Etiket: Sıvı

  • Diyet ve bağırsak sağlığımızı düzenlemek için önemli gerçekler ve öneriler

    1. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinde kabızlık ve şişkinlik gibi sindirim sistemi şikayetleri vardır. Bu semptomlar yapısal ve fonksiyonel bir anormallik olmadanda oluşabilir.

    ​2. Sindirim sisteminin rahat çalışması, gaytanın (dışkının) doğru içerik ve hacimde olarak rahat çıkarılması için yeterli miktarda fiber (lif) diyetle alınması gereklidir. İdeal olarak günlük diyetle 30-40 gr lif alınmalıdır. Baklagiller, meyve ve sebzeler lif kaynağıdır. Örnek olarak 100 gr fasülyede yaklaşık 20 gr, fındıkta 9 gr lif bulunur. Lifli diyetin divertikül ve bağırsak kanserinden koruduğu unutulmamalıdır. Ayrıca yüksek lifli diyet kolestrolü düşürmekte, kilo kaybı sağlamakta ve ayrıca şeker hastalarında kan şeker düzeyinin kontrolünde yardımcı olmaktadır.

    ​3. Sıvı alımınız yeterli olmalıdır. Diyetle yani gıdalarla alınan fiberin gaitayı (dışkıyı) hacimli ve yumuşak kılması için yeterli miktarda sıvı tüketilmelidir. Günlük en az iki litre sıvı tüketilmelidir. Sıvı tüketiminde tercih su olmalıdır ayrıca çay, kahve ve süt sıvı tüketimi olarak kabul edilebilir. Gazlı ve tatlandırılmış içeceklerden uzak durulmalıdır.

    ​4. Yüksek fruktoz ve yağ içeren gıdalar bağırsak bariyerini bozmakta, yağlı karaciğer hastalığına yol açarak metabolik bozukluklara neden olmaktadır.

    5. İşlenmiş gıdalar yeterli besin öğeleri ve fiber içermezler ve sıklıkla yüksek miktarda vücuda zararlı olan doymuş yağlar, tuz ve koruyucu maddeler içermektedir.

    ​6. Acele yemek tüketiminden kaçının. Sindirimin ağızdan başladığını unutmayın. Yemeklerinizi yavaş tüketin, her lokmayı iyi çiğneyin.

    ​7. Günlük 30 dakika orta dereceli egzersiz yapın. Hızlı tempolu yürüyüş öneriler arasındadır.

    ​8. Sigarayı bırakın. Sigara yemek borusu ve mide arasındaki sfinkterin basıncını düşürerek asitli mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına neden olmaktadır. Reflü denilen bu durum yanma ve diğer komplikasyonlara neden olabilmektedir. Ayrıca sigaranın birçok hastalığı kötüleştirdiği ve birçok kansere neden olduğu unutulmamalıdır.

    ​9. Mide asit salgısını azaltan ilaçları gereksiz kullanmayın. Mide ve bağırsak mukozasında hasar oluşturan ağrı kesici kullanımından uzak durun.

    ​10.Belirli besinler gıda alerjilerine neden olmaktadır. Deniz ürünleri, buğday, yerfıstığı, süt ve yumurta en sık alerjiye neden olan gıdalardır.

    ​11.Buğday, arpa ve çavdarda bir protein olarak bulunan glüten genetik olarak yatkın kişilerde çölyak hastalığına neden olmaktadır. Çölyak hastalığı toplumun %1’ini etkilemektedir.

    ​12. Bazı diyetler karında şişkinlik, karın ağrısı veya rahatsızlığı ve bağırsak alışkanlığında değişiklik yapabilmektedir. Bahsedilen bu şikayetleri hassas bağırsak sendromu ve fonksiyonel dispepsi gibi hastalıklarda azaltmak için bazı diyet önerileri yapılabilir.

  • Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hava sıcaklıklarındaki ani değişimlere dikkat!

    Günde üç veya daha fazla sayıda yumuşak, sulu dışkılama durumu ishal olarak tanımlanmaktadır. Bu problemi yaşayan kişiler sürekli bir sıkışıklık hissi ile neredeyse tuvalete bağımlı kalmaktadır. Gelişmiş ülkelerde viral nedenli ishaller daha fazla görülürken; sosyoekonomik durumu düşük, alt yapı tesisleri yetersiz, temiz su sorunu yaşayan ve kişisel hijyene önem verilmeyen ülkelerde bakteriyel nedenler ön plandadır. Bu dönemlerde görülen ishaller de daha çok mikrobik ishaller olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygun koşullarda saklanmayan yiyeceklerde üreyen mikroplar, enfekte suların içilmesi ya da bu sularla yıkanmış meyve sebzelerin tüketilmesi ishale neden olur. Aynı zamanda ishali olan kişilerin el hijyenine dikkat etmemesi de mikropların çevreye yayılımını kolaylaştırmaktadır. Başka hastalıklar nedeniyle kullanılan bazı antibiyotikler, bağırsağın emilim kusurları, bazı hormonal hastalıklar, stres de ishal nedenleri arasındadır.

    Aşırı sıvı kaybı hayati riske neden olabilir

    İshal hızla sıvı kaybına neden olduğu için tedavi edilmediği durumlarda ölüme kadar varan olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bebeklerde, yaşlılarda, hamilelerde ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları olan bireylerde hastalık daha ağır seyreder. Bu nedenle sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulması tedavi için çok önemlidir. İshali olan kişilerin hastalık öyküsünün alınması, muayene ve kapsamlı tetkiklerle tedavi sürecine karar verilmesi gerekir.

    Su, şeker, tuz ve karbonat karışımı sıvı kaybını önlüyor

    Genel durumu iyi olan bulantı ve kusmanın olmadığı ateşi olmayan hastalarda 1 litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır ve hazırlanan karışım içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Daha ağır durumlarda kişi ağızdan beslenemiyorsa, ateşi varsa ve ishal 24 saatten uzun sürdüyse mutlaka hastane şartlarında damar yolu ile sıvı ve elektrolit takviyesi yapılmalı, dışkı incelemesi yapılarak tedavi belirlenmelidir.

    Patates ve muz tedaviye yardımcı oluyor

    Hastalık sürecinde doğru beslenme çok önemlidir. Bu dönemde yağlı ve lifli gıdalardan kaçınmak gerekir. Patates ve muz potasyum kaybını önlemek açısından en önemli gıdalardır. Çorba, haşlama, püre, maarna ve pirinç tüketimi sağlanmalıdır. Tedavinin en önemli kısmı sıvı ve elektrolit kaybını önlemektir.

    Açıkta satılan yiyecekleri yemeyin

    İshale karşı kişisel temizliğe dikkat etmek, özellikle her fırsatta elleri yıkamak, kaynağı bilinmeyen, açıkta satılan veya dağıtılan, denetimsiz içme suları ve bu sularla yıkanmış sebze ve meyveleri tüketmemek, yiyeceklerin taze olmasına, paketlenmiş olarak satılan yiyeceklerin üzerindeki son kullanma tarihinin geçmemiş olmasına dikkat edilmelidir.

  • Gut:  hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Gut: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Diyet ve Beslenme: Gut ataklarının azaltılması için beslenme düzeninizde yapabileceğiniz pek çok değişiklik vardır:

    Kilo vermek

    Kullanıyorsanız daha az alkol tüketmek

    Yeterli su içmek

    Kilo vermek, kandaki ürik asit düzeyini düşürmek yoluyla Gut için etkili bir tedavidir. Ancak kilo vermek için yapılan diyette aşırı et ve pürin proteini içeren beslenme düzenlerinden kaçınmak gerekir. Çünkü bu beslenme biçimi kilo azalsa da besin yoluyla alınan Pürin proteinin yıkılması sonucu yine ürik asit kan seviyelerini artıracaktır.

    Çok fazla alkol tüketilmesi de (başta bira ve alkol düzeyi yüksek içkiler) Gut ataklarının daha sık tekrar etmesine neden olur. Az miktarda şarap tüketimi Gut açısından en düşük riskli alkol olarak görülmektedir. Alkol tüketiminin erkeklerde günlük 3-4 ünite, kadınlarda 2-3 ünite ile sınırlı tutulması gerekir. Alkol için yapılan bu hesaplama içilen içkinin miktarı kadar içkinin alkol oranı ile de ilişkilidir. Alkollü içkiler için ünite hesaplaması aşağıdaki gibi yapılabilir:

    Günlük yeterli su içilmesi de Gut ataklarının önlenmesi için önemli bir faktördür. Kişini aktivitesi, cüssesi ve sıvı kaybına göre günlük 1,5-2,5 litre arası sıvı tüketmesi, aşırı terleme, ishal, kusma veya ateş yüksekliği gibi sıvı kaybına neden olan durumlarda da bu kayıpların günlük miktara eklenmesi gerekir. Kişinin böbrek taşı öyküsü varsa sıvı miktarının 2-2,5 litre civarında tutulmasında fayda vardır. Su dışında içecekler de ideal çözüm olmasa da günlük alınan sıvı içerinde değerlendirilebilir. Ancak fruktoz ve benzeri şeker içeren meşrubat ve içecekler kandaki ürik asit düzeyini artırırlar. Az miktarda kahve tüketilmesi, böbreklerden ürik asit atılımını artırarak Gut riskini azaltır. Gut riskini azaltan bir diğer faktör de süttür. Alerji veya süte intoleransı olmayan bireylerin günlük 1 bardak süt tüketmesi önerilir.

    Diğer Diyet Önerileri: Gut ataklarından korunmak için pürin adlı proteini içeren gıdaları az tüketmek gerekir. Bu gıdalar şunlardır:

    Kırmızı et ve sakatatlar: Özellikle sakatatların hiç tüketilmemesi önerilir.

    Küçük balıklar ve kabuklu deniz ürünleri, kalamar ve ahtapot gibi deniz ürünleri tüketiminden de kaçınmak gerekir.

    Mantar tüketimini az olması uygundur

    Temel amaç etten alınan proteinin azaltılmasıdır. Bunun yerine baklagiller, yumurta veya düşük yağlı süt ürünleri protein kaynağı olarak tercih edilebilir.

    C vitamini, böbreklerden ürik asit atılımını artıran bir etkendir ve beslenmede C vitamininden zengin besinler tercih etmenin faydası vardır. Kirazın da faydası olabileceği yolunda çalışmalar mevcuttur. Kirazın faydasının da bir kısmı C vitamini içeriği ile ilişkili olabilir.

  • Diyaliz hastalarına bayram uyarısı

    Bayramda şekerli besin tüketiminin artması ve içerisinde bulunduğumuz yaz aylarında vücudun sıvı ihtiyacına bağlı olarak artan su tüketimi, diyaliz hastaları için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Diyaliz hastalarının böbrek yetmezliği nedeniyle vücutlarında biriken fazla sıvıyı dışarı atamamaları sonucu sıvı birikimine yol açıyor. Vücutta biriken fazla sıvı ise tansiyonu yükselterek, ödem ve kalp yetmezliğine yol açabiliyor.

    Ramazan Bayramı’nda ülkemizde ikramlaşma kültürünün yaygın olması sebebiyle tatlı tüketiminin artış göstermesi başta olmak üzere diyaliz hastalarının bu süre zarfında beslenmelerine özen göstermeleri gerekiyor. Sağlıklı insanların aksine, diyaliz hastalarında böbreklerin çalışmaması nedeniyle sıvı birikime yol açan sıvı alımının artması, bir çok olumsuzluğu beraberinde getiriyor.Vücutta biriken fazla sıvı tansiyonu yükseltebilir, ödem ve kalp yetmezliğine yol açabilir. Diyaliz hastaları vücutlarında biriken suyu ancak diyalizle atabiliyor. Dolayısıyla vücutta biriken suyun fazla olması, diyaliz esnasında kramp ve ani tansiyon düşmesine yol açacaktır.Tüm bu ayrıntılar düşünüldüğünde, beslenme düzeninin de sıvı alımını gerektirmeyecek şekilde düzenlenmesi gerekiyor

    Ceviz, fındık ve badem içeren tatlılardan uzak durun!

    Diyaliz hastaları Ramazan Bayramı süresince özellikle fosfor ve potasyum içeren besinleri tüketirken kontrollü olmalıdır. Fındık, fıstık, badem, ceviz gibi kuruyemişlerin bayram tatlıları eşliğinde tüketimi diyaliz hastalarının sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bu besinler içerisinde hem fosfor hem de potasyum barındırdığındandiyaliz hastaları tarafından tüketilmesi sakıncalı olabilir. Özellikle tatlılar ile birlikte ölçüsüz tüketilen bu besinler hastalara zarar verebilir. Besinler yoluyla alınan fazla fosforun kanda birikmesi,Üremik Kemik Hastalığı denen bir çeşit kemik hastalığına, kan damarları ve yumuşak dokularda kireçlenmeye sebebiyet verir.Potasyumun ihtiyaçtan fazla alınması ise kanda potasyum miktarını yükseltir ve kalpte ritm bozukluğu hatta krizine neden olabilir. Bundan dolayı diyaliz hastaları potasyum ve fosfor içeren besinleri tüketirken kontrolü elden bırakmamalı.

    “Ev Hemodiyalizi ile beslenme kısıtlamaları büyük ölçüde ortadan kalkıyor”

    Diyaliz hastalarının beslenme kısıtlamalarının aksine, Ev Hemodiyalizi tedavisi gören hastalar daha rahat beslenebiliyor. Haftada 3 gün 4 saat diyalizle herşeyi tam düzeltemiyoruz. Bu nedenle hastalardan sıkı perhiz yapmalarını istiyoruz. Diyaliz hastalarının yaşadığı sorunların çözümü, diyaliz süresini uzatmaktan geçiyor. Kliniklerde diyalizler haftada 3 gün 4 saat yapılıyor. Diyalizin haftada 3 gün 8 saat yapılmasını mümkün kılan Ev Hemodiyalizi sayesinde, hastanın tansiyonu, kandaki fosfor oranı ve kan değerleri normal oluyor ve yeme-içme kısıtlamaları da büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Ev Hemodiyalizi ile ilaç kullanımına dahi gerek kalmıyor. Diyaliz sırasında ya da sonrasında halsizlik, tansiyon düşmesi, kramp gibi durumları da görülmüyor, ayrıca bu tedavinin diyaliz hastalarının kabusu haline gelen sıvı tüketimi ile alakalı kontrolü de minimum seviyeye indirmeye yardımcı oluyor.

  • Ramazan yaklaşırken

    Bir İç Hastalıkları hekimine en sık soru sorulan dönemlerden biridir ramazan.

    Son yıllarda ramazan döneminin yaz aylarına denk gelmesi nedeniyle ilaç kullanan,kronik hastalığı olanlar dışında sağlıklı kişiler için de dikkat edilmesi gereken noktalar var.

    Bu yıl da sahur ve iftar arası sürenin uzunluğu ve aşırı sıcaklar normalden daha fazla dikkat gerektiren bir ramazan ayı geçirilmesine neden oluyor. Aşırı sıcaklarda her zaman dikkat edilmesi gereken en önemli durum terleme ile oluşan sıvı kaybının giderilmesidir.Yeterli sıvının alınmaması vücut ısısında artışa tansiyon düşüklüğüne bayılmalara neden olabilir.Halsizlik yorgunluk çarpıntı konsantrasyon bozukluğu kas krampları idrar yolu infeksiyonları oluşabilir.Bu nedenle vücut sıvı ve tuz(sodyum potasyum magnezyum) dengesinin sağlanması önemlidir.Bol sıvı tüketilmeli aşırı terlemeye neden olacak ortamlarda bulunmaktan kaçınmalı aşırı efor gerektiren çalışmalar olabildiğince çok sıcak saatlerde yapılmamalıdır.

    Bu nedenle iftar ve sahurda yenilenlerin de gün içerisinde sıvı kaybını arttırmayacak şekilde seçilmesi önemli.Özellikle susama hissini ve vücut ısısını arttıracak gıdalardan kaçınmalı.Tuzlu baharatlı soslu yiyecekler kızartmalar hamurlu ve şerbetli tatlılar şekerli içecekler hem ağız kuruluğu ile susama hissini arttıracak hem de içerdikleri fazla enerji nedeniyle vücudun fazla ısınmasına neden olacaktır.Uzun açlık süresi nedeniyle oruç tutulmayan süre içinde sık ve az olarak gıda alınması, hızlı ve büyük porsiyonlarla yemekten kaçınılması iftar sonrası oluşacak mide barsak sorunlarına tansiyon ve kan şekeri düzensizliklerine engel olacaktır.Gün içinde oluşan tatlı yeme eğiliminin meyve ile giderilmesi hem sıvı hem potasyum magnezyum desteği açısından çok daha yararlıdır.Hafif sütlü tatlılar ve dondurma seçilebilir.Oruç tutan kişilerin gün içindeki eforlarını bulundukları ortamın sıcaklığını giysilerini aşırı terlemeyi önleyecek şekilde kontrol etmeleri önerilir.

    Oruç tutmanın sakıncalı olduğu durumlar:

    Vücudun çalışma düzeni geçici ya da sürekli olarak bozulmuş olan ve bu düzenin sağlanması için ilaç kullanımı ve/veya diyete gerek duyulan kişilerin oruç tutması sakıncalıdır.

    -Kronik hastalığı olanlar (hipertansiyon,diabet,kalp-damar hastalığı vb)

    -Akut infeksiyon,operasyon,kanama geçirenler

    -Gebeler ve emzirenler

    -Mide hastalıkları olanlar (gastrit,ülser)

    Hipertansiyon ve şeker hastaları ilaç kullanımlarını sahur ve iftarda alma şeklinde düzenleyerek oruç tutmaya çalışmaları özellikle yaz döneminde yaşanan ramazan aylarında sorun yaratabiliyor.Bu tür hastalıklarda unutulmaması gereken tedavinin sadece ilaçtan ibaret olmadığıdır.Diyet ve düzenli beslenme ilaçlar kadar önemlidir.Gün içinde uzun süre gıda alınamaması kan şekerinde düzensizliğe yol açabilir.Sıvı alınamaması ve aşırı sıcaklar nedeniyle sıvı kaybı kan basıncında ani değişikliklere neden olabilir.Uzun süre açlık sonrası geç saatte yapılan iftarda yenilenler kan şekeri ve kan basıncında ani yükselme yapabilir.Genellikle gözlemlediğimiz kadarıyla da ilaç düzeni aksamaktadır.Özellikle insülin kullanan bir şeker hastası için bu kadar uzun süreli açlık tehlikeli sonuçlar yaratabilir.

    Kronik hastalığı olan ve sağlıklı yaşam düzeni belirli ilaçların kullanımına ve beslenme şekline bağlı olanlar bu düzeni mümkün olduğunca bozmamaya çalışmalıdır.

    Uzun süreli açlık ile etkilenebilecek bir hasta grubu da midesinde gastrit ya da ülser olan hastalardır.Bu hastaların midedeki asit üretimi fazlalığı nedeniyle asit azaltıcı ilaçların düzenli kullanımı yanı sıra midenin uzun süre boş bırakılmaması gerekir.Ayrıca sahur ve iftarda fazla gıda tüketilmesi iftarın geç saatte olması gün içinde tüketilemeyen sıvının kısa sürede alınması reflü ve hazımsızlık şikayetlerini de arttırabilir.

    “İrademe güveniyorum açlık susuzluk hissetmiyorum” dese de oruç tutmasını önermediğimiz bir grup da gebeler ve emziren anneler.Bu kişilerin vücut gereksinimleri bebekten dolayı 2 katına çıktığı düşünülürse uzun süreli açlık ve susuzluk bebeği ve süt üretimini etkileyebilir.

    Aynı şekilde vücut ihtiyacının artacağı bir süreç de infeksiyonlar ve operasyonlardır.Bu durumda vücut infeksiyon etkenine karşı savaştığı,yara onarımı yaptığı için metabolizma ihtiyacı artar.Bu sürede oruç tutulması iyileşme sürecini uzatabileceği gibi durumun ağırlaşmasına da neden olabilir.

    Maneviyatın yüksek olduğu bu dönemde küçük yaşından beri oruç tutmaya alışmış ve bu ibadeti yapamadığı için kendini kötü hisseden hastalarımıza sağlığa dikkat edip bedenlerine iyi bakmanın da bir ibadet olduğunu hatırlatmak isterim.

  • Kabızlık

    Kabızlık zaman zaman her insanın yaşayabildiği bir durumdur. Seyrek olarak ciddi bir hastalığın göstergesi olabilir. Karında gerginlik ve şişkinlik kabızlığın genel belirtisidir. Kabızlık denildiğinde genelde seyrek dışkılama anlaşılır. Normal, sağlıklı kişi günde üç kez tuvalete çıkabileceği gibi, haftada üç kez de çıkabilir. Sayısal olarak olan değişiklikler kişinin aldığı besinlere, kalori, sıvı miktarına ve günlük aktivitesine bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Seyrek dışkılama yanında, zor, sert ve ağrılı dışkılama da kabızlık olarak ifade edilebilir. Çoğu hastada kabızlık basit yaşam tarzı değişiklikleri ile tedavi edilebilir.

    Kabızlık nasıl gelişir ?
    İnce barsaklarımıza günde ortalama 10 litre civarında sıvı gelir. Bunun kaynağı içtiğimiz sıvılar, mide, safra, pankreas ve barsak salgılarıdır. Bu sıvının %90'ı ince barsaklardan emilir ve geri kalan 1 litre sıvı kalın barsaklara geçer. Burada da barsakların sonuna doğru ilerlerken muhtevanın yaklaşık %90'ı emilir ve günde ortalama 100 ml civarında artık barsakların son kısmı olan rektuma gelir. Normal koşullarda 100 ml hacmindeki artık rektumu gerdiğinde tuvalet hissi oluşur ve tuvalette istemli olarak anüsteki (barsağın dışarı açıldığı kısım) kaslarımızı gevşeterek tuvalete çıkarız. Bu his oluştuğunda tuvalete gitmeyip bu hissi erteler isek dışkı rektumda daha fazla süre ile kalır ve bundan daha fazla sıvı çekilir, dışkı hacmi azalır ve tuvalet hissi ortadan kalkar, dışkı da sert hale gelir. Bir sonraki tuvalet hissi oluştuğunda sert dışkıyı çıkarmak sorun olabilir. Dışkılama hissi oluştuğunda bunu ertelemek zaman içinde rektumun genişlemesine de neden olur, bu da normal miktarda dışkının dışkılama hissi oluşturmasına engel olur. Böylece bir kısır döngü oluşur.

    Bu açıklama dışında barsak hareketlerini azaltan bazı durumlarda da dışkı barsaklarda genel olarak uzun süre kaldığından çok sıvı çekilir ve rektuma az miktarda dışkı gelir bu da tuvalet hissi oluşturmaz.

    Kabızlığın sebepleri nelerdir?
    Birçok neden kabızlığa neden olabilir. En önemlileri şöyle sıralanabilir :
    -Diyette yeterli lif bulunmaması
    -Hareketsizlik
    -Yeterli sıvı almamak
    -Tuvalet hissi oluştuğunda bunu ertelemek
    -Stres ve anksiyete
    -Yaşam tarzında değişiklik; gebelik, seyahat gibi
    -Bazı ilaçların yan etkileri
    -Barsakları ya da diğer organları ilgilendiren bazı hastalıklar (Ör: Tiroid, şeker, vs)

    Nasıl tedavi edilir?
    Doktorunuz size kabızlık sorununuz ve sindirim sistemi ile ilgili sorular soracak, barsak hareketleriniz, beslenme ve yaşam tarzınız ile aldığınız ilaçları değerlendirecektir. Tüm bu sorular doktorunuza sorununuzun olası nedenleri hakkında bilgiler verecektir. Detaylı bir muayeneden sonra belki bazı tetkiklerin yapılmasını gerekli görecektir. Birçok vakada olduğu gibi kabızlığa neden olabilecek bir hastalık tespit edilmediği durumda size korunma tedbirlerini anlatacak ve dışkınızın normal hale gelmesi için ilaçlar verebilecektir. Başlıca iki tür ilaç gurubu mevcuttur. Birincisi lif ihtiva edenler, ikincisi ise dışkı yumuşatıcılardır.

    Kabızlıktan nasıl korunabiliriz ?
    Kabızlıktan korunmanın en basit yolu çocukluk çağından itibaren tuvalet hissi oluştuğunda hemen tuvalete gitmektir. Elimdeki iş bitsin ya da eve gidince tuvalete giderim gibi gerekçeler ile hissi ertelemek kabızlığın gelişmesinde önemli rol oynar. Ayrıca besinlerle yeterli miktarda lif almamak, yetersiz egzersiz, yetersiz sıvı alımı, stres, gebelik, seyahat ve barsak hareketlerini azaltabilen ilaçların kullanmak ta kabızlık nedeni olabilir. Bu durumların düzeltilmesi kabızlığın düzeltilmesinde önemli rol oynar.

    Kabızlık nedeni ile ne zaman doktora gitmeliyim ? Kabızlık genellikle geçici bir durumdur ve kolaylıkla düzeltilebilir. Ancak bazen ciddi bir hastalığın işareti olabilir ve mutlak doktora gitmeyi gerektirir. Bu durumlar şöyle sıralanabilir:
    -Yeni ortaya çıkan izahsız kabızlık
    -Yeni ortaya çıkan barsak hareketlerinde değişiklik
    -Diyet düzenlemeleri, egzersiz ve diğer önlemlere rağmen bir haftadan fazla devam eden kabızlık
    -Dışkıda kan görülmesi
    -Kabızlık ile birlikte gaz çıkaramama (yellenememe)

  • Baharda ishale dikkat

    Akut barsak infeksiyonları ve gıda zehirlenmeleri günümüzde tüm dünyada önemli bir saglık sorunudur.

    Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle infeksiyöz ishaller çocuk ölümlerinin önemli nedenlerindendir. Dünyada bir yılda 3-5 milyarı bulan ishal olgusu meydana gelmekte ve çogunlunu çocukların oluşturduğu 5-8 milyon kişi ishale bağlı gelişen ikincil problemler nedeniyle kaybedilmektedir.
    Akut barsak infeksiyonları ve gıda zehirlenmeleri genel olarak ishalle karşımıza cıkar.

    İshal; sıklık olarak günde 3-4 kezden ve miktar olarak yaş ve beslenme faktörlerine bağlı olarak değişmek üzere 200 gramdan fazla, normal dışı sulu dışkılama olayı olup, artmış sıvı ve elektrolit kaybına neden olan bir durumdur. Sıklıkla gelişen ölümlerin nedenide ;bahsettiğim sıvı ve sodyum, potasyum gibi elektroilitlerin hızla kaybı nedeniyle gerçekleşir.

    Bahar mevsiminin gelmesi ve sel olaylarının görülmesiyle su ile bulaşan paraziter hastalıkları artırabilir. Bir gerçek vardır ki; dışkı ile kirlenmiş gıdaların ve suyun alınması ishale neden olan en önemli etkendir. Parazitlerin neden olduğu ishal vakalarının mart ile haziran ayları arasında daha yaygın olarak görülür, burada karların aniden erimesi sonucu içme suyu kaynakları başta olmak üzere tüm su kaynaklarının kontamine olması en önemli faktörlerin başında gelmektedir.
    Ani başlayan ishal çok kez bulantı, kusma, karın ağrısı ve ateşle birlikte seyreder. .

    İshal mevcutsa çok rahat davranmayın ve belirtilerini sakın hafife almayın. Fazla gücü olmayan bir virüs ya da bakteri söz konusu ise alınacak önlemler ile hastalık birkaç gün içinde geçer. İnat eden sorunu mutlaka paylaşın ve hekim görüşü alın. Bu koşullarda önerimiz doğrultusunda antibiyotik ya da ishal kesici ilaç kullanmanız gerekebilir.

    Ellerinizi yıkayın

    Nasıl mı korunuruz? Elbette su ve sabun ile. Her yemekten Önce ve sonra ellerinizi sabunlu su ile yıkayın. Ellerimizi her yıkayışta ön kolu da yıkamalıyız. Yıkama süresi en az 20- 30 saniye boyunca devam etmelidir. Şayet kullanılan havlu kirli ise yapılan her şey boşa gitmiş demektir.Bunu asla ihmal etmeyin. Tuvalet temizliğini de su ve sabun ile tamamlamak mutlak gereklidir. Bebek ya da yaşlı hastaların altını değiştirirken de aynı özen gösterilmelidir. El temizliği yanında besin sanitasyonuda önemle dikkat edilmesi gereken bir kuraldır; özellikle yeşil yapraklı bitkiler bol suyla yıkanmalıdır, hazırlanmadan önce bir miktar sirke eklenmiş suda bekletmek faydalı olabilir. Bununla beraber su kesintisi ardından gelen ilk suyun ve su kesintisi sırasında kullanılmak üzere biriktirilen suyun kalitesinde bozulma olması nedeniyle bu suların içilmemesi yada besin temizliğinde kullanılması sakıncalı olabilir.

    Her tür ishalin tedavisinde ilke: kaybedilen su ve minerallerin yerine konulmasıdır. Ne türden olursa olsun eğer ishal var ise tedavisi için diyet esastır.Bunun için öncelikle bol miktarda su içmek gerekir. Su yerine ayran, ölçülü olmak kaydı ile maden suyu, ve benzeri elektroilit içeren diğer sıvılar kullanılabilir. Eczanelerde bu amaç için hazırlanmış tuz, mineral ve şeker karışımı paketler de mevcuttur. Meyve suyu ve sekerli çay gibi, tuz içermeyip, yüksek seker içeren sıvılar hiperozmolariteye yol açarak ishali şiddetlendirebilir, ayrıca kahve; içerdiği kafein sebebiyle hücre içinde bazı enzim yapılarını arttırarak ishal sırasındaki sıvı kaybını artıırabilir. Yağlı, sütlü, lifli gıdalardan kaçınıp, bakliyat ve etli gıdalara yönelmek doğru bir yaklaşım olabilir.Beslenmenin sık aralıklarla alınan küçük porsiyonlar şeklinde olması uygundur. En önemli uyarı ise; Eğer doktorunuz önermediyse ishal kesici ilaç, kesinlikle kullanmayın. Yerli yersiz ishal kesmek, son derece olumsuz gelişmelere yol açabilir.

  • Çocuklarda akut ishal

    İshal nedir? Her yumuşak kaka ishal midir?

    İshal çocuğun normal dışkılama alışkanlığından daha sık ve sulu dışkılaması durumudur. Genellikle bulantı-kusma ve karın ağrısı eşlik eder. Aslında bu tablo vücudun kendini savunma mekanizmasıdır. Sindirim kanalına giren yabancı maddeler, toksin ya da mikroplar kusma ve ishal yoluyla vücuttan uzaklaştırılır.

    Çocukluk çağı akut ishallerinin büyük çoğunluğu enfeksiyonlara bağlıdır ve 7-14 gün içinde düzelir. %80’inin sorumlusu virüs dediğimiz mikroplardır. En sık saptanan virüs ise rotavirüstür. Çok bulaşıcı olan bu virüs aile bireyleri arasında ya da okullarda salgınlara yol açabilir. Bulaş, virüs bulaşmış gıda veya suyun ağız yoluyla alınması sonucunda olur.

    Çocuklarda ishal neden önemlidir? Ne zaman doktora başvuralım?

    İshal, neden olduğu sıvı kaybı nedeniyle önemlidir. Çocuk dışkılama yoluyla sıvı ve elektrolit kaybeder. Ateş eşlik ediyorsa sıvı ihtiyacı daha da artar. Özellikle bulantı-kusma nedeniyle yeterince sıvı alamazsa, sıvı kaybına bağlı bulgular ortaya çıkar.

    Önce susama hissi belirginleşir. Çocuk aktiftir. Ama yeterli sıvıyı alamazsa göz kürelerinde çökme, dudaklar ve dilde kuruma, gözyaşının azalması, bıngıldakta çökme gibi bulgular ortaya çıkar. İdrar rengi koyulaşır, miktarı azalır. Başlarda huzursuz olan çocuk giderek halsizleşir. Bu aşamaya gelmeden, çocuğun kaybettiği sıvıyı ağızdan alamadığı fark edildiğinde mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yine bebek 6 aydan küçük ise, ateş eşlik ediyorsa, kanlı kaka mevcutsa ya da 24-48 saat içerisinde düzelme olmuyorsa doktora başvurmak gerekir.

    Tedavi:

    Esas yaklaşım sıvı kaybının önlenmesi ve beslenmenin sürdürülmesidir.

    Anne sütü alıyorsa bol bol emzirilmelidir.

    Mama alıyorsa fazladan sulandırmaya gerek yoktur. 15 günden uzun süren ishallerde ve bazı özel durumlarda, doktor önerisi ile özel ishal mamaları kullanılabilir. Kısa süreli ishallerde aldığı mamaya devam edilmesi yeterlidir.

    Sık sık ve azar azar su, ayran gibi sıvılar verilmelidir.

    Beslenmeye ekmek, patates, pirinç, makrna, yoğurt gibi gıdalarla başlanıp, en kısa sürede normal beslenmeye geçilmesi önemlidir.

    Çok şekerli gıdalar ishali arttırabildiğinden, bu dönemde çok şekerli, çok yağlı ya da lifli gıdalardan kaçınmak gerekir.

    İshal tedavisinde esas yaklaşım sıvı kaybını önlemeye yönelik destek tedavisidir. Barsak hareketlerini etkileyerek ishali durduracak ilaçların tedavide yeri yoktur.

    Dost bakteriler olarak tanımlanabilen probiyotiklerin ishal tedavisnde faydalı olduğu gösterilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, gelişmekte olan ülkelerde, özellikle küçük yaş grubunda kısa süreli çinko tedavisini de önermektedir.

    Bulantı ilaçları ve antibiyotiklerin ishal tedavisinde rutin olarak kullanılması uygun değildir. Bazı bakterilerin neden olduğu özel durumlarda, doktor önerisi ile antibiyotik kullanılabilir.

    ORS (Oral Rehidraasyon Sıvısı) nedir?

    Eczanelerde hazır olarak toz şeklinde satılan ORS, ishalde kaybedilen sıvıyı yerine koymak için kullanılabilir. Ancak sıvı kaybı olmayan çocukta fazla miktarda ya da gereksiz ORS kullanımı vücutta aşırı tuz birikimine neden olabileceğinden doktor önerisi ile kullanılması gerekmektedir.

    Hazır olarak alınan ORS karışımı 1 litre içme suyuna karıştırılarak hazırlanır. 24 saat içinde tüketilmeyen kısım dökülmelidir. Çocuklar başka sıvı alamasa bile bu karışımı kolaylıkla içebilir. Ancak azar azar vermeye özen göstermek gerekir (1-2 dakika arayla 1-2 tatlı kaşığı kadar). Kusmaya devam eden çocuklarda hastaneye başvurmak gereklidir. Her ishal şeklinde dışkılama sonrası, 6 ay-2 yaş arasındaki çocuklarda ½-1 çay bardağı, 2 yaşından büyük çocuklarda ½-1 su bardağı ORS kullanımı ile ishalin neden olduğu sıvı kaybını önlenebilir. 6 aydan küçük çocuklarda ise ORS ile aşırı tuz yüklemesi olabileceğinden doktor önerisi ile dikkatli kullanmak, aralarda sadece su vererek dengelemek gerekmektedir. ORS nin evde hazırlanması ile ilgili çeşitli tarifler bulunmakla birlikte, uygun olmayan karışımlar çocuklara faydadan çok zarar verebilir.

    Korunmada nelere dikkat etmek gerekir?

    Hijyenik ve koruyucu olan anne sütü ile beslenme

    El yıkama ve genel hijyen önlemlerinin uygulanması

    Gıdaların iyi yıkanmış ve iyi pişmiş olarak tüketilmesi, açıkta bekletilmemesi

    İshale bağlı hastaneye yatış gerektiren durumların başlıca etkeni olan rotavirüse karşı aşı geliştirilmiştir. Aşının rotavirus ishallerinde dışkılama sayısını, ishalin ciddiyetini ve hastaneye yatış gereksinimini azalttığı gösterilmiştir.

  • Ketojenik diyette dikkat edilmesi gerekenler

    Ketojenik diyette dikkat edilmesi gerekenler

    Diyete başladığınızda yakın çevrenizi ve çocuğunuzla ilgilenenleri bilgilendirmeniz gerekmektedir.

    Diyete başladığınızdan çevrenizdeki herkesin (aile büyükleri, özel eğitim öğretmeniniz, çocuğun bakımı ile ilgilenen kişi vb) bilgilendirilmesi önemlidir. Onlara özel diyetinizle ilgili açıklama yapın. İsterseniz bu broşürü gösterebilirsiniz. Böylece diyetiniz dışında çocuğunuzun birşey yemesi konusunda ısrarcı olmamalarını sağlayabilirsiniz. ÇÜNKÜ diyet dışında verilen her yiyecek çocuğunuzun tedavisini olumsuz olarak etkiler.

    Ani nöbet artışı olabilir mi?

    Evet. Çocuğunuzda diyet esnasında atılım nöbetleri şeklinde ani nöbet artışı gözlemleyebilirsiniz. Atılım nöbetleri çocuğunuz bir süre nöbet kontrolü sağladıktan sonra ortaya çıkan nöbetlerdir. Telaşlanmanıza gerek yoktur. Bu duruma neden olabilecek olası şeyleri bulmaya çalışın. Doktorunuz ve beslenme uzmanınız atılım nöbetlerinin nedenlerini bulmanızda yardımcı olacaklardır. Gerekirse diyette değişiklik yapacaklardır.

    Atılım nöbetlerinin sebepleri şunlar olabilir.

    Çocuğunuz:

    Diyette izin verilmeyen bir şeyi yemiş olabilir,

    Bir öğündeki bütün yemeği yememiş olabilir,

    Diyet soda yerine normal soda içmiş olabilir, Diş çıkarmaya başlamış olabilir,

    Kabız olmuş olabilir,

    Hasta olmuş olabilir,

    Hasta olmaya başlamış olabilir,

    Yeni bir ilaca başlamış ya da anti-epileptik ilacın bir dozunu almayı unutmuş olabilir,

    Karbonhidrat içeren reçete edilmemiş bir ilaç almış olabilir,

    Çok kilo almış olabilir,

    Diyetinde kalorinin artması ya da oranın değişmesi gibi yeni bir değişiklik olmuş olabilir,

    Şeker (dekstroz) içeren bir serum almış olabilir.

    Ketojenik Diyette Görülebilecek Yan Etkiler

    Kabızlık

    Kemik erimesi (Osteoporoz)

    Asidoz (kan pH değerinde düşme)

    Kolesterol yüksekliği

    Böbrek taşları

    Karnitin eksikliği

    Kabızlık

    Kabızlık (düzenli dışkı yapamama) ketojenik diyette en sık gözlenen yan etkidir. Bunun nedeni diyetin posa açısından yoksun, yağ açısından fazla olmasıdır. Kabızlık karın ağrısına neden olabilir ve çocuğunuzun aşırı sinirli olmasına yol açabilir. Kabızlık, çocuğunuzda nöbetlerin artmasına neden olabilir.

    Çocuğunuz kabız olduğunda

    İnatçı kabızlık durumunda Fleet lavman kullanmak gerekebilir. Posa miktarını artırmak için çocuğunuzun öğününe her gün serbest yiyeceklerden ‘’marul’’ ekleyebilirsiniz. Posa miktarını artırmak için öğünlerde sebze bazlı menüler hazırlayın. Çocuğunuzun diyetinde belirlenen sıvıların hepsini içmesini sağlayın. Çocuğunuzu kahvaltıdan sonra tuvalete oturtun.

    Çocuğunuzda mide bulantısı, kusma ya da ishal olursa

    Çocuğunuzun susuz kalmasını engellemek için uyanık olduğu her saat bol miktarda sıvı verin. Çocuğunuzun günlük sıvı mikarını sınırlamayın. Su, kalorisiz soda (oda sıcaklığında) ya da Lipton Ice Tea Light verilebilir. Eğer çocuğunuz sıvıları içiyorsa ketojenik öğün vermeyi deneyebilirsiniz. Mutlaka beslenme uzmanınız ve doktorunuzla irtibata geçin. Beslenme uzmanınızın çocuğunuzun durumuna uygun hazırladığı menüyü veriniz.

    Acil durumlarda ne yapılmalı?

    Çocuğunuzda herhangi bir enfeksiyon durumunda ateş veya ağrı olabilir. Bu durumda doktorunuzla hemen irtibata geçin.

    Eğer çocuğunuzda halsizlik, kusma, soluk alıp vermede zorluk olduğunu görürseniz muhtemelen ketonları aşırı yükselmiş olabilir. Keton ve şeker düzeyi ölçümü yapıp doktorunuza mutlaka haber veriniz!

    Eğer kan keton düzeyi 7 ve üzeri, kan şekeri 50 nin altıda ise yarım çay bardağı (50 cc) meyve suyu veriniz, yarımsaat sonra kan keton ve şeker düzeyini tekrar ölçünüz. Acil durumlarda hastaneye gitmeniz gerekebilir. Bu durumda sizi muayene eden hekiminize ketojenik diyette olduğunuzu mutlaka belirtiniz.

    Eğer damar yolundan serum verilmesi gerekirse şeker içermeyen sıvıların (serum fizyolojik) kullanılması konusunda bilgilendirin ve diyet takibini yapan doktorunuzla irtibata geçin.

    Enfeksiyon durumlarında kullanılacak antibiyotik, ateş düşürücü ve diğer ilaçlar mutlaka tablet formunda olmalıdır. Gerekirse enjeksiyon formunda kullanılır.

  • Baharda sıvı tüketimini arttırın?

    Havalar ısındıkça sağlıklı bir vücüt için sıvı tüketimimizide artırmamız gerekiyor. Hem yetişkinlere hem de bütün çocuklarımız için bu çok önemlidir.

    Bebeklerde ve çocuklarda yetişkinlere gore vücudunda daha çok su bulunmaktadır. Doğumda vücut ağırlığının %75 sudur, prematürelerede bu oran %80 iken, büyük çocuklar %60 iner. Kadınların vücudu ortalama %52 erkeklerde ise ortalama %63 tır.

    Su vücudumuzundaki çeşitli sıstemlerin çalışması için büyük önem taşır.

    Örneğin dolaşım, sinir ve sindirim sistemlerinde çok önemli bir görev alır.

    Besin öğelerinin bağırsaklarda ulaşmasında görevlidir. Vücüttaki zararlı maddelerin atımını sağlar. Vücudumuzdakı ısıyı düzenler.

    Sıvı yediğimiz ve içtiğimiz bütün besinlerde vardır. Vücudumuzun ne kadar miktar su ihtiyacının etkiliyen bir kaç faktörler vardır. Örneğin yaş, fiziksel aktiviteye, kişinin sağlık durumu, yaşanılan iklim ve kişinin sağlık durumudur.

    Vücuttaki sıvı kaybımız idrar, dışkı, ter ve solunum yoluyla olur.

    Sıcak veya nemli havalarda vücutta ter miktarı artar ve böylelikle sıvı ve elektrolit kaybı da artar. Ayrıca hastalık durumlarda,ateş,ishal,kusma gibi durumlarda vücut su kaybeder. Bu gibi durumlarda daha fazla su içilmesi gerekiyor. Eğer kaybedilen sıvı yerine konmasa vücut dehidrasyona girebiliyor. Bu da özelikle bebeklerde ve çocuklarımızda tehlikeli bir durum oluşturabilir.

    Susama hissi oluşmadan yeterli sıvı tüketmemiz gerekiyor. Özelikle çocuklarımızda havalar ıssındığında bunlara özen göstermemiz gerekiyor.

    Sıcak havalarda genelikle çocuklarda artan fiziiksel aktivite terle gelisen sıvı kaybı ve vücut ıssını korunması için kaybedilen sıvı kaybı artacaktır.

    Sıvı tüketimizi nasıl artırabiliriz:

    Aldığımız besinlerden ve içeceklerden sıvı ihtiyacımızı sağlarız. Bunun 70% içeceklerden oluşmalı. Ana ve ara öğünlerde birlikte mutlaka birer su bardağı su tüketilmeli. Eğer ki eğzersiz yapıyorsak su tüketimizi artırmalıyız. Kısa sureli egersizlerde ortalama 400 ml ( 2 su bardağı) daha fazla su içmemiz gerekiyor.

    Daha fazla uzun ve kuvvetli eğzersiz yapıyorsanız su alımınızı artırmanız lazım.

    Bol meyze ve sebze tüketmeliyiz. Çoğu meyve ve sebzeler 80%oranda sudan oluşmaktadır. Örneğin kavun ve karpuz neredeyse 100% oranda su dan oluşmaktadır. Aynı zamanda süt, kefir yogurt gibi besinlerde tüketmelisiniz.

    Ama hepsinden en önemlisi çocuklarımıza su içme alışkanlığını öğretmemiz.

    Bu da yetişkinlerin örnek olmaları ile oluşur. Evde, okullarda, sosyal ortamlarda, reklamlarda, spor alanlarda su içmeyi teşfik edilmeli. Suyun önemini çocuklarımıza anlatıp su içmelerine destek olmak lazım. Şekerli içeceklerden uzak durmak lazım. Bu gibi içecekler şeker oranı yüksek ve kalorisi fazla oluyor. Bunun yerine başta su olarak, ayran, kefir gibi içecekler tercih edilmeli.

    Çocuklarımızın idrar rengi ve sayısından su tüketiminı ayarlayablirsiniz. Eğer idrar renksiz veya çok az renkli ise günlük sıvı ihtiyacınızı tamamlıyorsunuz demektir Bunun için hem kendinizin hem çocuklarınızın idrar rengini control etmeniz önemlidir.

    Yaşlara gore günlük sıvı ihtiyacımız:

    1-10 yaşındaki kız ve erkek çocularda sıvı gereksinimi 1.1lt ve 1.3 lt (ortalama 6-8 su bardağı).10-19 yaş arası bu 1.6 ve 2 litreye çıkar. Yetişkinler ise 2.5 litre içmelidir.

    Hamile (2.5 lt)v e emziren bayanlarin (3 lt) daha fazla sıvı alımı anne ve bebek sağlığı açısından çok önemlidir.