Etiket: Sistem

  • Kronik ağrılı hastalıklar ve gıda duyarlılığı

    Gündelik olarak yediğimiz, doğal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok yiyecek, bedenimizin savunma mekanizmalarını uyararak olumsuz etkiler yaratabilmektedir.


    Gıda Duyarlılığı ve Hastalıklarla İlişkileri

    Gündelik olarak yediğimiz, doğal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok yiyecek, bedenimizin savunma mekanizmalarını uyararak olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Gıda duyarlılığı, belirli besinlerin yeterince sindirilemeyince ortaya çıkan yapıtaşı moleküllerine karşı bedeninizin savunma mekanizmasının uyarılması reaksiyonudur. Bu durum, sürekli aynı, uyarı ile daha da şiddetlenir. Savunma mekanizmasının olumsuz tepkileri “Gıda Duyarlılığı” olarak isimlendirilir ve vücutta birçok kronik(süregelen) şikayetlere neden olur. Gıda duyarlılığı tedavi edilemezse süregelen(kronik) hastalıklar ortaya çıkar. Alerjen uyarılara savunma mekanizmasının verdiği yanıt sonucu bedenimizde çok miktarda zararlı-toksin ortaya çıkar. Bu zararlı toksinlerin temizlenmesi kapasitemizi aşmaya başlar ve vücudumuzda birikir.Biriken zararlı-toksik maddeler dokularda sinir sitemimizi uyararak süregelen ağrı ve kronik hastalıklara neden olur.

    Gıda Duyarlılığı, gıda alerjisi ile karıştırılmamalıdır. Her iki durum da savunma sistemimizin bir tür karşı koyma tepkisidir. Fark, Gıda Duyarlılığına IgG, gıda alerjisine IgE antikorlarının aracılık etmesidir. Gıda alerjisi az kişide ve az sayıda gıdaya karşı görülür. Kısa sürede ciddi şikayetlere neden olur. Alerjinin belirtileri çok hızlı ve alevlenmiş olarak geliştiğinden kişinin kendisi de o gıdaları, dikkat ederse belirleyebilir ve o gıdalardan uzak durur. Örneğin, süte alerjisi olan kişiler, süt içeren gıdayı tükettikten yaklaşık bir saat sonra ciddi solunum sıkıntısına girer, çarpıntı ve terleme buna eşlik eder. Bu durumu bir kere yaşayan kişi o gıdalardan zaten artık uzak durarak bedenini korur.

    Gıda Duyarlılığında yediğimiz yiyeceklerin olumsuz etkisi 8-72 saat arasında çıkmaya başlar. Gün içinde birçok yiyecek yendiği için, yaşanılan sorunun gıdadan kaynaklı olduğu insanların aklına pek gelmez. Gelse de hangi gıdadan olduğunu belirlemesi oldukça zordur. Örneğin, sabah kahvaltıda yumurta yemiş sonra geceye kadar farklı gıdalar tüketmiş birini düşünelim. Gece yatmadan ya da ertesi sabah ortaya çıkmış bir barsak sorununun sebebinin, sabah yemiş olduğu yumurta olduğunu kimse düşünmez. Bu durumu bir hekim dahi ayırt edemez.

    Yiyeceklerin yenmesi sindirilmesi ve zararlı kısımlarının bedenimizden atılması arasındaki süreçte, besinler sürekli bir sindirilme ve parçalanma işlemlerine uğrarlar. İlk olarak ağızda parçalanmaya başlayan besinler, daha sonra mide asitleri ve hareketleri ile belli bir kıvama gelir ve barsağa geçerler. Barsakta, safra kesesi ve pankreastan gelen çeşitli sindirim enzimlerinin etkisiyle bu yiyecekler en küçük parçalara yani yapıtaşı molekülleri olan aminoasitlere kadar ayrıştırılırlar. Sindirilmiş yapıtaşı molekülleri; lenfatik sistem sıvısına ardından toplardamarlardaki kana karışarak karaciğere ulaşır. Karaciğerde işlemlerden geçerek gerekli organlarda kullanılmak üzere vücuda dağıtılırlar.

    Vücudumuzda çeşitli enzimlerin yetersiz veya kalitesinin düşük olması; barsak florasında(yararlı mikroplar) bozukluklar veya diğer barsak hastalıkları, yiyeceklerin barsakta sindirilmesini zorlaştırır. Proteinlerin, aminoasitlere kadar parçalanması engellenmiş olur. Bu aminoasitler lenfatik sisteme ve kana parçalanmadan geçerler. Lenfatik sistem vücudun ilk ve en temel savunma mekanizmasıdır. Bu savunma sistemi, iyi sindirilmemiş yiyeceklere yabancı bir madde gibi davranır ve savunma sistemini harekete geçirerek saldırır.

    Savunma hareketi sonucu bedenimizde ciddi reaksiyonlar ve yan etkiler oluşur. Bedenin savunma maddelerinin kan düzeyleri artar. Bu zararlı-toksik maddelerin bedenimizden uzaklaştırılması yada zararsız hale getirilmesi gerekir. Bu zararlı-toksik maddelerin zararsız hale getirilmesinde başta karaciğer olmak üzere, böbrek, akciğer, cilt büyük görev alır. Ancak sürekli zararlı- toksik madde oluşumu sonucu bu organlarımızın kapasiteleri aşılır. Bu aşılma sonucunda zararlı-toksik madde birikmeye başlar. Bu zararlı-toksik maddelerin birikmesi arttıkça sinir sistemimizi uyararak çeşitli belirtilere neden olurlar. Bu durum, doku ve organ kaybına neden olmadan önce, geleneksel laboratuar ve görüntüleme yöntemleri ile belirlenemediği için anlamlandırılamayan çeşitli şikayetler oluşturur. Halsizlik, yorgunluk, uykusuzluk, sindirimin yavaşlaması, gaz, şişkinlik, reflü gibi kesin tanı konulamayan, yeterince tedavi edilemeyen rahatsızlıklara yol açar.

    Kişinin sindirilemeyen gıdayı, bilmeden sürekli tüketmesi durumunda bu savunma mekanizması ve savunma elemanları, zararlı-toksik madde üretimine devam ederek bedene zarar vermeye başlar. Süregelen, adı konulamayan veya ancak ilerlediğinde tanı konulan birçok kronik hastalık gelişmeye başlar.

    Gıda duyarlılığının, zararlı-toksik maddeler üzerinden süregelen(kronik) rahatsızlıkların oluşmasında büyük bir etken olduğu kabul edilmektedir. Kronik hastalıklar, genel olarak immun sistemin, ilgili gıdalara karşı reaksiyon vermelerinden kaynaklanmaktadır. Kronik hastalıkların, kadınları erkeklere oranla iki kat daha fazla etkilediği tespit edilmiştir. Gıda duyarlılığı kadınlarda daha sık rastlanmakta ve sindirim sisteminde birçok şikayete, hastalığa sebep olmaktadır.

    Bunların başlıcaları; şişmanlık, kilo verememe, irritabl barsak sendromu, barsak gazı, karın şişkinliği, kabızlık, ishal, ağızda yaralar, üst karın ağrıları, mide krampları, reflü, barsakların süregelen hastalıkları, iltihabi barsak hastalıkları, kolitdir.

    Sindirim sistemi dışında ise cilt problemlerine (örn. sivilceler, lekeler, kaşıntı, dermatitler, egzamalar, sedef, cilt alerjileri vs.), sellülit, romatizmal eklem hastalıklarına, romatolojik yumuşak doku hastalıklarına, süregelen farenjite, sık sık nezle gribe yakalanmaya, astım gibi üst solunum yolu mukozası hastalıklarına, sabahları kalkamama, sürekli yorgunluk, depresyon, uyku bozukluklarına, baş ağrısına, migrene ve tedavi edilemeyen ağrılara neden olur.

    Araştırma sonuçları açıkça ortaya koymuştur ki, severek yediğimiz ve organik, doğal, yararlı zannettiğimiz bir gıda, yıllarca bize büyük rahatsızlıklar yaşatmış olabilir.

    Görülüyorki; klasik muayene ve laboratuar-görüntüleme yöntemleri ile hekimler tarafından nedeni ortaya konamayan, sürekli ilaç kullanmamıza sebep olan ve tüm ilaçlara rağmen istenilen düzeyde iyileşmeyen hastalıkların temelinde “Gıda Duyarlılığı”yatabilir.
    “Gıda Duyarlılığı”nın saptanması ve tedavi sürecinin başlaması, nedeni saptanamamış ve sürekli ilaç kullanılması gereken birçok hastalığa iyileşme umudu olmuştur.

    Gıda Duyarlılığı Testleri

    Test için 2-3 ml venöz damardan kan örneğine ihtiyaç duyulmaktadır. Kanda gıdalara karşı oluşmuş Ig G antikor ölçümleri yapılır ve çok sayıda (200-250) gıdaya karşı, vücudumuzun savunma mekanizması tarafından oluşturulmuş antikorlar saptanır. Ig G antikorlar kapiller kanda % 45 oranında kayba uğrarlar, bu nedenle kapiller(parmaktan alınan) kandan yapılan ölçümler % 40 yanılmayla ölçüm yapar. Ölçümlerin venöz kandan yapılması daha dogru sonuçlar vermektedir.

    Gıda duyarlılığı yanında, buna neden olabilecek bozuklukların tespiti önemlidir.Böylece gıda duyarlılığı nedeniyle kısıtlanan beslenme rejimlerinden daha kısa sürelerde ve kalıcı olarak kurtulmak mümkün olmaktadır.

    Özellikle sindirimin yetersizliği ve barsaklardaki flora bozukluğu gıda duyarlılığına neden olmaktadır. Barsaklardaki maya mantarının artmış olması da gıda duyarlılığını arttırmaktadır. Gıda duyarlılığının tedavi edilmemesi, sonuçta; organ bozukluklarına (disfonksiyonlar), metabolik latent asidoz, hormonal disfonksiyon, ağır metal birikimi gibi birçok kronik hastalığa neden olacak sorunlara sebep olmaktadır.

    Gıda duyarlılığının yıllardır devam ettiği düşünülürse; önceden şikayet oluşturmayan durumlar, bedenin çeşitli sistemlerinde bozukluklar yaptıktan sonra şikayetler oluşturmaktadır. Bu, vücudun dokularındaki zararlı-toksik maddelerin yani asiditenin artması sonucunda gelişmektedir. Bunun en belirğin örneği; dokulardaki asiditenin artması sonucunda, teşhisin zor konulduğu ve yeterince tedavi edilemeyen romatizmal ağrılı kas-eklem-iskelet sistemi hastalıklarının ortaya çıkmasıdır.

    Bazı hormonal bozuklukların temelinde de gıda duyarlılığı yatabilmektedir. Mutluluk hormonu olarak da bilinen Serotonin'in %70'i barsaklardan salgılanmaktadır. Gıda duyarlılığı durumunda Serotonin yeterince salgılanamamaktadır. Hormon düzeyleri yeterli olmasına rağmen hormonların hücre üzerindeki algılayıcılarının azlığı veya bozukluğu da hormonal bozukluk şikayetlerine sebebiyet verdiği, araştırmalarla ortaya konmuştur. Hormonal disfonksiyonlar ilk olarak kronik yorgunluk sendromu olarak isimlendirilen sürekli bir yorgunluk, halsizlik, mutsuzluk, alınganlık şikayetleriyle karakterize tabloyu oluşturmaktadır. Bu hastalık şikayetleri üzerine serotonin hormonunun etkisi çok büyüktür. Gıda duyarlılığı yaşayan bir barsakta serotonin salgılanması bozulmaktadır.

    Modern yaşam içinde sadece besinleri değil besinlerle birlikte kimyasalları da yiyeceklerle alıyoruz. Bu kimyasal maddeler içinde bedenimizin tanımadığı ve baş edemediği moleküler yapıtaşları vardır. Bu zararlı yapıtaşları bedenimiz tarafından tanınamadığı için zararsız hale getirilememekte ve atılamamaktadır. Bu durumda bu maddeler bedenimize zarar verir duruma gelmektedir. Bu yapıtaşı moleküllerin arasında bedenimize en çok zarar veren kimyasalların başında; ağır metaller gelmektedir. Ağır metaller nefes ile solunum yolundan veya aşılar-ilaçlar yoluyla tedavi amaçlı bedenimize girmektedir. Bedenimize yabancı olarak dışarıdan giren, savunma sistemimizin tanımadığı ve baş edemediği bu ağır metaller, dokularımızda birikmektedir. Bu metal birikmeleri, klasik muayene veya laboratuar-görüntüleme teknikleri ile saptanamaz.

    Ağır metal birikmeleri açıklanamayan ve başta kanser olmak üzere yeterince tedavi edilemeyen birçok hastalığın ortaya çıkmasına sebep olur. Yapılan yoğun, ağır ilaç ve büyük cerrahi operasyonlara rağmen, hastalıklar durdurulamaz. Oysa hastalığa ve tedavilerin başarısızlığına sebep olan, dokulara çökmüş ağır metaller olabilmektedir. Ağır metal yüklenmesi gıda duyarlılığına da neden olabilmektedir. Özellikle katkı maddeli, işlenmiş ve paketlenmiş gıdalarda çok miktardaki zararlı-toksik maddelere ilave olarak ağır metallerde yer almaktadır. Bunların dikkatli tüketilmesinde yarar vardır.

    Sonuçolarak herhangi bir “Gıda Duyarlılığı Testi” ile sadece gıda duyarlılığını saptayıp beslenme rejimlerini belirleyebilirsiniz. Ancak beslenme planı bozulduğunda şikayetler tekrar olabilmektedir. Bu durumda beslenme planına çok uzun süre devam etmek gerekmektedir.Oysa gıda duyarlılığına sebep olan nedenleri de tespit etmek ve tedavi etmek gerekmektedir.Beslenme planınızın yanında, nedenlerin tedavisi ile sağlığınıza daha kısa sürede ve kalıcı olarak kavuşabilirsiniz. Gıda duyarlılığında, temel nedenin tedavisinin sağlanması ile de beslenme planlarının kullanımı 3-6 ay süreden sonra tamamen bırakılabilecektir.

    Gıda duyarlılığı testlerindeki gıda sayısının 200-250 düzeylerinde olması, besin planlarının daha kolay yapılabilmesini sağlayacaktır. Sonuçta bu durum beslenme planına uyumu artırarak tedavi başarısını da arttırmaktadır. Gıda duyarlılığı tedavisinde beslenme planı kadar gıda duyarlılığına neden olan etkenlerin ortadan kaldırılması da gerekmektedir.

    Günümüzde kullanılan check-up olarak yaptırdığımız geleneksel laboratuvar ve görüntüleme testleri organlarımızda ciddi hücre, doku hasarı olduğunda gösterebilmektedir. Bu durumlarda organı veya hücreleri kurtarmak çok zor olmakta, sürekli ilaç kullanmak zorunda kalınmaktadır.

    Oysa, gıda duyarlılık testleri gibi özel testlerle organlardaki bozuklukların düzeltilebilir düzeyde saptanması sağlanmış olmaktadır. Böylece hastalık oluşmadan önlemler alınmış, korunma sağlanmış olacaktır.

    Gıda Duyarlılığı ve Ağrılı Kronik Hastalıklar

    Gıda duyarlılığı sonucu oluşan savunma(immün) sisteminin elemanları, dokularımızda ciddi enflamasyonlara ve zararlı-toksik madde birikimine neden olur.Böylece zaman içinde immün sistem kaynaklı enflamatuvar hastalıklara davetiye çıkarırlar. İmmün enflamatuvar hastalıkların tanısı ise oldukça zordur. Tanısı konduktan sonraki süreçte geleneksel tıp nedene yönelik tedaviler yerine, immün sisteminizi baskılayacak tedaviler uygulamaktadır.

    Bu hastalıkların tanıları konana kadar geçen sürede bedenimiz durumunun bozukluğunu bize çeşitli şikayet ve ağrılı durumlarla anlatmaya çalışır. Biz bedenimizi dinlemez, nedene yönelik tedavilerimizi yaptıramazsak adı konulamayan; sürekli ilaç kullanmak zorunda kaldığımız ağrılı hastalıklarla yaşamaya başlarız.

    Tedavilerimiz nedene yönelik olarak yapılmaz immün sistemin tepkilerini baskılama yoluyla yapılmaya çalışılırsa başarısızlık kaçınılmaz olacaktır. Bir süre geçici olarak şikayetler azalacak ama hiçbir zaman geçmeyecektir. Bir süre sonra daha güçlü baskılayıcı ilaçlar kullanmak zorunda kalınacaktır. Ancak tedavilere rağmen hiçbir zaman istenilen düzeyde bir rahatlık sağlanamamaktadır.

    Oysa alerjik zeminde gelişen otoimmün hastalıkların temelinde dokularımızda biriken reaksiyonlar sonucu oluşan zararlı-toksik maddelerin birikmesi vardır.Bu zararlı-toksik maddelerin dokudan ve vücudumuzdan uzaklaştırılmadan tedavi olunması mümkün değildir.Tabiî ki, öncelikle toksin oluşumlarının durdurulması esas olacaktır. Sonraki dönemdebu toksinlerin uzaklaştırılmasına yönelik tedaviler uygulanmalıdır.

    Nedene yönelik tedavi olmadığımız sürece, romatizmal ağrılı hastalıklarla hareket edemez hale geliriz. Sonuçta, çeşitli ameliyatlarla ve platin-protez uygulamalarıyla ayakta kalmaya çalışırız. Ancak hiçbir zaman ağrılarımızdan kurtulamaz, ağrılarla yaşamaya devam etmek zorunda kalırız.

  • Akupunktur ve tedavi yöntemleri

    AKUPUNKTUR NEDİR?

    1.Ağrı kesici etkisi (Analjezik)
    2.Vücutta dengeyi sağlayıcı etki (Bio Regülatör)
    3.Rahatlatıcı, sıkıntı giderici etki (Sedasyon ve Psikolojik)
    4.Vücudun bağışıklık sistemini ve direncini arttırıcı etki (İmmü Stimülan)
    5.Motor tamir etki (Felçli hastalarda)
    özellikleri olan ÇİN’de 5000 yıldan beri uygulanan ve hiçbir yan etkisi olmayan doğal bir tedavi yöntemidir.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ UYGULANAN HASTALIKLAR
    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafında Akupunktur yapılması öngörülen başlıca hastalıklar.
    1.Şişmanlık
    2.Sigara alışkanlığı
    3.Migren ve gerilim baş ağrıları
    4.Romatizmal hastalıklar ve ağrılı sendromlar
    •Boyun, omuz, bel ve bacak ağrıları, siyatik
    •Boyun fıtığı
    •Artoz (kireçleme)
    5.Trigeminus nevraljisi
    6.Yüz felci
    7.Beyin felci
    8.Bronşit,Bronşial Astma Kr.Sinüzit ve rinit
    9.Alerjik hastalıklar
    10.Gastro-Intestinal sistem hastalıkları
    •Gastrit, Peptik ülser
    •Spastik Kolon
    •Kabızlık, ishal
    11.Ürogenital sistem hastalıkları
    •Ağrılı ve düzensiz adet görme
    •Menapoz şikayetleri
    •Kadın ve Erkekte kısırlık
    12.Psiko-somatik hastalıklar
    •Uyku bozukluğu, Depresyon, Stres
    •İlaç, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı

    ve değişik hastalıklarda tedavi olanağı…

    BİLGİSAYARLI AKUPUNKTUR SİSTEMİ İLE TEŞHİŞ VE TEDAVİ

    Nörofonksiyonel bir ölçüm, teşhis ve tedavi programıdır.12 çift Akupunktur meridyeninde ölçümler yapılarak, vücudumuzun genel durumu, hastalıkları, tedavi programı ve akupunktur tedavi prensiplerini bize gösterir.

    PROLOTERAPİ

    Zayıflamış, eski işlevini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için proliferant ( hücre ve dokuların iyileşmesini sağlayan )solüsyonların enjeksiyonu ile karakterize vücudun kendi kendini tamir etme yeteneğini ortaya çıkaran akut ve kronik kas iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan bir yöntemdir.

    NÖRALTERAPİ

    Vejetatif sinir sisteminin regülasyonu esasına dayanan vücudumuzdaki belirli noktaların lokal anestezik solüsyon enjeksiyonu ile uyarılması sonucu tedavi edici özelliği ortaya çıkan bir yöntemdir.

    YORK TEST (Gıda İntoleransı Testi)

    SİNGLET OKSİJEN TEDAVİSİ (Air Energy)

    CİLT GENÇLEŞTİRME ve YENİLEME UYGULAMALARI

    -Mezolift (Catherine Deneuve sistem yüz gençleştirme)

    -P.R.P (Kök hücre tedavisi ile yüz ve vücut gençleştirme ve Saç dökülme tedavisi

    -Endopeel doğal gençleşmenin yolu,yüz ve vücut uygulamaları

    -Botox ile kırışıklık tedavisi

    -Dolgu maddeleri ile kırışıklık tedavisi

    -Lighteyes ile göz altı kırışıklık torbalanma ve morluk tedavisi

    -Lipoliz ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    -Mezoterapi ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    -Mezoterapi ile saç dökülme tedavisi

    -Karbondioksit (Karboksiterapi) tedavisi ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    -Ultrason ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    ŞİŞMANLIK TEDAVİSİ

    Zayıflama tedavisinde akupunktur tokluk hissi verir, midede kazınmayı önler metabolizmayı düzene soktuğu için halsizlik ve bitkinlik hissedilmez acıktığımız zaman ki sinirlilik el, ayak titremesini önler, açlık baş ağrısı yaşanmaz, kan şekerinin düşmesini önler ve tansiyon düşüklüğü, yüksekliği gibi belirtileri ortadan kaldırır.
    Bu etkileri hisseden bir kişinin diyet yapması ve günlük yürüyüşlerle hareketini artırması ile kilo vermeyi işkence olmaktan çıkarır kişiye rahat ve kolay bir zayıflama sağlar.
    Merkezimizde şişmanlık tedavisinde iğne kullanılmadan kulak akupunkturu uygulanmaktadır. Kulakta tespit edilen noktalar laserle uyarılarak, bitki tohumları ile bu uyarı sürekli hale getirilerek iğnesiz, ağrısız, acısız bir yöntem uygulanır.

    SİGARA BIRAKMA TEDAVİSİ
    Sigara bırakma tedavisinde yine kulak akupunkturu ile aynı yöntemle uygulanır ve kişinin sigaraya olan isteği azaltılır. Sigaranın tadı bozulur ve sigara içilmediği zaman ortaya çıkan sinirlilik, el, ayak titremesi ve yoksunluk belirtileri ortadan kaldırılarak tek seansta sigarayı bırakması sağlanır.

  • Çağımızın hastalığı stres

    Stres çağımızın en temel problemlerinden biri olup, bir çok sağlık sorunlarına ve hastalığa sebep olmaktadır.
    Yaşadığımız koşulları göz önüne koyduğumuzda strese neden olan yapıları ortadan kaldırmak mümkün değildir. Eğer yaşam koşullarınızı değiştiremiyor iseniz tedavi desteği almak en doğru karar olacaktır.Alacağınız desteğin yan etkisi olmaması ve vücut enerjisini kullanarak yani kendi eczanesini kullanarak tedavi olmak en tercih edilen yöntemdir.
    Akupunktur vücudumuzda regüle edici yani dengeleyici bir tedavi yöntemidir.
    Stres oluşturan uyaranlar limbik sistemimiz tarafından algılanıp yorumlandıktan sonra bedenin vereceği cevap düzenlenir. Kalbimizin çalışma düzeni, sindirim sistemimizin çalışma ritmi, hormonlarımızın salgı duzenleri bu sistemin etkilediği yaşamsal fonksiyonlardır. Limbik sistem aldığı olumsuz uyaranlara göre vücudun fonksiyonlarını dengeleyerek sağlıklılığın devamını sağlamaya çalışır. Bununla birlikte çok uzun süren veya çok kuvvetli (deprem,iş kaybı, çok yakınlarımızın ani kaybı vb.) olumsuz uyaranlarla karşılaştığında limbik sistem görevini yapamaz hale gelebilir. Bunun sonucu ise kabızlık, adet düzensizliği, irritabl kolon, gerilim tipi baş ağrısı vb. fonksiyonel bozukluklara bağlı hastalıklar ortaya çıkar.Akupunktur serotonin ve endorfin düzeylerinde artış ve regüle edici etki nedeniyle daha mutlu olması ayrıca vücudumuzun immun sistem direncinde artış sağlar.
    Akupunktur dejenere olmuş bozulmuş doku ve organlarda rejeneratif etkisi ile yenilenme sağlar.Yani kişiyi gençleştirir.
    Akupunktur limbik sistemi regüle ederek strese daha dayanıklı hale getirir.
    Bunun sonucu yaşamsal fonksiyonlarımızı dengelenerek hastalıkların ortaya çıkması engellenir.Yeter ki siz isteyin…

  • Bilimsel bir tedavi yöntemi; akupunktur

    Akupunktur ; üçbin yıldan beri insan sağlığı için uygulanan ve son yıllarda batı da yapılan yoğun araştırmalar sonucunda gittikçe yaygınlaşan bilimsel bir tedavi yöntemidir.
    Akupunktur, iğne, laser, v.b. uyaranların vücut üzerinde tanımlanmış akupunktur noktalarına uygulanması ile limbik sistemi* düzenleyip, otonom sinir sisteminin simpatetik ve parasimpatetik bölümleri arasındaki dengeyi kurarak organizmanın sağlığa kavuşmasını sağlar.
    Akupunktur ülkemizde Sağlik Bakanlığı’nca 29 Mayıs 1991 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Akupunktur yönetmeliği ile uygulama alanı ve uygulama kuralları belirlenen bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir. Yine Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Akupunktur Üst Komisyonun tıp fakülteleri ve diğer hastanelerde Akupunktur uygulama birimlerinin kurulması önerileri çerçevesinde yapılan çalışmalar sonucunda İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı’na bağlı Akupunktur Araştırma ve Uygulama Birimi oluşturulmuştur.
    Dünya Sağlık Örgütü yayınlamakta olduğu derginin 1979 Aralık sayısını, Akupunktur özel sayısı olarak çıkarmış ve birçok araştırma sonucunda saptanmış Akupunktur ile tedavi edilebilen hastalıkların listesini yayınlamıştır. Bu semptomlar ve hastalıklar şunlardır: Stres, obezite (şişmanlık), aşırı zayıflık, bağımlılıklar (sigara, alkol), başağrıları, boyun fıtığı, bel fıtığı, kas ağrıları, alerjik nezle, alerjik astım, sinüzit, spastik kolit, kronik kabızlık, ishal, gece işemesi, yüz felci, trigeminal nevralji (yüz ağrısı), intercostal nevralji, zona, ürtiker, histeri, impotans, cinsel soğukluk, adet düzensizliği, lokal saç dökülmesi, gastrit, hıçkırık, esansiyel hipertansiyon, hipotansiyon, dirsek, boyun, omuz, kol ağrıları, artroz (eklem kireçlenmeleri).
    Stres çağımızın en temel problemlerinden biri olup, bir çok sağlık problemine de sebep olmaktadır. Yaşadığımız koşulları göz önüne koyduğumuzda strese neden olan yapıları ortadan kaldırmanın mümkün olmadığı kolayca anlaşılabilir. Bununla birlikte haftada bir kere uygulanan Akupunktur’la kişi strese daha dayanıklı hale getirilebilir. Yoğun stresin neden olduğu en büyük problemlerden biri sık yaşanan başağrısı krizleridir. Başağrısı nedeni ile ortaya yoğun bir işgücü kaybı çıkmaktadır. Akupunktur ile bu şikayetler büyük oranda ortadan kaldırılmakta hastanın yaşam kalitesi yükseltilmektedir. Böylece iş gücü kaybının da önüne geçilmektedir.
    Yine özellikle kadınların büyük çoğunluğunun sorunu olan kronik kabızlık Akupunktur ile tedavi edilebilmektedir. Ülkemizde yeterli eğitimin yapılamaması , konuşulması bile yakın zamana kadar tabu olan cinsel problemler oldukça yaygın sağlık problemlerinin arasında yer almaktadır. Cinsel davranış limbik sistemimizin kontrolünde olan önemli bir fonksiyonumuzdur. Sürekli olumsuz uyaranlarla limbik sistemde oluşacak düzensizlik bu problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Tedavi etme mantığının temelinde limbik sistemin düzene sokulması bulunan Akupunktur cinsel problemlerin giderilmesinde de önemli rol üstlenmektedir.
    Obezite (şişmanlık) Akupunktur’un en yaygın kullanıldığı problemlerin başında gelmektedir. Zayıflamak için kimi zaman mucize bir yöntem olarak sunulan Akupunktur’a kimi zaman da bu listelere uyarsam ben zaten kilo veririm Akupunktur’a ne gerek var? şeklinde yaklaşılmaktadır. Her iki yaklaşımda önemli hatalar içermektedir. Bir yandan Akupunktur bir mucize değildir. Öte yandan ise obezite ile boğuşmak zorunda olan hastaya davranış değişikliğinin yerleşmesi gereken başlangıç aşamasında Akupunktur’un katkıları göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Akupunktur, her şeyden önce sindirim sisteminizin daha düzenli çalışmasını sağlayacak örneğin kabızlık probleminiz varsa bunu giderecek, midenizde ekşime yanma veya hazımsızlık varsa bunları ortadan kaldıracaktır. Akupunktur, yaşamınızda halen var olan ve böyle ciddi bir davranış değişikliği sırasında oluşacak olan stresi giderecek, kendinizi her zaman olduğundan daha sakin ve rahat hissetmenizi sağlayacaktır. Bu da size bazı davranışlarınızı yeniden gözden geçirip değiştirebilmeniz için imkan verecektir. Akupunktur, bu süreçte doğal olarak aldığınız gıda miktarı düşeceğinden beklenen açlık duygusu, mide kazıntısı ve halsizlik şikayetlerini giderecektir. Akupunktur, sıkça rastlanılan hekim kontrolü dışında yapılan sıkı diyetlerle kilo alıp vermeler sonucunda veya bir başka nedenle yavaşlayan metabolizmanın hızlanmasını sağlayacaktır. Akupunktur bu problemleri giderirken hastanın yapacağı; haftada bir sefer Akupunktur tedavisine düzenli gitmek ve hekiminin önerilerine uyarak sağlıklı bir şekilde kilo verirken beslenme ile ilgili yanlış davranışlarını kalıcı bir şekilde değiştirerek yaşam boyu sürecek doğru alışkanlıkları edinmekten başka bir şey olmayacaktır.
    Akupunktur ile sigara bırakma tedavisinde ise amaç hastanın sigara içmediği sürecin başlangıcında ortaya çıkan yoksunluk sendromunu ortadan kaldırmaktır. Sigarayı bırakan kişi yemeğe saldırabilir, baş ağrıları çekebilir, işine konsantre olamayabilir, aşırı stresli olup en küçük uyarılara aşırı tepkiler verebilir veya bunlara benzer değişik durumlar ortaya çıkabilir işte Akupunktur tüm bu problemlerin ortaya çıkmasını engelleyecek ya da ortaya çıkanları giderecektir. Hastaya düşende uzanıp sigara almamak, Akupunktur etkisini sınamaya kalkmamak , Akupunktur’un yardımını kabul etmektir. Çünkü Akupunktur’un asıl etkisi sigara içilmediğinde ortaya çıkacaktır. Hasta kendini daha huzurlu hissedecek, yemeğe saldırmayacak, boşluk hissi rahatsız edici olmayacaktır. Akupunktur tedavisinden sonra sigarayı bırakmış kişinin tekrar sigara içmeye başlama riski ise hiç sigara içmemiş bir insanın sigaraya başlama riski ile eşittir.
    Akupunktur eğitimi almış kişiler tarafından uygulandığında tanımlanmış hiçbir yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle hastaların başvurdukları akupunkturistin Sağlık Bakanlığı tarafından akupunktur eğitiminin onaylandığını gösteren belgesinin olup olmadığını öğrenmeleri akupunkturun ülkemizde standartlarının yükselmesini sağlayacağı ve en sağlıklı oto kontrolü oluşturacağı da açıktır. Sonuç olarak akupunktur tıbba alternatif bir tedavi yöntemi değildir. Diğer bilim dalları gibi tıbbın bir komponenti olmaya aday bilimsel bir tedavi yöntemidir.
    LİMBİK SİSTEM: Beynimizde geniş bir kortikal alanı kaplayan ve dışarıdan gelen tüm psişik uyaranlara ( kötü söz , iyi söz, taktir , tehlike hali vb. gibi) vücudun vereceği tepkileri (kalp hızımızın ayarı, bağırsaklarımızın hareketi , salgılarımızın durumu, damarlarımızın genişleyip daraltılması vb. gibi) oluşturan, kontrol eden sistem

  • Nöralterapi nedir, nasıl etkili olur?

    Nöralterapi nedir, nasıl etkili olur?

    Nöralterapi, 1920’li yıllarda ‘’Huneke ‘’isimli tıp doktoru iki kardeşin eskiden uygulanan ama unutulmaya başlanan bir metodu bir hastalarında tekrar kullanmak istemeleri ve iyi sonuç alınca da bunu geliştirmeleri ile tekrar gündeme gelmiştir.

    Vücudun Regülasyonunu sağlamak amacıyla. belirli noktalara veya alanlara lokal anestezik enjeksiyonu ile yapılan bir tedavidir. Bu Regülasyonun oluşturulmasında vücudu çok geniş bir ağ ile saran vejetatif sinir sisteminin mükemmel organizasyonu çok önemli rol oynar ve etki mekanizması da bu sistem üzerinden açıklanmaktadır. Vegetatif ( Otonom ) sinir sistemi vücudumuzda çok geniş bir elektriksel ağ yapısı ( network ) içindedir. Bu sistem birbirinden farklı ancak birbiri ile uyumlu çalışan sempatik ve parasempatik sistem adı verilen iki farklı bölümden oluşur.

    VSS veya nörovejetatif sistem, bedenimizdeki tüm yaşamsal faaliyetleri kontrol eder; Solunum, Dolaşım, Sindirim, Hormonal Regülasyon, Metabolizmanın Regülasyonu yani kısaca “Homeostazis” in ( iç dengenin ) sağlanmasından sorumludur.

    Nöro-Vejetatif sistem her türlü uyarıyı hafızasına kaydeder ve eğer bu problem ile vücut başa çıkamamışsa yıllarca vücutta değişik şikayetlere neden olur. Vücudun her noktasının bu sistem aracılığıyla oluşan refleks yollar nedeniyle bağlantıları vardır. Bütün nörovejetatif sistem fonksiyonları selüler, nöral ve hormonal düzenleyici mekanizmaların aralarındaki ayarlamalar sonucu gerçekleşmektedir.

    Bu mekanizmaların sadece birinde oluşacak herhangi bir aksama, eğer vücut bununla baş edememişse zaman içinde bütün sistemin fonksiyonel düzensizliği ile sonuçlanacaktır. Yani hastalık yalnızca bir organı değil, bütün vücudu etkileyecektir

    Tedavi amacıyla Lokal Anesteziğin vücutta belli noktalara uygulanmasından sonra iyileşmenin saniyeler içinde ortaya çıkması yani lokal anesteziğin kana karışması ve emiliminden çok önce ortaya çıkması, bize sistemdeki elektriksel iletişimin varlığını gösterir. Böyle hızlı bir iletiyi sadece Vegetatif Sinir Sistemi gerçekleştirebilir ve bu kimyasal bir etkiden çok fiziksel bir etkidir. Vegetatif Sinir Sistemi lifleri 500.000 km. uzunluğunda bir ağa sahiptir ve 25 milyar sinir hücresi ile işlev görmektedir. Bu nedene yıllardır çözülemeyen sorunların vejetatif sinir sisteminin regülasyonu ile çözülebilmesi mümkün olmaktadır.

    Bozuk segmental dokuya lokal anestetik ile yapılan enjeksiyonlar iki önemli etki yaratırlar. Patolojik refleks yolları ortadan kaldırır ve aynı zamanda bozuk hücre membranını doğru potansiyele repolarize ederek, vejetatif fonksiyonları normal hale getirmeye yarar.

    Nöralterapi’nin önemli bir bölümünü oluşturan Segment Tedavisi sadece Dermatomu değil o seviyede bulunan Visserotom, Myotom, Osteotom gibi yapıları ilgilendirir.. Stimulus spinal kord yolu ile periferden, respectif segmentle assosiye olmuş organa ulaşır , ya da organdan spinal kord yolu ile diğer organa ulaşır. Bu oluşumların sadece birinde oluşacak herhangi bir bozukluk diğer sistemlerinde fonksiyonel düzensizliği ile sonuçlanacaktır. Ve bu uyarı sadece o segmentle sınırlı kalmayıp daha uzak segmentlere de ulaşabilecektir.

    Çeşitli patolojik uyaranlar hücre ya da hücre duvarına değil sempatik sinir liflerine etki etmektedir.Burada özellikle perivasküler sempatik lifler önemlidir.Hastalık bulgu vermeden önce VSS’de ve lenfatik dolaşımda değişmeler başlar. Hücrelerarası bağ doku ve ekstra- sellüler sıvıdan oluşan Temel Madde de değişimler olmaya başlar ve buradaki serbest sinir uçları ve proteoglikan, konnektin , elastin gibi yapılar da ilk patolojik değişmeler başlar. Bu bulguları Pischinger ve daha sonra da H.Heine geliştirmiş ve “Grund System Teorisi” olarak adlandırmıştır.

    Günümüz insanının reaksiyon ve regülasyon kapasitesi devamlı olarak değişmektedir. Stres, elektro smog, dengesiz beslenme, bedensel aktivite eksikliği çevre ve yaşam kalitesini bozan etkenler ve jeo patojen bozukluklar, ağır metaller, gıda katkıları vb. bozucu odak veya bozucu alanların oluşmasını kolaylaştıran faktörlerdir. Bozucu alan veya odakların ortaya çıkmasında bireyin immun sisteminin önemli rolü vardır. Değişen çevre şartları yaşayan bütün organizmaları aynı oranda etkilemekte ve bunun sonucunda bilinen tedavilere direnç gelişiminde artış ortaya çıkmaktadır. Yapılan çalışmalara göre, günümüzde Bozucu Alanlardan kaynaklanan hastalıkların oranı %30 civarındadır.

    Nöralterapide anamnez çok önemlidir. Hastanın anamnezini alırken şikayetlerin başlangıcı ve hastanın yaşadığı çeşitli olaylar, geçirdiği hastalıklar ve cerrahi müdahaleler arasında zamansal bağlantı kurmak çok önem taşır. Bu nedenle geniş kapsamlı bir anamnez alınmalı ve not edilmelidir. Daha sonra fizik muayeneye geçildiğinde anamnezin özelliklerine göre muayene yönlendirilebilir. Muayene sırasında anamnezin daha derinleştirilmesi gerekebilir. Bu gözlemler sonucunda tedaviye geçilir, ancak birkaç seans sonrası hastanın durumunda hiç iyileşme olmuyorsa tekrar anamnez ve muayeneye geri dönülür ve olası bir bozucu alan aranır. Bu kapsamda bozucu alanların büyük kısmından sorumlu olan diş-çene kompleksi, tonsil ve sinüsleri unutmamak gerekir.

    Sağlıklı bir Nörovegetatif sisteme sahip olmak sağlıklı ve kaliteli bir yaşam ile eşdeğerdir. Hastalıklar oluşmadan önce uygulanan Nöralterapi protokolleri sadece organların değil hücrelerin sağlığını dahi olumlu etkileyecektir. Bu nedenle Nöralterapi aynı zamanda Koruyucu Tıbbın en önemli unsurudur. Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı sağlığın korunmasından geçer.

    Dr. Demet Erdoğan