Etiket: Sinir

  • ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    Günümüzde aileler çocuklarının azla yetinmeyi bilmediğinden dolayı yakınmaktadırlar. Çocuklarda görülen doyumsuzluk davranışı yanlış ebeveyn tutumuna bağlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ebeveynler çocuklarının doyumsuz olduğunu söylemekte, onları mutlu edemediklerinden dolayı şikayet etmekteler. Oysa ki kimi zaman anne-babalar iyi şeyler yapmaya çalışırken, çocuklarına zarar verebilmektedirler. Çocuklarına sınır koyamayan ve her şeyin çocuk merkezli yapıldığı koruyucu ailelerin çocuklarında zamanla doyumsuzluk yaşanabilmektedir. Eğer uygun istekler sınırlar içerisinde yerine getirilirse çocuklar doyumsuz olmaktan daha çok mutlu olmayı öğrenebilirler.

    Çocukların doyumsuz olmalarındaki en büyük etken ailelerin çocuğun isteklerine sınır koymamasıdır. Sınır koymaktan kasıt, çocuğun neleri yapıp yapamayacağı, uygun davranışın ne olduğudur. Sınır, çocuğun iç disiplin kazanmasına yardımcı olur. Ancak hiçbir çocuk kendisine sınır konulmasından hoşnut olmaz. Çünkü çocuk açısından sınır demek çocuğun özgürlük alanlarının kısıtlanması ve isteklerinden mahrum olması anlamına gelir. Oysa sınır çocuğun davranışının kabul edilir veya edilemez olduğunu gösterir.

    Ebeveynler mutlu çocuklar yetiştirmek için onlar ile empati kurabilmeli, onları anlamalı ve çocuklarına kesinlikle her şeyin bir sınırı olduğunu belirtmeli, öğretebilmelidirler.

    Aile çocuk üzerindeki otoritesini iyi bir şekilde ayarlamalıdır. Yeri geldiğinde çocuğa ‘’hayır’’ denmeli ve çocuk bu duruma alıştırılmalıdır. Başlarda zorluklar yaşanması normaldir ancak adım adım çocukta ilerleme kaydedilerek, çocuk bu duruma zamanla adapte olabilmektedir.

    Anne ve baba çocuğa karşı net bir tavır sergilemeli ve tutarlı olabilmelidirler. Bir ebeveynin evet dediği bir şeye diğer ebeveynin de uyması gerekir. Çocuğun yakın çevresi tarafından şımartılmasının önüne geçilmeli ve ebeveynler çocuk üzerinde kontrol mekanizması kurabilmelidirler.

    Aile çocuğun yaşına ve yapısına göre belli sorumluluklar vermelidir. Çocuk bu sorumlulukları tamamladıktan sonra ödüllendirmek gerekir. Bu sayede çocuk, bir şey elde etmenin kolaylığına alışmamış olacaktır. Çocuğu ödüllendirirken; takdir ve ödülün dozu iyi ayarlanmalıdır. Çünkü eğer çocuk yaptığı olumlu bir davranıştan sonra olduğundan fazla bir şekilde takdir görürse bu durumun çocuğa yansıması olumsuz olacaktır.

    Çocukla birlikte sürekli iletişim halinde olunmalı ve çocuğun istekleri dinlenmeli, kestirip atılmamalı, orta yol bulunmaya çalışılmalıdır.

  • Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Kendi ve çevresindeki insanların hayatlarını zorlaştıran, yaşam kalitelerini düşüren, “eyvah yine o geldi” dedirten kişiler vardır hepimizin çevresinde. Ancak daha önemli olan ise bu kişi siz de olabilirsiniz. Bu makalede, zor insanlar ve onlarla başa çıkma yöntemleri anlatılacaktır.

    Bazı karakter özelliklerinin çok belirgin ya da katılaşmış olması, durumlara uyum sağlayamaması ve kendi ya da başkaları için ya da her iki taraf için bir ıstırap olmasına neden olan kişilik örgütlenmesine sahip olan insanlara zor insan diyoruz. Diğer bir ifade ile iletişim kurmakta zorlandığımız kişilerdir. Bu kişilerle birlikte olduğumuz zamanlar bizim için ıstırap olur ve yaşanmak istenmeyen anlardır.

    Geçmiş olumsuz yaşantıları, bilinçaltına atılan travmalar, model aldığı ve idolü olarak kabul ettiği kişinin de zor insan olması, kalıtsal olarak ya da sonradan gelişen kişilik bozuklukları insanın zor kişilik geliştirmesine neden olur.

    Zor insan tiplerini farklı şekillerde sınıflamak mümkündür. En sık olanları şöyle sıralayabiliriz:

    Agresifler, her şeyden şikâyet edenler hatta kendinden bile şikâyet edenler, her şeyi bilenler, mağdurlar, pasif agresifler, sürekli dalga geçip aşağılayanlar… Bunların sayılarını artırabiliriz.

    Zor insan tiplerine göre başa çıkma stratejileri geliştirilebilir. Ancak bu stratejilerin dayandığı temel düşünce ve yaklaşımları öncelikle belirlemek yerinde olacaktır. Bu temel düşünce ve yaklaşımlar için aşağıda belirtilen soruları sormanızı öneririz.

    1. Değer mi?

    • Sizi zorlayan insanın öncelikle sizin hayatınızda “değer”i nedir?
    • Sizin bu zor insanla başa çıkmak için harcayacağınız enerji bu insana değer mi?
    • Bu zorluklara karşı yaptıklarınız sonucunda siz ne elde edeceksiniz?
    • Bu elde edilen şey size ya da karşınızdaki insana olumlu bir katkı yapacak mı?
    1. Neden zorluk çıkardığını tanımlayın.

    • Bu kişi bana neden zorluk çıkartıyor?
    • Zorluk çıkardığının farkında mı?
    • Zorluk çıkarması maddi bir nedene mi bağlı?
    1. İlişkiniz nedir?

    • Bu kişi ile nasıl bir ilişkiniz var?
    • (İş, arkadaşlık, akraba…) İlişkinizin kesilmesi size ya da ona bir zarar verir mi?

    Bu sorulardan sonra aşağıda belirtilen temel davranışları yapmanızı öneririz.

    1. Sınırlarınızı belirleyin.

    Zor insanlar sınırları ihlal etmeyi genellikle severler. Özellikle narsisistik kişilik bozukluğuna bağlı bir zor insan tipi ile karşı karşıyaysanız sınır belirlemesi yapmanız gerekir. Kim olursa olsun herkese sınır koyabilirsiniz. Bu patronunuz da olabilir, eşiniz de, çocuğunuz da. Kişilerarası ilişki yönetiminin temeli sınırların belirlenmesinden geçer. Özellikle bu kişi zor bir kişiliğe sahip ise.

    1. Problemlere değil, çözüme odaklanın

    Sizi zorlayan insanlar, size yarattıkları problemleri genellikle kabul etmeyeceklerdir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan zor bir kişilik tipi ise karşınızdaki, sizi ve duygularınızı hiçe sayacaktır. Aslında kendisinde de duygu olmadığı için bu ona normal gelecektir. Bu tip insanlarla ilişkilerinizde kuralların, ilkelerin ve sınırların belirli olması sizi rahat ettirecektir.

    1. Kişiyi değil, davranışlarını konuşun.

    Zor kişiliğe sahip insanlarla iletişim kurmak ve sürdürmek bazen işkenceye dönüşür. Bu süreçte toptan olayları ve kişinin kendisini konuşmak ya da rahatsızlıklarınızın hepsini birden söylemek işe yaramaz. Böyle bir durumda, sadece bir davranışını konuşup işe başlamak daha etkili olacaktır.

    1. Affedin.

    Zor kişiliğe sahip insanlar size maddi ve manevi zararlar vermiş olabilir. Eğer bu kişilerle ilişkinizi bir nedenden dolayı sürdürmek zorunda iseniz geçmişte olanları affedin. Affetmeden bu kişi ile baş etmek çok daha zor olacaktır. Zor kişiliğe sahip insanlar genellikle kırklı yaşlardan sonra göreceli olarak biraz esneyebilirler. Kişiliklerindeki katılıklar biraz da olsa yumuşayabilir. Böyle kişiler varsa hayatınızda geçmişte olanları affetmek sizin yükünüzü azaltacaktır.

    1. Yardım alın

    Eğer bildiğiniz tüm yöntemleri denediniz ve hala bu kişi ile baş etmekte zorlanıyorsanız ve hayatınızda bir nedenden dolayı olmak zorunda ise mutlaka bir uzmandan yardım alın. Sorunun içindeki insan sorunun çözümüne genellikle çok uzaktır.

    Uzm.Psk.Erdal Usluer

  • SINIRLI VE MUTLU ÇOCUKLAR-ÇOCUKLARA SINIR KOYMANIN İNCELİKLERİ

    SINIRLI VE MUTLU ÇOCUKLAR-ÇOCUKLARA SINIR KOYMANIN İNCELİKLERİ

    “Ben çocuğumu hiçbir şeyde kısıtlamıyorum, canı ne isterse yapsın. Özgür büyüteceğim çocuğumu,

    biz birçok şeyden mahrum büyüdük, çocuğuma yaşatmayacağım aynısını…” cümleleri uzar gider. Bu

    cümlelere, söyleyen kişinin olumlu bir havada ve gülümseyerek “evimizin hükümdarı, vallahi bu çocuk

    bizi parmağında oynatıyor” söylemleri de eklenebiliyor çoğu zaman.

    Çocukları için en iyisini düşünen bazı ebeveynlerin, çocuklarına iyilik yapmak niyetiyle ya da “çocuğum

    beni sevmezse, psikolojisi olumsuz etkilenirse, aramız bozulursa” gibi endişelerle çocuklarına sınır

    koyma konusunda pek gönüllü olmadığı söylenebilir. Bu noktada öncelikli olarak vurgulamak

    istediğim, sınır koymanın bir cezalandırma yöntemi olmadığı ve sınır koyarken çocuğumuza olan

    sevgimizi kısıtlamadığımız, sadece çocuğun davranışlarının sınırlandığıdır.

    Bebek dünyaya geldiğinde bir bilinmezin tam ortasına doğuyor ve doğal olarak etrafındaki her uyaran

    onun için tehlike, tehdit ve kaygı unsuru oluşturuyor. Neyin doğru ya da yanlş olduğunu

    bilmemesiyle, yapılması ya da yapılmaması gerekenlerin belirsizliği arasında sıkışıp kalan küçük bir

    çocuğun “bana sınırlarımı gösterin, kayboluyorum, korkuyorum!” seslerini duymayan ebeveynlerin

    farkında olmadan çocuklarına kötülük ettiğini söylemek yerinde olur sanırım. Tek istediği birisinin ya

    da birilerinin ona yol göstermesi, liderlik etmesi. Bu süreçte çocuğun zorlayıcı davranışları doğal

    olarak kendini gösteriyor çünkü çocuk kendi sınırını keşfederken karşıdakinin yani sınır koyanın

    sınırlarını da test ediyor. Tek istediği ne kadar ileri gidebileceği, ne kadar zorlayabileceği ile ilgili bilgi

    almaya çalışmak. Görmek istediği şey ise kendinden emin, pes etmeyen, güçlü bir kural koyucu.

    Karşıdan “ben güçlüyüm, bana güvenebilirsin” mesajı geldiğinde, işte o zaman kendini güvende

    hissediyor. Sınırların anlamı da o değil mi zaten, çocuğa “güvendesin, değerllisin, korunuyorsun”

    mesajlarını vermek.

    Anne baba olarak görevimiz çocuklarımızı büyütmek, yetiştirmek, geliştirmek, eğitmek, onlara bir

    şeyler öğretmek, fizyolojik ihtiyaçlarının yanında sosyal, duygusal, psikolojik ihtiyaçlarına karşılık

    vermek. Dünyayı kendi kendilerine keşfetmeleri çok zor olduğu kadar tehlikeli de. Kendi başlarına

    doğru karar veremedikleri gibi kendilerine sınır da koyamazlar. Bu ihtiyacı karşılama görevi de

    ebeveynlere düşüyor elbette. Çocuklara sınır koymayarak, onlara kuralları öğretmeyerek onları nasıl

    büyük bir yükün altına soktuğumuzu fark edebiliyor muyuz?

    Evin dışında da bir hayat var ve evde bir anlamda dışarıdaki hayatın provası yapılıyor. Sınırlarını

    bilmek çocuğun dışarıdaki hayatta yer alan kurallara uyum sağlaması açısından büyük kolaylık.

    Sınırlar çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için var ve olmalı da. Sınırları belirlerken seçici davranmak

    önemli. Her şeyi sınırlamak, çocuğu kurallara boğmak yapılan yanlışların başında geliyor ne yazık ki.

    Yapılması gereken, tehlikeli şeyleri ortamdan uzaklaştırıp mümkün olduğunca çocuk için güvenli bir

    yaşam alanı sağlamak. Çocuğun davranışlarını kısıtlamadan ve çocuğa ‘hayır’ demeden önce

    davranışın çocuğun kendine ve etrafına zarar veren bir davranış olup olmadığı ile ilgili durup

    düşünmek faydalı olabilir.

    Sınır koymaya niyetli olan ebeveynlerin karşılaştığı belirsizliklerden biri de sınırların çocuğa nasıl

    anlatılması gerektiği ve bu süreçte dikkat edilmesi gereken önemli noktalar konusunda oluyor.

    Özellikle geniş ailede büyüyen çocuklara sınır koyma konusu daha da zorlaşan bir durum olarak

    karşımıza çıkıyor. Sınırları belirledikten sonra bu sınırların uygulanması konusunda ailedeki her bireyin

    aynı tutumu sergilemesi belki de en önemli noktalardan bir tanesi. Bir aile üyesinden onay almayan

    çocuk başka bir aile üyesinden onay alacağından zaten çoktan eminse, sınırlar maalesef işlevselliğini

    yitirmiş duruma geçiyor. Bu konuda tüm aile bireylerinin “çocuğun iyiliği için” ortak bir tutum

    göstermesi son derece önemli.

    Kuralların tutarlı olması diğer hassas konulardan bir tanesi. Bir kural normal şartlar altında her zaman

    geçerli olmalı. Burada önemli olan nokta, kuralların çocuğun yaşına ve gelişim özelliklerine uygun

    olmasının gerekliliği. Kurallar gerektiğinde esnetilebilmeli, yeni kural eklenebilmeli ya da kurallar

    ortadan kaldırılabilmeli. Bunları yaparken çocuğun ve ortamın özellikleri dikkate alınmalı, yine

    ailedeki her üyenin bilgisi dahilinde yapılmalı. Bir kuralın neden o anda uygulanmadığı da çocuğun

    anlayabileceği mantıklı bir şekilde çocuğa açıklanmalı.

    Kural koyarken o kuralın neden varolduğu çocuğa açıklanmalı. “Olmaz diyorsam olmaz, vardır bir

    nedeni” demek çocuklar için ikna edici olmaktan çok kurala uymama konusunda onları motive eden

    bir yaklaşım olmaktadır.

    Çocuklar model alarak öğrenirler ve kurallara uyma konusunda da ebeveynlerin çocuklara doğru bir

    rol model olmaları gerekmektedir. Yatmadan önce dişlerin fırçalanması gerektiği ile ilgili bir kurala

    çocuğun uymasını kolaylaştıran şey ailedeki diğer bireylerin çocukla birlikte dişlerini fırçalaması

    olabilir.

    Etkili ve doğru bir iletişimle çocuğa sunulan kuralların verdiği mesaj daha etkili olacaktır. Mesajların

    net olmasının yanında; söylediğimiz sözlerin, mimiklerimizin, vücut duruşumuzun ve ses tonumuzun

    birbirini destekler nitelikte olması çok önemli.

    Çocukların kurallara uymasını kolaylaştıran diğer bir konu da, çocuk uygun davranışlar sergilediğinde

    onu sözel ifadelerle övmek, mimiklerimizle memnuniyetimizi ve onayladığımızı çocuğa belirtmektir.

    İstendik davranışları pekiştirerek bu davranışların yapılma olasılığını ve sıklığını arttırmış oluruz.

    Çocuğa alternatif sunmak, sınırları zorlama konusunda çocuğun fazla diretmemesi açısından oldukça

    faydalı bir yoldur. “Burada oynayamazsın ama bak burada istediğin kadar oynayabilirsin” Şu anda

    hasta olduğun için dondurma yiyemezsin ancak sana en sevdiğin pastadan alabilirim” cümleleri bu

    duruma örnek olabilir.

    “Her çocuğa sınır olmaz, bizim çocuk farklı, ona kural işlemez” şeklinde düşünen ebeveynler için “her

    çocuğa aynı kurallar olmaz, çocuğa uygun kurallar olur” şeklindeki düşüncemi söylemek isterim.

    Sınırları bir resim ya da fotoğraf çerçevesine benzetecek olursak; çerçeve fotoğrafı koruyan, onu

    ayakta tutan, fotoğrafa bir duruş kazandıran önemli bir ayrıntıdır. Ebeveyn olarak bizim görevimiz,

    fotoğrafa uygun çerçeve bulmak.

    Uzm. Psk. Şahika Akkuş Sert

  • ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    Çocuklar dünyayı keşfetmek isterler. Bunu yaparken kendi davranışları ve başkalarının tepkilerini gözlemlerler. Davranışlarının sonuçlarından yola çıkarak nasıl davranmanın uygun olduğunu öğrenirler. Anne babalar tarafından konulan sınırlar, çocuğa henüz hiç tanımadığı dünyadaki güvenebileceği yol göstericilerdir. 
    Sınır koymak belli bir amacı olan, mantıklı kurallar belirlemek, bu kuralların sebebini çocuğa açıklamak ve bu kuralları tutarlı bir şekilde uygulamak demektir. Sınır koymak, çocuk için güven içinde hareket edebileceği alanı belirler. Çocuklar fiziksel ve duygusal sınırlarını bildiğinde kendilerini daha güvende hissederler. Sınırlar istenilen davranışların kazanılmasına, çocuğun kendini kontrol etmeyi öğrenmesine, sorumluluk sahibi olmasına yardımcı olur.
    Sınırlar çocuğun topluma uyumunu kolaylaştırmaktadır. Sınırsız bir ortamda büyüyen çocuk, kendisini güvende hissetmez. Başkalarından onay alma ve destek ihtiyacı daha fazla olur. Kendi sınırlarının nerede biteceğini bilmediği için başkalarının sınırlarını zorlayan, rahatsızlık veren, sorumluluk almakta zorlanan, özgüvensiz ve doyumsuz bir kişi olabilir. 
    Çok katı sınırların olduğu ailelerde ise çocuğun kişiliği bastırılır. Çocuk korku ve öfke hissedebilir. Bu sebeple sınırların gerektiğinde esnetilebilir olması önemlidir.
    Ödül ve Ceza Kullanımı
    Belirli bir davranışın çocuk tarafından doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesi, o davranışın ardından ailenin ne tepki verdiğine bağlıdır. 
    Ödül vermek çocuğun olumlu davranışını fark etmek ve ona olumlu geribildirim vermek demektir. En iyi ödüllendirme yöntemi maddi ödüller vermek yerine kullanılabilecek duygusal ve sosyal ödüllerdir. Çocuğun olumlu davranışını alkışlamak, kafasını okşamak, olumlu sözler söylemek ve gülümsemek ödül olarak kullanılabilir. Ödül istenen davranışın hemen ardından gelmeli ve bu davranışı pekiştirmelidir. Çocuğun olumsuz davranışlarının vurgulanması ve eleştirilmesi yerine, olumlu davranışlarına odaklanmak, çocuğun olumsuz davranışlarının azalmasına yardımcı olacaktır. 
    Ödül, çocuğa bir şey yapması için önceden önerildiğinde yanlış kullanılmış olur; “Ödevini bitirirsen sana çikolata veririm” demek gibi. Böyle bir tutum çocuğa ödev yapmanın onun için faydalı olduğunu ve onun sorumluluğu olduğunu öğretmez. Ödev çikolata için yapılan, çikolatadan daha az değerli bir şey halini alır. Ayrıca bu durum, bir dahaki sefere çocuğun ailesinden daha fazla şey talep etmesine de sebep olacaktır. Çocuğa çok fazla ödül vermek de doğru değildir. Bu verilen ödülün etkisini azaltacaktır.
    Çocuklar yanlış bir davranışta bulunduklarında ve bir kurala karşı geldiklerinde suçluluk duygusu hissederler. Anne babalarının sevgisini kaybetmekten korkarlar. Yaptığı davranışın sonucuna katlanması, çocuğun hissettiği suçluluk duygusunun azaltır. Yanlış bir davranışta bulunduğunda, çocuğa uygulanan yaptırım, genellikle çocuğa cezalı olduğu şeklinde sunulur. Ancak ceza kelimesi çocukta anne babasının kendisinden intikam alması, ona çok kızgın olması, onu sevmemesi gibi bir algı yaratabilir. Bu sebeple çocuğa cezalı olduğunu söylemek yerine, davranışının sonucuna katlandığını açıklamak daha doğru olacaktır. 
    Çocuğun olumsuz davranışı tekrar yapması durumunda aynı yaptırımla karşılaşması gerekmektedir. Uygulanan yaptırım çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmalıdır. Çocuğu oyun, etkinlik, televizyon gibi bazı şeylerden mahrum bırakmak ve mola vermek olumsuz davranışın sonucu olarak kullanılabilir. Ancak bu yaptırım istenmeyen davranışın hemen ardından verilmeli ve o davranışla ilgili olmalıdır. 
    Çocuğa ağır cezalar vermek, özellikle fiziksel cezalar, utanç ve umutsuzluk duygularına sebep olur. Aynı zamanda bu yolla anne baba, çocuğa şiddet kullanmakla ilgili olumsuz örnek olmuş olur
    Anne babalar sınır koyarken nelere dikkat etmeli?
    1.Belli bir amacı olan, net ve tutarlı sınırlar belirleyin. 
    2.Çocuğa beklenilen davranışı açık bir dille anlatın.
    3.Çocuğa konulan kuralın sebebini açıklayın. Sınırın sebebinin açıklanması inatlaşma ve çatışmaları azaltır. Kendisine açıklama yapılan çocuk anne babası tarafından önemsendiğini hisseder.
    4.Olumsuz davranışın sebebinin ne olabileceğini araştırın. 
    5.Çocuğa, onun neye ihtiyacı olduğunu, ne hissettiğini, ne istediğini anladığınızı ifade edin. 
    6.Çocuk kendisinden beklenilen davranışı gösterdiğinde, başarısız da olsa, çabasını tebrik edin. Olumlu davranışları övün, teşvik edin.
    7.Çocuğa sunulan seçimler arasından tercih hakkı verin. Böylece çocuğun daha değerli hissetmesini sağlarsınız. 
    8.Sınır koyarken sakin kalın, öfkeye kapılmayın. Çocukla net, kararlı ve kibar bir dille konuşun.
    9.Sınır koyarken çocuğa gereğinden uzun açıklamalar yapmayın. Aynı cümleleri çocuğa tekrar tekrar söylemeyin. Bir kere söyleyin ve uygulayın.
    10.Anne-baba olarak sınırlar hakkında ortak bir tutum izleyin, tutarlı olun. Birinizin hayır dediğine diğeriniz evet demesin. 
    11.Olumsuz davranış hakkında uzun konuşmalar yapmayın, olumsuz davranışa odaklanmayın. 
    12.Çocuğa şart koşmayın, onunla pazarlık yapmayın.
    13.Çocuğa yaş ve beceri düzeyine uygun sorumluluklar verin. 
    14.Çocuklar taklit ederek öğrenirler. Kendi davranışlarınızla ona olumlu model olun. 
    15.Çocuğun istediği şey makul bir istekse hemen “Hayır” demeyin. Çocuğun isteklerinin çoğuna “Hayır” demek çatışmaları arttıracaktır. Bu sebeple “Hayır” dediğiniz şeyleri gözden geçirin ve olabildiğince azaltmaya çalışın. 
    Olumsuz davranışın sebebini bulmak önemlidir. Çocuklar kendilerini üzen ya da kızdıran bazı durumlara maruz kaldıklarında, duygusal bir ihtiyaçları yeterince karşılanmadığında (Örneğin; yeterli ilgiyi görmediklerinde), nasıl davranmaları gerektiğini bilmediklerinde uygun olmayan davranışlarda bulunurlar. Bu sebeple çocuklar olumsuz davranışlarda bulunduğunda, hemen bir ceza vermek yerine çocuğun böyle davranmasının sebebinin ne olabileceği üzerinde düşünmekte fayda vardır. Anne babalar çocuğun neye ihtiyacı olduğu, neyin canını sıktığı ya da nasıl davranması gerektiğini bilip bilmediği üzerinde düşünmelidir. 
    En önemli disiplin aracının çocukla kurulan olumlu ilişki olduğu unutulmamalıdır. Ebeveyn ve çocuk arasında sağlam bir ilişki olduğunda, anne babanın çocuğa sınırları öğretmesi de daha kolay olacaktır.

  • El uyuşmasının 6 nedeni

    Sinir Sıkışması

    El uyuşmasının en fazla görülen sebebi sinir sıkışmalarıdır. Karpal tünel sendromu el uyuşmasına neden olan birincil el uyuşması sebeplerindendir. Tanısı sinirlerin EMG testi ile ölçülmesi ile konulur. Gece uykudan uyandıran uyuşmalardan sorumludur. Tedavisi 1cm’lik bir delikten girilerek sinirin serbestleştirilmesinden ibarettir. kısa sürede hasta şikayetlerinden kurtulup normal hayatına dönebilir.

    Diyabet

    Diyabetin de el uyuşması üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Diyabet li kişilerde el ve ayaklarda simetrik şekilde uyuşma ve yanma yakınmalarına sık rastlanır. genel de iki taraflı bulgu verir. Tedavisi, önce şekerin kontrol altında tutulması ve sonra destekleyici ilaçlar ile yapılır.

    Hipotiroidi

    Tiroit bezi tiroit hormonu dengeli şekilde sağlayamazsa saç dökülmesi, halsizlik, kilo sorunları, cilt kuruluğu ve eklem ağrıları gibi birbirinden farklı sorunlara yol açabilmektedir. Tüm bunların yanı sıra ellerde uyuşma da triot dengesizlerinden meydana gelebilmektedir. Hipotiroidi rahatsızlığı zamanında tedavi edilmediğinde ise çok ciddi sorunlara neden olabilmektedir.

    Boyun Düzleşmesi

    Boyun düzleşmesi ense ve boyun bölümünde ağrıya sebep olan hastalıktır. boyun düzleşmesi boyundaki kasların zayıflığı ve stress ile fıtık haline gelebilir. Boyun fıtığı ellere giden sinirlerde baskı sonucu hasar oluşturarak asimetrik uyuşmalara sebep verebilir.

    Boyun fıtığı

    Boyun fıtığı da el uyuşmasına üzerinde rol oynayan en önemli hastalıklardandır. Çünkü boyundaki fıtık kollara uzanan sinirler üzerinde baskı gerçekleştirecek potansiyele sahiptir. Bu durumda ellerde ve kollarda güç zayıflaması ve uyuşmalar yaşanmasına neden olabilmektedir. Tedavi zaman kaybetmeden yapılmalıdır. Oluşabilecek sinir hasarlarının geri dönüşümü yoktur.

    B12 Vitamin Eksikliği

    B12 vitaminin birçok faydasından biri de sinir hücreleri üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olmasıdır.Parmak uçlarının uyuşması burada bulunan hücrelerin B12 yönünden yeterince beslenememesi ile ilgili olabilir. Mide ve bağırsak hastalıklarının taranması ve B vitamini takviyesi bu sorunu çözecektir.

  • Oksipital nevralji

    Oksipital nevralji

    Oksipital nevralji, genellikle başın bir tarafında başın arkası ve kulak arkasında boynun üst kısmında elektrik çarpması gibi zonklayıcı ve kronik bir ağrı ile karakterize baş ağrısının farklı bir türüdür.

    Nedeni

    Tipik olarak, oksipital nevralji ağrısı boyunda başlar ve daha sonra yukarı doğru yayılır. Bazı bireyler de ağrı kafa derisi, alın bölgesi ve gözlerin arkasında olabilir. Bu hastaların kafa derisi dokunmaya karşı hassas, özellikle gözleri ışığa karşı duyarlı olabilir. Ağrının yeri büyük ve küçük oksipital sinirler tarafından sağlanan alanları ile ilgilidir. Bu alanlar kafa derisi,kafanın arka tarafı ve boyun üst bölgesidir. Ağrı sinirlerin tahriş ya da yaralanmalarının neden olduğu, osteoartrit, aşırı sıkı boyun kasları ile sinirlerin sıkışması, baş arkasına travma sonucu olabilir. Tümörler ya da boynun lezyonları diğer nedenleridir. Lokalize iltihap veya enfeksiyon, gut hastalığı, diyabet, damar iltihabı (vaskülit), ve başını sık uzun sürelerle aşağıya ve öne doğru durumda tutmak (uygunsuz postür) aynı zamanda oksipital nevralji ile ilişkilidir. Pek çok durumda, bununla birlikte, hiçbir neden bulunamayabilir. Bir anestezik sinir bloğundan sonra pozitif tepki (ağrı kesici) teşhisi teyit edecektir.

    Tedavi

    Tedavi genellikle semptomatiktir ve masaj ve dinlenme içerir. Bazı durumlarda, özellikle şiddetli ağrılarda antidepresanlar kullanılabilir. Diğer tedaviler doğrudan etkilenen bölgeye lokal sinir blokları ve steroid enjeksiyonları içerebilir.

    Cerrahi tedavi

    Ağrı kronik hal alırsa veya konservatif tedaviden faydalanmıyor ve çok şiddetli ise yapılması gerekir. Mikrovaskuler dekompresyon ve nörostimülasyon tedavide 2 farklı yöntemdir. Mikrovasküler dekompresyon ile kafa cildi altındaki snirin üzerindeki fasya denen zar tabaka kesilerek sinir baskıdan kurtarılır.

  • Boyun fıtıklarında mikrodiskektomi

    Saatlerce bilgisayar karşısında çalışmak ve hareketsizlik sonucu ortaya çıkabilen boyun fıtığı, hastaların yaşamını kısıtlıyor.Ancak beyin ve sinir cerrahisindeki yeni yöntemler teşhis ve tedavi süreçlerini kısaltarak yaşam kalitesini artırıyor.

    Boyun fıtığı özellikle ofis çalışanlarını tehdit ediyor.Omurga, dikey yönde etki yapan vücut ağırlığı ve dış kuvvetlere karşı koymanın yanında hareket fonksiyonunu da yürütmek durumundadır. Bu yüzden sabit kalmak ve hareketli olmak gibi çatışan iki özelliğe sahip olmalıdır. Bu ikili özellik, omurganın bölümlü yapısı ve omurlar arasındaki diskler tarafından sağlanır. Diskler dikey yönde, yana eğilme ve dönme sırasında uygulanan kuvvetleri emerler. İnsanoğlunun iki ayak üzerindeki duruşu da disk üzerine yansıyan kuvvetleri artırır.

    Sonuç olarak omurlar arasındaki diskler yaşla belirginleşmek üzere yıpranmaktadır. Yük emme yetenekleri ve dayanıklılıkları azalır, fıtıklaşma gelişebilir. Boynun fazla ağırlık taşımamasına rağmen hareketli yapısı nedeniyle bozulması ve disk fıtığı görülme riski yüksektir. Boyun bölgesinde her omur, cismi hizasından çıkan sinirlerde kola ve sırta yayılarak, bu bölgelerin duyu ve hareketini sağlar. Omurgalar arasındaki disk dokusunun jelatin kıvamındaki iç kısmının, daha kuvvetli bir bağ dokusundan oluşan dış kısmı yırtarak omurilik ve sinirlere bası yapması sonucu boyun fıtığıortaya çıkar.

    Kolda ağrı ve uyuşmaya neden olabilir

    Boyun fıtığı, omurilik ve sinir köklerini etkileyen, en sık hayatın 30’lu yaşlardan sonra rastlanılan bir hastalık grubudur. Belirtileri; fıtığın yerine, hastalığın süresine ve ciddiyetine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Hastalar genellikle tek taraflı, kola doğru yayılan bir ağrıdan rahatsızlık duyarlar. Ağrı, parmak uçlarına kadar yayılır ve uyuşma ile beraber olabilir. Ağrının yayıldığı kolda kuvvet kaybı olabilir. Hastalar ellerine aldıkları ağır cisimleri yere düşürmekten şikayet ederler. Eğer bası daha da ilerlerse yürüme güçlüğü ve dengesizlik de oluşur.

    Mutlaka doktora başvurun

    Ağrı ve uyuşukluğun sıklaşması ve belirli sürede yatak istirahatı ile geçmemesi durumunda mutlaka bir beyin ve sinir cerrahına başvurulması gerekir. Detaylı öykü alma ve fiziksel muayenenin önemi çok büyüktür, sadece bunlarla tanı koymak bile mümkündür. Ama görüntüleme teknikleri ile de boyun fıtığının varlığını teyit etmek ve seviyesini saptamak gereklidir. Yapılan muayene ile sinir tahribatına ait bulgular yoksa hastaya mutlak yatak istirahati, ağrı kesici kullanımı ve fizik tedavi önerilmektedir. Ancak sinir tahribatına ait bulguların mevcudiyetinde ve diğer tedavi yöntemlerinin başarısız kaldığı durumlarda cerrahi uygulanır.

    Omurganın hareket kabiliyetini korumak çok önemli

    Şikayet oluşturan boyun fıtığına yapılan cerrahi tedavinin amacı; omurilik ve buradan çıkan sinirlerin sıkışıklığını giderirken, birçok anatomik yapıyı ve boyun omurgasının yük taşıyabilme ve hareket edebilme fonksiyonunu korumaktır.

    Cerrahi Ne Zaman Gereklidir ?

    Myelopatisi ( omurilik basısı ) olan santral fıtıklı hastalar zaman kaybetmeden cerrahi tedavi olmalıdır. Radikülopati ( sinir kökü basısı ) yapan yan-dış yerleşimli fıtıklarda 3-4 haftalık medikal tedavi ile iyileşme sağlanamazsa cerrahi önerilir.

    Boyun Fıtıklarında Kullanılan Cerrahi Yöntemler;

    Anterior ( Ön Boyundan ) Yaklaşımla Mikrodiskektomi

    Boyun ön-yan kısmında yapılan 3 cm’lik cilt kesisi ile girilip mikroskop altında disk aralığının orta hattan boşaltılmasıdır. Santral fıtıklarında çıkartılmasına izin verdiği için aralığa konulacak malzemenin ( kafes,protez ) özelliğine göre ameliyatın çeşitleri ortaya çıkmıştır.

    Basit Anterior Diskektomi : Cerrahide disk çıkarıldıktan sonra,disk aralığına hiçbir şey yerleştirilmez. Tek düzeyli ve boyun deformitesi olmayan olgularda kullanılabilir.

    Basit Anterior Diskektomi+ Kafes : Cerrahide disk çıkarıldıktan sonra,disk aralığına metal veya PEEK denilen özel alaşımlı kafesler yerleştirilir.

    Basit Anterior Diskektomi+ Yapay Disk : Cerrahide disk çıkarıldıktan sonra,disk aralığına boyun hareketlerine uyumlu üretilmiş metal ve cage protez konur.

    Kullanılan protezler ve greftlerle sağlanan füzyon,boyunda çökme ,deformite oluşumunu engellemek bakımından yararlıdır.

  • Karpal tünel sendromu nedir, teşhis ve tedavisi nasıl yapılır?

    Karpal tünel sendromu, el bileğinin bir hastalığıdır. Bilekteki karpal tünelden geçen median sinirin sıkışması sonucu ortaya çıkar. Genellikle elin ortasında bulunan median sinirin bası altında kalması sonucu ağrı, uyuşukluk ve güçsüzlükle kendini gösterir.

    El-Bilek Kanalı Hastalığı belirtileri nelerdir?

    • Geceleri ellerde ortaya çıkan ve zaman içinde giderek şiddetlenen uyuşmalar ve ağrılar. Uykudan uyandırcak kadar kötü olabilir. Kola, omuza yayılabilir.
    • Avuç içinde ve parmaklarda his kaybı veya elektrik çarpması hissi. Özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda görülür.
    • Elde kuvvet kaybı, tutamama, tutulan şeyleri düşürme.
    • Eli sallamakla bu ağrıların hafiflemesi.

    Neden olur?

    El-Bilek kanalı hastalığı hekimler tarafından çok eskiden beri bilinmesine rağmen başka hastalıklarla karışabilmekte ve çoğu zaman hastalar doğru tanı alamadığı için hekim-hekim dolaşmaktadır. El-bilek kanalı hastalığı yerine boyun fıtığı tanısı alarak ameliyat olmuş ancak şikayetlerinden kurtulamamış hastalara sık rastlanmaktadır. .

    Median sinir dediğimiz, başparmak ve işaret parmağının hareket ve duyusunu sağlayan bir sinirde bileğin iç yüzünün ortasından geçerek el içinde dallara ayrılır. Bu sinirin üstü, el bileği hizasında ve kısmen de avuç içinde kalın koruyucu özelliği olan bir bandla kaplıdır. Bu koruyucu band , orta yaşlara doğru çeşitli nedenlerle kalınlaşarak, altında kalan ve koruduğu siniri sıkıştırır.

    En sık nedeni aşırı kullanmaya bağlı bant kalınlaşmasıdır. Özellikle bileğine yük vererek senelerce çalışan kimselerde, daktilo-bilgisayar kullanlarda, örgü ören ve yoğun ev işleri yapan ev hanımlarında, oto tamircileri gibi el bileğini çok kullanan kişilerde sık ortaya çıkar. Bazen bu hastalık başka bir hastalığın parçası olarak karşımıza çıkabilir.

    • Diabetes Mellitus
    • Hipotiroidizm
    • Akromegali
    • Romatoid Artrit
    • Gut gibi..

    Nasıl teşhis konulur?

    Tanı, şikayetlerin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan hastaların bir kısmında , el bilek kanalı hastalığı da mevcut olup, bu duruma çift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü sıkışmıştır, hem de el bileği kanalı darlığı mevcuttur. Boyun MR’ı ve EMG (sinir elektrosu) tetkikleri yapılarak tanı kesinleşir.

    Karpal Tünel Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?

    Tedavide esas olan Karpal tünelin serbestleştirilmesidir. Bu da cerrahi olarak ligaman kesilerek median sinir üzerindeki bası ortadan kaldırılır.

    Başlangıçta,
    • Aşırı kullanmayı engellemek, el bileğine aşırı yük binmesine neden olacak işlerden kaçınmak
    • Ağrı kesiciler ve antienflamatuvar ilaçlar
    • Bilek egzersizleri
    • El bileği atelleri, gece atelleri
    • Lokal ya da sistemik kortizon enjeksiyonları çoğu kimse için yeterli olmaktadır.

    Cerrahi Tedavi: İlaç tedavisi ile şikayetleri düzelmeyen hastalara sinir harabiyeti artmadan cerrahi tedaviye alınmalıdır. Cerrahi olarak sinir üzerindeki bası ortadan kalktığında sinir harabiyeti daha fazla ilerlemeden duracaktır ve nöral fonksiyonda anlamlı iyileşme süratle görülecektir. mikroskop kullanılarak el bileğinden avuç içine doğru yapılan 1-2 santimlik bir kesiyle, sinirin üstündeki band kesilerek, sinirin sıkışması ortadan kaldırılır. Bu cerrahi müdahale için hastanın hastanede yatması gerekmez. Ayakta gelen bir hastada lokal anestezi ile o bölge uyuşturulur. Kısa süre içerisinde median sinirin üzerindeki karpal ligaman kesilerek sinir serbestleştirilmiş olur ve hasta iki saat sonra tabucu edilir.

    El-Bilek Kanalı Hastalığının Tedavisi

    Önerilerimiz:

    • Daktilo ve bilgisayar kullanırken, zaman zaman ellerinizi istirahat ettiriniz.
    • Ev işlerinde bileğe çok güç binen durumlarda dikkatli olunuz.
    • Gece uykuda bileğinizin üstüne yatmayınız.
    • Özellikle geceleri ellerinizde uyuşmalarla uyanıyorsanız, uykunuz bölünüyorsa el-bileği kanalı hastalığı başlıyor demektir.
    • Tedavisi mümkün olan bu hastalıkta basit bir cerrahi girişim kalıcı çözüm sağlar.

  • Karpal tünel sendromu (el-bilek kanalında sinir sıkışması hastalığı)

    Karpal tünel sendromu (el-bilek kanalında sinir sıkışması hastalığı)

    Karpal kanal sendromu; median sinirin el bileğindeki geçtiği kanal içinde sıkışması sonucu oluşan hastalıktır. “Karpal kanal” denilen yapı, bilek seviyesinde yer alır ve üst kısmında kalın bir band şeklinde yapı ile örtülüdür. Bu kanalın içerisinde parmaklarımızın hareketini sağlayan tendonlar ile median sinir yer alır. Median sinir, esas olarak parmakların (baş, işaret, orta ve yüzük) hissetmesini ve parmakları bazı hareketleri yapmasını sağlar. Kanalı daraltan nedenler, median sinirin kanal içinde baskı altında kalması ile sinirin görevindeki bozulmalar el-bilek hastalığını oluşturur.

    Gece artan uyuşma, karıncalanma ve ağrıya dikkat edilmelidr

    Karpal tünel sendromunun ilk bulguları; parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve his bozukluğudur. Elde, parmaklarda ve kola yayılan ağrılar olur. Bu sorunlar geceleri daha fazla görülmektedir hatta kişileri uykusundan uyandıracak derecede rahatsız edici olabilir. Ellerini sallayarak, sıkıştırıp ovalayarak rahatladıklarını ifade ederler. Yine elini zorladığı (sıkma, temizlik) işlerde ağrı ve uyuşukluğun arttığını söylerler. Ağrı ve uyuşukluk bazen kola bazen de omuza, boyuna kadar yayılır. İlerleyen durumlarda başparmak kaslarında erime, güçsüzlük ile tutma ve kavrama hareketlerinde zorlanmalar oluşur.

    Hastaya EMG (sinir ölçümü) testi yapılır teşhis kolayca konulur başlangıç aşamasında olanlar için el ameliyat dışı tedaviler yapılır.

    Eğer EMG sonucunda orta veya ileri /ağır karpal tünel teşhisi konulursa ameliyat edilmelidir.

    Ameliyat lokal anestezi ile avuç içinden yapılır ve 10 dk süre içinde yapılır.

    Ameliyat sonrası hasta elini kullanabilir.

  • Sinir sıkışması hastası olabilirsiniz!

    Sinir sıkışması hastası olabilirsiniz!

    Normal koşullarda duyu ve hareket özelliğinin bir arada uyum içinde çalışması sayesinde kolların, bacakların, el ve ayakların tüm hareketleri kusursuz biçimde gerçekleşir ve herhangi bir yakınmaya yol açmaz; ancak bazı hallerde el ve ayak kaslarına giden sinirler ince kanallardan geçerken basıya uğrar ve sinir sıkışması meydana gelebilir.

    Sinir sıkışmaları içinde en sık görüleni “Karpal Tünel Sendromu” olarak bilinir ve el bileğiyle birlikte el parmaklarını etkiler.

    Elin ilk dört parmağına giden median sinirin el bileği hizasında sıkışmasıyla ortaya çıkan bu rahatsızlık, meslek gereği ellerini çok kullananlarda (bilgisayar kullananlar, masa başı çalışanlar) ve ev hanımlarında sık görülür.

    Ayrıca Şeker ve Tiroid hastalarında da sinir sıkışması sıklıkla görülebilir.

    Dirsekte sinir sıkışması (Kubital tünnel sendromu) ise daha çok masa başında çalışan kişileri hedef alıyor, masaya dayanan bölgenin bası altında kalmasıyla sinir sıkışmaları yaşanıyor.

    Sinir Sıkışması Belirtileri Nelerdir ?

    En önemli belirtisi gece uykudan uyandıran el uyuşmalarıdır. Bazen ağrı da olabilir ama uyuşmalar genelikle ön plandadır; hastalar ellerini silkeleyince rahatladıklarını belirtir. Gün içinde bu yakınmalar tekrarlar ve zamanla el parmaklarının kuvveti azalır, elde tutulan eşyalar düşmeye başlar.

    Özellikle sivri burunlu, yüksek topuklu ayakkabı giyenlerde ve ağır işlerde çalışanlarda ayak bileğinde ve ayak parmaklarında benzer bir durum gelişir ve “Tarsal Tünel Sendromu” olarak adlandırılır. Benzer yakınmalar ayak bileği ve ayak parmaklarında ortaya çıkar.

    Her iki sinir sıkışması rahatsızlığında öncelikle kesin tanının konması gerekir. İlk muayenenin ardından EMG adı verilen hassas bir sistemle sinir iletilerinin ölçülmesi gerekir. Bu inceleme sonucunda çok ilerlemiş olmayan ve henüz kuvvet kaybı gelişmemiş olgularda tıbbi tedavilerle birlikte fizik tedavi yöntemlerine başvurulur. Elin istirahatini sağlayan uygun bir atel verilir ve bazı durumlarda enjeksiyon tedavisi uygulanabilir. Sinirin sıkıştığı bölgede rahatlaması ve iyileşmesinin hızlanması için fizik tedaviden yararlanılır.

    İlerlemiş ve ağır olgularda ise cerrahi yöntemlere başvurulur. El veya ayak bileğine yapılan ameliyatla sinirin geçişi rahatlatılır. Ameliyat lokal uyuşturma ile yapılabileceği gibi genel anestezi altında da yapılabilir. Ameliyat Mikrocerrahi yöntemlerle yapıldığından sinirlere herhangi bir hasar meydana gelmez.

    Ameliyattan sonra evde rehabilitasyon programı uygulanarak eklem sertliklerinin giderilmesine ve kasların güçlendirilmesine çalışılır. Daha sonra aynı rahatsızlığın tekrarlamaması için mesleki faktörlerin düzeltilmesine çalışılır, el ve ayağın kullanımıyla ilgili hataların düzeltilmesine yönelik eğitim ve egzersizler yaptırılır.