Etiket: Solunum

  • Bebeğiniz sık sık öksürüyor ve kilo alamıyorsa…

    Yeni doğan bebeklerde astım ve zatürre ile karıştırılabilen, hırıltı ve tedaviye yanıt vermeyen öksürük şikayetleri kistik fibrozise işaret edebilir. Ülkemizde her 3 bin bebekten birinde görülen kistik fibrozis; büyüme geriliğinden hayati kayıplara kadar pek çok olumsuz tabloya neden olabilir.

    Tarama testleri önemli

    Kistik fibrozis, akciğer, pankreas, bağırsak, ter bezleri dış salgı bezlerinde görülen bir hastalıktır. Yeterince kilo alamayan, diğer çocuklardan daha sık ve ağır solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda araştırılması gereken bir hastalıktır. Özellikle anne baba arasında akraba evliliği olan ve kardeş ölüm öyküsü olan çocuklarda kistik fibrozis hastalığı için tarama testlerinin yapılması uygun olacaktır. Bebekler doğduğunda daha hastaneden çıkmadan bazı doğumsal hastalıkların taranması için topuk kanı alınmaktadır.Bebek için yapılan kistik fibrozis tarama testinin pozitif çıkması durumunda endişelenilmemelidir; çünkü bu sadece bir tarama testidir ve testin pozitif olması çocuğun kistik fibrozis olduğu anlamına gelmemektedir. Tarama programı iki aşamalı olarak yapılmaktadır. İlk tarama testinde pozitif sonuç saptanan bebekler ikinci bir kan örneği alınması için tekrar çağrılmaktadır. İkinci kan örneğinin de pozitif çıkması durumunda da bu kez kistik fibrozis hastalığı açısından farklı bazı testlerin yapılması gerekmektedir.

    Kistik fibrozisli hastalardaki en önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Hastalar yenidoğan döneminden itibaren tekrarlayan ve tedavilere cevap vermeyen öksürük, hırıltı, zatürre ya da astım benzeri bulgular ile başvurabilir.

    Astım ve zatürre ile karıştırılması tanıyı güçleştiriyor

    Başlangıçta öksürük, balgam, hırıltı, tekrarlayan zatürre, büyüme gelişme geriliği gibi aslında çocukluk çağında sık rastlanan bazı bulgular ile ortaya çıkabilmektedir. Bu belirtiler aynı zamanda astım, zatürre, bronşit gibi hastalıklarla karıştırılabildiğinden dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile kistik fibrozisli hastalara ilk önce astım, bronşit, zatürre gibi tanılar konulabilmektedir. Bu durum da gerçek tanı ve tedavinin alınmasında gecikmelere yol açmaktadır.

    Bebeğim büyümüyor diyorsanız…

    Kistik fibrozisli hastaların vücudundaki tüm salgı bezlerindeki salgılar koyudur. Bu nedenle tıkaçlar oluşur ve çeşitli şikayetlere yol açar. Hastaların yaklaşık % 85’i aldıkları besinleri enzim yetersizliği nedeni ile yeterince sindiremezler. Bu hastalarda çok miktarda yağlı pis kokulu dışkılama ortaya çıkar ve büyüme gelişme geriliği oluşur. Kistik fibrozisli hastaların %10’unda doğumda dışkılamanın gecikmesi ya da olmaması ile ortaya çıkan bağırsak tıkanıklığı (mekonyum ileusu) ortaya çıkar. Bazı yenidoğan bebeklerde uzamış sarılık da ortaya çıkabilmektedir.

    Terindeki tuz hastalık habercisi

    Bu hastaların teri diğer çocuklardan daha tuzlu olmaktadır. Sıcak havalarda bazen çocuğun yüzünde ya da vücudunda tuz kristalleri görülebilir. Terdeki tuz miktarının ölçülmesi ile tanı konulabilmektedir. Eğer tuz miktarı normal değerin üzerinde ise kistik fibrozis tanısı konulur. Bazı durumlarda ter testi düzeyi sınırda çıkabilir. Böyle bir durumda da testin tekrar edilmesi ya da daha detaylı genetik testlerin yapılması gerekebilir.

    Solunum fizyoterapisi gerekebilir

    Bu hastalıkta şikayetler en çok solunum sistemi ile ilgili olduğu için solunum tedavileri önemlidir. Hastaların nefes borularındaki koyu yapışkan balgamın temizlenebilmesi için solunum fizyoterapisi uygulanmalıdır. Yapışkan balgamın daha kolay çıkarılması için balgamı daha az yapışkan hale getiren ve nefes yolu ile kullanılan bazı ilaç tedavileri de yapılabilmektedir.

    Bebeğinizin iyi beslenmesi ve vitamin alması gerekiyor

    Kistik fibrozisli hastalarda enfeksiyonların erken ve etkili bir şekilde tedavisi sağlanmalıdır. Özellikle öksürük ve balgamın arttığı dönemlerde ağızdan ya da damar yolundan antibiyotikler verilebilir. Kistik fibrozisli hastalar da, her hastalıkta olduğu gibi beslenmesine dikkat etmelidir. Özellikle enzim yetersizliği nedeni ile büyüme ve gelişme geriliği olan hastaların iyi beslenmesi, enzim ve gerekli vitamin desteklerini alması gerekir.

    Kistik fibrozis bu yıl itibari ile dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de yenidoğan tarama programına alınmıştır. Bu sayede hayati kayıpların önüne geçilmesi planlanmaktadır.Hastanın yaşam kalitesini, süresini uzatabilecek ilaçların geliştirilmesine ve hastalığın kesin tedavisini sağlayacak “Gen Tedavisi”ne yönelik çalışmalar devam etmektedir

  • Allerjik bronşit mi? Astım mı?

    Kışın soğuk günlerinin gelmesiyle birlikte çocuklarda özellikle okul çağındaki çocuklarda ve yine özellikle okulun yada ana okulunun ilk yılındaki çocuklarda tekrarlayan öksürük, hırıltı, hışıltı ve nefes darlığı gibi bulguların görülmesi dikkati çekmektedir. Bu tür yakınmaları olan çocuklar ebeveynleri tarafından doktora götürülürler. Yapılan muayene ve tetkiklerde elde edilen bulgulara göre çocuklardan astım tanısı alanlar olur. Bunlardan özellikle alerji testleri pozitif bulunanlar alerjik bronşit olarak değerlendirilirler. Bir kısmına ise sadece bronşit tanısı konulur. Aslında tekrarlayan yada haftalarca süren atakları olan çocukların hastalıkları farklı isimler ile anılsa da aynı klinik yapı içinde değerlendirilir.

    Astım dünyada en sık görülen kronik çocukluk çağı hastalığıdır. Ülkemizde de sıklığı % 8-10 arasında değişmektedir. Başka bir deyişle, ortalama her 10 çocuktan biri hayatının bir devresinde astım yakınmaları göstermektedir.

    Aşağıdaki bulgular astım tanısını düşündürmelidir;

    Çocukta tekrarlayan hırıltı, hışıltı, öksürük bulunması

    Yada uzun süre devam eden hırıltı, hışıltı, öksürük bulunması

    Solunum alerjenlerine alerji tesbit edilmesi

    Gece yada sabah artan öksürük

    Hareket ile artan öksürük

    Aşırı terleme ve sonrasında öksürük ortaya çıkması

    Nefes darlığı ataklarının bulunması

    Çocukta besin alerjisi öyküsü bulunması

    Çocukta atopik dermatit öyküsü bulunması

    Ailede alerjik hastalık bulunması

    Ailede astım bulunması

    Allerjenlerden korunma tedbirleri uygulandığında yanıt alınması

    Astım tedavisine yanıt alınması

    Bu gibi durumlarda küçük yaştaki çocuklarda klinik tanı konularak tedaviye başlanır. Daha büyük çocuklarda basit yada kapsamlı solunum testleri yapılarak astım tanısı konur. Testlerde solunumla alınan alerjenlere duyarlılık saptanan çocuklarda alerjik bronşit terimi kullanılır. Allerji tespit edilemeyen bir kısım çocukta ise astım terimi kullanılır. Gerçekte de astımlı çocukların % 85 kadarında alerjik astım vardır, % 15 kadar çocukta ise astım bulguları olmasına rağmen alerjik duyarlılık gösterilemez. Bu durumdaki olgularda alerjik olmayan astım tanısı konur. Sonuç olarak temelde bronşit ve alerjik astım aslında aynı klinik tabloyu ifade etmektedir.

    Allerjik astımı olan çocuklarda ev tozu akarları, polenler, küf sporları gibi solunum yoluyla alınan alerjenler ve solunum yollarını uyaran viral solunum yolu enfeksiyonları, keskin kokular, sigara dumanı gibi tetikleyici etkenler bulguların ortaya çıkmasında etkilidir. Sadece tetikleyicilerin etkili olduğu alerji tesbit edilemeyen çocuklarda ise tetikleyiciler astım ataklarını başlatmaktadır.

    Astımda uygulanacak tedavinin ilk basamağı alerjenlerden ve tetikleyicilerden kaçınmadır. Astım bulguları kontrol altına alınabilir ve astımlı çocuk tedavide biraz dikkatli davranıldığında yaşıtlarının yaptığı her türlü aktiviteyi yapabilecek hale gelir.

    Uygun tedavi yöntemi çocuğunuzu normal yaşantısına döndürebilir.

    Tedavinin amacı hastalığın kontrol altına alınmasını sağlamaktır.

    Kontrol altına alınmayı takiben hastalara öncelikle yüzme olmak üzere düzenli spor yapmaları önerilmelidir.

    Prof.Dr.Nihat Sapan – Çocuk Allerji Uzmanı

  • Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik Fibrozis, genetik bir hastalıktır. Otozomal resesif denilen bir genetik geçiş vardır yanihastalık çocuğa sadeceanneden ya da babadan geçmez. Hem anneden hem de babadan gelen genlerin birleşmesi ile çocukta hastalık oluşur. Kistik Fibrozislikişilerde vücudumuzdaki tüm salgı bezlerinde su ve elektrolitgeçişlerinden sorumlu olan bir protein yeterli miktarda bulunmaz ya da çalışmaz. Sonuç olarak salgı bezlerindeki ( ter bezleri, hava yollarında, safra kanallarında vb) sekresyonlar koyudur ve tıkaçlar oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastalarda hayat kalitesini ve süresini etkileyen en önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Hastalar yeni doğan döneminden itibaren tekrarlayanve tedavilere iyi cevap vermeyen öksürük, hırıltı, zatürre ya daastım benzeri bulgular ile başvurabilir.

    Pankreasta sekresyonların koyu olması nedeni ile oluşan tıkaçlar nedeni ile hastaların yaklaşık % 85'inde pankreatik yetersizlik vardır. Yani bu hastalar aldıkları besinleri enzim yetersizliği nedeni ile yeterince sindiremezler ve bu hastalarda çok miktarda yağlı pis kokulu dışkılama ortaya çıkar ve büyüme gelişme geriliği oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastaların % 10 kadarında doğumda dışkılamanın gecikmesi ya da olmaması ile ortaya çıkan barsak tıkanıklığı ( Mekonyum İleusu) ortaya çıkar. Bazı yenidoğanlarda uzamış sarılık ortaya çıkabilir.

    Yani yeterince kilo alamayan,diğer çocuklardan daha sık ve ağır solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda kistik fibrozis düşünülmesive araştırılması gereken bir hastalıktır.

    Özellikle anne -baba arasında akraba evliliği olan ve kardeş ölüm öyküsü olan çocuklardakistik fibrozis ayırıcı tanıda düşünülmesi gerekir

    Kistik Fibrozis Tanısı nasıl Konur?

    Vücuttaki bütün salgı bezlerinde su ve tuz dengesinde bozukluk olduğundan bahsetmiştik. Bu hastaların teri diğer çocuklardan daha tuzlu olur aileler çoğu kez bunu ifade edebilirler. ‘ Öpünce terin tuzlu olması' aslında çok eski çağlardan Hipokrat zamanından itibaren tanımlanmış bir bulgudur

    Ter testi hastalığın tanısında altın standarttır.

    Çok basit ve ağrısız bir şekilde ( çocuğun koluna takılan küçük saat gibi bir cihaz ile ) ter toplanır ve toplanan terdeki tuz miktarı ölçülür. Bu tuz miktarının testin yapıldığı yönteme göre belirlenmiş değerlerin üzerinde olması ile Kistik Fibrozis tanısı konur

    Ülkemizde Kistik Fibrozis Hastalığının sıklığı nedir?

    Kuzey Ameirka'da ve Avrupa'da hastalığın sıklığı 1/ 2500 civarındadır. Ülkemizde kesin sıklığı bilinmemektedir. Bununla birlikte 1/ 3000- 1/ 4000 civarında olduğu düşünülmektedir. Bu sıklığa göre ülkemizde çok daha fazla sayıda hasta olması beklenirkendeğişik merkezlerde takip edilen hasta sayısının 1500 civarında olduğu bilinmektedir ki bu durum aslında çok sayıda çocuk ya da erişkinhastanın tanı almadığı ya da yanlış tanılar ile takip edildiği ve etkili bir tedavi almadığını düşündürmektedir.

    Kistik Fibrozis Nasıl Tedavi Edilir?

    Kistik Fibrozisli hastalardakien önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Bu neden ile bu hastalarda solunum sistemi tedavileri çok önemlidir. Tedavinin ana prensipleri şu şekilde sıralanabilir

    1-Hava yollarındaki koyu yapışkan sekresyonların temizlenebilmesi için solunum fizyoterapisi uygulanmalıdır. Solunum fizyoterapisi farklı teknikler ile yapılabilir ,nefes egzersizleri, perküsyon , vibrasyon gibi yöntemlerin yanı sıra yardımcı cihazlar ile uygulanabilir. ( Flutter, vest vb) Solunum fizyoterapisinin hastanın en iyi olduğu zamanlarda bile günde en az iki kez yapılması gerekir. Eğer hastanın öksürük ve balgamında artış var ise günde en az 3-4 kez uygulanmalıdır.

    2-Enfeksiyonların erken ve etkili tedavisi: Kistik Fibrozisli hastalarda hava yollarındaki koyu ve yapışkan sekresyonlara bazı mikroplar yerleşirve öküsürük, balgam tekrarlayan zatürre gibi bulgulara neden olur. Bu hastalardaözellikle öksürük ve balgamın arttığı dönemlerde ağızdan ya da damar yolu ile verilen antibiotiklerin kulanılması çok önemlidir. Uzun süreli bazı mikropların hava yollarına yerleşmesi durumunda nefes yolundan bazı koruyucu antibiotikler uzun süreli olarak kullanılabilir.

    Bu hastalarda koyu , yapışkan balgamındaha kolay çıkarılmasına yardımcı olmak amacı ile balgamındaha az yapışkan hale getiren ve nefes yolundan kullanılan (Hipertoniksaline, Pulmosyme®) bazı ilaç tedavileri de mevcuttur

    3-Her kronik ve uzun süreli hastalıkta olduğu gibi beslenme çok önemlidir. Özellikle enzim yetersizliği nedeni ile büyüme ve gelişmeningeri olduğu hastalarda iyi beslenme ve enzim desteklerinin ( Creon®) her yemek ile alınması, gerekli vitamin desteklerinin ( ADEK vitaminleri)yapılmasıgereklidir

    Kistik Fibrozis Hastalığının Tedavisi var mıdır?

    Kistik Fibrozsi geetik bir hastalıktır ve kesin tedavisi mümkün değildir. Ne yazık ki tüm gelişmeler ve daha etkin tedaviler bulma çabalarına rağmen halen hayat süresini kısaltan bir hastalıktır.

    Dahadetaylı bilgi için Kistik Fibrozisli hastalar için hazırladığımız Kistik Fibrozis Aile Rehberine başvurabilirsiniz

  • Prematüre (erken doğan) bebeklerde yaşanan akciğer sorunları

    PREMATÜRE (ERKEN DOĞAN) BEBEKLERDE YAŞANAN AKCİĞER SORUNLARI

    Kronik Akciğer Hastalığı Nedir? Erken doğan her çocukta olur mu?

    Erken doğan bebekler başta akciğer sorunları olmak üzere birçok farklı sağlık sorunu ile karşı karşıya kalırlar. Bebek ne kadar erken doğdu ise bu sorunların sıklığı ve şiddeti o kadar fazladır.

    Yenidoğanın Kronik Akciğer Hastalığı (Bronkopulmoner displazi) doğumdan sonra bebeğin oksijen ihtiyacının son adet tarihine göre 36. haftadan sonra devam etmesi olarak tanımlanmaktadır. Kronik akciğer hastalığı gelişme sıklığı <1000 gr doğan bebeklerde % 30, 501- 750 gr doğan bebeklerde ise %52 dolaylarındadır.

    Bebeklerin erken doğması en çok akciğerleri etkilemekle birlikte bu çocuklarda çoğu kez kalp, beslenme, ve nörolojik gelişim ile ilgili sorunlarda otaya çıkar ve bu sorunlar birbirini de etkiler.

    Hastalığın değişik şiddet dereceleri var mıdır?

    HafifAkciğer Hastalığı : Bebeğinhastanede yattığı dönemde (doğumdan sonra 36. haftaya kadar) oksijen ihtiyacının devam etmesine rağmen çıkışta oda havasında oksijeni normal olan ve eve giderken oksijen ya da solunum desteği ihtiyacı olmayan bebekler

    Orta Akciğer Hastalığı: Oda havasındabebeğinOksijeni düşüktür , oksijeni normal değerlerde tutabilmek için az miktarda oksijen desteğine ihtiyaç gösterir ( % 30'dan az). Bazı bebeklerevde oksijeni devamlıkullanırken bazıları ise sadece geceleri ya da beslenme sırasındakullanır

    Ağır BPD: Oda havasında oksijen değerlerini normal olabilmesi için % 30'dan daha fazla oksijene ya da bazı cihazlar ile solunum desteği ihtiyacı olan bebeklerdir

    Bebek eve giderken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Kronik akciğer hastalığı olan bir bebek eve gönderilmeden önce değerlendirilmesi gereken önemli noktalar şunlardır

    • Bebeğin uyku sırasında, dinlenme esnasında, beslenme sırasında oksijen ihtiyacı olup olmadığı belirlenmelidir. Bazı bebeklerin eve oksijen ile gitmeleri gerekir.Bazı bbeklerin her zaman bazılarının ise sadece uyku ya da beslenme sırasında oksijjen desteğine ihtiyacı vardır
    • Eğer bebeğin solunumunda zaman zaman durmalar (Apne) var ise eve gitmeden önce bunun mutlaka kontrol altına alınması gerekir.Bu durumda kullanılan bazı ilaö tedavilerine ek olarak çok riskli durumlarda evde izlem için monitörlerin sağlanması uygun olacaktır
    • Hastanın yeterli kilo almaya başlamış olması önemlidir
    • Ağızdan yeterince beslenemeyen hastalarda burundan ya da mideden beslenebilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekebilir.
    • Eve gönderilmesi planlanan hastalarda ailenin evde hastaya verebileceği bakımın değerlendirilmesi de önemlidir. Aile yapısı, ailenin bebeğin bakımı ve tedavinin sağlanmasına yönelik performansı, sağlık sigortası, ailenin yaşadığı bölgenin sağlık kuruluşuna ve hastaneye olan yakınlığı gibi bir çok faktör bebek eve gönderilmeden önce dikkatle değerlendirilmelidir.
    • Çocuğun bakımı ile ilgilenecek olan kişilere çocuğun bakımı, beslenmesi, kullanmakta olduğu ilaçlar, enfeksiyon kontrol önlemleri, bebeğin rengi, solunum şekli, ısı, nabız, solunum sayısı gibi bulguların takibi için gerekli eğitim verilmelidir.
    • Ailenin acil durumlarda yapılması gerekenler ile ilgili bilgilendirilmesi ve yeniden canlandırma eğitimi alması gerekmektedir.

    Tekrar hastaneye yatmaları gerekir mi?

    Erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan bebekler tüm bu önlemler rağmen özellikle hayatın ilk iki yılında sıklıkla zatüre, bronşiolit gibi solunum sistemi hastalıkları nedeni ile tekrar hastane yatışına ihtiyaç duyarlar.Tekrar hastaneye yatış ihtiyacı evde oksijen kullanan ve ağır akciğer hastalığı olan bebeklerde daha fazladır

    Solunum yolu enfeksiyonlarından nasıl koruyalım?

    RSV virüsü bu bebeklerde hastane yatışlarının önemli bir sebebidir ve gerekli durumlarda RSV enfeksiyonundan korunmak için çocuklara kış boyunca aylık olarak yapılan bazı ilaçların (Palivizumab) kullanımı önerilmektedir

    RSV dışında ,Adenovirus, İnfluenza AB gibi ( grip etkenleri) de bu çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir.

    Bu bebeklerde mevsimsel grip (İnfluenza) salgınları hayatı tehdit edecek kadar ciddi durumlarayol açabilir.

    Bu neden ile bebek 6 aydan büyük ise grip aşısının yapılması, 6 aydan küçük ise de evde bebek ile teması olan kişilerin grip aşısı yaptırmaları önerilmektedir

    Tekrarlayan hırıltı atakları olur mu?

    Erken doğan çocuklarda özellikle hayatın ilk iki yılında acil servise başvuruya neden olan hırıltı ataklarına sıklıkla rastlanır. Bu bebekler acil servise öksürük hırıltı nefes darlığı şikayetleri ile başvurduklarında astımlı hastalara benzer şekilde nefes yolundan verilen ilaçlar ile tedavi edilirler.

    Reflü olur mu? Beslenmede dikkat etmemiz gerekenler nelerdir?

    BPD li bebeklerde değişik çalışmalarda % 18.4 ile % 63 arasında reflü ( besinlerin ve mide içeriğinin mideden yemek borusuna geri kaçışı) sıklığı bildirilmiştir.Bu bebeklerde reflü zaten var olan solunum şikayetlerini arttırabilir

    Erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan bebeklerde emme yetersiz olabilir ve emme/yutma arasında koordinasyon bozukluğu bulunabilir. Bu durumun erken dönemde tanınması ve tedavisinin planlanması hem beslenme ve büyümenin devamı hem de akciğer sorunlarının önlenmesi açısından önemlidir.

    Reflüyü önlemek için aileye basit bazı öneriler verilir

    • Yatış pozisyonu önemlidir ,bebeğin başı ile gövdesi arasında 45 derece açı olması gerekir.
    • Bebeğin az az ve sık olarak beslenmesi uygun olacaktır,
    • Gerkli durumlarda Reflü için bazı ilaç tedavileri önerilebilir
    • Alınan her türlü önleme ve yoğun ilaç tedavisine rağmen şiddetli reflü bulguları devam eden, ve solunum bulguları belirgin olanaz sayıda hastada reflü cerrahi olaraktedavi edilebilir.

    Kalp sorunları olur mu?

    Büyüme gelişmesi yavaş olan ve uzamış oksijen ihtiyacı olan bebekler mutlaka kardiyolojik açıdan değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan (doğumdan sonra bebeğinoksijen ihtiyacının son adet tarihine göre 36. haftadan sonra devam etmesi) bebekler özellikle hayatın ilk yıllarında bronşit,zatüre, hırıltı atakları vb gibi hastalıklar ile acile başvurabilir. Hastanın değerlendirilmesi sebebin bulunması ve en kısa sürede gerekli tedavilerin planlanması önemlidir.

  • Öksürük!

    • Çocuklukta en sık rastlanan hastalık belirtisidir,

    • Aslında boğaz ve göğüsteki solunum yollarını temizlemeye yarayan bir reflekstir,

    • Her ne kadar anne babalar için çocuklarının öksürüğünü duymak, özellikle gece uykuyu bölen öksürüklerle uyanmak üzücü olsa da, öksürük vücudun normal bir savunma mekanizmasıdır.

    Çocuğu yorar, aileyi üzer ve uykuları böler ancak çocukta öksürüğe sebep olan birçok hastalık çok ciddi değil, sadece can sıkıcıdır

    Öksürük değişik hastalıklarda değişik özellikler gösterebilir

    Öksürüğün sebebini bulmak bazı durumlarda zor olabilmektedir

    Çocuklar çoğunlukla hastalık belirtilerini anlatamazlar, bazen muayene ile de bir şey bulunamayabilir

    Öksürük çocukta hangi nedenlerle ortaya çıkabilir?

    Genellikle öksürüğün sebebi üst solunum yollarının virüs veya bakterilere bağlı enfeksiyonudur :

    Nezle, krup, sinüzit, tonsillit, farenjit

    Nezlede öksürük

    -Nezleyle birlikte olan öksürük ıslak veya kuru özellik gösterebilir ve bir hafta kadar sürebilir.

    – Burundan akmak yerine boğaz gerisine doğru akan mukuslu salgı boğazı tahriş ederek öksürüğü başlatır

    – Öksürük nezlede genellikle en son kaybolan belirtidir.

    Sinüzit ve öksürük

    – Öksürükle birlikte sarı, yeşil burun akıntısı, baş ve boğaz ağrısı, nefesin kötü kokması da varsa genellikle sinüzit düşünülür

    – Soğuk algınlığında veya sinüzitlerde öksürük genellikle yatarken (mukus sürekli boğaz gerisine akmaktadır) artar.

    – Çocuk sabah kalktığında şiddetli öksürerek ve bazen de kusarak bu mukusu temizlemeye çalışır.

    Krup ve öksürük

    – Krupta öksürük tipik havlar tarzdadır

    – Ses boğuklaşmıştır

    – Ateş olabilir veya olmayabilir

    Alt solunum yolu hastalıkları ve Öksürük

    – Boğmacada da öksürük tipiktir.(kentöz)

    – Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya pnemonide ortaya çıkar

    Astım-Bronşit veya Zatüre ile Öksürük

    – Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya zatürrede ortaya çıkar

    – Israrcı öksürükler ise bronşit, zatürre veya astımda görülür, pozisyonla ilgisi yoktur, gece veya gündüz oluşabilir, egzersizle artar.

    -Beslenmek.ağlamak, bağırmak veya gülmek ile şiddetli bir öksürük atağı oluşabilir

    – 1 yaşın altındaki bebeklerde havayolları çok yumuşak ve dardır. Bazı virüsler bronşiollerin zarar görmesine sebep olurlar

    – Aldıkları hava yetersiz gelmeye başlar, nefes almakta güçlük çekerler ve acil müdahaleye gereksinim duyarlar

    Astım ve Öksürük

    – Astım uzun süreli öksürüklerde en çok görülen sebeplerden biridir

    – Genellikle öksürük dışında başka belirti yoktur

    – Muayenede doktor tarafından dinlemekle göğüste tipik solunum sesleri duyulur

    Solunum yollarına yabancı cisim kaçması

    – Solunum yollarına çekirdek, fındık vs. yabancı cisim kaçması sonucu da öksürük ortaya çıkabilir

    Eviçi ortam ve Öksürük

    Ev içi ortam da öksürüğe yol açabilir; eğer evden çıktıktan birkaç saat sonra belirtiler hafifliyor ve yeniden eve dönüldüğünde başlıyorsa evin içindeki havada tahriş edici maddeler bulunduğundan kuşkulanmak gerekir.

    – Evde yakıtlardan çıkan gazlar:

    Doğalgaz, gaz yağı, odun, kömür, tüp gaz gibi evlerde bulunan yakıtların kullanımı sonucunda yeterli havalandırma sağlanmadığında havayı kirleten gazlar oluşur.

    – Sigara dumanı: Sigara, pipo ve puronun dumanı akciğerlere zarar verebilir.

    – Evdeki kimyasal maddeler: Klorlu çamaşır suları, amonyak gibi uçucu maddeler içeren temizlik solüsyonlarından, çözücü solüsyonlardan ve boya kutularından zehirli gazlar çıkabilir.
    Ev tozu akarları ve nem(Rutubetin yanısıra evde yemek pişirmek ve çamaşır kurutmaktan kaynaklı)

    Dekorasyon: Yeni döşenen halılar ve yeni boyanan duvarlardan tahriş edici gazlar çıkabilir veya eski halı ve yer döşemelerinin veya duvar kağıtlarının altıda bulunan ev mantarları etkili olabilir.

    ÖNERİLER

    – Öncelikle evde kesinlikle sigara içilmemelidir. sigara dumanı ciliaların hareketlerini felce uğrattığı gibi mukus salınımını da arttırır.

    – İkinci önlemimiz ise mukus salgısını inceltmek ve irritasyonu yumuşatmak için çocuğa bol su veya benzer sıvılar içirmek olmalıdır.

    – Üçüncü önlemimizde havayı nemlendirici cihazlar kullanmak olabilir.(bazı hastalarda!)

    Şu durumlarda çocuğun acil müdahaleye ihtiyacı olabilir!!!!!!!

    – Çocukta şiddetli solunum zorluğu varsa (soluk alıp vermek için mücadele veriyorsa, solunum zorluğu nedeniyle konuşamıyorsa ya da ağlayamıyorsa veya her nefes alıp verişinde hırıltı meydana geliyorsa)

    – Çocuk öksürük nöbetleriyle bayıldıysa
    – Öksürmediği zamanlarda dudaklarında morarmavarsa

    – Çocuk öksürmediği zaman solunum güçlüğü mevcutsa (1 yaşından büyük çocuklarda)
    – 3 aydan küçük ve ateş 38°C’nin üzerindeyse
    – Herhangi bir yaşta 40°C’den yüksek ateş varsa
    – Çocuğun şiddetli göğüs ağrısı varsa, tükrük veya balgamı kanlı ise

  • Respiratuar sinsityal virus enfeksiyonu:

    Respiratuar sinsityal virus enfeksiyonu:

    Bebek ve küçük çocuklardaki bronşiolitin en sık nedeni respiratuar sinsityal virus (RSV) enfeksiyonlarıdır.Klinik tablo prematureler ,bağışıklık bozukluğu,bronkopulmoner displazi ve konjenital kalp hastalığı olan bebeklerde ağır seyretmektedir. Düşük sosyoekonomik durum,kalabalık yaşam şartları,sigara içilen ortamlarda bulunmak ve ailede astım öyküsünün olduğu durumlarda RSV enfeksiyonu ağırlaştıran diğer faktörlerdir. Gelişmekte olan ülkelerde alt solunum yolu enfeksiyonlarının %70 ini RSV bağlı enfeksiyonlar oluşturmaktadır.Bu hastaların % 7 si ise kaybedilmektedir.

    RSV den korunmada el yıkama önemlidir.

    Bu çocuklar kalabalık yaşam şartlarından ve sigara dumanından uzak tutulmalıdır.

    Korunmada

    Immunoprofilatik ajanlar kullanılabilir .Günümüzde başlıca üç ürün bulunmaktadır:

    – Respiratuar Sinsityal Virus İmmunoglobulin (RSV-IVİG)

    – Palivizumab (Synagist)

    – Motavizumab (Numax )

    RSV –İVİG uygulanan konjenital kalp hastalığı olan bebeklerde volüm yüklenmesine bağlı komplikasyonların gelişmesi ve yine immunglobulin uygulanan bebeklerde canlı virus aşıları ile olan etkileşim sonucu rutin aşı takviminin ötelenmesi nedeniyle kullanımı sınırlanmıştır.

    Palivizumab yüksek riskli bebeklerin korunmasında önemlidir. RSV enfeksiyonunun riskli olduğu aylarda ayda bir kez uygulanmaktadır.Ülkemizde Kasım- Mart ayları boyunca ayda 1 kez maksimal 5 kez i.m. palivizumab yapılmaktadır.Bu konuda yapılan çalışmalarda palivizumab uygulanan bebeklerde hastaneye yatış oranlarında belirgin bir azalma görülmüştür.

    Motavizumab ,Palivizumab ‘a kıyasla daha etkili olduğu bildirilmişse de, klinik çalışmaların yeterli olmadığına dikkat çekilmektedir.

    Bu bebeklerin aşılanması önemlidir.Altı aylıktan büyük ve riskli bebeklerde grip aşısı yapılmalıdır.RSV aşıları ile ilgili preklinik çalışmalar devam etmektedir.

    RSV bağlı alt solunum yolu enfeksiyonu geçiren hastalarda tedavi semptomatikdir. Hidrasyonun sağlanması,hipoksinin giderilmesi önemlidir.

    Alt solunum yollarında tıkanıklığın olduğu durumlarda beta-agonist (albuterol veya epinefrin )tedavisi başlanır.Hastada düzelme görülmezse tedavi sonlandırılır,tedaviye yanıt alınan hastalarda solunum sıkıntısı giderilince kadar 6-8 saat aralıklarla tedaviye devam edilir.

    Antiviral tedavi (Aerosol Ribavirin ) rutin olarak kullanılmaz.Ciddi alt solunum yolu enfeksiyonu olan bebeklerde kullanılabilir. Kortikosteroidler genellikle etkisizdir.Antibiyotik kullanma endikasyonu mevcut değildir.

  • Prematüre bebekler

    Prematüre bebekler

    • Prematüre bebek kimdir ?

    Son adet tarihinin ilk gününden itibaren sayılmak üzere 37. gebelik haftasından önce doğan bebeklere prematüre denir

    Prematüre bebekler doğum haftasına göre: sınırda prematüre ( 34-37 hft), orta derecede prematüre ( 32-34 fht) ve ileri derecede prematüre ( 24-31 hft) olarak sınıflandırılır.

    • Prematüre bebekler hastane sürecinde ne gibi sorunlarla karşılaşır?

    Preamatüre bebeklerin sorunları doğum haftasının küçük olmasıyla doğru orantılıdır. Özellikle 34 gebelik haftasından küçük doğacak bebeklere doğar doğmaz acil müdahale gerekeceğinden yenidoğan konusunda deneyimli bir ekip karşılamalıdır. Bu bebekler doğrudan Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine alınırlar. Burada aşağıdaki durumlar göz önünde bulundurulur ve gereği yapılır.

    Vücut ısısının korunması: Prematüre bebeklerin derisi incedir. Ayrıca cilt altı yağ dokusu azdır. Ağırlıklarına kıyasla vücut yüzeyleri fazladır. Bu nedenle prematüre bebekleri hem ısılarını korumaları zordur hem de ısı kayıpları fazladır. Prematüre bebeklerin kuvöz denilen, ortam ısısını veya bebeğin ısısını istenen uygun düzeylerde tutabilen özel ısıtıcılı yataklara gereksinimleri vardır.

    Prematürenin solunum sıkıntısı :Prematüre bebekler erken doğduklarında dolayı anne karnında gelişimini hala devam ettiren akciğerler olgunlaşmamıştır. Akciğerlerde surfaktan denilen bir madde yapılır. Bu madde akciğerlerdeki alveol denilen hava odacıklarının soluk verme sonrasında kapanmasını engeller. Surfaktan denilen bu maddenin yapımı 34. gebelik haftasına doğru tamamlanır. Dolayısı ile gebelik haftası 34 haftadan daha küçük bebeklerde Respiratuar Distres Sendromu (RDS) denilen durum görülmektedir. Gebelik haftası ne kadar düşükse RDS riski de o kadarartmaktadır.

    Respiratuvar distres sendromu olan bebeklerde doğum sonrasında inleme, solunum sayısında artış ve morarma görülebilir. Tedavide oksijen verilir. Hastanın solunum sıkıntısı artarsa solunum cihazına (ventilatör) bağlanır ve hastanın klinik durumuna ve akciğer bulgularına göre surfaktan denilen ilaç bebeğe uygulanır.

    Apne:Solunumun 20 saniyeden daha uzun süre durmasına denir. Altta yatan başka nedenler de (kan şekeri düşüklüğü, kansızlık, beyin kanaması, enfeksiyon gibi) olabilmesine rağmenprematüre bebekte en sık neden bebeğin solunum merkezinin henüz gelişimini tamamlayamamasıdır. Bebeğe oksijen verilir, gerekirse ilaç başlanır ve solunum cihazına bağlanabilir.

    Enfeksiyon: Gebeliğin son üç ayında anneden bebeğe geçen ve bebeği enfeksiyonlardan koruyan ,vücudun mikroplarla savaşında önemli rol oynayan antikor denilen maddeler salgılanır. Prematüre bir bebek gebeliğin son dönemini anne karnında geçirmediği için bebeğe geçen antikor miktarı azdır; bu nedenle bebek mikroplara karşı daha savunmasızdır. Ayrıca bu bebekler birçok antibiyotiğe karşı dirençli olan hastane ortamında izlendiklerinden enfeksiyon kapma olasılıkları artmıştır.

    Beslenememe:Emme ve yutma fonksiyonu gebelik yaşı 34 haftalık iken normaldir. Eğer bebek daha erken doğmuşsa emme ve yutma fonksiyonu tam olamayabilir. Bu nedenle erken doğan bebekleri sonda ile beslemek gerekebilir. Eğer bebek beslenebilecek ancak ememeyecek durumdaysa ağzından midesine indirilen bir beslenme sondası ile aralıklı olarak beslenir. En önemli besin kaynağı kendi annesinin veya başka bir annenin sütüdür. Eğer anne sütü yoksa ikinci tercih edilecek besin prematüre mamalarıdır. Eğer bebek beslenemeyecek durumdaysa o zaman bebek damardan verilen serumlarla beslenir. Sonda ile beslenen bir bebek doğum ağırlığı 1500-1800 gr’ı aşınca ve emme ve yutma fonksiyonu iyileşince annesinden süt emdirmeye başlanır.

    Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü):Prematüre bebeklerin karaciğer şeker depoları ve yağ depoları azdır. Metabolizmaları hızlıdır. Ayrıca beslenmeleri geciktiği için kan şekeri düşme riski fazladır. Bu nedenle kan şekeri düzeyleri yakından takip edilerek damar yolu ve beslenmesi düzenlenir.

    Hiperbilirubinemi (sarılık):Prematüre bebeklerde sarılık riski fazladır.Erken doğan bebeklerde kan hücrelerinin yıkımı sonrasında oluşan bilirubin ( sarılık maddesi) , karaciğerin olgun olmayışından dolayı vücuttan atılamaz ve birikir.Yüksek bilirubin değerleri bebeğe zarar verebilir bu nedenle bilirubin düzeyleri dikkatle takip edilir. Tedavi gerektirecek düzeye geldiğinde ise fototerapi (ışık tedavisi) uygulanır. Bu ışık ciltteki bilirubinin atılmasına yardımcı olur. Fototerapiye rağmen sarılık düzeyi tehlikeli sınıra ulaşırsa bebekteki yüksek miktardaki bilirubin, uzaklaştırmak için kan değişimi uygulanır.

    Beyin kanaması:Gebelik yaşı ilerledikçe bebeklerin beyindeki damar yumağı giderek küçülür ve sağlamlaşır. Bir bebek ne kadar erken doğarsa beyindeki damar ağı da o kadar geniş ve zayıftır. Prematüre bebeklerde stres anında (solunum cihazındayken, aspirasyon yapılırken, damar yolu açma gibi girişimsel işlemler yapılırken) bu damarlar kanayabilir. Kanamanın derecesine göre kanama giderek azalıp eriyebileceği gibi; kanama fazla olduğu takdirde beyindeki su dolu odacıklarda (ventriküllerde) tıkanıklık olabilir ve beyinde su birikimi (hidrosefali), baş çevresinde artış (makrosefali) ve beyin dokusunda azalma görülebilir. Hidrosefali varsa ameliyat ile beyin ve karın boşluğu arasına şant denilen ve beyindeki sıvıyı karın içine boşaltmayı sağlayan bir cihaztakılır. Beyin kanaması olan bebeklerde ileride zeka geriliği olabilir. Bu bebeklerin bu açıdan takip edilmesi gerekir.

    Patent duktus arteriyozus:Sağ kalpten çıkan ve akciğere giden damar ile sol kalpten çıkan aort damarı arasındaki köprü damarın açık kalmasıdır. Anne karnında açık olan ve doğumdan sonraki ilk üç gün içinde bebeklerin birçoğunda kapanan bu damar kapanmazsa kalpten akciğerlere giden kan miktarı artar. Kalbe gelen kan miktarı da artacağı için bebeklerde kalp yetmezliği ve solunum sıkıntısı gelişebilir. Bu damarın açık kalma olasılığı prematüre bebeklerde daha fazladır. Damarın açık kaldığından bebeğin muayenesi sırasında kalpte üfürüm duyulması ile şüphelenilir ve ekokardiyografi yapılarak kesin tanı konulur. Bu damarı kapatmak için ilaç tedavisi uygulanır.

    Kansızlık ( anemi ):Prematüre bebeklerde kansızlığın pek çok nedeni olmaktadır. Bu bebekler hastanede izlendikleri süre içinde zorunlu olarak pek çok kan tetkiki yapılmaktadır, bu tetkikler için kan alınmaktadır. Prematüre bebekler bu kanı üretmekte yetersiz kalırlar. Ayrıca alyuvarların ömrü zamanında doğan bebeklere göre daha kısadır. Anneden bebeğe demir geçişi son aylarda daha fazla olduğunda dolayı prematüre bebekler demir depolarından mahrumdur. Bu nedenle demir takviyesi erken başlanmaktadır.

    Nekrotizan enterokolit (bağırsak nekrozu, gangreni):Prematüre bebeklerin sindirim sistemi iyi gelişmediğinden, bu bebeklerde enfeksiyon riski, oksijensiz kalma, tansiyon düşüklüğü riski daha fazla olduğundan bağırsak nekrozu gibi sorunlar daha sık görülür. Nekrotizan enterokolitli bebeklerde karın şişliği, safralı kusma, aldıkları sütü sindirememe gibi bulgular vardır. Tıbbi tedavi ile iyileşebilirler. Ancak bağırsaklarda delinme (perforasyon), gangren varsa cerrahi tedavi yapılır ve gangren olmuş bağırsak kısmı kesilip çıkarılır.

    Prematüre retinopatisi (ROP):Özellikle uzun süre ve yüksek konsantrasyonda oksijen almak zorunda kalmış doğum ağırlığı 1000 gr’ın altındaki bebeklerde sık görülür. Retinadaki damarlanma artışına bağlı olarak bebekte değişik derecelerde görme bozukluğu ve körlük gelişebilir. Gebelik yaşı azaldıkça ROP riski artmaktadır. Prematüre bebeklere belirli aralıklarla (genellikle gebelik yaşı 32 hafta olunca; örneğin 28 haftalık doğan bir bebek doğumundan dört hafta sonra kontrol edilmelidir) göz muayenesi yapılarak ROP olup olmadıkları incelenmelidir.

    İşitme problemleri : Erken doğan bebekler işitme kaybı açısından yüksek risk taşırlar ve bu bebeklere ilk üç ay içinde işitme tersti (ARB ) yapılması gereklidir. İşitme kaybı olan bebekler yakın takibe alınırlar ve kalıcı bozukluk saptanırsa konuşmayı öğrenmeleri için tedavi planlanır.

    • Bu anlattığınız durumların hangisi normal, hangisi normal değildir?

    Sıralanan durumlar, prematüre bebeklerin bedenlerinin olgunlaşmadan doğmalarından dolayı beklenen durumlardır. Dolayısıyla bu durumları normaldir denilebilir ancak belli kiloya gelmeden desteksiz yaşamaları bu şekilde mümkün olmadığından bir süre gerekli destek sağlanarak takip edilmeleri zorunludur.

    • Hastaneden çıkınca nelere dikkat edilmelidir ?

    Prematüre bebekler enfeksyonlara karşı hala savunmasız oldukları için bu bebeklere dokunurken el temizliği birincil önem taşımaktadır.

    Bu bebekleri çok kalabalık ortamlara sokmamak gerekir. Bu arada bebeği korurken aşırıya da kaçmamak gerekir. Bebeği sürekli evde kapalı tutmayı da önermiyoruz. Özellikle ılıman havada temiz havaya çıkarılmaları ve güneş almaları çok önemlidir. Prematüre bebeklerde solunum merkezi 40–45 haftaya kadar henüz gelişimini tamamlayamadığı için apne dediğimiz solunum durmaları olabilir. Bu nedenle riskli bebeklere evde apne yatakları önerilir. Bebekler genellikle ortalama 6–7 aylıktan itibaren kendi savunma faktörlerini oluşturmaya başlarlar. Enfeksiyonlar açısından ilk 6–7 ay hatta ilk 1 yıl özel dikkat gerektirir.

    Prematüre bebeklerin taburcu olduktan sonra erken ve doğru beslenme desteği alması, uzun dönem normal büyüme ve gelişmelerinde belirleyici olur. En ideal besin anne sütüdür. Anne sütü yeterli miktarda ise bu bebeklerin anne sütü ile beslenmelerini tercih ediliyor. Ancak prematüre bebeklerin besin gereksinimleri daha fazla olduğundan bebeğin tartı alım izlemine göre gerekli durumlarda anne sütü güçlendiricileri ile anne sütü destekleniyor. Anne sütü yeterli miktarda değilse prematüre bebekler için özel formül mamalar kullanılıyor.