Etiket: Sinir

  • ”Daha Ne İstiyor?”

    ”Daha Ne İstiyor?”

    Çocuklar bazen bir ihtiyaçtan bazen gerçekten meraktan düşüncelerimizi ve fikirlerimizi sorarlar. Fakat verdiğimiz cevaplar acaba onlara nasıl hissettiriyor?

    Geçen bir danışanım çocuğunun sürekli onay alma ihtiyacından, kendi kararlarını vermekte zorlandığından, ve çoğu konuda daha pasif durumda kaldığından bahsetti.

    Çoğu zaman çocuklarımızı övmenin, onların gelişimi için faydalı olduğunu düşünürüz, ebeveyn olarak da bundan tatmin duyabiliriz. Oysa bu bir süre sonra çocuğun bir çok şeyi ebeveynini memnun etmek için yapmasına sebep olabilir. Çocuklar o an çok mutlu olabilirler ama bir süre sonra olumlu verilen her geri bildirim zamanla gerçekçiliğini yitirir. Ya da “Sadece güzel şeyler yaptığımda kabul görürüm ve sevilirim” inancı yerleşebilir.

    Çünkü gerçekten de çocuklarımıza kağıda bir çizik atsalar dahi bebekliklerinden beri “aaa çok güzel olmuş” “ayy ne güzel yapmışsın” demiyor muyuz?

    Çocukların resimlerine yorum yapmak, övmek yerine resmi tasvir etmek daha etkilidir. Hem “kendisi için yapmış” olma duygusu, hem de resmine gerçekten ilgi duyduğunuzu hisseder. Her seferinde “çok güzel olmuş” yerine..

    “Bu yaptığın resmi çok beğendin.”

    “Bu resim çok hoşuna gitti.”

    “Benim fikrimi çok merak ettin.”

    Hala ısrarla sorarsa;

    “Buraya masmavi bir deniz çizmişsin, kocaman da bir ağaç var. Pembe de bir ev var. Ne kadar çok renk var! Gerçekten emek harcamışsın.” gibi betimleme yapabilirsiniz.

    Resimler her zaman anlaşılır olmayabilir. Sorgulamak yerine “buraya bir şey çizmişsin” diyebilirsiniz. Çizdiği şeyi tam anlamadan yargıda bulunmak yerine hayal dünyasına saygı duymuş olmamız iyi hissettirir.

    Bazı danışanlarım, evde her şeyin çocuğun istediği gibi olduğundan ama yine de ‘buna rağmen’ çocukların mutlu olmadıklarından, ebeveynleri ile iş birliğine girmediklerinden bahsediyorlar. Bu ebeveynler için de en içinden çıkılması zor hallerden biri gerçekten. “Bir çocuk daha ne ister ?”

    Evdeki hiyerarşinin kayması, her şeyin çocuğun istediği gibi olması aslında çocuğun yarattığı ve memnuniyet duyduğu bir şey gibi görünse de aslında güvensiz hissettiren kontrolden çıkaran bir şeydir. Çünkü çocuklar güvende hissetmeyi, gerektiğinde kontrol altında olmayı, korunmayı kollanmayı, bir yetişkin tarafından süpervize ediliyor olmayı severler ve güvenli bulurlar.

    Biz ebeveynler olarak aslında çatışmaya girmemek için zaman zaman sınırları korumaktan kaçınıyoruz. Ve üstüne bir de her şey üst üste geldiğinde, çocukların doyumsuz olduğunu düşünmemizle birlikte duygular öfkeye ve ilişkilerin bozulmasına kadar gidebiliyor.

    Çocuğun en temel ihtiyacı her istediğinin yapılması ve hep mutlu olması için uğraşılması değil, bazen negatif duygular ile de başa çıkabilmesi için bu durumlar ile yüzleşmesine fırsat vermek ve gerektiğinde ise çocuğu, başkasını ya da ebeveyni korumak için sınırlar koymaktır.

    Hem büyüyen çocuğunuz sadece aile içinde kalmayacak aynı zamanda kreşin, yuvanın, okulun, toplumun bir parçası.

    Çocuklar, yetişkinlerle ilişkilerinde ne kadar güç sahibi olduklarını ve bu ilişkiyi ne kadar kontrol edebildiklerini, gün içerisinde başlarına gelen olaylar sonucu deneyimleyerek keşfederler. Bu denemelerin büyük bir çoğunluğu evde yapılır. Evde öğrendikleri sınırlar, çocuklar tarafından dış dünyada onaylanan davranışlar için bir referans olarak alınacaktır. Çocuklar güç, kontrol ve otorite konusunda bir çok beceriyi ve kendi farkındalıklarını bu şekilde kazanırlar.Evde belirlenen uygun sınırlar çocukların sonraki yaşamlarında ev ve dış dünya arasındaki kural farklılıklarını tanımlayabilmesi ve uyum sağlayabilmesini kolaylaştırır.

    Çocuğunuza sınır koymakta zorlandığınız durumlarda bu konuda olan kitaplardan destek almayı deneyebilir, başa çıkmakta zorlanırsanız bir uzman desteği alabilirsiniz.

    Aklıma gelen kitap önerileri:

    Gerçekten Beni Duyuyor Musun?

    Pozitif Disiplin

    El Ele Ebeveynlik

    Koşulsuz Ebeveynlik

  • Çocuklara ”Hayır” Demek

    Çocuklara ”Hayır” Demek

    Tabii ki çocuğunuza hayır! demeniz gereken durumlar oluyor. Bazen onu tehlikeden korumak için, bazen sınır koymak için.. Peki hayırı nasıl diyoruz?

    Aslında düşündüğümüzde yetişkinlerin iletişimlerinde de birbirlerine hayır diyerek sınır koyduklarını görüyoruz.

    Ama yetişkinler farklı olarak birbirlerine empati ile sınır koyarlar, çünkü insan ilişkileri ve iletişim yolları ile ilgili becerileri gelişmiştir. Çocukların ise aksine..

    Bir yetişkin ve çocuk iletişiminde ise, yetişkin kendini otorite seviyesi olarak üst gördüğü için sınır koyar ama o sırada çocuğun onu anlayamayacağını düşündüğü için empati yapmaz. Hatta aksine yetişkinler çocuğun empati yapmasını bekler.

    “Ama bak beni çok üzüyorsun.”

    “Kalbimi çok kırdın.” gibi cümlelerle.

    Çocuklara sınır koyarken vermemiz gereken mesaj aslında şudur:“ beni anlıyor ve korumaya çalışıyor.”

    “Hayır, oraya çıkamazsın düşersin!” yerine “Oraya çıkmayı çok istiyorsun biliyorum ama oraya çıkmanı istemiyorum çünkü tehlikeli.”

    “Hayır çikolata yok!” yerine

    “Evet onu çok yemek istiyorsun çünkü çok lezzetli, ama sağlıksız olduğu için onu yiyemezsin.”

    “Okulda arkadaşlarına vuramazsın, bu doğru değil.” yerine “Arkadaşın seni çok kızdırmış ona vurmak istemişsin, ama ona vurman doğru değildi. Sana vurmaya çalışırsa kendini koruman gerekir. Hadi gel bunu nasıl yapacağını deneyelim.”

    Aslında esas amacımızın onun ne yaptığını neden yaptığını anlamaya çalıştığımızı ona hissettirmek. Bunu yaptıktan sonra sınır koyduğumuzda aslında çocukla aramızdaki ilişkide hayır deyip kestirip atmak kadar gerginlik olmayacak.

    Bir süre sonra bunun bir iletişim şekline dönüştüğünü göreceksiniz. Empati dolu bir iletişim!

    Unutmadan; hayır demenizin gerekliliğinden emin olun, gerçekten risk taşımadıkça, her durumda hayır demeniz çocuğun gözünde anlamını kaybedecektir. O yüzden uygun durumlarda kullanmanız gerekir…

    Tutarlı bir şekilde denemeye ne dersiniz?

  • ÇOCUKLARDA ÖFKE KONTROLÜ

    ÇOCUKLARDA ÖFKE KONTROLÜ

    ÇOCUKLARDA ÖFKE KONTROLÜ

    • Öfke Nedir, Normal midir?

    Her insanın sahip olduğu ve olması gereken tabii bir duygudur. Kişi, engellendiği, isteklerinin karşılanmadığı, hayal kırıklığına uğradığı ve karşısındaki ile çatışma yaşadığı anlarda öfke duygusuna kapılır. Zararlı ve saldırganlık belirten bir durum değil aksine her insanda bulunması gereken, asıl olmazsa sıkıntıların meydana geleceği bir duygu halidir.

    • Çocuklarda Öfke Krizleri Neden Olur ve Kaç Türe Sahiptir?

    Öfkenin kaynağını anlamak için öncelikle beynimizi biraz tanımakta yarar var. Beynimiz, alt ve üst kısımlar olmak üzere iki katlı bir ev gibidir. Alt katında nefes almak, gözümüzü refleks olarak kırpmak, herhangi bir tehlike ile karşılaşıldığında savaşmak ve kaçmak, korku ve öfke duymak gibi hislere bilinçsizce kapılmamıza sebep olan faaliyetler gerçekleşir. Kontrol haricinde ortaya çıkan öfke hali beynimizin tam da bu kısmından kaynaklıdır.

    Üst kata çıkacak olursak, burada işler biraz daha sistemli ilerler. Burası geniş bir kütüphane gibidir. Düşünme, hayal kurma, plan yapma, organize etme gibi eylemlerin kaynağı tam olarak beynin üst katıdır. Çocuklarda görmek istenilen erdemli davranışların yeri de burasıdır.
    Fakat çocuklar şaşırtıcı düzeyde ince zekaları ile beyinlerinin bu kısımlarını da ulaşmak istedikleri hedef uğruna çok güzel kullanabilirler. Anne babanın elini kolunu bağlayan stratejik öfke krizlerinden söz ediyorum. Alışveriş merkezinde istediği alınmadığı anda yaygarayı kopartan ortalığı birbirine katan ve sonunda ebeveynini mağlup eden şu çocuklar, tanıdık geldi değil mi?

    • Öfke Kriziyle Baş Etmek İçin Ne Yapmalı?

    Öncelikle çocuğun öfkesinin alt beyinden mi yoksa üst beyinden mi kaynaklandığını iyi anlamak gerekiyor. Çünkü ikisinin hisleri bambaşkadır ve yaklaşım da buna göre olmalıdır.
    Alt beyinden kaynaklı bir öfke halinde çocuk kendi davranışlarını kontrol edemez, o an ona oturup doğruyu yanlışı anlatmanın hiçbir faydası olmaz çünkü kapatmıştır kendini. Duygusu çok yoğundur ve sakinleştirilmeye ihtiyacı vardır. Bunu kendiniz üzerinden de düşünebilirsiniz, çok öfkelendiğiniz bir durum karşısında birinin size nasihat etmesini nasıl karşılarsınız? Onu dinleyecek durumda mısınızdır? Yoksa sadece biraz anlayış ve sakinleştirilmeye mi ihtiyacınız vardır? İşte çocuklara da bunu düşünerek yaklaşmak gerekiyor.
    Çok sevdiği oyuncağının kardeşi tarafından kırıldığını gören bir çocuğun dünyası başına yıkılabilir ve o an doğruyu yanlışı düşünmeksizin kardeşine vurma eğilimi gösterebilir. Böyle bir durumda yapılması gereken, çocuğun öncelikle duygusunu anlamak olmalı. Sarılın, şefkatle yaklaşın, yumuşak bir ses tonuyla gözlerine bakarak şuan çok kızgınsın biliyorum deyin ve onu ortamdan uzaklaştırarak sakinleştirmeye çalışın. Dikkatini başka yöne çekmek de alt beyinden kaynaklı bir öfke nöbeti için güzel bir yöntemdir.

    Öfke krizi üst beyinden kaynaklıysa ne yapacağız peki? Bunun stratejik bir öfke hali olduğunu bilip ona göre boyun eğmemeyi öğrenecek anne baba. İlk etapta bu zor gelebilir. Çünkü gerçekten sakinleşmesi için sadece, o an isteğinin yerine getirilmesini bekleyen bir çocuk vardır karşımızda. İki keskin seçenek karşısında kalır anne baba, çocuğun istediğini yap veya yapma. Yapmazsa olacağı ortada bununla nasıl baş edecek? Cevap basit; sınır koyarak. Bu sınır koyma işlemiyle karşılaşan çocuklar başta afallayabilir çünkü daha önce görmemişlerdir ve hiç de hoşlarına gitmez ama ebeveynlerin istikrarlı duşu karşısında kabul etmekten başka çareleri olmadığını görürler. Yapılacak olan şey, ilk önce çocuğun duygusunu anlamak. Alışveriş merkezinde satılık olmayan bir eşyayı istediğini düşünelim. Alamayacağımızı söyledik ve yaygara koptu. “Çocuğa eğilip şuan bunu almayı çok istediğini biliyorum ama bu satılık değil bu yüzden alamayız. Evet üzgün ve sinirlisin bunu görüyorum.” Duygusunun anlaşılmasıyla yatışmadığı takdirde sınır giriyor devreye “bu şekilde ağlamaya devam etmeyi seçersen, bugün aldığımız diğer oyuncağını da geri vermeyi seçmiş olursun” veya yine çok sevdiği bir şeyden vazgeçmeyi seçmekle alternatifler üretebilirsiniz. Kabul etmese de o sevdiği şeyden mahrum kaldığını gördüğü zaman bu sınır koymanın ne kadar işlevsel olduğuna şahit olacaksınız. Her şeyden önemlisi bu sınıra çocukların da ihtiyacı var. Zira hayat sınırsız bir yaşam alanı sunmuyor kimseye. Bunu erken yaşta uygun bir seçim yöntemiyle öğrenen çocuk için ilerisi çok daha kolay olacaktır. Kısacası; beynin üst katını çalıştırın ve çocuklara kendi seçimlerinin sorumluluğunu almaya olanak tanıyın.

    Uzman Klinik Psikolog
    Zeynep Görenoğlu

  • Borderline Kişilik Bozukluğu

    Borderline Kişilik Bozukluğu

    Sınırda kişilik bozukluğu DSM -5 tanı kriterleri kitabına göre belirti kümelerinden beş tanesi ve daha fazlası olması durumda konulan tanıda erişkin kişinin terk edilmekten derin korkma ve çaba sarf etme, bir insanı gözünde aşırı büyütme( göklere çıkartma ) veya yerin dibine sokma gibi uç duyguları barındıran ve bu duygular etrafında gidip gelen tutarlı olmayan ve belirsiz ilişkileri olan, tutarlı olmayan benlik algısı ya da kendiliğiyle alakalı problemler, dürtüsellik( bu para olabilir, cinsellik olabilir, maddeyi kötüye kullanma vs gibi), intihar düşünceleri veya intihara defalarca kalkışma isteği, gözünü korkutma davranışları, duygudurumundaki tepkiselliğin olmasına bağlı olarak duygulanımındaki tutarlı olmayan hissiyatı, içinde devam eden tarifi zor boşluk duygusu, öfke denetimi noktasında problemler yaşaması, geçici kuşkulu düşünceler gibi kriterler mevcuttur.

    Sınır kişilik bozukluğunun tanı kriterleri psikiyatrik muayeneden sonra belirli bir çerçeveye oturtulmaktadır. Kişiye farmakolojik tedavi ve psikoterapi önerilebilir. Tedavilere geçmeden önce sınır kişilik bozukluğunun nesne ilişkilerinden bahsetmek yerinde olacaktır. Bu bireyler kendisi için önemli olan “birincil kişilerin” verdiği ilgi ve hizmet verilmeksizin işlevsel olamayacaklarını ve hayata karşı tutunamayacaklarını hissetmektedirler. Burada onlar için önemli olan ana varlığına cevap veren başkalarının mevcudiyetine bağlı kalınarak yaşanması gereken bir düşüncedir. Aksaklık olan konu başkalarına karşı aşırı derecede bağımlı olmak ve hayatın karşısında etkili, uyum içerisinde olan ve sağlıklı bir şekilde idame etme kabiliyetini olmadığına dair algısıdır. Buna ek olarak bu kişilerde, olgun ayrılma, özerklik kapasitesi ve bireyselleşme mevcut olmamaktadır.

    Bu aksaklıklar karşısında eşlik eden ve kişiye acı veren ve yoğun terke edilme depresyonu ile başa çıkmak için sahte ve savunmacı bir şekilde farklı bir kendilik yapısına göre hareket etmektedir. Bu kişilerin ilkel ve çoğunlukla bu gerçekler yerini tutan fantezileri ve çarpıttığı olaylara karşı sahte ve savunmacı halleri bir arada var olan ve aktive ettiği gerçeklikten uzak iki kendilik imgesiyle hayat yaşamaktadır.

    Terapisi nasıl olmaktadır? Sınırdurum kişilik bozukluklarında yüzleştirme metodunda ortaya çıkan sahte, savunmacı kendiliğine ket vuran bir yapıdan vazgeçmesi ve hastanın terk depresyonunun varlığını, gerçek kendiliğindeki aksaklıkların farkına varması amaçlanmaktadır. Daha sonra hastaya daha uyum içerisinde olan ve sağlıklı savunmalar geliştirmesini sağlayacak yönlerini öğreterek bu sorunlarla nasıl başa çıkmasına teşvik edilmektedir. Elbetteki sınır kişilik bozukluklarının çeşitli psikoterapileri mevcuttur.  Bunlara örnek olarak şema terapisi, bilişsel psikoterapi gibi örnekler de verilebilir. Burada önemli olan terapistin çeşitli metotlarla hastaları tedavi etmektir.

  • Yakınlarımız Neden Danışanlarımız Olamaz?

    Yakınlarımız Neden Danışanlarımız Olamaz?

    Kişisel yaşamımız ve profesyonel yaşamımız pek çok anlamda birbirinden farklıdır. Profesyonel yaşam sınırları belli, özünde bilmemeye dayanan bir ortamda kurulan bir ilişkidir. Kişisel ilişki ağımızdaki insanlar; arkadaşlarımız, ailemiz, sevgilimiz olabilir. Burada profesyonel yaşama göre daha sınırsız, daha farklı hassasiyetlerin gözetildiği bir ilişki vardır. Kişisel ilişkilerimiz ve profesyonel ilişkimiz kendine özgü dinamiklerle ilerler. Esas ayrım; kişisel ilişkilerimizi ilerleten ve derinleştiren şey; bilmek, yakından tanımak, gelişim dönemlerine doğrudan tanıklık etmektir. Fakat profesyonel yaşamımızda, danışan ve psikolog arasında kurulan ilişkinin ilerlemesi temel olarak bilmemeye dayanır.

    Psikolog, danışanını önceden tanımaz. Onun için önemli noktaları, ona çarpıcı gelen anıları, onun tıkanıklığını esas alarak anlamaya çalışır. Bu sebeple, danışanlarımızla sadece profesyonel ilişkimiz olabilir. Kişisel yaşamımızdaki yakınlarımız danışanımız olamaz. Psikolojik danışmanlık müdahale sürecinde konuşmalar amaç odaklıdır. Kişisel yaşamımızda bu konularda esneklik vardır. Tavsiye verme noktası da kişisel yaşamda esnektir. Fakat profesyonel yaşamımızda danışan doğrudan tavsiye istese bile, amaç, sorun, ilgi, eğitim, inanç sistemi, motivasyon düzeyi vb. gibi etmenler dikkate alınmalı ve olası sonuçlar göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.

    Bütün bunlar profesyonel ilişkinin ritüelleridir. Danışanlar, psikolojik danışmanlık sürecinden fayda görmek istiyorlarsa profesyonel ilişkiye güvenmelidirler. Danışan, profesyonelin koyduğu sınırı, kendi adına olumlu algılamalı ve desteklemelidir. Bu sınır aynı zamanda danışanı da korur.

    Kişisel yaşamımızda yakınlarımıza sunacağımız yardımın bir sınırı yoktur. Fakat profesyonel danışmanlık sürecinde danışman spesifik eğitimine uygun yardım etmelidir. Söz gelimi, yeme bozukluğu olan bir danışana beslenme programı çıkaran bir psikolog bu alanda eğitimi ve yeterliliği yoksa sınır ihlali yapmış olur.

    Psikolog aynı zamanda, diğerleri tarafından bir bilim dalının temsilcisi olarak algılandığının farkındadır ve bu sorumluluğun bilincindedir. Eğer arkadaşlarımız, yakınlarımız ve ailemiz bizden mesleki kimliğimize yönelik yardım isterse ve yardım arayışları önemli hale gelmişse, onları başka bir meslektaşımıza başvurmaları için cesaretlendirmeliyiz ve cesaretlendiririz. Mesleki kimliğimizi ve mesleğin yarattığı imajı kullanarak onlara yaklaşmamızın hem onlara hem kişisel ilişkimize zarar vermesi muhtemeldir. Bu rol karmaşası da yaratır.

    Aynı zamanda danışanlarımızla kişisel ilişki kurmamızın da pek çok olumsuz sonuçları olabilir. Fakat bazı özel durumlar için çoklu ilişki kurulabilir. Örneğin: bir doğal afet durumunda psikoloğun kişinin hem terapisti olması, hem de aynı kişinin katılacağı eğitsel ve sosyal faaliyetlerde destek vermesi, hizmet verilen kişiye zarar vermeyecekse kabul edilebilir.

    Tüm bunları değerlendirecek olursak, “ben de psikolog sayılırım, ben de psikolog gibiyimdir” söylemlerinin profesyonel yaklaşımla aynı yararı sağlamayacağı aşikardır. Elbette insanın insana faydası vardır. Çevrenizde sizi seven, dinleyen, dikkate alan insanların olması çok değerlidir. Önemli olan profesyonel yaşamla arasındaki farkın ayrımını yapabilmektir.

  • Ergenlik Dönemindeki Çocuğuma Nasıl Sınır Koyabilirim?

    Ergenlik Dönemindeki Çocuğuma Nasıl Sınır Koyabilirim?

    Çocuklar küçük yaşlardan itibaren ebeveynlerinin rehberliğine ihtiyaç duyarlar çünkü kendileri için neyin yararlı ve önemli olduğunu bilemezler. Bu yüzden, ebeveynler çocuklarına hem erken çocukluk dönemlerinde hem de ergenlik döneminde rehberlik etmeli ve yaşadıkları ortamı sağlıklı bir kişilik gelişimi için güvenli hale getirmelidir. Bu yüzden, ebeveynler, bazı kural ve sınırlar koyarak ergenlik dönemindeki çocuklarını korumalı ve onları toplumun kurallarına uyumlu yetiştirmelidir.

    Eğer bir evde etkili bir disiplin sağlanamıyorsa bu aile üyeleri arasındaki ilişkilerden kaynaklanıyor olabilir. Anne ve babanın disiplin yöntemindeki tutarsız davranışları, ailenin ergen üzülmesin diye otorite figürü olmaktan çıkmaları gibi birçok faktör disiplin yöntemlerinin etkisinin azalmasına sebep olabilir. Fakat etkili bir disiplin yönteminden önce çocuğa koşulsuz sevgi ve kabul gösterilmesi gerekmektedir.

    Günümüzde yaygın olarak, ergenler serbest bırakıldığında ya da risk alıcı bazı davranışlar sergilediğinde, bu durum aile ve toplum tarafından“özgüveni yüksek birey” olarak tanımlanmalarına neden olabilir. Aynı zamanda, kural ve sınır koyan anne babaların da ergenlere daha az ilgi ve sevgi gösterdikleri düşünülür. Fakat düşünülenin aksine kural ve sınırlara sahip olan aileler ergenlik dönemindeki çocuklarının hayatını düzene koyarak çocuklarının kendilerini güvende hissettiği bir ortam yaratmış olurlar. Bu hususta dikkat edilmesi gereken nokta, sınırlar ve kurallar oluşturulurken ergenin de sürece dahil edilmesi gerektiğidir. Örneğin; akşam eve gelme saati kararlaştırılırken mutlaka ergenin de fikri alınmalı ve talepleri göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece, sürece dahil olan ergen kurallara uyma konusunda daha istekli ve hassas davranacak ve bunun sonucunda herhangi bir aksilik ile karşılaşıldığında davranışının sorumluluğunu alacaktır.

    Ergenler, yetişkin olmaya çalıştıkları bu süreçte yaşamlarını sürdürdükleri çevrenin kurallarını bilmeye ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden, ne yapıp ne yapamayacaklarını, neyi ne dereceye kadar yapıp yapamayacaklarını bilmek isterler. Çünkü sınırları belirlenmiş bir dünya özünde kendilerini daha da güvende hissettirir. Ebeveynleri tarafından ergenlere sınırlar konulması, anne ve babalarının gerektiğinde kendilerini koruyabilecek yetkinlikte olduğuna dair onlara mesajlar verir. Ergenler, içinde bulundukları dönem gereği bazen sınırları zorlayabilirler fakat kendilerini güvende hissetmek ve dünyayı anlamlandırabilmek için hayatlarında sınırlara da ihtiyaç duyarlar.

    Sınırlar konulurken anne ve babaların konulan kurallar ve sınırlar konusunda anlaşması ve tutarlı olması, sınır koymanın yanı sıra sınırların nasıl uygulanacağı konusunda dikkat edilmesi gereken diğer bir noktadır. Anne ve babalar istikrarsız davrandıklarında ergenler de istedikleri zaman ebeveynlerine ısrarcı davranarak istediklerinin olması konusunda zorlama yapabilirler. Evdeki kurallara uymakta zorluk çeken ergenler aynı davranışları ev dışındaki sosyal ortamlarda da devam ettirebilirler. Aynı zamanda çocuğa rehberlik eden anne ve baba figürleri istikrarsızlık sebebiyle güvenilirliklerini kaybedebilirler.

    Ergenlik döneminde en işlevsel sınır koyma yöntemlerinden biri ergenin yaptığı davranışın bedelini ödemesidir. Bedel ödeme, ergenlerin yaptıkları seçimlerin ya da davranışlarının sorumluluğunu almaları; bu davranış ve sorumlulukların iyi ya da kötü sonuçları ile yüzleşmelerine olanak tanınmış olmasıdır. Örneğin; ergen çocuğu olan bir aile düşünelim. Ergen birey eve en geç gelme saati 18.00’i erken buluyor ve bunun 19.00’a çıkarılmasını talep ediyor. Böyle bir dönemde ebeveynler ile bir aylık deneme süreci yapılabilir. Bu bir aylık süreçte ergen bireye akşam 19.00’da evde olabileceği, bunun bir deneme süreci olduğu ve saate uygun hareket edip etmemesine göre durumun tekrar değerlendirileceği bildirilir ve bu bir aylık süreçte ergenin eve gidiş geliş saatleri, bu durumun ergeni nasıl etkilediği gözlemlenir. Bir ayın sonunda da uygun koşullar tekrar değerlendirilebilir. Bu süreci değerlendirecek olursak; çocuk önce ailesine talebini bildirmiş, ailesi çocuğun talebinde ona bir seçim hakkı tanımıştır. Bu seçimin içeriği ergene iki şey sunmaktadır. Eğer ergen yeni belirlenen saate uygun hareket ederse, eve geliş saatini esnetme fırsatı olacaktır. Fakat bir aylık süreçte aksaklıklar yaşanırsa ve yeni belirlenen saatten daha geç bir saatte eve gelirse eve geliş saati aynı kalacaktır. Bu durumda ergen birey kendi seçimlerinin ve sorumluluğunun iyi ya da kötü bir şekilde bedelini ödemiş olacaktır.

    Diğer bir yöntem ise, ayrıcalıkların kaldırılmasıdır. Ayrıcalıkların kaldırılması, sınır koymanın daha zor olduğu ve uyarı ve bedel ödeme gibi yöntemlerin işe yaramadığı ailelerde kullanılabilir. Ayrıcalıkların kaldırılması yöntemi ergenin herhangi bir ayrıcalığından televizyon programı izleme, cep telefonu kullanma, bilgisayar oyunu, sinemaya gitme ve benzeri ayrıcalıklı bir aktivitesinden mahrum bırakılmasıdır. Ayrıcalıkların kaldırılmasındaki diğer önemli bir etken ise sürenin uzunluğudur. Sürenin çok uzun olması ergene bu yaptırıma neden maruz kaldığını unuttururken, sürenin çok kısa tutulması yaptırımı işe yaramaz bir hale getirebilir. Örneğin; ergene 1 gün boyunca cep telefonunu kullanmaması gibi bir sınırlama konabilir ya da bir akşam televizyon izlemesi sınırlanabilir. Fakat dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki senede bir gün ya da uzun aralıklı olan aktiviteler için (örn.: doğum günü kutlaması) sınırlama getirilmemelidir.

  • Çocuğunuza kural-sınır koyma

    Çocuklara kural-sınır konulması çocuğun yararına olan psikolojik ve gelişimsel bir ihtiyaçtır. Çocuğun ruhsal ve bedensel iyiliği, toplumsal uyumu için sınırlarını bilmesi ve kurallara uyması gerekir. Bu açıdan ebeveynlerin yaklaşımı çok önemlidir.

    Çocuğa çok müdahaleci yaklaşılmamalı, ruhsal ve bedensel açıdan tehlike içermeyen davranışlarına dur denilmemelidir. Aksi halde çocuğun merak, keşfetme, birey olma hevesini kırar, çocukla olan güvenli ve yakın ilişkiye zarar veririz. Çocuğa uygun bir şekilde dur demek, kural-sınır koymak; çocukların güvende ve değerli olduğunu hissetmesini sağlar. Çocukların toplumsal kurallara uyma, dürtülerini kontrol etme, işbirliği yapma, keşfetme, sorumluluk alma ve hatalarını düzeltme motivasyonunu arttırır. Çocuğu hiç durdurmadığımızda ve sınır koymadığımızda; evde ve toplumda dışlanma, çatışma ve olumsuz tepki görme ihtimali artar.

    Toplumumuzda bazı çocuklara kural-sınır koyma güçlükleri yaşama ihtimali daha yüksektir. Risk altında olan çocukların özelliklerine baktığımızda;

    Ailenin ilk torunu olmak,

    Geç ya da yardımcı üreme yöntemiyle doğmak,

    Gebelik ya da bebeklik döneminde hayati tehlike atlatmak,

    Sürekli bir bedensel hastalığının olması,

    Kendinden önce bir kardeşi vefat etmiş olması,

    Geniş ailede yaşamak,

    Hem anne hem babanın çalışması,

    Anne-babası boşanmış ya da ebeveyn kaybı yaşaması,

    Hareketli, sabırsız, inatçı olması gibi faktörlerle karşılaşırız.

    Çocukları uyarırken nelere dikkat etmek gerekir?

    Çocuklar çok iyi gözlemcidir, kimin ne zaman dur dediğini, hangi durumlarda kuralın değiştiğini, kimlerin kurallara uyup uymadığını, ne yaparsa kuralları aşabildiğini kolayca fark eder. Çocuklar üzerinde söylediklerimiz yerine yaptığımız davranışlar daha etkilidir. Çocuktan beklediğimiz davranışları kendi yaşantımızda uygularsak çoğu zaman uyarmaya bile gerek kalmayacaktır.

    Çocuğunuz istediğinizi yapmadığında ona vuruyorsanız, kendi istediği olmadığı zaman o da vurarak istediğini elde etmeye çalışacaktır. Bazı aileler çocuğuna kural koyduğu zaman “beni sevmezse, psikolojisi bozulursa, özgüvenini kaybederse, mutsuz olursa” gibi kaygılar yaşar. Ancak yetişkin olmamıza rağmen kurallarını bilmediğimiz bir topluma girdiğimizde bocalarız. Çocuklar da ebeveynler kural koymadığında ya da kurallar sık değiştiğinde kafa karışıklığı ve güvensizlik yaşar. Bu durum başta ebeveynlerle olan ilişkisi olmak üzere diğer kişilerle olan ilişkisini olumsuz etkiler, aile farkında olmadan korktuğu durumların yaşanmasına ve çocuğun zarar görmesine sebep olabilir.

    Çocuklar her istediğini yapmak, istediğine anında sahip olmak ve kendine engel olunmamasını isterler. Yaşları küçük olduğu için isteklerini erteleme, bekleme, öfke kontrolü ve kendini ifade etmede zorlanırlar. Bu yüzden durdurulmaya çalışıldığında ağlama, tepinme, bağırma, eşya atma, kendine-başkasına vurma ile istediğini elde etmeye çalışırlar. Anne-baba olarak çocuğun yaşını, gelişim düzeyini, kişilik özelliklerini ve çocukla yaşadığınız geçmiş deneyimleri dikkate alın ve uygun tutum sergileyin. Örnek olarak, “Hayır, kola içemezsin” yerine, sakince “Kola içmek senin için sağlıklı değil, bu nedenle içmemen gerekiyor, istersen beraber portakal suyu sıkıp içebiliriz” diyebilirsiniz. Çocuk kabul etmez ise karşılıklı inatlaşma, tartışma ve pazarlığa girmeyin. Cümleleriniz kısa, net, kendinizden emin ve kararlı olmalı, kızgın ve yalvarır tarzda olmamalı. Siz ayrıntılı, akla uygun, mantıklı, ikna edici bilgiler ve örnekler verirsiniz, o sırada çocuğunuz amacına ulaşmak için ne yapması gerektiğini düşünüyor olabilir. Kendine, size ve çevresine zararlı olabilecek davranışlarda bulunursa sakince durdurun. Gösterdiği tepkiden kimsenin zarar görme ihtimali yoksa yanına gidip sadece göz teması kurun ve sessizce sakinleşmesini bekleyin. Yanına yaklaşılmasından rahatsız oluyor, tepkinin şiddeti artıyorsa yanından uzaklaşıp, biraz sakinleşmesini bekleyin.

    Çocuğa tepkisini sonlandırması için “Ağlamayı kesersen çikolata, telefon veririm” gibi rüşvet teklif etmeyin, ödül vermeyin. Böyle yapmanız çocuğun yanlış tutumunu pekiştirecek, tekrarlanma ihtimalini arttıracaktır. Öfkesi geçince yanınıza gelir aynı isteğini tekrarlarsa önceki cevabınızı aynı kararlılıkta ve sakinlikte tekrarlayın. Çocukların “hayır” denmesi gereken isteklerine “evet” demek yanlış iken, önce “hayır” dedikten sonra kararınızı “evet” olarak değiştirmek daha yanlıştır. Çocuklara kural-sınır koyarken zorlandığınızda bir başkasına (baba, öğretmen, psikiyatrist) şikayet etmekle tehdit etmeyin, bu davranışınız çocuk tarafından “ben sana hayır-dur diyemiyorum” olarak anlaşılır. Sonrasında çocuğa kural koymanız, hayır diyebilmeniz daha zor olacaktır. Çocuğunuza koyduğunuz kurallar ve sınırlar baş başayken, misafir geldiğinde, yolculukta ve misafirliğe gittiğinizde değişirse, çocuğunuz bunu fark edecektir. Baş başa iken dur diyebildiğiniz, kurallara uyan çocuk diğer ortamlarda beklemediğiniz davranışlarda ve isteklerde bulunabilir, sizi zor durumda bırakabilir.

    Ebeveynlerin kişilik yapısı, ruhsal ve bedensel hastalığının olması, maddi güçlükler, eşler arasındaki sorunlar çocuklara sınır koyulmasını zorlaştırır. Çocuğa sınır koymada anne ve babanın tutumları farklı ise dur deme konusunda çatışma çıkacak, çocuğun kafası karışacaktır. Öncelikle aranızdaki tutum farklılıklarını giderin, en azından çocuğun yanında tartışmaktan ya da diğerinin kuralına müdahale etmekten kaçının. Çocuğun sınırlarını öğrenmede zorlanması sadece anne-baba kaynaklı değildir, çocuğun karakteri ve ruhsal sorunları da etkilidir. Örneğin, hiperaktif çocuklar inatçı, fevri, ısrarcı ve sabırsız oldukları için kurallara uyma ve söz dinlemede ciddi zorluk yaşarlar. Anne-babalar bazen çocuğun durumunu göz ardı ederek kendilerini ya da birbirlerini suçlar, çocuğun bilerek yaptığını düşünürler. Bunun sonucunda daha katı bir tutumla sorunu çözmeye çalışır, kısır döngüye girerler.

    Çocuğunuza kural-sınır koyabilmek için ilişkinizin iyi olması çok önemlidir. Bu nedenle hergün yaklaşık yarım saat birlikte oyun oynamaya, gülmeye ve gevşemeye zaman ayırın. Haftanın bir günü ailecek dışarı çıkmak, dışarda keyifli aktiviteler yapmak, iyi zaman geçirmek ilişkinizi iyileştirecektir.

    Anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkiyi bozan, sık tartışmalara ve karşılıklı öfkeye sebep olan, hem ebeveyni hem çocuğu ruhsal olarak zedeleyen sınır-kural koyma güçlüklerinde bir çocuk ruh sağlığı uzmanından yardım almak gerekir.

  • Çocuklarda sınırlar

    Her şey Mükemmel olmalı- Ebeveyn için yanlış hedef

    Mükemmel ebeveyn olmayı ne kadar isterdik. Televizyon reklamlarda seyrettiğimiz anneler bize nasıl davranmamız gerektiğini gösteriyorlar: Çocuklar beyaz tişörtlerin üstüne ketçap dökseler bile anneler hafifçe gülümsüyor. Öyle ya güçlü leke çıkarıcılar var. Diğer bir reklamdaki babayı düşünün oğlu matematikten zayıf not aldığını söylemesine rağmen o sadece kahvesiyle ilgileniyor ve böylece zor durumu atlatmaya çalışıyor. Hayır, bizler böyle değiliz. Lekeli tişörte sinirlenebiliyoruz ve zayıf notlar karşısında neyi yanlış yaptık diye endişelenebiliyoruz.

    Duygular insanidir:

    Her defasında çocuklarımıza gösterdiğimiz davranışları tahlil etmek ve doğruluğunu sorgulamak doğru bir davranıştır. Bu konudaki mükemmeliyetçilik ulaşılmazdır ve aslındada gerekli değildir. Mükemmel olmak tanımlaması bir makine için söylenebilir ama insanlığı uygun bir tanımlama değildir. İnsanoğlunun farklı durumları vardır hata yapabilir kaç yaşında olursa olsun ister 5 ister 50 farklı hissedebilir. Toplumun en küçük sosyal birlikteliği olan aile içinde kişilerin tün hataları ve çapraşık yanları birbiriyle çatışır. Eğer tüm küçük hatalar rağmen aile dinamiği bundan etkilenmiyorsa o sosyal birliktelik işlem gören bir birlikteliktir. Böyle ailelerde hoşgörü ve işlevsellik ön plandadır. Bu tarz aileler birbiriyle iletişime geçerek büyüme karşısındakine tolerans gösterme ve kendi ilgi alanları için savaşma olanağı verir.

    Çocukların Başarısız Olma Hakkı Yoksa:

    Takıntılı biçimde çocuklarından mükemmeli bekleyen aileler buna karşılık yüksek bir fatura ödemek zorunda kalırlar: çünkü o zaman kendileri de mükemmel olmak zorundadırlar ve işte orada tehlike başlar. Eve her zaman yüksek notlarını getirmek zorunda olan bir çocuğun sporda, müzikte veya ev işinde başarısız olma hakkı yoktur ve bu her alanda çocuğu zorlar. Bu isteğin altında ebeveynin kendi gerçekleştirmedikleri yatar. Daha sonraki yaşlarda ebeveynin onaylamadığı ama kendi seçtiği yola giden çocuk’ ama biz senin için her şeyi yaptık ’cümlesiyle karşı karşıya kalır. Bu cümle sanki bir yılı doldurmuş bir kredinin ek faizi gibi kulaklarda yankılanır. Bunun yerine şöyle denilebilir ‘ yapmak istediğimiz her şeyi senin için yapamadık sana iyi bir çocukluk vermeye çalıştık ama çoğu zaman zorlandık çoğu zaman sana sinirlendik ama kendimize de sinirlendik ama seni olduğun gibi çok seviyoruz’ .

    Çocuklar onlar için her şeyi yapan ebeveyne ihtiyacı yoktur. Onlar ihtiyaçları olduğunda yanlarında olan ebeveynlerine özlem duyarla. Ebeveyn anlayış göstermeli aynı azmanda yaşamda yön gösterip onları tutmalıdır. Gerektiğinde gerekli sınırları koymalı ve gereksiz yasaklamalardan kaçınmalıdır. Buna sıcakkanlı gergin olmayan aile içi davranış dinamiği eklendiğinde çocuğun sağlıklı yetişmesi için gerekli ortam sağlanmış olur.

    Yetiştirme Tarzında Sınır Koyma:

    Sınırlar sevgiyle bezenmiş aile içi ilişkilerle birlikte konuşmalıdır. Çocukların sınırlara ihtiyacı var derken bu cümle ailelere kendi diktatörlülerini kanıtlama anlamına gelmez. Çocuklara sınırların gösterilmesi demek sorumlu bir şekilde çocuklara yön vermek, beraber yaşamanın gerektirdiği değerleri ve kuralları yaşayarak göstermek ve sınır koymanın güvenlik anlamına geldiğini bilince olmak demektir.

    Sınırlar aile içi ilişkilerde karalılık ve açıklık anlamına gelmektedir. Bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğuna kara vermemek birçok ebeveyni endişelendirir. Diğer ebeveyn ile girdikleri rekabette, çocuklarının sevgisini kaybetme korkusu ile birlikte anlamsız duruma uygun olmayan sınırlar konur ya da gerekli yerlerde yine aynı nedenlerle hiçbir sınır konmaz. Ebeveyn için sınır koyma yetiştirmenin en sevilmeyen yanıdır ve sınır koyan taraf çocuğun sinirini ve öfkesini kazanır.

    Klasik Durumlar Ve Çözüm Yolları:

    Sormak, yalvarmak, inatlaşmak:

    ‘sence yeteri kadar şeker yemedin mi’?

    ‘yeteri kadar televizyon seyretmedin mi’?

    ‘sence senin yaşındaki. Çocuklar hangi saatte yatıyor.’

    Bu soruların arkasında genelde ebeveynin konu hakkındaki kendi düşüncesi yatar. Çok otoriter gözükmemek için ebeveyn açıkça kuraları belirlemekten çekinip soruların arkasına sığınarak çocukların anlamasını bekler.

    Bunun yerine çocuğunuza açık ve kısa mesajlar verin:

    ‘Bugün yeteri kadar şeker yedin daha fazla yemeni istemiyorum.’

    ‘lütfen televizyonun kapat.’

    ‘vakit çok geç oldu şimdi uyumanı istiyorum.’

    2. Arka planda çocuklara emirler:

    Çocuklar herhangi bir şeyle meşgulken (oyun oynamak, TV izlemek…) arka planda ebeveynin emirleri duyulur yani başka bir odadan çocuğa seslenilir, bu seslenmede hiç duygusal ilişki ve göz teması yoktur.

    ‘şimdi odanı topla’

    ‘ceketini as’,

    ‘kavga etmeyi bırak’

    Çocuklar hoşlarına gitmeyen şeyleri duymama dikkate almama eylemi gösterirler. Bunu dışında gelen uyarıların ne kadar ciddi ve duyulmazsa olabilecek olayların ne kadar tehlikeli olduğuna kara verebilirler.

    Çocuklarınızla ilişki ve göz kontağı kurun:

    İstenmeyen durumlarda bu şu anlama gelir: çocuğun yanına gidin onunla aynı göz hizasına gelin ve ondan istediğinizi açık ve kısa cümlelerle söyleyin.

    3. İlişkiyi Çok Kısa Tutmak:

    Günlük koşturma içinde ebeveynin çoğu hızlı bir şekilde isteklerini belirtir ve daha sonra arkasını dönüp diğer bir işle meşgul olur sonra neden emirler yerine getirilmez diye meraklanır.

    Çocuk tepki verene kadar bekleyin:

    Örneğin çocuktan ceketini asmasını istedik (‘ceketini lütfen as’) bunu söyleyip çocuğun tepki vermesini bekleriz böylelikle emrin gerçekliği ve anlamı daha açık bir şekilde ortaya çıkar ve aynı zamanda doğru şekilde davranılmasına olanak sağlar. Yani çocuk ceketi asarsa çocuğu övmek veya ceketi asmazsa çocuğa emri tekrarlamak gibi.

    4.Emir Yerine Yasaklar:

    ‘ kavga etmeyi bırakın’

    ‘ayağını sürterek yürüme’

    Erişkinler çoğu zaman çocuklara ne yapmamaları gerektiğini, neyi bırakmaları gerektiğini, neyin sinirlendirdiğini söylerler. Bu söylemler çocuğun davranışları üzerinde büyük bir baskı yaratır.

    Olumlu gerçek beklentilerinizi içren söylemler kullanın:

    ‘nasıl anlaşacağınıza kendiniz karar verin’

    ‘lütfen otur’

    Böylelikle çocuklar kendilerinden ne beklendiğini açık bir şekilde öğrenirler.

    5.Ön Uyarı Yapmadan Emir Verme:

    ‘çabuk buraya gel’

    ‘şu anda bu işi bitiriyorsun’

    Çocuklar genelde sevdikleri şeylerde yoğun bir şekilde ilgilenirler ve böylece dikkatlerini ebeveynin istediği kadar hızlı şekilde dağıtamazlar ve bu nedenle zamana ihtiyaç duyarlar

    çocuklara hazırlık zamanı verin:

    ‘5 dk içinde yemeğe oturuyoruz oyununuzu bitirin’

    ’10 dk içinde yola çıkıyoruz’

    ‘oyununu bitirdiysen yeni oyuna başlama birazdan diş hekimine gidiceğiz.

    6.Neden Soruları:

    ‘neden bunu yaptın’

    ‘neden ağlıyorsun’

    ‘neden bana yalan söyledin’

    ‘neden kavga ediyorsunuz’

    Neden soruları aslında sorunun kaynağına yönelik değildir. Aslında çocuklara suçluluk duygusu verir ve yanlış davranışları gösterir. Çocuklar kendilerini köşeye sıkışmış hissederler ve bu sorulardan kaçmaya çalışırlar (‘ bilmiyorum’) karşı cevap(‘neden bilmiyorsun’) sonuç. Ebeveyni ve çocuğu tatmin etmez.

    çözüm arayın:

    ‘Lütfen yeniden düzenle’

    ‘birbirinizle anlaşabilmek için ne yapabilirsiniz’

    ‘sorunu nasıl çözebileceğin hakkında bir bilgin var mı’?

    Böylelikle çocuklara savunma mekanizması kullanma olanağı verilmez ama bu denemeyle sorunların çözülmesi sağlanır ve çocuğa sorunları çözmek için gerekli cesaret verilmesi olur.

    7. Gerçekçi Olmayan Cezalarla Tehdit Etme:

    ‘TV yi kapatmazsan 6 hafta evden dışarı çıkmazsın’

    ‘eve vaktinde gelmezsen seni tatile götürmeyeceğiz’

    ‘altına tabağını bitirmezsen bir daha sana yemek vermeyeceğim’

    Bu tür veya benzer tehditlerle çocuklar ya korkar ya güvensiz olurlar veya büyüklerin boş ve etkisiz tehditlerini öğrenirler.

    gerçekçi ve duruma uygun emirler verin:

    ‘TV yi açarsan bugün seyredeceğin en sevdiğin diziyi seyredemeyeceksin’

    ‘eve vaktinde gelmezsen seni merak ederiz o zaman yarın tüm günü evde geçirmek zorunda kalırsın’

    ‘aç değilsen yemek zorunda değilsin ama yemek sonrası tatlı yiyemezsin ‘

    Çocuklarınızın sizi dinlemesi için ne yapabilirsiniz:

    1.daha çok iyiye, övgüye ve doğruya yönelin:

    ‘vaktinde gelmen ne güzel’

    ‘bana yardım etmen harika’

    ‘iyi ki aklına gelmiş’,

    ‘bunu başarman çok güzel’

    Çocuklar eğer iyi yaptıkları işler için yeterli dikkati çekerlerse farklı davranmak zorunda kalmazlar.

    2. Uygun Davranış İçin Övgü:

    Çocuklardan istenen hareketleri sıklıkla göstermeleri olasılığı övgüsel destek ile artar. Burada kural istenmeyen bir davranış cezalandırılırsa iyi davranışlarda ödüllendirilmelidir.

    3. Kural Koyma:

    ‘yemek yerken televizyon kapatılacak’

    ‘herkes kendi tabağını bulaşık makinesine koyacak’

    ‘evde terlik giyilecek’

    Herkes için geçerli açık, anlaşılır kurallar birlikte yaşamı kolaylaştırır ve anlamsız tartışları azaltır. Burada önemli olan kuralların o anki aile düzenine uyup uymadığının test edilmesi ve kuralların yaşam değişikliklerine göre değiştirilmesidir kurallar aile fertlerinin birbirleriyle görüşmelerinde ve anlaşmalarıyla belirlenebilir.

    4.Etkili İstekler:

    ‘Ebeveynlerin istekleri aşağıdaki maddeleri içerirse etkili olur:

    İsteklerimizi siz uygulamaya hazır olduğunuzda bildirin

    İstekleri bildirmeden önce olumlu veya olumsuz sonuçları iyi hesaplayın.

    Çocukların dikkati televizyon, video, bilgisayar tarafından dağınıkken onlara herhangi bir istek bildirmeyin.

    Sizinle konuşurken çocuğun dikkatini size verdiğinden emin olun (göz teması).

    İsteklerimizi rica olarak değil emir olarak bildirin.

    İsteklerinizi bir kere söyleyin ve çocuğun tekrarlamasını isteyin.

    Çocuk isteğinizi yaparken onun yakınında kalın.

    5.Cezalar ve mantıklı sonuçlar:

    Cezalar etkili olması için:

    Cezaların olayla ilintili olmalıdır.

    Herhangi bir zaman da değil olayı takip eden zaman da olmalıdır

    Çocuk için uygulanabilir olmalıdır

    Çocukla önceden konuşulmuş olmalıdır

    Çocuğa karşı değil çocuğun yaptığına karşı olmalıdır.

    Önceden uyarılmalıdır.

    Ebeveyn ne yaparsa yapsın keyfe bağlı düşüncesiz yaşı ve duruma uygun olmayan cezalar çocuk ebeveyn ilişkilerini zedeler.

    Ebeveynde bir zamanlar çocuk olduğunu düşünmeli ve kendi yetiştirme deneyimlerini hatırlamalıdırlar.

  • Çocuğuma Nasıl Sınır Koyarım? Sınır Koymanın Faydaları Nelerdir?

    Çocuğuma Nasıl Sınır Koyarım? Sınır Koymanın Faydaları Nelerdir?

    Sınır koymak, çocuğun kendisini güvende hissederek hareket edebileceği alanı belirlemesine
    yardımcı ve yol gösterici olacak işaretleri çocuğa göstermek ve öğretmektir. Sınır koymak,
    çocuğun neleri yapıp, neleri yapamayacağını belirler ve sağlıklı gelişim için gereklidir. Çocuğu
    baskılamak, katı sınırlar koymak, her yönden kontrol altına almak demek değildir.
    Çocuklar neden sınırlara ihtiyaç duyarlar?
    Çocuklar içinde bulundukları dünyayı tanımak ve keşfetmek isterler. Bu süreçte de onları
    yönlendirici ipuçlarına ihtiyaç duyarlar. Sınırlar önemlidir çünkü çocuğa güvende olduğunu
    hissettirir. Keşfe çıktığı dünyada yapması ve yapmaması gerekenleri ve sergilediği
    davranışların sonuçlarıyla başa çıkmasını öğretir.

    Çocuğa sınır koymanın faydaları:
    Kurallar, sınırlar bizim hayatımızı kolaylaştırdığı gibi çocuklarında hayatını kolaylaştırır. Bizler
    yetişkin olarak hayatımızda sınırlara ve kurallara ihtiyaç duyarken çocukların bilişsel
    seviyesini düşündüğümüzde sınırlara, kurallara ve rutinlere ne kadar çok ihtiyaçları
    olduğunu anlayabiliriz. Çocuklar sınırlar olduğunda kendilerini güvende hissedebilirler.
    Örneğin, trafik ışıklarının olmadığını düşünün. Muhtemelen kendinizi güvende
    hissetmezsiniz. Bu örnekteki gibi, sınırlar olmazsa çocuklar için pek çok şey de daha karmaşık
    hale gelebilir. Sınırlar aynı zamanda çocukların sosyal becerilerinin gelişmesine de katkı
    sağlar. Bu şekilde çocuklar sosyal hayattaki kurallara uyum sağlamakta zorlanmazlar, hangi
    davranışının kabul gördüğünü, hangi davranışının kabul görmediğini öğrenirler fakat sınırlar
    olmazsa ve çocuğunuza onaylamadığınız bir davranışı yapmasına izin verirseniz, çocuğunuza
    o davranışının yanlış olduğunu öğrenmesini engellemiş olursunuz. Sınır ve kurallarla birlikte
    çocuklar; sorumluluk alma, kendini kontrol etme ve kendi kararlarını vermeyi öğrenirler.
    Çocuğa sınır koyarken, anne ve baba çocuğun yaptığı ve yapmak istediği davranışların
    sonunda bazı alternatifler sunar. Çocuk bunlardan birini seçer ve seçtiği seçeneğin sonucunu
    kabul eder. Bu şekilde çocuk duygusunu geliştirir.
    Tüm çocuklar koyulan sınırları test etmeye çalışır. Bu durum ebeveynlerin canını sıkabilir,
    zaman zaman onları yorabilir fakat sınırladı test etmek ve anne-babaya meydan okumak, bir
    çocuğun hangi davranışlarının kabul edilebilir ve hangilerinin kabul edilemez olduğunu
    öğrenmesini sağlar. Çocuğunuza hayır dediğiniz zaman, istediği şeyi onaylamadığınızı
    söylemiş olursunuz, o da bunun açık ve net bir sınır olduğunu anlar. Tam tersi, evet
    dediğinizdeyse istediği şeyi onayladığınızı söylemiş olursunuz. Bu aynı zamanda, aslında evet
    demek istemediğiniz ama çocuğunuz sizi yıprattığı ve onunla tartışamayacak durumda
    hissettiğiniz veya kötü adam/kadın olmak istemediğiniz için yine de evet dediğiniz
    durumlarda da geçerlidir. Bu gibi durumlarda çocukta bir kafa karışıklığı yaratmamak adına,
    çocuğunuza yalnızca onun yararına ise evet deyin, çünkü evet dediğinizde aslında öyle
    olmasa da istediği şeyi onayladığınızı varsayar.

    Çocuklar sınırlara ve kurallara uymadığı zaman ebeveynler neler yapmalı?
    Öncelikle çocuk sınır ihlali yapmak istediğinde ya da yaptığında hemen tepki göstermek
    yerine nedenlerini düşünün. Çocuklar zaten tedavi gereği zor bir süreçten geçtiği için onları
    dinlemek, anlamaya çalışmak çok daha önemli. Böyle bir durumda öncelikle çocuğunuzun
    anlatacaklarını dinleyin, ihlal etmek istediği veya ettiği sınırlara uygun sonuçlar belirleyin ve
    bu sonuçların ne olacağını önceden net bir şekilde açıklamayı unutmayın. Unutmayın ki
    tutarlı ve hepsinden öte kararlı olmak oldukça önemli. Tutarlı olunmazsa, çocuk yaptığı
    davranışın karşılığında ne alacağını ön göremez ve davranışını ona göre ayarlayamaz. Bu da
    onda kafa karışıklığına sebep olur.

    Çocuğa sınır koyma ile ilgili ailelere öneriler:
    Öncelikle çocuklara vermek istediğimiz mesajı net ve doğrudan vermelisiniz çünkü onlar
    kuralları ve kabul gören davranışları bilerek doğmuyorlar. Ebeveynler olarak bizim işimiz
    onlara öğretmek olduğu için kurallarımızı açık ve net biçimde anlatmalıyız. Kuralları söz ve
    davranışlarımızla öğretebiliriz fakat sözlerimizle davranışlarımız uymadığında çocuklar,
    sözlerimizi duymazdan gelir, davranışlarıyla bizleri deneyebilirler. Bu şekilde karşıdan gelecek
    tepkiye göre davranışlarını deneyimlerine göre ayarlamayı öğrenirler. Sınır koymanın zor
    olduğu çocuklar kurallarımızı ve beklentilerimizi belirlemek için sınırları zorlarlar. Bu tepkiler
    normaldir fakat her çocuğun mizaç özellikleri birbirinden farklı olduğu için her çocuktan farklı
    tepkiler görebiliriz. Çocukla ebeveyn arasındaki olumsuz ilişki de sınır koymayı zorlaştırabilir.
    Çoğu durumda sorun, sınırlar konusunda net olmayan iletişimden kaynaklanır. Bu sebeple
    sınırları belirlemek için net ve doğru bir iletişim kurmak oldukça önemlidir.

  • ŞIMARIK,SINIR VE KURAL TANIMAYAN ÇOCUKLARA EBEVEYNLER NASIL YAKLAŞMALI?

    ŞIMARIK,SINIR VE KURAL TANIMAYAN ÇOCUKLARA EBEVEYNLER NASIL YAKLAŞMALI?

    Şımarıklık tamamen anne-baba tutumları ile ilgilidir ve anne-babanın tutarsız yaklaşımlarından ileri gelir.Çocukların şımaŞrıklık göstermesinin merkezinde aileler vardır.Şımarıklık,çocuğun çevresindekilerin hatalı yaklaşımları ile büyür ve zamanla kalıcı hale gelir.Durumu detaylı olarak açıklayacak olursak;anne-baba olarak yaşamınızın merkezinde çocuğunuzun olduğunu hissettirir ve sadece ona hizmet ederseniz çocuk zamanla kendisinden başka kimseyi önemsememeyi öğrenecektir ve dolayısıyla empati yeteneği gelişmeyecektir.Ağladığı zaman,istekleri gerçekleşiyorsa zamanla uyum bozukluğu ortaya çıkacaktır.Çocukla otorite ilişkisini sağlam oturtmak gerekir,böylece çocuk nerede duracağını bilmeli,tekrarlanan hatalarının bedelinin olması gerektiğinin farkındalığını kazanmalıdır.Kısaca yerinde ödül ve yerinde ceza sistemi uygulanmalıdır.Anne ve babanın yakınları örneğin dedeler ve büyükannelerin yaklaşımları,çocuğun ebeveynlerini destekler biçimde olmalıdır.Çocuk herzaman tek bir otoriteyi beyninde şekillendirmeli ve ona göre davranmalıdır.

    Öfkelerini kontrol edemeyen çocuklar öfkeyi yetişkinlerden öğrendiği için,ebeveynler olarak sinirlerinizi kontrol altına almanız ve onlara olumlu model olmanız gerekiyor.Evde izlediğiniz şiddet içeren televizyon programlarına dikkat edilmeli,çocuk sinirlenip,saldırganlık eylemine geçtiğinde mahrum bırakma yöntemiyle ketlenmeli,keyif aldığı aktivitelerden mahrum bırakılarak,onunla konuşmalısınız. Bu yöntem mola yöntemine oldukça benzer bir yöntemdir.Örneğin;arkadaşına oyun esnasında vurması ve sizinde onu oyun ortamından uzaklaştırmanız,mola yöntemine örnektir,çocuk bu esnada saldırgan ve agresif olacaktır.Bu durumda;tutarlı olmalısınız,sabırlı olmalı ve vazgeçmemelisiniz.Çocuk saldırganlık halinde vurmak,ısırmak,tükürmek,atmak,kırmak,kendine zarar vermek gibi davranışlar gösterecektir bu esnada dayak ve inatlaşma tutumu asla olmamalıdır.Çocuk;sussun,ağlamasın,vurmasın diye birşeyler elde ederse bu davranışı pekişir.Bu durum,olumsuz davranışı pekiştirir.Yanıtsız kalmak ve ortamdan uzaklaştırmak olumsuz davranışı söndürür.Şunu unutmayın ki; çocuklar,kızgınlık yaratan durumlarda başetmekte zorlandıkları zaman öfke patlamaları yaşarlar.Bu durum,çok engellenen ve her istediği yapılan çocuklarda daha fazla ortaya çıkar.Şiddet ve saldırganlık hallerinin ortaya çıkmasına neden olan faktörler önceden önlenmelidir.Çocuğa öfke ve saldırganlık halinde soğuk davranmalısınız,mesafeli olmalısınız ama küsmemelisiniz.Küsmek hem çözüm getirmez,hem de iletişimi bloke eder.

    Bir başka konu ise sınır,kural ve sorumluluklardır.Sınır,kural ve sorumluluklar çocuklar için gereklidir.Çocuğun fiziksel,duygusal ve bilişsel olarak neler yapacaklarına dair bilgiye sahip olmalarıdır.Sınırlar, nerede durması gerektiğini algılamayı sağlar.Kural ve sınırlar belirlenmezse ileride kişilerarası ilişkilerde problemler yaşanır.Örneğin;kişisel odaya girip giremeyeceği ve sizinle nezaman oyun oynayacağı çocukların sınırları bildiği somut yerlerdendir.Neyi yapıp,neyi yapamayacakları hakkında çocuklara farkındalık kazandırır.Ancak, çocuklar herzaman sınırları zorlamaya çalışırlar.Bu durumda sınırı tanımladığınız yerde durmanız ve tutarlı olmanız gerekir.Çocuğa sınır hatırlatması yaparken hoşgörülü bir tutumda yaklaşmalısınız.Sınırları koyarken,tercih hakkını çocuğa sunarak seçenekler sunularak yapılması gerekir.Ancak çok katı tutumda kuralların olmamasına dikkat edilmeli ve ceza vermek yerine sevdiği şeylerden mahrum edilerek,kuralları daha iyi anlamalarına yardımcı olunmalıdır.Her yaş grubunda kural koyarken dikkat edilmelidir.Örneğin;0-4 yaş grubundaki çocuklarla çok fazla inatlaşmaya gidilmemelidir.Çocuklara 3 4 yaş itibaren oyuncaklarını toplama görevi verilmelidir ve verilen ödevleri çocuğun kendisinin yapması sağlanmalıdır.Ayrıca yaşı ilerledikçe sorumluluklarının arttırılması sağlanmalıdır.Sorumluluklarını birlikte değerlendirin ve liste haline getirin.Ve her sorumluluktan sonra takdir etmeyi unutmayın,teşekkür etmeyi ihmal etmeyin.Ayrıca Çocukların yaşına göre sorumluluklar vermeyi de göz ardı etmeyin.Örneğin 3-4 yaş çocuklarına sofra kurmaya yardımcı olması için verilen çatal,kaşıkları masaya yerleştirmesi istenebilir.Diş fırçalaması istenebilir,basit ev işleri verilebilir.Bu şekilde yaşa göre dengeyi sağlayabilirsiniz.

    Çocukların nasıl sakinleştirildiğine ve öfke patlamaları karşısında tutumlarının nasıl olduğuna gelirsek;fiziksel ve cezadan uzak durun.Çocuğa model olun,ev içinde agresif tavırlar sergilemeyin,çocuğa doğru davranış kalıplarını öğretin.İyi davranışlarını ödüllendirin,agresif tavırları karşısında ortamdan uzaklaştırın o uzaklaşmıyorsa siz uzaklaşın ve sakinliğinizi koruyun.Kızgınlığa kızgınlıkla cevap vermeyin,çocuğunuzu kızgınlık tepkisi yüzünden suçlamayın,tepkisini değiştirmesi konusunda yönlendirin.Öfke anında çocuklara özel ilgi göstemeyin ve sakinleştiğinde çocukla ilgilenin.Öfke nöbetleri 4 yaş olduğunda sıklıkla sona erer.Bunun bir geçiş dönemi olduğunu unutmayın,sabırlı davranın.Hayır kelimesini az kullanın ama yapılmaması gereken şeyleri anlatın,alternatif seçenekler sunun.Zıtlaşmayın,dikkatini başka yöne çekin.

    Çocuklar 18.aydan itibaren kendi farkındalıklarını fark ederler ve odak noktasının kendileri olduğunu algılayarak hareket ederler.Bu durum ise,çocukların inat tutumu sergilemelerini oldukça tetikler.Her dediğinize olumsuz tepki vererek ve kabullenmeyerek sizi aslında sınarlar.Size nekadar önemli olduklarını ve bir birey olduklarını göstermeye çalışırlar.Çocuğunuz herhangi bir konu yüzünden inatlaştığında sakinliğinizi koruyup daha önceden belirlemiş olduğunuz sınırları hatırlatın ve bunun,yumuşak bir ses tonuyla zıtlaşmaya gitmeden olmasına dikkat edin.Çocuk inat yüzünden huysuzlaştığında ilgi göstermeyin,İnatlaşma ortamı yaratmayın.Kuralları çocuğa uygulatırken gerekçelerinle birlikte,olumlu bir dilde anlatın.Unutmayın;çocuğun olumsuz davranışlarına yön vermek,ebeveynlerin hayatta elde ettikleri en önemli başarılardan biridir.Tüm ebeveynlerimize, bu kutsal yolda başarılar diliyorum.