Etiket: Soru

  • Çocuklarda Negatif Duygular

    Çocuklarda Negatif Duygular

    Hiç çocuğunuzun mutsuzluk veren duygularını yok etmeye çalıştıkça işlerin daha da zorlaştığını hissettiğiniz oldu mu?

    Ebeveynler çocukları mutsuz, çaresiz ya da umutsuz olduğunda bir çok yola başvururlar. Öğüt vermek, onlara anlık çözümler sunmak, durumdan uzaklaştırmak, önemsememek,inkar etmek, dikkatini dağıtmak gibi. Ve hiçbiri işe yaramadığında ise konu muhtemelen tartışma ve ebeveyn-çocuk arasındaki gerginlik ile sonlanır.

    Olumlu duyguları anlamak, olumlu duygular üzerinden empati yapmak her zaman daha kolaydır. Bunu temel sebebinin aslında ebeveynlerin de birçoğunun küçükken negatif duygularının inkar edilerek büyümesi olduğunu düşünüyorum.

    Diğer bir yandan da çocukların kendi sorunlarıyla mücadele etme konusunda deneyim edinmesi ve duruma uygun çözüm bulma becerilerinin gelişmesini de bekleriz.

    Aslına baktığımızda çok içsel olarak çocuk da bunu yapmak ister. O yüzden öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı aslında tüm duygularda çocukların öğüt almaya, sorular sorularak anlaşılmaya ihtiyacı yoktur. Öğüt vermek, soru sormak biz yetişkinlere özgü iletişim kurma şekillerinden bazıları.

    Ancak bir yetişkin olarak dahi üzgün ya da sinirliyken duymak isteyeceğimiz son şey nasihat olur. Sorulan sorular savunmaya geçmemize, geçiştirmeler ya da duygularımızın basite indirgenmesi anlaşılmamış hissetmemize sebep olur. Aslında basitçe beklediğimiz tek şey bir paylaşım yapmak ve anlaşılmış hissetmektir.

    Çocukların gözünden baktığımızda da benzer aslında, anlaşılmamış hissetmeleri ebeveynlerine öfkelenmelerine sebep olur. Çocuklar da hissettikleri duygular karşısında onları anlayan ve duygularını kabullenen yetişkinlere ihtiyaç duyarlar.

    Siz onların negatif duygularını ne kadar kabul ederseniz, çocukların da bu duyguları anlamlandırmaları ve bu duygularla başa çıkmaları o kadar kolay olur.

    Sadece anlamaya çalışarak ve bunu hissettirerek, nasihat vermeden çocukların kendi yaşadıkları sorunlar ile ilgili kendi çözümlerini nasıl bulduklarına ve nasıl sizinle iş birliğine girmek istediklerine şaşıracaksınız.

  • Tuvalet Eğitimi Verirken Anne-Baba Tutumu

    Tuvalet Eğitimi Verirken Anne-Baba Tutumu

    Tuvalet eğitimi verdiğiniz dönemde çocuğun bedensel ve ruhsal olarak tuvalet alışkanlığına hazır olmasının dışında anne babanın çocuğa karşı yaklaşımı bu eğitim süreci üzerinde oldukça etkilidir. Bu dönemde çocuğun bütün ilgisi anal bölgededir ve bu gelişimsel süreci açısından olması normaldir. Ebeveynler tuvalet eğitimine başladıklarında, bütünüyle bu konu üzerine odaklanırlar ancak bu yapılan ilk yanlıştır. Çünkü bu durum çocukta psikolojik bir baskı yaratabilir. Ebeveyn bu konuda baskıcı, ısrarcı, müdahaleci olmaktan kaçınmalıdır, kaçınmaz ise bu çocuğun süreci reddetmesi ya da dışa atım bozuklukları ile sonuçlanabilir. Çocuğa günde 5 kereden fazla tuvalet ile ilgili soru sorulmamalıdır.

    Tuvalet eğitiminde yaşanılan sorunlar birazda ebeveynlerin bu konu hakkındaki bakış açısından kaynaklanmaktadır. Çünkü ebeveynlerin büyük bir çoğunluğu bunu en zor süreç olarak görüp baştan yaşayabilecekleri zorluklara odaklanırlar ve zihinde kurguladıklarını hayatlarına çekerler. O yüzden bu süreci gözünüzde büyütmeyin çünkü büyüttüğünüz kadar büyük yaşarsınız.  Tuvalet alışkanlığı bir bireyselleşme çabasıdır, yürümek ve konuşmak gibi. Bu süreci destelemek ise ebeveynin görevidir. Yani bu sürece aşılması gereken bir engel gibi değil de normal gelişimsel sürecinin sadece siz tarafından biraz desteklenmeye ihtiyacı olan bir parçası olarak bakmalısınız.

    Bu süreç çocuğunuzun bebeklikten çıktığının da işareti olduğundan siz de bu sürece uyum sağlasın istiyorsanız çocuğunuzu bir bebek gibi görmeyi bırakmalısınız. Onun tuvalet eğitimine hazır olduğunu ve istediği zaman anne ve baba gibi tuvaletini klozete yapabileceğini yeri geldiğinde açıkça belirtmelisiniz. Ancak önemli olan nokta, tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğunuzun hazır olduğuna emin olmanızdır. Çocuk hazır olduğuna dair ipuçlarını zaten kendi verecektir. Sizin yapmanız gereken gözlemleyip emin olmak. Çocuğun kakasını gizlenerek yapması, tuvalet yaptıktan sonra size söylemesi, bezinden rahatsızlık duyması gibi davranışların gelişimi bizim için hazır olduğuna dair göstergelerdir.

    Bu dönemde çocuklar tuvalete ve tuvaletteki kişilere karşı merak duyarlar. Tuvalete giren kişinin ardından girmek ve onu izlemeyi istemek gibi durumlar görülebilir. Bu gibi durumlarda mahremiyet kavramının gelişimine ve çocuğunuzun ruhsal gelişimini negatif yönde etkilememesi için sizi izlemesine asla izin vermeyin. Bu süreçte sizi gözlemlemesi yerine kitaplardan ve oyuncaklardan yararlanmanız çocuğunuzun faydasına olacaktır. Hikayede ki karakterin bezden çıkma hikayesiyle özdeşim kurarak yalnız hissetmeyecektir. Aynı zamanda oyuncak bebek, oyuncak ayıya bez bağlayarak ona tuvalet alışkanlığı kazandırma oyunu oynayabilirsiniz. Bu yardımcı yöntemler çocuğunuzun bu sürece daha kolay adapte olmasına yardımcı olacaktır.

    Bu eğitimin bir alışkanlığa dönüşmesi için ve bu kazanımın sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi anne ve babanın tutarlı bir ebeveyn tutumu sergilemesi önemlidir. Bir düzen belirlenmeli ve çocuğunuzun kuru kalma süresiyle orantılı olarak en geç 30 dakikada bir “tuvalet zamanı” diyerek tuvalete götürülmelidir. Bu süreçte amacımız tuvaleti geldiğinde tuvalete yapması gerektiğinin farkındalığını kazandırmak. Bu eğitim ilk haftasını kapsar sonrasında bu süreçleri yavaş yavaş uzatılmalı, 30 dakikadan 45 dakikaya çıkarmak gibi son olarak da tuvaleti gelince kendisi söyleyecek seviyeye yavaş yavaş gelecektir ancak  “tuvaletin var mı” sorusunu çok sık yinelemekten kaçınmalısınız çünkü bu çocuğunuzda daha çok motive etmek yerine direnç oluşmasına sebep olacaktır. O yüzden bu sorunun günde 5 kereden fazla kullanılmamasına özen gösterilmelidir, sıklıkla soru sorup müdahaleci olursanız bu çocuğunuzun psikolojik olarak baskı altında hissedip kaygı oluşumuna sebep olacaktır.

    Tuvalet eğitimine eğer kesin olarak başladıysanız bezi hayatınızdan çıkarmalısınız. Çocuğunuzun altını hala bezliyor olmanız onda regresyona sebep olur ve tuvalet eğitimini tam olarak alamaz. O yüzden bu süreçte dışarı çıkarken çocuğu bezlemek yerine dışarı çıkmamayı tercih edebilir ya da dışarı çıkılan süreleri daha kısa tutabilirsiniz. Bu kazanımı tam olarak edinene kadar geçici olarak sosyal hayattan fedakârlıklar gerektirebilir ama sonrasında hepinizin hayatını daha kolaylaştıracak bir kazanım elde etmiş olacak. Bu nedenle eğitime başlandığında çocuğunuz ile birlikte beze veda ederek hayatınızdan tamamen çıkartın.

    İlk tuvalet deneyimi çok önemlidir. Size sorular sorabilir, klozetin deliğini korkutucu bulabilir, burada sizin tutumunuz çok önemlidir. Onu anlayan ve sakinleştiren bir tutum sergilemelisiniz. Eleştiren, küçümseyen ve zorlayan bir tutum sergilerseniz bu çocuğunuzun kaygılarının sadece artmasını sağlar. Onun için bir yenilik ve yeni her zaman korkutur, biz yetişkinler bile yeniye karşı kaygı geliştirebiliriz. Çocuğun yaşadığı bütün duygu durumları çok normaldir anlayın ve anlaşıldığını hissettirin. Çocuğun vücudundan çıkan dışkı da onun bir parçasıdır ondan ayrılmak istemeyebilir, nereye gittiğini merak edebilir. Bu sorulara cevap verirken kaybolma, yok olma, birleşme gibi terimleri kullanmalısınız çünkü var olan kaygıları pekiştirebilir. “sen tuvaletini yaptığında onlar oradan uzun bir yolculuğa çıkıyorlar” gibi kısa ve net bir açıklama yeterlidir. Aitlik duygusunun desteklenmesine ihtiyacı varsa “yolculuğa çıkan her parçan her zaman sana ait olduklarını bilecekler” gibi bir cümleyle destekleyebilirsiniz.

    Tuvalet eğitiminde başarısızlık yoktur. Bu süreçte sıklıklar kazalar meydana gelebilir ancak kazalar yaşandığında yüksek tepkiler vermekten ve cezalandırmaktan kaçınmalısınız. Kazalar yaşandığında çocuğunuza da sorumluluk verin. Ona yardımcı olun ama asıl sorumluluğu ona vermek durumla baş etme gücünü arttırmaya yardımcı olacaktır.

    Çocuğunuzun altını değiştirirken yansıttığınız duygulara dikkat etmelisiniz. Bıkkınlık, öfke, sinir gibi duygular yansıtarak alt değiştirmeniz çocuğunuzun tuvalet alışkanlığı kazanımına ket vurmasına sebep olmaktadır. O yüzden sakin ve negatif duygulardan uzak bir yaklaşımınız olmalı ve süreci doğal karşılamalısınız. Çocuğunuzun başarılarını dillendirin ve motive edici destekleyen bir tutum sergileyin. Bu dönemde ebeveynin destek olması ve duygu ve davranışlarını kontrol altında tutması çok önemlidir. Çocuğumuz gelişirken onu hangi duygu ile izlediğimiz ve desteklediğimizin çocuğun gelişim sürecinin birincil etkeni olduğunu unutmamak gerekir.

  • Ebeveyn Danışmanlığı

    Ebeveyn Danışmanlığı

    Anne babaların çoğu çocuklarının kendilerini arkadaş olarak görmelerinin önemli olduğunu düşünür. Ama gerçekte, çocukların sizi lider görmeye ihtiyaçları vardır. Bu liderliği sevgi, şefkat ve çocukla senkronize içerisinde yürütme en sağlıklı olanıdır. Ancak aklınızda pek çok soru işareti varken buna odaklanmak mümkün olamayabilir. Bu noktada ebeveyn danışmanlığı hizmeti ile doğru bir lider olabilirsiniz.

    EBEVEYN DANIŞMANLIĞI NEDİR?

    Ebeveyn danışmanlığı; çocuğun karşılanması gereken ihtiyaçları, çocuğun gelişimi doğrultusunda hangi davranışın doğru hangi davranışın yanlış olduğunu ayırt etme, çocuğun yaşına uygun gelişiminin sağlıklı bir şekilde ilerleyip ilerlemediğini gözlemleyip tespit edebilme, duygusal sağlığı yerinde olan çocuklar yetiştirmek için sağlıklı, işlevsel ebeveynlik becerileri konularında verilen danışmanlık hizmetidir.  Problemleri yaşarken, anne baba kendisini dışarıdan göremeyebilir ve çocuğun olumsuz davranışını merkeze alarak hatalı/ eksik tutumlar ile o davranışları pekiştirebilir. Hatalı tutumları fark etmek ve değiştirmek çocuklarla olumlu ve iyi ilişki kurabilmek için çok önemlidir.

    Çocuğun sorunlarını çözebilmek ve duygusal sağlığı yerinde çocuklar yetiştirebilmek için uygun ebeveyn işlevlerinin neler olduğu, ebeveynlik sezgilerine güvenmeyi öğrenme, soruna yönelik uygun çözüm ve müdahale yöntemleri, anne ve babanın birlikte bu sorunu/krizi nasıl yönetecekleri konularında ebeveynlere bilgi verilir ve ebeveynlik becerileri deneyimsel yöntemlerle kazandırılır. Ebeveynler sorunu çocuklarının gelişimleri doğrultusunda doğru ve kısa sürede ele aldığında çocukla ilgili çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Çocuklarla ilgili sorunlar, gelişiminin engellenmemesi için işlevsel olarak ele alınmalıdır.

    Ebeveyn danışmanlığının ana amacı; krizlere erken ve en doğru müdahaleyi etme becerisini ebeveynlere kazandırmaktır. Çocukluk ve ergenlik dönemi yetişkinlikteki becerilerimizi, alacağımız sorumluluklarımızı ve seçimlerimizi belirler ve bu dönemlerde en doğru beceri ve bilgileri çocuklara ebeveynler sunar. Çocuk ve ergenlik dönemlerinde ortaya çıkan davranışsal ve duygusal krizlere zamanında müdahale edilmez ise yetişkinlik döneminde daha büyük ve içinden çıkılması zor krizler ortaya çıkabilir.

    Doğumdan itibaren çocuğunuzun gelişimini doğru şekilde izleyebilmek ve en doğru şekilde yaklaşım sergilemek için ebeveyn danışmanlığı hizmetinden yararlanmak etkili anne baba olma yolunda atılacak olan en işlevsel adımdır.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan NÖROGELİŞİMSEL bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı

    • 12 yaşından önce başlamış olmalı

    • En az 6 aydır devam ediyor olmalı

    • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma,uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan,sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    “İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük,sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme,oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme ,tartışma,kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

     

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    • Zamanı iyi kullanamama

    • Dağınıklık/düzensizlik

    • Hırçınlık

    • Sosyal beceri sorunları

    • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri

    • Kendine güvenememe

    • Uyku sorunları

    • Duygusal dalgalanmalar

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    • Özgül öğrenme güçlüğü

    • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu

    • Davranım bozukluğu

    • Depresyon

    • Kaygı bozuklukları

    • Tik,Tourette bozukluğu

    Çevresel Etkenler;

    • Ailede benzer belirtiler

    • Aile içi stres,şiddet

    • Travmalar

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    • İlaç tedavisi

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    • Anne-baba eğitimi

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    • Öğretmenlerin eğitimi

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    • Bilişsel-davranışsal tedaviler

    • Deneyimsel oyun terapisi

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu,ümitsizlik ve üzüntü içerisindedirler.

    • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisinde ki bu gerginlik hali,tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.

    • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor.Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.

    • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor,nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’  bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusunda ki bakış açınız genişlemiş olacaktır.

    • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor.  Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;

    1. Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?

    2. Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?

    3. Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.

    4. Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal,fiziksel,cinsel) bilmelerinde fayda çok büyüktür

  • Anne ve babanın olumsuz davranışları dehb’ na sebep olur mu?

    Anne ve babanın olumsuz davranışları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu’nun oluşmasına neden olur mu?

    Bu soru çocukları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış ailelerin kendilerine ve uzmanlara yönelttiği sorular arasında en başlarda gelmektedir. DEHB oluşum nedenleri hakkında yapılan çalışmalarının ortak sonucu bu soruya HAYIR yanıtını vermektedir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun oluşumuna sosyal çevrenin katkısı yoktur. Başka bir ifade ile dikkat eksikliği gelişimi için genetik alt yapısı (yatkınlığı) olmayan bir çocuk olumsuz çevre koşullarına maruz kalsa bile DEHB gelişmez. Bu cümleden olumsuz ebeveyn tutumları çocukların ruh sağlıklarını etkilemez sonucu çıkarılmamalıdır. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu nörogelişimsel bir gerilik durumudur ve temelleri biyolojiktir.

    Peki o zaman Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğun’da ailenin, okulun ve arkadaşların (sosyal çevrenin) önemi yok mudur?

    DEHB ye yaklaşımda asla sosyal çevrenin bir önemi çok fazladır. DEHB’de sosyal çevrenin rolü ise özellikle eşlik eden hastalıkların gelişip gelişmeyeceği ve tedavi süreci üzerinedir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bir çocukta ek psikiyatrik hastalıklar oluşmasında, tedavi sürecinde ve sorun alanlarının azaltılmasında çevrenin çok rolü büyüktür.

    Peki Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bir çocukta uygun olmayan bir sosyal çevre hangi hastalıkları tetikleyebilir?

    Karşı olma karşıt gelme bozukluğu,davranım bozukluğu, kaygı bozukluğu, depresyon, kaka kaçırma (enkoprezis) gibi bir çok ek hastalığın gelişiminde sosyal çevrenin etkisi kanıtlanmıştır.

    O zaman Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun gelişmesindeki temel sebepler nelerdir?

    DEHB beyin temelli bir hastalıktır ve oluşumundaki ana sebep genetiktir. Genetiğin etkisinin %75 civarında olduğu ve boyun kalıtsal aktarımına yakın bir oranda etkisinin bulunduğu bildirilmektedir. Hastalığın genetik nedenlerini gösteren en net bilgiler ikiz çalışmalarından gelmektedir. Yapılan çalışmalarda tek yumurta ikizlerinde (genetik olarak birbirinin aynısı olan bireylerde) Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu görülme oranları çift yumurta ikizlerine göre çok daha fazla saptanmaktadır.

    Hangi gen bölgesinde sorun olduğunu inceleyn araştırmalar da ise özellikle Dopamin (beyinde bir bilgi taşıyıcısı) oluşumu, taşınması ve reseptörleri ile ilişkili genlerin sorumlu olduğuna dair sonuçlar elde edilmektedir. Bu çalışmalarda Dopamin ile ilişkili genlerinin saptanması ilaçların da dopamin üzerinden etki etmesi nedeni ile beyin kimyasallarının bu hastalıktaki önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

    Dikkat eksikliğinin gelişimine sebep olan çevresel faktörler nelerdir?

    Anne karnında yada yaşamın ilk yıllarındaki çeşitli risklerin nöronların (beyin hücrelerinin) gelişim sürecini etkileyerek bu hastalıktan sorumlu olduğu düşünülmektedir. Gebelik döneminde annenin sigara yada alkol kullanımı, kurşun ya da çeşitli kimyasallara yaşamın erken yıllarında maruziyet, düşük doğum ağırlığı ve bakteriyel enfeksiyonların (streptokok enfeksiyonlarının otoimmün mekanizma ile bazal ganglionları etkilediği %2-3 vaka da sebep olarak bildirilmiştir) dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna neden olduğu saptanmıştır.

    Genellikle bu saydığımız genetik risk faktörleri ve çevresel koşulların birbiriyle etkileşimi sonucunda hastalığın oluştuğu görülmektedir.

    Genetik ve erken yaşlarda beyin gelişimini etkileyen bu faktörler beynin hangi bölgelerinin gelişimini etkilerler?

    Daha önceki yazılarımda da videolarını da sunduğumuz gibi beynin yönetici işlevlerini üstlenen bölgeler en çok etkilenmektedir. Yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında en çok 5 bölgenin etkilendiği bulunmuştur.

    Sağ ön bölge (Orbitofrontal korteks)

    Beynin sapı (Striatum ve bazal ganglionlar)

    Beyincik (Cerebellum)

    Duygusal reaksiyonları düzenleyen merkez (Ön singulat korteks )

    Sağ ve sol beyin arasında bilgi alışverisini sağlayan merkez (Corpus callosum)

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda yapısal küçülmeler ortalama 16-18 yaşlarındanormale dönmektedir fakat bu bölgelerdeki fonksiyonel (işleyiş, çalışma) sorunlarının çoğunlukla devam etmektiği saptanmıştır.

    Dikkat Eksikliğinin oluşumu bu kadar biyolojik (beyin temelli) ise neden olan genetik ve zararlı maddelerin bulunması ile problem çözülebilir mi?

    Hastalığın oluşum sürecini anlamaya yönelik genetik ve çevresel nedenlerin incelendiği bir çok araştırma halen devam etmekte umarım bu çalışmalar sonucunda bu sonuca ulaşılabilir. En azından ilerleyen birkaç yılda genetik inceleme ile bireyin hastalık riski ya da ilaca vereceği yanıt öğrenilebilecekmiş gibi görünüyor. Belki daha ilerleyen yıllarda bu genetik alt yapıya yönelik ilaç ve psikolojik tedavi yöntemleri geliştirilebilir.

    Saygılarımla

    Diğer Dikkat eksikliği yazılarına ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Öğretmenler dikkat eksikliği hiperkaktivite bozukluğu olan öğrencilerine nasıl yardım edebilirler?

    Dikkat eksikliği olan çocuklar sınıfta neler yaşarlar?

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) en çok okul yaşamını olumsuz etkiler. Okul yaşamında çocuk ya da genç birçok sorumluluk ve görev yerine getirmek zorundadır. Bu görevleri yerine getirmek DEHB li birey için diğerlerine kıyasla daha zordur. Kendinizi sınıfta yeni bir derse başlarken düşünün. Ders başladıktan birkaç dakika sonra öğretmeninizin kitabınızı açın diye uyarması ile kendinize geldiniz. Dersin başlamasından kısa bir süre sonra evde yaptığınız eğlenceli şeyleri düşünmeye başlamışsınız. Neyse hemen arkadaşınıza dönüp kaçıncı sayfayı açacağınızı sordunuz. Kitabı okumaya çalışırken birden dışarıdan bir ses geldi. Ona bakmaya başladınız. Okuduklarınıza odaklanmaya çalışırken bir arkadaşınız ön tarafta çantasını karıştırmasını izlemeye koyuldunuz ve okuduğunuz yine bölündü. Öğretmen son 1 dakika diye seslendiğinizde okumanız gereken yerin yarısında bile değilsiniz. Süre bitti ve siz okumayı bitiremediniz. Öğretmen soru sordu ama tam okuyamadığınızdan arkadaşınızdan yardım istediniz. Sizin sorularınızdan yorulan arkadaşınız size dönüp yeter artık dedi. Buna benzer dikkat sorunları DEHB li bir çocuğun sınıf yaşamında sıkça yaşanır. Ona sınıf ortamında gerekli desteği sağlayabilmek yaşadığı zorlukları azaltacaktır.

    Peki sınıf ortamında öğretmenler Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bir çocuk için neler yapabilirler?

    1. İlk olarak öğretmen masasına yakın bir yerde, sınıfa ve dikkatini dağıtabilecek uyaranlar arkasında kalacak şekilde oturabilir. Mümkünse kapı, pencere, havalandırma ve ısıtıcıdan uzak durulmalıdır. Küçük ama onun dikkatini bozabilecek her türlü faktör sorun yaratabilir.

    2. Her hangi bir aktivite değişikliğinden önce net bir mesaj verilebilir. Artık kitaplarınızı kaldırın, teneffüse hazır olun ya da sınav süresinin bitimine 10 dakika gibi. Bu küçük hatırlatmalar görev geçişlerini yönetmekte zorlanan çocuk için net mesajlar içerir ve işini kolaylaştırır.

    3. Sınıf kurallarının yazılı olduğu bir tablo yapması gerekenleri daha sık hatırlayacaktır.

    4. Sınıf içerisinde tahta silme, kâğıtları dağıtmak, bazı evrakları taşımak, tahtaya bir takım yazıları aktarmak gibi küçük görevler hem enerjisini atmasına hem de odaklanması için kısa aralar vermesini sağlayacaktır.

    5. Dikkatinin dağıldığı hissedildiğinde tekrar onun toparlanmasını sağlayacak küçük sinyaller kullanılmalıdır. Ona hafifçe dokunmak, adını konuşma arasında geçirmek, göz teması kurmak gibi işaretler kullanılabilir.

    6. Ödevler kısa ve net olarak anlatılmalıdır. Uzun şekilde anlatılan ödevler için ana görevi karıştırabilir ya da unutabilirler.

    7. Evde yapılacak ödevleri hem sözlü hem de yazılı olarak verilmelidir. Bu şekilde anne ve baba ödevlerin ne olduğunu öğrenmiş olur ve çocuk ödevini daha rahat hatırlar.

    8. Ödevlerin fazlalığından korkup yapmak konusunda isteksiz davranabilirler. Bu nedenle ödevleri parçalara bölmek ve adım adım ilerlemek işe yarayabilir.

    9. Sınıf içerisindeki yazılı ödevler ve sınavlarda ek süre verilebilir.

    10. Ödevlerini yazmakta zorlanan çocuklar için bilgisayar, sözlü anlatım gibi farklı yöntemler kullanılabilir.
    Sınıf içerisinde davranış sorunları var ise mutlaka kararlı hafif yaptırımlara ihtiyaç vardır. Mutlaka ev ortamına benzer şekilde okul ortamında da sakinleşmesini sağlayacak bir alan bulunmalıdır. Kural dışı davranış sergilendiğinde diğer arkadaşları gibi oturup hatasını düşünmesini saplayacak bir yer (köşe, kapının yanı) ayarlanmalı (Olumsuz davranışları sonrasında hızlı ve kararlı şekilde tekrarlandığında mola yöntemi çok başarılı bir yöntemdir).

    Saygılarımla

    Uzm. Dr. Ahmet ŞENSES

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Şiddet çocukken öğrenilir

    Şiddetin öğrenilir mi, yoksa doğuştan mıdır? Bu soru çok sorulan bir sorudur. Bunu görmek için bilim insanı olmak şart değildir. Orta doğuda şiddet normal karşılanan bir şeyken Avrupa da az görülmesi öğrenilmiş şiddetin varlığını gösterir. İnsanlar şiddeti ne zaman öğrenir. Tabi ki çocuklukta.

    Evde bebeklikten beri şiddeti gören çocuk kafasında bunu normal bir durum gibi algılamaya başlar. Babasının annesine şiddet uygulamasını görünce bir kadına şiddet uygulanabileceğini öğrenir. Şiddet uygulanarak amacını elde edebileceğini görünce şartlanmayla şiddet artı ödül ikilisi beynine yerleşir. Sorunları şiddetle çözmeyi öğrenir.

    Okulda da şiddet öğrenilir. Öğretmen şiddet uygulayabilir ya da akranlarından şiddeti öğrenir. Az gelişmiş ülkelerde okulda şiddetle disiplin sağlanmaya çalışılır. Yani şiddeti birebir okul öğretir. Ne yazık ki ailelerde okullardaki şiddeti normal karşılarlar. Buda toplumda şiddet eğiliminin artmasına neden olur.

    Çocuk şiddeti en kısa problem çözme yöntemi olarak öğrenir. Çocuk psikiyatrisine gelen okulda şiddet uygulayan çocukların çoğunda evde de şiddet uygulandığı veya tartışmalı ortamların olduğu görülür.

    Çocuklar önlerine gelen sorunları çözme yöntemlerini çevresinde ki büyüklerden gözlemleyerek öğrenir. Toplum genel olarak şiddete eğilimli bir toplumsa çocukta şiddeti bir problem çözme yöntemi olarak öğrenir.

    Toplumsal şiddette ister dini olsun isterse politik genelde şiddeti araç olarak kullanan toplumlarda daha fazladır. Baktığımız zaman bu tip toplumlarda kadına da çocuğa da şiddet çok sıktır. Aynı zamanda işkence vakaları da daha fazladır.

    Çocukluk çağından itibaren çocuklara şiddet dışında problemlerini başka yöntemlerle çözmeyi öğretmek toplumda şiddeti azaltacaktır. Çocuk psikiyatrisine gelen bu tip vakalarda ailenin içindeki şiddet azaltılmaya çalışılır. Bu şiddet sözel ve fiziki olabilir. Bu konuda toplumsal eğitim çok önemlidir. Kadına şiddetin konuşulduğu bir dönemde bunu ilk çocuklara öğretmek hayati bir görevdir.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunu tanıyor musunuz?

    DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNU TANIYOR MUSUNUZ?

    Çocuk ve ergenlerde gözlenen aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe gibi belirtiler “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu” göstergesi olabilir. “Hareketli çocuk zeki çocuktur ”, “Enerjisi fazla geliyor, bırakın koşsun”, “Büyüyünce düzelir” şeklindeki yanlış inanışlar, biyolojik özellikler taşıyan bu bozukluğun tanınmasını ve bir uzmana danışılmasını geciktirmektedir.

    Genetik geçişi olan bir bozukluk

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gelişim düzeyine göre aşırı hareketlilik, dikkati sürdürmede ve dürtü denetiminde güçlük ile karakterize olan, erişkinlik çağında da gözlenen nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Toplumda görülme oranı %5-7 arasında değişmekte olup, erkeklerde kızlara oranla 3 ila 5 kat daha sık gözlenmektedir. DEHB olan bireylerin kardeşlerinde benzer belirtiler topluma göre 2 ila 3 kat, anne-babalarında ise 2 ila 8 kat daha fazladır. Tek yumurta ikizlerinde her iki çocukta da DEHB görülme oranı %80-90 civarındadır.

    Bu bozukluğun ortaya çıkışında etkili olan nedenler tam olarak bilinmemektedir. Yapılan araştırmalarda DEHB’nin kalıtımsal özellikler, çeşitli çevresel etkenler ile beyindeki yapısal ve işlevsel farklılıklar nedeniyle ortaya çıktığı üzerinde durulmaktadır.

    Belirtileri 3 ayrı başlıkta toplanıyor

    DEHB’de gözlenen belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

    a) Aşırı hareketlilik: Çocukta gözlenen hareketlilik yaşıtlarına oranla belirgin olarak daha fazla ise aşırı hareketlilik olarak değerlendirilir.

    1. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.

    2. Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.

    3. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır. (Ergenlerde ya da

    erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir)

    4. Çoğu zaman, sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama

    zorluğu vardır.

    5. Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.

    6. Çoğu zaman çok konuşur.

    b) Dürtüsellik:

    1. Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.

    2. Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır.

    3. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.(Örneğin başkalarının konuşmalarına ya da oyunlarına burnunu sokar)

    İstekleri erteleyememe, acelecilik, düşünmeden hareket etme gibi belirtiler dürtüsellik sorunları olduğunu düşündürür.

    c) Dikkat eksikliği:

    1. Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez, okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar.

    2. Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.

    3. Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.

    4. Çoğu zaman yönergeleri izlemek ve okul ödevleri, ufak tefek işleri ya da iş yerindeki görevleri tamamlayamaz.

    5. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.

    6. Çoğu zaman sürekli zihinsel çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir.

    7. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder. (Örneğin oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç- gereçler)

    8. Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır.

    9. Günlük etkinliklerde çoğu zaman unutkandır.

    Tanı konmasında ders başarısı ve davranış özellikleri belirleyici oluyor

    DEHB tanısının konabilmesi için belirtilerin gelişim düzeyine göre beklenenden daha şiddetli olması, birden fazla ortamda gözleniyor olması (örneğin hem evde hem de okulda gözleniyor olması), bireyin yaşamını olumsuz yönde etkiliyor olması, işlevsel bozulmaya yol açan belirtilerden bazılarının 7 yaş öncesinde başlamış olması ve en az 6 aydır devam ediyor olması gerekmektedir.

    DEHB tanısı, klinik bir tanı olup tanıyı kesinleştirmek için kullanılan herhangi bir laboratuvar tetkiki ya da özgün bir belirteç bulunmamaktadır. Tanı, psikiyatrik muayenenin yanı sıra aile ile yapılan görüşmeler, çocuk okul çağında ise çocuğun ders başarısı ve davranış özellikleriyle ilgili olarak öğretmeninden alınan bilgiler, değerlendirme ölçekleri ve bir takım nöropsikolojik testlerin sonuçları ışığında konur.

    Okul öncesi dönemde gözlenen DEHB belirtileri farklılık gösteriyor

    DEHB tanısı almış çocukların anneleri sıklıkla çocuğun henüz anne karnındayken hareketli olduğunu belirtmektedirler. Doğum sonrası dönemde ise ilk fark edilen bulgu aşırı hareketlilik olup bu çocuklar anne-babaları tarafından uykuya dalmakta zorlanan, az uyuyup çabuk uyanan, huzursuz, zor sakinleşen ve kucağa alınmaktan hoşlanmayan çocuklar olarak tanımlanırlar.

    Okul öncesi dönemde dikkat eksikliği bulguları ön planda olmayıp, hareketlilik ile birlikte daha çok istekleri erteleyememe, anında yapılmasını isteme, sık oyun değiştirme gibi dürtüsel özellikler gözlenir. Ayrıca başka çocuklara zarar verme, bağırma, oyuncaklarını ellerinden alma gibi saldırgan davranışlar gözlenebilir. Kreşteyken sıra bekleyememesi, kurallara uymada güçlük çekmesi, sık oyun değiştirmesi, arkadaşlarına zarar vermesi gibi nedenlerle yaşıtları tarafından dışlanabilir.

    Okul çağında gözlenen DEHB belirtileri daha belirleyici oluyor

    Okul çağındaki çocukta sınıfta oturamama, dikkatini toplayamama ve etrafla ilgilenme, söz hakkı almadan soruları yanıtlama, arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşama, ödevlerini uzun sürede yapma ve tamamlamakta güçlük çekme, sınavlarda dikkatsizce hatalar yapma, ders araç-gereçlerini eksik getirme ya da kaybetme gibi belirtiler gözlenir.

    Ergenlik döneminde hareketlilik azalıyor

    Ergenlik döneminde gözlenen belirtilere örnek olarak hareketlilikte kısmen azalma, okul başarısında ciddi sorun yaşama, aile, arkadaş ve öğretmenlerle ilişkilerde sorunlar yaşama, benlik saygısında azalma ve depresyon, değişken duygudurum, aniden öfkelenme ya da neşelenme, yasal sorun yaratabilecek tehlikeli ve riskli davranışlar gibi belirtiler verilebilir.

    Erişkinlik döneminde uyum problemleri daha da artıyor

    Erişkinlik döneminde uzun süre gazete, kitap okuyamama, televizyon izleyememe, dikkat dağınıklığı, belli bir işe uzun süre konsantre olamama, unutkanlık, söylenenleri ya da günlük işleri akılda tutamama, işleri bitirme ve düzenlemede yetersizlik, sorun çözme ve zamanı kullanmada güçlük çekme, hedeflerine ulaşamadığını düşünme, sık iş değiştirme, duygulanımda değişkenlik, aniden öfkelenme, sosyal ilişkilerde sorun yaşama, evlilik sorunları, alkol-madde bağımlılığı gibi belirtiler gözlenir.

    Dikkat eksikliği ile birlikte görülen başka hastalıklar var mı?

    DEHB, Karşıt Olma-Karşı Gelme Bozukluğu, Davranım Bozukluğu, Özgül Öğrenme Bozuklukları, Kaygı Bozuklukları, Uyku Bozuklukları, Tik Bozuklukları, Depresyon, Enürezis (idrar kaçırma) ve Enkoprezis (kaka kaçırma) ile birliktelik gösterebilmektedir.

    Tedavide çok yönlü bir yaklaşım sergilenmeli

    DEHB tedavisinde ilaç tedavisinin yanı sıra çeşitli psikososyal girişimleri içeren çok yönlü bir tedavi yaklaşımı gerekmektedir. DEHB’de en etkin yöntem ilaç tedavisidir. Tedavide en etkili ilaçlar uyarıcı ilaçlardır. Bu ilaçlar, beynin davranış ve dikkatin düzenlenmesinde görevli bölgelerinde dopamin, noradrenalin gibi bazı maddelerin salınmasını etkilerler. İlaç tedavisiyle dikkati toplama ve sürdürmede artış ile birlikte okul başarısında artış, dürtü kontrolü, hareketlilikte azalma, davranış sorunlarında ve sosyal sorunlarda azalma, kendine güvende artış sağlanır. Böylece tedavi öncesinde bireyin hayat kalitesini bozan durumlarda belirgin bir iyileşme gözlenir.

    İlaçlar büyüme ve gelişim geriliğine sebep olmaz

    Uyarıcı ilaç tedavisinin başlıca yan etkileri arasında iştahsızlık, baş ağrısı, karın ağrısı, uykusuzluk sayılabilir. İlaç tedavisinin kesilmesini gerektiren durumlar oldukça nadirdir. Yapılan çalışmalarda uyarıcı ilaç tedavisinin büyüme-gelişme geriliğine yol açmadığı belirtilmektedir. Tedaviye başlanmadan önce uzman hekim gerekli gördüğü takdirde bazı tetkikler isteyebilir. İlaç tedavisinin ne kadar süreceği hastanın özellikleriyle yakından ilişkilidir. Kimi hastaların uzun yıllar boyunca tedavi alması gerekebilmektedir.

    Dikkat eksikliği ilaçları bağımlılık yapmaz

    Halk arasında, DEHB’de tedavisinde kullanılan uyarıcı ilaçların bağımlılık yaptığı ile ilgili yanlış inanışlar mevcuttur. Yapılan bazı çalışmalarda tedavinin, DEHB tanısı alan bireylerde normal popülasyona göre daha sık gözlendiği bildirilen alkol-madde bağımlığına karşı koruyucu olabildiği bildirilmekle birlikte bu konu ile ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

    DEHB tedavisinin diğer parçası olan psikososyal girişimler ise bozukluğun doğası ve belirtilerle başa çıkma yöntemleri hakkında aile ve öğretmenlere yönelik bilgilendirme ve eğitimler, ev ve okul ortamında yapılacak çeşitli düzenlemeler, davranış kontrol becerilerinin geliştirilmesine yönelik terapiler ile iletişim becerilerinin artırılmasına yönelik eğitimler gibi yöntemleri kapsamaktadır.

    Sonuç olarak DEHB’de kimi bulgular yaşla birlikte azalma eğilimi gösterse de DEHB tanısı alan çocuğun günlük hayatta yaşadığı gerek akademik, gerek sosyal sorunlar göz önünde bulundurulduğunda bu bozukluğun yönetiminde en doğru yaklaşım ilaç tedavisine ek olarak yukarıda saydığım psikososyal girişimler eşliğinde bir yol izlemek olacaktır.

    Kaynaklar:

    Ercan ES., Aydın C. (2005). Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu: Özellikleri-Tedavisi, Çocuklarda ve Erişkinlerdeki Belirtileri.12. Basım, İstanbul: Gendaş Yayınları.

    Lee, S. S., Humphreys, K. L., Flory, K., Liu, R., & Glass, K. (2011). Prospective association of childhood attention-deficit/hyperactivity disorder (ADHD) and substance use and abuse/dependence: a meta-analytic review. Clinical psychology review, 31(3), 328-341.

    Sürücü Ö. (2003). Anababa-Öğretmen Elkitabı. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu. İstanbul: Ya-Pa Yayınları.

    Şenol S. (2008). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu. Çuhadaroğlu F.Ç. (ed) Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı içinde, (s. 293-311) Ankara: Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği.

    ** Bu yazı, İstanbul’da Sağlık dergisinin 2014 yılı 3. sayısında yayınlanmıştır.

  • Çocukların Yanında Tartışırken Anne Babaların Dikkat Etmesi Gerekenler

    Çocukların Yanında Tartışırken Anne Babaların Dikkat Etmesi Gerekenler

    “Çocuğun önünde tartışmayalım.” Birçok anne-babadan duymuşumdur bu sözü. Hatta eskiden ben de böyle düşünürdüm. Çocuğun önünde tartışmanın çocuğun psikolojisini bozacağını, çocuğun duyduklarından olumsuz etkileneceğini birçok anne-baba düşünebilir ve böyle bir durum yaşandığında suçluluk duygusu hissedebilir. Çocuğun yaşanılan tartışmayı gidip okulda arkadaşlarına, öğretmenine ya da duymasını istemediğimiz diğer aile bireylerine anlatabileceği de düşünülebilir. Böyle düşünen anne-babaları biraz olsun rahatlatmak istiyorum. Çünkü çocuğun önünde tartışılmasının çocuğun psikolojisini bozmayacağını öğrendim ve bu konuda gerçekten içim rahat. Sizler de korkmayın. Çocuğun önünde tartışabilirsiniz. Hatta çocuğun önünde tartışmak gerekli ve yararlıdır da diyebilirim. Ama tabi ki tartışmayı nasıl yönettiğimiz, tartışırken birbirimizle nasıl bir uslup kullandığımız, vücut dilimizin nasıl olduğu, tartıştığımız kişiyle aramızdaki saygı ve sevgi bütünlüğünü ne kadar koruyabildiğimiz çok önemlidir. Bütün bunlara dikkat edilerek yapılan bir tartışma aslında çocuğumuzun sorun çözme becerilerine katkı sağlayacaktır. Çünkü o da bizden öğrenir aslında duygularını nasıl ifade edebileceğini ve karşına çıkan sorunlarla baş edebilmeyi. Bu nedenle yaşadığımız tartışma aslında çocuklarımızın doğru şekilde ve düzeyde nasıl tartışılabileceğini, sorunların nasıl çözümlenebileceğini gözlemlemesi için bir fırsat niteliği taşır. Bu fırsatı değerlendirip yararlı veya gerçekten zararlı hale getirebilmekse bizim elimizdedir. Çocuklar uyuduktan sonra yapılan tartışmalarda ya da çocuk varken çıkan tartışmanın, çocuk uyuduktan sonra devam etmesinde ya da çocuk odasına gönderilerek yapılan tartışmalarda veya anne-babanın kendi odasına geçip, çocuğa televizyonu açtığı ya da meşgul olacağı başka bir şey verdiği, “buradan çıkma” dediği tartışmalarda çocuk maalesef herhangi bir gözlem şansı bulamaz.  Bulamadığı gibi kafasında soru işaretleri de oluşturur. Noldu acaba, neden tartışıyorlar? Ben ne yapabilirim gibi. Çocuk uyumadan önce tartışarak birbirini yiyen anne-baba belki sabah uyandığında hiç birşey olmamış gibi de davranıyor olabilir. Böyle bir durumda çocuk tartışmanın nasıl çıktığını gözlemlemiş , ancak nasıl sonuçlandığını gözlemlememiş olacaktır. Belirsiz olan bu kısmı ise kendi kendisine tamamlamaya çalışsa da yarım kalır. Tartışma sırasında başka bir odadaysa sizi yarım yamalak duyacağı için kafasında farklı yorumlamalar ya da yanlış anlamalar da oluşabilir. Bütün bunları engellemek için anne-babanın aralarında çıkan tartışmanın nedenini, tartışama sırasında neler hissettiklerini , sonunda nasıl anlaştıklarını ve çözdüklerini birlikte ifade etmeleri yararlı olacaktır. Unutmayalım ki sorun çözme becerileri doğuştan gelmezler, öğrenilerek kazanılırlar ve çocuklar için bu becerilerin öğrenilebileceği yerlerden biri de aile ortamıdır. Ve çocuklar söylediklerimizden daha çok model aldıkları davranışlarımızı yaparlar.

  • Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Bir şeyi değiştirmek istiyorsak eğer o şeyin ne olduğunun farkında olmalıyız, bu nedenle öncelikle müdahale programına çocuğun yaptığı sorun olan davranışının analizi ile başlarız. Bu analizin içinde çocuğun sorun olan davranışı nerede, kimlerle iken ortaya çıkmakta, sorun olan davranıştan hemen önce ne oldu, sorun olan davranışla ilişkili diğer faktörler neler(ilaç saati, dozu), davranışın amacı nedir, sorun olan davranış karşısında öğretmen ne yaptı, davranışın sürekliliği nedir, sorunlu davranışlar için daha öncesinde nasıl yollar denendi, davranışın oluşmasını engelleyecek pekiştireçler neler olabilir bu sorulara cevap verebildiğimizde o davranışın analizini sağlamışız demektir.

    Tüm bu davranış analizlerini yapan ekip, okul yönetiminin bilgisinde okul danışmanı, sınıf öğretmeni ve veliden oluşmaktadır. Görevi öğrencileri takip etmek, aileyi sağlıklı şekilde bilgilendirmek ve ihtiyaç dahilinde uzmana yönlendirmektir. Okul içerisinde ya da dışarıda karşılaşılan problemler arasında istismar gelmekte ve ebeveynler öğretmenler ve çocuklar bu konuda belli periyotlarda bilgilendirilmektedir.

    Çocuğumu istismardan nasıl koruyabilirim?

    Okul öncesi dönemde ebeveynler, çocukların cinsellikle ilgili sorularına nasıl cevap vereceklerini bilemeyebiliyor. Üç yaş civarında merak duygusunun artmasıyla birlikte çocuğun soruları da artış gösterir. Bu soruları bazı anne babalar duymazdan gelirken bazıları da çocuğun aklını karıştıracak cevaplar verebilmektedir. Anne baba “bu sorunun cevabını bende bilmiyorum ama eğer istersen birlikte araştırabiliriz.” diyemiyor çünkü bu söylem zorlayıcı, güçsüzlük belirtisi olarak adlandırıyor oysa zaman zaman anne babanın da bilemeyeceği şeyler olabilir. Yanlış bilgi verip çocuğun aklını karıştırmak yerine “bunun cevabını bende bilmiyorum birlikte bulalım” demek daha sağlıklı olacaktır.

    Bu sorulara cevap verirken anne baba olarak onlara öğretmemiz gereken şey;

    1. kendi bedenini tanıtmak,

    2. sınırları tanıtmak,

    3. iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmeyi öğretmek olmalıdır.

    Çocuğun sorduğu sorular çocuğun bedenini tanımasıyla başlar. Bir yaşına kadar cinsel organla ilgilenmez ancak tuvalet eğitimi döneminde artık cinsel organının farkındadır. Ona takma isim takabilir. Anne baba da cinselliği konuşmaktan utanç duyduğu için isim takmak anne babanın da işini kolaylaştırabilir. Ancak çocuğun gerçek isimleri de öğrenmeye ihtiyacı vardır. Penis ve vajina olarak öğretilmelidir. Doğru kelimeyi bilmemek utandırıcı olabileceği gibi takma isimler karıştırıcı ve kişiden kişiye değişik anlamlar taşıyabilir. Okul öncesi dönemde çocuk soyut algılamadığı için somut şeyler duyup merakını gidermek isteyecektir. Ben nasıl dünyaya geldim sorusuna “anne ve babalar birbirlerini çok sevdiklerinde bir bebekleri olur” diyebilirsiniz. Okul öncesi dönemdeki bir çocuğa daha detaylı bilgi vererek kafasının karıştırılması yanlıştır. Sevişmek, öpüşmek, rahim vs gibi bilmediği terimler onun daha fazla soru sormasına sebep olacaktır.

    Onun kafasını karıştırmadan açıklamaları nasıl yaparım?

    Bu sorunun cevabı kimin, nerede ve ne zaman açıklama yapacağıyla da ilgilidir. Bir çocuğa konuşma yapmak için ondan gelecek bir soru yada davranış başlangıç noktası olabilir. Bu konuşmayı çocuğa güven duyduğu bir yetişkinin ya da yetişkinlerin yapması sağlıklı olacaktır. Çocuk bir misafirlikte bile aklına takılan soruyu size yöneltebilir.  “ Sevişmek ne demek?”Çünkü sorusunun içeriğinin farkında değildir. Anne baba ise kızarır. Her zamanki ses tonu ve mimiklerinizle utandırmadan ayıp demeden evde konuşabileceğinizi anlatabilirsiniz.

    Çocuklara cinsel eğitimden bahsetmek yeterli değildir model alarak öğrenen okul öncesi çocuğu davranışlarda da sözlerde ki istikrarı görmek isteyecektir. Göz temasınızın olmasına, ses tonunuz her zamanki tonda olmasına dikkat ederek (ne utanmış ne sert)  “anlıyorum ki bazı şeyleri oldukça merak ediyorsun insanların bazıları kız bazıları erkektir. Kızları ve erkekleri bazı şeylerle ayırt edebiliriz. Kızlar daha çok etek giyer erkeklerse pantolon giyer. Erkeklerde öne doğru penis vardır, kızlarda ise içe doğru vajina vardır. Ve çiş yapmamızı sağlar.” Bu kadar açıklama, çocuk soru sormuyorsa yeterlidir.

    Peki üst üste gelen çocuk kayıpları ve tacizlerine karşı çocuklarımızı nasıl koruyacağız?

    Yapılan araştırmalar çocukların en çok 4-11 yaş arası tacize uğradığını göstermektedir. Bu bilinçlendirmenin yapılacağı en başarılı yaş grubu ise 4-7 yaş arasıdır. Çocukları istismardan korumak için konuşmak yeterli değildir, davranışlarla da bunu öğretmek gerekmektedir. Tehlikeli kişilerden uzak durmasını öğütlemek sosyal gelişim ve güven duygusunu da zedeleyebilir.  Eğer ki içe dönük ya da sosyal fobik bir çocuk varsa karşımızda bu açıklamaları yapmak onun kaygısını artırıp iletişim kurmasını engelleyebilir, etrafını tehlike olarak algılamasına sebep olabilir. Bu nedenle her çocuğun gelişiminin farklı olduğu ve mizacının farklı olduğu göz önüne alınarak çocuğunuz açıklamaya ihtiyaç duyacağınız soru ve davranışlar sergiliyorsa açıklama yapmanız önerilir.

    Çocuklara nasıl bir bilinç kazandırılmalı?

    • ‘Bedenim bana özeldir’  bilincini kazandırmak
      Kendi bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan ve kendi bedeni üzerinde başkalarının bir şeyler yapabileceğini düşünen çocuk rahatlıkla taciz tuzağına düşebilir. 4 yaşından itibaren çocuğa bu bilinç verilmeli. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

    • ‘İzin verirsem dokunabilirsin’ bilincini kazandırmak
      Çocuk, kendi bedenine olan hakimiyetini öğrenmekle birlikte, hakim olduğu bu beden üzerinde kendisinin söz hakkı olduğunu bilmeli. Ebeveynlerin 4-5 yaşından sonra çocuklarını öperken bazen ‘Seni öpebilir miyim?’ diye müsaade istemesi bu bilincin oluşmasında etkilidir.

    • ‘Dokunulması yasak olan yerlerim’ bilincini kazandırmak
      Çocuklar 4 yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsız olmaya başlamalı. Çocuk eş, dost ve akrabalar tarafından cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemeli.

    • ‘Fiziksel baskıya direnme’ refleksi kazandırmak
      Taciz yaşamış çocukların birçoğu çırpınmanın ve kaçmanın çözüm olmadığını düşünüp kaçmayı denememişlerdir. Çocuklara olan sevgi gösterileri sırasında kendi güçsüzlüğünü hissettirecek kadar orantısız güç gösterisinden sakınmalı.

    • ‘Vücudum görünmemeli’ hissi kazandırmak
      Çocuk, çıplak olarak ortada bırakılmamalı. Kendisini başkalarının yanında çıplak görmeye alışkın olmazsa elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyar.

    • ‘Banyoda çıplak olunmaması’ bilinci kazandırmak
      4 yaşından sonra anne baba çıplak olarak çocukla aynı banyoda bulunmamalı. 7 yaşından sonra çocuğun genital bölgelerinin başkasınca görünmesine izin verilmemeli.

    • Tuvalette benden başkası olmamalı bilinci kazandırmak
      4 yaşına girmiş bir çocuğa tuvaletin özel bir mekan olduğu ve tuvalet ihtiyacını gideren birinin başkaları tarafından görülmesinin doğru olmayacağı öğretilmeli.

    • ‘Soyunma ve giyinmede yalnızlık’ ilkesi kazandırmak
      Çocuğun bedenine yönelmiş bakışlardan rahatsız olacak refleksi kazanması için 4 yaşından itibaren ortalık yerde çıplak dolaşmamayı öğrenmesi gerekir.

    ‘İzin verirsem kabul edilirsin’ ilkesi kazandırmak
    7 yaşından sonra çocuğun odasına girerken anne baba bile izin almalı. Giyinip soyunurken izin alarak yardım edilmeli