Etiket: Sinir

  • Karpal tünel sendromu | bilekte sinir sıkışması

    Çağımızın Hastalığı: Karpal Tünel sendromu (Bilekte sinir Sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?

    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?

    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?

    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Çağımızın Hastalığı: Karpal Tünel sendromu (Bilekte sinir Sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?

    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?

    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?

    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Karpal tünel sendromu medyan sinir üzerindeki bantın kalınlaşması ve tekrarlayıcı hareketlerin kombinasyonu neticesinde bilekte sinirin enflamasyonu sonucu ortaya çıkar. Özellikle 40-60 yaşlarındaki kadınlarda, piyanistler, kuaförler, bilgisayar operatörleri, bankacılar, dişçiler, heykeltıraşlar, ev hanımları gibi ellerini aşırı kulanan meslek gruplarında sıklıkla izlenir.

    Hamilelik, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, menapoz, bilekte kırılan yada yerinden kayan kemikler ve aşırı şişmanlık hastalığın görülme oranını arttırır. Eller ile cisimlerin sık ve şiddetli şekilde tutulması, bileğin bükülmesi ve artrit benzer şekilde görülme oranlarını arttırır.

    Bu şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından tedavi için zaman kaybetmeden başvurmak oldukça önemlidir. Başvurmak için ağrının aşırı artmasını, tahammül sınırlarını aşmasını beklemeyin.

    Cerrahi dışı konservatif tedavinin asıl amacı medyan sinir üzerinde tekrarlayan yaralanmaları bitirmek ya da azaltmaktır. Bu amaçla sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için bir bileklik ile bilek hareketleri kısıtlanabilir. Eğer bu işe yaramaz ise ödemi azaltmak için enflamasyon giderici ilaçlar yazılabilir veye bileğe kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Ağrıları azaltmaya yönelik bir takım özel el ve bilek egzersizleri önerilebilir.

    Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon, veya diğer cerrahi dışı tedaviler ile ağrılarından kurtulamaz iseler median sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için farklı cerrahi teknikler uygulanabilir. En sık uygulanan teknik karpal tunel serbestleştirilmesi denilen ve açık ya da endoskobik yöntemler ile uygulanabilen yöntemdir. Açık cerrahide bilek bölgesine bir kesi yapılarak median sinir üzerine bası oluşturan bant kesilerek sinir serbestleştirilir. Endoskobik yöntemde ise daha ufak bir kesi yapılarak bir minyatür kamera ile tünel görüntülenir ve bant kesilir.

    Karpal Tünel Serbestleştirilmesinde yeni bir teknik: Mini Açık Yaklaşım

    Karpal tünel serbestleştirilmesinde standart yaklaşım karpal ligamanın açık cerrahi ile kesilmesidir. Bu standart yaklaşım ile sonuçlar genel olarak oldukça iyidir. Ancak cerrahi sonrası oluşan skar dokusuna bağlı ağrı ve bilekte hareket kısıtlılığı önemli bir sorundur. Yara iyileşmesi yapılan kesinin nisbeten uzun olmasına bağlı gecikir. Diğer bir sıkıntı Pilar sendromu denilen avuç ici adelelerde yoğun ağrıdır. Komplikasyon oranları %1-20 arasında değişmektedir. Bu nedenle 1990 lı yılların başında kesi uzunluğunu azaltmak, böylelikle bu sorunların üstesinden gelmek için endoskop ile minimal yaklaşım teknikleri kullanılmaya başlanmıstır. Bu teknik ile yara yeri ile ilgili sorunlar çözülmüş ancak median sinir, damarlar, tendonlar ve hatta ulnar sinir yaralanma sıklığı artmıştır. Aynı zamanda cerrahi süresi belirgin derecede uzamıştır. İşlem endoskobik sistem kullandığından hastane ortamında yapılmasını gerektirir.

    Mini açık yaklaşım tüm bu sorunlar göz önüne alınarak geliştirilen yeni bir cerrahi yöntemdir. Endoskobik cerrahide olduğu gibi ufak bir kesi yapılarak median sinir ile karpal bant arasında bir tünel yaratılır. Aynı zamanda karpal bant ile cilt altı arasında bantı tam olarak ortaya koyacak şekilde ikinci bir tünel açılır. Bant daha sonra knifelight özel bir lazer bıçağı ile kesilir.

    Knifeligtın endoskobik yaklaşımdan en önemli avantajı endoskobi aletleri gerektirmediği için hastane ortamında yapılmasının zorunlu olmamasıdır. İşlem süresi anlamlı derecede kısalmıştır. Açık cerrahi sonrası görülebilen hastayı bazen ileri derecede rahatsız edebilecek skar dokusu oluşumu, operasyon sahasında ağrı, pilar sendromu gibi problemleri son derece azaltmıştır. Yara iyileşmesi yapılan kesinin kısa olması ve cilt altı dokulardaki asgari yaralanma nedeniyle son derece kısalmıştır. Açık cerrahi sonrasında kolun 2 hafta süre ile askıya alınması ve immobilizasyonu gibi sorunlar ortadan kalkmıştır.

    Hastalar bu cerrahi ile operasyonun ertesi günü ellerini hafif işlerde kullanmaya başlarlar ve el askıya alınmamaktadır. Açık cerrahi ile cerrahi sonuçlar yönünden bir fark bulunmamaktadır.

    Kısaca bu yeni tekniğin avantajları:

    •Maksimum doku korunması
    •Teknik olarak basit oluşu
    •Cerrahi sürenin anlamlı derecede kısalması
    •Endoskop kullanımı gerektirmemesi
    •Hasta açısından maliyetin düşük oluşu
    •Operasyon sonrası iyileşme süresinin kısalması
    •Cerrahi saha ve etrafında operasyon sonrası oluşabilecek kızarıklık, hassasiyet, ağrının en aza inmesi
    •Opere edilen elin yeniden kullanımı, işe geri dönüş süresinin çok kısalması

    Karpal tünel sendromundan korunmak, ellerimizin doğru kullanımı ile ilgili altın öğütler

    •El bileğinin uzun süreli ve güçlü şekilde aşağı-yukarı hareketlerinden, gergin şekilde parmaklarla bir şeyi tutmaktan (dikiş iğnesi gibi), bileği başparmak veya küçük parmağa doğru bükme hareketinden kaçın
    •Avuç içi yukarı bakacak şekilde yük taşımamaya özen göster
    •Bileği sıkı saran bantlardan (kol saati gibi) uzak dur
    •Aşırı soğuk veya korunmasız vibrasyondan kaçın
    •Telefon gibi sık kullanılan objeleri calışma sahanıza olabildiğince yaklaştır. Böylece aşırı uzanmaktan kaçın.
    •Araba sürerken, eşya taşırken direksiyonu çok sıkı tutma. Mümkün olduğunca eli dinlendir.
    •Daktilo ya da keyboard kullanırken elleri her 15 dk da bir dinlendir.
    •Boya fırçası, kalem, gazete, veya kitap türü cisimleri uzun süre tutmaktan kaçın
    •Eller kullanılırken vücüdun genel postürüde çok önemlidir. Çalışma alanının yüksekliği, otururken ya da ayakta iken bileklerin notral ya da hemen hemen düz pozisyonda kalmasına imkan tanıyacak şekilde düzenlenmelidir. Çalışma esnasında omuzların yeteri kadar serbest, dirseklerin konforlu bir şekilde yanlarda olmasına özen gösterilmelidir.
    •Oturma esnasında sırt ve bel iyi desteklenmiş şekilde ayaklar yere basmalıdır. Oturulan sandalye her bireyin kendisine göre ayarlanmalıdır.
    •Özellikle daktilo yazımı, keyboard kullanımı türü işlerde postür özellikle önemlidir. Doğru ayarlanabilir bir koltuk, yeterli ışık ve masa için uygun yükseklik yararlıdır.
    •Daktilo esnasında uzun süre, sık bir sekilde tuşlara basılır. Bu nedenle olabildiğince hafif şekilde tuşlara dokunmak önemlidir. Aşırı sert bir şekilde tuşlara basılması gereksiz yorulmaya neden olacaktır. Bu problemi aşmak için sıkca kısa aralıklar verilmesi yararlı olur. Aynı şekilde boyun, omuz ve kol adalelerinin rutin bir şekilde rahatlatılması da önemlidir.
    •El aletlerinin seçimi önemlidir. El aletinin tutulan kısmı elinizin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır.
    •Elinizi yoğun şekilde kullanmanızı gerektiren yeni bir iş ögrendiğinizde, elinize bu yeni işe alışması için zaman tanıyın. Bu tıpkı bir atletin bir yarışa hazırlanmasına veya diğer atletik yarışmalara benzer. Ellerin istirahati için yeterli aralıklarla molalar verilmelidir.
    •Eğer eldiven giyiyorsanız ellere uygun ölçülerde olmalıdır. Çok büyük olursa objeyi tutmak için gerekli harcanacak güç daha fazla olacak, çok sıkı olursa elleri sıkıştıracaktır.

  • Beyin ve ötesi

    Pek çok insan nöroşirurji kelimesini duyunca otamatik olarak beyin cerrahisini düşünebilir. Ancak nöroşirurji beyinden daha fazlasını kapsar. Nöroşirurji beyin, omurilik, omurga ve tüm vücud kısımlarında (eller, bacaklar kollar, yüz) dolaşan sinirleri kapsayan tüm sinir sistemi ve bu sistem hastalıklarının tanı ve tedavisi ile ilgilenen bir medikal uzmanlık alanıdır. Bu, nöroşirurjenler omurganın tüm doğumsal ve dejeneratif hastalıkları, boyun fıtığı, bel ağrısı, bel fıtığı, siyatik ağrısı, karpal tünel sendromu, epilepsi, inme, Parkinson hastalığı, baş ve omurganın kronik ağrıları ve spor yaralanmaları, beyin tümörleri, kanamalar ve tüm travmalar, hipofiz bezi tümörleri, kalpten beyine kan taşıyan damarlardaki hastalıklar, omurilik ve omurga tümörlerini tedavi ederler anlamına gelir. Nöroşirurji, hem yetişkin hemde çocuk hastaların tedavilerini içerir.
    Nöroşirurjen ne zaman yardım eder?
    Nöroşirurjenler her tip nörolojik hastalıkların cerrahi ve cerrahi dışı bakımı ile ilgili uzun ve kapsamlı bir eğitim almış, yüksek beceriye sahip uzmanlardır. Tüm nörolojik hastalıkların tanılarının konmasındaki deneyimlerinden dolayı, acil hekimler, nörologlar, iç hastalıkları uzmanları, aile hekimleri, ortopedistler, romatologlar ve fizik tedavi uzmanlarını kapsayan çeşitli branşlara konsültanlık hizmeti verirler.
    Nöroşirurjenler tarafından sıklıkla tedavi edilen beyin, omurilik ve sinirlerin spesifik bazı hastalıkları aşağıdakileri içerir:

    Anevrizmalar(Baloncuk)- Kan damarlarının çapındaki anormal genişlemelerdir. İntrakranyal anevrizmaların yırtılması beyin etrafındaki boşluklar yada beyin içerisine, ciddi fonksiyon kayıpları ya da ölümle sonuçlanabilecek kanamalara yol açar.

    Karotid arter hastalığı- Baş ve boyuna kan taşıyan ana damarları etkileyen bir hastalıktır. Plak denilen bir doku bu ana damarların duvarlarında birikerek damarlarda daralmaya, dolayısı ile beyne giden kan akımında azalmaya yol açar.

    Karpal Tünel Sendromu- Tekrarlayıcı hareketler neticesinde bilek tendonlarındaki yangı sonucunda ortaya çıkan ağrılı bir durumdur. Median sinirin geçtiği karpal tünelde meydana gelen ilerleyici daralma neticesinde sinir basısı ve ağrı oluşur. Tedavi istirahat, uyku esnasında bilek splintlerinin kullanımı, bileğe kortizon enjeksiyonları ve sinir üzerindeki baskıyı azaltmaya yönelik lokal anastezi altında yapılan ufak bir cerrahi müdahaleyi içerir.

    Serebral Palsy-Kalıcı beyin hasarı veya doğum esnasında ya da hemen sonrasında oluşan yaralanma neticesinde ortaya çıkan bir motor sinir hastalığıdır.

    Servikal(Boyun) Omurga problemleri-Boyunda veya omuzlarda devamlı bir ağrı, kollarda karıncalanma ve uyuşukluk veya kolları ve elleri kullanırken güçsüzlüğe yol açan durumlar.

    Kronik ağrı- Sürekli devam eden veya 6 aydan uzun süreli tekrarlamalar gösteren ağrı. Kronik ağrısı olan hastalarda sıklıkla bir sinir hasarı söz konusudur. Sinirler bir yaralanma sonrası, kanser tedavisi veya bir dolaşım problemi nedeni ile hasar görebilirler.

    Kraniosinositoz- Kafatası kemiklerinin kafatasının büyümesini sınırlandıran yada şekil bozukluğuna yol açacak şekilde erken kapanması sonucu ortaya çıkan doğumsal bir problemdir.

    Epilepsi- Beyinde anormal elektrik sinyallerine yol açan bir durumdur. Normalde beyin hücreleri arasında milyonlarca elektriksel uyaranlar geçerek gönderdikleri mesajlar ile hareket, konuşma ve düşünce kontrol edilir. Epilepside bu elektriksel uyaranlar nöbet ile sonuçlanan ani aktivite sorunları ile bozulur. Epilepsi ilaçlar ve/veya cerrahi müdahale ile tedavi edilir.

    Kafa Travması- Özellikle çocuklar ve genç erişkinlerde sık görülen önemli bir sağlık sorunudur. Kafa travmasının en sık sonuçları kanama veya kontüzyon denilen beyinde zedelenmedir.

    Bel Fıtığı- Omurgada diski çevreleyen kartilajdaki yırtılma neticesinde aşağı bacaklara doğru ağrı ile sonuçlanan sinirlere bası durumu. Sıklıkla öncesinde bir bel ağrısı atağı ya da aralıklı uzun süredir devam eden bir bel ağrısı öyküsü bulunur.

    Hidrosefali- Beyin kaviteleri içinde sıklıkla yüksek basınç altında fazla miktarda beyin omurilik sıvısının biriktiği bir hastalıktır. Bu bir doğumsal sorun, beyin tümörü, enfeksiyon, kanama veya beyin travması neticesinde görülebilir.

    Bel Ağrısı- Baş ağrısından sonra en sık 2. kronik ağrı nedenidir. Bel fıtığı, lomber dar kanal, tümörler, enfeksiyon ve yangısal hastalıklar sebep olabilir.

    Lomber Dar Kanal- Sinir basısına sebep olan omurilik kanalındaki daralma. Omurilikten bacaklara doğru gezen bir ağrı ile sonuçlanır. Tedaci konservatif ya da cerrahi olabilir. Konservatif tedavi yangı giderici ilaçlar, fizik tedavi ve epidural enjeksiyonları içerir.

    Parkinson Hastalığı- Beyin hücrelerinde hasar neticesinde ortaya çıkan yavaş seyirli, ilerleyici bir hastalıktır. Semptomlar tremor, veya ellerin, kolların, bacakların ve çenenin istemsiz, ritmik kasılmaları, kolların ve bacakların sertliği, spontan hareketlerde azalma, hareketlerde yavaşlama ve dengesiz kısa adımlar ile yürüyüşü içerir.

    Hipofiz Bezi Tümörleri- Beyin tabanında oturan hipofiz bezindeki büyümedir.Büyüklükleri ve seyirleri farklılık arz eder. Tedavi sadece seri görüntülemeler ile gözlem, ilaç tedavisi ve tümörün cerrahi olarak çıkarılmasını içerir.

    Siyatik Ağrısı- Uyluk ve bacakta ağrı ve uyuşukluğun sıklıkla eşlik ettiği siyatik sinirinin enflamasyonu.

    Spina Bifida- Hamileliğin 3. ve 4. haftasında fetüs omuriliğinin bir kısmının tan kapanmaması neticesinde görülür. Sonuç olarak bebek bir kısım spinal sinir kökleri sırttan dışarı taşmış olak doğar. Erken tedavi ile çocuk aktif ve verimli bir yaşam sürebilir.

    Omurilik Yaralanmaları- Sıklıkla kırık bir boyun veya bel neticesinde kollarda veya bacaklarda kuvvet kaybı ile sonuçlanır. Problemin giderilmesi fonksiyon kayıplarında düzelmeyi sağlayabilir.

    Trigeminal Nevralji- Ağrılı spazmlara yol açan fasyal sinirin bir hastalığı.

    Stroke- Beyini besleyen normal kan akımında bozulma neticesinde görülür. Bu bir kan pıhtısı neticesinde ( tıkayıcı inme) veya beyinde kanama sonrasında ( kanamalı inme) olabilir. Anormal çok şiddetli bir baş ağrısı, hafıza kaybı, kollarda uyuşukluk, konuşmad, görmede bozulma, dende ve koordinasyonda bozulma uyarıcı bulgulardır. Başarılı bir tedavi için erken tanı esastır.

    Beyin ve Omurilik Tümörleri- Sinirsel yapıları baskı neticesinde semptom ve bulgular ortaya çıkar.

    Op.Dr Kerem BIKMAZ

  • Bel fıtığı nedir? Nedenleri ve türleri nelerdir?

    Bel fıtığı nedir? Nedenleri ve türleri nelerdir?

    – Bel fıtığı bel ağrılarının en sık nedenlerinden biridir. Halk arasında bel kayması, disk kayması, omurilik sıkışması gibi isimlerle de duyabilirsiniz.
    – Bel fıtığı, omurgalar arasındaki kıkırdağın aşırı zorlama nedeniyle yerinden kayarak omurilik kanalı içine doğru girmesi, bacaklara gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması sonucu oluşan bir hastalıktır. Hangi omurga kemikleri arasında oluşmuşsa o bölgenin adıyla anılır.
    – En sık L4-5 ve bunun bir altında bulunan L5-S1 mesafeleri arasında bel fıtığı oluşur.
    – Alttaki 4 bel omurundan çıkan sinir köklerinin bazı dalları birleşerek siyatik siniri oluşturur. Siyatik sinir kısa bir mesafe leğen kemiğinin arka duvarı boyunca karında seyrettikten sonra kalçanın ortasından dışarı çıkar ve bacağın arkasında orta hattı boyunca aşağı doğru iner. Bu nedenle bel omurlarındaki bir takım hastalıklarda ( bel fıtığı, bazı tümörler gibi) ağrı kalça içinden bacağa doğru hissedilir.

    BEL FITIĞI NEDENLERİ

     Genetik faktörler: Son yıllarda bel fıtığı hastalarında muhtemel bir genetik bozukluk olabileceği fikri üzerinde ciddi şekilde durulmakta ve yapılan araştırmalarda buna ait bazı ipuçları elde edilmektedir.
     Ailevi eğilim: Bu konuda net veriler olmamakla birlikte disk hastalıklarında ailevi bir eğilim genellikle saptanabilir.
     Yaş: Diskler yüksek oranda su içerir. İnsanlar yaşlandıkça su içeriği azalır ve disk daha sert bir hal alır ve yüksekliği azalır. Daha sert diskler fıtıklaşmaya daha eğilimli olur.
     Aşırı ağırlık: diskin ortasındaki jöle kıvamlı çekirdeği sıkıştırarak halkayı kırarak dışarı çıkmaya zorlar.
     Kötü duruş-oturuş pozisyonu
     Hatalı yük kaldırma

    BEL FITIĞI TÜRLERİ
    Bel fıtığı pratik olarak 3 şekilde görülür. Bu ayırım tedavide önemlidir.

    1. Başlangıç halindeki bel fıtığı
    2. Orta safhada bel fıtığı
    3. İlerlemiş safhadaki bel fıtığı

    1. Başlangıç Halindeki Bel Fıtığı: Kıkırdak henüz etrafındaki kapsülü yırtmamıştır. Dolayısıyla bir balon gibi sinire baskı yapar. Hastada sadece bacak ve bel ağrısı vardır. Hasta bu dönemde ilaç, , istirahat veya egzersizlerden fayda görür. Bu dönemdeki tedavi uygun yapılmaz ise, fıtık ilerleyebilir.

    2. Orta Safhada Bel Fıtığı: Omurgalar arasındaki kıkırdak etrafındaki kapsülü daha da iterek omurilik kanalına taşmıştır. Bu taşan parça bacaklara gelen sinirin altına girerek sinir üzerinde baskı yapar ve ağrıya neden olur. Bu safhada tedavi ve önlemler daha önemlidir.

    3. İlerlemiş Safhadaki Bel Fıtığı: Omurgalar arasındaki kıkırdak etrafındaki kapsülü yırtarak omurilik kanalına çıkmıştır. Yerinden çıkan bu parça bacaklara gelen sinirin altına girerek sinir üzerinde baskı yapar ve şiddetli ağrıya neden olur. Bu safhada omurilik kanalına çıkan kıkırdak parçasını ilaç veya manuel tedavi ile ortadan kaldırmamız genellikle mümkün değildir. Özellikle ayakta kuvvet kaybı da varsa hastalarımıza vakit kaybetmeden mikrocerrahi ile ameliyat öneriyoruz.

    DİSK PROBLEMLERİ

    BEL FITIĞI BELİRTİLERİ

    Her beş kişiden 4’ü hayatının bir döneminde bel ağrısı çekmektedir. Yalnız ağrı bel fıtığı demek için yeterli değildir.
    – Ağrı: Hastalar belinden kalçasına ve bacağına doğru yayılan ağrıdan şikayet ederler. Bu ağrı ayak topuğuna ve parmaklara kadar uzanabilir. Özellikle bel fıtığında ağrı şikayeti öksürmekle veya ıkınmakla artar. Bu bel fıtığı teşhisi için önemli bir bulgudur.Bazı hastalar bacağının arka kısmından bir iple çekildiğini söylerler. Hastanın beli bir tarafa doğru eğilebilir.
    – Kuvvet kaybı: Bazı vakalarda ayak bileğinde kuvvet kaybı gelişmeye başlar. Hastaya ayak parmaklarının ve topuklarının üzerinde yürümesi söylendiğinde parmaklarının veya topuğunun üzerine kalkamaz. Bu bölgelere gelen sinirlerin baskı altında kalması nedeniyle ayak bileğinde kuvvet kaybı oluşmuştur. Tedavi edilmezse ayak bileğinde felç meydana gelebilir. Hastalar yol yürüdüklerinde önlerine çıkan küçük bir engelde ayak bileklerinin döndüğünden şikayet ederler.
    – His kaybı: Hastanın ağrı duyduğu bacağının ayak üstünde ve parmaklarında his kusuru (uyuşukluk) mevcuttur.
    – İdrar veya büyük abdest tutamama: Nadiren de olsa çok ilerlemiş vakalarda idrar ve büyük abdestini yapmakta zorluklar veya tutamama oluşabilir.
    – Cinsel fonksiyon kaybı: Yine çok ilerlemiş vakalar da cinsel fonksiyonlar olumsuz yönde etkilenir. Özellikle erkeklerde penis sertleşmesinde sorunlar meydana gelebilir.

    BEL FITIĞINDA TANI

    – Hikaye: Tıbbi hikaye tanıda en önemli ipuçlarını sağlar. Genellikle, az veya çok bel ağrısını takiben bacağa vuran ağrı hikayesi vardır. Genellikle ağır kaldırma gibi bir olay sonrası ilk bulgular hissedilirse de, uzun süren sabahları kalktığında bel ağrısı ve sertliği ardından belirgin bir zorlama olmaksızın ani başlayan vakalar da az değildir.
    – Fizik muayene: Genellikle tanıyı sağlar. Muayene ile hangi sinir kökünün sıkıştığı, bu sıkışmanın ciddiyeti rahatlıkla saptanabilir. Tedavi yönteminin seçiminde muayene bulguları esastır.
    – Radyolojik inceleme: Basit bir radyolojik inceleme ile omurga mekaniğini etkileyen, bel ağrısı ile karakterize doğumsal omurga hastalıkları (% 5-10 a varan oranlarda görülebilir), kireçlenmeler, omurga kaymaları, bazı tümörler tanınabilir.

    MR ve EMG gibi tetkikler tedaviye yanıt vermeyen, sık nüks eden, muayene bulguları ile cerrahi karar verilen vakalarda ayırıcı tanı ve operasyon stratejisi açısından gerekebilir.

  • Boyun fıtığı nedir?

    Kafa tabanından itibaren 7 adet omur kemiğinden oluşur. Her omur cisminin ortasında, beynin devamı olan omurilik bulunur. Vücudun çeşitli yerlerinden beyine dönen duyular veya beyinden vücuda dağılan emirler omurilik içinde seyreder. Boyun bölgesinde her omur cismi hizasından çıkan sinirlerde kola ve sırta yayılarak, bu bölgelerin duyu ve hareketini sağlar.

    Omurgalar arası yastıkçık dediğimiz disk dokusunun dış kısmı (anulus fibrosus) ve iç kısmı (nucleus pulposus ) bulunur. Jelatin kıvamındaki iç kısmın , daha kuvvetli bir bağ dokusundan oluşan dış kısmı yırtarak omurilik ve sinirlere bası yapması sonucu boyun fıtığı ortaya çıkar.

    Sebepleri nelerdir?

    Burada dikkat edilmesi gereken ve bel fıtığından başlıca fark, sadece sinirlere değil omuriliğin kendisinede baskı olması sonucu vücudun tamamında kısmi veya tam kuvvetsizlik oluşmasıdır. Omurilik ilk bel omuru hizasında sonlandığından ve alt bel omurları içinde sadece ayağa giden sinirler bulunduğundan , bel fıtığında belirli sinirin dağıldığı alanda felçler görülür.

    Boyun fıtığını tetikleyen unsurlar nelerdir?

    Hayat tarzımızdaki birtakım yanlış uygulamalar önce boyun ağrısı, kaslarda tutulma ile kendini gösteriyor ve daha sonra dramatik olarak, fıtık olarak karşımıza çıkabiliyor. Bunları kısaca örneklemek gerekirse;

    * TV karşısında uyuyakalma
    * Klima altında uzun süre kalmak
    * Saçları kurutmadan ıslak vaziyette dışarı çıkmak
    * Dengesiz bir şekilde omuzda/sırtta yük taşımak
    * Pencere açık vaziyette seyahat etmek
    * Uzun süre bilgisayar ya da masa başında çalışmak

    Çalışılan iş kolunun etkisi var mı? Hangi iş kollarında daha sık görülmektedir?

    Her tür hastalığın işle ilgili olduğu gibi boyun fıtığının da masa başı çalışanlar, ağır kaldıranlar ve sürekli travmaya maruz kalanlarda sık görülmektedir.

    Op. Dr. E. Onur Kulaksızoğlu
    Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

  • Çağımızın hastalığı: karpal tünel sendromu (bilekte sinir sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?
    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?
    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?
    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Karpal tünel sendromu medyan sinir üzerindeki bantın kalınlaşması ve tekrarlayıcı hareketlerin kombinasyonu neticesinde bilekte sinirin enflamasyonu sonucu ortaya çıkar. Özellikle 40-60 yaşlarındaki kadınlarda, piyanistler, kuaförler, bilgisayar operatörleri, bankacılar, dişçiler, heykeltıraşlar, ev hanımları gibi ellerini aşırı kulanan meslek gruplarında sıklıkla izlenir.

    Hamilelik, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, menapoz, bilekte kırılan yada yerinden kayan kemikler ve aşırı şişmanlık hastalığın görülme oranını arttırır. Eller ile cisimlerin sık ve şiddetli şekilde tutulması, bileğin bükülmesi ve artrit benzer şekilde görülme oranlarını arttırır.

    Bu şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından tedavi için zaman kaybetmeden başvurmak oldukça önemlidir. Başvurmak için ağrının aşırı artmasını, tahammül sınırlarını aşmasını beklemeyin.

    Cerrahi dışı konservatif tedavinin asıl amacı medyan sinir üzerinde tekrarlayan yaralanmaları bitirmek ya da azaltmaktır. Bu amaçla sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için bir bileklik ile bilek hareketleri kısıtlanabilir. Eğer bu işe yaramaz ise ödemi azaltmak için enflamasyon giderici ilaçlar yazılabilir veye bileğe kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Ağrıları azaltmaya yönelik bir takım özel el ve bilek egzersizleri önerilebilir.

    Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon, veya diğer cerrahi dışı tedaviler ile ağrılarından kurtulamaz iseler median sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için farklı cerrahi teknikler uygulanabilir. En sık uygulanan teknik karpal tunel serbestleştirilmesi denilen ve açık ya da endoskobik yöntemler ile uygulanabilen yöntemdir. Açık cerrahide bilek bölgesine bir kesi yapılarak median sinir üzerine bası oluşturan bant kesilerek sinir serbestleştirilir. Endoskobik yöntemde ise daha ufak bir kesi yapılarak bir minyatür kamera ile tünel görüntülenir ve bant kesilir.

    Karpal Tünel Serbestleştirilmesinde yeni bir teknik: Mini Açık Yaklaşım
    Karpal tünel serbestleştirilmesinde standart yaklaşım karpal ligamanın açık cerrahi ile kesilmesidir. Bu standart yaklaşım ile sonuçlar genel olarak oldukça iyidir. Ancak cerrahi sonrası oluşan skar dokusuna bağlı ağrı ve bilekte hareket kısıtlılığı önemli bir sorundur. Yara iyileşmesi yapılan kesinin nisbeten uzun olmasına bağlı gecikir. Diğer bir sıkıntı Pilar sendromu denilen avuç ici adelelerde yoğun ağrıdır. Komplikasyon oranları %1-20 arasında değişmektedir. Bu nedenle 1990 lı yılların başında kesi uzunluğunu azaltmak, böylelikle bu sorunların üstesinden gelmek için endoskop ile minimal yaklaşım teknikleri kullanılmaya başlanmıstır. Bu teknik ile yara yeri ile ilgili sorunlar çözülmüş ancak median sinir, damarlar, tendonlar ve hatta ulnar sinir yaralanma sıklığı artmıştır. Aynı zamanda cerrahi süresi belirgin derecede uzamıştır. İşlem endoskobik sistem kullandığından hastane ortamında yapılmasını gerektirir.

    Mini açık yaklaşım tüm bu sorunlar göz önüne alınarak geliştirilen yeni bir cerrahi yöntemdir. Endoskobik cerrahide olduğu gibi ufak bir kesi yapılarak median sinir ile karpal bant arasında bir tünel yaratılır. Aynı zamanda karpal bant ile cilt altı arasında bantı tam olarak ortaya koyacak şekilde ikinci bir tünel açılır. Bant daha sonra knifelight özel bir lazer bıçağı ile kesilir.

    Knifeligtın endoskobik yaklaşımdan en önemli avantajı endoskobi aletleri gerektirmediği için hastane ortamında yapılmasının zorunlu olmamasıdır. İşlem süresi anlamlı derecede kısalmıştır. Açık cerrahi sonrası görülebilen hastayı bazen ileri derecede rahatsız edebilecek skar dokusu oluşumu, operasyon sahasında ağrı, pilar sendromu gibi problemleri son derece azaltmıştır. Yara iyileşmesi yapılan kesinin kısa olması ve cilt altı dokulardaki asgari yaralanma nedeniyle son derece kısalmıştır. Açık cerrahi sonrasında kolun 2 hafta süre ile askıya alınması ve immobilizasyonu gibi sorunlar ortadan kalkmıştır.

    Hastalar bu cerrahi ile operasyonun ertesi günü ellerini hafif işlerde kullanmaya başlarlar ve el askıya alınmamaktadır. Açık cerrahi ile cerrahi sonuçlar yönünden bir fark bulunmamaktadır.

    Kısaca bu yeni tekniğin avantajları:

    Maksimum doku korunması
    Teknik olarak basit oluşu
    Cerrahi sürenin anlamlı derecede kısalması
    Endoskop kullanımı gerektirmemesi
    Hasta açısından maliyetin düşük oluşu
    Operasyon sonrası iyileşme süresinin kısalması
    Cerrahi saha ve etrafında operasyon sonrası oluşabilecek kızarıklık, hassasiyet, ağrının en aza inmesi
    Opere edilen elin yeniden kullanımı, işe geri dönüş süresinin çok kısalması
    Karpal tünel sendromundan korunmak, ellerimizin doğru kullanımı ile ilgili altın öğütler
    El bileğinin uzun süreli ve güçlü şekilde aşağı-yukarı hareketlerinden, gergin şekilde parmaklarla bir şeyi tutmaktan (dikiş iğnesi gibi), bileği başparmak veya küçük parmağa doğru bükme hareketinden kaçın

    Avuç içi yukarı bakacak şekilde yük taşımamaya özen göster
    Bileği sıkı saran bantlardan (kol saati gibi) uzak dur
    Aşırı soğuk veya korunmasız vibrasyondan kaçın
    Telefon gibi sık kullanılan objeleri calışma sahanıza olabildiğince yaklaştır. Böylece aşırı uzanmaktan kaçın.
    Araba sürerken, eşya taşırken direksiyonu çok sıkı tutma. Mümkün olduğunca eli dinlendir.
    Daktilo ya da keyboard kullanırken elleri her 15 dk da bir dinlendir.
    Boya fırçası, kalem, gazete, veya kitap türü cisimleri uzun süre tutmaktan kaçın

    Eller kullanılırken vücüdun genel postürüde çok önemlidir. Çalışma alanının yüksekliği, otururken ya da ayakta iken bileklerin notral ya da hemen hemen düz pozisyonda kalmasına imkan tanıyacak şekilde düzenlenmelidir. Çalışma esnasında omuzların yeteri kadar serbest, dirseklerin konforlu bir şekilde yanlarda olmasına özen gösterilmelidir.

    Oturma esnasında sırt ve bel iyi desteklenmiş şekilde ayaklar yere basmalıdır. Oturulan sandalye her bireyin kendisine göre ayarlanmalıdır.

    Özellikle daktilo yazımı, keyboard kullanımı türü işlerde postür özellikle önemlidir. Doğru ayarlanabilir bir koltuk, yeterli ışık ve masa için uygun yükseklik yararlıdır.

    Daktilo esnasında uzun süre, sık bir sekilde tuşlara basılır. Bu nedenle olabildiğince hafif şekilde tuşlara dokunmak önemlidir. Aşırı sert bir şekilde tuşlara basılması gereksiz yorulmaya neden olacaktır. Bu problemi aşmak için sıkca kısa aralıklar verilmesi yararlı olur. Aynı şekilde boyun, omuz ve kol adalelerinin rutin bir şekilde rahatlatılması da önemlidir.

    El aletlerinin seçimi önemlidir. El aletinin tutulan kısmı elinizin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır.

    Elinizi yoğun şekilde kullanmanızı gerektiren yeni bir iş ögrendiğinizde, elinize bu yeni işe alışması için zaman tanıyın. Bu tıpkı bir atletin bir yarışa hazırlanmasına veya diğer atletik yarışmalara benzer.

    Ellerin istirahati için yeterli aralıklarla molalar verilmelidir.

    Eğer eldiven giyiyorsanız ellere uygun ölçülerde olmalıdır. Çok büyük olursa objeyi tutmak için gerekli harcanacak güç daha fazla olacak, çok sıkı olursa elleri sıkıştıracaktır.

  • Bel ağrısı ve bel fıtığı

    Bel ağrısı ve bel fıtığı

    Bel ağrısının nedenleri:

    Duruş bozuklukları

    Yumuşak dokularda zorlanma

    Bel fıtıkları

    Kireçlenmeler

    Bel kaymaları

    Tümörler

    İltihabi ve mikrobik hastalıklar

    Kemik hastalıkları

    Kırıklar

    Tanı:

    Bel ağrısı yakınması ile başvuran hastanın öncelikle klinik muayenesinin yapılması gerekir. Bel ağrısına ilave bacak ağrısı yakınması olması, duyu kusuru, kuvvet kaybı, adaleler de incelme olması tetkik edilmeyi gerektirir.

    Omurga ve sinir sistemi hastalıklarında en yaygın ve güvenilir olarak kullanılan tetkik yöntemi MR görüntüleme yöntemidir. MR tetkikine ilaveten Bilgisayarlı Tomografi, EMG (sinir ve kas dokularının elektriksel aktivitesini ölçer) yapılabilir.

    Tedavi: Yapılan tetkikler sonucu, koyulan tanıya göre tedavi planlanır.

    Mekanik Bel Ağrısı: Belin uygun kullanılmamasına bağlı bel ağrısıdır. Uygun ilaçlar, 1-2 günlük istirahat, egzersiz uygun tedavi yöntemidir. Mekanik bel ağrısı süreğen olursa fizik tedavisi uygun olur.

    Omurga Kırığı: Kırığın dercesine göre, ilaç istirahat, korse uygulaması, kifoplasti(kırık omurganın içerisine kemik çimentosu injeksiyonu), stabilizasyon(vida ile omurganın tespiti) yapılabilir.

    Bel Kayması: Kayma derecesine göre tedavi planlanır. İlaç tedavisi, egzersiz, fizik tedavisi, korse uygulamaları yeterli olmazsa stabilizasyon tedavisi yapılabilir.

    İltihabi Hastalıklar: İltihaba neden olan mikroorganizmaya göre tedavi planlanır.

    Omurga tümörü: Tümörün özelliklerine göre tedavi planlanır. Tümörün çıkarılması, gerekirse radyoterapi ve kemoterapi ilave edilir.

    Bel Fıtığı: İki omurga arasındaki kıkırdak dokunun taşarak omuriliği ve/veya omurilikten çıkan sinir köklerini sıkıştırmasıdır. Bel fıtıklarının tevdisinde de başlangıçta mekanik bel ağrısı tedavisinde uygulanan yöntemler uygulanır.

    Cerrahi tedavi gerektiren durumlar:

    -Dayanılmaz bel ve bacak ağrısı,

    -Adalede incelme,

    -Kuvvet kaybı

    -İdrar kaçırma (acil ameliyat gerektirir)

    -Uzun süreli tedavi yapılan ve yanıt alınamayan vakalar.

    Bel Fıtığında Uygulanan Tedavi Yöntemleri:

    Basit Diskektomi: Genel anestezi altında belin ortasına 5-6 cm’lik cilt kesisi ile cerrah omurgaya ulaşır. Kemik üzerinde bir pencere açarak sinir dokusunun yanından hasarlı diskteki jölemsi kıkırdak dokuyu çıkartır.
    Diskin %30’unun çıkarılması yeterlidir. Çıkan diskin yerine bir şey konulmasına gerek yoktur. Yeniden disk oluşma şansı %3-5 dir. Anestezinin neden olduğu riskler, sinir kopması, enfeksiyon, kan toplanması, geç dönemde yapışıklık oluşması ve sakat kalma korkusu bel fıtığı ameliyatının en önemli sorunlarıdır. Bütün bu komplikasyonların oluşum yüzdesi %2’den azdır.

    Mikrodiskektomi: Genel anestezi altında 2cm lik bir kesi yapılır. Aynı yöntemle mikroskop yardımıyla kıkırdak dokusu çıkartılır. Nüks oranı basit diskektomiye göre daha azdır. Girişim sırasında daha az doku etkilendiğinden iyileşme daha çabuk olur. Hastanede yatış süresi bir gün ya da daha azdır.

    Endoskopik Mikrodiskektomi: Bu işlemde kesi mikrodiskektomideki kadardır. Cerrah röntgen kılavuzluğunda deriden yolladığı bir kılavuz yardımı ile hasarlı diski dışarıya çıkarmaya çalışır. Bu yöntem de de hastanede kalış süresi kısadır. Nüks biraz daha yüksektir.

    Lazer Nükleoplasti:Lazer yakarak ve buharlaştırarak diski çıkartma esnasında kullanılır. Bu yakma esnasında sinir dokusu da zarar görebilir. Her bel fıtığı vakasına uygulanmaz. Hasta lokal anestezi ile opere edilir. 1 saatlik istirahatten sonra aynı gün taburcu edilir. Kısıtlı vakada ve iyi ellerde uygulanmalıdır.

    BEL AĞRILARININ YÖNETİMİ

    Bel ağrısının nedenleri:

    Duruş bozuklukları

    Yumuşak dokularda zorlanma

    Bel fıtıkları

    Kireçlenmeler

    Bel kaymaları

    Tümörler

    İltihabi ve mikrobik hastalıklar

    Kemik hastalıkları

    Kırıklar

    Tanı:

    Bel ağrısı yakınması ile başvuran hastanın öncelikle klinik muayenesinin yapılması gerekir. Bel ağrısına ilave bacak ağrısı yakınması olması, duyu kusuru, kuvvet kaybı, adaleler de incelme olması tetkik edilmeyi gerektirir.

    Omurga ve sinir sistemi hastalıklarında en yaygın ve güvenilir olarak kullanılan tetkik yöntemi MR görüntüleme yöntemidir. MR tetkikine ilaveten Bilgisayarlı Tomografi, EMG (sinir ve kas dokularının elektriksel aktivitesini ölçer) yapılabilir.

    Tedavi: Yapılan tetkikler sonucu, koyulan tanıya göre tedavi planlanır.

    Mekanik Bel Ağrısı: Belin uygun kullanılmamasına bağlı bel ağrısıdır. Uygun ilaçlar, 1-2 günlük istirahat, egzersiz uygun tedavi yöntemidir. Mekanik bel ağrısı süreğen olursa fizik tedavisi uygun olur.

    Omurga Kırığı: Kırığın dercesine göre, ilaç istirahat, korse uygulaması, kifoplasti(kırık omurganın içerisine kemik çimentosu injeksiyonu), stabilizasyon(vida ile omurganın tespiti) yapılabilir.

    Bel Kayması: Kayma derecesine göre tedavi planlanır. İlaç tedavisi, egzersiz, fizik tedavisi, korse uygulamaları yeterli olmazsa stabilizasyon tedavisi yapılabilir.

    İltihabi Hastalıklar: İltihaba neden olan mikroorganizmaya göre tedavi planlanır.

    Omurga tümörü: Tümörün özelliklerine göre tedavi planlanır. Tümörün çıkarılması, gerekirse radyoterapi ve kemoterapi ilave edilir.

    Bel Fıtığı: İki omurga arasındaki kıkırdak dokunun taşarak omuriliği ve/veya omurilikten çıkan sinir köklerini sıkıştırmasıdır. Bel fıtıklarının tevdisinde de başlangıçta mekanik bel ağrısı tedavisinde uygulanan yöntemler uygulanır.

    Cerrahi tedavi gerektiren durumlar:

    -Dayanılmaz bel ve bacak ağrısı,

    -Adalede incelme,

    -Kuvvet kaybı

    -İdrar kaçırma (acil ameliyat gerektirir)

    -Uzun süreli tedavi yapılan ve yanıt alınamayan vakalar.

    Bel Fıtığında Uygulanan Tedavi Yöntemleri:

    Basit Diskektomi: Genel anestezi altında belin ortasına 5-6 cm’lik cilt kesisi ile cerrah omurgaya ulaşır. Kemik üzerinde bir pencere açarak sinir dokusunun yanından hasarlı diskteki jölemsi kıkırdak dokuyu çıkartır.
    Diskin %30’unun çıkarılması yeterlidir. Çıkan diskin yerine bir şey konulmasına gerek yoktur. Yeniden disk oluşma şansı %3-5 dir. Anestezinin neden olduğu riskler, sinir kopması, enfeksiyon, kan toplanması, geç dönemde yapışıklık oluşması ve sakat kalma korkusu bel fıtığı ameliyatının en önemli sorunlarıdır. Bütün bu komplikasyonların oluşum yüzdesi %2’den azdır.

    Mikrodiskektomi: Genel anestezi altında 2cm lik bir kesi yapılır. Aynı yöntemle mikroskop yardımıyla kıkırdak dokusu çıkartılır. Nüks oranı basit diskektomiye göre daha azdır. Girişim sırasında daha az doku etkilendiğinden iyileşme daha çabuk olur. Hastanede yatış süresi bir gün ya da daha azdır.

    Endoskopik Mikrodiskektomi: Bu işlemde kesi mikrodiskektomideki kadardır. Cerrah röntgen kılavuzluğunda deriden yolladığı bir kılavuz yardımı ile hasarlı diski dışarıya çıkarmaya çalışır. Bu yöntem de de hastanede kalış süresi kısadır. Nüks biraz daha yüksektir.

    Lazer Nükleoplasti:Lazer yakarak ve buharlaştırarak diski çıkartma esnasında kullanılır. Bu yakma esnasında sinir dokusu da zarar görebilir. Her bel fıtığı vakasına uygulanmaz. Hasta lokal anestezi ile opere edilir. 1 saatlik istirahatten sonra aynı gün taburcu edilir. Kısıtlı vakada ve iyi ellerde uygulanmalıdır.

  • Boyun ağrıları ve boyun fıtığı

    Boyun ağrıları ve boyun fıtığı

    Boyun omurları çok hareketli bir yapıya sahip olduğu için boyun ağrısı sık karşılaşılan bir yakınmadır. Yapılan araştırmalarda erişkin yaş grubunda insanların yarısının yaşamlarında en az bir kez boyun ağrısı atağı geçirdiği bildirilmektedir. Her boyun ağrısı boyun fıtığına bağlı değildir. Boyun ağrıları başlıca mekanik nedenler ve omurga hastalıklarına bağlı ortaya çıkar.

    Aslında en sık görülen boyun ağrısı tipidir mekanik boyun ağrısı.Çoğunlukla boyunu etkileyen küçük travmalar veya boyun kaslarını ve bağ dokusunu etkileyen küçük zedelenmeler nedeni ile olur. Kötü postür, bu tip ağrının en önemli nedenidir. Özellikle gün boyu masa başında öne eğik pozisyonda çalışan kişilerde sık rastlanan bir yakınma olmasına rağmen, genellikle ağrının gerçek nedeni ve yeri bulunamaz.

    Mekanik boyun ağrısı başa, omuzlara ve kollara yayılabilir. Bu ağrı 2-3 gün içerisinde giderek azalır ve 1-2 hafta içerisinde kaybolur. Bazen ağrı uzun dönemde kronikleşebilir ve zaman zaman akut ataklar halinde şiddetlenebilir. Ağrının kola ve ele yayılması veya uyuşukluk hissinin varlığı, sinir kökü basısının, yani boyun fıtığının belirtisi olabilir.

    Mekanik boyun ağrısının tedavisinde amaç, boyun hareketlerini mümkün olduğu kadar kısa sürede normale getirmektir. Başlangıçta boyun hareketleri ağrılı olduğu için kişi boynunu hareketsiz tutmak ister. Ancak boyun kaslarının kasılmasına bağlı sertleşmenin oluşmasını önlemek amacıyla, ağrının izin verdiği ölçüde, derecesini sürekli artırarak doğal hareketler yapmak gerekir. Bu süre içerisinde ağrının şiddetini azaltmak için de, ağrı kesici- kas gevşetici ilaçlar öneriyoruz. Boyun hareketlerinin en kısa sürede normale dönmesi, ağrının kronikleşmesini engelleyecektir.

    Omurga hastalıklarına bağlı boyun ağrıları, mekanik boyun ağrısına göre daha az sıklıkla görülür. Bu tip ağrısı olan hastalarda karşılaştığımız belli başlı nedenler şunlardır:

    * Boyun fıtığı
    * Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma
    * Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutulumu

    Daha iyi anlaşılabilmesi için,boyun bölgesinin anatomisini ve boyun fıtığının ne olduğunu kısaca anlatmak gerekir..

    Boynumuz, başın ağırlığını taşıyabilecek ve başımızı her yöne çevirmemizi sağlayacak hareket yeteneğine ve yapıya sahiptir. Bu hareketleri, vertebralar (omurlar) arasında bulunan diskler ve eklemler aracılığı ile sağlar. Boyun omurları içerisinden omurilik geçer. Omurlar arasında bulunan deliklerden ise kol kaslarının hareketini ve kolların duyusunu sağlayan sinirler çıkar.

    Boyun bölgesinde 7 adet omur bulunur. İkinci ve üçüncü omur düzeyinden başlayarak, tüm omurlar arasında disk adı verilen kıkırdak doku bulunur. İki omur arasında bulunan disk materyali, dışta göreceli olarak daha sert bir kılıftan, iç kısımda ise jel kıvamında bir yumuşak dokudan oluşur. Dış kılıfın zayıflaması veya yırtılması ile, iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma, daha çok boyun ağrısına yol açarken; iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak da tanımlayabileceğimiz boyun fıtığı, sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özellikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar. Kol ağrısı, sinir köklerine bası söz konusu olduğundan çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının şiddetiyle ilişkili olarak, kol ve el kaslarında güçsüzlük ve/veya uyuşukluk oluşabilir.

    Daha öncede belirttiğim gibi, sinir kökü üzerindeki basıya bağlı olarak kola vuran şiddetli ağrı boyun Fıtığının en önemli belirtisidir. İlk hafta şiddetli olan ağrı 2-3 hafta içerisinde azalarak ortadan kaybolur. Bu süre içerisinde ağrının şiddetini azaltmak için ağrı kesici- kas gevşetici ilaçlar önerilir. Bazı hastalar Fizik Tedaviden de ciddi yararlar sağlayabilirler. Boyunluk yani boyun korsesi doktor önerisi ile kullanılabilir.

    Hastaların bir grubunda ağrı, her şeye rağmen devam edebilir. Kronikleşen uzun süreli ağrılarda veya çok şiddetli, ağrı kesicilerin kullanılmasına rağmen dayanılmaz ağrılarda cerrahi girişim düşünülebilir.

    Bazı hastalarda sinir kökü üzerindeki basıya bağlı kuvvet kaybı gelişir. Kuvvet kaybının gelişmesi, sinir üzerindeki basının yok edilmesini, yani ameliyatı gerektirir.

    Ağrının kendiliğinden iyileşmesi, hastalığın ortadan kalktığı anlamına gelmez. Hastanın tekrar aynı ağrı atağına yakalanmaması için, boynunu koruması ve boyun kaslarını güçlendirmek için önereceğimiz egzersizleri yapması gereklidir.

    Özetlemek gerekirse Boyun Fıtığı olan hastalarda 3 çeşit tedavi uyguluyoruz; ilaç tedavisi, fizik tedavi ve cerrahi. İlaç ve Fizik tedavi ile, hastaların yaklaşık % 85′ i rahatlar, bulguları düzelir ve ameliyata gerek kalmaz. İlaç ve fizik tedaviye rağmen ağrıları geçmeyen, özellikle de kolda güçsüzlüğü olan hastaların mutlak surette ameliyat olmaları gereklidir. Çünkü daha sonra gelişecek kayıpların geri dönüşü imkansız hale gelebilecektir.

    Günümüzde boyun fıtığı ameliyatlarında, deneyimli ellerde, gelişen yeni teknikler ve mikroskop yardımıyla, son derece yüzgüldürücü sonuçlar alınmaktadır.

    Cerrahi tedavinin amacı, omurilik ve sinir dokusu üzerindeki basıyı ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla uygulanan ameliyat “Servikal Mikrodiskektomi” dir. Boynun ön tarafından yaklaşık 2-2,5 cm.lik bir cilt kesisi yapılarak, omurgalar arasındaki basıya yol açan kıkırdak doku alınır. Böylece, hastanın ağrısı yok olur, uyuşma-kuvvetsizlik gibi şikayetler hemen ortadan kalkar.

    Yaklaşık 30-40 dk süren bu ameliyat sonrasında hasta uyandığında, kol ağrısının dramatik olarak yok olduğunu fark eder. Birkaç saat içinde yürümeye başlayabilir ve aynı akşam ya da ertesi sabah taburcu olabilir. Yaklaşık 1 hafta sonra da işine geri dönebilir.

    Genç hastalarda son yıllarda çıkartılan disk materyali yerine yerleştirdiğimiz hareketli servikal disk protezleri ile, daha sonraki yıllarda komşu seviyelerde yeni fıtık oluşumu ve boyun hareketlerinde kısıtlılık gelişmesi de önlenmektedir.

  • Nöralterapi ve nöralterapi ile tedavi edilen hastalıklar nelerdir?

    Otonom sinir sistemi iç organlarımız ve dokularımızın, istem dışı çalışmasını sağlayan sinir sistemidir (kalp ritmi, sindirim, solunum, terleme, göz bebeğinin büyüp küçülmesi ve cinsel uyarım) gibi çok sayıda vücut işlevini düzenler.

    Geçirilen  ameliyatlar, enfeksiyonlar, diş tedavileri, psikolojik ve mekanik travmalar otonom sinir sistemine kaydedilir ve  bozucu alan olarak bedenimizin iletişim ağını etkiler.

    Zaman içinde vücut bu yükü taşıyamayacak hale geldiğinde ise hastalıklar ve kronik ağrı olarak ortaya çıkar.

    Nöralterapide lokal anestezik ilaçlarla, otonom sinir sistemindeki bio-elektriksel hasarları uyararak, nörovejetatif düzenleme sağlanmaktadır. Nöralterapi özellikle klasik tıbbın yetersiz kaldığı uzun süreli, geçmeyen ağrılarda, hormonal bozukluklarda ve sistemik bazı hastalıklarda etkili bir metoddur.

    Nöralterapi modern tıp ve tamamlayıcı tıp arasında köprü niteliği taşıyan bilimsel bir tedavidir.

    Nöral Terapi ile Tedavi Edilen Hastalıklar

    Migren , gerilim ve küme tipi baş ağrıları

    Boyun, sırt ve bel ağrıları gibi kas kökenli ağrılar

    Bel ve boyun fıtıklarında ağrının giderilmesi

    Fibromyalji (kronik yorgunluk sendromu)

    Eklem hastalıkları (menisküs yırtılması)

    Romatizmal hastalıklar

    Allerjik astım ve allerjik rinit gibi allerjik kökenli hastalıklar

    Tüm nevraljilerde ( zona ağrısı, nöropatik ağrı, sinir travmaları)

    Menapoz sıkıntılarının giderilmesi

    Adet düzensizlikleri ve adet sancılarının tedavisi

    Hormonal bozukluğa bağlı üreme sorunları

    Kronik sinüzit tedavisi

    Sinir basısına bağlı oluşan ağrılar

    Depresyon ve panik atak gibi ruhsal hastalıklar

    Bağırsak hastalıklarını tedavisi (irrtabl kolon sendromu, ülseratif kolit ve crohn, kronik kabızlık)

    Yüz felci tedavisi

    Tüm nevraljilerde ( trigeminal nevralji,zona ağrısı,nöropatik ağrı, sinir travmaları)

    Spor yaralanmaları

  • Migrensiz hayat mümkün mü?

    Migren kadınlarda erkeklerden 3 kat daha sık görülür; (kadınlarda %18 ve erkeklerde %6 oranında) Migren başağrısı genelde şiddetlidir. Migren ağrısı kişiden kişiye değişkenlik gösterir, hatta aynı kişide bile farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Ağrı sırasında, birçok hastada başı oynatmak, ışığa veya yüksek sese maruz kalmak ağrıyı arttırır. Ağrı sırasında mide bulantısı hatta bazen kusma olabilir. Ağrı çoğunlukla zonklayıcı, çoğu hastada da tek taraflıdır. Ağrı 2-3 saatten 3 güne kadar devam eder.

    Başlangıçta bir baş ağrısının migren mi, yoksa “sıradan” bir baş ağrısı mı olduğunu söylemek zor olabilir. Migren ataklarını diğer baş ağrılarından ayırabilen özellikleri şunlardır:

    · Orta şiddette ya da şiddetli ağrı
    · Bulantının eşlik etmesi
    · Kusmanın eşlik etmesi
    · Işığa ve sese duyarlılık
    · Zonklayıcı, nabız gibi atan ağrı
    · Ağrının asıl olarak tek taraflı olması
    · Ağrının hareketle artması

    Bazı kişilerde migren ağrısından önce 10-30 dakika sürebilen bir aura dönemi olur. Aura parlak ışık çakmaları, titrek, renkli zikzak çizgiler, kör noktalar ya da bir tarafta görme kaybı gibi görsel değişiklikleri içerebilir. Aura ayrıca kollar veya bacaklarda karıncalanma ya da uyuşmayı veya baş dönmesini de içerebilir.

    Migren çok farklı ve çeşitli tetikleyicilerle tetiklenebilir. Kadınlarda en sık tetikleyici menstrüasyon olup genelde ağrı adet döneminden birkaç gün önce gelir. Bunun dışında hava değişimi (rüzgar, lodos..), açlık, fazla uyku veya az uyku, güneş, stres, heyecan hatta bazen ani sevinç, yorgunluk (özellikle çok yorucu sporlar), mayalı içkiler (özellikle kırmızı şarap ve bira) olmakla birlikte gıdalar da tetikleyici olabilir. Ayrıca, doğum kontrol hapları, dikkat eksikliğine karşı kullanılan konsantrasyonu arttırıcı ilaçlar, uyanık kalmak için kullanılan ilaçlar da migreni tetikleyebilir.

    Migren ağrısına ilaç kullanmadan yapılacak şeyler başa buz dolu torba koymak (veya soğuk suyun altına başın tutulması), boyna sıcak uygulamak veya boyun masajı, karanlık sessiz bir ortamda uyumaya çalışmak ve uyumak olabilir. Ağrıyı dindirmek için kullanılacak ilaçlar ise temelde iki gruptur, ağrı kesiciler veya yalnızca migren ağrısını durduran Migren Atak İlaçları.

    Migren tedavisinde ilaçlar dışında veya ilaçların yanı sıra başka tedaviler de uygulanabilir. Botox tedavisi, Akupunktur, Büyük Oksipital Sinir Bloğu ..vs.

    Migren ağrısı kişinin normal aktivitelerini engelleyebilir, hem migren yakınması olan kişinin hem de yakınlarının yaşam kalitesini bozabilir. Birçok kişide ağrı ve diğer semptomlar o kadar şiddetlidir ki, sadece karanlık bir odada yatıp uyumak isterler. Bu da günlük yaşantıyı aksatır.

    MİGRENİN ENJEKSİYON YÖNTEMLERİ İLE TEDAVİSİ

    Migren hastalarında atakların sıklığı ve ağrının şiddeti PROLOTERAPİ tedavisi ile azaltılıp kontrol altına alınabilir. Düzenli aralıklarla yapılacak proliferan madde enjeksiyonlarıyla özellikle baş-boyun bölgesinde yeralan kronik hasarlı bağ dokusu elemanları kalıcı olarak tedavi edilebilir. Kas-iskelet sistemi ve eklemlerdeki dejenerasyonun tedavisi ile seanslar ilerledikçe migren ağrısı çeken kişinin atak sıklığının ve ağrı şiddetinin giderek azaldığı ve hedef seans sayısına ulaşıldığında ağrının tamamen kaybolduğu görülecektir.

    Migren temel olarak bir nöropatidir. Migren ağrısı sinir kaynaklı bir ağrıdır. Migren ağrısı ensede, göz çevresinde ve şakaklarda yoğun olarak hissedilir. Sebebi buradaki sinir liflerinin tuzaklanmasıdır. Tuzaklanmış olan sinir lifleri şişer ve basıncı bir eşik değerini geçtiğinde (30 mmHg) sinir lifinde iletim durur. Bu lif artık kendiliğinden ağrı sinyalleri üretebilen bir duruma gelir.

    Migren mekanizmasının aydınlatılması aynı zamanda bu ağrının tedavisi için de ipuçları veriyor: PİT yöntemi basit, güvenilir, etkili bir tedavi yöntemidir. Tüm nöropatik ağrılarda olduğu gibi migren ağrılarının kontrol altına alınmasında etkilidir. PİT yöntemi ile serbest sinir sonlanmaları ve tuzaklanan sinir lifleri bölgelerine yapılan yüzeyel enjeksiyonlarla sinir liflerindeki şişme geri döndürülür. Sinir lifi yeniden fonksiyon kazanır ve ağrı sinyalleri otomatik olarak ortadan kalkar. 7-15 günlük seanslar halinde uygulandığında migren ağrılarının hem sıklığında hem şiddetinde azalma sağlayarak yaşam kalitesinin yükseltilmesini sağlar. Etkisi ilk seanstan itibaren görülmeye başlar. İşgücü kaybını azaltır. Ağrı kesici kullanımını sınırlar.

    PİT yöntemi Migren dışında; Huzursuz Bacak Sendromu, Morton Nöroma, De Quervain Sendromu, Carpal Tünel Sendromu, Postherpetik Nevralji, Zona hastalığı, Fasial Paralizi, Fibromyalji, Ameliyat yerlerinde iyileşmeyen ağrılar ve Diyabetik nöropatik ağrı tedavisinde uygulanır.

  • Epidural steroid enjeksiyonu (ese)

    Boyun ve bel bölgesinde ortaya çıkan ve sinir kökü basısına neden olan omurga hastalıklarında etkin bir yöntemdir. Disk fıtıkları ( bel- boyun fıtığı ) , disk kayması ve dar omurilik kanalı gibi bel-boyun ağrısına neden olan hastalıkların tedavisinde oldukça etkin bir yöntemdir. Buradaki amaç bası sonucu oluşan inflamasyon ve ödemi azaltmak, yapışıklıkları çözmektir. Epidural steroid enjeksiyonunun en çok etkili olduğu durumlar sinir kökleri üzerine bası ve disk hernileridir. Semptomları yeni başlamış hastaların %70-80’i düzelir ve ileri tedavi gerektirmezler, daha geç olgularda % 50-70 hastada 2 ay ile 1.5 yıl ve üzerinde bir süre rahatlama sağlanır. ESE, hastanın yakınmalarının başlamasından sonra ilk 6 ay içinde yapıldığında etkinliği daha fazladır. Epidural enjeksiyon ile hasarlı olan spinal sinir etrafına etkisi uzun süren bir depo steroid ve erken dönemde rahatlamayı sağlamayı sağlamak için lokal anestezik içeren bir ilaç karışımı yapılır.

    ESE Nasıl Uygulanır?
    Girişim, Algoloji uzmanlarınca, devamlı radyolojik görüntüleme altında (C-kollu skopi ile) yapılmaktadır. İşlem sırasında hastanın yaşamsal fonksiyonları bir anestezi uzmanı tarafından monitörize edilerek, hastanın ağrı duymaması için damar yolundan ilaç uygulanır. Tüm işlemler lokal anestezi altında yapılır.

    ESE uygulamasında 3 teknik vardır:

    Kaudal Teknik: Omurganın en alt kısmından (sakral hiatus) girilerek yapılan uygulama şeklidir. Bu uygulamada omurganın daha üst bölümlerine ilacın ulaşabilmesi için yüksek hacimde ilaç karışımı uygulanması gerekir.

    Kaudal Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü

    İnterlaminar teknik: Bu uygulamada omurganın ortasından iğne ile girilerek ilaç enjeksiyonu yapılır. Kaudal enjeksiyona göre daha düşük hacimde ilaç kullanılır. Dural kese delinme riski bu teknikte daha fazladır.

    İnterlaminar Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü

    Transforaminal teknik: İlaç, problemli olan spinal sinirin omurgadan çıktığı delikten bir iğne ile girilerek etkilenen sinirin etrafına yapılır. Tedavi için hedeflenen sinire yönelik bir girişimdir. En az hacimde ve en yüksek konsantrasyonda ilaç bu teknikte verilir.

    Transforaminal Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü

    ESE Öncesi Hastanın Dikkat Etmesi Gereken Noktalar:
    Epidural steroid enjeksiyonundan önce yaklaşık 4 saat aç kalınması yeterlidir. Devamlı kullanılan tansiyon hapı, kalp ilacı gibi ilaçlar az suyla alınmalıdır. Aspirin® , Coraspin® gibi kan sulandırıcı ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir.

    ESE Sonrası Yapılması Gerekenler
    İşlem sonrası 1- 2 saat istirahat edilmesi gerekir. Enjeksiyondan sonra belde ağrı ve girişimin yapıldığı bacakta geçici bir uyuşma ve ağrı olabilir. Girişimden sonra azalan ağrı şikayeti 4-6 saat içinde tekrar başlayabilir. Bu durum lokal anesteziğin etkisinin ortadan kalkmış olmasından kaynaklanır. Uzun etkili steroidin asıl etkisi 48-72 saat içinde tam istenilen düzeye gelir ve ağrı şikayeti 3-4 gün içinde azalmaya başlar.
    Girişim sonrası 2-3 gün beli veya boynu aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılmalıdır.

    ESE Uygulanamayan Durumlar

    Girişim bölgesinde enfeksiyonu olan,

    Gebe olan veya olma ihtimali olan,

    Ciddi kanama, pıhtılaşma bozukluğu olan,

    Girişim yapılmasını kabul etmeyen hastalara işlem yapılmaz.

    ESE Yan Etkileri-Riskleri Nelerdir?
    Epidural steroid enjeksiyonu yapılan hastalar içerisinde 40-60 bin hastada bir sıklıkta enfeksiyon görülme ihtimali mevcuttur. Bu nedenle uygulamalar ameliyathanede mutlak steril koşullarda gerçekleştirilerek bu olasılık en düşük düzeye çekilir.
    Çok nadir olarak geçici baş ağrısı olabilir. Sinir hasarı da çok nadir görülen bir durumdur. Özellikle sinir hasarı ciddi bir yan etki olduğundan dolayı riski en aza indirmek için girişimin mutlak suretle C-kollu skopi ile görüntüleme altında yapılması gerekir.

    Kullanılan steroide bağlı olarak vücutta sıvı tutulması ve şeker hastalığı olan hastalarda 1-2 hafta şeker düzeninde bozulma gözlenebilir.