Etiket: Sonucu

  • Hıv ve cybh

    HIV ‘ den korunmada cinsel yolla bulaşan hastalıkların araştırılmasının ve tedavisinin önemi

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların araştırılıp tedavi edilmesi HIV ‘ in ( AİDS ‘ e neden olan virüsün ) yayılmasını önlemesi açısından çok önemlidir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV enfeksiyonu arasındaki ilişkinin anlaşılması yüksek risk içeren cinsel eylemlerde bulunan kişilerin HIV ‘ den korunması yönünde etkin önlemlerin alınmasını sağlar.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV enfeksiyonu arasındaki ilişki

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklarla enfekte olmuş kişiler cinsel ilişki sırasında HIV ile karşı karşıya gelirlerse bu kişilerin HIV enfeksiyonu olma şansı, cinsel yolla bulaşan hastalığı olmayan kişilere göre 2 – 5 kat daha fazladır.

    Ek olarak, HIV enfeksiyonu olan kişide diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklardan varsa, bu kişinin HIV enfeksiyonunu cinsel yolla bulaştırma oranı ,diğer HIV ( + ) cinsel yolla bulaşan hastalığı olmayan kişilere göre daha fazladır.

    Diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların varlığının hem HIV ‘ i bulaştırmada hem de HIV enfeksiyonunu kapmada etkin olduğu biyolojik kanıtlarla gösterilmiştir.

    Artmış eğilim

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar HIV enfeksiyonuna olan eğilimi iki mekanizmayla arttırırlar.

    Genital ülserler ( frengi, uçuk ülseri gibi ) genital bölgedeki derinin bütünlüğünü bozarlar. Bu bozulma sonucu HIV için bir giriş kapısı açılmış olur.

    İkinci olarak, genital ülserli veya ülsersiz ( klamidya, bel soğukluğu, trikomonas gibi ) cinsel yolla bulaşan hastalıklarda oluşan enflamasyon sonucunda genital akıntılarda hücre yoğunluğu artarak HIV ‘ i çekici hücreler ortaya çıkabilir ( CD4+ hücreleri ).

    Artmış enfeksiyon:

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar HIV ‘li kişinin, virüsünü cinsel eşine bulaştırma riskini arttırır. Yapılan çalışmalarda, HIV ‘ li kişiler aynı zamanda diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklara da sahipseler HIV (virüs ) bu kişilerin genital akıntılarında bulunur.

    Örneğin, bir erkekte hem gonore ( bel soğukluğu ) hem HIV varsa bu kişinin genital akıntısında HIV (virüs ) oranı yalnız HIV ‘i olan bir kişiye göre 10 kat fazladır. Spermde ( menide) veya genital akıntılarda HIV yoğunluğunun artması demek HIV ‘ in ( virüsün ) cinsel eşe bulaşma olasılığının artması demektir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavi edilmesi ile HIV enfeksiyonunun yayılımının azaltılması

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların araştırılması ve tedavisi ile HIV bulaşıcılığının azaldığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisi kişinin HIV ( virüsü ) bulaştırmasını azaltır.

    Yapılan çalışmalarda HIV ‘ li kişilerin cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklarının tedavisi sonucunda genital akıntılarındaki HIV miktarının ve HIV ( virüsünün ) görülme sıklığının azaldığı saptanmıştır.

    Genital herpes varsa HIV enfeksiyonuna yakalanma eğilimi artar. HIV ‘ li kişilerin de bulaştırıcılığını arttırır. Bu nedenle, herkesin özellikle genital herpesi olanların HIV enfeksiyonuna sahip olup olmadıklarını bilmesi gerekir. Eğer HIV enfeksiyonu yoksa HIV ‘den korunma önlemlerini alması gerekir.

    Deneyimler sonucu görülmüştür ki, hem genital herpesi hem de HIV ‘ i olan kişilerin genital herpeslerinin tedavi edllmesi sonucu HIV ‘ in eşe bulaşma riski azalmaktadır.

    HIV ‘ den korunma

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan sıkı sıkıya korunma, test yaptırma ve tedavi cinsel yolla HIV bulaşmasını önlemede hayati rol oynar. Dahası, cinsel yolla bulaşan hastalıkların arttığı bölgelerde HIV salgınının da artabileceğinin bilinmesi önemlidir. HIV ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan birlikte korunmak bu iki tip hastalıkların salgınlarını önler.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların erken tanı ve tedavilerinin yapılması HIV ‘ den korunmada etkindir.

    HIV ‘ in bulaşmasını kolaylaştıran cinsel yolla bulaşan hastalıkların yoğun olduğu bölgelerde tanı ve tedavi programlarının uygulanması önemlidir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalığı olanlara veya şüphelenenlere her zaman HIV testi yapılmalıdır.

  • Kromozom hastalıklar ve tanısı

    1.Sayısal kromozom aberasyonları:

    Poliploidi ve Anöploidi

    Öploidi: Normal bir gamet hücresindeki haploid kromozom sayısının (n) tam katlarını ifade eder. Örnek: İnsan gamet hücresinde kromozom sayış 23=n haploid,insan somatik hücresinde kromozom sayısı 46=2n dipliod

    Her öploid kromozom kuruluşu normali ifade etmez. Bu durumda poliploidi tanımı kullanılır. Örnek: Abortus materyali kromozom sayısı 69 = 3n = triploid

    2.Yapısal kromozom aberasyonları

    Translokasyon: Kromozomlar arasındaki parça değişimine translokasyon denir. Dengeli translokasyonlar ve Dengesiz translokasyonlar

    Delesyon: Kromozomdaki bölgesel kayıplara delesyon denir. Delesyonlar, bir kırılma sonucu kromozomun küçük bir parçasının kopması sonucu meydana gelir. Delesyonlar terminal ya da insersiyonel olabilir

    Ring Kromozom: Bir kromozomun iki ucunda, iki darbe sonucu, iki kırılma olur ve bu kırık uçla başka bir parça birleşmeden iki uç kaynaşırsa ring kromozom oluşur.

    Duplikasyon: Bir kromozomda ayni segmente ait iki kopyanın bulunması durumudur. Mayoz sırasında eşit olmayan çaprazlaşma veya homolog kromozomlardan birinde çift darbe sonucu kopan parçanın diğer homologda tek darbe sonucu kopan aralığa girmesi sonucu oluşabilir.

    İnversiyon: Bir kromozomda iki darbenin gelmesi ve bunun sonucunda kopan parçanın kaybolmadan kendi ekseni çevresinde 180 derece dönerek yine eski yerine yapışmasına denir. Parasentrik inversiyon: Sentromerin dışında olan dönüşler, Perisentrik inversiyon: Sentromeri içine alan dönüşler

    İzokromozom: Metafazda boylamasına bölünecek olan sentromer enlemesine bölünürse yavru hücrelerden birinde kromozomun kısa kolları bulunurken diğerinde uzun kolları bulunur. Bu forma izokromozom denir.

    Kromozom Analiz Endikasyonları:

    Kuşkulu klasik kromozomal sendromların doğrulanması.

    Çoklu konjenital anomalilerle birlikte veya sadece mental retardasyonun bulunması.

    Kromozomal translokasyonlar ya da diğer yapısal düzensizliklerden şüphelenilmesi.

    Habitüel abortus veya ölü doğum öyküsü

    Mozaisizm kuşkusu

    İnfertilite öyküsü

    Frajilite sendromlarının belirlenmesi

    Hematolojik malignensiler

    DOĞUM ÖNCESİ TANI ENDİKASYONLARI

    İleri anne – baba yaşı ve küçük anne yaşı

    Önceki çocuklarda kromozom anomalisi

    Eşlerden birinde dengeli kromozom düzensizliği

    Önceki çocukta genetik hastalık

    Ailede genetik hastalık

    Aile hikayesinde nöral tüp defekti

    Ultrasonografide fetal anomali

    Tekrarlayan gebelik kaybı

    Sebebi bilinmeyen mental retardasyonlu çocuk hikayesi

    Sebebi belirlenemeyen konjenital anomalili çocuk öyküsü

    Ölü doğumlar

    Diabetes mellitus gibi maternal hastalıklar

    Perikonsepsiyonel ilaç kullanımı

    Biyokimyasal tarama testilerinde anormallik

    Girişimsel Olmayan Yöntemler

    DİREKT GRAFİ

    MRI

    ULTRASONOGRAFİ

    BİYOKİMYASAL TARAMA TESTLERİ

    ANNE KANINDAN FETAL DNA ELDESİ (NIPT)

    Girişimsel yöntemler

    AMNİYOSENTEZ

    KORDOSENTEZ

    KORYON VİLLUS ÖRNEKLEMESİ

    FETAL CİLT ÖRNEKLEMESİ

    DİĞER DOKULAR ( KARACİĞER GİBİ)

    FETOSKOPİ

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Hematoloji ve Genetik Uzmanı

  • Genital bölge travmaları (perineal travmalar, skrotum, penis ve perine yaralanmaları):

    Kız çocuklarında genital bölge yaralanmaları çocuğun genellikle sert bir yere bacakları açık bir şekilde düşmesi şeklindeki travmalar sonucu olabileceği gibi, trafik kazaları, seksüel saldırılar veya delici-kesici aletlerle oluşan penetran yaralanmalar sonucunda da oluşabilir. Yenidoğan bebeklerde doğum travması sonucu oluşabilir. Yaralanmanın derecesi aktif kanaması bile olmayan basit bir laserasyondan pelvik kemikler, üretra, vagen ve rektumunda yaralanmaya katıldığı geniş yaralanmalara kadar değişebilir. Bu tür travmalarda çocuğun korkusundan dolayı yaralanmanın derecesini anlamak genellikle zordur. Bu nedenle genel anestezi altında muayene en güvenilir yoldur. Mesane, rektum ve peritoneal kavite (karın içi) ile ilişkili bir perforasyondan şüphelenilirse vaginal muayene yapılmalıdır.

    Sistoskopi, vaginoskopi veya rektoskopide gerekli olabilir. Basit laserasyon (yırtık) şeklindeki yaralanmaların emilebilen dikişlerle primer kapatılması genellikle yeterlidir. Ödem sonrası gelişebilecek bir işeme zorluğunun önüne geçmek için sonda takılabilir.

    **Kızlarda genital yaralanmalar anatomik yerleşimlerine göre ele alınabilir.

    Vulvada (vagina dış bölümü) görülen yaralanmalar: Hematomlar, yuvarlak, sert, ekimotik, hassas bir kitle olarak ortaya çıkar.

    Vajinal yaralanmalar: Genellikle delici bir yaralanma sonucu görülür. Yaralanma mukozada yüzeyel bir zedelenmeden, pelvis derinliklerine ulaşan bir yırtılmaya kadar değişebilir. Mesane ve rektum gibi çevre dokuların bütünlüğü kontrol edildikten sonra, gerekli cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Vajina içine yerleşmiş bir hematom tespit edildiğinde, lezyonun büyüklüğüne göre karar verilir. Küçük hematomlarda kendiliğinden kaybolması için beklenebilirken, büyümekte olan bir hematom cerrahi yolla boşaltılmalı, kanamaya neden olan damarlar bağlanmalı ve hemostaz sağlandıktan sonra anatomiye uygun olarak onarılmalıdır. Cinsel taciz olguları genellikle yaşadıkları travmanın yarattığı etki nedeniyle durumu gizlemeyi tercih ederler. Hekim cinsel istismara uğramış bir çocukla karşılaştığında dikkatli olmalıdır. Dış muayene dikkatle yapılmalı, eritem, ödem, morluklar, soyulmaların varlığı, himenin (kızlık zarı) temas edilmiş olup olmadığı tespit edilmelidir. Sıvı veya kıl varlığı gibi nesnel delil niteliği taşıyan bulgular değerlendirilmelidir. Anal sfinkter de yaralanmalar açısından incelenmelidir. Gerekli bildirim hazırlandıktan sonra yaralanmaların tedavisi uygun şekilde yapılmalıdır.

    Erkeklerde Genital Yaralanmalar:

    Daha çok künt travmalar sonucu görülen ve skrotum (torba) ile testislerin (yumurtalıkların) daha sık etkilendiği yaralanmalardır. Hafif bir travma bile skrotumda belirgin ödem ve ekimoz gelişmesine yol açabilir ve muhtemel bir testis rüptürünü anlamak zor olabilir. Ultrasonografi ile yaralanmanın ne kadar derinlikte olduğu anlaşılabilir.

    Bunun yanısıra skrotumun açıldığı, testislerin skrotum dışına çıktığı, bazende testislerin tamamen ayrıldığı durumlarla karşılaşmak mümkündür. Bu gibi durumlarda çok iyi yara temizliği yapılarak anaerob enfeksiyon zemini ortadan kaldırılmalı ve eğer testislerde yırtılma varsa en kısa sürede gerekli doku temizliğini takiben testiler dikilmelidir. Skrotumda cilt defekti varsa enfeksiyon yatıştıktan sonra uyluk bölgesinden alınacak deri greftleri ile açık olan alan kapatılmalıdır.

    Penis yaralanmaları: Basit cilt lezyonları ve daha derindeki penis dokularına ait yaralanmalar görülebilir. Böyle durumlarda eğer hematom (kan pıhtsı) varsa boşaltılmalı ve yaralanmış olan derin dokular dikilmelidir. Penisteki cilt defektleri de daha sonra gelişebilecek eğrilik ve kısalmanın önüne geçmek için mutlaka greft teknikleriyle kapatılmalıdır. Penisteki sık yaralanmalardan bir diğeri ise sünnet derisinin fermuara sıkışması sonucu oluşan yaralanmalardır. Bu hastalarda fermuar lokal anestezi ile kolaylıkla ayrılabilir. Ancak bunun başarılamadığı durumlarda fermuar pantolondan ayrılarak sünnet işlemi uygulanmalıdır. Ayrıca çocuklarda ağaç, merdiven kenarı gibi yerlerden kayma sırasında gelişen sürtünme yaralanmaları şeklinde yaralanmalarda meydana gelebilir. En ciddi penis yaralanma şekli penisin komple amputasyonudur ki bu durumlarda mikrocerrahi yöntemleri kullanılarak onarım denenmelidir. Ayrıca saç telinin penis etrafına kendiliğinden dolanarak penisi sıkıştırması durumunda penisi sıkıştıran saç veya bantın kesilmesi penisin uçta kalan kısmını rahatlatır. Penis genellikle düzelse de nadiren kısmi veya tam amputasyon ya da üretrokutanöz fistüller gelişebilir.

  • Omurilik felci nedir nasıl oluşur

    Omurilik felci nedir nasıl oluşur

    Omurga ve omurilik anatomisi sayfasında ana hatlarıyla belirtilen omurilik işlevleri, çeşitli sebeplerle kaybedilebilir. Omuriliğin işlevini kaybetmesi için hastalık ya da travmaya bağlı bir baskıya uğraması gerekir. Uğradığı bu baskı sonucu hasar gören bölgeler iletişim görevini yapamaz hale gelir. Daha başka bir deyişle, organlarla beyin arasındaki irtibat, hasar gören bölgeler ve aşağısında kaybedilir.

    Omurilik Felcinin Sebepleri

    A. Travmalar

    Trafik Kazaları

    Yüksekten Düşmeler

    Sportif Yaralanmalar (Sığ suya balıklama Atlama vb.)

    Ateşli Silah Yaralanmaları

    İş Kazaları

    Doğal Afetler

    B. Hastalıklar

    Omuriliğin içinde, çevresinde ve omurgada gelişen bir hastalığın, omuriliği sıkıştırması, baskıya uyğratması ya da zedelemesi sonucu omurilik felci ortaya çıkabilir. Bu bastalık grupları şu başlıklar altında toplanabilir:

    Urlar (Tümörler): Omurga-omurilik bölgesinde oluşan urların omuriliğe baskı yapması sonucu omurilik felcine sebep olabilir.

    Enfeksiyonları: Omurga veremi (pott), menenjit vb enfeksiyon hastalıklarının omuriliği deforme etmesi sonucu omurilik felcinin oluşmasına sebep olur.

    Yumuşak Doku Hastalıkları: İleri Derecede omurga fıtıkları, Omurgayı çevreleyen dokulardaki (Ligamanlar) deformasyonlar vb, yumuşak dokularda gelişen hastalıklar da omurilik felci meydana getirebilir.

    Omurilik felcinin etkileri

    Tetraplegia: Omuriliğin boyundan zedelenmesi sonucu kolların hareketi,gövdenin hissi,bacakların hareketi tamamen yok olur. Kişi nefes alma ve öksürmede güçlük çeker. Yüzünü, boynunu, omuzlarını, ellerini ve kollarını hissedebilir fakat gövdesini ve bacaklarını hissedemez.

    Parapleji: Parapleji, genel olarak boyundan aşağıdaki kısımlarında meydana gelen zedelenmelere bağlı olarak gerçekleşen felçl türüdür. paraplejide temel olarak bacakların oynatılamamakla birlikte, jhasarın seviyesine göre iki kategoride ele alınmaktadır.

    OMURİLİK ZENDELENDİKTEN SONRA İYİLEŞİRMİ?

    Omurilik zedelendikten sonra tekrar tedavi edilmez ve tekrar büyümez.Eğer omurilik “omurga şoku”u atlatabilirse birtakım iyileşmeler olabilir. Omurga şoku her omurilik zedelenmesinden hemen sonra ortaya çıkar, omurilik çalışmasını durdurur ve kişi hareket edemez. Omurga şoku bir kaç saatten 6 haftaya kadar sürebilen bir zaman dilimi sürebilir ve bu şok esnasında omuriliğin ne derece zedelendiğini saptamak zordur. Eğer omuriliğin şişme, kanama, çürümesi biterse birtakım iyileşmeler olabilir fakat iyileşme genelde omurilik zedelenmesinin ilk 6 aylık süresi içerisinde gerçekleşir. Omurilik tamamen zedelenmediyse, kişi zedelenme tarihinden 2 yıl sonrasına kadar iyileşme belirtileri gösterebilir fakat aradan ne kadar çok zaman geçerse, iyileşme şansı o kadar azalır. Eğer omurilik bir hastalık ve ya tümör sebebiyle zedelenmişse, tamamen iyileşme ihtimali mevcuttur.

  • Brakial pleksus yaralanmalarında tedavi yaklaşımlarım

    Brakial pleksus yaralanmalarında tedavi yaklaşımlarım

    Askeri hekimlikte çok sık karşılaştığım bir yaralanma şekli olan Brakial pleksus yaralanmaları mesleki deneyimlerimlerime göre sinir yaralanmalarının en ağır şeklidir fakat tedavisi imkansız değildir. İyileşme süreci biraz uzun ve sabır gerektirir fakat uygun cerrahi yaklaşımlarla ve zamanlama ile yüz güldürücü sonuçlar alınabilir.

    Travmatik Brakial Pleksus yaralanmaları 3 şekilde meydana gelir. Bu yaralanmalar sonucu alt, orta ve üst sinir köklerinde ya da tümünde sinir yaralanması olabilir. Bu hastalarda eşlik eden damar yaralanmaları ve kemik kırıkları da olabileceği düşünülmeli ve gerekli tetkikler yapılmalıdır. Ağır düzeyde ve kalıcı fonksiyon kayıpları olabileceğinden uygun zamanda cerrahi müdahale yapılmalıdır. Hastaların büyük bir kısmında kolun nörolojik fonksiyonlarındada belirgin düzelme sağlanır.

    Brakial Pleksus sinirlerinde yaralanmalar şu şekillerde gelişebilir;

    Kesici, delici ve ateşli silahlarla yaralanma; Bıçak ya da cam gibi kesici aletlerle brakial pleksus sinirlerinin kesilmesi sonucu olabilir. Bunun dışında tabanca, tüfek mermileri yada şarapnel ile yaralanma sonucunda da pleksus sinirlerinde hasarlanma olabilir.

    Kesici aletlerle yaralanmalarda zaman kaybetmeden sinir tamirine yönelik cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Erken cerrahi sonuçları her zaman daha iyidir. Ateşli silahlarla yada şarapnel ile yaralanma da ise yaklaşık 3 haftalık bir süre yara iyileşmesi ve antibiyotik tedavisi için beklenmeli ve bu sürede herhangi bir düzelme yoksa MR ile yaralanma yeri tespit edilerek sinir tamiri yapılmalıdır.

    Künt travma ile yaralanma; Omuzun aşağıya doğru aşırı bastırılması, başın ise omuzdan ayrılacak şekilde kuvvete maruz kalması ki bunlar başta motorsiklet kazaları olmak üzere trafik kazaları sonucu meydana gelir, sonucu ortaya çıkan sinir hasarlarıdır.

    Bu tür yaralanmada MR ile inceleme yapılarak sinir köklerinde omurilikten çıkış yerinden kopma var mı yok mu bakılmalıdır. Bunlar en ağır hastalardır. Bu tür hastalara en geç 3 ay içerisinde sinir transferi yapılabilir.

    Meme ve akciğer kanseri hastalarında Radyoterapi tedavisini mütakip rasyasyona bağlı brakial pleksus hasrları gelişir. Sinir ileti testleri (EMG) ve MR Nörografi incelemelerini mütakip ağır fonksiyon kaybı ve şiddetli ağrısı olan hastalarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır.

    Cerrahi tedavi sonrası belirgin nörolojik iyileşme ve ağrı kontrolü sağlanabilir. Ameliyat öncesi ve sonrası fizik tedavi iyileşme sürecinin vazgeçilmez bir parçasıdır.

  • Felç ve inme nedir? Neden olur?

    Felç ve inme nedir? Neden olur?

    İnme basitçe beynin damarsal sebeplerle bir kısım işlevini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Genellikle halk arasında felç olarak da tanınır, ancak her felç beyin damarlarından kaynaklanmadığından inme değildir (örneğin çocuk felci, yüz felçlerinin çoğu gibi). Damar tıkanıklığı veya kanama sonucu olabilir. Sonuçta işlevini kaybeden bölgeye göre belirtiler oluşur. Örneğin beynin sol tarafında (orta-dış bölgelerde) bir tıkanıklık olduğunda hasta karşı tarafta yüz-kol-bacakta güç ve his kaybı, konuşma bozukluğu olurken, sağ tarafta aynı bölge tutulduğunda konuşma korunur.

    İnme neden olur?

    Halk arasında kalp krizi sebepleri daha iyi bilindiğinden bu örnek üzerinden gidebiliriz. Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite ve sigara nasıl kalp damarlarında tıkanıklık yapıp o bölgenin kanlanmasını bozarak işlevini kaybettiriyorsa, beyinde de aynı sebeplerle tıkanma ile inme ortaya çıkar. Ayrıca özellikle yaşlılarda sıklıkla kalpteki ritim bozukluklarında düzensiz dolaşım sonucu oluşan pıhtıların koparak beyin damarına ulaşıp tıkamasıyla da inme oluşabilir.

Kanama ise çoğunlukla yukarıda bahsedilen sebeplerle damar cidarının elastikiyetini ve dayanıklılığını kaybetmesi ile yüksek tansiyon sonucu ortaya çıkar.

    İnme önlenebilir mi? Tedavisi nedir?



    İnme tansiyon, kolesterol, kan şekeri, kilo kontrolü ve ritim bozukluklarına yönelik müdaheleler ile büyük oranda önlenebilir. Önleyici olarak hastanın riski varsa kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilebilir.

İnmenin tedavisi ise yaygın kanının aksine tıkalı damarın ilaçla veya cerrahi ile açılması değildir. Nadiren, o da çok sınırlı sayıda hastada ilk birkaç saat içinde tıkanıklığı açıcı ilaç verilerek iyi sonuçlar alınabilir, ancak bu ilaçların kanama yapıcı riskleri de büyük olduğundan hastaya uygun değilse verilmezler. İnme zaten kanama sonucu gelişmişse bu ilaçlar verilemez.

İnme sebebine bağlı olarak farklı tedavi edilir. Tıkanıklık sonucu oluşmuş olan inmede kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilir, bahsedilen risk faktörleri daha sıkı kontrol altına alınmaya çalışılır.

Kanama sonucu oluşmuş ise daha çok tansiyon kontrolü üzerinde durulmalıdır. Tabi ki diğer risk faktörleri de yine yakından takip edilerek müdahale edilir.

Daha sonraki dönemde ise hastanın düzenli fizik tedavi görmesi tedavinin bel kemiğini oluşturur.

    İnme düzelir mi?

    İnmenin düzelmesi beynin hasar görmüş alanının büyüklüğüne ve hastanın yaşıyla beraber var olan diğer hastalıklarına bağlıdır. Özellikle iyi bir fizik tedavi alması, bu tedaviye uyum sağlaması çok önemlidir. Sonuç olarak inme geçiren hastada hemen hiçbir belirti kalmayabileceği gibi, hiç düzelme de olmayabilir. Ancak sıklıkla hastanın ne kadar sürede ve ne oranda düzeleceği öngörülemez. İlk 6 ayda maksimum düzelme görülür.

  • Anevrizmalar!!

    Intrakranial anevrizmalar, serebral arterlerin patolojik genişlemeleridir. Çoğu anevrizma doğuştandır ve değişerek ve gelişerek hayat boyu devam eder. Atherosklerotik hale gelebilirler. Anevrizmalar tipik olarak en sık, Willis poligonundaki ana damarların bifurkasyonlarında görülürler. Hastaların %20’sinde birden çok(multipl) anevrizma, %1’inde de anevrizmayla birlikte arteriovenöz malformasyon (AVM) görülmektedir. Eğer anevrizmalar periferik yerleşimli ise, travma veya enfeksiyon gibi ikincil nedenler göz önünde bulundurulmalıdır.

    Anevrizmaların %85’inden fazlası karotid veya “anterior” sirkulasyonda oluşur. Yaklaşık olarak %30’u da internal karotid arterin, intrakranial segmentinde, genellikle posterior komminikan arter çıkışında veya hemen komşuluğunda ortaya çıkmaktadır. Diğer bir %30’luk oran da, anterior komminikan arter kısmında görülür. Yaklaşık %25’lik bir bölümü orta serebral arterin ilk ana dallarını verdiği trifukasyonuna oturur. Buradaki başlangıç noktası damarın çatallaşma noktasının başlangıcıdır. Vertebro-baziller veya “posterior” sirkulasyon anevrizmaları, en sık olarak baziller arterin tepesinde görülsede gövdesi boyunca daha proksimal bölümlerde de ortaya çıkabilir. Posterior inferior serebeller arterin çıkış yeri ikinci en sık yerleşim yeridir.
    İntrakranial anevrizmalı olgular en yaygın olarak subaraknoid kanama (SAK) belirti ve bulgularıyla karşımıza çıkarlar. Travmaya bağlı olmayan subaraknoid kanamaların %80’i anevrizma rüptüründen kaynaklanmaktadır. Bu rüptür sonucunda hastada, şiddetli bir başağrısı, ve bunu takiben subaraknoid mesafeye geçen kanın oluşturduğu meningeal irritasyon sonucu gelişen ense sertliği ve fotofobi görülür. Geçici bilinç kaybı da oluşabilir. Bazı hastalarda ise kafaiçi basıncın aniden artmasına bağlı olarak fokkal nörolojik defisitler ve koma hali görülebilir. SAK’ın şiddeti gradelenebilir .Genellikle, grade ne kadar düşük olursa o kadar iyi bir prognoza işaret eder.
    Anevrizmalı, hastaların tümü rüptüre bağlı semptomlar ile karşımıza çıkmayabilir. İnternal karotid arter (ICA) anevrizmaları kitle etkisi göstererek ; optik sinire (II.) bası sonucu oluşan tek gözde körlüğe veya okulomotor sinire (III.) bası sonucunda diplopi, ptozis ve pupil dilatasyonuna neden olabilir. Kavernöz sinus içersindeki bir ICA anevrizması n. abducense bası yaparak çift görmeye sebep olur. Baziller tipte oturan dev bir anevrizma (çapı 25 mm’den fazla olan) serebral aqueductı tıkayarak hidrosefali oluşturabilir. Nadiren bir anevrizma tümörle karıştırılabilecek büyüklükte olabilir.
    SAK tanısı genellikle klinik bulgulara göre konur. BT taraması öncelikle yapılmalıdır, Tüm beyin damarlarını kapsayan anjiografi anevrizmayı tam olarak tespit etmeye ve tanımlamaya ve aynı zamanda birden çok anevrizma olup olmadığını veya eşlik eden bir AVM’nin ortaya çıkarılmasına yardımcı olur.

    TEDAVİ
    Anevrizma kanaması tanısı doğrulandıktan sonra hastada yeni bir kanama riskine karşı belli bir protokol uygulanır .Anevrizma tedavisinde nihai amaç kraniotomi ile anevrizmaya ulaşıp mikroşirürjikal olarak disseke edip, bir klip ile boynunu kapatmaktır. Ameliyatın zamanlaması hastanın klinik gradine göre ayarlanmalıdır. Grade I ve II olan hastalar, kanamadan sonraki ilk 72 saat içinde ameliyata alınmalıdırlar. Grade III ve IV hastalara ise yoğun tıbbi müdahale yapılır ve durumları iyileştirilerek imkanı varsa daha düşük grade getirilmeye çalışılır çünkü mortalite riski hastanın grade’i artıkça yükselir. Henüz kanamamış anevrizmalar da tespit edilirse, kanamaya yol açmadan elektif şartlarda ameliyat edilmelidirler. Cerrahisi zor olan ve hatta mümkün olmayan anevrizmalar da girişimsel nöroradyolojik tekniklerle, emolize edilerek etkin olarak tedavi edilebilirler.
    Anevrizmal kanamaların komplikasyonları arasında, lezyonun tedavi edilmediği durmlarda ilk 8 hafta içinde %30 oranında tekrar kanama riski, subaraknoid kan pıhtılar tarafından araknoid villilerin tıkanması sonucu gelişen hidrosefali, vazospasm, intraserebral hematomlar, kafa içi basınç artışı ve epileptik nöbet sayılabilir. Bunların içindde en belirgin fakat, en az anlaşılmış olanı vazospasmdır. Bu fenomen sıklıkla kanamadan sonraki İlk 4-7 gün içinde ortaya çıkar ve ilgili serebral arterlerin daralmasına neden olur. Vazospasm, herhangi bir klinik bulgu vermeksizin anjiyografide görülebileceği gibi, hastanın hayatını tehdit edecek ciddiyette ilgili damarların beslediği beyin dokusunda iskemiye de sebeb olabilir.
    Kanamadan elektif şartlarda klipe edilen anevrizmalı olguların sonuçları kanadıktan sonra klipe edilen anevrizmalı olgulardan daha iyidir, çünkü beyin, subaraknoid kanama ile henüz hasar görmemiştir. Bunun yanında, internal karotis arter anevrizmaları, komplike anterior komminikan arter anevrizmaları hariç; vertobrobaziller sistem anevrizmalarına göre daha az risklidirler. Genellikle, başarılı bir ameliyatla anevrizmanın klipe edildiği, ve vazospazmının giderilebildiği veya önlenebildiği durumlarda, hastalarda iyileşme sağlanmaktadır.

  • Suya balıklama atlarken sakatlanmayın

    Tatilde havuz ve denize girerken bir anlık dikkatsizlik, kalıcı sakatlıklara neden olabiliyor. Derinliği bilinmeyen sulara balıklama atlama sonucu meydana gelen yaralanmalar, kişiyi ömür boyu yatağa bağımlı hale getirebiliyor.

    Omurlardaki kırılmalar felce neden olabilir

    Derinlik faktörü göz önüne alınmadan havuz, deniz ya da sığ sulara yapılan balıklama atlayışlar, boyun omurlarında kırılmalara neden olabilmektedir. Omuriliğin yakınında bulunan solunum merkezi, kırılma sonucu oluşan şişmelerden etkilenebilmektedir. Boğulmaya neden olabilecek bu durumun haricinde omurlarda meydana gelen kırılmalar, kişiyi felç riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Genellikle 15-25 yaş arası erkeklerde görülen bu tür kazalar, her yıl yaklaşık 500 kişiyi etkilemektedir.

    Suya balıklama atlama sırasında genellikle kafanın sert zemine çarpması sonucu travmalar yaşanmaktadır. Boyun omurgasının aniden ve şiddetli geri zorlanmasıyla omurilikte hasarlar oluşmaktadır. Omurilik sinir demetinde oluşan hasar, milyonlarca sinir hücresinin ölümüne neden olabilmektedir. Kaza sonucu omuriliğin tamamı hasara uğradığında duyu ve hareket kaybı yaşanabilmektedir. Omurilikteki sinir hücrelerini onarmak neredeyse imkansız olduğundan kişi ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkum kalabilmektedir. Kısmi bir hasar söz konusu olduğunda ise hasarının derecesine göre hareket kayıpları ortaya çıkabilmektedir. Bunların yanı sıra; bağırsak, akciğer, böbrek gibi iç organlarda fonksiyon bozuklukları, idrar yolu enfeksiyonları ve ciltte bası yaraları oluşabilmektedir.

    Çivileme tekniği son derece riskli

    Sığ sulara balıklama atlamanın yanı sıra “çivileme” olarak isimlendirilen, ayakların üzerine atlama hareketi de riskli sonuçlar doğurabilmektedir. Zemine kontrolsüz çakılma sonucunda topuk, kalça, bel, sırt ve boyun omurlarında kırıklar oluşabilmektedir. Balıklama atlayışta olduğu gibi çivileme olarak suya dalmak, omurların zarar görmesine ve kalıcı sakatlıklara neden olabilmektedir.

    Yanlış müdahale felç riskini artırıyor

    Bu tür kazalarda uyulması gereken ilk kural, kişinin uygun koşullarda hastaneye ulaştırılmasıdır. Sudan çıkartılan yaralının ağzında nefes almasını engelleyen yosun ve benzeri yabancı maddeler varsa temizlenmelidir. Kişi baş aşağı çevirerek silkeleme yoluyla su çıkarma yöntemi kesinlikle uygulanmamalıdır. Yaralı mümkün olduğu kadar az hareket ettirilmelidir. Boyun bölgesi bir boyunlukla sabitlenebilir. Yaralının gizli kırıkları olabileceği ihtimali unutulmamalıdır. Taşıma işlemi sırasında baş-boyun-gövde ekseni bozulmamalı ve sert bir sedye kullanılmalıdır. Yaralıya ilk müdahale sırasında uygulanacak yanlış bir işlem, kalıcı felce neden olabilir.

    Doğru zamanda uygun tedavi hayat kurtarır

    Bilinçsiz havuz ve deniz atlayışları sonucu meydana gelen kazalarda tanı ve tedavi yeterli donanıma sahip merkezlerde yapılmalıdır. Uzman doktor tarafından muayene edilen yaralıya tanı konulabilmesi için çeşitli radyolojik tetkikler yapılır. Bunun sonucunda cerrahi girişim gerektirecek bir durum saptanırsa en doğru cerrahi girişim için planlama yapılır. Ameliyatla omurilik ve sinir köklerine baskı yapan kemikler temizlenir. Gerek duyulan durumlarda, titanyum alaşımlı olan vida, plak, çubuk gibi materyallerle sabitleme yapılır ve hastanın kısa sürede hareket etmesi sağlanır.

    Atlayış yapılacak suyun derinliği en az 2 metre olmalı

    Yüzmek istenilen suların derinliğinin önceden araştırılması önemlidir. Atlayış yapılacaksa su derinliğinin en az 2 metre olmasına dikkat edilmelidir. Bunun dışında alınacak önlemler şöyle sıralanmaktadır:

    · Sığ suları gösteren uyarı levhalarının bulunmadığı yerlerden uzak durulmalıdır.

    · Dalgalı sularda derinliğin dalga boyuna göre değişebileceği unutulmamalıdır.

    · Bulanık ve dibi görünmeyen sulara atlayış yapılmamalıdır

    · Yıkılan iskelelere çıkılmamalıdır.

    · Benzer vakaların sık yaşandığı ya da yaşanabileceği riskli bölgelerde, profesyonel cankurtaranlar bulundurulmalıdır.

    · Bu tür kazaların daha çok gençler arasında yaşandığı göz önüne alınarak gerekli bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yapılmalıdır.

  • İnatçı ağrılar modern yöntemlerle son buluyor

    Migren atağı, adet sancısı, bel, boyun ve kas ağrıları… 3 aydan fazla süren ve “kronik” olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşıyor.

    Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerektirir. Ayrıntılı muayene sonrasında uzman doktor tarafından hasta için en uygun tedavi yöntemi seçilir. Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de gerçekleştirilmektedir. Bu hastalık grupları şu şekilde sıralanmaktadır:

    Migren ve diğer baş ağrıları,

    Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar,

    Kemik erimesine bağlı ağrılar,

    Kanser hastalarında görülen ağrılar,

    Felçlere bağlı ağrılar,

    Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar

    Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar,

    Sinir ve kas kökenli ağrılar,

    Omurilik kanalının daralmasına bağlı ağrılar,

    Damarsal dolaşım bozukluğuna bağlı ağrılar,

    Şeker hastalığına bağlı polinöropatiler

    Ağrının kaynağına iniliyor

    Hastanın ayrıntılı öyküsü alınarak geçmişte yaşadığı tüm ağrı deneyimleri, geçirdiği ameliyatları, yaşadığı travmalar dinlenir ve not edilir. Hastanın şikayeti ile geçmişte yaşadığı sorunların sinirsel, fonksiyonel ve zamansal olarak bağlantıları tespit edilir. Tedavi ayrıntılı muayene ve hikaye ile belirlenir. Ağrı tedavilerinde sorunlu bölgedeki kas gruplarına, yara izlerine, omurga eklemlerine ve sinir düğümlerine (ganglion) uygulanan enjeksiyonlar birbiriyle kombine edilebilir.

    Özel tedavi yöntemleri uygulanıyor

    Tedaviye dirençli olgularda uygulanan serum tedavileri, kineziterapi adı verilen hareketle tedavi yöntemi ve manuel tıp teknikleriyle başarı şansı artmaktadır.

    Uygulanan enjeksiyon teknikleri genellikle nöralterapi ile birlikte gerçekleştirilir. Nöralterapi; fiziksel kimyasal, hormonal, olarak ya da toksinler ve mikroorganizmalar travmalar ile bozulmuş olan beden fonksiyonlarını lokal anestezik ilaçlar kullanılarak otonom sinir sisteminin uyarılması ve beden fonksiyonlarının yeniden normale dönmesiyle gerçekleştirilen bir tedavi modelidir. Ağrıyan bölge içinde kalan organlar, kaslar, fonksiyonel ve yapısal bozukluklar, dolaşım bozuklukları, lenf sisteminin yetersiz çalışması sonucu oluşan ödem tedaviye dahil edilir hastanın uyku bozuklukları ve barsak düzeni de incelenir ve düzenlenir. Ağrı öğrenilen bir olaydır; bir travma yaşadığımızı unutabiliriz ama sinir sistemi bunu kaydeder ve zaman içinde mekanik psikolojik ve fizyolojik travmalar sonucu ağrı sinyalleri oluşmaya başlar. Eğer vücut bunun üstesinden gelirse kişi yaşamına devam eder ama çözemezse kronik uyarı sonucu klinik ağrı oluşur, uyarının devam etmesiyle fonksiyonel bozukluklar oluşur ve kronik bir süreç başlar. Ağrı vücudumuzun bize gönderdiği bir tür yardım çağrısıdır.

    Ağrıyı kulaktan dolma bilgilerle geçirmeye çalışmayın

    Her beden ve yaşam farklıdır, başka birine iyi gelen ilaç ya da tedavi her kişide aynı sonucu vermemektedir. Tedaviler her zaman kişiye özel olmalıdır ve alanında uzman doktorlar tarafından kapsamlı bir inceleme sonunda bir algoritma yapılmalıdır.