Etiket: Siyah

  • Malign melanom nedir? A, b, c, d kriterlerine dikkat!

    Malign melanom (MM) epidermis, dermis veya mukoza epitelinde lokalize olan cilde renk veren melanosit denen hücrelerin veya doğuştan yada displastik benler gibi bazı öncül lezyonlardaki hücrelerin kötü huylu değişimiyle meydana gelen en kötü deri tümörüdür.

    Günümüzde insidansı hızla artmaktadır. Genellikle erişkinlerde görülen bu tümör, %2 oranda 20 yaştan küçüklerde, %0.3-0.4 oranda da prepubertal dönemde ortaya çıkmaktadır.

    RİSK FAKTÖRLERİ:

    Ultraviyole (UV): Aralıklı yoğun güneş ışını, çocukluk çağında ciddi güneş yanıkları kuvvetli risk faktörleridir. Yine solaryum gibi yapay UV kaynakları da tehlikelidir. Uzun süreli tekrarlayan UV ise lentigo malign melanoma gelişiminde etkilidir.

    Fenotip: Açık tenli kişiler, kızıl veya açık renkli saç ve çiller risk olarak sıralanmaktadır. Deri fototip I, II yani hemen yanıp ama bronzlaşamayanlar bu sıralamada yer almaktadır.

    Melanom veya multipl nevüs anamnezi: Kişisel veya ailevi melanom öyküsü olanlar, çok sayıda nevüsü (beni) yada displastik nevüsü yada büyük doğuştan melanositik nevüsü (beni) olanlar riskli kişilerdir.

    Diğerleri: 10 yıl veya daha uzun süreli oral kontraseptif (doğum kontrol ilacı) kullanımının melanom ile kısmi bir ilişkisi bildirilmiştir. Kseroderma pigmentosum gibi genetik hastalıklar, immunsupresif tedaviler de risk faktörü olarak sıralanmaktadır.

    KLİNİK ÖZELLİKLER:

    Melanomun, yüzeyel yayılan melanom (SSM), nodüler melanom (NM), lentigo malign melanom (LMM) ve akral lentijinöz melanom (ALM) şeklinde kliniko-patolojik subtipleri tanımlanmıştır. Ayrıca histopatolojik bir antite olmayan amelanotik melanom özellikle vurgulanmalıdır, çünkü klinik özelliklerini tanımlamak güçtür.

    Yüzeyel yayılan melanom (SSM): Melanomların %70’in oluşturan bu form en sıklıkla 30-50 yaşların hastalığıdır. Erkeklerde sıklıkla gövdede, kadınlarda ise daha çok alt ekstremitelerde, bacakta yerleşir. Kahve-siyah, pembe, viyole gibi çeşitli renk varyasyonları gösteren düzensiz şekilli bir makül yada plak olarak kendini gösterir

    Nodüler melanom (NM): Melanomların %15 ‘ini oluşturan bu form en sıklıkla 40-60 yaş arası ve erkeklerde 2 misli daha sık gözlenir. En çok baş, boyun ve gövde lokalizasyonludur. Radyal gelişim fazı olmadığından kötü prognozludur. Hızla gelişen, mavi-siyah, kubbe şekilli, sıklıkla ülsere bir nodüldür.

    Akral lentijinöz melanoma (ALM): Beyaz tenlilerdemelanomların %2-8 ‘ini oluşturan bu klinik tip, koyu tenlilerde ve siyahlarda en sık gözlenen formdur (ör: Japonlarda MM olgularının %50 ‘sini oluşturmakta). Genellikle yaşlı kişilerde gözlenir. En sık yerleşim yeri ayak tabanı ve sonra sırasıyla el ayası ve tırnak yatağıdır.

    El ayası ve ayak tabanı yerleşimde kahverengi-siyah, kenarları belirsiz bir leke ile kendini gösterir. İlerlediği zaman bu leke üzerinde invaziv komponentin işareti olan elle hissedilen bir tümör gelişir.

    Subungualmelanom ise tırnak plağının alt kısmından başlayan kahverengimsi siyah bir renk değişikliği şeklinde kendini gösterir. Kahverengi alanın tırnak çevresine sıçraması (Hutchinson işareti) kıymetli bir klinik tanı kriteridir. Bazen kahverengi uzunlamasına bir bant şeklinde veya tırnakta uzunlamasına bir yarılma ve kırılma ile kendini gösterebilir.

    Mukozal melanom mukozal yüzeylerden gelişen bir melanom olup, histopatolojik olaral ALM’ya benzer. Ağız içi, genital ve anal mukozalar en sık tutulan alanlardır. Düzensiz şekilli ve pigmentasyonlu leke şeklinde bir pigmentasyon şeklinde başlayıp, bir süre yayıldıktan sonra yükselebilir.

    Lentigo malign melanoma (LMM): Tüm melanomların % 5 ‘ini oluşturan bu form genellikle daha ileri yaşlarda (50-70 yaş) ortaya çıkar. Güneş hasarlı deride gözlenen bu formun %90’ı yüzde yerleşir. Geri kalan olgular el, bacak gibi yüz dışındaki alanlara lokalize olabilir.

    Amelanotik melanom:

    Melanomun bu subtipi pigmentasyon içermediğinden pek çok antiteyi taklid eder.

    Özet olarak melanomun klinik tanısında ABCDE kriterleri (asimetri, kenar düzensizliği, alacalı veya çok koyu pigmentasyon, çapın 5 mm’den büyük olması ve atipik evolusyon yani renk, büyüklük veya topografide ani, hızlı değişim) dikkate alınır.

    MELANOM BELİRTİLERİ: A, B, C VE D

    1. Asimetri: Benin bir kenarı, diğerinin aynısı (ayna görüntüsü gibi) değildir.

    2. Sınırlar: Sınırlar belirgin değildir. Benin nerere başlayıp nerede bittiğini söylemek zordur?

    3. Renk: Bir renkten fazla veya siyah, beyaz, kırmızı ve sarı renklerin varlığı

    4. Çapı: 0.6 cm’den büyükse?

    Güneşten kaçınarak riskini azaltabilseniz bile, melanomu engellemenin yolu yoktur. En iyi şans, hala tedavi edilebilirken tespit etmektir. Şüpheli bir ben fark ederseniz, hemen bir dermatoloğa görünün. Bu, hayatınızı kurtarabilir. Bir gün beklemek bile fark yaratabilir.

    Bu yöntemle dahi melanomların %1-25’i tanınamayabilir, belki de çok sayıda benign MN gereksiz yere eksize edilebilr. İşte bu noktada da dermoskopik inceleme (benlerin özel bir cihazla incelenmesi) yardımcıdır.

    TEDAVİ:

    Etkin tedavide anahtar erken teşhistir. Mümkün olduğunca erken teşhis edilip o kadar çabuk melanom cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

  • Mutlu Evliliğin Sırrı

    Mutlu Evliliğin Sırrı

    Evliliğinizde veya ilişkilerinizde sorunlar mı var? Zaman zaman kendinizi mahkeme salonunda boşanırken mi hayal ediyorsunuz? Her tartışmanız büyüyüp alevleniyor ve her ikinizi de yakıyor mu? Sorunsuz veya tartışmasız bir ilişki olmaz ama kronikleşirse korkulan son kaçınılmaz olabilir. Oysa uzmanların tavsiye ettiği birkaç basit ve etkili kurala uymak sizi mutluluğa kavuşturabilir. “Evlilik nedir?” “Mutlu evliliğin sırları nelerdir?” “Evlilikte sıkça görülen sorunlara ve tartışmalara hangi gözlükle bakılmalıdır?” “Evliliklerdeki sorunları ve tartışmaları sertleştirip, yumuşatan faktörler nelerdir?” İşte tüm bu soruların yanıtı ve çözüm önerileri…

    EVLİLİK BİRLİKTE YAŞAM SÖZLEŞMESİDİR…

    Evlilik farklı aile yaşantılarından ve kültürlerden gelen iki insanın aynı mekânı ve zamanı artık birlikte paylaşmaya başlamasıyla oluşan sosyal bir kadın ve erkek ilişkisidir. Bu açıdan bakıldığında evlilik bir kadın ve bir erkek arasında yapılan bir birlikte yaşam sözleşmesidir. Toplum düzeni, eşlerin ve doğacak çocukların bakım ve yetiştirilmesi yönünden evlilik ilişkileri üzerinde devletin de kontrol yetkisi bulunmaktadır. Evlilik ilişkilerinin düzeni ve yürütülmesinde evliliğe taraf olan karı ve koca bütünüyle serbest değillerdir. Toplumsal kurallar, kanunlar, din ve törenin şekillendirdiği toplum da bir taraf olarak söz ve kontrol sahibidir. İnsan yaşamının doğumdan sonraki ikinci yaşam dönemi olarak kabul edilen evlilik erkek ve kadın için önemli, ailenin de başlangıcı sayılan toplumsal ve kişisel bir olaydır.

    MUTLU EVLİLİKLERİN SIRRI…

    Evlilik ilişkisi; sevgi, saygı, paylaşma ve hoşgörü ile yürütülürse mutluluğun, başarı ile yürütülemez ise de mutsuzluğun başlıca kaynaklarından biri olabilmektedir. Çünkü sabır, sadakat, koşulsuz sevmek, samimiyet, tutku ve saygı olursa mutlu bir birliktelik ve sağlıklı bir seks hayatı olur.

    EVLİLİKLERDE EN SIK GÖRÜLEN SORUNLAR VE TARTIŞMA BAŞLIKLARI…

    Evliliklerde sorunların olması ve buna bağlı olarak tartışmaların yaşanması olağan ve doğal bir durumdur. Tartışmalar evliliğin canlı olduğunun göstergeleridir. Evliliklerde iletişim sorunları, ekonomik nedenler, eşin işsiz kalması, aile büyükleri ile aynı evde oturma, eşler arasındaki cinsel sorunlar, akraba ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişler, mesleki durumlar, sorun çözmede kullanılan hatalı yollar, çocukların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, din, mezhep ya da kültür farkları, alkol, kumar ve şans oyunlarına düşkünlük, eşin evi terk etmesi ya da başka biriyle yaşamaya başlaması, aldatma, dayak ve küçük düşürücü davranış ve hareketler, iş kolik bir eşe sahip olma, eşlerin kişilik yapılarının birbirine uymaması, aşırı kıskançlık veya eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayıramaması gibi konular evliliklerde en sık görülen sorunlar ve tartışma başlıklarıdır.

    SİYAH GÖZLÜK YERİNE PEMBE GÖZLÜK TAKMAK GEREKİYOR…

    Evli çiftler bazen yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirebilirler ve onlara siyah bir gözlükle bakabilirler, ümitsizlik ve çaresizlikle evliliklerini boşanma sürecine sokabilirler veya mutsuzluğa mahkûm edebilirler; bazen de bu sorunları yumuşatabilirler ve onlara pembe bir gözlükle bakabilirler, ümit ve mutluluk duygularıyla evliliklerini keyifli bir sürece sokabilirler. Bu nedenle çiftlerin evliliklerinde siyah gözlük yerine pembe gözlük takmaları gerekiyor. ‘Peki, bu nasıl olabilir?’ Bu sorunun pek çok yanıtı bulunmakla beraber en önemli yanıtlarından biri çiftin birlikte paylaşımlarının olmasıdır.

    ÇİFT OLARAK BİRLİKTE DUŞ ALIN, BİRLİKTE YATIN, BAŞ BAŞA SOHBET EDİN VE SEKS YAPIN!

    Birlikte duş alarak, birlikte aynı yatakta uyuyarak, birlikte baş başa sohbet ederek, sevişip, düzenli seks yaparak birbirlerine olan tutkularını ifade eden çiftler, evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara pembe gözlükle bakarlar, bu sorunları yumuşatırlar ve zamanla çözebilirler. Ancak birbirlerine olan tutkularını ifade edemeyen ya da saklamayı tercih eden, birlikte duş almayan, birlikte yatıp uyumayan, her defasında partnerlerini cinsellikle cezalandıran, baş başa sohbet etmeyen çiftler ise evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara siyah gözlükle bakarlar, bu sorunları sertleştirirler ve zamanla kendilerini mutsuzluğa mahkûm ederler. Oysa uzun süreli ilişkilerde cinsel tutkuyu sürdürmenin şifresi, duygusal açıdan karşıdaki insanla bütünleşirken kendin olarak kalabilme yeteneğidir. Bu tür bir kendini geliştirmenin dört ana bileşeni oluyor, bunlar; ‘açık iletişim kurma, partnere dokunma, suçlamak yerine sorumluluk alma ve endişelerin üzerine gitme’ şeklinde sıralanabilir.

    HORLAMANIN %100 TEDAVİSİ VAR, KADER DEĞİL!

    Evlilik içi tartışmalar sonucu oluşan küslüklerin dışında, çiftlerin ayrı yataklarda yatmalarına sebebiyet veren önemli bir faktör partnerlerden birinin diğerini rahatsız edebilecek derecedeki horultularıdır.Horlama faktörü çiftin ayrı yatmasına, yorgun ve öfkeli olmalarına, cinsel soğukluğa ve birbirlerine olan tahammüllerinin azalmasına neden olabileceği gibi, çifti birbirinden ve yaşayacakları güzel zevklerden mahrum da bırakabilir. Ama asıl önemlisi yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirir ve bunlara siyah gözlükle bakmalarına yol açabilir. Bu nedenle sebebi her ne olursa olsun çift horlamanın tedavisi için bir hekime başvurmalıdır. Çünkü horlamanın %100 tedavisi vardır, kader değildir.