Etiket: Sinir

  • Epiduroskopi

    Omurgamızın arkasında, yukarıdan aşağıya uzanan omurilik ve sinirlerimizin yer aldığı bir kanal bulunmaktadır. Bu kanal içindeki omurilik ve sinirlerin etrafı dura adı verilen güçlü bir zarla çevrilmiştir. Bu güçlü zarın dış kısmına “epidural alan” denir. Epiduroskopi; ucu her yöne kıvrılabilen bir endoskop kullanılarak epidural mesafeye bakmak demektir.

    Fleksible, yani ucu her yöne kıvrılabilen fiberoptik endoskop ile bel bölgesindeki anatomi ayrıntılı olarak görüntülenerek video-kamera sistemi ile değerlendirilir, fıtıklara lazer uygulanarak, onların küçülmeleri sağlanır, yapışıklıkların mekanik olarak temizlenmesi sağlanır, sinir sıkışmaları düzeltilir ve ilaç enjeksiyonları yapılarak dokuların fizyolojik sağlıklarına tam olarak kavuşmaları sağlanır.

    Cerrahi gerektirecek kadar büyük olmayan ancak inatçı bel ve bacak ağrılarına neden olan bel fıtığı ve sinir sıkışmalarında uygulanır. Çoğunlukla fizik tedavi uygulamaları ve ilaç tedavilerinden fayda görmeyen bu hastalar için epiduroskopi en son geliştirilen yöntemlerden birisidir. Epiduroskopi, bel bölgesinde bir veya iki değil, daha fazla mesafede yaygın fıtıklaşmaları olan hastalarda başarı ile uygulanabilmektedir. Ayrıca, epiduroskopi ile daha önce bel bölgesinden ameliyat olmuş ancak şikâyetleri geçmemiş veya yeterince azalmamış hastalar da çok yarar görmektedir. Bu hastalardaki yapışıklıklar epiduroskopi ile açılır ve ameliyatın olumsuz etkileri giderilir. Kısa süreli bir yöntemdir ve yaklaşık 30 dk sürer. Yalnızca fleksible fiberoptik endoskop kullanıldığı için sinir ve damar yaralanma riski yok denecek kadar düşüktür. Girişimden 4 saat sonra hasta yürüyebilir ve günlük yaşamına dönebilir.

  • Sinir sıkışması ameliyatı ve riskleri

    Sinirlerin çevre dokular tarafından basıya uğraması ağrı, uyuşukluk, güçsüzlük veya fonksiyon kaybına neden olabilir. En sık el bileğinde, dirsekte ve dizin yan tarafındaki sinirlerin sıkışmasına rastlanır.Temel problem sinirin çevre doku tarafından basıya uğramasıdır. Bu durum yaralanma sonrası, hastalık sonrası veya tekrarlayan hareketlere bağlı oluşabilir.

    Cerrahi sırasında ilgili bölgedeki siniri sıkıştıran bant kesilerek açılır ve sinir rahatlatılır.

    Alternatif tedaviler:

    • Her türlü riski göze alıp ameliyat olmamak

    • Ağrı kesici ilaç tedavisi

    • Değişik iğne uygulamaları

    • Ağrılı bölgeyi sabitleyici bileklik dirseklik, dizlik gibi ateller kullanmak.

    Ameliyatın Riskleri:

    • Anestezi riski:Lokal veya genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle ) riskler vardır. Ayrıca anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek zararlar olabilir.

    • Kanama: Çok nadir olsa da ameliyat sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede bir kanama olabilir. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyabilir.

    • Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Kanama bölgesinde oluşan pıhtılar kan akımını engelleyip ağrı, ödem, iltihap veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.

    • Ameliyat sonrası ağrı: Ameliyattan sonra ağrı ve diğer bulgular pek muhtemel olmasa da artabilir

    • Fonksiyon kaybı:Nadiren girişim sonrası hastanın mevcut fonksiyonlarında azalma veya tamamen kayıp olabilir.

    • Enfeksiyon:Ameliyat yerindeki yüzeysel veya derin yapılarda iltihap meydana gelebilir.

    • Nüks: Ameliyat sonrasında, bulgular tekrar ortaya çıkabilir ve ek ameliyat gerekebilir.

  • Doğumsal meningosel

    Günümüzdeki bilgilerin ışığı altında meningoseller doğumsal bir bozukluktur. Cilt, cilt altı omuriliği saran kemik kanalın arka elemanları ve omuriliği saran dura adlı zar açık kalmakta ve bacak-ayak hareketlerini ve idrar ve gaitalarını yapma ve tutma ile ilgili yapılara giden sinir kökleri dış ortamla temas sonucu hasar görmektedir. Omuriliğin kapanma bozukluğuna sıklıkla arka beyin anomalileri ve hidrosefali denilen beyin omurilik sıvısı dolaşım bozukluğu eşlik etmektedir. Hastaların yaklaşık %80’inde beyin omurilik sıvısı dolaşımına yönelik şant veya endoskopik ameliyatlar gerekmekte ve çocuğun ileriki yaşamında da düzeltme ameliyatları gerekli olabilmektedir. Ayrıca omuriliğin kapanma bozukluklarına ayak ve iç organları da ilgilendiren anormalliklerde eşlik edebilmekte ve hastanın bu yapılar ile ilgili ameliyatlar olması gerekebilmektedir.

    Girişimin yapılmaması durumunda neler olabilir?

    Kese patlayabilir; zaten patlamış ise beyin omurilik sıvısının dış ortamla teması neticesinde menenjit ve bunun neden olduğu bozukluklar neticesi hasta kötüleşebilir.

    Nasıl bir tedavi/girişim uygulanacak:

    Operasyonun amacı hasarlı bölgeyi kapatarak hastanın menejit olma riskini önlemektir. Bu ameliyatta hasarlı sinirleri iyileştirmek bugünkü teknoloji ile mümkün değildir. Omurilik ve sinir hasarının iyileştirilebilmesi konusunda dünyada çok yaygın çalışmalar yapılmaktadır (neurogenezis çalışmaları, projenitör hücre çalışmaları, kök hücre çalışmaları). Henüz insanlarda kanıtlanmış kanıta dayalı kök hücre sonuçları yoktur o nedenle bu konudaki sağlık sömürücülerinin tuzağına düşülmemesi gerekir. Sinirler korunarak bulunması gereken yere bir kılıf oluşturularak konulmaya çalışılır. Hastalar genel anestezi verildikten sonra mikroskop altında yüzükoyun pozisyonda ameliyat edilirler. Uygun cilt kesisi yapılıp omuriliği saran dura mater adlı zarın sağlam yeri bulunur ve çepeçevre ortaya konur. Kese duvarına yapışık sinir kökleri kese duvarından mikrocerrahi teknik ve gerekli donanım kullanılarak hastaya zarar vermeden ayrılır. Ameliyat esnasında gerektiği durumlarda patolojik inceleme yapılır. Kesinin çıkarılmasıyla oluşan ciltteki doku boşluğu gerekirse plastik cerrahi bölümünce hastanın kendi cildini sırtından yara üzerine kaydırılması veya benzer teknikler kullanılarak kapatılır.

    Ortaya çıkabilecek yan etkiler:

    Yaradan beyin omurilik sıvısının akması (onarım cerrahisi gerektirebilir).

    Ameliyat bölgesinde iltihap olabilir. Bu enfeksiyon menenjite yol açabilir.

    Kanama nadiren olur.

    Ameliyat sonrası önceden görünmeyen hidrosefali ortaya çıkabilir ve cerrahi müdahale gerekebilir.

  • Boyun fıtığı tedavisi nasıl olmalıdır

    Boyun omurları arasındaki diskin yerinden taşarak sinirlere bası yapmasıdır. Boyun, kol, omuz, baş, sırt ağrılarına neden olabilir. Kollarda güçsüzlük ve uyuşmalar başlayabilir.

    Muayene sonrasında MR, BT, röntgen grefileri, EMG tetkikleri yapılarak tanı konulur.

    İlaç, egzersiz ve fizik tedaviye yanıt vermeyen hastalarda operasyon önerilir.

    AMELİYAT İÇİN EN ÖNEMLİ BULGU KUVVETSİZLİKTİR!!

    MR DA FITIK SAPTANMASI AMELİYAT GEREKLİLİĞİ DEĞİLDİR!!

    ÇOK ŞİDDETLİ YEŞİL VEYA KIRMIZI REÇETELİ İLAÇLARLA DAHİ GEÇMEYEN AĞRILARDA DA OPERASYON İYİ BİR SEÇENEKTİR.

    Anterior servikal mikrodiskektomi, servikal disk hastalığına bağlı ağrı, uyuşukluk ve/veya güç kaybı gibi şikâyet ve bulguları gidermek için uygulanan bir ameliyat yöntemidir. Omurga kemiklerinin aralarında doğal bir şok emici yastık vazifesi gören disk adlı yumuşak, jölemsi yapılar bulunur. Disklerin orta bölümünde bulunan yumuşak kısmı çeşitli nedenlerle etrafını saran ve nispeten daha sert olan disk çeperinden fıtıklaşarak komşu sinirlere ve omuriliğe bası yapabilir. Aynı şekilde disklerin yıpranmasına bağlı oluşan kemik çıkıntıları (kemik spurları, kireçlenmeler) da sinirlere ve omuriliğe bası yapabilir. Bu ameliyatla üst boyun bölgesi omurilik ve/veya sinir köklerinin üzerinde fıtığa bağlı olan bası giderilmeye çalışılır. Bu ameliyat sırasında etkilenen boyun seviyesindeki fıtıklaşmış disklerin ve kemik çıkıntılarının genellikle boynun ön tarafına yapılacak cilt kesisi yoluyla çıkartılması yöntemi kullanılır. Disk çıkartıldıktan sonra üst ve alt omuru birbirine kaynaştırmak, iki komşu kemik arasındaki boşluğu doldurarak çökmesini önlemek için önceden hazırlanmış küçük bir kemik grefti(Hastanın kendisinden ameliyat sırasında alınan (en ideal kaynaştırma materyalidir) veya donörlerden alınmış banka kemikleri) veya cage veya protez denilen materyaller kullanılabilir. Hazır materyallerin hiçbirinin birbirinden belirgin daha üstün olduğu henüz kanıtlanmamıştır. Bu materyallerin hiçbirini kullanmayı tercih etmeyen, kemikler arasına birşey koymayan uzmanlar da vardır. SON ZAMANLARDA TEK VEYA İKİ SEVİYELİ YAPILAN BOYUN FITIĞI AMELİYATLARINDA ARAYA YABANCİ CİSİM KONULMADAN YAPILAN AMELİYATLARIN BAŞARILI OLDUĞUNU GÖSTEREN YAYINLAR ÇIKMAYA BAŞLAMIŞTIR.

    Ameliyat sonrasında hastalar genelde 2-4 saat içinde kalkar yürürler ve aynı gün veya ertesi gün (benim tercihim bir gece yatırmaktır) taburcu olurlar.

    Alternatifler:

    • Her türlü riski göze alıp ameliyatı yaptırmamak.

    • İlaç tedavisi yoluyla ağrı veya kas spazmını gidermeye çalışmak.

    • Boyun kaslarını güçlendirici egzersizler yapmak.

    • Fizik tedavi yöntemleriyle şikâyetleri gidermeye çalışmak.

    İşleme Ait Sorunlar:

    • Anestezi riski: Lokal ve genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle) riskler vardır. Ayrıca, anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek sorunlar olabilir.

    • Kanama: Çok nadir olsa da ameliyat sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede olabilecek bir kanama riski vardır. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyabilir.

    • Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Kanama bölgesinde oluşan pıhtılar kan akımını engelleyip ağrı, ödem, iltihap veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.

    • Omurilik yaralanması: Çok nadir olsa da ameliyat esnasında omurilik yaralanmasına bağlı felç meydana gelebilir. Genellikle geçicidir.

    • Kardiyak sorunlar: Ameliyatın, düzensiz kalp ritmine veya kalp krizine yol açma gibi düşük bir riski bulunmaktadır.

    • Ameliyatın başarısız olması: Füzyonlu Anterior Servikal Diskektomi ameliyatından sonra ağrı, uyuşukluk, kas gücü kaybı veya diğer şikâyetlerin giderilememe olasılığı düşükte olsa vardır.

    • Omurların birleşememesi: Anterior Servikal Diskektomi ameliyatından sonra komşu omurlar birbirine kaynamayabilir ve bu durum omurga bozukluklarına ve/veya ağrıya yol açabilir.

    • Ağrı yakınmasında artış: Nadir de olsa ameliyat sonrasında ağrı yakınması artabilir.

    • Enfeksiyon: Enfeksiyon cilt kesi bölgesinde ve altında olabilir. Enfeksiyona bağlı riskler arasında menenjit oluşumu ( beyin ve omuriliği saran zarların iltihabı) bulunur.

    • Sinir hasarı: Ses tellerine giden sinirin yaralanma riski az da olsa mevcuttur. Bu durum sonucunda geçici veya kalıcı ses kısıklığı görülebilir. Çok nadiren vagus sinirinde oluşabilecek bir yaralanma diyafram fonksiyon bozukluğuna yol açabilir.

    • Sinir kökü yaralanması: Sinir kökü yaralanması; kolda ağrıya, ilgili kas gruplarında güçsüzlüğe ve ilgili ciltte duyu bozukluklarına neden olabilir.

    • Nüks: Ameliyat sonrasında, bulgular tekrar ortaya çıkabilir ve ek ameliyat gerekebilir.

    • Solunum problemleri: Ameliyat sonrası, genelde geçici olan solunum sıkıntısı veya pnömoni görülebilir. Pulmoner emboli (akciğerlerin damarlarının tıkanması) görülebilir.

    • İnme: Ameliyat esnasında veya sonrasında Karotid arterin yaralanması ve gerilmesi sonucunda inme meydana gelebilir.

  • Bel kayması (lomber spondilolistezis) ve tedavisi

    Bel kayması (Lomber spondilolistezis), şişmanlık, belin yanlış kullanılması, sarsıntı (omurgaya bel bölgesinde çarpma, düşme, darbe…), tümör, dejenerasyon (yaşlanmaya bağlı omurları bağlayan ligament yapılarının bozulması), henüz kesin ispatlanmasa da genetik olarak bağ dokusunun zayıf olması, neticesinde omurların birbiri üzerinde kayması ve sinir köklerine bası yapmasına bağlı bir hastalıktır.

    Bel, kalça, bacaklarda ağrı ve uyuşmalarla kendisini gösterebilir. En tipik hikayesi hastaların yol yürüme mesafeleri kısalır. Kısa süre yürüdüklerinde bacaklarda ağrı ve/veya uyuşma nedeni ile oturma ihtiyacı duyarlar. Biraz daha kendilerini yürümeye zorlarlarsa bacakları birbirine takılır, düşme ve burkulmalar yaşarlar. Sabit ayakta durma süreleri çok kısalmıştır.

    Hikayesi alınıp ve nörolojik muayenesi yapılan hastalar hareketli röntgen grafileri, MR, BT, EMG… gibi tetkiklerle değerlendirilir. Hastalığın durumu ve derecesine göre tedavi planı uygulanmaya başlanır.

    Tüm kanıta dayalı tıp uygulamalarına rağmen cevap alınamayan hastalarda bilinen en yüz güldürücü tedavi ameliyattır.

    Ameliyatın temel amacı sinirler üzerindeki basıyı kaldırmak, gerekli ise kaymayı durdurmak için sabitlik sağlamak ve uzun sürede bu kayan kemikler arasında füzyon (kaynaşma, donma) sağlayarak kaymanın ilerleyip tekrar sinirlere bası yapmasını engellemektir.

    Girişimin yapılmaması durumunda neler olabilir? Girişim yapılmaması durumunda bel ve bacak ağrısının, yürümekle artan uyuşmasının devam etmesinin yanı sıra mevcut nörolojik bozuklukllarda artış olabilir ve yeni bozulmalar, hasarlar eklenebilir. İleride ameliyat yapılsa bile sinir dokusunun yapısal özellikleri nedeniyle bu bozulmalar kalıcı olabilir. Nadiren idrar yapma, dışkılama ve cinsel fonksiyonlarda değişen derecede kalıcı veya geçici aksaklıklar olabilmektedir.

    Nasıl bir tedavi/girişim uygulanacak: Hastalar genel anestezi alırlar ve yüzü koyun yatar pozisyonda ameliyat edilirler. İlgili seviyeleri ortaya koyacak büyüklükte cilt kesisi yapılıp bel adalesi iki taraftan da kemik yapıdan usulüne uygun ayrılır. Röntgenle seviye doğrulanır ve takiben omurganın ilgili seviyede arka duvarını oluşturan kemik yapılar yeterince alınıp sinir kökleri üzerine bası yapan yapılar (kalınlaşmış eklem yüzü, bağlar, bozulmuş diskler) temizlenir. Tüm bası altındaki sinirler rahatlatılır. Temel amaç sinirleri bası altından kurtarmak ve sonradan tekrar basıya maruz kalmalarını önlemektir. Önceki tetkiklerinde hareketli kayma saptanan vakalarda özel vidalı sistem yeterli seviyede kemiklere yerleştirilir. Başlangıçta çıkartılmış olan omurganın ilgili seviyede arka duvarını oluşturan kemik parçaları ve gerektiğinde kalça kemiğinden alınan kemik parçalar (tümü hastanın kendi kemiğinden oluşur ve en ideal kemiklerin kaynamasını sağlayan materyalidir) çubuk ve vidaların etrafına yayılır. Amaç bu kemiklerin zamanla çevre kemiklerle bütünleşerek kaynaması ve bu bölgedeki hareketliliğin önlenerek hastanın sinirlerine tekrardan bası olmamasının sağlanmasıdır. Kemikler arası kaynama oluşana kadar bu hareketsizliği vidalı sistem sağlamaktadır, yani vidalı sistem bir nevi beton kalıbı gibi görev görür.

    Bazı durumlarda kayma durmuş ise ve kemikler arasında kendiliğinden kaynama olmuşsa mikrocerrahi olarak tek taraftan girişim yapılarak kalınlaşmış eklem dokuları temizlenip yeterli kanal genişlemesi ve sinirlerin gevşetilmesi, bası altından kurtarılması sağlanabilir. Bu sayede vida kullanmadan bu ameliyatlar sonlandırılarak zaten orta yaşın üzerinde kemik yapısı zayıf olan insanların ileride vida kaymaları, oynamaları, gerilmeleri nedeni ile yaşayabilecekleri sorunlara zemin hazırlanmamış olur.

    Ortaya çıkabilecek yan etkiler:

    Ameliyat yerinde ağrı ve rahatsızlık hissi geçicidir.

    Şikâyetlerin geçmemesi, yara yeri normal olarak iyileşmeyebilir kalınlaşıp kırmızı hal (keloid)alabilir ve nedbe ağrılı olabilir. Bu hastalar uzun süredir sinir baskısı altında olduklarından akşamdan sabaha hemen düzelme beklenmez. Şiddetli basıya bağlı ağrılar erken dönemde geçer ama kronik ağrıların geçmesi hasarlı sinirlerin kendini tam olarak yenileme süreci sonunda geçer. Bu süre hastaya ve hastalığına göre değişmekle beraber 3-12 ay sürebilir.

    Ameliyat bölgesinde iltihap, kanama. Vida sinir kökünü yaralayabilir buna bağlı ağrı ve güçsüzlük olabilir. Beyin omurilik sıvısı akıntısına bağlı menenjit ve yara iyileşmesinde gecikme gelişebilir ve antibiyotik tedavisi ve ek cerrahi tedavi gerekebilir. Sinir köklerinde yaralanma, aynı seviye veya komşu seviyelerde fıtığın tekrarlaması (ağrıya neden olabilir ve ek cerrahi gerektirebilir), kalın barsak ve idrar kesesine giden sinirlerde yaralanma, ana damar yaralanması olabilir.

    Akciğerdeki küçük hava alanlarında kapanma olabilir buna bağlı ameliyat sonrası ateş ve akciğer iltihabı riski olabilir. Tedavi için antibiyoterapi ve fizik tedavi gerekebilir. Bacaklarda pıhtı oluşabilir, ağrı ve şişmeye neden olabilir. Nadiren bu pıhtıdan parça koparak akciğere ulaşıp ölümcül olabilir. Kalpte yüklenmeye bağlı kalp krizi ve beyin felci (inme) olabilir.

  • Karpal tunel sendromu nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Karpal tunel sendromu nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Belirtiler

    Ellerde özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda

    • ağrı, • uyuşma, karıncalanma, yanma • kuvvet kaybı • gece ellerde uyuşma,

    Bulgular ve Tanı

    Tinnel bulgusu: Parmak ucu ile el bileğinin icine vurulması sonucu elde karıncalanma, elektriklenme olması

    Phalen Manevrası: El bileğinin ice doğru 90 derece bükülmesi ile elde ve parmaklarda uyuşma

    Durkan Testi: Avuç icinde sinirin seyri boyunca yapılan bası ile şikayetlerin ortaya çıkması

    Elektrofizyolojik Testler: Hastalık tanısı için yakınmaların şekli ve muayene yeterli olmakla birbirlikte tanının doğrulanması ve tedavi planı için gereklidir.

    Sıklıkla her iki elde ve özellikle daha çok kullanılan elde baş, işaret ve orta parmaklarda elin en büyük siniri olan median sinirin bası altında kalarak hasarlanması sonucu ortaya çıkan ilerleyici bir hastalıktır.

    Kimlerde Görülür?

    Karpal tünel sendromu, sıklıkla el bileğinin tekrarlayıcı ve zorlayıcı hareketleri sonucu gelişir. Günümüzde artan bilgisayar kullanımı, uygun olmayan ekipmanların, uygun olmayan şekillerde kullanılması hastalığın görülme sıklığını belirgin şekilde arttırmıştır. Gene el bileğini kullanan bedensel yükü fazla olan işlerde çalışanlarda, bisiklet ve ağırlık sporu yapanlarda daha sık görülür.

    Hastalık şeker , guatr, romatizmal hastalık, böbrek ve kalp yetmezliği hastalarında, gebelik ve doğum kontrol hapı kullanımında ve uzun süreli steroid ( kortizon ) kullanımında belirgin olarak daha sık görülmektedir.

    Nedenler

    Şeker Hastalığı
    Tiroid Hastalıkları
    Romatizmal Hastalıklar
    Gebelik, Doğum Kontrol Hapı Kullanımı
    Kalp Yetmezliği
    Tekrarlayıcı ve Zorlayıcı
    Bilek Hareketleri El bileği kırıkları
    Kronik Böbrek Yetmezliği

    Nasıl Engellenebilir?

    Tüm hastalıklar gibi engelleyici bazı önlemler bu hastalıktan korunmamızı sağlayabilir. El bileğimizi tekrarlayan travmalardan korumak, zorlayıcı hareketlerden kaçınmak, bilgisayar kullanımı sırasında uygun ekipman ( mause pad, destekli klavye ) kullanmak ve çalışma sürelerini makul zamanlarla kısıtlamak hastalığa yakalanmamızı engellemek yapılabilecekler arasındadır.

    Beslenme tüm hastalıklarda olduğu gibi önemlidir. Omega 3 ve B vitamininden zengin besinlerin beraberlerinde antioksidanlarla birlikte tüketimi sinir sistemimizin tümüne faydalı olduğu gibi bu hastalıkta da faydalı olacaktır.

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Duyusal ve motor kaybı olmayan hastalarda ilaç ve istirahat tedavileri uygulanabilmekle birlikte, duyusal ve motor kaybı gelişmiş olan hastalarda vakit kaybetmeden uygulanacak cerrahi sinir hasarının kalıcı hale gelmesini ve ilerlemesini önleyecektir.

    Tedavi Yöntemleri

    İstirahat Bileklikleri
    Steroid ( kortizon ) tedavisi
    Ağrı kesiciler
    Cerrahi Tedavi

  • Meraljiya parestetika nedir? Tedavisi nasıl yapılır?

    Meraljiya parestetika nedir? Tedavisi nasıl yapılır?

    Lateral femoral kutanöz sinir L2 ve L3 spinal sinirlerinden orijin alır ve inguinal ligamanın lateralinde bir tünelden geçer. Lateral femoral kutanöz sinir sadece duyusal lifler içerir ve uyluğun ön yan bölümlerinin duyusunu sağlar.

    Meraljia parestetika; lateral femoral kutanöz sinirin inguinal kanalın altından geçerken sıkışmasına bağlı olarak uyluk ön ve dış tarafında ağrı, uyuşma ve karıncalanmanın görüldüğü bir hastalıktır.

    Meraljia Parestetikada Belirtiler Nelerdir?

    Uyluk yan yüzünde

    Uyuşma

    Karıncalanma

    Ağrı şikayeti olur.

    Dokunma ile ağrı oluşabilir. Ayakta durmak ve uzun süre yürümek şikayetleri arttırabilir .Dar giysiler, korseler, kemerin sıkı takılması sinirdeki basıya neden olabilir.

    Meraljia Parestetika Nasıl Tedavi Edilir?

    Ağrının kontrolünde kilo verilmesi ve karın kaslarının kuvvetlendirilmesi yararlıdır. Kortikosteroid ve lokal anesteziklerin inguinal ligamanın lateral kısmına enjeksiyonu ağrıyı azaltabilir.Şikayetlerin şiddetli olması durumunda cerrahi müdahale gerekli olabilir.

  • Spina bifida nedir, nasıl oluşur, tedavisi nasıldır?

    Spina bifida nedir, nasıl oluşur, tedavisi nasıldır?

    Spina bifida; ayrık veya açık omurga anlamına gelir. Doğumsal bir anomalidir. Ülkemizde yaklaşık 1000 de 3 oranında görülür.

    Spina Bifida Nasıl Oluşur?

    Bebek anne karnında iken, omurganın (omuriliği koruyan omurga kemikleri) kapanamaması sonucu, açık kalan bölgeden , omuriliğin etrafını saran zarlar (meningosel) veya zarlarla beraber omurilik dokusunun (meningomiyelosel) fıtıklaşmasıyla oluşur.

    En sık bel bölgesinde görülen Spina bifidanın 3 tipi vardır:

    Spina Bifida Occulta: Spina bifidanın en hafif şeklidir. Omurgayı oluşturan kemiklerin bir ya da birkaçında küçük defekt ya da defektler vardır. Omurilik ve sinirler normaldir. Defektin olduğu bölgede cilt üzerinde aşırı bir kılllanmanın olması dışında herhangi bir bulgu vermez.

    Meningosel: Spina bifidanın en nadir görülen şeklidir.Omurganın açık kalan kısımlarından, omuriliği çevreleyen zarlar dışarıya doğru fıtıklaşırlar.Fıtık kesesi içinde beyin ve omuriliği çevreleyen ve koruyan beyin omurilik sıvısı da bulunur.

    Meningomiyelosel: Spina bifidanın en ileri ve en ağır şeklidir. Fıtıklaşan kesenin içinde zarlarla birlikte omurilik ve sinir kökleri de bulunur.

    Spina Bifidalı Bebekte Tanı Amaçlı Neler Yapılmalıdır?

    Spina bifida ile doğan bebekte öncelikle fizik ve nörolojik muayene yapılır. Direkt omurga filmi, kafa ve omurilik ultrasonu, bilgisayarlı beyin tomografisi ve manyetik rezonans görüntüleme ile spina bifidanın tipi, ağırlığı, sinir tutulumunun derecesi değerlendirilir.

    Spina Bifida’nın Tedavisi Nasıldır?

    Spina Bifida occulta genelde tedavi gerektirmez. Omuriliğin etkilenmediği meningosel vakalarında herhangi bir paralizi (felç) riski olmadan cerrahi tedavi mümkündür. Meningoseli olan pek çok çocuk cerrahi tedavi sonrası normal yaşamlarına devam edebilirler.

    Meningomyeloseli olan bir bebek ise doğduktan 24-48 saat sonra operasyona alınmalıdır.Burada omurilik yerine yerleştirildikten sonra üzeri kas ve zar tabakaları ile kapatılır. Amaç enfeksiyon oluşumunu önlemek ve sinirlerin zedelenmesine engel olmaktır. Ancak eğer sinirler operasyon öncesi zaten zedelenmiş ise bu geri dönüşümü olmayan bir olaydır ve bacak felçleri ile idrar, dışkı problemleri kalıcı olur. Bu bebeklerde uzun süreli rehabilitasyon gereklidir.

    Hidrosefali oluşan bebeklerde ise biriken sıvı cerrahi olarak yerleştirilen bir şant (shunt) yardımı ile bebeğe zarar vermeden boşaltılır. Son yıllarda “üçüncü ventrikülostomi” adı verilen yeni bir ameliyat yöntemi şant yerine kullanılmaya başlanmıştır. Daha doğal ve şantların yol açtığı komplikasyonların görülmediği bir yöntemdir.

  • Omurga ve omurilik tümörleri!!

    Spinal tümörler, SSS tümörlerinin yaklaşık %20’sini oluşturur. Intradural ya da extradural olarak sınıflandırılırlar. Intradural olanların %84’ü omurilik dışında (extrameduller) ve %16’sı da içindedir (intrameduller). Intradural tümörler hemen hemen her zaman primer SSS tümörleridir. Buna karşın extradural tümörlerin çoğunluğu ya metastatik ya da primer kemik tümörleridir. Intradural omur neoplazmalarının çoğu iyi huyludur/habis değildir ve genellikle cerrahi olarak çıkarılabilirler. Omurilik içinde görülen tümörler (intradural, intrameduller) güçsüzlük, spastisite ve duyu kaybı meydana getirme eğilimlidirler. Extramedullar lezyonlar kord basısı yaparak uzun trakt (üst motor nöron) arazları ile birlikte sinir kökü (alt motor nöron) basısından kaynaklanan radiküler ağrı ile de kendilerini gösterirler. Conus medullaris bölgesini tutan lezyonu olan hastalarda mesane ve kalın bağırsak fonksiyonlarında erken dönemde kayıp görülür, cauda equinasında lezyonu olan hastalarda öncelikle bacak ağrısı ve sonrasında geç dönemde sifinkter bozuklukları ortaya çıkar.

    spinal tümörlerin kesin tanısı için belirleyici olan MRG’dir.

    Nörilemom ve Nörofibrom

    Tipik olarak iyi huyludurlar. Bunlar en yaygın görülen omurilik tümörleridir ve yaklaşık tümünün %30’unu oluştururlar. Genellikle intradural, ekstramedüller yerleşim gösterirler. Bunların %13’ünü komşuluğundaki nöral foramenden extradural olarak uzanım gösterek; klasik “dumbell” tümör şeklini alırlar. %14’ü tamamen extraduraldir. Extradural olan komponentleri ilgili forameni genişletme eğilimindedir. Tedavisi, cerrahi olark tümörün çıkarılmasıdır. Birden fazla olan nörofibromlar von Recklinghausen nörofibromatosisiyle birlikte görülür. Bu gibi durumlarda, sadece semptomatik tümörler çıkarılmalıdır.

    Meningioma

    Meningiomlar omurilik tümörlerinin %26’sını oluştururlar, iyi huylu ve genellikle intradural, extramedullerdir . %15’i extradural olarak görülürler. 2/3’ü thorasik bölgede ortaya çıkar ve olguların %80’ini 40-60 yaş grubundaki kadınları etkiler. Cerrahi olarak çıkarılmaları tercih edilen tedavidir.

    Ependimom

    Spinal kordun santral kanalının ependimal hücrelerinden gelişirler ve bu intramedüller tümörler tüm spinal kord tümörlerinin % 13’nü oluşturu. Erkeklerde daha sık görülür. Yaklaşık %60’ı conus medullaris bölgesinde bulunur. Ependimomlar cerrahi müdahaleyle çıkarılmalıdır. İyi sınırlı olmaları genellikle total olarak çıkarılmalarına olanak sağlar. Tamamının alınması mümkün olmadığı zaman genellikle radyasyon tedavisi uygulanır.

    Astrositom

    Bu glial tümörler astrositlerden kaynaklanırlar ve sıkllıkla intramedullerdirler. İnsidansları spinal ependimomlarınınkiyle hemen hemen aynıdır. İnfitratif yapıları nedeniyle tamamen çıkarılmaları nadiren mümkündür. Düşük gradeli astrositomlar nüks ettiği taktirde genellikle tekrar ameliyat edilirler. Radyasyon tedavisi malign astrositomlar için uygulanır fakat genellikle sadece palliatif amaçlıdır. Omurilik astrositomlarını yavaş büyümelerine rağmen, prognozları genellikle kötüdür.

    Lipom

    Lipomlar spinal tümörlerin %10’unu oluştururlar ve genelde spina bifida ve ciltaltı bir lipomla birlikte görülürler. Benign olsalar da spinal korda yapışma eğilimi gösterdikleri için genellikle parsiyel olarak çıkarılırlar. Bunlara radyoterapi gerekli değildir ve mortalite oranı düşüktür.

    Dermoid

    Dermoidler konjenital lezyonlardır ve genellikle lumbosakral bölgede bulunurlar. Genellikle deri yüzeyine uzanan bir sinüs traktıyla birlikte görülürler ve enfeksiyonla karşımıza çıkabilirler. Tedavileri sinüs traktı ile birlikte cerrahi olarak çıkarılmalarıdır. Omuriliğe uzanan parçaları genellikle çıkarılamaz. Uzun vadede prognozları iyidir.

    Metastatik Tümör

    Spinal neoplazilerin %25’e kadar varan bir bölümü metastatik orijinlidir ve büyük çoğunluğu extradural yerleşim gösterir. Sıklıkla primerleri; meme, akciğer, prostat ve böbrektir. Primer odak bilinmiyorsa veya nörolojik bozulma hızlıysa, tedavi biyopsi ile beraber cerrahidir. Aksi taktirde, lokal radyoterapi tercih edilmelidir. Diğer extradural malign tümörler, lenfoma, myelom, plazmasitom, chordoma ve osteojenik sarkomı içerir. Belirgin kemik harabiyeti veya cerrahi dekompressyon sonucu omurga stabilizasyonu bozulabilir, böyle durumlarda sıklıkla anterior veya posterior yolla cerrahi stabilizasyon gereklidir.

    Periferik Sinir Tümörleri

    Periferik sinir sistemi; periferik ve kranial sinirler, spinal kökler ve otonomik sinir sistemininden oluşur. Tümörler bunların herhangi birinden gelişebilir. En yaygın görülen tümörler aşağıda tartışılmıştır. Daha az görülen tümörler: gangliogliomlar, nöroblastomlar, pargangliomlar, chemodektomlar ve feokromositomalardır.

    Schwannom

    Bu tümör aksonların myelin kılıfını yapan, prıferik sinirlerin Schwann hücrelerinden oluşur. Schwannomlar, köken aldıkları siniri itme eğilimindedirler ve bu yüzden genelde ağrısız kitleler olarak karşımıza çıkar. Büyümeyer devam ederlerse, sinirin dağılımına uyan bölgelerde ağrıya neden olabilirler. Büyüdükçe sinir fonksiyonlarını bozarlar. Genellikle duyu sinirlerinde ortaya çıkarlar fakat motor sinirlerde de bulunabilirler. Tedavisi cerrahidir. Köken aldıkları sinir genellikle korunur. Bazı durumlarda, yine de, tümörün tamamen alınması halinde ana sinirin önemli ölçüde kesilmesini gerektirebilir. Sinirin çok önemli bir fonksiyonu varsa, siniri korumak için tümörün bir kısmının bırakılması tercih edilmektedir. Bu kabul edilebilir bir yöntemdir çünkü bu tümörlerde malign transformasyon nadirdir.

    Nörofibrom

    Nörofibromlar schwannomlardan farklı olarak, sinirin kendisinden geliştikleri için köken aldıkları sinirini sarıp sıkıştırırlar. Genellikle deride görüldüklerinden, orijin aldıkları sinirinin tespitini zorlaştırırlar. Von Rechinghausen nörofibromtosiziyle birlikte görüldüklerinde genellikle birden fazla bulunurlar. Tek bir lezyon mevcutsa tedavisi cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Birden fazla tümör mevcutsa, sadece semptomatik olanlar alınmalıdırlar. Eğer sinirin fonksiyonu kritikse tümörün sinire tutunan bir kısmı bırakılmalıdır. Schwannom vakalarının aksine, nörofibrom görülen hastalar, bu tümörlerin malign transformasyon gösterme oranının yüksek olması nedeniyle, yakın takibe alınmalıdır.

    Malign Sinir Kılıf Tümörü

    Bu tümörler tipik olarak 30 yaş üzerinde görülürler. Seçilecek tedavi radikal ve geniş bir cerrahi eksizyondur. Kas ya da yumuşak doku yayılımına dair bulgu varsa ilgili ekstremitenin amputasyonu önerilir. Bu tümörler genellikle radyasyon tedavisine dirençlidirler.

  • Nöropatik ağrı nedir?

    Nöropatik ağrı nedir?

    Nöropatik ağrılar doku ağrılarından farklı olarak, sinir sisteminin herhangi bir yerindeki hasardan ya da hastalıktan kaynaklanan ağrılardır. Dolayısıyla yanlış alarm çalıyor, bir yerinizi jilet kesmiyor ama kesiyormuş gibi bir acı duyuyorsunuz. Ya da yanıyor gibi olduğunu söylerler mesela şeker hastaları ayaklarının altının yandığını söylerler. Nöropatik ağrı, insanları hayattan kopartmasına rağmen doğru tedavi edildiği taktirde kurtulmanın da mümkün olduğu bir ağrıdır.

    Normal bir ağrıda yani doku ağrılarında ise sağlam bir sinir sistemi bize ağrı duygusunu duyurur çünkü alarmın çalması için alarmla sistem arasında kablonun sağlam olması gerekir. Örneğin, jiletle eliniz kesilirse, sinirler jiletle kesilme hissini beynimize duyurur.
    Allodini ise, pamuk gibi yumuşak bir cisimle bile kişinin vücuduna dokunulduğunda jilet kesiyor hissine kapılarak yanlış bir alarm gibi tepki vermedir.
    Fantom ağrı (hayalet ağrı) ise kesilen bir organın yerinde olduğu sanılarak ağrı duyulmasıdır.
    Nöropatik ağrının sıklığını bilmeme nedenimiz diyabet gibi bazı hastalıklardaki nöropatik ağrılara bakacak olursak yüzde 1-2 gibi bir sıklık görülüyor ama bu belki de yüzde 10’lara kadar çıkabiliyor çünkü birçok şey nöropatik ağrıya dönebilmektedir. Mesela sinir sıkışması, bel fıtığı ağrıları ilerlediğinde ve sinir hasarı yaptığında kronikleştiğinde bunlar da nöropatik ağrı yapmaktadır. Empati yapmak zor ama hem yanar hem donar olduğunu hissedenler de var çünkü ikisi de yanlış alarm, bu tür ağrılar nöropatik ağrılar ve bunlar kronik ağrılardır. Bu ağrılar, insanları hayattan koparan ağrılardır.
    Bedenimizin her yeri sinirlerle kaplı olduğu için vücudumuzun her yerinde nöropatik ağrı olabilir. Mesela şeker hastalarında en fazla ayaklar ve ellerde ağrılar görülür. Hastanın ayağı yanıyor, uyuşuyor, karıncalanıyor ve hastalık ilerledikçe ağrının ellere de yayıldığını söylüyor. Doku ağrılarından farklı olarak nöropatik ağrılar gece ortaya çıkar ve artar. Üstüne üstlük sadece ağrı değil uykusuzluk ve buna bağlı olarak gelişen başka sorunlarda ortaya çıkabiliyor. Hem Tip-1 hem de Tip-2 diyabette rastlanmakla birlikte yine de nöropati tip-2’lerde biraz daha fazla. Nedeni ise, şeker hastalığında şekerin süresi ve glisemi düzey dediğimiz şekerin yüksekliği nöropati gelişmesi için bir risk faktörü. 10-15 yıldır diyabetli olan birisi, 2-3 yıldır diyabeti olan birisine göre daha yüksek bir riske sahiptir. Tip-1 diyabette ise insülin kullanılıyorsa şeker düzeyi iyi kontrol ediliyor demektir ve şekeri kontrol ediyorsanız nöropati gelişimi daha düşüktür.

    Karıncalanma da bir nöropatik ağrıdır mesela bacak bacak üstüne attığınızda bir süre sonra karıncalanma hissedersiniz ve bacağınızı indirirsiniz ama nöropatik ağrı hastaları bunu devamlı yaşar. Kaşınma da nöropatik ağrı semptomu olabiliyor, çıldırtıcı bir kaşıntı olabilir. Bu bir doku sorunundan kaynaklanmayıp sinirin yanlış alarmından kaynaklanıyorsa bunu susturamıyorsunuz. Ağrıyı önlemek için, hastalığın adını doğru koyup doğru tedavi uygulamak gerekiyor.

    Nöropati hastalığını çok iyi tanıyan kişi hastalardır. Karıncalanma nöropatik ağrı için iyi bir şikâyettir. İğnelenme, karıncalanma, uyuşukluk ama rahatsız edici bir uyuşukluktur, yanma olabilir. Donma, kişi doğrudan acı hissediyor olabilir jilet kesiği ya da çivi batması gibi hissedebilir. Elektrik çarpması gibi bir acı hissedebilir bunlar doku hasarında olmaz. Sizi gerçekten elektrik çarpmıyorsa bu bir sinir ağrısıdır bunun dışında kaşınma gibi de seyrek belirtiler olabilir. Çok önemli bir belirti vardır biz buna allodini diyoruz, kişinin dokunulduğunda acı hissetmesidir. Normalde bir insana pamukla dokunduğunuzda acı hissetmez ama nöropatik ağrıda sinirlerde hatlar o kadar karışıyor ki; sinir aldığı şeyi yanlış yere iletiyor. Beyin pamuğu jilet sanıyor, beyinde jiletle kesiliyormuş gibi bir acı hissediyor. Bu nöropatik ağrıda çok tipiktir.
    Tedavide de sorunun adının doğru konulması çok önemli. Hastaya ilk sorumuz şudur, “ağrı kesici iyi geliyor mu?” Hasta, “çok iyi geliyor” dediğinde orada bir terslik var demektir. Ağrı kesici nöropatik ağrıya iyi gelmez ama beraberinde bir doku sorunu varsa ağrılara o da katkıda bulunuyorsa biraz iyi gelebilir. Sadece nöropatik ağrıyı geçiren ilaçlar var ve başka hiçbir ağrıya etkisi olmayan ilaçlardır. Doğru ve düzgün kullanıldığında bu ilaçlar son derece başarılıdır.
    Ancak bu ağrılara yol açan nöropatiyi de tedavi edelim dediğimizde etyoloji için birtakım tetkikler yapıyoruz ama bütün bu tetkikler normal bile çıksa, hastanın ifade ettiği ağrılar nöropatik ağrı tipi ise ve yerleri de sinir dağılımına uyuyorsa, sadece bu kadarı tanı koymak için ve tedaviye başlamak için yeterlidir.