlar sorunlar ve burada filmimiz kopar.

    Çok kişiden duymuşsunuzdur şu sözleri;

    • ‘ Evlenmeden önce hiç böyle değildi. Çok değişti.’
    • ‘ Onu hiç tanıyamamışım.’
    • ‘Biz hiç birbirimize göre değilmişiz.’

    Peki ne oluyor ? Bu kadar beklentiyle, heyecanla aradığımız hayat arkadaşımız bir anda nasıl bu kadar değişebiliyor?

    Aslında değişen çokta bir şey yok. Aşk insanın gözünü kör eder derler ya kısmen yaşadığımız durum bu. Evlenmenin, bir yuva kurmanın heyecanına o kadar kapılıyoruz ki öncelikle

    • ‘Ben nasıl biriyim?’
    • ‘Evleneceğim kişi nasıl biri olmalı?’
    • ‘Bir evlilikten beklentim nedir?’
    • ‘Evleneceğim kişinin zihnindeki eş nasıl biri? Ben buna uyuyor muyum?’
    • ‘İkimizin zihnindeki evlilik aynı şey mi?’ gibi soruları aklımızın ucuna bile getirmiyoruz.
    • Peki neden ?

    Çünkü artık büyüdük, belli bir yaşa geldik ve bizi sürekli ‘ Ne zaman evlilik? Yok mu görüştüğün biri?, Darısı başına ‘ gibi soru ve cümlelerle bunaltan büyük bir kitle ve onların sosyal baskısı var.
    ;

    Ha bir de ‘ aman kızım/oğlum aşk meşkte neymiş bizim zamanımızda öyle şeyler mi vardı bulun birini de evlenin’ diyen teyze/amca takımı var. Allah onların çenelerinde zeval vermesin.

    Velhasıl gelelim asıl konuya ‘Sağlıklı bir evlilik nasıl olmalı ve sürdürülmeli?’
    Sağlıklı bir evlilik için en önemli şey sağlıklı bir iletişimdir. Birbirleriyle tatmin edici muhabbetler kuramayan, birbirini anlamak istemeyen hatta dinlemeyen, sorunlar karşısında sürekli birbirlerini suçlayan bir çift ne kadar mutlu olabilir ?
    Tabiki olamaz !
    Bu nedenle evliliğimizde sağlıklı bir iletişim kurabilmek için dinlemeyi bilmeliyiz. Ancak bu dinleyiş söylediklerine karşı nasıl bir cevap yapıştırayım’ düşüncesiyle değil de ‘bana ne anlatmak istiyor?, ne ile ilgili sorun yaşıyor? düşüncesiyle gerçekleşmelidir. Aksi halde bu bir dinlemeye değil, tartışmaya döner. Belki de kavgaya.
    Diğer önemli iletişim hatası ise kullandığımız iletişim dilinde ortaya çıkıyor. İletişim dilimiz hakaret, iğneleme, suçlama, aşağılama gibi bir içeriğe sahipse eşimiz ile hiçbir zaman aynı noktaya gelemez, soruna aynı yerden bakamayız. Çünkü böylesi bir dil kullandığımız zaman karşımızdaki kişi değersizlik, sevgisizlik, anlaşılmamışlık, ezilmişlik, suçluluk veya aşırı savunmacılık hislerine kapılarak söyle dikkatinizi dinleyemez ve anlayamaz. Örneğin bir beyefendi hanımına
    ‘Sen gerizekalı mısın neden havluları bu rafa koyuyorsun?’
    dediğinde eşi beyefendinin havluların konduğu yerden rahatsız olmasından çok kendisine ‘gerizekalı’ demiş olmasına odaklanacaktır ve bu sorunu çözmek için gerekli olan konuşma tarzını yakalayamayacak sorunu çözemeyecektir. Oysaki bu beyefendi eşine ‘Hayatım havluları bu rafa koyuyorsun ama ben işimi göremiyorum bir dahaki sefere alttaki rafa koyar mısın?’ demiş olsaydı eşi havluların yeriyle ilgili soruna odaklanıp ona göre bir yanıt veya çözüm bulacaktır.
    Duyguların paylaşılması ve yakınlık evliliğin sağlılığı açısından önemli bir diğer konudur. Gariptir ki evlenmeden önce sürekli partnerine sevgisini, duygularını, ilgisini belli eden davranışlarda ve tutumlardan bulunan çiftler, evlilikleri sonrası bu konuda gerileme yaşıyorlar. Seni seviyorumlarla gelen çiçekler, ‘bu akşam ne yemek yaptın hanım? Al sana 1 kg portakal aldım’ lara dönüşüyor. Veya sevdiğinin yollarını gözleyen hanım kızlar evlenince kapıyı çalan eşine somurtarak kapı açan, bir hoşgeldin bile demeyen bayanlara dönüşüyor. Oysaki evlilikte duygu paylaşımı ilişki doyumu açısından oldukça gereklidir. Eşler birbirleri karşı hissettikleri duyguları ifade ettiklerinde hem birbirlerini daha iyi anlama fırsatı yakalarlar hem de bir paylaşım yaşarlar ve bu da birbirlerine olan yakınlıklarını arttırır. Mesela bir çift düşünelim, beyefendi iş yerinde çok stresli bir gün geçirmiş ve eve sinirli gelmiş. Kumandayı bulamayınca sinirli bir şekilde eşine
    ‘Nereye koydum şu zıkkımı bulamıyorum’ diye çıkışmış.

    Sizce bu durumda bu beyefendinin eşi ne yapmalı?

    1) Orda işte gözün görmüyor mu? Kör musun be adam? mı demeli
    2)Canım kumanda kanepenin üzerinde. Sinirlisin bugün sanki seni üzen bir şey mi oldu ? demeli

    Cevabı açık. 1. cevap tam bir tartışma ortamı oluşturacakken

    Cevabı açık. 2.Hanımefendinin eşini dinlemek istediğini, duygularını bilmek onu anlamak istediğini, eşini önemsediğini ifadenin eden bir yanıt oluyor.

    Evliliğimizde çatışmanın çıkmaması adına karşı tarafın duygu ve düşüncelerini anlamak veya sorun yaşadığımız konuda kendi duygu ve düşünclerimizi çözüm amacı ile açıkça ifade etmemiz gerekir.

    Gerçekleşmesi itibari ile beraberinde bir çok sorumluluk getiren evlilik, sorumluluklar paylaşımını gerekli kılar. Bundandır ki nikah memurları hep sorar ‘İyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta eşinizle bir ömür boyu evlenmeyi kabul ediyor musunuz ?‘ diye.

    Bu cümle görünür de sadakati ifade ediyor olsa da alttan verdiği mesaj şudur;
    ‘ Siz beyefendi, hanımefendi hastalandığında yemek yapıp bulaşık yıkamayı kabul ediyor musunuz?’
    ‘Peki siz hanımefendi Eşiniz iş yoğunluğundan dolayı çocukları okuldan alamadığında, çocukları okuldan almayı kabul ediyor musunuz ?’

    Sonra sevinçle bağırıyoruz ‘ Evvvvveeeettt’ diye. Alkışlar bize geliyor.

    Hiçte duyduğumuz kadar masum değilmiş değil mi?

    Evet, sorumluluklar sağlıklı bir evlilikte açıkça belirlenmiş ve gerekli durumlarda esnetilebiliyor olmalı. Eğer sorumluluklar konusunda çok katı olunursa ve gerekli zamanlarda sorumluluk değişimi gerçekleşmezse yeni çatışma konumuz hayırlı olsun bizlere. Veyahut paylaşılan sorumluluklar yerine getirilmezse bunun sonucu olacak problemlere ‘merhaba’ diyelim.

    Genel olarak özetleyecek olursak; Mutlu, sağlıklı bir evlilik için öncelikle kendimizi tanımalı, ne üzerine bir evlilik gerçekleştirmek istediğimizi belirlemeliyiz. Sonraki süreçte partnerimizi tanımalı, aynı evlilik beklentisine sahip olup olmadığımızı anlamaya çalışmalıyız. Evliliğinizde partnerinizin nasıl bir eş rolünde gördüğünüzü , hangi sorumlulukları üstlenebileceğinizi açıkça belirtmeliyiz ve onun düşüncelerini de öğrenmeliyiz. Aşk, sevgi evlilikte tabi ki çok önemli ancak daha önemli olan birlikte yaşam becerilerini kazanabilmemiz ve en az aşk, sevgi kadar bu konuyu da önemsememiz gerekiyor. Evlilik sonrası ise iletişim şeklimiz, iletişim dilimiz, sorumluluklarımızı yerine getirmeniz veya getirmememiz, duygularımızı paylaşmamız ve partnerinizin duygularını anlamaya çalışmamız ilişkimiz açısından çok önemli noktalardır.

    Kısacası;
    Sevin, dinleyin anlayın eşlerinizi.
    Onları üzmektense, haddini bildirmektense mutlu etmeyi amaç edinin.
    Unutmayın insanlar mutlu ettikleri kadar mutlu olurlar.

    Ve son olarak;
    ‘ Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan dost , sıcak insan eli, insan emeğiydi. Sevgi iyilikti, sevgi emekti…‘ ( Selvi Boylum Al Yazmalım.)

  • EMDR TERAPİSİ İLE İLGİLİ SORULAR /YANITLAR

    EMDR TERAPİSİ İLE İLGİLİ SORULAR /YANITLAR

    HAZIRLAYAN : DİLEK GÜREL (UZM. PSİKOLOG –EMDR TERAPİSTİ)

    EMDR TERAPİSİ NEDİR?

    EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma Yeniden İşleme) Terapisi 1897 yılında ABD’ li Klinik

    Psikolog Farencine Shapiro tarafından uzun yıllar yapılan araştırma ve uygulamalar sonucu

    geliştirilmiş bir psikoterapi çeşididir. EMDR yapılan pek çok araştırma sonucu test edilmiş ve etkinliği

    bilimsel olarak kanıtlanmış ve günümüzde Dünya Sağlık Örgütü tarafından Kaygı bozukluklarında

    birinci öncelikli tedavi seçeneği olarak onaylanmıştır. EMDR’ nin temel hipotezi kısaca şu şekilde

    açıklanabilir; yaşadığımız olumsuz travmatik olaylar, beynimizde diğer anılarımız gibi anı merkezine

    kayıt olmak yerine düzensiz yığınlar halinde bekletilir. Siz farkında olmadan en ufak ses, renk, koku,

    imge vb. bir uyaranla anılar tetiklenir ve nedenini hiç anlayamadığınız biçimde kendinizi huzursuz,

    kaygılı, mutsuz hisseder bulursunuz. Çocukluğunuzda yaşamış unutmuş olduğumuzu sandığınız bir anı

    tetiklendiğinde 70 yaşında bile olsanız aynı tazelikte hatırlanır. Travmatik yaşantıların illaki büyük

    olaylar olması gerekli değildir. Çocukluk döneminde maruz kaldığınız aşağılanma, azarlanma, küçük

    düşürülme, sürekli yoğun kötü muameleye maruz kalmak, fiziksel, duygusal şiddet, yoksulluk, utanç,

    suçluluk duyguları, küçük yaşta anne-baba rolü üstlenmek zorunda bırakılmak vb. yaşantılar da

    toplamında büyük travma etkileri oluşturur. Travmatik olayı ve ya durumları tam olarak hatırlamasak

    bile içimizde hissettiğimiz olumsuz duygular, yersiz ani öfke patlamaları, nedeni tıbben açıklanamayan

    ağrı veya garip bedensel duyumlar, kontrolsüz yeme içme davranışları, vb. izler bile bir ipucu

    niteliğindedir. EMDR deki çift yönlü uyarımlar, travmatik anı ağlarına ulaşılmasını ve işlemlenip

    nötürlenebilmesini sağlar. Tıpkı bedenimiz gibi beynimiz de kendini iyileştirme potansiyeline sahiptir.

    EMDR, bu iyileşmeyi başlatan ve tamamlamasını sağlayan tek yöntemdir. Travmatik anılar EMDR ile

    ortadan kaldırıldıkça beyinde var olan olumlu inançlar, duygular tekrar açığa çıkar ve bu yolla kişi her

    geçen gün kendini daha rahat, huzurlu, mutlu, özgüvenli ve potansiyellerini ortaya koymaya başlar

    hale gelir. EMDR ile işlenmiş anılar geri dönüşümsüzdür yani kurtulduğunuz bir anı tekrar sizi

    rahatsız edemez.

    EMDR TERAPİSİ HANGİ SORUNLARDA KULLANILIR?

    İlk çıkışı psikolojik travma geçirmiş bireyler iken günümüzde başta;

     Kaygı Bozuklukları (Güncel kaygılar, gelecek kaygısı, genel kaygı bozukluğu)

     Korkular (Uçak, Hayvan, Kapalı yer, Ölüm vb)

     Takıntı Bozuklukları (OKB)

     Kronik Ağrı (Migren, Fibromiyalji vb)

     Sınav /performans Kaygısı

     Depresyon

     Panik Atak

     Kayıp – Yas travmaları

     Patolojik (saplantılı) Aşk

     Bağımlılıklar(alkol, sigara, madde vb)

     Yeme Bozuklukları

     Kötü çocukluk yaşantıları ile baş etme

     Cinsel taciz- istismar- aldatılma vb. olaylarla baş etme

     Tüm doğal ve ya insan eli ile oluşturulmuş olumsuz yaşam olaylarının etkisinden kurtulma

    vb. sorunlarda kullanıldığı gibi;

    “Performans Arttırma” olarak adlandırılan kişinin bir hedefe ulaşmasında zihinsel

    kapasitesini arttırma amaçlı da kullanılmaktadır. Şizofreni, Kişilik Bozuklukları yeni yeni

    kullanılmaya başlayan diğer alanlardır.

    EMDR İLE HİPNOZ ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?

    EMDR, Hipnozdan çok farklı bir tedavidir. Hipnozda bireyin bilinci kapalıdır ve ona bir takım telkinler

    verilir. EMDR de ise, bireyin bilinci tamamen açık terapistle birlikte tüm süreci adım adım takip eder.

    Hatta danışanın farkındalığının tamamen açık olması gereklidir. Beyinde uyarılan veya kullanılan

    alanlar hatta beyin dalgaları açısından bile hipnozla arasında büyük farklar vardır.

    EMDR NASIL UYGULANIR?

    EMDR ilk önceleri terapist tarafından uygulanan ritmik göz hareketlerini takip etme şeklinde

    başlamışsa da daha sonra işitsel ve ya dokunsal olarak değişik uyarımlarında aynı başarılı etkiyi yaptığı

    tesbit edilmesi sonucu bu çift yönlü uyarımlarda kullanılmaktadır. Standardize etmek için daha sonra

    EMDR cihazları üretilmiş bu cihazlara farklı kombinasyonlar eklenmiştir. Terapi sırasında danışan

    terapistin yönlendirmeleri ile bu süreci yürütür. Çift yönlü uyarımların bireydeki yansımaları dikkatle

    takip edilerek süreç yürütülür. Bu cihazların hiçbir yan etkisi veya tehlikesi yoktur. Seans anında

    terapist dikkatinizi aklınızdan geçen düşünceler ve ya beden duyumlarına dikkat etmenizi ister. Bu

    yorucu olabilir o yüzden aç, yorgun, acil yetişmeniz gereken işler varsa telaşlı olmamanız gereklidir.

    Çıktığınızda ise; dinlenmeye ihtiyaç hissedebilirsiniz. O yüzden seanslarınız için özel zaman ayırmanız

    sizin faydanıza olacaktır.

    EMDR TERAPİSİNE KİM KARAR VERİR SÜREÇ NASIL İŞLER?

    EMDR terapisi almak için başvuran bir danışan uzman tarafından her açıdan değerlendirilir. Gerekirse

    Piskolojik testler de uygulanır. Çünkü, her ne kadar çok etkili bir terapi olsa da danışanın uygun ve

    hazır halde olması gereklidir. EMDR için danışanlara hazırlık seansları yapılmadan uygulanması

    kaldıramayacağı bir stres yaşamasına sebep olabilir. Ön görüşme sırasında terapistin tecrübe bilgisi

    devreye girer ve bunu değerlendirir. Ayrıca EMDR’ uygun olmadığı ya da EMDR ye uyum yapamayan

    danışanlar başka psikoterapilerden yaralanabilir.

    KAÇ SEANS SÜRER?

    Bu her danışana, sorununa, sorunlarının ağırlığı, şiddeti, yoğunluğuna göre değişir. Tek seanslık bir

    terapi değildir. Tek travma/ olay tek seansta bitebilir ama bireyin durumu ve koşullara göre bu

    uzayabilir. 1-4 arası etkileri daha sağlıklı görülür, diğer terapilere göre çok kısa ve hızlı olsa bile süreç

    çok önemlidir. Seanslar artıkça kişiler de Özgüven, Özsaygı , kendilik algısı artan biçimde devam eder

    ve danışan kendini gittikçe daha güçlü ve güvenli hissetmeye, olaylar, durumlar ve kişilerle daha iyi

    başetme gücünü elde eder. Daha önce cesaret, güç gösteremedikleri durumlara kolayca girişip

    başarılı biçimde onları yapabildiklerini görürler.

    EMDR SIRASINDA İLAÇ KULLANILIR MI?

    EMDR terapisi için başvurduğunuzda Doktorunuz tarafından düzenlenmiş ilaçlar hakkında bilgi alınır

    ancak bunlara müdahale asla yapılmaz ancak terapi sürecinde iyileşme oldukça doktorunuz dozlarınızı

    azaltma ve ya kesme yoluna gider. Başlangıçta hiç ilaç almıyorsanız terapistiniz sizin sorunuzu ilaçsız

    yanlızca EMDR ile çözebileceğinizi değerlendirirse ilaçsız devam etmeye karar verir. Ancak ilaç desteği

    almanıza karar verirse, sizi doktora yönlendirir ve bazı durumlarda ilaç ve EMDR bir süre birlikte

    devam eder.

    EMDR ÇOCUKLARA ve ERGENLERE UYGULANIR MI?

    EMDR çocuklara hatta basit formlarda bebeklere bile uygulanabilir. Ancak çocuklara ve ergenlere

    EMDR uygulayacak terapistin Çocuklar için EMDR sertifikası olması şarttır. Büyükler için EMDR

    sertifikası olan biri, bu sertifika ile çocuklara uygulama yapamaz. Çünkü çocuklar için uygulanan

    EMDR prosedürleri farklıdır.

    Çocuklar ve Ergenlerde EMDR ;

     Okul korkuları , kaygıları

     Okulda yaşanan akran zorbalıkları, içe kapanıklık, özgüven sorunları

     Cinsel saldırılar

     Özgül öğrenme güçlüğü, disleksi, matematik vb. ders korkuları

     Kayıp yas yaşantıları, doğal felaketlere maruz kalma

     Sınav/performans kaygısı

     Performans arttırma vb.

     Yeme problemleri

     Dikkat eksikliği, dürtüsellik

     Bilgisayar/oyun vb. bağımlılıkları

     Davranış ve uyum sorunları

    Değişik problemlerde başarılı ve etkili biçimde kullanılmaktadır.

    EMDR BİREYSEL OLARAK UYGULANABİLİDĞİ GİBİ AYNI TRAVMATİK OLAYA MARUZ KALMIŞ

    GRUPLARA VE ÇİFTLER ARASINDAKİ SORUNLARDA ÇİFT TERAPİSİ FORMLARINDA DA

    UYGULANABİLİR. DEĞİŞİK TEKNİK VE YÖNTEMLERLE ZENGİNLEŞTİRİLEREK ETKİSİ VE HIZI

    ARTIRILABİLİR.

    EMDR TERAPİSİ ALMAK İSTERSEM DİKKAT EDECEKLERİM NELERDİR?

    Ruh Sağlığı Meslek yasasının olmaması her terapi gibi EMDR almak isteyen danışanlarında alanda

    istismar edilmesine yol açar. Bu yüzden bilinçli tüketici olmak adına ;

     Gideceğiniz EMDR terapistinin EMDR TÜRKİYE DERNEĞİ ÜYESİ olup olmadığını mümkünse

    psikolog olmasını kontrol ediniz. Web sitesinden veya bizzat derneği arayarak terapistin

    kayıtlı olup olmadığını ya da eğitim düzeyini öğrenmeniz mümkündür.

     II. Düzey EMDR diplomasına sahip olmasına mutlaka bakılmalıdır.

     EMDR seansı en az 60 dakika (yetişkinlerde) sürer bundan daha az 15-20 dk EMDR seansı

    olmaz.

     Terapist cihaz kullanıyorsa cihaz varken yanınızda birebir size eşlik edip seans birlikte

    yürütülür. Size cihaz takıp gidemez ya da sadece bekleyemez. Saniye saniye soru cevap

    halinde yapılandırılmış biçimde tedavi protokolünü takip eder.

  • Psikolojik destek almalı mıyım?

    Psikolojik destek almalı mıyım?

    Merhabalar, bugün ki yazımda bana çok sık soru sorulan bir konu üzerinden konumu belirlemek istedim ve bilgilendirme amaçlı olmak üzere sizlere psikolojik destek almalı mısınız, bunun kararını neye göre verirsiniz bunu anlatmak istedim. Psikoloji okumaya başladığım ilk günden beri bana, tanıdık tanımadık herkes aynı soruyu soruyor; SENCE BENİM PSİKOLOJİM BOZUK MU? 
    Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bunu sorguluyor olmanız iyi bir şeydir. Genellikle psikologa gitmesi gereken kişi  bunu sorgulayacak duygu durumunda olamayabilir. Fakat siz bunu sorguluyorsanız, sorgulamayanlara göre daha iyi durumda sayılabilirsiniz. Kendinizde psikolojiniz bozuk mu yada psikologa gitmeli miyim sorularının cevabını ararken  bakacağınız ilk şey işlevselliktir. Çoğumuz gerek ülke gündemi gerek kendi kişisel yaşantımızın zorlukları  nedeniyle bir çok stresli duruma maruz kalıyoruz. Bu nedenle günlük sıkıntı ve kaygılarımızın olması çok doğal bir durumdur. Buradaki kilit nokta bu stres ve kaygı yaratan durumlar sizin işlevselliğinizi bozuyor mu yoksa bozmuyor mu  buna bakmaktır. Yani stresli yada  kaygılı durumlar sizi evden çıkamaz, iş yapamaz,kimseyle görüşemez  duruma getiriyor mu bunlara bakmanız gerekir. 
    Bazen kişi, işlevselliği yerinde olsa bile  kendini kötü hissedebilir.Bu noktada ise yapılacak şey hissettiğiniz olumsuz duygunun yoğunluğu ve süresine bakmaktır. Örneğin; ayrılık, ölüm, kayıp,kaza,doğal afet sonrası kişinin yoğun bir şekilde üzülmesi ve kendini sıkıntılı hissetmesi normal bir durumdur. Yaşanan talihsiz olaya karşı verilen bir tepkidir.  Ancak bu üzüntüler kişinin günlük hayatını duygusal anlamda çok uzun bir süre etkiliyor ve kişinin moralini  bozuyorsa bir uzman ile görüşmek iyi olabilir. 
    Kişiye duygu durumu hakkında fikir verecek bazı psikolojik testler de mevcuttur. Bunlar da kişinin duygu durumunu anlamak için uygulanabilir, ancak unutulmasın ki  internette bu testlerle ilgili bilgi kirliliği mevcut. Bu nedenle bu testleri, test konusunda tecrübeli bir uzmanın size yapması ve testin uzman tarafından yorumlanması daha uygun olacaktır. En son nokta ise kişinin kendi çevresinden aldığı geri bildirimlerdir. İnsan bazen içinde bulunduğu durumu, duyguları nedeniyle fark edemeyebilir. Bu nedenle yakın çevrenizden aldığınız geri bildirimler size kendi psikolojiniz hakkında fikir verebilir. Bilgilendirici olması ümidi ile..
    Psk.Dilara Tahincioğlu