Etiket: Sistemi

  • Alerjiler

    Allerji, normalde zararsız olan maddelere karşı bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesidir. Atopi; normalde zararsız olan maddelere karşı, “İmmunglobulin E” adı verilen bağışıklık sistemi maddelerinin aşırı miktarda yapılması özelliğidir. Bu özellik genetik olarak kazanılmaktadır.

    ALLERJİK HASTALIK BULGULARI NELERDİR ?
    Deride
    Ürtiker :
    Değişik büyüklüklerde olan kaşıntılı kabarıklıklardır. “Kurdeşen olarak adlandırılır.
    Anjioödem:
    Derinin alt tabakalarında sıvı birikmesi yani ödem ile ortaya çıkan şişliklerdir. Genellikle yüz, göz kapakları, dudaklar ve genital bölgede oluşur.
    Döküntüler:
    Kırmızı, ince kabuklu, deriden hafif kabarık plaklar , su toplaması ya da pek çok döküntü şekli olabilir.

    Göz ve üst solunum yollarında
    Gözlerde kızarıklık ve kaşıntı,
    Burun tıkanıklığı ya da burun akıntısı,
    Burunda kaşıntı ve hapşırma.
    Alt solunum yollarında
    Solunum zorluğu,
    Hışırtılı solunum (vizing),
    Öksürük.
    Kalp ve damar sisteminde
    Çarpıntı (nabız sayısında artma),
    Tansiyon düşüklüğü.
    Mide-barsak sisteminde
    Bulantı – kusma,
    Karın ağrısı ya da karın krampları.
    Sinir sisteminde
    Şuur bulanıklığı,
    Bayılma
    Anafilaksi (allerjik şok)

    Nadir de olsa tüm sistemlere ait bu bulguların hepsi birarada görülebilir ve anafilaksi olarak adlandırılır. Allerjik reaksiyonların en ağır şeklidir.

    Allerjik hastalıklar:
    Atopik dermatit
    Ürtiker ve anjioödem
    Lateks alerjisi
    İlaç allerjisi
    Gıda allerjisi
    Allerjik rinit
    Allerjik konjunktivit
    Astım (bronşiyal astma)
    Arı alerjisi

    ALLERJİ TESTLERİ
    Allerji varlığı ortaya koyan testlerdir. Mevcut hastalığın allerjik bir nedeni varsa onu belirleyen testlerdir.

    ALLERJİ TESTLERİ HANGİ HASTALIKLARDA YAPILIR
    Egzamalar (kontakt dermatit ve atopik dermatit)
    Deri allerjileri (ürtiker ve anjioödem)
    İlaç allerjileri (bazılarında)
    Solunum yolu allerjileri (allerjik nezle ve astım)
    Gıda allerjileri

  • Ramazanda sindirim sistemini yormayın

    Yiyecek seçimi rahat bir sindirim sistemi için temeldir.

    Ramazan ayı boyunca, aniden değişen yeme düzeni sindirim ve boşaltım sistemlerinde çeşitli sorunlara yol açmaktadır.

    Oruç süresinin aşırı uzun olması nedeniyle iftarda kontrolsüz ve aşırı yemek yeme, öğünleri yeteri kadar çiğnemeden hızlı tüketme, sahurda yapılan yanlış beslenme gibi olumsuzluklar sindirim ve boşaltım sisteminde, kabızlık, şişkinlik ve gaz gibi problemlerle kendini göstermektedir.

    Bu gibi problemler, Ramazan ayı boyunca uygulanacak bazı yöntemlerle aşılabilir.

    Bu yöntemlerden bahsedecek olursak, dengeli ve sağlıklı bir metabolizma için çok önemli olan sindirim ve boşaltım sistemimiz dost bakteriler olarak adlandırdığımız probiyotiklere ihtiyaç duymaktadır. Probiyotikleri; kefir, yoğurt, turşu gibi gıdalardan rahatlıkla alabiliriz.

    Sindirim ve boşaltım sistemimizi yormadan bir Ramazan ayı geçirmek için iftarda da uygulanabilecek bazı yöntemler var. 16-18 saat süren açlıklardan sonra, kontrolsüz yemeyi önlemek adına, iftarı iki öğünde yapmak uygun olur. İftarın ilk öğününde, çorba, salata, ayran gibi gıdalar tüketilebilir. Beyne tokluk sinyallerinin 15 dakika sonra gitmeye başladığı için iftarın ilk öğününde alınacak hafif gıdalar yemek kontrolünün yapılmasını, dengeli beslenmeyi ve aşırı yemek tüketiminin önüne geçmeyi sağlar. İftarın ikinci öğününde, protein ağırlıklı yemekler, mevsim yeşillikleri, tam tahıllı ekmek, bulgur, esmer pirinç, karabuğday veya firik gibi tahıllar tüketerek iftarı sağlıklı bir öğünle tamamlanmış olur. İftardan 1 saat sonra yapılacak 35-40 dakikalık yürüyüşler yapılması da hem sindirim sisteminin konforunu arttıracaktır hem de kilo kontrolünün yönetilmesine yardımcı olacaktır.

    Rahat ve dengeli bir Ramazan ayı geçirip gün içerisinde kan şekerinin aniden düşmesi gibi durumlarla karşılaşmamak için sahurda alınacak gıdalar da büyük önem taşımaktadır. Sahurda, tam buğday unundan yapılan ekmek ve makarna, karabuğday gibi karbonhidrat bakımından zengin besinler tüketilmesi gün içerisinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olacaktır. Yumurtanın da iştah yönetimi üzerindeki olumlu etkileri bilinmektedir. Sahurda tüketilecek yumurta, gün içerisinde yaşanacak açlık krizlerinin önüne geçecektir. Sahur’un imsak saatinden 30-40 dakika önce yapılmalıdır. Aynı zamanda, iftar ve sahur arasında kısa süreli de olsa uyumak gün içerisinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olacaktır.

  • Sjögren sendromu (kuru göz ve kuru ağız) nedir?

    Sjögren sendromu nedir?

    Sjögren sendromu, ekzokrin (dış) bezlerin (tükrük, gözyaşı, vajinal salgılar, alt ve üst solunum yolu salgı bezleri gibi) öncelikle tutulduğu, sistemik otoimmün bir hastalıktır. Tükrük ve gözyaşı bezlerindeki fonksiyonel ve yapısal bozulmaya bağlı kalıcı ağız ve göz kuruluğu, hastalığın en önemli işaretidir. Ayrıca hastalık, başta kas-iskelet sistemi olmak üzere, akciğer, damar, böbrekler, mesane, lenf nodu, karaciğer, pankreas, gastrointestinal ve sinir sistemi, gibi birçok organ ve sistemi tutulabilir. Hastalık tek başına bulunduğunda, ‘primer Sjögren sendromu’; romatoid artrit, lupus gibi diğer otoimmün romatizmal hastalıklarda birlikte olduğunda ise ‘sekonder Sjögren sendromu’ olarak adlandırılır.

    Sjögren sendromu kimlerde olur?

    -Her yaşta görülebilirse de 40 yaşından büyüklerde daha sıktır. Genellikle her yüz kişiden birinde görülür. Yaşlandıkça görülme sıklığı da %5’e yaklaşır.

    -Kadınlarda erkeklere göre 9-10 kat daha fazladır.

    -Romatoid artrit, lupus, Haşimoto tiroiditi, primer biliyer siroz gibi diğer otoimmün hastalıklarla birlikteliği fazladır.

    Sjögren sendromunun nedenleri nelerdir?

    Sjögren sendromu, otoimmün bir hastalıktır. İmmün sistem (bağışıklık sistemi), vücudumuzun savunma sistemidir. Bazı proteinler üreterek (immünglobulin gibi) veya hücreleri aracılığıyla, bizi yabancı mikroplar ve kanserden korur. Sjögren’de, immün sistem sapkınlık gösterir, vücudun kendi hücresel yapılarına karşı savaş açmasıyla, birçok organ ve sisteme ait inflamasyon (iltihap) ve buna bağlı hasar ortaya çıkar. Buna neyin neden olduğu bilinmiyor. Ancak, tüm otoimmün sistemik bağ dokusu hastalıklarında olduğu gibi Sjögren’de de, kişinin uygun genetik yapısıyla birlikte, çevresel faktörlerin (enfeksiyonlar, ilaçlar, toksinler vs.) etkileşimi sonucunda anormal immün yanıtın oluştuğudur.

    Sjögren sendromunun bulguları nelerdir?

    -Ağız kuruluğu; en az üç aydır süregelen ağız kuruluğu vardır. Hastalar, katı-nişastalı gıdaları yutarken zorlanma, konuşurken dili damağına yapışmadan yakınırlar. Tükrük salgısı, ağız ve diş sağlığı için çok önemlidir; zararlı bakterilerin yerleşmesini önler. Ağız kuruluğuna bağlı; sık diş ve diş eti problemleri, ağız içinde mantar plakları gibi hastalıklar eşlik eder.

    -Göz kuruluğu; en az üç aydır olan göz kuruluğu vardır. Gözlerde batma, yanma, kum kaçmış gibi bir his olur. Suni göz yaşı damlası ve jeli kullanma öyküsü vardır. Göz yaşı, gözde adete bir film tabaka oluşturur ve içerdiği bazı maddeler ile gözü, yabancı cisim ve enfeksiyonlardan korur. Göz kuruluğunun şiddetli olmasıyla keratit veya korneada ülserler gibi hastalıklar gelişir.

    -Genellikle iki taraflı tükrük bezlerinde kulak önünde ve çene altında (parotis veya submandibular) ağrısız şişme (kabakulak gibi ancak Sjögren’de bazen tek bazen de çift taraflı olabilir ve kabakulaktan farklı olarak ağrısızdır).

    -Eklemlerde (özellikle el eklemleri gibi küçük eklemlerde) ağrı, şişlik veya sabah tutukluğu,

    -Ciltte kuruluk veya deri döküntüsü,

    -Vajinal kuruluk,

    -Sürekli kuru öksürük,

    -Uzun süreli yorgunluk,

    -Sık üst veya alt solunum yolu enfeksiyonu (solunum yolu salgılarının azalması ile-sinüzit, farenjit, larenjit, pnömoni, bronşektazi gibi)

    Sjögren sendromunun komplikasyonları nelerdir?

    -Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, ağız kokusu, ağız içinde mantar enfeksiyonu; bazen yemek borusuna kadar uzanabilir.

    -Göz kuruluğuna bağlı, ışığa hassasiyet, görmede bulanıklık, korneada ülserler.

    -Vajinal kuruluğa bağlı enfeksiyon, akıntı, ağrılı cinsel ilişki, vs.

    -Farenjit, larenjit, sık üst ve alt solunum yol enfeksiyonları

    -Daha az; akciğer (yaygın interstisyel akciğer hastalığı, plevral effüzyon, gibi), böbrekler ( renal tübüler asidoz, glomeronefrit gibi), karaciğer (hepatit, siroz gibi) problemlerine neden olur.

    -Sistit,

    -Sjögren sendromlu gebelerin sadece küçük bir kısmında, kanlarında bulunan otoantikorların (anti-SSA/anti-Ro, anti-SSB/anti-La, anti-RNP) bebeğe geçmesiyle, yeni doğanda cilt döküntüsü, kalp problemleri gibi sorunlara neden olabilir.

    -Lenf nodları: Primer Sjögren sendromlu kişilerde normal popülasyona göre 40 kat artmış, lenfoma riski vardır.

    -Nadiren nörolojik olarak sinir uçlarını tutarak; yanma, uyuşma ve karıncalanmaya neden olabilir (periferik nöropati) veya beyin dokusunu tutabilir.

    Tanı ve Laboratuvar testler:

    Öncelikle ağız ve göz kuruluğu yapabilecek nedenler, ilaçlar ve hastalıklar (hepatit C enfeksiyonu, diyabetes mellitus, sarkoidoz, boyuna radyasyon uygulanması gibi) dışlanmalıdır.

    -Ağız kuruluğunu göstermek için tükrük testi yapılır. En az 4 saatlik açlıkla, tükrük salgısını uyaran olmaksızın, 15 dakika boyunca tükrük biriktirilir, 1,5mL ve altında ise ağız kuruluğu vardır.

    -Göz kuruluğunu ortaya koymak için; Schirmer test (göz yaşı miktarı), göz yaşı kırılma testi (göz yaşının kalitesi) ve boya testleri (korneada epitel hasarını göstermek için) yapılır.

    -Tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tam idrar analizi, kan elektrolitleri (sodyum, potasyum) bakılır.

    -Anti-SSA (diğer adıyla anti-Ro) ve anti-SSB (diğer adıyla anti-La) antikorlarına bakılır.

    -Ayrıca ANA ve RF antikorları da pozitif olabilir.

    -Minör tükrük bezi biyopsisi (alt dudak iç kısmından alınır)

    -Siyalografi

    -Tükrük bezi sintigrafisi

    -Akciğer grafisi, gerekirse akciğer tomografisi, gibi diğer organ ve sistemlere ait görüntüleme de yapılabilir.

    Sjögren Tedavisi:

    -Ağız hijyeninin sağlanması, diş ve diş eti bakımı (ağız gargarası, sensitif-hassas diş macunlarının kullanılması gibi), tükrük salgısını uyaracak şekersiz sakız çiğnenmesi.

    -Tükrük salgısını uyarmak için sakınca yoksa, pilokarpin ve cevimelin kullanılabilir.

    -Göz kuruluğu için; suni göz yaşı ve jelleri kullanılabilir. Gerekirse siklosporin içeren damlalar göz hekimince verilebilir.

    -Hidroksiklorakin (200mg tb): İmmün sistem üzerine düzenleyici etkileri vardır. Özellikle; halsizlik, kas ağrıları ve eklem yakınmalarına iyi gelir.

    -Steroid olmayan ağrı ve inflamasyon gideren ilaçlar; kas-iskelet sistemi ağrılarında kullanılabilir.

    -Akciğer, sinir tutulumu gibi diğer organ ve sistemlerin tutulumunda, immünsüpresif tedaviler kullanılır.

    Yaşam Stili ve Diğer Öneriler:

    -Kulak önünde veya çene altında veya vücudunuzda gelişebilecek şişliklerde, hemen doktorunuza başvurun.

    -Ağız sağlığınıza özen gösterin ve düzenli diş hekiminize kontrole gidiniz.

    – Tuzlu su spreyleri kullanarak burnunuzu nemlendirebilirsiniz.

    -Bulunduğunuz ortamın nemli olması çok önemlidir. Bu nedenle ev veya iş yerinizde oda nemlendirici cihazlar (ev tipi-buhar makineleri) koyabilirsiniz. Havalandırma ve klimalar kuruluğunuzu artıracaktır. Eğer kullandığınız suni göz yaşı, gözde kaşıntı ve kızarıklığa neden oluyorsa, doktorunuza danışarak başka birine geçebilirsiniz.

    -Bol sıvı tüketin ve ağzınızda tükrük salgısını uyaran limonlu veya farklı aromalardaki şekersiz şeker veya sakız dolaştırabilirsiniz.

    -Cilt kuruluğu için yoğun nemlendirici losyonları, banyodan hemen sonra; henüz cilt nemliyken kullanabilirsiniz.

    -Her yıl grip aşısı ve uzun etkili zatürre aşınızı olun

  • Lupus nedir? Nedenleri nelerdir?

    Sistemik lupus eritematoz (kısaca lupus olarak adlandırılır); immün sistemin kendi doku ve organlarını hedef alarak savaştığı, kronik inflamatuar bir hastalıktır. Lupus, cilt, böbrekler, kan hücreleri, beyin, kalp ve akciğerler dahil bir çok organ ve sistemi tutabilir. Lupusta birçok organ ve sisteme ait tutulum belirtileri olabileceğinden teşhis edilmesi zor olabilir. Çok geniş spektrumda birçok şikayet ve bulguya neden olduğu ve birçok hastalığı taklit edebileceğinden; doktorlar tarafından lupus “büyük taklitçi” olarak da adlandırılır. Lupusun en ayırt edici bulgusu, yüzde burundan yanaklara doğru uzanan kelebek tarzındaki cilt döküntüsüdür (malar raş); bu çoğunlukla olmakla birlikte, her lupusluda bulunmayabilir. Hastaların çoğunda halsizlik, cilt döküntüsü, artrit ve ateş bulunur. Özetle lupusun genel özellikleri:

    – Hastalık hafiften şiddetliye doğru değişen alevlenmelerle seyreder.

    – Kadınlar erkeklere göre 9-10 kat daha fazla etkilenir.

    – Tedavi tutulumun yerine ve şiddetine göre değişir

    – Lupus her kişide farklı tutulum özellikleri göster

    – Lupus, tedaviyle tamamen yok edilemez. Ancak ilaç tedavisiyle hastalığı kontrol altına almak, doku ve organ hasarını önlemek mümkündür.

    Lupusun nedenleri nelerdir?

    İmmün sistem (bağışıklık sistemi), vücudumuzun savunma sistemidir. Bazı proteinler üreterek (immünglobulin gibi) veya hücreleri aracılığıyla, bizi yabancı mikroplar ve kanserden korur. Lupusta, immün sistem sapkınlık gösterir, vücudun kendi hücresel yapılarına karşı savaş açmasıyla birçok organ ve sisteme ait inflamasyon (iltihap) ve buna bağlı hasar ortaya çıkar. Buna neyin neden olduğu bilinmiyor. Ancak, tüm otoimmün sistemik bağ dokusu hastalıklarında olduğu gibi lupusda da, kişinin uygun genetik yapısıyla birlikte, çevresel faktörlerin (enfeksiyonlar, güneş ışığı, ilaçlar, toksinler vs.) etkileşimi sonucunda anormal immün yanıtın oluştuğudur.

    Lupus kimi tutar?

    Lupus, her yaşta görülebilse de genellikle, 20’li ve 30’lu yaşlarda başlar. Kadınlarda, erkeklerden 10 kat daha fazladır. Hastalık tüm ırklarda görülse de, siyahlarda, Hispaniklerde ve Asyalılarda daha fazladır ve daha ciddi seyirlidir.

  • Romatizma nedir?

    Genel bir terim olarak romatizma kemik, kas, eklem ve bunların çevresindeki destekleyici yapıların ağrısına verilen isimdir. Romatizmal hastalıklar iltihabi olan ve olmayanlar olarak sınıflandırılabilirler. İltihabi romatizmal hastalıkların pek çoğu basit bir ifadeyle bağışıklık sisteminin uygunsuz çalışması sonucu kişinin kendi dokularına zarar verecek hastalıklar oluşturması sonucu ortaya çıkar. Bağışıklık sistemimiz normalde bize zarar verebilecek mikroplar, yabancı cisimler gibi vücudumuza yabancı etkenleri yok etmek, zararsız hale getirmek suretiyle bizi koruyan bir sistemdir. İltihabi romatizmal hastalıkların da içinde bulunduğu “Otoimün Hastalıklar” denen hastalıklar grubunda bağışıklık sistemi vücuda ait bazı dokuları da tanıyamaz hale gelir ve bu dokuları yok etmek üzere harekete geçer. Romatizmal hastalıklarda zarar gören dokular genelde eklem ve çevresindeki destek dokular olmakla beraber her organ ve dokuda bu olumsuz etki görülebilir. Örneğin “Bağ Doku Hastalıkları” ve “Vaskülit (damar iltihabı)” gibi romatizmal hastalıklarda iç organlar, dokular ve damarlarda iltihabi hastalık olmasına rağmen kas-iskelet sistemine ait şikayetler hiç olmayabilir.

    Romatoloji Uzmanı Kimdir?

    Romatoloji Uzmanı iltihabi eklem hastalıkları ve diğer romatizmal hastalıların tanı ve tedavisinde uzmanlaşmış olan hekimdir. İç Hastalıkları uzmanlık eğitimi (5 yıl) sonrası romatoloji uzmanlık eğitimi (3 yıl) alan hekimler Romatoloji Uzmanı olarak görev yapmaya hak kazanırlar. Eklemlerin ve vücudun herhangi bir sistemindeki iltihabi hastalıklar, metabolik ve bazı durumlarda mekanik kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları Romatoloji Uzmanlık alanına girmektedir. Romatoloji uzmanı, iç hastalıkları uzmanı olması nedeni ile romatizma hastalarında hastalığın kendisine veya tedavilere bağlı olarak sıkça görülebilen iç organ (kalp, böbrek, akciğer, karaciğer, mide-barsaklar vb.) sorunlarını da çözme alt yapısına sahip bulunmaktadır.

    Romatoloji Uzmanının Tanı ve Tedavisini Yaptığı Hastalıklar

    Romatoid artrit

    Spondilartropatiler ve ankilozan spondilit

    Psöriyatik artrit

    Behçet hastalığı

    Bağ dokusu hastalıkları: sistemik lupus eritematozus, skleroderma, mikst bağ dokusu hastalığı, Sjögren sendromu ve dermatomiyozit, polimiyozit

    Antifosfolipid antikor sendromu

    Damar İltihapları (Vaskülitler): Poliarteritis nodoza, Takayasu arteriti, dev hücreli arterit v.b.

    Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF)

    Akut eklem romatizması

    Reaktif artritler

    Kristal artritleri (Gut, Yalancı Gut)

    İnfeksiyöz artritler

    Amiloidoz

    Metabolik ve dejeneratif hastalıklar: osteoartrit, osteoporoz, osteomalazi ve Paget hastalığı

    Diğer sistemik hastalıkların romatizmal bulguları

  • Romatoid artrid ve immunoterapi ile kesin tedavi

    Romatoid artrit otoimmün bir hastalıktır. Tüm otoimmun hastalıklarda ise, bağışıklık sistemi aynı zamanda kişinin kendi bazı vücut dokularına karşı, bağışık serum (antikor) üreterek savaş açar. Bu bazen tiroid, karaciğer gibi belli bir organa yönelik olabileceği gibi, bazen de organa özgü olmayıp sistemik olabilir. Romatoid artritte saldırı eklem kıkırdak ve bağdokudadır…İltihap burada mikropsuz olarak vücudun kendi kendine saldırması ile oluşan sapkınlık sonucu gelişir.

    Romatoid artrit, sistemik bir otoimmün bağ dokusu hastalığıdır. Bağışıklık sistemindeki bu sapkınlığa, neyin neden olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak kişinin genetik yapısı ve çevresel faktörler (sigara ve geçirilen bazı enfeksiyonlar) buna neden olabilir.

    Tüm otoimmün hastalıklarda olduğu gibi immunoterapi romatoid artritte de çok olumlu sonuçlar vermektedir.

    Hastalığın seyrini yavaşlatmakta hastanın bağışılık alt yapısına bağlı olarak hastalığı tamamen ortadan kaldırabilmektedir. İmmünsüpresif tedavinin kesilmesine yardımcı olmakta ve normal ağrısız yaşantıya geri dönmesini sağlayabilmektedir.

    Gelişmiş olan kontraktürlerin derecesine bağlı olarak bazı eklemler de tabii ki eklem kısıtlılığı immunoterapiye ragmen kalıcılığını koruyabilir. Ancak eğer kalıcı hasar gelişmedi ise diğer eklemler kurtulabilir.

    İmmunoterapi ile tedavi nasıl yapılır?

    Önce tüm diğer hastalar gibi bu hastalarımızda da NEDEN araştırılmalıdır. Bu araştırma ve bulacağımız cevaplar tedavimizin temelini oluşturur.

    Cevaplara ulaştığımız kişilerde işimiz çok kolaydır. Derhal tedavi kısmına geçeriz. Cevapları araştırırken ayrıntılı immünite analizi yapılmalı insulin direnci, D vitamin düzeyi ve Tiroid mutlaka kontrol edilmelidir.

    Tedavide bağışıklık sisteminde ne hatalı gidiyor ise o düzeltilir. Yapılan tedavi tamamen kişiye özeldir.

    Tüm immunoterapi alan diğer hastalarımız gibi romatoid artritde de aslında standart yaklaşım değişmez.

    Hasta didik didik taranır.

    Tüm immünite yani bağışıklık sistem taraması testleri ve muayenesi yapılır.

    Çok iyi bir fizik muayene ve anamnezden sonra test sonuçları ile bunlar birleştirilip bir sonuca varılır.

    Hastanın neden iltihaplı romatizma olduğu anlaşılır ve tedavi planı yapılır.

    Mutlaka beslenmesi düzenlenir.

    Takın takip başlatılır. Tedavisi genellikle sadece ağızdan takviyeler şeklindedir.

    Tedavi 1-2 yıla uzayabilir. Hastalığının derecesine bağlı olarak değişir. 1 ayda tamamen kontrol altına aldığımız romatoid artrit lupus vakaları mevcuttur.

  • Bağışıklık sistemi bozuklukları. İmmün yetmezlikler

    PRİMER İMMÜN YETMEZLİKLER (BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI)

    Bağışıklık sistemimizi oluşturan elemanlardan herhangi birinin yokluğu ya da fonksiyon bozukluğu immün yetmezlik hastalıkları olarak adlandırılır. Bu hastalıklar kalıtsal ya da genetik nedenlere bağlı geliştiğinde primer immün yetmezlik olarak adlandırılır. Şimdiye kadar oldukça fazla sayıda primer immün yetmezlik tipleri tanımlanmıştır.

    Bağışıklık sistemimiz başlıca akyuvar olarak adlandırdığımız hücrelerimizden oluşmaktadır. Bu hücreler vücudumuza giren yabancı ve zararlı mikroplara (bakteri, virüs, mantar vb) karşı korurlar. Yabancı ve zararlı bu etkenlerle mücadele ederken direkt olarak yok edebilir ya da özgün antikorlar üreterek etkisizleştirmeye çalışır.bu mücadelede kompleman olarak bilinen proteinlerde yardımcı olurlar.

    Bağışıklık sistemimizi oluşturan hücreler ya da proteinlerin eksikliği yanında fonksiyon bozukluklarında vücudumuza giren zararlı etkenlere karşı mücadelede zafiyetler başlar. Bu hastaların en belirgin özelliği tekrarlayan, ağır ve komplikasyonlarla seyreden enfeksiyonlar geçirmeleridir. Bu enfeksiyonlar akciğerlerde, kulakta, sinüslerde, karaciğerde, sindirim sisteminde, ciltte, lenf bezlerinde, beyin ve kemiklerde ortaya çıkabilir.

    Bazı immün yetmezlikler ile beraber kardiyovasküler sistemde doğuştan anormallikler, endokrin sistem bozuklukları, otoimmün hastalıklarda görülebilir.

    Primer İmmün Yetmezliklerde Semptomlar ve Tanı

    Ağır immün yetmezlik durumlarında semptomlar çok erken başlayabilir. Özellikle T lenfositlerine bağlı Primer İmmün Yetmezlikliği olan hastalarda hayatın ilk aylarında ağır enfeksiyonlarla belirti verirler. B lenfositlerine bağlı belirtiler anneden geçen antikorların koruyucu etkilerinin geçmesi ile yani 6.aydan sonra ortaya çıkabilir.

    Primer immün yetmezlikleri düşündüren belirtiler

    Tekrarlayan, tedavisi zor, hayatı tehdit eden ve olağan dışı mikroplarla oluşan enfeksiyonlar

    Büyüme gelişme geriliği

    Tekrarlayan pnömoni, sinüzit ve kulak enfeksiyonları

    Tedaviye dirençli durumlar

    Ciltte ya da iç organlarda apse oluşumu

    Ailede primer immün yetmezlik hastalığı öyküsü

    Otoimmün hastalıklar

    Lenf bezlerinde ve dalak büyümesi

    Bazı immün yetmezlikler bir nedene bağlı olarak edinsel nedenler ile de gelişebilir. HIV virüsünün neden olduğu AIDS hastalarında olduğu gibi ya da sistemik olarak uzun ve yüksek doz kortikosteroid tedavisi alanlarda, kemoterapi gören kanser hastalarında ve ağır yanıklarda da immün yetmezlik görülebilir.

    Primer İmmün Yetmezliklerde Tedavi

    Primer İmmün Yetmezliklerde hastalığa neden olan mekanizmaları daha iyi anladıkça tedavi metotları da geliştirilmektedir. Öncelikle kalıtsal geçiş gösteren durumlarda bunu önleyici tedbirler alınmalıdır. Tarama testleri geliştirilerek hastaların daha semptomları ortaya çıkmadan tanınması tedavi başarısı için çok önemlidir.

    Son yıllarda nakil işlemlerinin (kemik iliği, kök hücre, timüs) gerçekleşmesi ile önemli mesafe alınmıştır. Ülkemizde de bu nakiller başarıyla yapılmaktadır. Diğer yandan immünoglobülin replasman tedavisi ile koruyucu antikorlar verilerek enfeksiyonlara karşı önemli bir başarı yakalanmıştır.

    Son yıllarda özgün gen tedavisi bazı primer immün yetmezlik tiplerinde başarılı sonuçlar vermektedir.

    İmmünoglobülin (IgG) Destek Tedavisi

    İmmünoglobülin (IgG) kandaki antikorlarımızdan birisidir. Bu antikorların hastalara verilmesi ile enfeksiyonlara karşı vücudumuzun verdiği yanıt güçlendirilir. Primer immün yetmezliği olan hastalar bu tedaviden oldukça fayda görürler.

    Bu antikorlar (IgG) kandan saflaştırılarak elde edilir. İnsanlardan elde edildiği için potansiyel olarak kan yoluyla geçebilecek hastalıklara karşı oldukça yüksek teknoloji kullanılarak olası enfeksiyon yapan ajanlardan temizlenir.

    IgG hem damar yolundan hem de cilt altına enjeksiyon ile verilir. Yan etkileri nadirdir. Baş ağrısı ve alerjik reaksiyon görülebilir.

  • İmmün sistemi uyaran ajanlar

    WHO her yıl 17 milyon insanın endemik hastalıklardan öldüğünü, 5.8 milyar insanın yarısının endemik hastalık riski altında olduğunu bildirmektedir. Amerika Ulusal Sağlık merkezi istatistik birimi 1980-1992 yılları arasında infeksiyon nedenli mortalitenin %58 arttığını; her 100.000 ölümden 41 ile 65’inin enfeksiyon kaynaklı olduğunu rapor etmiştir.

    Ondokuzuncu yüzyılda tüberküloz ve veba gibi hastalıklar toplum sağlığında ciddi problem oluştururken; günümüzde ise AIDS, Creutzfeld-Jakob hastalığı ve özellikle uzakdoğuda kuş gribi gibi enfeksiyonlar karşımıza çıkmaktadır. Antibiyotiğin icadından sonra yaygın kullanıma bağlı antibiyotiğe dirençli nasokomial ve fırsatçı enfeksiyonlar artmıştır. Çoklu ilaç direnci günümüzün önemli problemlerindendir. Mikroorganizmaların yok edilmesi hedeflenirken konak immünitesi dikkatten kaçmıştı. Ancak günümüzde antibiyotik dışı immün sistemi uyaran ajanların kullanım zamanı gelmiştir.

    İmmünomodulatörler: İmmün sistem uyarımı yaptığı gösterilmiş doğal veya sentetik ürünler, özellikle enfeksiyon sıklığını azaltma veya kanser tedavilerinde kullanılmaktadır. Bu ürünlerin kullanımıyla ilgili en büyük sorunlardan biri, bilimsel etkinliklerinin gösterilmesindeki kısıtlılıklardır. En önemlileri, çift kör plasebo kontrollü çalışmaların sayısının az veya hiç olmaması ve ürünlerin saflık- köken- miktar standardizasyonlarının yapılmamış olmasıdır. Bu nedenle kullanımlarının önerilmesi veya desteklenmesi aşamasında tek tek yayınların incelenmesinden çok ayrıntılı meta-analizlerin değerlendirmelerine önem verilmelidir.

    İmmün sistem spesifik olarak aşılar, nonspesifik olarak da immünomodulatörler tarafından uyarılır. İmmünomodulatörler, immunostimulan ve immünosupresifler olmak üzere ikiye ayrılır. NK hücreler, lenfosit alt grupları ve makrofajları uyararak infeksiyon ajanlarına karşı immüniteyi artıran immünostimulan ajanlar burada irdelenecektir.

    Mikrobiyal orijinli immunomodülatörlerin basit sınıflandırması:

    a) Mikrorganizma: atenue suşlar, ısı ile öldürülen bakteriler.

    b) Mikrobial ürünler: izole fraksiyonlar.

    c) Natural orijinli bileşikler: buzağı timik hormonu, glukanlar, bitki izolatları

    d) Sentetik bileşikler: Isopurinozin, muramil peptidler

    5) Endojen orijinli bileşikler: Sitokinler.

    a) Mikrorganizma: Atenüe BCG aşısında canlı mikobakteri veya ısı yada formalinle inaktive Propionibacterium (Corynebacterium ) parvum malinitelerde ve çeşitli deneysel enfeksiyonda immün sistemi uyarıcı olarak kullanılmışlardır. Şu aşamada Corynebacterium Avrupa’da immünstimulan olarak lisans almıştır.

    Daha sonra IL-2, IFN gama veya GM-CSF gibi sitokinlerin salınımını uyaran rekombinan BCG suşları bağışıklık sistem indükleyicisi olarak kabul edilmişlerdir. Bifidobacterium ve Saccharomyces boullardii gibi mikroorganizmalar antibiyotiğe bağlı ishalin engellenmesi ve bakteri etkenli ishal tedavisinde kullanılmaktadır.

    Bakteriyel lizatlar:

    Özellikle tekrarlayan solunum sistemi enfeksiyonlarının engellenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bu ajanlar çeşitli bakteriyel lizatların kokteyli (Haemophilus influenzae, Diplococcus pneumoniae, Klebsiella pneumoniae,Klebsiellaozaenae, Staphylococcus aureus, Streptococcus pyogenes,Streptococcusviridans, ve Moraxella catarrhalis şeklinde piyasada bulunmaktadır. Burada amaç barsaktan aktive lenfositlerin MALT, GALT da lokalize diğer lenfoid sistemi aktive ederek jenaralize bir yanıtın ortaya çıkmasını sağlamaktır.

    Doğal ve sentetik orijinli timik hormonlar ve peptid analogları:

    Timopoietin, timik humoral faktör, timulin ve timozin gibi timik özütler immunostimulan olarak kullanılmaktadır. T hücre çoğalımını ve sitokin deşarjını uyarırlar. Özellikle tekrarlayan viral enfeksiyonlarda enfeksiyon sıklık ve şiddetini azaltmak amacıyla önerilmektedir.

    İzopirinozin:

    İnterferon üretimini artıran bir antiviral ajan olarak üretilmiştir. Herpes simpleks, Herpes zoster , influenza ve rinovirus enfeksiyon tedavilerinde kullanılmıştır.SSPE de yaşam süresini uzattığı bilinir.

    Glukanlar:

    1-3 β glukan ve 1-6 β glukopiranozid yapısında olan moleküller mayadan ve Japon mantarından elde edilmektedir. Doğal immuniteyi tetikleyerek monositlerden proinflamatuar sitokin salınımını uyarmaktadır.

    Sitokinler:

    İnterferon (alfa-beta-gama), TNF alfa, Koloni uyarıcı faktörler (G-CSF vb), interlökinler bağışıklık sistemini uyararak sık tekrarlayan veya ağır seyirli enfeksiyonların kontrolünde kullanılmaktadır.

  • İmmün sistemi uyaran ajanlar hakkında

    WHO her yıl 17 milyon insanın endemik hastalıklardan öldüğünü, 5.8 milyar insanın yarısının endemik hastalık riski altında olduğunu bildirmektedir. Amerika Ulusal Sağlık merkezi istatistik birimi 1980-1992 yılları arasında infeksiyon nedenli mortalitenin %58 arttığını; her 100.000 ölümden 41 ile 65’inin enfeksiyon kaynaklı olduğunu rapor etmiştir.

    Ondokuzuncu yüzyılda tüberküloz ve veba gibi hastalıklar toplum sağlığında ciddi problem oluştururken; günümüzde ise AIDS, Creutzfeld-Jakob hastalığı ve özellikle uzakdoğuda kuş gribi gibi enfeksiyonlar karşımıza çıkmaktadır. Antibiyotiğin icadından sonra yaygın kullanıma bağlı antibiyotiğe dirençli nasokomial ve fırsatçı enfeksiyonlar artmıştır. Çoklu ilaç direnci günümüzün önemli problemlerindendir. Mikroorganizmaların yok edilmesi hedeflenirken konak immünitesi dikkatten kaçmıştı. Ancak günümüzde antibiyotik dışı immün sistemi uyaran ajanların kullanım zamanı gelmiştir.

    İmmünomodulatörler: İmmün sistem uyarımı yaptığı gösterilmiş doğal veya sentetik ürünler, özellikle enfeksiyon sıklığını azaltma veya kanser tedavilerinde kullanılmaktadır. Bu ürünlerin kullanımıyla ilgili en büyük sorunlardan biri, bilimsel etkinliklerinin gösterilmesindeki kısıtlılıklardır. En önemlileri, çift kör plasebo kontrollü çalışmaların sayısının az veya hiç olmaması ve ürünlerin saflık- köken- miktar standardizasyonlarının yapılmamış olmasıdır. Bu nedenle kullanımlarının önerilmesi veya desteklenmesi aşamasında tek tek yayınların incelenmesinden çok ayrıntılı meta-analizlerin değerlendirmelerine önem verilmelidir.

    İmmün sistem spesifik olarak aşılar, nonspesifik olarak da immünomodulatörler tarafından uyarılır. İmmünomodulatörler, immunostimulan ve immünosupresifler olmak üzere ikiye ayrılır. NK hücreler, lenfosit alt grupları ve makrofajları uyararak infeksiyon ajanlarına karşı immüniteyi artıran immünostimulan ajanlar burada irdelenecektir.

    Mikrobiyal orijinli immunomodülatörlerin basit sınıflandırması:

    a) Mikrorganizma: atenue suşlar, ısı ile öldürülen bakteriler.

    b) Mikrobial ürünler: izole fraksiyonlar.

    c) Natural orijinli bileşikler: buzağı timik hormonu, glukanlar, bitki izolatları

    d) Sentetik bileşikler: Isopurinozin, muramil peptidler

    5) Endojen orijinli bileşikler: Sitokinler.

    a) Mikrorganizma: Atenüe BCG aşısında canlı mikobakteri veya ısı yada formalinle inaktive Propionibacterium (Corynebacterium ) parvum malinitelerde ve çeşitli deneysel enfeksiyonda immün sistemi uyarıcı olarak kullanılmışlardır. Şu aşamada Corynebacterium Avrupa’da immünstimulan olarak lisans almıştır.

    Daha sonra IL-2, IFN gama veya GM-CSF gibi sitokinlerin salınımını uyaran rekombinan BCG suşları bağışıklık sistem indükleyicisi olarak kabul edilmişlerdir. Bifidobacterium ve Saccharomyces boullardii gibi mikroorganizmalar antibiyotiğe bağlı ishalin engellenmesi ve bakteri etkenli ishal tedavisinde kullanılmaktadır.

    Bakteriyel lizatlar:

    Özellikle tekrarlayan solunum sistemi enfeksiyonlarının engellenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bu ajanlar çeşitli bakteriyel lizatların kokteyli (Haemophilus influenzae, Diplococcus pneumoniae, Klebsiella pneumoniae,Klebsiellaozaenae, Staphylococcus aureus, Streptococcus pyogenes,Streptococcusviridans, ve Moraxella catarrhalis şeklinde piyasada bulunmaktadır. Burada amaç barsaktan aktive lenfositlerin MALT, GALT da lokalize diğer lenfoid sistemi aktive ederek jenaralize bir yanıtın ortaya çıkmasını sağlamaktır.

    Doğal ve sentetik orijinli timik hormonlar ve peptid analogları:

    Timopoietin, timik humoral faktör, timulin ve timozin gibi timik özütler immunostimulan olarak kullanılmaktadır. T hücre çoğalımını ve sitokin deşarjını uyarırlar. Özellikle tekrarlayan viral enfeksiyonlarda enfeksiyon sıklık ve şiddetini azaltmak amacıyla önerilmektedir.

    İzopirinozin:

    İnterferon üretimini artıran bir antiviral ajan olarak üretilmiştir. Herpes simpleks, Herpes zoster , influenza ve rinovirus enfeksiyon tedavilerinde kullanılmıştır.SSPE de yaşam süresini uzattığı bilinir.

    Glukanlar:

    1-3 β glukan ve 1-6 β glukopiranozid yapısında olan moleküller mayadan ve Japon mantarından elde edilmektedir. Doğal immuniteyi tetikleyerek monositlerden proinflamatuar sitokin salınımını uyarmaktadır.

    Sitokinler:

    İnterferon (alfa-beta-gama), TNF alfa, Koloni uyarıcı faktörler (G-CSF vb), interlökinler bağışıklık sistemini uyararak sık tekrarlayan veya ağır seyirli enfeksiyonların kontrolünde kullanılmaktadır.

  • Çocuklarda besin allerjisi

    Besin allerjisi nedir?

    Sağlıklı insanlarda problem yaratmayan besin maddelerine karşı kişinin bağışıklık sistemi aracılığı ile aşırı tepki vermesi durumuna besin allerjisi denmektedir. Gıda allerjilerinde, herhangi bir besin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak algılanmakta ve bu gıdaya karşı farklı mekanizmalarla aşırı ve normal olmayan bir tepki gelişmektedir.

    Besin allerjisi sıklığı

    Besin allerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarındadır. Çocuklarda genel olarak %4-8 oranında görülmektedir. 1 yaş altında %10, 3 yaş altında %6, orta-ağır egzemalı çocuklarda %35 ve astımlı çocuklarda %6 oranında görülmektedir.

    Hangi besinler allerji yapar?

    Her besinin allerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm allerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.

    Besin allerjisi belirtileri nelerdir?

    Gıda allerjisinde gıdaya maruz kaldıktan bir süre sonra bu gıdaya karşı bağışıklık hücreleri tarafından antikor denilen maddeler oluşmakta ve daha sonraki karşılaşmalarda bulgular ortaya çıkmaktadır.

    Gıda allerjisi doğumdan sonra ilk ortaya çıkan allerjik hastalıklardandır. Çok erken aylardan itibaren bulgu verebilmektedir. Genellikle ilk olarak atopik dermatit (allerjik egzema) olarak kendini belli eder. Bebeklerin ilk aylarda öncelikle yanaklarında, kol ve bacakların dış yüzeyinde kaşıntılı egzemalar oluşabilmektedir.

    Ayrıca doğumdan sonra erken aylarda sindirim sistemini ilgilendiren allerjik hastalıklar da oldukça sık görülmektedir. Bu tip gıda allerjileri; gıda alımı sonrası fışkırır tarzda kusmalar, kanlı veya kanlı mukuslu ishal, şiddetli karın ağrıları, şiddetli ağlama atakları, uyku bozukluğu, şiddetli ishal, büyüme geriliği, beslenme bozukluğu ve nadiren tedaviye yanıt vermeyen kabızlık şeklinde bulgu vermektedir.

    Besin allerjisi daha nadir olarak ta ciltte kaşıntılı kırmızı plaklar (kurdeşen), yaygın kaşıntı ve kızarıklık, dudak, yüz dil, el ve ayaklarda şişme (anjioödem) şeklinde bulgu vermekte, hatta hayatı tehtid edebilen şiddetli sistemik reaksiyonlar (anafilaksi) gelişebilmektedir.

    Gıda allerjileri ani başlangıçlı veya geç başlangıçlı tepkilere neden olabilmektedir;

    Ani başlangıçlı gıda allerjilerinde belirtiler: Daha çok deri, solunum sistemi ve sindirim sistemini ilgilendirir.

    A-Hafif-orta belirtiler

    Yüzde kızarma-dudak etrafı, göz etrafında kaşıntılı kızarıklık, dilde kaşıntı (vücuda yayılabilir)

    Yüz, dudak ve göz etrafında hafif şişlik

    Burun akıntısı-tıkanıklık, gözlerde sulanma, hapşırık

    Bulantı-kusma-kramp-ishal

    Ağız içi ve boğazda kaşıntı ve keçelenme

    B-Şiddetli belirtiler

    Hışıltı

    Dil ve boğazda şişme-hırıltılı solunum- sık öksürük veya seste kabalaşma

    Tansiyonda ani düşme-şok

    Baş dönmesi-bilinç kaybı-koma

    Geç başlangıçlı gıda allerjilerinde belirtiler: Daha çok deri ve sindirim sistemini etkiler.

    Atopik egzema (Tedaviye yanıtsız)

    Reflü – ani eforsuz kusma

    Büyüme geriliği

    Kabızlık veya ishal

    Mukuslu ve/veya kanlı gaita

    Kolik

    Sürekli huzursuzluk ve ağlama atakları

    Besin allerji teşhisi nasıl konulur?

    Besin allerjisi düşündüren belirtiler olan çocuklarda ciltten allerji testleri, kandan allerji testleri, allerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testler yapılarak ve çocuk allerji uzmanları tarafından tanı konulmaktadır.

    Gıda allerji testi nasıl yapılır?

    Ciltten allerji testi, kandan allerji testi veya deri yama testi olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sadece allerji testleri her zaman kesin tanı koymak mümkün değildir. Mutlaka besin yükleme testleri ile tanı doğrulanmalıdır. Allerji testlerinde allerji saptanmaması allerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü besin allerjisi çok farklı mekanizmlarla oluşabildiği için, her zaman allerji testleri ile tanı konamamaktadır.

    Allerji deri testleri doğumdan itibaren yapılabilmekle birlikte genellikle 2 aylıktan itibaren yapılabilmektedir. Allerji testleri, testlerin doğru yorumlanması ve gereksiz test yapılmasını engellemek için mutlaka bir çocuk allerji uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    Besin allerjilerinde kesin tanı nasıl konur?

    Kesin tanı; şüpheli besinin 4-6 hafta süre ile diyetten çıkarılması (besin eliminasyonu), bebeğin düzelmesi ve bu besinin tekrar diyete eklenmesi (besin yüklemesi) ile tepkilerin tekrar ortaya çıkması ile konmaktadır. Bu test deneyimsiz hekimlerce yapılırsa çocuğun hayatını tehlikeye sokacak kadar kötü sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle mutlaka bir çocuk allerji uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    Besin allerjisi tedavisi

    Diyet

    Besin allerjisi reaksiyonlarını önlemenin tek yolu çocuğun allerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıdır. Çok az miktarda alımların bile şiddetli reaksiyonlara neden olabileceği unutulmamalıdır. Anne sütü alan bebeklerin annelerinin de diyet yapması gerekir. Bebek mama kullanacaksa besin allerjisinin tipine göre seçim yapılmalıdır. Örneğin inek sütüne allerjisi olan bebeklerin inek sütü içermeyen mamalar kullanması gerekir. Hangi mamanın kullanılacağına ve nasıl bir diyet uygulanacağına mutlaka çocuk allerji uzmanı karar vermelidir.

    Besin allerjisinde ilaç tedavisi var mıdır?

    Besin allerjisi tespit edilen çocuklarda bulguların ortaya çıkmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek herhangi bir ilaç yoktur, fakat mevcut belirtilerin düzeltilmesi amacıyla hafif reaksiyonlarda antihistaminik ilaçlar ve kortizon türevi ilaçlar kullanılabilir.

    Besin allerjisinin aşı tedavisi var mıdır?

    Oral immünoterapi (Aşı tedavisi), hastaları besine alıştırmak ve kalıcı tolerans (besin allerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli aralarla artan dozlarda gıdanın ağızdan verilmesidir. Ağızdan besin aşı tedavisi yapılabilen gıdalar süt, yumurta, yer fıstığı, ceviz, kivi ve şeftalidir. Bu tedavi şeklinde amaç çocuğun bağışıklık sistemini reaksiyon verdiği gıdaya alıştırmak ve reaksiyon veremez hale getirmektir.

    Besin allerjisi düzelir mi?

    Besin allerjisinin düzelip düzelmeyeceği hangi besine bağlı allerji olduğu, kaç çeşit gıdaya allerji olduğu, kaç yaşında teşhis konulduğu, teşhis konulduğunda besin allerjisinin şiddeti, egzema, astım veya allerjik nezle ile birlikte olup olmadığına göre değişmektedir. Süt yumurta, soya ve buğdaya karşı oluşan allerjilerin 3 yaşına kadar düzelme şansı yüksekken fıstık, balık ve deniz ürünlerine gelişen allerjilerin düzelme şansı daha düşüktür.

    Aileler Nelere Dikkat Etmelidir?

    Allerjik çocuğu olan ailelerin çocuklarının dışarıda tükettiği her gıdanın içeriğini önceden gözden geçirmesi gerekir. Ağır allerjik tablolar bekleniyorsa ailenin çocuğa uygulaması zorunlu olan hazır epinefrin iğnelerini kullanmayı öğrenmesi gerekmektedir. Bu çocukların sürekli olarak bir çocuk allerji uzmanı kontrolünde kalması, uzun vadede diğer allerjik hastalıkların erken tanısı ve tedavisi açısından gereklidir.