Etiket: Sonrası

  • Yemek borusu (özafagus) darlıklarının tedavisi

    Özofagus (yemek borusu) dilatasyonu yemek borusunun herhangi bir nedenle daralmış olan kısmının değişik yöntemler kullanılarak genişletilmesidir. Bu işlem için çeşitli teknikler kullanılabilmekle beraber günümüzde en sık tercih edilen yöntem endoskopik balon diatasyonudur.

    YEMEK BORUSU DİLATASYONU NEDEN GEREKLİDİR?

    Yemek borusundaki daralmaların en sık görülen nedeni uzun süren ve yeterli tedavi görmeyen gastroözofagial reflü hastalığı sonucunda yemek borusunun alt kısmında nedbe dokusu oluşmasıdır. Böyle bir daralma meydana geldiğinde hastalar gıdaları yutmada güçlük çekerler ve sanki yiyecekler göğüs bölgesinde, yemek borusu içinde takılmış gibi hissederler. Yemek borusundaki daralmaların daha az rastlanan diğer sebepleri yemek borusu içinde ince zar veya halka oluşumu (Schaski halkası vb.), yemek borusu veya yemek borusuna bası yapan komşu organ kanserleri, radyasyon tedavisi sonrasında
    oluşan darlıklar, scleroderma gibi bağ dokusu hastalıkları, ’eozinofilik özofajit’ gibi bazı çok nadir görülen yemek borusu hastalıkları ve yemek borusunun ’achalasia’ gibi fonksiyonel hastalıkları olarak sayılabilir.

    DİLATASYONA HAZIRLIK, DİLATASYON VE SONRASI

    İşlem öncesinden en az 6 saat önce su da dahil olmak üzere hiç bir şey içmemelisiniz. Doktorunuza kullanmakta olduğunuz aspirin, coumadin, heparin, gibi ilaçları söyleyiniz. Çoğu ilacın kullanılmasına herzamanki gibi devam edilebimekle birlikte işlemden önce doz ayarlaması gerekeblir. Doktorunuz gerekli bilgiyi verecektir. İlaçlara karşı alerjiniz yada kalp ve/veya akciğer hastalığınız varsa doktorunuzu haberdar ediniz.

    İşleme başlamadan önce doktorunuz önce boğazınıza lokal anestetik sıkacaktır ve daha sonra rahatlamanız için size damar yoluyla sakinleştirici ( ve gerektiğinde ağrı kesici ) bir ilaç verecektir. Daha sonra gastroskopi işleminde olduğu gibi endoskopla yemek borunuza girilecek ve bir kılavuz tel üzerinden geçirilen ve değişik ölçülerde olabilen bir balon yemek borunuzdaki dar kısımda şişirilmek suretiyle dar bölge genişletilecektir. Bu sırada göğsünüzde hafif bir baskı ve ağrı hissedebilirsiniz.
    Dilatasyondan sonra kısa bir süre için gözlem altında tutulacaksınız. Genellikle, doktorunuz aksini söylemedikçe, boğazinizdaki uyuşukluk hissi geçtikten sonra sıvı gıdalarla beslenmeye başlamanıza izin verilir. 1-2 gün süren hafif boğaz ağrısı hissedebilirsiniz. İşlem sonrasında araba kullanmak gibi dikkat gerektirecek işler yapmanıza izin verilmeyeceğinden size yardımcı olacak bir kişinin yanınızda bulunması uygun olacaktır.

    YEMEK BORUSU DİLATASYONUNUN İSTENMEYEN YAN ETKİLERİ ( KOMPLİKASYONLARI) NELERDİR?

    Kanama ve yemek borusunun delinmesi görülebilecek ciddi komplikasyonlardır fakat özellikle tecrübeli gastroenterologların yaptıkları işlemlerde oldukça nadir görülürler. Delinme olduğunda cerrahi tedavi gerekebilir. Olası komplikasyonların erken işaretlerini anlamak önemlidir. Dilatasyon sonrasında giderek artan göğüs ağrısı, nefes darlığı, ateş, çarpıntı, soğuk terleme, aşırı halsizlik ve ağızdan kırmızı renkte kan gelmesi veya siyah renkte dışkılama olduğunda hemen doktorunuzu haberdar ediniz.

    DİLATASYONLARI TEKRAR ETMEK GEREKLİ MİDİR? ÖZOFAGUSA STENT NE ZAMAN TAKILIR?

    Yemek borusundaki daralmanın sebebi ve derecesine göre dilatasyonu tekrar etmek gerekebilir. Eğer darlık asid reflüsü nedeniyle oluşmuşsa asid baskılayıcı ilaçlar tekrar darlık oluşmasını geciktirebilirler. Bazen doktorunuz komplikasyon riskini azaltmak için giderek artan kalınlıklarda balonlar kullanarak bir kaç seansta dilatasyon yapmak isteyebilir. Özellikle yemek borusu tümörleri ve yemek borusuna komşu organ tümörlerine bağlı darlıklarda uygun olan vakalarda balonla yapılan dilatasyon sonrasında yemek borusunun tekrar daralmasını önlemek amacıyla daralan bölgeye stent olarak adlandırılan metalik borular yerleştirmek de mümkündür. Bu tür bir uygulamanın gerekli olup olmadığına doktorunuz karar verecektir.

  • Sünnet ve yenidoğan sünneti

    Sünnet ve yenidoğan sünneti

    Ülkemizde ve dünyada en sık uygulanan cerrahi işlemlerden biri olan sünnet halen önemli bir tıbbi sorundur. Tüm dünyadaki erkeklerin %25’i dinsel, kültürel ya da tıbbi nedenlerle sünnet edilmektedir. Amerika’da bütün yenidoğanların %60’ı, Güney Kore’de ise %100’e yakını sünnet olmaktadır. Ülkemizde sünnet dini ve sosyal bir istek olup hemen hemen tüm erkek çocuklarında yaygın olarak uygulanmaktadır.

    Sünnetin tarihçesi yaklaşık 15.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Sünnetin farklı kültürlerce ve birbirinden bağımsız olarak uygulandığı da bilinmektedir. Mesela, Kristof Kolomb Amerika kıtasını keşfettiğinde birçok yerlinin sünnetli olduğunu görmüştür. Sünnetle ilgili ilk yazılı ve resimli kanıtlar ise M.Ö. 2300 yıllarındaki Antik Mısır papirüs ve duvar resimlerindendir. Burada sünnetin bir gelenek olarak uygulandığını gösteren bulgular vardır.

    Tarihte ve günümüzde en çok yapılan bu cerrahi işlemin gerekliliği, kim tarafından ne zaman ve nasıl yapılması gerektiği konusundaki tartışma belki de tıp literatürünün en ilgi çekici tartışmalarından biridir.

    Sünnet yapacak kişinin uzman olması, penisin anatomi ve fizyolojisini iyi bilmesi gerekmektedir. Sünnet esnasında gerekli cerrahi itinanın gösterilmesi önemli komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu komplikasyonların başında da kanama, enfeksiyon, idrar yolları ve penise kalıcı hasarların verilmesi ile hatalı sünnetler gelmektedir. Sterilizasyonun tam uygulanmaması, aynı aletlerin kullanılması, cerrahi teknik konusunda yeterli bilgiye sahip olunmaması bu komplikasyonların görülme oranını da artırmaktadır. Nitekim ülkemizde de her yıl yüzlerce çocuk sünnet sonrası komplikasyonlarla hastanelerimize başvurmaktadırlar. Sünnetin diğer bir önemli yönü de çocuk psikolojisi üzerine etkileridir. Ne yazık ki, bu konuda da yeterli eğitim çocuklara ve ailelere verilemiyor. Çocuğa sünnet için ön hazırlığın yapılması ve uygun ortamlarda sünnetin gerçekleştirilmesi şarttır. Psikolojik olarak olumsuz etkilenen çocuğun, ilerdeki cinsel hayatına yansıyabilecek bir takım sorunların olabileceği unutulmamalıdır. Sünnet ülkemizde genellikle 6–7 yaş sonrası çocuklarda yapılmaktadır.

    Son zamanlarda ise yenidoğan dönemi yapılan sünnet, cerrahi işlemin ve bakım kolaylığı, bebekte yara iyileşmesinin çabuk olması ve psikolojik travma oluşturmaması gibi avantajlarıyla daha sık uygulanır hale gelmektedir. Her yaşta sünnet yapılabilmekle beraber 2-4 yaş arası çocuklarda kimlik gelişimi benmerkezci ve uyumsuz olmaları nedeniyle zorunlu olmadıkça sünnet yapılmamalı ya da yapılacaksa kesinlikle genel anestezi altında uygulanmalıdır. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu sünnet işleminin genel anestezi altında yapılmasının önemidir. Gerek cerrahi işlem olarak gerekse psikolojik etkiler açısından lokal anestezinin bir an önce terk edilmesi şarttır. Üstelik lokal anestezi genel kanının tersine genel anesteziye göre daha risklidir. Çünkü lokal anestezik olarak kullanılan maddenin penis damarlarında spazm yaparak penisin kaybına bile sebep olması mümkündür. Ayrıca çocuğa bu korku ve heyecanı yaşatmadan bir cerrahi işlem uygulamak çok daha yararlı ve çağdaştır. Nitekim günümüzde dünyada birçok ülkede lokal anestezi ile sünnet yapılması tıbbi bir hata olarak kabul edilmektedir. Elbette, önemle vurgulanması gereken asıl sorunlardan biri de “toplu sünnet” kampanyalarıdır. Bu tür kampanyalarda, hem bir cerrahi işlem olarak hem de psikolojik yönüyle sünnet olayında uyulması gereken tüm kurallar çiğnenmektedir. Nitekim, bu tür kampanyalar sonrası daha fazla komplikasyon oluşmaktadır. Üstelik 1997 yılında Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün toplu sünnetleri yasakladığını biliyoruz.

    Görüldüğü gibi sünnet ufak ama önemli bir cerrahi müdahaledir. Gerekli önemin verilmediği durumlarda insan hayatında önemli ve kalıcı olumsuz etkilere sebep olabilmektedir. Burada biz uzmanlara da önemli işler düşmektedir. Ailelerin ve çocukların doğru olarak eğitilmesi gerekmektedir. Ailelere, sünnetin genel anesteziyle, hastane koşullarında yapılmasının önemini vurgulamak ve bunu çekici hale getirmek önemlidir. Günümüzde sünnetin anatomik, fizyolojik, psikolojik açılardan bilgisi olmayan kişiler tarafından, uygun olmayan yerlerde ve koşullarda yapılmasının kabul edilebilir hiçbir gerekçesi olamaz.

    Yenidoğan sünneti

    Sünnetle ilgili olarak en sık karşılaştığımız soru sünnetin gerekli olup olmadığından ziyade, sünnet için hangi yaşın en ideal olduğudur. Yenidoğan döneminde yani doğumdan sonraki ilk bir aya kadar geçen süre içinde uygulanan sünnet sonrasını çok rahat geçirdikleri ortaya konmuştur. Yenidoğan sünnetin gerekliliği uzun zamandan beri tartışılmaktadır. 3-6 yaş arasında çocuğun ve sünnetin yaratacağı psikolojik ve erken çocukluk döneminde karşılaşılabilecek sorunları ortadan kaldırılması nedeniyle daha yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Halen Amerika’da %60 oranında yenidoğan sünneti yapılmaktadır.

    40.000 erkek bebek üzerinde yapılan çalışmalarda idrar yolu enfeksiyonu oranı sünnetsiz çocuklarda %7, sünnet olan bebeklerde ise %0,7 olarak bulunmuştur. Sünnetsiz çocukların idrar yolu enfeksiyonuna sünnetli olan gruba oranla 8-15 kat fazla yakalandığı gösterilmiştir. Yenidoğan döneminde yapılan sünnet, çocukluk yaşta gelişebilecek sünnet derisinin ucunda darlık, pipi başının sünnet derisi ile boğulması ve sünnet derisi iltihaplanması gibi rahatsızlıkların oluşumunu da tamamen ortadan kaldırmaktadır.

    Ayrıca yenidoğan döneminde yapılan sünnet işleminin cerrahi bir müdahale olarak da bir takım avantajları mevcuttur. Bu dönem sünnet işleminden 45 dakika kadar önce sürülen anestezik bir krem (emla) sonra, halk arasında “çan” adı verilen alet yardımıyla ya da klasik cerrahi metotla yaklaşık 10 dakikalık bir zamanda tamamlanabilmektedir. Çan metodunda sünnet derisinin iki metal parça arasında sıkıştırılması sonucunda bu işlem yapıldığı için sıklıkla ek dikiş konulmasına gerek kalmaz. Yenidoğan sünnet derisindeki damarlar daha küçüktür ve kanamaya ait sorunlar hemen hemen hiç görülmez. Sünnet sonrası bakım oldukça kolay ve iyileşme hızlıdır.

    Çan metodu

    Yenidoğan bebeklere sünnet amacıyla genel anestezi uygulamaya gerek yoktur. Bu nedenle bebeğin aç kalması gerekmez. Tok karnına işlem yapıldığında bebek işlem sırasında ve sonrasında çok daha huzurlu ve sakindir. Ancak eskiden yanlış olarak öne sürülen tezin aksine yenidoğan bebekler de ağrı duyarlar. Bu nedenle sünnet ince iğne ile lokal anestezi uygulanmalıdır. Yenidoğan bebek sünnet sonrası 3. günde sünneti yapan doktor tarafından görülür ve 5. günde banyo yaptırılabilir. Konulan dikişler kendiliğinden eriyerek düşer, dikişlerin alınması gerekmez.

    Yenidoğan sünneti oldukça basit ve risksiz bir operasyon olmasına rağmen bir cerrahi işlemdir. Dolayısıyla işlem sırasında ve sonrasında %1’den az oranla çeşitli komplikasyonlar olabilmektedir. Bunlardan başlıcaları; enfeksiyon, yetersiz sünnet, sünnet derisinin daralması,cilt yapışıklıkları ve kanamadır.

    Prematüre bebeklerde, ailede hemofili veya diğer kan hastalığı öyküsü olan bebeklerde, doğuştan pipi anomalisi olan bebeklerde ve o anda rahatsızlığı olan bebeklerde yenidoğan sünneti uygulanmamalıdır.

  • Yenidoğan bebeklerde sünnet

    Doğum sonrası ilk bir-iki ay içinde yapılan sünnete yenidoğan sünneti denir. Pipinin etrafına yapılan lokal anestezi ile, günübirlik olarak yapılır.

    Zamanında doğmuş çocuklarda dikkatli bir genel muayene sonrası, sünnete engel olacak hastalık yoksa işlem yapılabilir.

    Muayene sırasında idrar deliğinin altta olması, peniste belirgin eğrilik gibi ilave hastalıklar görülürse, sünnet ameliyat zamanına kadar ertelenir.

    Sünnet derisinde idrar yapmayı güçleştiren darlık olduğunda, enfeksiyon riskinin azaltılması istenen diğer üriner sistem hastalıklarında sünnet tıbbi olarak da önerilmektedir.

    Sünnet yöntemi nedir:

    Yenidoğan çocuklarda cerrahi sünnet tercih edilmelidir, pipinin deri ve mukozası ölçülü bir şekilde kesilip, çok ince emilebilir dikişle cilt ve mukoza dikilerek yapılır. Bu şekilde oldukça hassasiyet gerektiren yenidoğan sünnetinde daha iyi estetik sonuç elde edilebilir. Sonrasında her bez değişiminde pipiye ilk 2 gün bolca, daha sonra 5 gün kadar krem sürmek gerekir. Sadece ilk gün ağrı kesici fitil kullanmak yeterlidir.

    Yenidoğan sünnetinin avantajları:

    Lokal anestezi ile yapılabilir

    Sünnet sonrası bakımı kolaydır, yara iyileşmesi daha hızlıdır.

    Ağrı kontrolü çok daha kolaydır.

    Sünnet derisi kaynaklı lokal enfeksiyon ve idrar yolu enfeksiyonu riski azalır.

    Cerrahi strese bağlı psikolojik etkilenme bebeklerde çok azdır.

    Dikkat edilmesi gereken noktalar:

    Yeni doğan sünneti cerrahi teknik olarak oldukça zor bir sünnettir, ancak ehil uzman doktorlar tarafından yapılmalıdır.

    Sünnet sonrası bakım çok önemlidir, hassas olan pipinin uç kısmı tamamen iyileşinceye kadar tahrişe neden olabilecek bezin sürtünmesi önlenmelidir. Bunun için bir hafta kadar pipi üzerine krem ve bazen de bez kısmına da vazelin sürmek gerekir.

    Sünnet sonrası deride yapışıklıklar olabilir, çoğunlukla kendiliğinden açılır ancak gerektiğinde doktoruna gösterilmelidir.

    Sünnet sonrası idrarını ince ve zor yapma gibi idrar deliğinde daralma belirtileri fark edilirse hemen kontrole getirilmelidir.

    Komplikasyonlar nelerdir:

    Özellikle yenidoğan sünnetleri eğer özensiz yapılır ve sonrasında bakımına dikkat edilmezse bazı komplikasyonlar görülebilir. Pipi deliğinin daralması, yetersiz veya özensiz kesiye bağlı şekil bozuklukları, pipinin baş kısmının zarar görmesi, enfeksiyon, kanama.

  • Kronik yorgunluk sendromu ( chronic fatique syndrome )

    • Kronik yorgunluk sendromu beyini ve vücutta birçok organı ve fonksiyonu etkileyen bir hastalıktır. Günlük aktivitelerinizi yapamayacak ve işlerinizi tamamlayamayacak kadar olan yorgunluk halidir. size burada yorgun bir iş temposu sonrası yorgunluktan ya da bir fiziksel aktivite sonrası yorgunluktan bahsetmiyorum kronik yorgunluk sendromunda günlerce haftalarca yatsanız bile hala yorgun hissedebilirsiniz, ve sıklığı giderek artmakta olan bir sendrom kendisi maalesef ve bu sendromda yorgunlukla beraber birçok semptom görülebilir. Kronik yorgunluk sendromu vücutta birçok sistemi etkileyen bir sendromdur dünya genelinde 20 milyondan fazla insanın bu sendromu yaşadığı kaydedilmiştir. İlk resmi tanısını 1980 yılında almıştır ve o günden bu güne kaydedilen rakam sayısı ise 200 milyon üzerindedir ve her geçen gün artmaktadır.
    • Bu sendromda tek bir etken yoktur diğer tüm kronik hastalıklar gibi nedenler bütünüdür aslında ve çoğu zamanda bir neden sendroma neden olurken aynı neden sendromun sonucu olarak da karsımıza çıkabilir.
    • Genelde grip gibi baslar .Şikâyetlerinizi başta tam da bir soğuk algınlığı geçiriyor gibi tarif edebilirsiniz, zamanla bu şikayetler giderek artar ve kalıcı olmaya başlar.
    • Ve bu sendromun altında birçok besinsel eksiklik bulunmaktadır yazımın ilerleyen kısımlarında bunlara yer vereceğim.
    • Kronik yorgunluk sendromu sıradan kısa süreli bir yorgunluk hali değildir en az 6 aydır bu şekilde hissediyor olmanız lazım ama eğer yorgunluğunuz her gün olmaya başlamış ise bu yönde kötüleşme ihtimaliniz de yüksek o yüzden 6 ay beklemeyerek hayat tarzınızı ve şikâyetlerinizi gözden geçirmekte fayda var, genelde 3 aydan uzun süren yorgunluklarda doktora başvurmanız önermekteyim.
    • Kronik yorgunluk sendromunda dinlenme ve uyku fayda etmez saatlerce uyusanız bile dinlenmiş kalkamazsınız.
    • Fiziksel aktiviteler ve sporlar şikâyetlerinizi daha da arttırabilir. Ertesi gün hatta efor sonrası keyifsizlik diye adlandırılan bir durumla karşılaşabilirsiniz.
    • Bir diğer adı miyaljik encephalomyelitis (ME )dir. Tıbbi terim olarak kronik yorgunluk sendromu ME/CFS şeklinde geçer.
    • Kronik yorgunluk sendromu döngüler halinde olabilir. İyi ve kötü günler olabilir ama iyi günler de normal bir şekilde değil kötü günlere nazaran daha iyi günlerdir.
    • En sık 40-50 yaslarda kadınlarda görülür ama çocuklar ve erkeklerde de görülme sıklığı çoktur.
    • Genelde çoğu vaka orta seviyede rahatsızlıklar gösterir ama her 4 vakadan biri ağır derecede kronik yorgunluk sendromu yasamaktadır

    KRONİK YORGUNLUK SENDROMU NEDENLERİ

    Alttaki nedenler henüz tam olarak tam bilinmese de bu sendromda birçok sistem etkilendiği için ortaya net bir şey koymak da maalesef zordur. En çok şüphelenilen nedenleri size sıralayalım
    1- İmmün sistem sorunları
    2- Mitokondriyle enerji üretimi sorunları
    3- Beyin anormalileri
    4- Kan basıncı sorunları
    5- Enfeksiyon EBV, lyme bacteria, CMV, HHV6, enterovirus, parvovirus B19 alttaki en sık ve en şüphelenilen nedendir.
    6- Genetik yatkınlık
    7- Adrenal yorgunluk
    8- Seratonn, kortizol dengesizlikleri
    9- Düşük NK hücre sendromu
    10- Fibromiyalji
    11- Gıda intoleransları
    12- Disbiyozis
    13- Kronik toksisite ve detoksifikasyon sorunları
    14- Uyku sorunları
    15- Tiroid ve diğer hormon dengesizlikleri
    16- Psikojenik biyolojik disfonksiyon

    KRONİK YORGUNLUK SENDROMU SEMPTOMLARI

    Semptomları sıralarken ve tanı koymamız için iki ana gruba ayırmakta fayda var. Bunlar ana semptomlar ve diğer semptomlardır. Tanı koyarken ana semptomları barındırmalı ve diğer semptomlardan en az 1,2 tanesini bulundurmalısınız.

    ANA SEMPTOMLAR

    1-Yorgunluk
    • Birçok günlük işi yapacak gücü bulamama
    • Uyuma ve dinlenme sonrası yorgunluğumuzun geçmemesi
    • Yorgunluk, halinin 6 ay ve daha uzun sürmesi(Yorgunluk halinin şiddeti kişiden kişiye değişebilir)
    2-Efor sonrası keyifsizlik halsizlik
    • Fiziksel ya da mental bir efor sonrası oluşan semptomlar.
    • Kişinin şikayetleri efor sonrası daha da artabilir belirttiğimiz gibi bu efor mental bir efor da olabilir.
    • Uzun süreli okuma zihinsel aktiviteler sonrası yorgunluk halsizlik

    3-Uyku sorunları
    • Uykuya dalmakta zorlanma
    • Uyuduktan sonra sık sık uyanma
    • Saatlerce uyusanız bile uykunuzu almış ve dinlenmiş olarak kalkmama gibi sorunlar olabilir.

    DİĞER SEMPTOMLAR

    1-Kas ağrıları, eklem ağrıları; Ağrılar genelde sızlama ya da künt ağrı şeklinde tarifler ama aynı zamanda batma yanma karıncalanma bıçak saplar gibi basınç hissi gibi ağrılar da olabilir.
    1- Düşünmede ve odaklanmada zorlanma, basit problemleri bile çözmekte zorlanma günlük hayatta
    2- Ortostatik intolerans, yatar pozisyondan ayakta pozisyona geçtiğinizde oluşan baş dönmesi, halsizlik, görüntü bulanıklığı semptomların yaşanması
    3- Hafıza sorunları
    4- Depresyon
    5- Boğaz ağrısı
    6- Baş ağrısı
    7- Baş dönmesi
    8- İleri derece yorgunluk, ayakta durduğunuzda şikâyetlerin artması
    9- Işığa hassasiyet
    10- Sıcağa ve soğuğa hassasiyet
    11- Genişlemiş lenf nodları
    12- Anksiyete, panik atak
    13- Grip benzeri semptomlar
    14- Kulak çınlaması
    15- Saç kaybı
    16- Kilo problemleri
    17- Göğüs ağrısı
    18- Nöbetler
    19- Premenstrual sendrom
    20- Kas spazmları
    21- Kaşıntılar-vücutta kırmızılıklar
    22- Cümleleri yanlış kurma kelimeleri yanlış söyleme
    23- Görsel bozukluklar
    24- Paralizi
    25- Çarpıntı
    26- Seksüel yetersizlik, cinsel istek azalması
    27- Beyin sisi
    28- Huzursuz bağırsak
    29- Gece terlemesi
    30- Bulantı, kusma
    31- Nefes darlığı
    32- Kronik kuru öksürük
    33- Gıda alerjileri
    34- Kimyasal hassasiyet

    Saydığımız gibi ana semptomların olması ve diğer semptomlardan en az 1 ya da fazlasının olması sizi kronik yorgunluk sendromuna doğru götürür. Bu şikâyetlerin bu sendrom tanısını alması için 6 ay yaşanmış olması lazım tekrar belirtelim ama siz siz olun şikâyetler 3 aydan fazla sürüyorsa bu konuda yetkin bir doktora başvurun.

    KRONİK YORGUNLUK SENDROMU RİSK FAKTÖRLERİ

    Herkes kronik yorgunluk sendromuna yakalanabilir tam olanların nedenleri net olarak hala bilinmemektedir ama sıklıkla bir
    enfeksiyon sonrası semptomlar kalıcı kalmakta ve etkisini devam ettirmektedir enfeksiyon geçse bile. Hadi gelin risk faktörlerine bakalım.
    1- Yaş; 30-50 yas arası daha yüksek risktedir. Ayrıca 13-15 yaş arası da görülme sıklığı artmaktadır.
    2- Cinsiyet, kadınlarda erkeklere göre görülme sıklığı 4 kat daha fazladır.
    3- Genetik yatkınlık genelde aynı ailedeki bireylerde birinde varsa diğerlerinde de olma olasılığı yüksektir özellikle genetik anormallerin olduğu ailelerde bu risk daha da yüksektir.
    4- Bazı hastalıklar
    -Fibromiyalji
    -Huzursuz bağırsak sendromu
    -Çoklu kimyasal hassasiyeti
    -Temporamandibular hastalıklar
    -İnterstisyel sistit
    -Kafa sarsıntısı sonrası sendrom
    -Kronik pelvik ağrısı
    -Kronik prostat
    -Gerilim tipi bas ağrısı
    5-Stress
    6-Toksitite
    7-Enfeksiyonlar
    8-Diyetsel hatalar
    9- Vitamin ve mineral eksiklikleri

  • Sinir sıkışması ameliyatı ve riskleri

    Sinirlerin çevre dokular tarafından basıya uğraması ağrı, uyuşukluk, güçsüzlük veya fonksiyon kaybına neden olabilir. En sık el bileğinde, dirsekte ve dizin yan tarafındaki sinirlerin sıkışmasına rastlanır.Temel problem sinirin çevre doku tarafından basıya uğramasıdır. Bu durum yaralanma sonrası, hastalık sonrası veya tekrarlayan hareketlere bağlı oluşabilir.

    Cerrahi sırasında ilgili bölgedeki siniri sıkıştıran bant kesilerek açılır ve sinir rahatlatılır.

    Alternatif tedaviler:

    • Her türlü riski göze alıp ameliyat olmamak

    • Ağrı kesici ilaç tedavisi

    • Değişik iğne uygulamaları

    • Ağrılı bölgeyi sabitleyici bileklik dirseklik, dizlik gibi ateller kullanmak.

    Ameliyatın Riskleri:

    • Anestezi riski:Lokal veya genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle ) riskler vardır. Ayrıca anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek zararlar olabilir.

    • Kanama: Çok nadir olsa da ameliyat sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede bir kanama olabilir. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyabilir.

    • Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Kanama bölgesinde oluşan pıhtılar kan akımını engelleyip ağrı, ödem, iltihap veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.

    • Ameliyat sonrası ağrı: Ameliyattan sonra ağrı ve diğer bulgular pek muhtemel olmasa da artabilir

    • Fonksiyon kaybı:Nadiren girişim sonrası hastanın mevcut fonksiyonlarında azalma veya tamamen kayıp olabilir.

    • Enfeksiyon:Ameliyat yerindeki yüzeysel veya derin yapılarda iltihap meydana gelebilir.

    • Nüks: Ameliyat sonrasında, bulgular tekrar ortaya çıkabilir ve ek ameliyat gerekebilir.

  • Beyin tümörü ameliyatı sonrası olası komplikasyonlar

    Hasta ameliyat sonrası önce anestezi bölümünün hasta uyandırma ünitesine, sonrasında ise genellikle yoğun bakıma alınır, bilinci açık hastaya yoğun bakımdaki ilk geceyi geçirdikten sonra durumuna uygun beslenme rejimi başlanır ve hasta yürütülür. Hastaya birinci gün kontrol beyin tomografisi (BT) çekilip genellikle ikinci gün normal odasına alınır. Odasında da ortalama üç-beş gün kalan hasta taburcu edilir. Ameliyat sonrası hastada en sık rastlanılan şikayet baş ağrısı, halsizlik ve yorgunluk hissidir. Baş ağrısı birkaç gün sürebilirken, halsizlik süreci daha fazla sürebilir.

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyon da tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Kanama, beyin ödemi, nöbet, çok şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, kol ve bacaklarda şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, emboli ve psikiyatrik sorunlar olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu beyin ameliyatı sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları inme (felç), ciddi entellektüel işlev bozukluğu, yatağa bağımlılık şeklinde kalıcı da olabilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyin tümörünün hayatı tehdit ediyor olmasıdır.

    Beyin Tümörü Takibi ve Öneriler:

    Hastaya epilepsi (sara) hastalarında kullanılan ilaçlardan birisi başlanıp, bu ilacı düzenli kullanması istenebilir. Bu durumda her üç ayda bir tam kan ve karaciğer fonksiyon testleri yapılarak hastanın kontrol edilmesi gerekir. Tümör iyi huylu ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollerden sonra yılda bir kez kontrol yapılması yeterlidir. Kötü huylu tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Hastanın takip döneminde herhangi bir ekstra sorunu olması durumunda kontrol süresini beklemeden, tedavi olduğu hekime başvurması gerekir. Radyoterapi sonrası ciltte kızarıklık, deri hassasiyeti, saç dökülmesi, bulantı, kusma da görülebilir.

  • Bel fıtığı modern tedavisi

    BEL FITIĞINDA AMELİYAT ŞEKİLLERİ

    Bel fıtığında ne zaman ameliyat gerekir?

    Her bel fıtığı hastasında ameliyat gerekmez.Her 100 bel fıtığı hastasının ancak yüzde 2-3 arası ameliyat gerektirecek hastadır,diğerleri alternatif tedavilerle düzelir.Eğer ağrı bacağa yayılmaya başlamışsa,güçsüzlük varsa,uyuşukluk varsa,ilaçlardan fayda görememişse,idrar yada büyük abdest kaçırma varsa,hasta işini yapamaz ve ayağa kalakamz yürüyemez olmuşsa ameliyat gerekir.

    Ameliyat şekilleri nedir?

    1- açık cerrahi

    2- mikrocerrahi

    3- mikroendoskopik cerrahi

    4- IDET(intradiskal elektrokoaguloterapi)halka arsında lazer olarak bilinene tedavi

    5- Nukleoplasti

    Bu ameliyat şekillerinden hangisi daha iyi?

    Açık cerrahi artık günümüzde terkedilmiştir.Bel fıtığı hastaları gerekli tetkikl ve muayene sonrası hangi yöntemden fayda görecekse oana göre hazırlanıp hastalar ameliyat sonrası hemen işine dönmekte ve rahatlıkla ömür boyu çalışabilmektedir.Genç hastalarda mikrocerrahi ve lazer(IDET) , endoskopi cerrahi arasında tercih yapılır.Avrupada ve Amerikada endoskopik cerrah,i denen ve TV lerde boy boy reklamı yapılan ameliyat 10 yıldır terk edilmiş bir yöntemdir,çünkü başarısı çok düşük olmuş ve tüm hastalarda fıtık tekrar etmişti,r onun için mikrocerrahi ve lazer tedeavisi yapılmaktadır.

    Ameliyat sonrası iyileşme

    Mikrocerrahi sonrası hasta 3-4 saat sonra ayağa kalakmakta ,1 gün sonra dışarı çıkmakta ve 1 hafta sonra işine dönmektedir.Ameliyat sonrası hastalar normal insanların yaptığı her işi yapabilmekte ve günlük aktivitelerine dönmektedir.

    IDET yani lazer tedavisinde hasta ameliyattan hemen sonra ayağa kalkmakta, hemen taburcu olmakta ve işine dönmektedir.

  • Bölgesel analjezi ile sezaryen operasyonu

    Sezaryen, rahimin cerrahi olarak açılmasıyla bebeğin dışarı çıkarılması operasyonudur. Çok uzun yıllardan beri sıkça uygulanan ve 45-50 dakikada tamamlanabilen bir müdahale olmasına rağmen sonuçta büyük bir batın cerrahisidir ve çeşitli riskleri vardır.
    Bu yüzden konunun uzmanları mecbur kalınmadıkça tercih edilmemesini tavsiye ederler. Ama ihtiyaç olduğunda, anne ve bebeğin hayatını kurtaran önemli bir operasyondur.

    Bölgesel Analjezi ile Sezaryen
    Bölgesel anestezi de anne adayı uyanıkdır, kendindedir, ama vücudunun alt kısmı hissizdir. Burada yapılan işlemlerden hiç ağrı, acı duymaz.
    Bu yöntem anne ve bebek için daha güvenlidir. Ve anne adayı ve eşinin doğum eylemini; o anı beraberce yaşamalarını sağlar.

    Üç tür bölgesel analjezi yöntemi vardır:

    1-Spinal Analjezi: Sezaryen anestezisinde altın standart spinal analjezidir. Hem planlı hem de acil sezaryenlerde kullanılabilir. Vücudumuzun alt bölgesinden yukarıya hisleri ve yukarıdan alt bölgelere hareket emirlerini taşıyan sinirlerin oluşturduğu kordon, omurgamız ortasında, içinde sıvı olan bir kılıfla çevrilmiştir. Spinal anestezi de çok az miktar lokal anestezik ilaç, bu kılıf içindeki sıvıya, incecik bir iğne ile verilir. O yüzden etki hemen başlar ve çok nettir. Ağrı, acı duyusuyla beraber dokunma ve ısı duyuları da geçici olarak kaybolabilir. Hatta bir müddet hareket bile edilemeyebilir.

    Çabuk uygulanabilir olması, yeni çıkan çok ince iğnelerle işlem sonrası baş ağrısının hemen hemen hiç olmaması, uzun etkili ilaçlarla operasyon sonrası konfor sağlanabilmesiyle en sık tercih tercih edilen yöntem olmuştur.

    2-Epidural Analjezi:
    Duramater zarının dış kısmına epidural alana ilaç verilir.Genellikle kateter de takılıp operasyon sonrası ağrı kontrolu için de kullanılır.
    Daha çok, normal ağrısız doğum için epidural kateter takılan anne adaylarında daha sonra sezaryen gerektiğinde kullanılır. Anneye ek bir iğne yapmadan, hiç narkoz da vermeden sadece epidural kateterden biraz daha ilaç verilerek operasyon için yeterli analjezi sağlanır. Spinale göre daha fazla miktar ilaç verilir. Etki biraz daha geç başlar ama daha da uzun sürer.

    3-Kombine Epidural-Spinal: Spinal ile operasyon esnasında, epidural kateterle ise operasyon sonrası ağrı gideriminde yararlanılır. Uygulama süresi daha uzundur. Uzman ellerde uygulanmalıdır. Daha masraflıdır. Henüz çok yaygınlaşmamıştır.
    Sezaryan da bölgesel analjezinin avantajları
    * İyi uygulanan bölgesel analjezi her zaman siz ve bebeğiniz için daha emniyetlidir.
    * Doğumunuzu, bebeğinizin dünyaya geldiği o güzel anı eşinizle beraber yaşamanıza imkan verir.
    * Bebeğinizi biran önce kucağınıza alabilir, kısa süre içinde beslemeğe başlayabilirsiniz.
    * Operasyon sonrasında uyku hali, sersemlik, bulantı kusma ve ağrı ve sancınız olmaz.