Etiket: Sinir

  • İnatçı ağrılar modern yöntemlerle son buluyor

    Migren atağı, adet sancısı, bel, boyun ve kas ağrıları… 3 aydan fazla süren ve “kronik” olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşıyor.

    Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerektirir. Ayrıntılı muayene sonrasında uzman doktor tarafından hasta için en uygun tedavi yöntemi seçilir. Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de gerçekleştirilmektedir. Bu hastalık grupları şu şekilde sıralanmaktadır:

    Migren ve diğer baş ağrıları,

    Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar,

    Kemik erimesine bağlı ağrılar,

    Kanser hastalarında görülen ağrılar,

    Felçlere bağlı ağrılar,

    Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar

    Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar,

    Sinir ve kas kökenli ağrılar,

    Omurilik kanalının daralmasına bağlı ağrılar,

    Damarsal dolaşım bozukluğuna bağlı ağrılar,

    Şeker hastalığına bağlı polinöropatiler

    Ağrının kaynağına iniliyor

    Hastanın ayrıntılı öyküsü alınarak geçmişte yaşadığı tüm ağrı deneyimleri, geçirdiği ameliyatları, yaşadığı travmalar dinlenir ve not edilir. Hastanın şikayeti ile geçmişte yaşadığı sorunların sinirsel, fonksiyonel ve zamansal olarak bağlantıları tespit edilir. Tedavi ayrıntılı muayene ve hikaye ile belirlenir. Ağrı tedavilerinde sorunlu bölgedeki kas gruplarına, yara izlerine, omurga eklemlerine ve sinir düğümlerine (ganglion) uygulanan enjeksiyonlar birbiriyle kombine edilebilir.

    Özel tedavi yöntemleri uygulanıyor

    Tedaviye dirençli olgularda uygulanan serum tedavileri, kineziterapi adı verilen hareketle tedavi yöntemi ve manuel tıp teknikleriyle başarı şansı artmaktadır.

    Uygulanan enjeksiyon teknikleri genellikle nöralterapi ile birlikte gerçekleştirilir. Nöralterapi; fiziksel kimyasal, hormonal, olarak ya da toksinler ve mikroorganizmalar travmalar ile bozulmuş olan beden fonksiyonlarını lokal anestezik ilaçlar kullanılarak otonom sinir sisteminin uyarılması ve beden fonksiyonlarının yeniden normale dönmesiyle gerçekleştirilen bir tedavi modelidir. Ağrıyan bölge içinde kalan organlar, kaslar, fonksiyonel ve yapısal bozukluklar, dolaşım bozuklukları, lenf sisteminin yetersiz çalışması sonucu oluşan ödem tedaviye dahil edilir hastanın uyku bozuklukları ve barsak düzeni de incelenir ve düzenlenir. Ağrı öğrenilen bir olaydır; bir travma yaşadığımızı unutabiliriz ama sinir sistemi bunu kaydeder ve zaman içinde mekanik psikolojik ve fizyolojik travmalar sonucu ağrı sinyalleri oluşmaya başlar. Eğer vücut bunun üstesinden gelirse kişi yaşamına devam eder ama çözemezse kronik uyarı sonucu klinik ağrı oluşur, uyarının devam etmesiyle fonksiyonel bozukluklar oluşur ve kronik bir süreç başlar. Ağrı vücudumuzun bize gönderdiği bir tür yardım çağrısıdır.

    Ağrıyı kulaktan dolma bilgilerle geçirmeye çalışmayın

    Her beden ve yaşam farklıdır, başka birine iyi gelen ilaç ya da tedavi her kişide aynı sonucu vermemektedir. Tedaviler her zaman kişiye özel olmalıdır ve alanında uzman doktorlar tarafından kapsamlı bir inceleme sonunda bir algoritma yapılmalıdır.

  • Bel ağrısı ile yaşamak zorunda değilsiniz

    Günümüzde her 10 kişiden 8’inin, hayatı boyunca en az bir kez etkilendiği bel ağrıları, özellikle ağır işlerde çalışan ve uzun süre masa başında oturmak zorunda kalanları daha fazla etkiliyor.

    Bel ağrısının en sık görülen nedenleri nelerdir?

    Bel ağrısının birçok sebebi vardır. Bel ağrısının en yaygın sebebi kas-iskelet sistemi kaynaklıdır. Kas-iskelet sistem kaynaklı bozukluklarda ağrının kaynağı omurgayı destekleyen kas, tendon (kiriş) ve ligaman (bağ)’lardır. Bu rahatsızlık “strain/sprain” şeklinde adlandırılır ve toplumda yaygın olarak “belde zorlanma/incinme” diye bilinir. Bel ağrısına neden olan diğer bozukluklar sıklıkla omurganın normal yapısında bulunan disk veya faset eklemlerle ilgilidir. Disk, omurlar arasında bulunan yastıkçıklardır. Faset eklemler ise omurgayı oluşturan kemiklerin her iki yanında bulunan küçük eklemlere verilen isimdir. Bu rahatsızlıklar ise genellikle “diskojenik ağrı”, “dejeneratif disk hastalığı” veya “omurganın osteoartriti (kireçlenme)” olarak adlandırılır.Bel ağrısına neden olan diğer hastalıklar şunlardır: Travma, tümör/kanser, infeksiyon, doğumsal bozukluklar, kalıtsal hastalıklar, kas ve sinir kaynaklı ve psikojenik rahatsızlıklar. Ayrıca vücudun başka bir bölgesindeki problem bel ağrısı şeklinde kendini gösterebilir. Örneğin prostat, mesane, bağırsak gibi iç organ hastalıkları bel ağrısı şeklinde hissedilebilir.

    Siyatik Ağrısı (Siyatalji) Nedir?

    Siyatik sinir, dördüncü ve beşinci bel omurları arasından çıkıp topuklara kadar uzanan vücudun en büyük siniridir. “Siyatalji” ise, bu sinire ait bozukluklarda ortaya çıkan, kalça ve kaba etlerden başlayıp bacak boyunca topuğa kadar yayılan ağrı anlamına gelir. Bu durum genellikle bel ağrısı ile birlikte görülür. Gerçek siyatalji, fıtıklaşmış bir diskin siyatik siniri oluşturan bir dalını basıya uğratması sonucu ortaya çıkar. Sıklıkla hastada bacak ağrısı oluşmadan birkaç gün veya hafta önce gelişen bel ağrısı öyküsü mevcuttur.

    Neden Bel Ağrısı Sık Görülür?

    Bel kısmı vücut ağırlığının büyük çoğunluğunu taşımak durumundadır. Ağır yük kaldırma, dönme, burkulma veya öne-yana eğilme gibi durumlarda omurgayı zorlayan kuvvetler özellikle belin alt bölgesinde yoğunlaşır. Günlük yaşamda yük kaldırma, eğilme vb. aktivitelerden dolayı bel bölgesi siz farkında olmadan pek çok kez travmaya maruz kalır. Omurganın en çok hasarlanan bölümü olması nedeniyle toplumda bel ağrısına sık rastlanmaktadır.

    Bel ağrısı açısından risk altında mıyım?

    • İnşaat işi veya ağır yük kaldırma, defalarca eğilme ve bükülme vb. aktiviteleri gerektiren ya da tüm vücutta titreşime neden olan bir işte çalışıyorsanız (örneğin kamyon şoförlüğü yapmak veya asfalt parçalayıcı aletler kullanmak)
    • Kötü postürünüz (bedenin genel duruşu) varsa,
    • Hamileyseniz,
    • 30 yaşın üstündeyseniz,
    • Sigara içiyor, egzersiz yapmıyor veya aşırı kiloluysanız,
    • Artrit (eklem iltihabı) ya da osteoporozunuz (kemik erimesi) varsa,
    • Stresli ya da depresif yapıdaysanız bel ağrısı açısından risk altındasınız.

    Egzersiz bel ağrısını nasıl engeller?

    Egzersiz ile:

    • Kötü duruş düzeltilebilir,
    • Bel kasları güçlendirilebilir ve esneklik sağlanabilir,
    • Kilo verilebilir,
    • Düşmeler engellenebilir.

    Hangi egzersizler bel ağrısını önlemede etkilidir?

    Bel ve karına yönelik egzersizler önemlidir. Bel ve karın adalelerini güçlendirici ve bel adalelerini gerici egzersizler yapılmalıdır. Bel ağrısı için yüzme en iyi aerobik egzersizdir.

    Bel ağrısından korunmak için başka nelere dikkat etmem gerekir?

    Bel ağrısını engellemek için öncelikle vücut mekaniğine uygun, doğru bir şekilde ağırlık kaldırma ve öne eğilmeyi bilmek gereklidir. Bunun için aşağıdaki önerilere uyunuz:

    • Ağır nesneleri kaldırırken sırtınızı dik ve yükü vücudunuza yakın tutunuz.
    • Yükü kaldırırken belinizi/sırtınızı öne, sağa veya sola bükmeyiniz.
    • Yük ile ayağa kalktığınızda öne doğru eğilmeyiniz.
    • Yerden herhangi hafif bir eşyayı bile mutlaka dizlerinizden çömelerek ve bacaklarınızdan güç alarak kaldırınız.
    • Nesneleri kaldırırken ve indirirken karın kaslarınızı sıkılaştırınız (kasınız).
    • Ağır yük taşırken geniş destek yüzeyi sağlamak için bacaklarınızı birbirinden ayırınız.
    • Şayet yük ağır veya hantal ise birinin yardımı olmadan kaldırmayınız.
    • Ayakta uzun süre durmaktan kaçınınız. Eğer işiniz için ayakta durmak zorundaysanız bir ayağınızın altına küçük bir basamak koymalısınız. Sıklıkla ayak değiştiriniz.
    • Yüksek topuklu ayakkabı giymeyiniz. Yürürken yastıkçıklı tabanlık kullanınız.
    • Oturarak çalışıyorsanız -bilgisayar kullanırken vb.- kullanılan sandalyenin yüksek, sert ve ayarlanabilir bir arkalığı olmasına özen gösteriniz. Sandalyenin arkalığı, beli ve sırtı desteklemelidir. Dik pozisyonda oturmalı, sırt arkaya tam olarak yaslanmalıdır. Ayrıca sandalye etrafında dönebilmeli ve kol desteği olmalıdır.
    • Otururken ayaklarınızın altına küçük bir basamak yerleştirerek dizlerinizin kalçalardan yüksekte olmasına dikkat ediniz.
    • Otururken veya araba sürerken küçük bir yastık veya yuvarlanmış havlu ile belinizi destekleyiniz.
    • Araba kullanırken pedallara kolaylıkla ulaşabileceğiniz şekilde koltuğunuzun yüksekliğini ayarlamalısınız. Eğilmeyi engellemek amacıyla koltuğunuzu olabildiğince öne doğru getiriniz ve direksiyona yakın oturunuz. Eller direksiyon üzerinde 2’ye 10 kala pozisyonda ve dirsekler hafif bükülü durumda tutulmalıdır. Koltuğun açısı beli destekleyecek şekilde olmalıdır. Uzun süreli araç kullanırken, 2 saatte bir mola vermeli, kısa bir yürüyüş ve germe egzersizleri yapmalısınız. Sürüşten hemen sonra ağır nesneler kaldırmayınız.
    • Son zamanlarda yapılan çalışmalar, orta sertlikte zeminde uyumanın sert zeminde uyumaktan daha iyi olduğunu göstermektedir.
    • Kilo veriniz.

    Cerrahi girişime gereksinimim var mı?

    Bel ve bacak ağrısı olan hastaların birçoğunun cerrahi girişime ihtiyacı yoktur. Çünkü ameliyat bu grup hastalıkların yalnızca küçük bir kısmında gereklidir.

    Her bel ağrısı, bel fıtığı anlamına gelir mi?

    Halk arasındaki en önemli yanlışlardan birisi de “bel ağrısı eşittir bel fıtığı” şeklindeki düşüncedir. Daha önce de belirttiğim gibi her bel fıtığında bel ağrısı görülür fakat her bel ağrısı bel fıtığı anlamına gelmez. Zorlamalara veya ani hareketlere bağlı olarak bel kaslarımızda meydana gelen spazm en sık görülen bel ağrısı nedenlerinden birisidir. Bunun dışında, omurlarımız arasında yer alan “disk” dediğimiz yapılar yaş ilerledikçe dejenere olurlar ve içlerindeki su miktarı azalınca bel ağrısına yol açarlar. Ayrıca omurlarımızı birbirine bağlayan “faset” dediğimiz eklemlerden kaynaklanan problemler bel ve kalça ağrılarına yol açarlar.

    Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

    Başlangıç dönemindeki belirti bel ağrısıdır. Dıştaki sert kısmın gerilmesi ve daha sonra yırtılması ile ve aynı dönemdeki iç kısımda ortaya çıkan kimyasal maddelerin etkisiyle küçük sinir uçları uyarılır ve belin orta kısmında, bazen yana yayılan ağrılar başlar. Bel ağrısının bir diğer nedeni de sinir uçlarının uyarılması ile ortaya çıkan bel kaslarındaki spazmdır. Bu dönemde yapılan muayenede bel kaslarının sert olarak ele geldiği ve omurgada düzleşme olduğu anlaşılır. Bu dönemde fıtık dokusu henüz sinire baskı yapmadığı için bacakta ağrı veya uyuşma yoktur. Olay ilerledikçe içteki yumuşak kısım sağda veya solda dışarı doğru kabarır ve son dönemde yırtıktan dışarı çıkar. Tam bu bölgeden geçen ve bacağa giden sinire baskı yapmaya başlar. Bu dönemde hasta belindeki ağrının kalçasına ve bacağına yayıldığından şikayet eder. Beraberinde bacakta uyuşma ve karıncalanmalar başlar. Sinir dokusunun etkilenmesi döneminde yapılan muayenede bacakta güç kaybı ve duyu hissinde azalma fark edilir. Bazı büyük bel fıtığı olan hastalarda idrar kaçırma ortaya çıkabilir. Bazen hastalar şiddetli bacak ağrılarının aniden tamamen geçtiğini fark ettiklerini belirtirler. Bu durum aslında hastanın düşündüğü gibi bir iyileşme değil tam tersi sinirin artık görevini yapamadığını gösteren kötü yönde bir gelişmedir ve yapılan muayenede genellikle beraberinde ayakta tam bir kuvvetsizlik saptanır. Bu durum acil olarak ameliyat edilirse düzelebilir.

    Her fıtık ameliyat edilmeli mi?

    Bel fıtığı hastalarının büyük bir kısmı, sanıldığının aksine, ameliyat gerekmeden diğer tedavi yöntemleri ile iyileşebilirler. Ameliyat edilmesi gereken hastaları şu şekilde sayabiliriz:

    ? Ayağında kuvvet azalması olan hastalar,

    ? Çekilen MR’da bir disk parçasının koparak sinire baskı yaptığının saptandığı hastalar,

    ? İdrar kaçırma şikayeti başlayan hastalar,

    ? Düşük ayak dediğimiz ani kuvvet kaybı olan hastalar.

    PROLOTERAPİ VE BEL AĞRISI…

    Bize ağrı ile başvuran hastaların hemen hemen % 50 ‘ si bel ağrısı şikayetiyle başvuruyor. Bunun yalnızca %1’i operasyon gerektiren bel ağrısı. PROLOTERAPİ İLE BEL AĞRILARINIZDAN KALICI OLARAK KURTULMANIZ MÜMKÜN.

    Unutmayın ağrı ile yaşamak zorunda değilsiniz. Ağrısız günler temennisiyle…

  • Bel kireçlenmesi

    Belde ve boyunda kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Bel ve boyun fıtığında ağrı öne eğilmekle şiddetlenirken, bel ve boyun kireçlenmesinde ise daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraşma, sürekli ağır yük taşıma ve yanlış vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaşam tarzları kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkışmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı şeklinde özetlenebilir.

    Bel ve boyun kireçlenmesinin tedavisinde faset eklem enjeksiyonuve faset eklem medial dal radyofrekansgibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.

    Faset eklemlere ait sinirler vücudunuzun herhangi bir yerindeki kaslarınızın hareketini kontrol etmez, sadece ağrı sinyallerini beyine taşır. Faset eklem medial dal radyofrekans tedavisi bu sinirlerin ağrı iletisinin engellenmesini amaçlar.

  • Boyun kireçlenmesi

    Boyun kireçlenmesi

    Belde ve boyunda kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Bel ve boyun fıtığında ağrı öne eğilmekle şiddetlenirken, bel ve boyun kireçlenmesinde ise daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraşma, sürekli ağır yük taşıma ve yanlış vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaşam tarzları kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkışmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı şeklinde özetlenebilir.

    Boyunda daha çok boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük – hissizlik – yanma – batma, ellerde zayıflık – beceri azalması – uyuşma – karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.

    Bel ve boyun kireçlenmesinin tedavisinde faset eklem enjeksiyonu ve faset eklem medial dal radyofrekans gibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.
    Faset eklemlere ait sinirler vücudunuzun herhangi bir yerindeki kaslarınızın hareketini kontrol etmez, sadece ağrı sinyallerini beyine taşır. Faset eklem medial dal radyofrekans tedavisi bu sinirlerin ağrı iletisinin engellenmesini amaçlar.

    Uygulanan bu girişimsel yöntemler tedavinin sadece bir bölümünü oluştururlar. En az bunlar kadar önemli olan bir başka nokta hastaların tedavi sonrası eğitilmeleridir. Eğitim denilince hastaya verilmesi gereken egzersiz programı ve vücuda doğru davranmak için yapılması ve kaçınılması gereken davranışların öğretilmesi akla gelir. Ancak bu şekilde sağlıklı bir omurgaya sahip olmak mümkün olur.

  • Bel fıtığı,

    Bel fıtığı,

    Ozon İle tedavi!!

    Bel fıtığı, bel ve bacağa yayılan AĞRILARIN başlıca sorumlularındandır. Mekanizma olarak, ya sinirler üzerine mekanik baskı söz konusudur ya da diskin içersinde bulunan nükleus pulpozus dediğimiz jöle kıvamındaki yapıdan salgılanan bazı biyoşimik madelerin etkisi ile oluşan ve bizim inflamasyon dediğimiz hadise başlıca AĞRI kaynağıdır. Özetle:

    1-Mekanik Bası

    2-Enflamasyon

    Bu temel soruna yaklaşım basit ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçların alımından, açık cerrahi ameliyatlara kadar giden bir süreci kapsar. Yeni teknoloji, teknik ve olaya yaklaşım farklılıkları artık açık cerrahi işlemin bel ve boyun fıtıklarındaki yerini oldukça daraltmış bazı kırmızı bayrakları bizim önümüze koymuştur. Yani bu kırmızı bayraklar söz konusu ise ve de diğer yöntemlerden netice alınamamışsa son çare olarak ameliyat( açık cerrahi) önerilmektedir. Nedir bu kırmızı bayraklar;

    a) idrar ve büyük abdestini tutamama

    b) ilerleyici kuvvet kaybının yanında kol ve bacak kaslarında incelmeye başlama

    c) her türlü tedaviye rağmen geçmeyen ağrılar. Eğer bu ağır tablo oluşmuşsa cerrahi girişim sizin için çözümdür.

    Lomber disk cerrahisinde başarı oranı %49 ila %95 arasında ve lomber disk cerrahisi sonrası re-operasyon olasılığı ise %4 ile %15 arasındadır. Bu düşük başarı oranının arkasındaki sebepler ise şunlardır: 1) dural fibrozis, 2) araknoidal adezyonlar, 3) kas ve fasyal fibrozis, 4) ameliyat icin gerekli olan kemik ve ligamentöz yapıların kısmi çıkarılması sonucu oluşan mekanik instabilite ve faset & sacro-iliac eklem fonksiyonu bozukluğuna yol açabilen basının azalması 5) radikülopati, 6) tekrarlayan disk fıtıklaşması. Dolayısıyla, yapısal stabiliteyi sağlayan sinir kök dekompresyonu için daha güvenli alternatif metodlarının araştırılmasına artan bir ilgi bulunmaktadır.

    Güncel Uygulamalar

    Gelelim güncel anlayış ve uygulamalara. Demiştik ki AĞRI kaynağı ya sinire mekanik baskı ya da enflamasyon. Bu gün artık minimal invaziv girişimler başlığı altında bir çok yeni metod uygulanmaktadır. Nükleoplasti, nükleotomi, LASER, IDET bunlardan hemen akla gelenlerdir.Bu teknikler daha çok mekanik baskıyı azaltmaya yönelik girişimler olup % 70-90 arası sizi fıtık probleminizden kurtarır.

    Enjeksiyon tedavisi dediğimiz sinir çevresine kortizon verilmesi de esas nedenlerden biri olan inflamasyonu yani sinir dokusunda bazı şimik maddelerin oluşturduğu dolaşım bozukluğuna bağlı oluşan Ağrıları ortadan kaldıran bir yöntemdir. Başarı şansı %75-85 oranındadır.

    Gelelim OZON tedavisine

    Ozon da nereden çıktı diyebilirsiniz? Çünkü gün geçmiyor ki televizyonlarda ozon şöyle zayıflatır böyle güzelleştir kanser hücrelerini öldürür babından görüntülere. Evet bunları da yapabilir. Fakat biz OZON’u başlıca ağrı tedavisinde kullanıyoruz.

    Oksijeni 02 olarak biliyoruz OZON ise O 3 tür . Yani %99 oksijenden elde edilen bir gaz olup birçok hastalığın tedavisinde kullanılan aktif oksijendir.

    Bel-Boyun fıtıklarında hem mekanik baskıyı azaltmak hem de inflamasyonu düzeltmek için yani yukarıda saydığımız ileri teknoloji uygulama sonuçlarını elde etmemizi sağlayan önemli bir tedavi aracıdır. Bu gün özellikle İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Hindistan, Çin ve Japonya da yaygın olarak bel fıtıklarının tedavisinde kullanılan yan etkileri yok denecek kadar az, narkoz gerektirmeyen, neştersiz yani ameliyatsız bir çözüm aracıdır. % 65-90 arası başarı oranına sahiptir. Bizim uygulamalarımızda da aynı sonuçları elde etmekteyiz.

    Ozon bel fıtığına nasıl etki eder ?

    Yukarıda yazdığımız ağrıya neden olan olan her iki mekanizmaya da tesir ederek etkilerini oluşturur. Olayı biraz daha anlatacak olursak; Omurlarımız arasındaki amörtisör görevi gören disk dediğimiz oluşumlar herhangi bir nedenden dolayı hasarlanırlarsa FITIK dediğimiz hadise oluşur. Diskin içersinde Jöle kıvamında olan bu kısım sinir dokusu üzerine taşarak baskı yapar. Bu taşma hadisesinde bozulan diskin şişmesi ve su tutması söz konusudur. Belde yada hem belde hem de bacağa yayılan ağrılar oluşur. OZON disk içersine verildiğinde bu bizim proteoglikan dediğimiz yapılar parçalanır ve su tutamaz hale gelir. serbest oksijen radikallerinin oluşumunu engellenir. Disk mekanik olarak büzüşür ve mumyalaşır yani artık şişerek ağrıya neden olamaz. Diskin küçülmesi sinirlerin basıdan kurtulmasına, sinirlerin serbestleşmesine neden olur, birinci iyileştirici mekanizma budur.

    İkincisi: İnflamasyonu ortadan kaldırarak; Ozon çok güçlü anti inflamatuar etkilere sahiptir. Bu bağlamda sitokinlerin artışı, prostoglandinlerin baskılanması Endojen morfin salınımına yol açması ve kan damarları ile bölgeye aktif oksijenin gidişi( kan hücrelerindeki 2,3 difosfogliseratın artması) ile doku oksijenini arttırır. Bütün bunlar sinir kökü serbestleşmesine, sinir köklerindeki inflamasyonun azalmasına ve hastalıklı dokunun iyileşmesine yol açarlar. Kasılı vaziyette bulunan ve AĞRI’ ya neden olan bel adaleleri gevşer, hastanın yaşam kalitesi artar, ağrıdan da kurtulur.

    Sonuçta bel fıtığı iyileşir, Ağrı ortadan kalkar, hasta günlük normal yaşamına geri döner.

    OZON bel fıtığında nasıl verilir ?

    İki yöntem söz konusudur.

    1- Ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazlarının eşliğinde bizzat fıtığa neden olan diskin içersine verilerek. 1 kez uygulanır. Narkoz neşter gerektirmez. Yan etkisi yok denecek kadar az olan ve tekrarlanabilir bir yöntemdir. Hastanede kalmanıza gerek yoktur. İşlem 15 dakika civarında sürer.Bu yöntem araştırmalarda ameliyat kadar etkili olduğundan “ozon diskektomi” olarak da adlandırılmaktadır. Biz ozon nükleolizis diyoruz.

    2- İkinci yöntem normal poliklinikte bel fıtığına neden olan omurgalar civarına belin iki yanına 3 sağ 3 sol tarafa 5 santim derine çok ince bir dental iğne ile 10 cc kadar Ozon enjekte edilir. Ozon gazı derinliklere, disk etrafına ve şişmiş sinir civarına nüfuz ederek emilir ve etkilerini gösterir. Her gün uygulanması gerekir toplam 12-14 uygulama ile hasta sorunlarından kurtulur. Bu yönteme DİSKOSAN adı verilmektedir.

    İşte böyle.

    Fıtıksız, ağrısız, sağlıklı ve kaliteli yaşam sizlerin olsun.

  • Genel sinir sistemi – systema nervosum generale

    Sinir sistemi, insanın gerek bizzat kendisinde, gerekse çevresinde meydana gelen olaylarla ilişkisini sağlayan bir sistemdir. Diğer bir tanımlama ile duyusal ve duyumsal uyarıları alan, insan organizmasının iç ve dış ortam değişikliklerine uymasını sağlayacak tepkimelere cevap veren bir sistemdir.

    Tüm canlılar, yaşamları boyunca, kendi vücutlarında ve çevrelerinde ortaya çıkan olaylara karşı belirli bir reaksiyonla karşılık verirler. Yani bu olaylar canlı organizmada belirli bir değişikliğe neden olurlar, onu uyarırlar. Canlılar da bu uyartıları kendi çıkarları doğrultusunda yanıtlarlar. Canlıların bu tembih edilebilme, uyarılma yeteneğine İrritabilite adı verilir. İrritabilite, tüm canlıların çoğalma, metabolizma, hareket edebilme gibi asıl fonksiyonlarından birini oluşturur. Tek hücreli canlılarda bile İrritabilite Protoplasma’nın asıl duyularından birisidir. Örneğin tek hücreli bir canlı olan Amip, Pseudopodium’ları ile diğer küçük bir hücreye dokununca, hemen bunu sararak Protoplasma’sı içine almaya çalışır. Bu olay Protoplazma’nın uyarılma yeteneğini göstermektedir. İnsanlarda ve diğer memelilerde İrritabilite olayı en belirgin olarak sinir hücrelerinde olmakta ve bu sinir hücrelerinden çıkan sinir lifleri ile ilgili yere iletilmektedir.

    Sinir hücreleri ve kolları irkilme etkilerini saniyede 30 metre gibi bir hızla Protoplazma’dan çok daha hızlı iletmektedirler. Örneği insanın kol sinirinde 700 cm. dir.

    Hücreler ancak uzantıları ile birbirlerine dokunurlar. Uyarılar uzantılar yardımı ile hücreden hücreye iletilmekte ve böylelikle vücudun her tarafı bu uyarılardan haberdar edilmektedir. Bunlarda merkezileşmiş bir sinir sistemi yoktur. Bu tür sinir sistemine Diffuz Sinir Sistemi denir. Sinir hücreleri merkez görevini üstlenir. Sinir hücrelerinin uzantılarının bir kısmı, uyartıları merkez görevi yapan hücreye (Afferent yolar), diğer bir kısmı ise hücreden aldıkları emirleri ilgili organlara (Efferent yollar) iletirler. Bu tür canlılar çevredeki uyarıların çok azını alırlar. Verdiği cevap ise ancak beslenmesi ve korunması ile ilgili basit hareketleri içerir.

    Memelilerin sınıfı yükseldikçe gereksinimleri de artar. Artan gereksinimleri karşılayabilmek için de sinir sistemleri daha fazla gelişmiştir. Önce sinir hücreleri yer yer bir araya toplanarak sinir düğümlerini (Gangliyonları) oluştururlar. Daha ileri sınıf memelilerde belirli bir yerde toplanarak Medulla spinalis’i meydana getirirler. Medulla spinalis’te değişik görevler üstlenen sinir hücreleri arasında görev bölümü yapılır ve belirli görevleri yapan hücreler belirli bir bölgede yer alırlar. Bunlardan bir kısmı sensibl hücrelerdir ve uzantıları ile çevreden aldıkları uyarıları merkeze iletirler. Bu yola getiren anlamında Afferent yol adını veriyoruz. Merkezde sensibl hücreler aldıkları uyarıyı, ilgili organlara gerekli emir vermesi için, kısa uzantıları ile motor hücrelere aktarırlar. Bu şekilde uyartıların bir hücreden diğerine aktarılmasına Sinaps denir ve bu komplike bir seri olaylarla olur. Sinaps en basit tanımlama ile, iki sinir hücresinin uzantıları arasındaki bitişme, bölgesi olarak tanımlanabilir. Motor hücreler aldıkları uyarıyı değerlendirir, gerekirse değiştirir ve gerekli hareketin yapılması için uzun uzantıları ile ilgili organlara emirleri iletirler. Merkezden organlara giden bu yollara da Efferent yollar denir.

    En basit şekliyle açıklamaya çalıştığımız Afferent ve Efferent yol ile bunları birbirine bağlayan sinir hücrelerine Reflex kemeri denilen bir kemer oluştururlar. Reflex kemeri, uyarıları alan organlarla uyarılara cevap veren organları birbirine bağlar. Bu arada Medulla spinalis’te bulunan sinir hücreleri Reflex merkezi görevini üstlenirler. Duyu ve hareket uyarılarını Merkezi sinir sisteminden organlara ve organlardan merkezi sinir sistemine ileten beyazımsı kordonlar olarak tanımlanan sinirler, hem Afferent hem de Efferent yolları kapsarlar. Ancak daha ileri sınıf memelilerde Afferent yolların sinir hücreleri, merkezi sinir sisteminin dışında Spinal Ganlion adı verilen sinir düğümlerini oluştururlar.

    NEURON VE NEUROGLIA

    Sinir sisteminin asıl bölümünü sinir hücreleri ve bu hücrelerin uzantıları oluşturur. Uzantıları ile birlikte bir sinir hücresine Neuron (Neurocyt) adı verilir. Sinir hücresi, yani Neuron’un iki tür uzantısı vardır. Bunlardan bir bölümü çok sayıdadır, kısadırlar ve Dendrit adını alırlar. Bunlar sinir hücrelerini birbirine bağlarlar (Sinaps). Sinir hücresinin diğer tür uzantısı tektir, uzundur ve Neurit yada Axon olarak tanımlanır. Bunların birçoğu bir araya gelerek kadavralarda gördüğümüz ve sinir olarak tanımladığımız oluşumları meydana getirirler ve organlarla merkezi sinir sistemi arasındaki ilişkiyi sağlarlar. Gerek şekil ve büyüklük, gerekse uzantılarının sayısı bakımından çok çeşitli sinir hücresi vardır. Yalnız şu kadarını burada belirtelim ki gerek insan ve gerekse diğer memelilerde en çok görülen sinir hücresi türü Multipolar (çok uzantılı) sinir hücreleridir.Tüm sinir hücreleri uzantıları ile birbirleriyle birleşirler ve vücutta hiçbir yerde kesintiye uğramayan, hücre ve uzantılarından ibaret bir ağ oluştururlar.
    Sinir hücreleri, Merkezi sinir sisteminde ve Periferik sinirler üzerindeki sinir düğümlerinde (Ganglion) bulunurlar. Bunlar Beyin ve Omurilikte değişik bölgeleri kapsarlar. Beyin ya da Omuriliğe bir kesit yaptığımızda değişik renkli iki katman görürüz. Bunlardan Gri renkli olarak görülen katmana Substantia grisea adı verilir. Substantia grisea’yı Pigment granüllerini kapsayan Neurocyt’ler oluşturur. Substantia grisea Beyinde Beynin Kabuk (Cortex) kısmı ile beyin içindeki Nucleus adını verdiğimiz çekirdek bölgelerinde görülür. Yani Beyindeki sinir hücreleri bu söylediğimiz bölgelerde kümelenir. Medulla spinalis’te Substantia grisea organın merkezinde yer alır.

    İkinci katman beyaz renklidir ve Substantia alba adını alır. Bu, Cerebrum’da içte, Medulla spinalis’te ise dışta bulunur ve Miyelinli sinir uzantıları tarafından oluşturulur.

    Sinir hücrelerinin uzun uzantıları, yani Axon’ları (Neurit) Periferik sinirleri oluştururlar.

    Axon’ların etrafı miyelin denilen bir madde ile sarılmıştır. Tüm sinirlerde az yada çok miyelin katmanı vardır ve bu sinirlerin beyaz renkli görünmesine neden olur.

    Miyelin katmanının başlıca görevi, Axon’ları izole etmek ve ilettiği uyarıların komşu Axon’lara geçmesini engellemektir.

    Otonom sinir lifleri az miyelinlidir ve bunun için bu sistemde uyarılar daha geniş bir bölgeye yayılırlar.

    Embriyonal hayatta tüm sinirler miyelinsizdir ve belirli bir süreç içinde, değişik sinirler değişik zamanlarda miyelin katmanına sahip olurlar.

    Miyelinsiz liflerin de az çok fonksiyonlarını yapabilmelerine karşın, asıl anlamlı fonksiyonlar miyelin katmanı tam olarak şekillendikten sonra olabilmektedir. Örnek olarak Buzağı ve Tay gibi hayvan yavrularını gösterebiliriz. Bunlar doğduktan sonra hemen hareket edebilirler, çünkü bunlarda miyelin katmanı İntrauterin hayatta şekillenir. İnsanda ise miyelin katmanı doğumdan sonra şekillenmeye başlar ve bu insan yavrusu da çok daha sonra hareket yeteneğini kazanır.

    Periferik sinir lifleri organlarda değişik biçimlerde sonlanırlar. Genel prensip, tüm sinir sonuçlarında miyelin katmanının kaybolması ve temas yüzeyinin artmasıdır.

    Tüm zarlarından kurtulan Axon, Neuofibrilleri ile hücrelere sokulur ve hücrelerin sitoplazması ile ilişki sağlar.

    Afferent sinir lifleri zarlarını kaybettikten sonra ilgili organlarda bir ağ oluştururlar. Bu ağdan çıkan ince iplikçikler epitel dokusunda hücreler arasına sokulur ve hücrelerin sitoplazması ile ilişki sağlarlar.

    Değişik biçimlerde oluşan bu ağlardan çıkan sinir uçları Ağrı, Sıcaklık gibi duyuları alırlar (Receptor).

    Motor lifleri ise kas lifleri arasına sokulur ve bir ağ oluştururlar. Bu ağdan çıkan ince iplikler de kas liflerine sokulurlar. Bunların Periferik uçlarında da Effector denilen oluşumlar vardır.

    Otonom sisteme ait sinir lifleri ise hücreler üzerinde Terminal Retikulum denilen ince bir ağ oluştururlar. Neurofibrilleri de hücrelerin sitoplazması ile birleşirler.

    Her sinir, birbirine paralel olarak seyreden çok sayıda Axon’dan oluşmuştur. Her bir sinir ipliğini Endoneurium adı verilen bağ dokusal bir kılıf sarar.

    Bunların birçoğu da bir demet oluşturur ve Perineurium adı verilen zarla, nihayet bu demetlerin de birleşmesi ile oluşan sinir Epineurium denilen bir kılıfla sarılır.

    Bağ dokusal bu üç kılıf birbiri ile ilişkilidir ve sinirin beslenmesi ile ilgili damarları da sinirin en iç bölümüne kadar ulaştırırlar.

    NEUROGLIA

    Merkezi sinir sisteminin önemli bölümünü Neuroglia denilen bir hücre türü oluşturur. Neuroglia, diğer dokularda bağ dokunun yaptığı görevi yapar.

    Sinir hücrelerinin ve uzantılarını sararak onları izole eder ve ara doku görevini yüklenir. Bu da sinir dokusu gibi Ektoderm’den orijin alır.

    Sinir hücrelerinin beslenmesinde ve metabolizmasında çok önemli rol oynar. Aynı zamanda, bağ dokusunun diğer organlarda yaptığı şekilde, yıpranmış sinir hücrelerinin yerini Neuroglia hücreleri çoğalarak kapatır ve Neuroglia cicatrix’lerini oluşturur.

    Sinir ganglion’larında, Merkezi sinir sisteminden farklı olarak, ara doku Neuroglia yerine bağ dokudandır. Neuroglia, sinir hücreleri gibi Ektodermal orijinli olmasına karşın, sinir hücreleri gibi uyarı ve uyarılmalarla bir ilişkisi yoktur.

    SİNİR SİSTEMİ HÜCRELERİNDE DEGENERATION VE REGENERATION

    İnsan ve memeli hayvanların gelişkin nöronları tekrar bölünmezler ve yeni bir nöron meydana getirmezler. Eğer akson kesilirse nöron çeşitli Dejeneratif değişmelere uğrar. Örneğin, Medulla spinalis’teki bir Nöronun Aksonu kesilirse Nöron Kromatolizis’e uğrar ve Kromidal materyali kaybolur. Akson’un periferik kısmı dejenere olur. Miyelin kılıfı şişer ve parçalanır. Profilere Nörolemma hücreleri bu parçaları fagosite ederler. Nörolemma hücreleri bir kordon halinde kalırlar. Eğer aksonun nöyral ucu bir nöyrolemma kılıfına bağlanırsa kılıf içinde akson ilerlemeye başlar. İnsanda bir günde 1-2 mm. İlerleyebilir. Böylece Akson’un daha önce uyardığı organa ulaşabilir. Miyelin kılıfı oluşur. Fonksiyonun düzelmesi genellikle kısmidir, fakat tam değildir. Rejenerasyon ile birlikte bir miktar bağ dokusu da oluşur ve Akson özel sinir sonlanmalarına ulaşamaz.

    Bazen de tam bir fonksiyon geri dönüşü görülebilir. Bu durumla ilgili faktörler açıklanmamıştır.

    Bu anlattığımız Rejenerasyon yalnızca akson’ları Periferik sinirlere katılan nöronlar için geçerlidir. Akson’u M.S.S. içinde kalan nöronun aksonu zaten kesilmeye kolay kolay uğramaz. Kesilse bile Rejenerasyon olmaz.

    Bir sinir lifi, herhangi bir nedenle hücresinden ayrıldığı zaman, lifin Periferik parçası tüm fonksiyonel yeteneklerini kaybeder ve bir müddet sonra yok olur. Hücreden ayrılan sinir lifi bölümünde Axon ve Miyelin katmanı küçük küçük parçalara ayrılır ve kalıntılar Neuroglia hücreleri tarafından uzaklaştırılır.

    Akson’un hücreden ayrılması, ayrılma noktasının hücresine yakınlığı oranında hücrede de Degeneration’lara neden olur. Yani Akson hücrenin yakınından koparsa, hücrenin yok olmasına kadar varan değişiklikler olur.

    Yıpranan ya da yok olan hücrenin yenilenmesi işine Regeneration diyoruz. İnsanda doğumdan sonra sinir hücreleri çoğalma yeteneğini kaybederler. Yıpranan ve yok olan sinir hücrelerinin yerine yenisi konulamaz. Bunların yerini Neuroglia hücrelerinin yaptığı Cicatrix’ler doldurulurlar. İnsanın sinir hücrelerinde durumun böyle olmasına karşın aşağı sınıf hayvanlarda sinir dokusunda her zaman için Regeneration yeteneği vardır, hücreler çoğalabilir ve yıpranan kısımların yenilerini yapabilirler.

    İnsanda yalnız Akson’larda bir yenileme görülebilir. Bu Regeneration, Akson’ların bağlı kalan parçasının büyümesi ile olur. Bu olay kısaca şöyle olur. Akson ve Miyelin kılıfının kaybolması ile Akson’un en dışını saran Schwann kılıfı kalınlaşır, hücreleri büyür ve uzantıları ile birbirleriyle birleşerek sinir liflerinin yerini dolduran şeritler oluştururlar. Büngner şeritleri denilen bu oluşumlar hücre tarafındaki Akson’a kılavuzluk ederler ve Regeneration’da en önemli etkendirler. Şayet kesilen Akson’un Periferik parçası vücuttan tamamen ayrılmış ise bu tür bir Regeneration olamaz. Bu durumda Akson’un hücreye bağlı kalan kısmı birazcık büyür ve uçları Tümör benzeri kalınlaşır.

    SİNİR SİSTEMİNİN BÖLÜMLERİ

    Sinir sistemi, Anatomik ve Fonksiyonel olarak tümü ile bir bütündür ve ögelerinden herhangi birisinin görevini yapamaması tüm sistem üzerinde etkisini gösterir. Tümü ile koordineli çalışmak zorundadır. Ancak sinir sistemini bölümlere ayırarak incelemek, karmaşıklığı belirli ölçüde azaltmak ve öğrenim kolaylığı sağlamak bakımından yararlıdır.

    Sinir sistemi öncelikle Merkezi ve Periferik sinir sistemi olmak üzere ikiye ayrılır. Systema nervosum centrale denilen Merkezi sinir sistemi, organizmanın gerek kendisinde, gerekse çevresinde meydana gelen değişikliklere karşı koordine bir şekilde cevap vermesini sağlar ve bu bakımdan faaliyetleri ayarlar.

    Merkezi sinir sistemi, Afferent sinirler yolu ile Periferden impulslar alır ve Efferent sinirlerle Perifere impulslar gönderir. Bu şekilde birbirinden uzak olan bölgelerin, belirli şartlar altında, fonksiyonel ilişkilerini ve kısımlar arasında sıkı bir işbirliği sağlar. Bu sistem Beyin (Encephalon) ve Medulla spinalis’i (Omurilik) kapsar. Bunlar Cavum cranii ve Canalis vertebralis içinde bulunurlar.

    Systema nervosum periphericum denilen çevresel (Periferik) sinir sistemi ile, Merkezi sinir sistemi dışında bulunan tüm sinirler ile sinir düğümlerini (Ganglion’ları) ve sinir ağlarını (Plexus’ları) içerir.

    Periferik sinirler, Merkezi sinir sistemi ile organlar arasındaki ilişkiyi sağlarlar. Bu ilişki Afferent ve Efferent en az iki Neuron tarafından oluşturulur.

    Afferent neuron ile organlardan merkeze getirilen uyarılar merkezdeki hücrelere nakledilir. Bu hücrelerde uyarılar değerlendirilir ve organizma için en uygun olacak bir hareketin yapılabilmesi için harekete geçmesi gereken organlara Efferent yol ile iletilir.

    Sinir sistemi yukarıda belirttiğimiz morfolojik bölümlenme dışında fonksiyonel olarak da iki bölüme ayrılır. Bunlar Serebrospinal ve Otonom sistem olarak tanımlanırlar.

    Serebrospinal ya da Animal sinir sistemi, canlının yaşadığı ortamdan (çevreden) algıladığı uyarıları Kortikal merkezlere ileten, bu uyarımları değerlendirerek canlının isteğine uygun bir şekilde ilgili organlara gerekli impulsu veren bir sistemdir. Bu sistem, isteğe bağlı olan fonksiyonları yönettiği için, İstemli sinir sistemi adını da alır. Canlının çevre ile olan ilişkilerini düzenlediği içinde Oikotrop Sinir Sistemi olarak terimlenir (Oiko: ev, vatan, çevre).

    Serebrospinal sistem tarafından yönetilen birçok hareketler bazen kortikal merkezlere ulaşmadan daha aşağı merkezler tarafından idare edilirler. Bu daha ziyade çok yapılan hareketlerde görülür ve yüksek merkezlerin işinin hafifletilmesi içindir. Fakat gerektiğinde bu gibi hareketlere kortikal merkezler her zaman için müdahale edebilir ve kontrolü altına alabilirler. Bu gibi hareketlere otomatikleşmiş hareketler denir.

    Otonom sinir sistemi, canlının isteğine bağlı kalmaksızın bağımsız olarak çalışan bir sistemdir. Canlının kendi vücudunda olan ve doğrudan dışa aksetmeyen fonksiyonları yönetir. Bu fonksiyonlar, canlının maddi varlığı ve üreme ile ilgili olaylardır ve bunun için Yaşatkan sinir sistemi adını da alır. Vücudun kendisinde olup biten olaylarla ilgili olduğu için bu sisteme İdiotrop Sinir Sistemi de denilmiştir. (İdio :kendine özgü, özel). Bu sistemle yönetilen organların faaliyetlerine canlının karşı koyması olanaksızdır. Örneğin, kalbin çalışması, mide ve barsakların çalışması, metabolizma, iç ve dış salgı bezleri ile genital organların çalışması, sıcaklığın regülasyonu gibi bir çok önemli olaylar canlının isteği dışında bağımsız olarak çalışırlar.

    Özet olarak canlının büyümesi, beslenmesi ve çoğalması ile ilgili bu hareketlerle bitkisel yaşam arasında bir paralel görülmüş ve bu sisteme aynı zamanda Vegetativ (Bitkisel) Sinir Sistemi de denilmiştir.

    Otonom sinir sistemi genellikle vücutta olup biten olaylarla ilgilidir. Ancak dış etkilere karşı da tamamen ilgisiz değildir ve bazı olaylarda Serebrospinal sinir sistemi ile birlikte çalışmak zorundadır.

    Örneğin isteğe bağlı olarak çalışan iskelet kaslarının normalin üstünde çalışması durumunda bu kasların daha fazla besine ve oksijene gereksinimi vardır. Bunlar karşılanmadığı takdirde Serebrospinal sinir sistemi tarafından gelen tüm impulslara rağmen kaslar fazla enerji üretemediğinden çabuk yorulurlar. Böyle durumlarda Otonom sinir sistemi derhal devreye girer.

    Kasların fazla çalışabilmesi için kalbe fazla kan gelmesi, bunun içinde damarların genişlemesi, Glukozun kanda çoğalması için karaciğerde karbonhidrat metabolizmasının artması gereklidir.

    Bu söylenen son olaylar ancak otonom sinir sisteminin etkisi ile gerçekleşir. Bu basit örnekte de görüldüğü gibi otonom ve serebrospinal sistemler arasında sıkı bir işbirliği vardır ve bu iki sistem arasındaki ilişki normal sınırlar içinde seyrettiği sürece canlı kendisini iç ve dış uyarılara karşı en iyi şekilde ayarlayabilir. İki sistem arasındaki bu fonksiyonel ilişki embriyolojik ve anatomik bakımından da gözlenir. Her ikisi de aynı taslaktan orijin alırlar, ikisinin de çıkış merkezleri merkezi sinir sisteminde bulunur.

    Otonom sinir sistemi de Sempatik ve Parasempatik sinir sistemi olmak üzere iki bölüme ayrılır. Ayrıntılı bilgi Otonom sinir sistemi bölümünde verilecektir.

    GANGLIYONLAR

    Sinir sisteminin bölümlerini açıklarken, Periferik sinir sisteminin Ganglion’ları da kapsadığını belirtmiştik. Ganglion’lar Periferik sinirler üzerinde görülen ve sinir hücreleri kümesinden oluşan sinir düğümleridir.

    Mikroskobik olabildiği gibi 2 – 4 cm büyüklüğüne kadar ulaşabilen sinir düğümleri de vardır. Bağ dokudan bir kapsül ile sarılmışlardır. Daha öncede belirttiğimiz gibi merkezi sinir sisteminde ara dokuyu Neuroglia hücreleri oluşturur.

    Ganglionlar sinir sisteminde bir ara merkez görevini yüklenirler. Bir kısmından bazı sinirler orijin alırlar Örneğin, sensibl ve sensorik sinirler, bir kısmında ise sinirler Neuron değiştirirler, Sinaps yaparlar. Örneğin, otonom sinirler gibi.

    Ganglion’lar üzerinde bulundukları sinirin karakterine göre Spinal, Sempatik ve Parasempatik ganglion’lar gibi gruplara ayrılırlar. Spinal ganglion’lar tüm spinal sinirlerin dorsal kökleri üzerinde bulunurlar ve sensibl sinir liflerinin hücrelerini kapsarlar. Ayrıca bazı Beyin sinirleri, Örneğin, V., VII., IX., ve X. çift beyin sinirleri üzerinde bulunan ganglion’lar da spinal ganglion karşılığı olarak kabul edilirler.

    Sempathik ganglion’lar, Truncus sympathicus üzerinde segmentel olarak sıralanan Ganglion’lar (Vertebral ganglion’lar) ile Sempatik sinirin inverve ettiği organlar yakınında bulunan ganglion’lar (Prevertebral ganglion’lar) içerir.

    Parasempatik ganglion’lar bazı beyin sinirleri üzerinde bulunurlar. Bunlar N. oculomotorius uzamında bulunan Ggl. ciliare, N. facialis uzamında bulunan Ggl. pterigopalatinum ile Ggl. submandibulare ve N. glossopharyngeus uzamında bulunan Ggl. oticum’ dur. Bu Ganglion’lar Parasempatik Efferent yolların Neuron değiştirdikleri Ganglion’lardır ve yalnız Parasempatik liflerle ilgilidirler.

    Ganglion’lar ayrıca komşu oldukları organların ismine örneğin, Ggl. coeliacum, Ggl. cervicale craniale, Ggl. mesenterium craniale gibi ve şekline örnek, Ggl. stellatum göre de isimler alırlar.

    Bir de Paraganglion dediğimiz oluşumlar vardır. Bunlar sempatik ve parasempatik paraganglion’lar olarak iki grup oluştururlar.

    SİNİR SİSTEMİNİN GELİŞMESİ

    Embriyonal hayatın ilk devrelerinde embriyonun sırt tarafında Ektoderma yaprağının kalınlaşmasından şerit şeklinde bir plak meydana gelir. Lamina neuralis adı verilen bu plak önde genişleyerek Lamina cerebralis’i oluşturur. Lamina cerebralis’ten beyin ve daha dar olan arka kısmından ise Medulla spinalis gelişir. Bir müddet sonra Lamina neuralis’in kenarları kalınlaşır ve Torus neuralis’i yapar. Torus neuralis’in ortasında meydana gelen oluğa Sulcus neuralis denir. Sulcus neuralis’in kenarları, yani Torus neuralis yükselmesine devam eder, gittikçe birbirine yaklaşır ve nihayet birbiri ile kaynaşarak Canalis neuralis denilen bir kanal meydana getirir.

    Canalis neuralis iki ucu delik bir boru şeklindedir. Bu deliklerden öndeki Neuroporus cranialis, arkadaki ise Neuroporus caudalis adını alır. Önce Neuropolus cranialis daha sonra Neuroporus caudalis kapanır ve böylece Canalis neuralis her tarafı kapalı bir boru şeklini alır. Ön uçta meydana gelen beyin kabarcığından daha sonra Encephalon meydana gelecektir.

    Boru şeklindeki taslağın kranial ucundaki beyin kabarcığının duvarlarından cerebrum, boşluğundan ise Beyin ventriculus’ları, geride düz boru şeklindeki taslağın duvarlarından Medulla spinalis, boşluğundan ise Canalis centralis gelişir. Beyin taslağı diğer tüm taslaklara oranla daha hızlı büyür. Bu nedenle embriyonun baş kısmı da daha çabuk büyür.

    Archencephalon adını da alan beyin kabarcığı, Transversal iki boğumlanma ile üç bölüme ayrılır.

    1.Prosencephalon – arkadadır. (Ön beyin)
    2.Rhombencephalon – öndedir (Yamuk beyin)
    3.Mesencephalon – ikisi arasında kalmış durumdadır. (Orta beyin ) denir.

    Bu 3 bölümden Prosencephalon ve Rhombencephalon, Transversal birer olukla tekrar boğumlanırlar. Böylece birbiri arasında bulunan ve birbirine bağlanan 5 bölüm meydana gelir. Prosencephalon’un boğumlanması ile Telencephalon (Uç beyin) ve Diencephalon (Ara beyin), Rhombencephalon’un boğumlanması ile de Metencephalon ve Myelencephalon gelişir.

    Rhombencephalon ile Mesencephalon arasındaki geçit bölgesine Isthmus rhombencephali denir.

    Telencephalon, memeli hayvanlar ve kuşlarda diğer kısımlara oranla oldukça fazla büyür ve Diencephalon ile Mesencephalon’u dorsal ve yan taraflardan tamamen kapatır. Aynı şekilde Metencephalon da hızlı bir gelişme göstererek Myelencephalon’u dorsalden kapatır.

    Beyin taslağının söylenen 5 bölümünden oluşan beyin kısımları ve kapsadıkları beyin oluşumları kısaca şöyle şematize edilebilir.

    A.Prosencephalon (Ön beyin)

    1.Telencephalon (Uç beyin, son beyin): Hemispherium’lar, Corpus callosum’un lateral kısmı, Corpus striatum, Columna fornicis, Basal ganglion’lar Rhinencephalon, Venriculi laterales.

    2. Diencephalon (Ara beyin): Thalamus, Corpus pineale, Tegmen ventriculi tertii, Hypophysis, Corpus mamillare, Tuber cinereum, Infudibulum, Chisma opticum, Tractus opticus.

    B.Mesencephalon (Orta beyin)

    1. Mesencephalon: Crus cerebri, Tectum mesencephali, Tegmentum mesencephali, Substantia nigra, III. ve IV. Beyin sinirlerinin çekirdekleri, Aquaeductus mesencephali.

    C. Rhombencephalon (yamuk beyin)
    Isthmus rhombencephali : Velum medullare rostale, Crura cerebelli rostralia.

    1. Metencephalon (ard beyin): Pons, Cerebellum, V. Beyin siniri.

    2. Myelencephalon (ilik beyin): Medulla oblongata, Brachia cerebelli caudalia, Tegmen fossa rhomboidea, Ventriculus quartus, VI., VII., VIII., IX., X., XI. ve XII. Beyin sinirleri.

    Pratikte büyük beyin olarak ifade edilen oluşumu Prosencephalon ile Mesencephalon, küçük beyini ise Cerebellum temsil eder.

    MERKEZİ – SANTRAL SİNİR SİSTEMİNİN ZARLARI – MENINGES

    Embriyonal hayatın ilk devrelerinde Encephalon ve Medulla spinalis’in taslakları Meninx primitiva denilen mezenşimal tek bir zar ile sarılmışlardır. Meninx primitiva bir müddet sonra iç ve dış olmak üzere iki katmana ayrılır. Ectomeninx adını alan dış katman daha kalın ve daha sağlam olup tekrar iki katmana ayrılır. Bunlardan dıştaki katman Cavum cranii ve Canalis vertebralis’i sınırlandıran kemiklerin Periost’unu oluşturur. Ectomenix’in iç katmanından ise Dura mater (Pachimeninx) gelişir. Periost’u oluşturan katman ile Dura mater arasında kalan aralığa Cavum extradurale (Spatium epidurale), bu aralıkta bulunan vena’lara da Venae extradurales denir. Beyin taslağını saran Dura mater (iç katman) ile Periost’u oluşturan dış katman daha sonra birleşirler ve Dura mater encephali denilen tek bir zarı oluştururlar. Bu iki yaprağın yapışması sonucunda arada bulunan Cavum extradurale de kaybolur. Cavum extradurale’de bulun ana Venae extradurales ise belirli bölgelerde toplanarak Sinus durae matris’i meydana getirirler. Canalis vertebralis içerisinde Medulla spinalis taslağını saran Dura mater Periost ile birleşmez ve bu bölgede iki zar arasındaki Cavum extradurale devamlı açık kalır. Aralıkta bulunan venalar ise Plexus vertebralis internus’u oluştururlar.

    Meninx primitiva’nın iç yaprağı olan Endomeninx, daha incedir. Bu katmandan Merkezi sinir organlarının ince zarı, Leptomeninx meydana gelir. Leptomeninx de dışta Dura mater’e komşu olan Arachnoidea ile içte sentral sinir organlarına yapışık olan Pia mater’e ayrılır.

    Dura mater ile Arachnoiea arasında bulunan dar aralığa Cavum subdurale denir. Son yapılan araştırmalara göre bu aralık Postmortal olarak şekillenir. Ölümden önce bu iki zar birbiri ile birleşmiştir.

    Pia mater ile Arachnoidea arasındaki boşluğa Cavum subarachnoidale (Leptomeningicum) denir. Pia mater ile Arachnoidea’yı birbirine bağlayan ve damarlar da kapsayan ince bağdoku uzantıları Cavum subarachnoideale’yi çok sayıda küçük bölmelere ayırırlar. Birbirleri ile ilişkili olan küçük bölmeler içerisinde Liquor cerebrospinalis denilen sıvı bulunur.

    Çeşitli etkilere karşı son derece duyarlı olan Merkezi sinir organlarının bu şekilde her tarafın bir sıvı katmanı ile sarılmış olması, dıştan gelebilecek mekanik etkilere karşı korunmasında ve etkilerin azaltılmasında çok önemlidir. Aynı zamanda sıcaklığın korunması ve merkezi sinir organlarında iç basınç arttığı takdirde, basıncın doku üzerindeki etkisini azaltma bakımından Liquor cerebrospinalis çok önemli rol oynar. Cavum subarachnoidale ile Cavum subdurale arasında herhangi bir iletişim – communication yoktur. Ancak Cavum subarachnoidale, dolayısıyle Liqour cerebrospinalis, Apertura lateralis ventriculi quarti (Foramina Luscka) ile Apertura mediana ventriculi quarti (Foramen Magendii) denilen delikler aralığı ile 4. Beyin ventriculus’u ile ilişkide bulunur. Böylece Beyin ve Medulla spinalis her taraftan bir sıvı katmanı ile sarılmış durumdadır.

    Canalis vertebralis bölgesinde Dura mater, kanalın iç yüzünü örten Periost’tan Spatium epidurale denilen bir boşlukla ayrılmıştır.

    Şimdi bu zarları ayrı gözden geçirelim.

    1.PIA MATER

    Son derece ince, damardan zengin, beyin ve Medulla spinalis’in tüm yüzeyini örten bağdokudan bir zardır. Arachnoidea ile birlikte merkezi sinir organlarının yumuşak örtüsünü, Leptomeninx’i şekillendirir. Pia mater’i altındaki sinir dokusundan ayıran ve Glia hücrelerinin uzantılarından oluşmuş olan ince bir katman vardır. Bu katmana Membrana limitans gliae superficialis denir.

    Pia mater’de bulunan damarlar merkezi sinir organlarının içine sokulurken hem Pia mater’i, hem de Membrana limitans gliae superficialis’i birlikte sürüklerler. Böylece damarların çevresinde Cavum subarachnoidale (Leptomeningicum) ile ilişkide olan ve Wirchow-Robin aralığı denilen çok dar aralıklar oluşur. Bu şekilde damarların etrafını saran Pia mater ve Membraba limitans bazı maddelerin kandan Liquor cerebrospinalis’e, dolayısıyla sinir dokusuna geçmesine engel olur ve bir süzgeç görevini yaparlar.
    Pia mater taşıdığı çok sayıda kan damarları sayesinde merkez organlarının beslenmesinde önemli rol oynar. Beyin ve Medulla spinalis’in tüm Sulci ve Fissura’ları içine girer.

    Pia mater, örttüğü merkezi sinir organın bölümüne göre iki kısımı vardır.

    1.Pia mater encephali
    2.Pia mater spinalis

    II. ARACHNOIDEA

    Damardan fakir, ince, bağdokusal bir zardır. Pia mater ile birlikte Leptomeninx’i şekillendirmiştir. Beyin ve Omurilik üzerinde bulunan girinti ve yarıkların içerisine girmeksizin bunların üzerinden atlayarak geçer. Dura mater ile arasında kalan boşluğa Cavum subdurale, Pia mater ile Arachnoidea arasındaki boşluğa da Cavum subarachnoidale (Leptomeningicum) denir. Bu zarda Omurilik ile beyni sardığına göre Arachnoidea spinalis ve Aracnoidea encephali olmak üzere iki kısımda incelenir.

    1.ARACHNOIDEA SPINALIS

    Pia mater ile birlikte Medulla spinalis’i saran ince duvarlı, boru şeklinde bir oluşumdur. Median hat üzerinde, özellikle dorsal tarafta Pia mater ile Arachnoidea arasında seyreden iplik şeklinde oluşumlar (Trabeculae) görülür. Bunlar yer yer sıklaşarak sünger benzeri boşluklar oluştururlar. Cavum subarachnoidale içerisinde Liquor cerebrospinalis bulunur. Cavum subarachnoidale, Medulla oblangata’nın Medulla spinalis’e geçit bölgesi, yani Spatium atlantooccipitalis bölgesiyle Conus medullaris ve Filum terminale internum, yani Spatium lumbosacralis bölgesinde geniştir. Bu bölgelerde Occipital ve Lumbal punction yapılır ve klinik tanı için Liquor cerebrospinalis alınır.

    2. ARACHNOIDEA ENCEPHALI

    Bu zar beyindeki Gyri’ler üzerinde Pia mater ile kontakt halindedir. Buna karşın bazı yerlerde, özellikle Cerebellum ve Medulla oblongata, Cerebrum ve Cerebellum arasında oldukça geniş aralıklar bırakır.

    Cisterna subarachnoidalis denilen bu aralıklar bulundukları yerlere göre Cisterna vermis cerebelli, Cisterna corporis callosi , Cisterna medulla oblongata, Cisterna pontis, Cisterna intercruralis, Cisterna basilaris ve Cisterna chiasmatis adlarını alırlar. Bunlardan en büyüğü Cisterna cerebellomedullaris’tir ve Atlantooccipital punction ile Liquor cerebrosponalis’in alındığı yerdir.

    Cavum subarachnoidale (Leptomeningicum) içerisinde Liquor cerebrospinalis denilen bir sıvı tam saydam ve içinde hemen hemen şekilli element bulunmayan bir sıvıdır.

    Liquor cerebrospinalis’in büyük bir bölümü Ventriculus lateralis’lerdeki Plexus choroideus’lar tarafından salgılanır. Buradan Foramen interventriculare yolu ile Ventriculus tertius’a, buradan da Aquaductus mesencephali yolu ile Ventriculus quartus’a ulaşır.

    Ventriculus quartus’tan da Medulla spinalis’in Canalis centralis’ine ve Plexus choroideus ventriculi quarti üzerindeki Apertura lateralis ventriculi quarti ve Apertura mediana ventriculi quarti adındaki delikler aracılığı ile Cavum subarachnoidale’ye geçer.

    Açıklanan şekilde salgılanan ve Cavum subarachnoidale’de dolaşan sıvı, Arachnoidea’dan Vena sinus’larına giren Villi arachnoidales ile kana geri alınır.

    Normal durumda salgılanan ve resorbe olan miktar eşit olduğundan sıvının miktarı ve basıncı sabittir.

    Liquor cerebrospinalis her şeyden önce merkezi sinir sistemi için mekanik bir koruyucudur. Aynı zamanda beyinde arteriyel ve venöz damar sistemleri arasındaki hidrostatik basıncı dengeler ve metabolizmada görev alır. Pratik uygulamada Lumbal punction ile alınan serebrospinal sıvının fiziksel özellikleri ve bileşimi saptanarak klinik teşhis bakımından önemli tanılar konulabilir. Yine aynı yolla az bir miktar Liquor serebrospinalis çekildikten sonra yerine narkotik bir eriyik enjekte edilerek Lumbal anestezi sağlanır. Beyin basıncı arttığı hallerde basıncı azaltmak amacı ile yine buraya punction yapılır.

    III. DURA MATER – PACHYMENINX

    Dura mater (Pachymeninx), diğer iki zarla birlikte merkezi sinir sistemini en dıştan sarar. oldukça sağlam, sert, kalın ve damardan fakir fibroz bir zardır.

    Arachnoidea ile arasında Cavum subdurale adı verilen bir boşluk bulunur. Bu zar da diğer iki zar gibi beyin ve omuriliği sardığına göre, Dura mater encephali ve Dura mater spinalis olmak üzere iki kısımda incelenir.

    1.DURA MATER ENCEPHALI

    Beyin taslağını saran ve iki katmandan ibaret olan Ectomeninx daha sonra kaynaşır ve tek bir zar halinde Dura mater encephali’yi oluşturur. Dura mater encephali, hem kafatası kemiklerinin beslenmesini sağlayan Periost, hem de beyni koruyan ve sarsılmadan yerinde durmasını sağlayan destek görevini yüklenir.

    Aracnoidea’dan Cavum subdurale denilen mikroskobik bir boşlukla ayrılır ve ona yalnız kan damarlarıyla bağlanır.

    Dura mater encephali, kafatası kemiklerinin iç yüzüne bağ dokusal elastik lifler ve damarlarla bağlanmıştır.

    Yukarıda da belirtildiği gibi böylelikle kafatası kemiklerinin aynı zamanda Periost’unu oluşturur. Bu bağlantı, Tentorium cerebelli osseum, Crista petrosa, Crista galli, Crista sagittalis interna gibi çıkıntılı kısımlarda çok sıkıdır.

    Dorsal ve yanlarda kafatası kemiklerine daha gevşek bir şekilde bağlanır ve yerinden kolaylıkla ayrılabilir. Beyinden çıkan sinirler kısa bir mesafede Dura kılıfı ile sarılmış olarak giderler ve bu şekilde de Beyin, kafatası çevresine tespit edilmiş olur. Beynin asıl tespit işini yüklenen ve Dura mater encephali’nin yapmış olduğu üç önemli oluşum vardır. Bunlar,

    1.Falx cerebri,
    2.Tentorium cerebelli mebranaceum,
    3.Diaphragma sellae turcicae’dır.

    FALX CEREBRI

    Orak şeklinde bir Dura dublikatörüdür ve iki beyin hemisferi arasındaki Fissura longitudinalis cerebri içine girer. Konveks olan dorsal kenarı Crista galli ve Crista sagittalis interna’ya yapışarak Tentorium osseum’la kadar gider ve burada Tentroium cerebelli membranaceum’a birleşir. Serbest olan ventral kenarı konkavdır ve Corpus callosum’a yakınlığı türler arsında ayrımlar gösterir.

    Falx cerebri’nin iki yaprağı arasında sinus sagittalis yer alır. Falx cerebri, hemisferleri yerinde tespit eden bir oluşumdur.

    TENTORIUM CEREBELLI MEMBRANACEUM

    Dura mater encephali’nin büyük beyin ile küçük beyin arasındaki Fissura transversa cerebri’nin içine gönderdiği bir Dura dublikatörüdür.

    Falx cerebri’ye, transversal olarak bulunan at nalı şeklinde bir oluşumdur.

    Tentorium osseum, Protuberantia occipitalis interna’ya bağlanır ve Crista petrosa boyunca kafatası tabanına kadar uzanır. Kuvvetli konkav olan ventral kenarı Tectum mesencephali yakınlarına kadar gelir. Bu oluşumun iki yaprağı arasında Sinus transversus bulunur.

    DIAPHRAGMA SELLAE TURCICAE

    Dura mater encephali’nin Dorsum sella ya da Fossa hypophysialis’in kenarlarından Hipofiz bezinin üzerine atlamasıyla şekillenen ve bu bezi beyinden ayıran bir oluşumdur. Bu bölgede Dura mater encephali, iki yapraklı durumunu korumaktadır. Öyle ki Hipofiz bezi Dura’nın iki yaprağı tarafından oluşturulan bir kese içinde yer alır. Bölmenin ortasında Foramen diaphragmaticus denilen bir delik vardır. Bu delikten Hipofizin sapı geçer ve Hipofizi beyine bağlar.

    1.DURA MATER SPINALIS

    Dura mater encephali’nin aksine iki yapraklıdır.

    1. Dura mater periostalis (Lamina externa)
    2. Dura mater meningalis (Lamina interna)

    Dura mater periostalis (Lamina externa), Canalis vertebralis’in iç yüzüne yapışmıştır ve omurların Periost’unu oluşturur. Bu iki yaprağı birbirinden ayıran boşluğa Cavum interdurale (Spatium interdurale, Cavum epidurale) denir. Bu boşluğu yağ ve gevşek bağ dokusundan ibaret bir kitle doldurmuştur. Bu kitle, Columna vertebralis’in hareketleri sırasında, Medulla spinalis’i koruyucu bir yastık görevi yapar.

    MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ – SYSTEMA NERVOSUM CENTRALE – M.S.S.

    M.S.S. Beyin ve Medulla spinalis’ten oluşmuştur. Beyin 14 milyar Nöron içerir ve erişkin insanda yaklaşık 1300 gramdır. Beyin,

    1.Cerebrum,
    2.Diencephalon,
    3.Caudex,
    4.Cerebellum’dan oluşmuştur.

    CEREBRUM

    Kafatasının büyük bir bölümünü işgal eder. Corpus callosum denen bir beyaz cevher köprüsü ile birbirine bağlı iki Hemisfer’den oluşur. Cerebrum’un yüzeyini 2-4 mm kalınlığında ve çoğu yerde 6 katmandan oluşmuş Gri cevher katmanı yapar. Buna Cortex cerebri adı verilir. Cortex cerebri ceviz içi gibi bir takım kıvrımlar ve yarıklar içerir. Kıvrımların her birine Gyrus adı verilir. Yarıklara Sulcus veya Fissura denir. Hemisfer’leri birbirinden ayıran Sagittal konumdaki yarığa Fissura longitudinalis denir.

    Her Hemisfer, Fissura ve Sulcus’lar tarafından 4 loba ayrılır. Sulcus centralis, Frontal lobu Parietal lobdan ayırır. Sulcus centralis’in önünde Gyrus precentralis bulunur. Burası primer motor alandır. Sulcus centralis’in arkasındaki Gyrus postcentralis, primer duyu alanıdır. Koku duyusu ile ilgili alanlar, konuşmanın motor alanı (Brocca), emosyonel, sosyal davranış ve entellektüel zeka merkezleri Frontal lobda yer alır. Temporal lobda işitme merkezi (Heschl) ve konuşmanın duyu alanı (Wernicke), Oksipital lobda görme alanı bulunur. Kortekste bazı alanlar bilgilerin yorumlandığı ve entegre edildiği Assosiasyon alanlarıdır.

    Beyin korteksinin her kısmına impulslar gelmekte ve buralardan impulslar çıkarak başka yerlere gitmektedir. Buna göre, korteksin her bölgesi, Afferent yolların sonu ve Effrent yolların başlangıcıdır. İmpulslar hem gri cevherde hem de beyaz cevherde seyreden Assosiasyon lifleri boyunca yayılarak korteksin çeşitli bölgeleri ve merkezleri arasında bağlantıları sağlarlar. Serebral korteks, duygu, irade, hafıza, zeka, muhakeme yaratıcılık gibi fonksiyonlardan sorumludur. Ayrıca iskelet kaslarının motor aktivitelerini düzenler.

    BAZAL GANGLIYONLAR

    Bazal gangliyonlara, Nucleus caudatus, Putamen ve Globus pallidus dahildirler. İlk ikisi beraberce (Nucleus caudatus ve Putamen), Corpus striatum’u meydana getirirler. Bazı otoriteler Corpus subthalamicum, Nucleus ruber ve Substantia nigra’yı da bazal gangliyonlara dahil ederler.

    Cortex cerebri’si iyi gelişmemiş hayvanlarda, Örneğin Reptiliae (Sürüngenler) ve Kuşlarda, bazal gangliyonlar beyinin öteki bölgelerine oranla büyüktürler.

    Nucleus caudatus, Cortex cerebri’nin 2 S, 4 S ve 8 S alanlarında sinirler alır. Bu bölgeler inhibe edici bölgelerdir. İnhibe edici impulslar, Globus pallidus yoluyla, Formatio reticularis’e gelirler ve burasını inhibe ederler. Putamen ise Cortex cerebri’nin 4 ve 6 numaralı alanlarından sinirler alır. Bu alanlar eksite edici (uyarıcı) alanlardır. Putamen, yine Globus pallidus yoluyla, Formatio reticularis’e sinirler göndererek burasını eksite eder.

    Globus pallidus, Nucleus caudatus ve Putamen’den aldığı impulsları Formatio reticularis’ten başka Thalamus, Hypothalamus, Nucieus ruber ve Beyin köküne gönderir.

    Nucleus caudatus ve Putamen en çok Cortex cerebri’den Afferent sinirler alırlar ve Globus pallidus ve Substantia nigra’ya Efferent sinirler gönderirler. Nucleus ruber ise bütün bazal gangliyonlardan Afferent sinirler alır, fakat bunlara Efferent sinirler göndermez. Nucleus ruber’den Efferent sinirler Thalamus, Formatio reticularis, Inferior olive ve Omuriliğe giderler.

    Buna göre Nucleus caudatus ve Putamen bazal gangliyonların alıcı istasyonları, Globus pallidus ve Nucleus ruber ise verici istasyonları gibi iş görmektedirler.

    DIENCEPHALON

    Cerebrum’un hemen altında yerleşmiş ve 3 kısımdan oluşmuştur. Bunlar,

    1.Epithalamus,
    2.Thalamus,
    3.Hypothalamus tur.

    Epithalamus, III ventrikülün tavanında yer alır. Koku ile ilgili serebral korteks alanlarıyla bağlantı kurar.

    Thalamus, Diencephalon’un en büyük parçasıdır. İki oval gri cevher kitlesi içerir. Bu kitleler birbirine Massa intermedia ile bağlanmışlardır ve III. ventrikülün lateral duvarını oluştururlar. Koku duyusu dışında bütün duyular kortikal merkezlere gitmeden önce Ana istasyon durumundaki Thalamus’a uğrarlar.

    Thalamus bu duyuları inceler, bir seçim yapar ve korteks arasında Radiatio thalamocorticalis denilen karşılıklı bağlantılar aracılığıyla korteks’e iletir. Thalamus duyular için bir süzgeç görevi gördüğü için dikkatin toplanmasını sağlar. Thalamus düzeyinde duyular ilkel bir şekilde algılanabilirler. Örneğin birey elindeki bir nesnenin farkında olabilir. Ancak nesnenin şekli, ağırlığı ve sıcaklığı hakkında bir yorum yapamaz.

    Hypothalamus, Thalamus’un altında III. ventrikülün döşemesini oluşturur. İç organlardan, koku mukozasından, serebral korteks’ten ve Limbik sistemden çok sayıda lifler alır. Hipofiz bezi ile bağlantıları vardır. Hypothalamus Otonom sinir sisteminin üst merkezi gibi görev yaptığı için, kalp atım hızı, sindirim refleksleri ve sidik kesesinin kontraksiyonu gibi birçok visseral işlevleri düzenler. Sinir sistemi ile Endokrin sistemi arasında bağlantı kurar. Hypothalamus’taki bazı hücre gruplarının yaptıkları hormonlar kan yoluyla Hipofiz bezinin ön bölümüne (Adenohipofiz) ulaşır ve oradaki hormonların yapım ve salgılanmasını uyarırlar.

    CAUDEX – BEYİN SAPI – BEYİN KÖKÜ

    Cerebrum’u Medulla spinalis’e bağlar.

    1.Mesencephalon,
    2.Pons,
    3.Medulla oblangata’dan oluşmuştur.

    Mesencephalon, Diencephalon ve Pons arasında uzanır. Ön kısımda yer alan Pedunculus cerebi’ler serebral korteks ve Medulla spinalis arasında uzanan lifler içerirler. Arka kısmında bulunan 4 kabartıdan (Tectum mesencephali) üsteki ikisi görme, alttaki ikisi işitme refleksleri ile ilgilidirler.

    Pons, Medulla spinalis ve diğer beyin kısımları arasında bir köprü gibidir. Bu bağlantıları enine ve uzunlamasına lifler aracılığıyla sağlar. Enine lifleri Cerebellum’u devreye sokar. Uzunlamasına seyredenler, Medulla spinalis ve Medulla oblongata ile daha üst merkezleri birbirine bağlayan motor ve duyu lifleridir.

    MEDULLA OBLONGATA

    Medulla spinalis’in yukarı doğru devamıdır. Foramen magnum ile Pons arasında uzanır. Medulla oblongata’nın beyaz cevherini Medulla spinalis’ten yükselen (Ascendens) veya Medulla spinalis’e inen (Descendens) Traktuslar oluşturur. Serebral korteks’ten başlayıp aşağıya inen Piramidal yollar burada çaprazlaşırlar. Medulla oblongata’da özellikle Vejetatif (Vegetative) fonksiyonların merkezlerinin bulunduğu yerdir. Vejetatif fonksiyon deyince hem bitkilerde hem de hayvanlarda mevcut olan yaşamsal fonksiyonlar kastedilir.

    Vejetatif fonksiyonlara
    1.Solunum,
    2.Sindirim,
    3.Dolaşım,
    4.Sekresyon,
    5. Üreme (Reprodüksiyon),
    6.Absorpisyon dahildirler.

    Solunumla ilgili olarak solunum merkezleri, sindirimle ilgili olarak çiğneme, yutma, tükürük bezlerinin salgı yapmaları ve kusma refleks merkezleri, dolaşımla ilgili olarak vazomotor ve kalp çalışmasını, kan basıncını ayarlayan merkezler hep beyin kökünde yer almışlardır. Ayakta durma ve vücudun vaziyet alması ile ilgili reflekslerin merkezleri de beyin kökündedir.

    10 çifti beyin kökünden çıkan ve 2 çifti Cerebrum’un uzantısı olarak kabul edilen 12 çift kafa siniri vardır. Bunlar, Roma rakamlarıyla 1’den 12’ye kadar numaralanırlar. Numaraları yukarıdan aşağıya çıkış düzeylerini gösterir.

    Buna göre kafa çifti sinirleri şöyle sıralanır.

    I. N. Olphactorius : Koku siniridir.
    II. N. Opticus : Görme ile ilgilidir.
    III. N.Oculomotorius : Göz kasları ve refleks ile ilgilidir.
    IV. N.Trochlearis : Göz kasları ile ilgilidir.
    V. N. Trigeminus : Yüz derisi ve çiğneme kaslarına dağılır.
    VI. N. Abducens : Göz kasları ile ilgilidir.
    VII. N. Facialis : Yüzün mimik kaslarını innerve eder.
    VIII.N. Vestibulocochlearis : İşitme ve denge ile ilgilidir.
    IX.N.Glossopharyngeus : Tat duyusunu alır.
    X.N.Vagus : Karın ve Thoraks içi organlarına dağılan motor ve duyu dalları vardır.
    XI.N.Accessorius : Trapezius ve Sternomastoideus kaslarını innerve eder.
    XII.N.Hypoglossus : Dil kaslarına dağılır.

    CEREBELLUM

    Cerebellum, kafatası boşluğunun arka kısmı içine oturmuş ve Cerebrum’dan Tentorium cerebelli ile ayrılmıştır. Ortada Vermis denilen, kıvrılmış bir kurda benzeyen kısım ile birleştirilmiş iki Hemisfer’den oluşmuştur. Dış yüzeyi enine seyreden birçok paralel çizgilerle küçük enine katlantılara ayrılmıştır. Folia cerebelli adı verilen bu katlantılar, Cerebellum yüzeyi boyunca kesilmeden devam ederler. Cortex cerebelli de bu yarıklardan içeri sokulduğu için, Median hatta yapılan bir sagittal kesitte beyaz cevher bir ağacın dallanması şeklinde görünür. Bu görünüşe Arbor vitae cerebelli (Beyiciğin Yaşam Ağacı) denir.

    Cerebellum’un fonksiyonu kasların çalışmadaki koordinasyonu sağlamaktadır. Cerebellum’un gelişme açısına göre kısımları, Archicerebellum, iç kulaktan gelen bilgilere göre kas tonusunda değişiklikler yaparak vücudun dengesini ve göz hareketlerini ayarlar. Nispeten yeni kısımları (Paleocerebellum) bütün vücuttaki kas ve tendonlardan Proprioseptif dokunma ve basınç duyularını alır. Cevaplarıyla kas tonusunu değiştirerek harekette sinerjik etkiyi düzenler. Hareketlerin istenilen düzen içinde yapılabilmesi için bu etki çok önemlidir. Yeni kısımlar Neocerebellum hareketlerin yumuşak istenilen düzen içinde, koordineli olarak çalışmasını sağlar. Cerebellum olmadan, kasların kasılmasında bir düzensizlik ortaya çıkar. Kısacası Cerebellum, doğrudan doğruya kasa emir vermemesine karşın, motor merkezlerin emirlerini değiştirerek veya yeniden düzenleyerek hareketlerin uyum içinde yapılmasını sağlar.

    MEDULLA SPINALIS

    Vertebral kanal içerisinde, Foramen magmun ile L-2. vertebra arasında Medulla oblangata’nın devamı olarak uzanır. Yaklaşık 45 cm uzunluğundadır.

    Conus medullalaris denilen koni şeklinde bir uç ile sonlanır. Bu koninin ucundan Filum terminale denilen bir fibröz iplik 1.Coxygeal segmentin arkasına yapışır.

    Medulla spinalis 31 segment içerir. Her segment bir çift spinal sinirin çıktığı bölgedir.

    Medulla spinalis düz bir silindir şeklinde değildir. C-3. – T-2. segmentler arasında Intumescentia cervicalis T-9. Conus medullaris arasında Intumescentia lumbosacralis denilen iki belirgin kalınlaşma gösterir.

    Medulla spinalis’te gri cevher içte, beyaz cevher dışta yerleşmiştir. Kesitlerde gri cevher H harfi şeklinde görülür. H’nin ön kollarına Cornu anterior – Ön boynuz, arka kollarına Cornu posterior – Arka boynuz denir.

    Gri cevher bütün Medulla spinalis boyunca, sütun şekilli bir kitle oluşturur. Bu nedenle Columna terimi de kullanılabilir.
    Ön boynuzda kasları innerve eden motor hücreler, arka boynuzda ise duyu hücreleri bulunur. Motor ve duyu hücrelerinden başlayan lifler bir Radix anterior-Ön kök ve Radix porterior-Arka kök yaparlar. Ön ve arka köklerin Foramen intervertebralis dışında birleşmesiyle spinal sinir oluşur. Bu nedenle bir spinal sinirde hem motor hem de duyu lifleri bir arada yer alır.

    Arka kök üzerinde her bir spinal sinir için bir spinal gangliyonda yaparlar (Bell-Magendie Kanunu). Cornu anterior ve Posterior enine bir gri cevher kitlesi ile birleştirilmişlerdir. Bu gri cevher kitlesinin önünde beyindeki ventrikülleri temsil eden Canalis centralis bulunur.

    Beyaz cevher, uzunlamasına seyreden sinir lifleri tarafından oluşturulmuştur.

    1.Funiculus anterior,
    2.Funiculus posterior,
    3.Funiculus leteralis olmak üzere üç kordon halinde düzenlenmiştir.

    Aşağıdan yukarıya doğru gittikçe yeni liflerin eklenmesiyle beyaz cevherin miktarı artar. Bu nedenle Medulla spnalis’in servikal segmentlerinde sakral segmentlere göre daha fazla beyaz cevher vardır.

    M.S.S. içinde aynı yerden başlayan, aynı seyri gösteren ve aynı merkezlerde sonlanan lif demetlerine Tractus veya Fasciculus denir. Medulla spinalis’in temel işlevlerinden biri Ascendens – Yükselen ve Descendens -inen Traktuslar aracılığıyla motor ve duygusal bilgileri beyine veya kaslara iletmektedir. İkinci önemli işlevi Reflekslerin düzenlenmesidir. Medulla spinalis’ten yükselen lifler duyu yollarıdır. Bu yollar Piramidal Medulla spinalis’e istemli hareketleri başlatan impulsları taşırlar. Ekstremite’lerin distal kısımlarındaki ince ve becerili hareketleri kontrol ederler.

    Bu yolların zedelenmesinde (Üst motor nöron felci) bu hareketler kaybolur. Alt motor nöron zedelenmesi kas ve sinir bağlantısı kesildiği için Refleks ve istemli bütün hareketler kaybolur. Kas tonusu kaybolur ve kas kısa zamanda Atrofi’ye uğrar.

    Medulla spinalis’e üst merkezlerden, Piramidal yollar dışında inen lifler Ekstrapiramidal yolları yaparlar. Bu yollar içerisinde Bazal gangliyonların da yer aldığı Ekstrapiramidal sistem ile ilgilidir. Ekstrapiramidal sistem, önce serebral korteksin yardımıyla öğrenilmiş daha sonra otomatik hale gelmiş (Stereotip) hareketlerin kontrolünü yapar. Korteks bu hareketlere ancak gerekli olduğu zaman karışıp yönlerini değiştirir. Örneğin bir atlet yapacağı hareketi birçok kez tekrarlayarak, bu hareketin otomatik hale gelmesini sağlayabilir. Ancak koşu sırasında ayak anlaşılmadık bir yüzeye bastığında korteks işe derhal müdahale ederek ayağın pozisyonunun düzeltilmesini sağlar.

    Medulla spinalis gövde ve ekstremite kaslarını kontrol eden refleks merkezi olarak da iş görür. Bu refleks merkezleri ile beyin merkezleri arasında bağlantı sağlayan yollar Medulla spinalis’ten geçer.

    MEDULLA SPINALIS KLİNİK BİLGİ

    1. Vertebral kolon kırık ve çıkıklarında veya disk fıtıklarında en büyük tehlike M. spinalis’in zedelenmesidir. Zedelenmenin durumuna göre, zedelenme düzeyinin altında kalan vücut kısımlarında kalıcı veya geçici felçler, duyu kayıpları veya ağrı duyusu semptomları görülebilir.

    2. M.S.S. ve sinir kökleri Beyin-omurilik sıvısı (B.O.S.-Liquor Cerebrospinalis) adı verilen bir sıvının içinde yüzer durumdadır. Bazı hastalıklarda analiz veya başka amaçlarla bu sıvı iğne ile alınır. Sıvının alınma işlemine Lumbal ponksiyon denir. M. spinalis’in alt ucu L-1. Vertabra’nın altında sonlandığı için Lumbal ponksiyon bu vertabra düzeyinin daha altından yapılır. Genellikle L-3. – L-4. veya L-4.- L-5. Vertabra’ların spinal çıkıntıları arasından, Ligamentum flavum delinerek girilir. Bu durumda iğne Cauda equina’yı oluşturan sinir kökleri arasına gireceği için M. spinalis’i zedeleme olanağı yoktur.

    Hastanın aniden şoka girerek düşme olasılığı da göz önüne alınarak bu işlem, hastayı düz bir zeminde yan yatırıp beli Fleksiyon durumunda iken yapılmalıdır.

    Omurga kırıklarında yaralının sedyeye alınması önemlidir. Servikal vertebra kırıklarında baş ve boyun kımıldamayacak biçimde tespit edilmelidir. Başa asla Fleksiyon yaptırılmamalıdır. Hasta sert ve düz zeminli bir sedyeye sırt üstü yatırılmalı ve servikal kurvaturun altında hafif bir destek (Kumaş, Gömlek, Ceket. vb. ) konulmalıdır.

    Torakal ve Lumbal bölge kırıklarında gövdeye ve bele asla fleksiyon yaptırılmamalı, hasta sert zeminli düz bir sedyeye, sırtüstü nötr pozisyonda yatırılmalıdır. Bel kurvaturu altına hafif bir destek materyal konulmalıdır.

    SPİNAL SİNİRLER – PERİFERİK SİNİR SİSTEMİ

    Medulla spinalis’ten çıkış düzeylerine göre adlandırılan 31 çift spinal sinir vardır. 1. çift Oksipiltal kemik ile Atlas arasından, diğerleri Foramen intervertebralis’ten çıkarlar. Buna göre 8 çift Servikal, 12 çift Torakal, 5 çift Lumbal, 5 çift Sakral ve 1 çift Koksigeal spinal sinir vardır. Daha önce de değinildiği gibi bir spinal sinir hem duyu hem de motor lifler içerir.

    Torakolumbal ve Sakral bölgeden çıkan sinirlerde otonom lifler de bulunur.

    Lumbal, Sakral ve Koksigeal sinirler Medulla spinalis’in alt ucundan her biri kendi çıkış deliklerine ulaşmak üzere aşağıya doğru inerler. Bu, sinirlerin At kuyruğu şeklinde görünmesine neden olur. Bu görünüşe Cauda equina denir. Bir spinal sinir bağ dokusundan yapılmış bir kılıf ile sarılmıştır. Buna Epineurium denir. Siniri oluşturan Fasiküller Perineurium, bir tek sinir lifi Endoneurium ile sarılmıştır. Spinal sinirler hedef organa varmadan önce bazı bölgelerde ağlar oluştururlar. Bu ağlara Pleksus adı verilir. Boyunda Plexus cervicalis’i yapan sinirler boynun deri ve kaslarına dağılırlar.

    Plexus brachialis’i yapan spinal sinirler üst ekstremiteye dağılırlar. Pleksus brachialis, Axilla (koltuk altı) bölgesinde uzanır. Bu Pleksus’tan çıkan N. radialis (Radial sinir) el bileği ve parmağa Ekstensiyon yaptıran kaslara dağılır. N. medianus (Median sinir) ile N. ulnaris (Ulnar sinir) el bileği ve parmaklara Fleksiyon yaptıran kaslara dağılır. N. axillaris (Aksillar sinir) omuzu hareket ettiren kaslara dağılır. N. musculocutaneous (Muskulokuteneus siniri) omuz eklemine Fleksiyon yaptıran M. coracobrachialis ile dirsek eklemine Fleksiyon yaptıran M. biceps brachii’ye dağılır. Bu sinirler aynı zamanda üst ekstremitenin derisinden duyu taşırlar.

    Torakal sinirler bir Pleksus oluşturmazlar. Her bir torakal spinal sinir kendi seviyesindeki interkostal aralıkta interkostal kaslar arasında seyreder. Bu sinirler toraks ve karın duvarı deri ve kaslarına dağılırlar.

    Plexus lumbalis’ten (Lumbal pleksus) çıkan N. femoralis (Femoral sinir) diz eklemine kadar uzayan M. quadriceps femoris’e dağılır. N. obturatorius (Obturator sinir) ise uyluğun Adduktor kaslarına dağılır.

    Plexus sacralis’in (Sakral pleksus) N. ischiadicus (Siyatik siniri) adı verilen kalın bir dalı ve daha küçük Gluteal sinir dalları vardır. Gluteal sinirler, Gluteal kaslara dağılırlar. Siyatik siniri, N. peroneus communis ve N. tibialis’in birleşmesinden oluşmuştur. N. peroneus communis, Fibula boynunun arka kısmında yüzeyselleşir. Burada kolayca palpe edilebilir. Bu sinir ayağın Dorsifleksiyon ve Eversiyonunu yöneten kas gruplarını innerve eder. Alt ekstremite ve Pelvis’in deri alanlarının duyusu Lumbal ve Sakral Pleksus sinirleri tarafından taşınır. N. tibialis uylukta Hamstring grubu kaslar ile bacakta M. popliteus, M. plantaris, M. gastrocnemius, M. soleus, M. tibialis posterior, M. fleksor digitorum longus, M. fleksor hallucis longus ve ayak tabanındaki bütün kısa kasları innerve eder. Bu nedenle N. Tibialis, ayağın ve parmakların Plantarfleksiyon ve inversiyon hareketlerini yönetir. Uyluktaki dağılımı ile yürüyüş sırasındaki kalça Ekstensiyonu ve dizin Fleksiyonunu yönetir.

    NERVUS ISCHIADICUS (PLEXUS ISCHIADICUS) KLİNİK BİLGİ

    1. Siyatik sinirin büyüklüğü nedeniyle zedelenmesi çok kolaydır. Disk fıtıkları, Kalçanın kırık ve çıkıkları, Doğum sırsında bebek bacaklarının Traksiyonu, Pelvis tümörleri, Delici yaralanmalar, Gluteal bölgeye hatalı ilaç enjeksiyonları ve çeşitli sinir iltihapları Siyatik siniri’ni tutabilir.

    Sinirin tam kesisinde N. tibialis ve N.peroneus’lardan innerve olan Hamstring kasları (But kasları) bütün bacak ve ayak kasları felce uğrarlar. Aşil refleksi ve Babinski refleksi kaybolur. Ama Siyatik siniri çoğunlukla kısmi felçlere uğrar.

    2. Siyatik deyimi, Siyatik sinir dağılım alanındaki yaygın ağrıyı tanımlamak için kullanılır. Ağrı Gluteal bölge özellikle iç kesiminde, uyluğun arka bölgesi, bacağın ve ayağın iç kesimini kapsar.

    Siyatik çoğunlukla, sinirin dorsal veya ventral köklerinden bir veya bir kaçının baskı altında kalması sonucu gelişir. Eğer tek bir kök baskı altında ise ağrı yalnızca o segmentin innervasyon alanına akseder. Örneğin, L-5 – S-1 arasındaki bir Disk fıtığı S-1. kökleri baskıya alır. Bu durumda ağrı uyluğun arka, bacağın arka-dış kesimlerine yayılır.

    3. M. biceps femoris’in uzun başı N. tibalis, kısa başı N. peroneus communis’ten innerve olduğu için başları ayrı ayrı zedelenebilir.

    4.Patrick F-ab-er-e işareti: Ağrılı ekstremitenin topuğu, ekstensiyondaki karşı dizin üstüne konur. Hasta diz bu pozisyonda yatağa doğru bastırılamaz. Kısaca bu dizin Fleksiyon + Abduksiyon + Dış Rotasyon + Ekstensiyon girişimlerinde şiddetli ağrı olur. Bu işaret bize kalça ekleminde bir hastalık olduğunu gösterir. Siyatik de F-ab-er-e hareketi ağrısız olarak yapılabilir.

    5.Laseque işareti: Sırt üstü yatan bir hasta, dizi Ekstensiyonda iken kalçasına Fleksiyon yaptırarak Ekstremiteyi yukarı kaldırırsa, bütün Siyatik sinir dağılımı bölgelerinde yaygın ağrıdan şikayet eder Bu ağrı Siyatik sinir hastalığının işaretidir.

    OTONOM – SEMPATİK SİNİR SİSTEMİ

    Otonom sinir sistemi vücudun istem dışı çalışan kaslarını innerve eden sinir sistemi bölümüdür. Bezlerin salgı yapmasını ve iç organların hareketlerini de kontrol eder.

    Otonom sinir sisteminde Sempatik sinir sistemi ve Parasempatik sinir sistemi olmak üzere iki bölüm vardır.

    Otonom sinir hücreleri Beyin kökü ve Medulla spinalis’te yerleşmiştirler. Akson’lar Medulla spinalis ve Beyin kökünü Periferik sinirler olarak terk ederler.

    Parasempatik ve Sempatik tüm Otonomik uyarım, Sinaps yapan iki nöronla gerçekleşir.

    Bunlar, Pregangliyonik nöron ve Gangliyonik nöron’dur. Pregangliyonik nöron M.S.S. içindedir. Akson’una Preganglionik lif denir. Gangliyon nöronu M.S.S. dışında bulunan bir Otonom gangliyon’un içindedir. Akson’una Postgangliyonik lif denir.

    Merkezi sinir sistemi ile Viseral organlar arasında yer alan Efferent periferik yol üzerindeki sinir hücresi kümelerine Otonom gangliyonlar denir. Buradaki hücreler Beyin ve Medulla spinalis’ten gelen Otonom liflerle sinaps yaparlar. Kendi aksonlarını ise visseral organlara gönderirler.

    Otonom ganglionlar vücutta 3 şekilde dağılmışlardır.

    1.Paravertebral ganglionlar, Columna vertebralis’in ön-yan kısımlarında, segmental olarak sıralanmışlardır. Bu gangliyonlar birbirlerine Longitudinal liflerle bağlanırlar ve Columna vertebralis’in iki yanında Truncus symphaticus’ları oluştururlar.

    2.Prevertebral ganglionlar, Aorta abdominalis ve büyük dalları etrafında yer almış gangliyonlardır.

    3.Terminal ganglionlar, Yalnızca Parasempatik gangliyonlardır. Bunlar innerve edilen organın içinde veya hemen bitişiğinde yer alırlar.

    Otonom sinir sistemi 3 ana bölümden çıkar

    1.Kraniyal bölüm buradan Okulomotor, Fasiyal, Glossofaringeus ve Vagus sinirleri içindeki Pregangliyonik visseral motor lifler çıkarlar. Bu lifler Terminal gangliyonlarda Sinaps yaptıktan sonra hedef organa giderler. Bu bölüm Parasempatiktir.

    2.Thoraco-lumbal bölüm T-1–L-2 arasındaki segmentlerden çıkarlar ve Trunkus sempatikatus’a girerler, ya Prevertebral veya Paravertebral gangliyonlarda Sinaps yaparlar. Sinaps’tan sonra hedef organa giderler. Bu bölüm Sempatiktir.

    3.Sakral bölüm S-2, S-3, S-4 düzeylerinden Medulla spinalis’ten çıkarlar. Pelvis organları ile ilgili Pre-vertebral gangliyonlarda Sinaps yapıp hedef organa giderler. Bu bölüm Parasempatiktir.

    Organların çoğu ikili otonomik innervesyona sahiptir. Bu ikili innervasyonun etkileri terstir. Ancak düzenli çalışırlar. Bu otonomik innervasyon organ ve bezleri normal etkinlikte tutan zayıf impulslar gönderirler.

    Stresli durumlarda sempatik impulslar daha güçlü olur ve organlarla bezler stres ortamına reaksiyon gösterirler. Stres ortamı düzeldiği ve organ fonksiyonları normale döndüğü zaman Parasempatik sistem etkin duruma geçer.

    Fazla efor harcandığında ya da endişe ve dehşete düşüldüğünde kalp atım hızı artar. Koroner damarlar iskelet kas damarlı ve bronchiol’ler genişler. Karaciğer Glukojen’den daha fazla glukoz üretir.

    Derideki küçük Arterioller, vasokonstriktör ve kan basıncı artar. Yüz sararır, fakat kaslar ve beyin daha fazla oksijen harcayarak bireyi hem fiziksel hem de zihinsel harekete hazırlar. Aynı zamanda göz pupillaları genişler, kıllar dikleşir ve ter bezleri daha fazla ter üretir. Bu arada barsak ve mide hareketleri ile sindirim özsuyu sekresyonu inhibe olur, ağız kurur. Bu sempatik sinir sisteminin etkisidir. Bir saldırı, savunma, dövüşme ve koşma gibi durumlarda açığa çıkar.

    Stres durumu bittikten sonra, Parasempatik sinir sistemi olayları normale döndürür. Sindirim organları daha fazla kan alır, bezler salgılarını artırır ve boşaltım organları tekrar fonksiyonlarını başlatır. Kalp atımı hızı ve kan basıncı düşer. Tekrar sakinlik durumuna dönülür.

    OTONOM – SEMPATİK SİNİR SİSTEMİ KLİNİK BİLGİ

    1. Sempatik zincirlerin Ekstraperitoneal yağ dokusu içinde yerleşmeleri nedeniyle bunlara cerrahi girişim Lateral ekstraperitoneal yaklaşımla olur. Psoas kasının iç kenarına ulaşmak için Periton öne-içe doğru kaldırılır. Sol zincir Aorta (bazen de Persistent sol vena cava) ile örtülüdür. Sağ zincir V. cava inferior ile örtülüdür. Bu oluşumlar içe doğru Retrakte edilir. Gangliyonlar yağ dokusu ve lenf düğümleri ile gizlenmişlerdir.

    2. Ganliyonlar çok varyasyonlar gösterdiği için ayırt edilmeleri en iyisi Ramus communicantes’lerinden yapılır. Pregangliyonik lifler içeren en alt Ramus bir gangliyonun ayırt edilmesi için anahtar olarak kullanılır. L-2. sinir Pregangliyonik lif içeren en alt sinirdir. Eğer sempatik zincir onu L-2 lere bağlayan Ramus’un altından kesilirse alt ekstremite sempatikleri felce uğrayacaktır.

    3. Torakoabdominal sinirlerin uçları rektus kılıfına girerken Linea semilunaris’i dik olarak çaprazlar. O bakımdan Linea semilunaris boyunca ensizyon yapılırsa bu sinirlerin uçları kesilir ve M. rektus’un o bölümleri felce uğrar.

    4. Torakoabdominal sinirlerin Proksimal kısımları 7.- 11. İnterkostal kaslar ve Pariyetal pleura’yı da innerve ederler. O yönden Pleura’yı uyaran bir patolojik olay karın duvarı kaslarının Reflaktorik kasılmasına (Defans) neden olabilir. Aynı olay Peritonit gibi bir karın içi patoloji nedeniyle de olabildiğine göre, ikisi birbirine karıştırılabilir.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ – Veteriner Hekim – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr. (Ph.D.)

  • Akupunktur ile tedavi edilen hastalıklar; bilek ağrısı

    Bilek Ağrısı

    El bileği karışık bir anatomik yapıya sahiptir. Parmak ve el hareketlerini sağlayan adele-sinir-damar kompleksi buradan geçerek, dağılır. Median sinir dediğimiz, başparmak ve işaret parmağının hareket ve duyusunu sağlayan bir sinirde bileğin iç yüzünün ortasından geçerek el içinde dallara ayrılır. Bu sinirin üstü, el bileği hizasında ve kısmen de avuç içinde kalın koruyucu özelliği olan bir Tandon ile kaplıdır. Bu tandon , orta yaşlara doğru çeşitli nedenlerden dolayı kalınlaşır ve altında yer alan koruduğu sinirin sıkışmasına neden olur .

    Bilek ağrılarının en sık nedenlerinden biri Karpal Tunel Sendromudur. Karpal Tunel Sendromunun en sık nedeni aşırı kullanmaya bağlı tandon kalınlaşmasıdır. Özellikle parmaklar ve el bileği hareketlerinin sürekli olduğu işlerde mesela ; yoğun olarak bilgisayar kullanlarda, örgü ören kişilerde , yoğun ev işleri yapan ev hanımlarında ve oto tamircilerde daha sık görulmektedir .

    Bu hastalığın risk faktörleri arasında : Obezite , Diabet , Hipotiroidizm ve romatolojik eklem hastalıklarından söz edebiliriz .

    Karpal Tunel Sendromunda ortaya çıkan şikayetler nelerdir ?

    – Bilek ve ellerde ortaya çıkan ve zaman içinde giderek şiddetlenen ağrılar.Rahatsızlık bazen uykudan uyandırcak kadar şiddetli olabilir ve kola, omuza yayılabilir.

    – Ellerde ve parmaklarda hissizlik veya elektrik çarpması hissi.Uyuşmalar baş parmak , işaret ve orta parmaklarda daha yoğun hissedilebilir .
    – Elde güç kaybı, eşyayı tutmakta zorlanma ve tutulan şeyleri düşürme.
    – Eli sallamakla ağrılarda hafifleme hissetmek .

    Nasıl teşhis konulur?

    Tanı, şikayetlerin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan hastaların bir kısmında , el bilek kanalı hastalığı da mevcut olup, bu durumaçift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü sıkışmıştır, hem de el bileği kanalı darlığı mevcuttur.

    Boyun MR’ı ve ENMG (sinir elektrosu) tetkikleri yapılarak tanı kesinleşir.

    El-Bilek Kanalı Hastalığının Tedavisi

    Başlangıçta,

    · Aşırı kullanmayı engellemek, el bileğine aşırı yük binmesine neden olacak işlerden kaçınmak

    · Ağrı kesiciler ve antienflamatuvar ilaçlar

    · Bilek egzersizleri

    · El bileği atelleri, gece atelleri

    · Lokal ya da sistemik kortizon enjeksiyonları çoğu kimse için yeterli olmaktadır.

    Ancak zaman içinde şikayetler tekrar başlar ve kalıcı çözüm basit bir cerrahi girişimle sinirin serbestleştirilmesidir. Lokal veya genel anestezi altında, mikroskop kullanılarak el bileğinden avuç içine doğru yapılan 1-2 santimlik bir kesiyle, sinirin üstündeki band kesilerek, sinirin sıkışması ortadan kaldırılır. Bu yöntem kalıcı bir rahatlamaya neden olur. Ameliyat sonrası 3-5 gün el bileği istirahatini takiben, hasta normal yaşantısına döner.

    Önerilerimiz :

    · Daktilo ve bilgisayar kullanırken, zaman zaman ellerinizi istirahat ettiriniz.

    · Ev işlerinde bileğe çok güç binen durumlarda dikkatli olunuz.

    · Gece uykuda bileğinizin üstüne yatmayınız.

    · Özellikle geceleri ellerinizde uyuşmalarla uyanıyorsanız, uykunuz bölünüyorsa el-bileği kanalı hastalığı başlıyor demektir.

    Not : Karpal tunel sendromunda cerrahi girişimi hastalığın son aşamalarındada yani noninvazif yöntemlerden yeterince fayda görülmediği takdirde yapılır . Tamamlayıcı tıbbın sunduğu çeşitli tedavi yöntemlerinden yararlandığında uzun vadeli iyileşme sağlanır ve başarı oranı %80 -90 dır .Bu Tedavi yöntemleri ;onarıcı ,noninvasif ve en önemlisi komplikasiyonsuz oldukları için dünya çapında ameliyatlara nazaren tercih edilmekteler .

  • Nöroproloterapi

    Nöroproloterapi kas-iskelet sistemindeki hasarlanmalarla oluşan nöropatik ağrı ve diğer ağrılı durumları tedavi etmek için kullanılan regeneratif tıbbın en yeni adımıdır. Neurofasial proloterapi, subcutanoz proloterapi veya lyfgot teknik olarak da isimlendirilmektedir.

    Neural proloterapi hasarlı-inflame sinirlerin düzelmesi ve doku fonksiyon restorasyonu için cilt altına medikal şeker veya mannitol enjeksiyonudur.

    Neural proloterapinin temeli Hilton kanununa dayanmaktadır. Hilton kanununda eklemi inerve eden sinirler, üzerindeki deriyi ve eklemi hareket ettiren kaslarıda inerve eder.

    Eklem üzerindeki cildin duyusu alan sinirlerin irritasyonu eklem çevresindeki doku ve kaslarda ağrı ve disfonksiyona sebep olur.

    Bilinmektedir ki klasik proloterapide hipertonik dextroz ligament ve tendonlardaki bağ dokusunda düzelmeyi sağlamaktadır. Neuroproloterapide de dokudaki şişliği azalttığı ,ağrıyı giderdiği ve fonksiyonda düzelme sağladığı görülmüştür.

    Doku yaralanmalarında proinflamatuar maddeler ( bradikinin,prostaglandin) salınır ve bunlar sinir üzerindeki geçici reseptör potansiyel V1(TRPV1) katyon kanalını (capsaicin) aktive eder.Bu kanallar açılınca inflamasyon ( substans P ve CGRP) kan damarlarında sızıntıya yol açar ( şişlik- ödem), aşırı duyarlılık ve ağrılı duyuya yol açar. Dextroz veya mannitol capsaicin reseptorlerini bloke eder, kaskadı önler ve normal sinir fonksyonunu restore eder.

    Neural proloterapi eklem, kas , tendon ve ligament zedelenmeleriyle ilgili ağrıların ( Akut ve kronik olsun) tedavisinde etkilidir. Tedavi boyun ,bel,diz, omuz, kalça, dirsek, el bileği, el,ayak bileği eklemini içerir. Total diz replasmanı sonrası ve failed back surgery sonrası ağrılar da da etkilidir.

    Tedavi Haftada 2-3 olarak düzenlenir. Seans 10 – 15 dk. arası gerekebilir.

  • Akupunktur ile yüz felci tedavisi

    Bell paralizisi ani başlangıçlı, tek taraflı, nedeni bilinmeyen yüz felcidir.
    Neden olarak, immün, viral, iskemik nedenlerle sinirin hasarı veya seyri sırasında geçtiği anatomik yapıların içinde oluşacak ödemle sıkışması ileri sürülebilir.
    Kulak arkasındaki ağrı, saatler içinde gelişen fasiyal güçsüzlük, bazen tam felcin öncesinde görülebilir.
    Tutulmuş taraf düzleşmiştir ve yüz ifadesizdir, hasta çekilmekte olan sağlam taraftan şikayetçidir.
    Ağır olgularda gözler kapanamaz. Hasta, yüzünde uyuşukluk ve ağırlık hissinden yakınabilir, fakat gösterilebilir duyu kaybı yoktur. Sinirin daha gerideki lezyonları, tad duyusunu, tükrük ve gözyaşı salınımını etkileyebilir ve hiperakuziye neden olabilir.
    İyileşmeyi sinir hasarının genişliği belirler; sinir iletim çalışmaları ve elektromiyelografi yararlıdır. Total paralizide ise sonuçlar değişkendir. Elektriksel uyarana yanıt alınabilen olgularda tam iyileşme %90 oranında beklenirken; elektriksel uyarıya yanıt alınamayan olgularda ise bu oran %20’dir.
    Yüz felçlerinde akupunktur tedavisine zaman kaybetmeden başlanırsa iyileşme şansı çok daha yükselebilir. Akupunktur ile hastanın yüz felcinden ortaya çıkan yukarıdaki şikayetleri hızla toparlanmakta, ödem çözücü etkisi sinir harabiyetinin yerleşmesine engel olmaktadır.