Etiket: Sinir

  • Karpal tünel sendromu (el bileği seviyesinde sinir sıkışması)

    Karpal tünel sendromu (el bileği seviyesinde sinir sıkışması)

    Periferik sinirler vücutta, kol ile bacaklarda kaslar arasında seyretmektedir. Bu anatomik seyir boyunca da bazı vücut bölgelerinde daralan tünellerden geçer. Bu tüneller fibroosseöz (kas-kemik arası) olup çeşitli nedenlerle meydana gelen bu bölgedeki sinir sıkışmalarına tuzak nöropati denilmektedir. Tuzak nöropatiler en sık karşılaşılan hastalıklar grubundan olup yaş, cins, ırk ve sosyoekonomik düzey farkı tespit edilememiştir. Bu sayının 2/3’ü aktif olarak çalışan insanlar ve yıllık iş gücü kaybı anlamında önemli bir hastalık grubunu oluştururlar.

    Tuzak nöropatilerin yaklaşık %90’ını ise el bileği seviyesinde oluşan ve sinir sıkışması ile seyreden karpal tünel sendromu oluşturmaktadır. Kadın/erkek oranı 2/1 şeklindedir. Görülme sıklığı 25-30 yaş ve 40-60 yaş grubunda artmakta olup yaş dağılımının genç grupta mesleğe bağlı olduğu düşünülürken, yaşlı grupta hormonal nedenler ön planda tutulmaktadır.
    Karpal Tünel Sendromu, el bileği seviyesinde Karpal ligament denen bağın altından geçen median sinirin sıkışması ile ortaya çıkan klinik tablodur. Kadınlarda hormonal nedenlerden dolayı daha yüksek oranda bulunmaktadır. Her iki elde de aynı anda görülebilir ve 40-60 yaş grubunda daha sıklıkla rastlanır. Hastalar elde özellikle geceleri artan karıncalanma, ağrı, uyuşma, yanma ve elektriklenme şikâyetleri ile gelirler. Masaj ve el sallamakla ağrı azalır. Geç dönemde ortaya çıkan bulgular el kaslarında erime ve güç kaybıdır.
    Tanıda klinik muayene ile EMG denilen sinir ileti hızı çalışmaları gereklidir. Konservatif tedavi basamaklarından fayda görmeyen hastalar cerrahi olarak tedavi edilir ve cerrahi tedavi genelde lokal anestezi ile uygulanır. Bilek hizasında siniri sıkıştıran karpal ligament denen bağ dokusu endoskopik yâda mikrocerrahi olarak kesilerek açılır ve sinir sıkıştığı tünelden kurtarılır.
    Karpal tünel sendromlu olgularda ameliyat sonrası başarı erken dönemde çok yüksektir. Hasta ilk günden itibaren elindeki yakınmaların azaldığını hisseder. Güç kaybı ve kas erimelerinde zaman içerisinde düzelme olması beklenir. Ancak çok ağır derecede ve uzun süre basıya maruz kalan sinir dokusunda ağrı geçse de diğer şikâyetlerde düzelme olmayabilir. Hasta ameliyat sonrası yaklaşık bir aylık dönemde elini normal olarak kullanmaya başlayabilir.

  • Köşe tümörleri; aküstik nörinom

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir.

    Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşirken, çocucukluk çağı beyin tümörlerinin ise % 60-70 beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir.

    Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerler (astrositomlar) görülürken, buna karşılık en sık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümör çeşidi ise beyincik tümörleridir. Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri (medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde erişkinlerde ponto-serbellar köşe bölgesinde en sık görülen tümörler (aküstik nörinom, meningiom, araknoid ve epidermoid kistler, plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, beyincik metastazlar ) görülmektedir.

    AKÜSTİK NÖRİNOMLAR

    Pontoserebellar köşe (PSA) temporal kemiğin petroz kısmı, internal aküstik kanal ile pons arasındaki bölgeye verilen addır. Bu bölgede en sık görülen tümörler ise; schwannomlar (aküstik nörinomlar), meningiomlar, hemangioblastomlar (VHL kompleksi), araknoid kistler, epidermoid kistler bazende beyincik metastazlarıdır.

    Aküstik nörinomlar; tüm beyin tümörlerin takriben % 8-10 intrakranial nörinomlardır. Nörinomların en sık yerleşim yeri ise PSA bölgesidir. Aküstik nörinomlar PSA bölgesinde yerleşen en sık beyincik tümörüdür. Bir başka deyişle PSA yerleşen tümörlerin takriben % 80-90’unu aküstik norinomlar teşkil ederler.

    Genlikle iyi huylu lezyonlardır. Yavaş başlangıçlı, kulak sinirinden ( vestibuler schanom) kaynaklanırlar, nadiren habis tipleri vardır. Orta yaş hastalığı olup 30 lu yaşlarda daha sık görülmesine rağmen nadiren her yaşda görülebilir. Bu tümörler yavaş büyüyen lezyonlardır. Yıllık büyüme oranları 1-10 mm olarak literatürde bildirilmektedir. Genellikle kadınlarda daha sık görülmektedir. Bu konuda ostrojen resötörleri sorumlu tutulmaktadır. Akustik nörinomlar genelikle tek taraflı olup, iki taraflı olanlar daha ziyade nörofibramatozis tip II adı verilmektedir.

    Klinik şikayetleri ve bulguları;

    Bu hastalık kulak sinirinden orijinlendiği için öncü şikayetleri kulak çınlaması (tinnutus), dengesizlik ve işitme kaybıdır. Bu yüzden olgular öncelikle KBB polikiliniklerine başvururlar. Bu polikliniklerde yapılan işitme testlerin de sensori-onöral tipte işitme kaybı tesbit edilir. Bu tümörler yavaş büyümeleri nedeniyle ve tümörün hacmı genişledikçe ilave nörolojik şikayetlere ve bulgulara neden olmaktadırlar. Yüz felci, yüzde nevralji tarzındaki yüz ağrıları ve uyuşmalar eğer tümör daha büyük hacımleree ulaşırlarsa denge ve koordinasyon bozuklukları (ataksi nistagmus),yutma güçlükleri, ses kısıkları görülür. Çok büyük hacımlı olanlarda ise beyin omurilik suyu (BOS) engellenmesi sonrası hidrosefaliye bağlı KİBA bulguları (papil ödemi, baş ağrısı, kusma, diplopiler) ve alt kranial sinir felçleri görülür .Tümör çok büyük hacimlere ulaşırsa aynı tarafta kol ve bacak felçleri görülür.

    Teşhis;

    Beyincik tümörleri düşünülen hastalarda altın standart teşhis yöntemi ilaçlı beyin magnetig rezonans tekniği( MR) dir. MR tekniği ile PSA görülen diğer sık tümörlerden (meningiomlar) olup olmadığı ayırd edilmektedir. Çünkü meningiomlar daha farklı radyolojik bulguları ve özellikleri vardır. Aküstik nörinomlarda temporal kemik Bilgisayarlı Tomografi (BT) testi ile internal aküstik kanaldaki genişleme ve kemikteki erozyonlar görülür.

    Aküstik nörinomların literatürde hacimlerine göre değişik klinik sınıflamalar yapılmıştır. Tümörün çapı 20×30 mm az olanlara küçük, 20×30 mm den büyük olanlara, büyük çaplı aküstik norinom olarak sınıflandırılmıştır.

    Tedavi;

    1.Takip

    2.Cerrahi

    3.Radyocerrahi

    Öncelikle hangi tedaviyde karar verme konusu hasta ile ameliyatı yapacak doktorun iş birliği ile karar verilir. Çok küçük çaplı tümörler ve yaşlı bireylerde, işitme duyusu kurunmuş olan hastaları sadace takip muayeneler ile tümörün büyüme oranları izlenmelidir. 2 cm den büyük tümörler ise ameliyata alınarak tümör çıkartılmalıdır. Bu tümörlerin cerrahi tedavisinde ameliyat mortalitesi günümüzde % 1 altındadır. Ameliyatın komplikasyon oranları ise tümörün çapı ile yakından ilgilidir. Burada en önemli soru işitmesi kayıp olan ancak 7 sinir felci olmayanlarda bu sinirin ameliyat esnasında anotomik bütünlüğünü korunmasıdır.Örneğin 1 cm den küçük tümörlerde yüz siniri için % 95-100, işitme siniri için % 50 oranında korunduğu bildirilmiştir. Ameliyatta sinirlerin korunma oranları özellikle tümör çapı büyüdükçe azalmaktadır. Burada en önemli konu bu ameliyatı yapan cerrahın tecrübesi ve kullandığı teknolojilere ilintilidir. Çok büyük hacımlı tümörlerde iki aşamalı ameliyatlar önerenler veya ameliyat sonrası radyocerrahi öneren cerrahlar vardır.

    Genel olarak 2.5-3 cm çaplı olanlarda yüz felci yoksa radyocerrahi alternatif bir tedavi şeklidir. Bu tedavi şekli 1950 yıllarında beri uygulanmaktadır. Özellikle tümöre yüksek doz ışın ( 18-25 Gy) tek seansda verilmektedir. Genelikle 3 cm den küçük tümörlere uygulanmaktadır. Radyocerrahi sonrası hastaların % 40-50 sinde tümör hacminde küçülme, % 32-42 oranın aynı hacımde kalmakta, % 9-15 oranında hacimde büyüme gözlendiği bildirilmiştir. Ayrıca radaycerrahi yöntemi mikrocerrahi gibi hemen tümörün alınması olmayıp 1-2 yıl gibi tedavi süresi vardır. Radyoterapi şeçeneği kararında; hastanın genel durumu, tümöürün büyüklüğü, iki taraflı olması gibi hususlar önemlidir.

    Sonuç olarak;

    Aküstik norinomlar PSA’nin en sık iyi huylu tümörlerdir. Bu tümörler genç erişkinlerde ve kadınlarda daha sık görülmektedir. Teşhisi günümüzün gelişmiş teknolojilerinden MR sayesinde oldukça kolay ve hızlı bir şekilde konulmaktadır. Tedavide 3 farklı seçenek vardır. Her bir tedavi seçeneğinin antajları ve dez aventajları vardır. Hangi tedavi yapılırsa yapılsın sonuçta bu bir iyi huylu hastalıktır. Günümüzde tecrübeli mikrocerrahlar sayesinde çok düşük ölüm oranları (% 1 den az), ve düşük komplikasyonlar ile bu tümörlerin tedavisinde çok başarılı ve mükemmel sonuçlar alınmaktadır.

  • Sinir sıkışması

    Sinir sıkışması

    Karpal Tünel Sendromu

    3 tane sinir el kaslarının çalışmasını ve eldeki duyuların hissedilmesini sağlar. Median sinir bunların en büyüğüdür. El bileğinden avuç içine bir tünel içinden ulaşır. Median sinir bu tünelde sıkışırsa içeride basınç artar, tünel daralır ve karpal tünel sendromu oluşur. Karpal tünel sendromunun diğer adıel bileğinde sinir sıkışmasıdır.

    Karpal Tünel Sendromu Kimlerde Görülür?

    Ellerini sürekli kullanarak iş yapanlarda çok görülür. Ev işi yapanlar, dantel işleyenler, bilgisayar kullananlar, müzik aleti çalanlar buna örnektir. Şeker, hipotroidi, romatoid artrit gibi hastalıkları olan kişilerde karpal tünel sendromu riski yüksektir. Ayrıca aşırı kilolular da risk altındadır.

    Karpal Tünel Sendromu Belirtileri

    Elde güçsüzlük

    Eldeki erken yorulma belirtileri

    Parmaklarda karıncalanma hissi

    Karpal Tünel Sendromu Tedavisi

    Ameliyatsız Karpal Tünel Tedavisi: Tedavi yöntemlerinin ilk aşaması cerrahi dışı yöntemdir. Bilek hareketlerinde kısıtlama, ilaç kullanımı dinlenme, çeşitli fizik tedavi uygulamaları bunlardan bazılarıdır. Ancak bu yöntemler hastalığın erken döneminde faydalıdır.

    Karpal Tünel Sendromu Ameliyatı: Eğer hastalık ilerlemişse tedavi cerrahidir. Cerrahi önerilen hastaların ameliyattan kaçmaları durumunda sinirlerde geri dönüşü olmayan hasarlar meydana gelebilir. Nispeten kolay bir ameliyattır. Tünelin gevşetilmesi esastır. Kısa süren ameliyat sonrasında hastalar genellikle aynı gün evlerine dönebilirler.

  • Boyun fıtığı (servikal disk hernisi)

    Boyun fıtığı (servikal disk hernisi)

    Boyun bölgesinde 7 adet omur bulunur. Omurlar arasında ikinci ve üçüncü omurlar arasından başlayan disk adı verilen kıkırdak doku bulunur. Boyun başımızı her yöne çevirmemizi sağlayacak hareket yeteneğine ve başın ağırlığını taşıyan bir yapıya sahiptir.

    Bu hareketleri omurlar arasında bulunan diskler ve eklemler aracılığı ile sağlar. Boyun omurları içerisinden omurilik geçer.

    Omurlar arasında bulunan deliklerden ise kol kaslarının hareketini sağlayan ve kolların duyusunu sağlayan sinirler çıkar. Disk materyali iki omur arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içinde ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur.

    Dış kılıfın zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok boyun ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek boyun fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar.

    Kol ağrısı sinir köklerine bası olduğu için çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının düzeyine göre kol ve el kaslarında güçsüzlük ve uyuşukluk olabilir.

    Boyun Fıtığında (Servikal Disk Hernisi) Tedavi:

    Hangi hastalar ameliyat edilir

    1-Geçmeyen ağrıları (Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı olarak kola vuran şiddetli ağrı) olan hastalar

    2- Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı kuvvet kaybı gelişen hastalar

    Cerrahi de omurgalar arasındaki taşan fıtık alınarak sinirler ve omurilik rahatlatılır ve hareketi muhafaza etmek amacıyla omurgalar arasına disk protezi yerleştirlir

  • Günümüzde bel fıtığı ne sıklıkta görülüyor? Tedavisi? İlaç tedavisi yeterli mi? Ameliyat şart mı?

    Günümüzde bel fıtığı ne sıklıkta görülüyor? Tedavisi? İlaç tedavisi yeterli mi? Ameliyat şart mı?

    Bel Fitigi nedir ?

    Gunumuzde bel agrisi sosyal aktivite ve is gucu kaybi acisindan ilk sirayi alan hastaliklar icindedir. Insanlarin %70’i hayatlarinin bir doneminde kronik bel agrisi ile karsi karsiya kalmakta ve bu problem sanayi ve hizmet sektorunda calisanlarda daha sik ortaya cikmaktadir.

    Tum bel agrilarinin ise %5 kadari bel fitigina bagli gelisen agrilardir.

    Bel fitigi kabaca bel kisminda, omurlarimiz arasindaki kikirdak dokusunun yirtilarak omurilik kanali icine veya bacagimiza giden sinirlerimizin ciktiklari yollara basi yaratmasi olarak adlandirilabilir. Bu basinin buyuklugune bagli olarak o sinirde hasar gelisir. Bu hasar neticesinde o sinirin gorev yaptigi bolgede agri , kuvvetsizlik veya hissiyat kaybi yasariz.

    Dunyada ve ulkemizde hangi siklikta goruluyor?

    Lomber disk hernisine en sik orta yaslarda rastlanir. Olgularin %70 kadari 25-45 yas grubu arasindadir. Cocukluk yaslarinda ise cok nadir gorulmektedir. Ancak son yıllarda genç yaşlarda da görülme sıklıgında artış olduğunu belirten yayınlar çıkmıştır. Bu donemde goruldugu zaman genellikle bir aile hikayesi, travma veya dogustan kemik yapilarinda bir anormallik olup olmadigi goz onunde bulunurulmalidir. Tani yontemlerindeki yeni gelismeler ve MR teknolojisinin gunluk yasamimiza girmesi bel fitigi tanisinda kacinilmaz olarak artisa yol acmistir.

    Bel fitigi nasil tedavi ediliyor ?

    Bel fitigi hastalarinda yapilan MR goruntulemeleri isiginda, hastanin fizik muayene bulgularida goz onunde bulundurularak, hasta ile konusularak, hastalarin istekleri dogrultusunda tedaviye karar vermek gerekmektedir.

    Son yillardaki teknolojik gelismelerinde yardimi ile elimizde cok cesitli tedavi imkanlari bulunmaktadir. MR goruntulemelerinde hafif bel fitigi olan, muayenesinde herhangi bir problemi olmayan hastalar konservatif tedavi olarak adlandirdigimiz agri kesiciler ve yatak istirahatinden %90 oraninda fayda gormektedir. Fayda gormeyen hastalarda Fizik Tedavi, bunlarin disinda kucuk diskleri yok etmek icin laser tedavisi, ozon tedavisi, Radyofrekans uygulama gibi degisik alternatifler kullanilabilir.

    Son olarak, hastanin MR goruntulemesinde buyuk bir fitik gozukuyor, hastanin muayenesinde fitiga bagli guc kaybi, hissiyat kaybi veya idrar kacirma problem varsa mikroskobik diskektomi ve secilmis uygun vakalarda endoskopik cerrahi diskektomi tedavi sekilleri uygulanmasi gerekebilir.

    Ulkemizde ne kadar bel fitigi ameliyati gerceklestirildigine dair rakam var mi?

    Ulkemizde omurga operasyon sayisi son yillarda giderek artmaktadir. Saglik Bakanligi verilerine gore 2012 yilinda tum turkiyede yaklasik 135 bin omurga ameliyati yapilmis olup bunun %60 kadari yani yaklasik 82 bin bel fitigi ameliyati yapilmistir.

    Bel fitigi olan hastalarin yuzde kaci ameliyat oluyor?

    Bel fitigi tanısı konulan hastalarin kucuk bir yuzdesi, %5’ lik kismina tedavi amacıyla ameliyat gerekmektedir.

    Bel fitiginda ameliyat hangi durumlarda sart goruluyor?

    a)En onemlisi daha onceden idrarini hissedebilen ancak bel fitigina bagli siddetli agri ile birlikte idrarini tutamayan hastalarda, ve ayaginda kuvvet kaybi yani felc gelisen hastalarin acil ameliyat olmasi gerekmektedir. Erken tani konularak ameliyat olan hastalarda bu sikayetlerin tekrar duzelebilme sanslari olmaktadir.

    b) Konservatif tedavi dedigimiz, ilac tedavisi ve istirahate ragmen agrisi gecmeyen ve MR goruntulerinde kanal icinde serbest parca dedigimiz buyuk fitik parcasi olan hastalarda cerrahi gerekebilir

    Bel fitigi ameliyatinda gec kalmamak onemli mi? Neden

    Eger ameliyat gerektiren durumlar gelistiyse, ki bunlar bel fitigi hastalarinin kucuk bir kismini olusturur bir an once mudahale gereklidir. Zamaninda girisim yapilmazsa bel fitiginin sinir ustundeki basisi o sinirde ki hasari sonucunda kalici hasarlar olusabilir. Sinir hasarina bagli olarak o sinirin yaptigi fonksiyonu kaybetmesine bagli belirtiler ortaya cikar.Bunlar hissiyat kaybindan, idrar kacirma, ayakya felce kadar olabilir. Bu yuzden ne kadar erken davranilirsa sinir uzerinde o kadar az hasar olusur ve bu hastanin eski fonsiyonlarini kazanarak, iyilesebilmesi acisindan cok onemlidir.

  • Düşük ayak

    Düşük ayak

    Kişinin değişik nedenlere bağlı olarak ayağını yürümenin değişik fazlarında kontrol edememesi (özellikle de ayağın bilekten yukarıya doğru kaldırılmasını kontrol etme yeteneğinin kaybolması) düşük ayak olarak adlandırılan klinik tablodur. Düşük ayağı olan kişi yürürken ayak parmaklarını yerden kaldıramadığından parmaklarını yerde sürüyerek yürür (Stepaj yürüyüşü), normal yürümesi bozulur ve yürümesi kontrolsüz olur. Ayağının bir yerlere takılmasından, ayağını sürümekten ve hızlı yürüyememekten şikayetçi olabildiği gibi ayrıca yokuş çıkmak, inmek ve merdiven çıkıp inmek zorludur. Topuklu ayakkabılar veya terliklerle yürüyemezler.

    Normal ayak, kas ve sinirlerin doğru çalışması ile bilekten yukarı doğru çekilmiş durumda olup duruş için hazırlanmak üzere orta hatta durmaktadır. Ayağın bu hareketini sağlayan sistemlerimiz ise sinir ve kaslarımızdır. İstemli olarak normal hareketlerimizi yapmamızı sağlayan, merkezi sinir sistemi olarak adlandırılan beyin ve omurilik yapısı olup bu sistemden alınan komutları ise omurilikten ayrılan sinirler, sağlıklı kaslar ve eklemlerle normal harekete çevirir. Düşük ayakta bu yapılardan herhangi birisinde bir problem oluştuğu için sağlıklı ve normal yürüme bozulur, ayak bu sırada bilekten aşağı doğru sarkık durur ve kişi istese de onu yukarı doğru çekemez.

    Düşük ayak, HASTALIK DEĞİL, BULGUDUR. Bunun içinde öncelikle mutlaka nedeninin ortaya konulması ve bu nedene yönelik tedavi belirlenmelidir. Düşük ayak bel fıtığının en önemli sonucu olabileceği gibi ‘’SESSİZ DÜŞÜK AYAK’’ nedenleri de ayrıca irdelenmelidir.

    Bel fıtığına, bel kaymasına, belde dar kanala ve periferik sinir travmalarına ( kalçadan enjeksiyon yapılırken sinir hasarı olması gibi ) bağlı olarak oluşan düşük ayak klinik tablolarında ağrı eşlik ettiği için ‘’Ağrılı düşük ayak’’ denilmektedir.

    Multipl skleroz, omurilik travmaları, siyatik siniri etkileyen beyin kanserleri, toplardamar hastalığı, şeker hastalığı, namazda uzun süre dizin üzerine oturarak bası uygulamak ve arka cebe cüzdan koyarak hareketsiz uzun süre aynı pozisyonda kalmak da ağrının eşlik etmediği ‘’Sessiz düşük ayak’’ adını verdiğimiz klinik tablodan sorumludur.

    İster ağrılı isterse ağrının eşlik etmediği düşük ayak olsun her türlü düşük ayak klinik tablosunda zamanla ayakta bazı şekil ve görüntü bozulmaları olur. Ayağın kavsi yükselir ve ayak sadece topuktan yere temas eder duruma gelir. Ayağın çeşitli yerlerinde değişen basılara bağlı yara veya nasırlar oluşarak zamanla ayak eklemlerinde kireçlenme, parmaklarda şekil bozuklukları meydana gelir. Zamanla tedavi edilmediğinde ayak bilek bölgesinde sürekli burkulmalara bağlı şişlikler ve hareketle ortaya çıkan ağrılar oluşabilir. Gerekli tedbirler alınmazsa düşük ayağa bağlı olarak düşük ayak olan tarafta bacak kaslarında belirgin atrofi olmaya başlar.
    Ayaktaki bu problemler diz ve kalçanın hareketlerini de olumsuz etkiler. Diz ekleminin zamanla geriye doğru aşırı derecede esnemesine bağlı sorunlar ve ağrılar oluşabilir. Kalça, sırt ve bel ağrları oluşabilir.
    Bu durum tedavi edilmezse ilerde gelişecek mekanik kaynaklı bu sorunları tedavi etmek de oldukça zor olacaktır.

    Düşük ayak, omurga kaynaklı patolojilere bağlı sinir yaralanması nedeniyle ortaya çıkmışsa, bası bölgesindeki neden cerrahi olarak ortadan kaldırılmalıdır.

    Hastalığın tedavisinde en sık ayak bileği ortezleri veya desteklerinin (AFO) kullanılmaktadır. AFO, genellikle plastik veya daha hafif malzemelerden yapılan ayak ve alt bacak kısmına giyilen ortez olup ayak bileğini 90 derecelik açıda destekler ve ayağın yere takılmasını engelleyerek yürümeye yardımcı olur. Yumuşak ayakkabılar, sandaletler veya arkası açık ayakkabılar ile AFO giyilemez. Ayrıca özellikle şeker hastası olanların namaz kılarken veya yerde otururken uzun süreli dizlerinin üzerine bası uygulamamaları gerektiğini yakın çevremizdekilere anlatmalıyız.

  • Ellerde uyuşma varsa ne yapmalıyız ?

    El parmaklarına giden median sinir bir bağ dokusu kılıfı içinden geçer bu klıfa tünele benzediği için karpal tünel denir. Bu tünel çok kullanılmaya ve kireçlenmeye bağlı olarak kalınlaşır ve içinden geçen siniri sıkıştırır. Bu sıkıştırma sonucunda el parmaklarında ağrı ve uyuşma oluşur. Özellikle ağrıların gece artması tipiktir.

    Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa mutlaka ameliyat gerekir.

    Ellerde uyuşma varsa? Şu nedenlere gözatmak gerekir.

    1-Boyun Düzleşmesi: (%70)

    Boyun düzleşince beyine giden dört damardan ikisi (vertebral arterler) gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide başağrısı, başdönmesi, bulantı, unutkanlık, tedavi edilmezse daha ileri safhalarda dengesizlik, konsantrasyon bozukluğu, ileri derecede alınganlık, isteksizlik oluşur.Boyun gerginliği çok ilerlememiş, henüz başlangıç safhasında ise kas gevşetici ilaçlar, sıcak uygulama, gürültüsüz ve az ışıklı yerlerde istirahat ile önlenebilir. Fakat boyun gerginliği ilerlemiş, ağrılar kollara da yayılıyorsa tedaviye fizik tedavinin veya tamamlayıcı tıp tedavisinin de eklenmesi gerekir. Eğer mevcut hastalığa eklenen ileri derecede bir boyun fıtığı da varsa cerrahi müdahale de gerekebilir.Boyun gerginliği tedavi edilmezse başağrıları sıklaşır ve ağrı kesici ilaçlara cevap vermez hale gelir, kişide mutsuzluk hali depresyona dönüşür. Sürekli boyun gerginliği boyun fıtıklarına zemin sağlar, kollarda uyuşukluk, güçsüzlük oluşur. Dengesizlik ve yürüme güçlükleri, ince beceri gereken hareketlerin yapılamaması gibi sorunlar ortaya çıkar.

    2-Karpal Tünel Sendromu: (%10)

    Koldan gelen bir sinir ve kas bağları el ayasının tabanında, bilek bölgesinde dar bir kanal ya da tünelden geçerek ele ulaşır. Bu dar kanala Karpal Tünel adı verilir, karpal tünelin içinden geçen sinir ise Median Sinir olarak adlandırılır. Karpal tünel sadece median sinir ve kas bağlarının sığabileceği kadar bir genişliğe sahiptir. Kanal içinde yer kaplayan herhangi bir oluşum ya da şişlik içindeki dokuların sıkışmasına neden olur. Median sinirdeki bu sıkışma sinirin uyardığı bölgelerde uyuşma ve keçeleşme şikayetleri ile kendini belli eder. Median sinirin karpal tünelde sıkışması ile ortaya çıkan bu tablo Karpal Tünel Sendromu olarak adlandırılır. Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir. Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir. Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takip eden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır. Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner.

    3-Ulnar Oluk Sendromu: (%5)

    El önkol kemikleri olan radius-ulna ile bilek eklemini ve birbirleriyle eklem yapan 2 sıra halinde 8 kemikten oluşan küçük karpal kemikler, 5 tarak kemiği, 14 parmak kemiğinden oluşur. Median, radial sinir ve ulnar sinir eldeki ana sinirlerdir. El hareketlerinin büyük kısmı önkolda bulunan ve tendonları ele uzanan adaleler aracılığı ile olur. Eğer 4. ve 5. parmaklarımızda uyuşukluk hissediyorsak ve dirseğimizden başlayan bir ağrı varsa ulnar sinir basısından şüphelenmek gerekir. Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa cerrahi müdahale gerekir.

    4-Boyun Tutulması, Kas Spazmı: (%5)

    Genellikle boyunu destekleyen kasların aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmektedir. “Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit” diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve elle de hissedilebilen düğmecikler mevcuttur.

    5-Boyun Fıtığı: (%5)

    Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir.

    6-Hipotiroidi: (%1)

    Tiroit hormonlarının kanda çok az bulunması durumuna hipotiroidi veya hipotiroidism denir. Kadınlarda erkeklere nazaran çok daha sık görülür.Hipotiroidide şikayet ve belirtiler: Yorgunluk hissi, Uyuşukluk, Uyku hali, Konsantrasyon bozukluğu, Sersemlik hissi, Depresyon , Ciltte kuruluk, Saç dökülmesi, Kuru ve kırık saç, Kabızlık, Kilo alma, Kilo vermede zorluk, göz kapaklarında şişme, Balmumu renginde yüz, Terlemede azalma, Boğuk ses, Üşüme, İştah azalması, Eklem ağrısı, Ellerde uyuşma hissi, Hareketlerde azalma, Konuşmada yavaşlama, Nabız sayısında düşme, Bacaklarda şişme, Reflekslerde azalma, Tırnaklarda kolay kırılma, Kas krampları, Guatr, Tansiyon yüksekliği, Kolesterol seviyesinde yükselme, Aybaşı halinin bozulması, Düşük yapma, Çocuk yapamama, Sekste azalma, Çocuklarda boy kısalığı. Hipotiroidide en sık görülen bulgular yorgunluk, halsizlik aşırı uykuya meyil, saç dökülmesi ve üşüme hissidir. Bazen hasta hafıza kaybının farkına varmayabilir, arkadaşları tarafından bu yüzden uyarılabilir. Orta derecede kilo alma olur ve zayıflamakta güçlük çekilebilir. Aşırı şişmanlığa hiçbir zaman neden olmaz.

    7-Diyabet: (%1)

    Sürekli yüksek değerlerde seyreden şeker hastalığı da ellerde uyuşmaya sebep olabilir.

    8-Diğer: (%3)

    Romatizmal hastalıklar, kas hastalıkları, multipl skleroz, beyin tümörleri, beyin damar tıkanmaları, kol damarlarındaki tıkanıklıklar v.s.

    Ellerde uyuşma varsa ilk yapılması gereken öncelikle bir beyin cerrahına başvurmaktır.

  • Boyun fıtığı tanısı nasıl konur?

    Boyun fıtığı, beyin ve sinir cerrahisi pratiğinde sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Bilindiği üzere boyunda 7 adet omur ve bunların arasında da disk denilen yapılar ve her iki omuru da birbirine bağlayan 2 adet küçük eklem vardır. Omurların arasında bulunan disk yapısı anulus fibrosus adıyla anılan dış katman ve nucleus pulposus denilen iç katmandan oluşur ve görevi omurlar üzerine binen yükü eşit olarak dağıtmak, basit bir benzetmeyle amortisör görevi yapmaktır. Disk ve faset eklemlerin bir diğer görevi de boynun hareketliliğini sağlamaktır. Bu sayede boynumuzu her yöne hareket ettirme olanağı vardır.

    Boyun ağrıları günlük yaşamın çok sık karşılaşılan sorunlarından biridir. Özellikle bilgisayar kullanımının iş hayatının vazgeçilmez bir parçası olması sonrası boyun ağrıları ile daha sık karşılaşılmaktadır. Bu ağrılar, boyun omurlarının yukarıda söz ettiğimiz gibi kötü ve yanlış kullanımından olabileceği gibi travma sonucu oluşan zedelenme sonrasında da görülebilir. Bazı meslek grupları boyun ağrılarına yatkınlık gösterirler. Masa başı yoğun bilgisayar kullanımı gerektiren ofis işlerini yapan kişiler, öğretmenler, şoförler, bedensel olarak yoğun iş yapan çalışanlar gibi…

    Yaşla artan dejeneratif süreçte halk arasında kireçlenme denilen duruma katkıda bulunarak hastada boyun ağrılarının daha artmasına neden olabilir. Yaşlılıkla beraber omurların arasında bulunan disk denilen yapının iç kısmında su miktarı azalabilir, bu durum diskin görevini yapmasını engeller. Sonrasında da diskin dış tabakasında da bozulmalar başlayıp yırtılmalar görülebilir. Bu yırtılmalar daha ilerlerse, diskin iç yapısı yırtıktan dışarı çıkarak, omurilik ve kollara giden sinirlere bası yapacak duruma gelir. Bu duruma tıpta servikal disk hernisi, halk arasında da boyun fıtığı denir. Kollara giden sinirlerin bası altında kalması hastada omuz ve/veya kollarda ağrı, kollarda ve/veya ellerde uyuşma karıncalanma, kuvvet kaybına neden olabilir. Oluşan boyun fıtığının omuriliğe yaptığı bası daha az olasılıkla bacaklarda sorunlara ve patoljik refleks bulgularına neden olabilir.

    Tanı Nasıl Konur?

    Tanı koymada ilk basamak hastanın şikayetlerini ve öyküsünü dinlemek ve boyun fıtığının karışabileceği diğer hastalık gruplarını da göz önüne alarak muayene etmektir. Bundan sonraki aşama, güncel yaklaşımda ilk tercih edilen tetkik olan manyetik rezonans görüntülemedir. Bazı durumlarda özellikle yaşlı hastalarda omurlarda ve/veya omurlar arası bölgede kireçlenmeyi daha iyi saptayabilmek için bilgisayarlı tomografi ve direk grafi (röntgen) çekimi gerekir.

    Birden fazla boyun fıtığı olduğunda veya hastada kollara giden sinirlerin sıkışması söz konusu ise elektrofizyolojik bir tetkik olan EMG (elektromiyografi) halk arasındaki adıyla sinir ölçüm testi de yapılabilir.

  • Kübital tünel (ulnar oluk) sendromu ve tedavisi

    Karpal tünel sendromundan sonra en sık rastlanan periferik sinir tuzaklanmasıdır ve ulnar sinirin dirsekte aynı adla anılan oluk şeklindeki bir kavşakta sıkışması sonucu meydana gelir.

    Tanı

    Klinik tanı genellikle sinir iletim çalışmaları (EMG) ile teyit edilir. Son zamanlarda, ultrason ve MR kullanımı kubital tünelin içindeki sinirin şeklindeki değişiklikleri göstererek yararlı tanı araçları haline gelmiştir. Ayırıcı tanısında atipik olgular da önemlidir; alt seviyedeki boyun fıtıkları, bazı akciğer tümörlerinin boyundaki sinir ağına bası etkisi ve eklem bozuklukları da göz önüne alınmalıdır.

    Tedavi

    Kubital tünel sendromu’nun erken dönemlerinde ilgili dirseğin aşırı kullanımından kaçınılarak gece kullanılan atellere başvurulabilir. Konservatif tedavi başarısız olmuş hastalarda ya da güçsüzlük, kas erimesi veya kalıcı duyusal değişiklikler gibi daha ciddi bulgular ile başvuran hastalarda ise cerrahi tedavi gerekmektedir. Sinirin etrafını saran yumuşak dokuların (Osborne ligamanının) kesilmesi çoğu olguda yeterlidir. Genel anestezi altında yapılan bu ameliyat cerrahın tecrübesine bağlı olarak lokal anestezi ve sedasyon (solunum makinesine bağlamadanilaçla uyutma) altında da yapılabilir. Şahsımın da tercih ettiği bu ikinci cerrahi yaklaşımda işlem süresi ortalama 30 dakika olmakta ve hastalar genellikle aynı gün taburcu edilmektedirler.

  • Multipl skleroz (ms)

    Multipl skleroz(MS) beyin ve omurilikte demyelinizasyon denen sinir liflerinin kılıflarında yapısal bozulmalarla seyreden bir hastalıktır. Sinir liflerinin kılıfını oluşturan lipid (yağ) yapısındaki myelin maddesinde bozulma sonrası yerini skleroz denen nedbelere bırakması ile hastalık ortaya çıkar..Myelin kılıfın hasarı sinir liflerinin sinir sistemindeki uyarıların iletiminde aksamalara yol açar. Hasarlı bölgelere plak adı verilir. Bu plaklar sinir sisteminin pek çok yerinde oluşabilir ve sinir iletilerinin yapılamamasına dolayısı ile o merkezle ilgili fonksiyonlarda bozulmalara yol açar .Bulaşıcı değildir. Hastalığın kesin nedeni bilinmemekle beraber myelin kılıfın hasarında bağışıklık sistemindeki anormal bir davranışın, yani myelin kılıfa yabancı doku gibi saldırı söz konusudur. Ancak bu saldırının nedeni henüz bilinmemektedir. Kalıtsal değildir. Nedeni henüz kesin olarak bilinmemektedir.20-40 yaşlar daha sıktır. Kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür. Ilıman iklim kuşağında daha sık rastlanmaktadır. En fazla görüldüğü bölge Kanada ve Kuzey Avrupa’dır.

    Hastalar sıklıkla sinir sistemi ile ilgili belirtilerin başlamasından haftalar, aylar önce yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı, kas ve eklem ağrıları tanımlar.Belirtiler saatler, günler, yada haftalar içinde nadiren de yıllar içersinde sinsi bir biçimde gelişebilir.

    Hastalık tablosu ataklar halinde gelir kendiliğinden yada tedavi ile geriler ancak her atakta klinik tablo biraz daha ilerler. Yıllar boyunca uzun bir seyir gösterir. Dönem dönem şiddetlenmeler olur. Bunlar bazen mevcut bulgulara yenilerinin eklenmesine sebep olur. Şiddetlenmeleri genellikle düzelme dönemleri (remisyonlar) izler bu remisyonlarda hasta nüks öncesi duruma dönebildiği gibi geriye birtakım sakatlıklarda bırakabilir. Her MS aynı olmaz. Bazı kişilerde birkaç ciddi atak görülür veya hiç görülmez, bunun yanında belirtilerin sürekli kötüleştiği ve zaman içinde sakatlığın ortaya çıktığı hastalarda vardır.

    Şekli ne olursa olsun MS seyri sırasında herhangi bir dönemde duraklayabilir

    Belirtiler beyin yada omuriliğin hangi bölgesini etkilemiş olmasına bağlı olarak değişiklikler gösterir.Halsizlik, karıncalanma, hissizlik, denge kusuru, çift görme, görme bozukluğu, istemsiz göz hareketleri, titreme, yüz , kol yada bacakta kuvvetsizlik (felç), konuşma bozukluğu, hafıza problemleri, cinsel işlev bozuklukları, idrar yapmada problemler mevcut olabilir. Bu belirtilerden bir yada birkaçı bir arada görülebilir.

    Hastalığın tanısında MR çok değerli bir yöntemdir. Ataklar sırasında myelin harabiyetinin olduğu MS plaklarının görülmesi oldukça önemlidir. Remisyon döneminde plaklar kaybolur.

    Ayrıca belden alınan Beyin Omurilik Sıvısının (BOS) incelenmesinde; oligoklonal band, myelin esaslı protein, immün globulin G indeksi gibi ölçümlerde normal dışı değerler bulunması beyinde bağışıklık sistemi ile ilgil ibir sorunun olduğuna işaret eder. Ayrıca Uyarılmış Potansiyeller olarak adlandırılan vücudun herhangi bir yerinden verilen uyarıya merkezi sinir sisteminin verdiği cevabı ölçen bir test uygulanarak hastalığın tanısı konur.

    MS in bilinen bir etkin tedavisi mevcut değildir. Ancak atakların sıklığını ve şiddetini azaltan kortizon tedavisi en bilineni ve sık uygulananıdır. Ancak son yıllarda bazı tedavi yöntemleri ile hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, sakatlık oranının azaltılması mümkün olabilmektedir.

    Bunun yanında ortaya çıkan bulguların tedavileri yapılabilir (felçlerde fizik tedavi vb.).