Etiket: Sindirim

  • Ramazanda sindirim sistemini yormayın

    Yiyecek seçimi rahat bir sindirim sistemi için temeldir.

    Ramazan ayı boyunca, aniden değişen yeme düzeni sindirim ve boşaltım sistemlerinde çeşitli sorunlara yol açmaktadır.

    Oruç süresinin aşırı uzun olması nedeniyle iftarda kontrolsüz ve aşırı yemek yeme, öğünleri yeteri kadar çiğnemeden hızlı tüketme, sahurda yapılan yanlış beslenme gibi olumsuzluklar sindirim ve boşaltım sisteminde, kabızlık, şişkinlik ve gaz gibi problemlerle kendini göstermektedir.

    Bu gibi problemler, Ramazan ayı boyunca uygulanacak bazı yöntemlerle aşılabilir.

    Bu yöntemlerden bahsedecek olursak, dengeli ve sağlıklı bir metabolizma için çok önemli olan sindirim ve boşaltım sistemimiz dost bakteriler olarak adlandırdığımız probiyotiklere ihtiyaç duymaktadır. Probiyotikleri; kefir, yoğurt, turşu gibi gıdalardan rahatlıkla alabiliriz.

    Sindirim ve boşaltım sistemimizi yormadan bir Ramazan ayı geçirmek için iftarda da uygulanabilecek bazı yöntemler var. 16-18 saat süren açlıklardan sonra, kontrolsüz yemeyi önlemek adına, iftarı iki öğünde yapmak uygun olur. İftarın ilk öğününde, çorba, salata, ayran gibi gıdalar tüketilebilir. Beyne tokluk sinyallerinin 15 dakika sonra gitmeye başladığı için iftarın ilk öğününde alınacak hafif gıdalar yemek kontrolünün yapılmasını, dengeli beslenmeyi ve aşırı yemek tüketiminin önüne geçmeyi sağlar. İftarın ikinci öğününde, protein ağırlıklı yemekler, mevsim yeşillikleri, tam tahıllı ekmek, bulgur, esmer pirinç, karabuğday veya firik gibi tahıllar tüketerek iftarı sağlıklı bir öğünle tamamlanmış olur. İftardan 1 saat sonra yapılacak 35-40 dakikalık yürüyüşler yapılması da hem sindirim sisteminin konforunu arttıracaktır hem de kilo kontrolünün yönetilmesine yardımcı olacaktır.

    Rahat ve dengeli bir Ramazan ayı geçirip gün içerisinde kan şekerinin aniden düşmesi gibi durumlarla karşılaşmamak için sahurda alınacak gıdalar da büyük önem taşımaktadır. Sahurda, tam buğday unundan yapılan ekmek ve makarna, karabuğday gibi karbonhidrat bakımından zengin besinler tüketilmesi gün içerisinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olacaktır. Yumurtanın da iştah yönetimi üzerindeki olumlu etkileri bilinmektedir. Sahurda tüketilecek yumurta, gün içerisinde yaşanacak açlık krizlerinin önüne geçecektir. Sahur’un imsak saatinden 30-40 dakika önce yapılmalıdır. Aynı zamanda, iftar ve sahur arasında kısa süreli de olsa uyumak gün içerisinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olacaktır.

  • Çocuklarda besin allerjileri

    Besin allerjisi, özelikle de inek sütü allerjisi, çocuklarda yaşamın ilk yılında oldukça sık görülen bir hastalıktır. Sıklığının değişik çalışmalarda % 2 ile % 7,5 arasında (ortalama % 2-3) değiştiği bildirilmiştir. Anne, baba veya kardeşlerde atopik hastalık varsa sıklık % 60’a kadar çıkabilir.

    Yenidoğan ve süt çocuklarının en önemli besin kaynağı anne sütü ve inek sütünden hazırlanan mamalar olduğu için allerji yapabilecek proteinleri ancak bu yolla alırlar. İnek sütü proteinlerine karşı allerji gelişmesi en sık olup bunu soya proteini, daha büyük çocuklarda ise gluten ve yumurta gibi besinler izlemektedir. Günümüzde inek sütündeki çok sayıda proteinin allerjiye neden olabileceği anlaşılmıştır. Bunların başında betalaktoglobülin, laktalbumin, kazein, gammaglobulinler ve albumin gelmektedir.

    İnek sütü allerjisi küçük süt çocuklarında çeşitli sindirim sistemi belirtileri yanında solunum sistemi belirtileri, deri döküntüleri ve anafilaksi gibi farklı belirtilere de yol açabilir. Sindirim sistemi belirtileri ve deri reaksiyonları olguların % 50-60’ında, solunum sistemi belirtileri ise % 20-30’unda görülür. Besin allerjisinin sindirim sistemi belirtilerinin başında kusma ve ishal gelmektedir. Gastroözofageal reflülü çocukların % 16-24’ünde inek sütü allerjisi belirtilerinin de varlığı bildirilmiştir. Bunlardan başka karın şişliği, kanlı ishal, sindirim ve emilim kusurları sonucunda büyüme geriliği gözlenebilmektedir. Süt çocuklarında non spesifik kolitin (kalın barsak iltihabı) sık rastlanan nedenlerinden biri besin allerjisidir. Ayrıca infantil kolik (gazlı bebek) ve uyku bozukluklarından da besin allerjisinin sorumlu olabileceğini gösteren çalışmalar vardır.

    İnek sütü allerjisi küçük süt çocuklarında en sık bir hafta ile üç ay arasında ortaya çıkar. Ortaya çıkmasından sorumlu mekanizmalar henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak, rinit, ekzema gibi sindirim sistemi dışı belirtilerle seyredenlerin aşırı duyarlılık reaksiyonu şeklinde ve IgE’ye bağlı olarak dakikalar ya da saatler içinde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bir kısmının immun kompleksler aracılığı ile ve 4-12 saat içinde oluştuğu, kronik ishal ve malabsorpsiyon tablosunun ise gecikmiş aşırı duyarlılık reaksiyonu şeklinde geliştiği bildirilmiştir.

    İnek sütü allerjisi tanısında kan ve cilt testlerinin rolü tartışmalıdır. IgE ilişkisiz tip reaksiyonlarda kanda spesifik IgE negatif bulunur. “Prick test” olguların sadece % 25’inde pozitiftir. “Patch test” ise 6 aylıktan once % 50, bir yaştan sonra ise % 80 pozitif bulunur. Barsak tutulumu ile giden tipte ince barsak biyopsisinde çeşitli derecelerde hasarlanma, ödem, iltihabi hücrelerde artış görülebilir. Eğer kolit söz konusu ise yapılan kolonoskopik inceleme kalın barsaklarda kızarıklıktan ülserlere kadar değişen hasarlanma ve alınan biyopsilerde iltihap hücrelerinde artış gözlenir.

    İnek sütü allerjisi tanısında öncelikle besin allerjisinden şüphelenmek gerekmektedir. Sütün veya başka bir besin söz konusu ise o besinin diyetten çıkarılması ile semptomlar 72 saat içinde kaybolur. Mukoza hasarının düzelmesi ise bir ayı bulabilir.

    Challenge” (provakasyon testi), tanının doğrulanması için sadece şüpheli olgulara yapılmalıdır. Goldman kriterlerine göre 3 kez “challenge” yapılması riskli olması nedeniyle günümüzde artık kabul edilmemektedir. Allerjisi olan hastaya süt verildiğinde semptomlar 1-6 saat içinde tekrar ortaya çıkar. Bu durumda dışkıda iltihap hücreleri bulunur. Eğer bu dönemde barsak biyopsileri yapılırsa yukarıda tanımlanan hücresel reaksiyon görülür.

    İnek sütü allerjisi olan çocukların tedavisi inek sütü proteinlerinin diyetten çıkarılması ile sağlanır. Hastaların % 70-80’inin uygun bir eliminasyon diyeti ile 3. doğum gününden önce iyileştiği gösterilmiştir. Beş yıl içinde iyileşme oranı % 100’e yaklaşır. Bu çocuklarda diğer besinlere, özellikle soya proteinine karşı da çapraz allerji gelişmesi nadir değildir. Unutulmaması gereken başka bir husus bu çocukların anne sütü yoluyla da allerjenleri alabileceği ve söz konusu tipik semptomları gösterebileceğidir. Ayrıca bazı olgularda hipoallerjenik karakterde olduğu düşünülen protein hidrolizatı içeren mamalara karşı da allerji gelişebilir. Bu nedenle de tedavide en uygun mamalar protein içermeyen aminoasit bazlı mamalardır.

    Sonuç olarak, yenidoğan döneminden itibaren çok çeşitli klinik tablolarla karşımıza çıkabilen inek sütü allerjisinin daha iyi tanınması ile daha çok sayıda olgunun tanısı ve etkin şekilde tedavisi mümkün olabilecektir.

  • Fiziksel Rahatsızlıklarda Bilinçaltı Temizlik

    Fiziksel Rahatsızlıklarda Bilinçaltı Temizlik

    Bedensel Rahatsızlıkların Duygusal Karşılığı”

    BİLİNÇALTI TEMİZLİK

    Bedensel rahatsızlıkların oluşmasının en önemli sebebi aslında duyguların iyi ifade edilememesi ve gerektiği şekilde yaşanamamasıdır. Yani kişilerin fiziksel hastalıkları aslında onların duygu dünyalarını ortaya koyar. Bu duygu karmaşasının çözülmesi de kişinin kendi kendisini iyileştirmesini sağlar. Bunlardan en yaygın olanları şu şekildedir;

    Kalp

    Kalp, damarlarımızda kanın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayan mekanizmanın hareket noktasıdır. En önemli işlevi vücuttan oksijence fakir kalan kanı akciğere, akciğerden oksijence zenginleştirilmiş kanı vücuda pompalamaktır.
     

    Bilinçaltı Temizlik

    Biriktirilen duygusal bloklar: Keder, kalp kırıklığı, korku, kayıp, üzüntü reddedilme, ıstırap, hüzün, incinme. Yaşama veya ölmeye dair korku, sevginin bloke edilmesi, alma ve verme arasındaki dengesizlik.

    Akciğerler:

    Akciğerler vücudumuzda akan kanın temizliğinden sorumlu organlardır. Nefes yoluyla aldığımız oksijenin kana yayılmasını sağlarken kandaki karbondioksiti de dış ortama vermemizi sağlar.

    Bilinçaltı Temizlik

    Biriken duygular iyi ifade edilemeyince: Öfkeye ve korkuya bağlı astım, ağrılı öksürük, halsizlik, isteksizlik.

    Mide:

    Vücudumuzun hayatını sürdürebilmesi için ihtiyacı olan enerjiyi yani besinleri aldığımız ve işlediğimiz organdır. Besin maddelerinin çoğunun sindirimi burada başlar ve ince bağırsakta devam eder.

    Bilinçaltı Temizlik

    Geçmişimizden bu yana saplantı olarak bizi takip eden düşünceler ve duygular midemizi olumsuz etkileyen en önemli unsurlardır. Değişmeye karşı olan direnç, kabullenememe, kızgınlık, kabullenilmeme ve benzeri duygular midenin fazladan asit salgılamasına sebep olur. Bu şikâyetler ilerleyen dönemlerde ülsere dönüşebilir.

    İnce Bağırsaklar:

    İnce bağırsaklar mideden sonra besinlerin sindirim esnasında uğradığı ikinci duraktır. Midede kısmi olarak sindirilmiş olan besinlerin çoğunun sindirimi burada devam eder. Kimyasal olarak pankreastan salgılanan safra sıvılarıyla sindirilen besinler buradan kalın bağırsağa iletilir.

    Kalın Bağırsaklar:

    Kalın bağırsak sindirimin son basamağı olup besin tortusunda kalan son minerallerin, vitaminlerin ve suyun emiliminin yapıldığı organdır.

    Bilinçaltı Temizlik

    Karın bölgesinde biriken duygusal bloklar: İyi ifade edilmeyen korku ve kızgınlık hislerinin ve suçluluk duygusunun en çok zarar verdiği organlar alt karın bölgemizde yer alan ince ve kalın bağırsaklarımızdır.

    Karaciğer:

    Vücudumuzdaki en büyük organ karaciğerdir. Vücudumuza giren tüm zararlı maddelerden, sindirim enzimlerinin birçoğundan ve vücudumuzun kimyasal dengesinin önemli bir yüzdesinden karaciğer sorumludur. Fazla besinleri yağa çevirerek depo eder ve açlık durumunda kullanılmak üzere saklar.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Korku ve kızgınlık hisleri uzun vadede bizimle beraberse karaciğerde birikir.

    Safra Kesesi:

    Karaciğerin hemen alt kısmında yer alan safra kesesi sindirim sisteminin önemli bir parçasıdır. Karaciğerde üretilip sindirim esnasında salgılanmak üzere burada biriktirilen safra sıvısı, vücudun kimyasal sindiriminin en önemli parçasıdır. Yağları ve proteinleri yıkmaya yardımcıdır.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Öfke, üzüntü, kızgınlık, acı ve sıkıntı

    Pankreas:

    Pankreas, karaciğerde üretilen ve safra kesesinde depolanan safra sıvısını sindirim yoluna salgılayarak besinlerin kimyasal olarak sindirilmesini sağlayan önemli bir sindirim organıdır. Ayrıca insülin ve glukagon hormonları sağlayarak kandaki şeker düzeyinin korunmasına yardımcı olur.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Yaşamdan alınan keyif ve yaşama olan bağlılık azalır.

    Dalak:

    Vücudun kan üretiminde ve deposunda önemli bir yere sahiptir.

    Biriktirilen duygusal bloklar: Geçmişe dair bitirilmemiş şeylerin zarar verdiği bölgedir. Geçmiş ile bu şekilde bir bağ kurmak da kişinin yaşamına zarar verebilir.

    Böbrekler:

    Böbrekler vücudun su dengesini ve yoğunluğunu korumaya ve zararlı maddeleri vücuttan su ile seyrelterek uzaklaştırmaya çalışır. Kanın süzülmesi, su miktarının sabitlenmesi ve bedenin asit dengesinin sağlanması böbreklerin görevlerindendir.

    Adrenallerde/ böbreklerde biriktirilen duygusal bloklar: Vücudun travma noktası olan böbrek üstü bezleri böbreklerin bir parçası olup duygu durumumuzdan böbreklerle birlikte etkilenirler. Adrenalin hormonunun salgı noktası olan bu bezler sempatik sinir sistemini uyarır ve böyle etkilenme durumlarında ciddi bir artışa sebep olabilir. Bu gibi durumların mutlaka tedavisi gerekmekle birlikte vücuda verebileceği çeşitli zararlardan da korunmak gerekir.

    Endokrin Bezlerimiz:

    Epifiz: Epifiz bezi vücudun iç hareketleri e iç dengesi ile ilgilenir ve çeşitli salgılarla vücudun hormon dengesinin korunmasına ve düzenin sürdürülmesine yardımcı olur.

    Hipofiz: Hipofiz bezi vücudun orkestra şefi olarak bilinen bir bez olup tüm hormonların salgılarının dengesinin korunmasından sorumludur. Diğer bezleri uyararak vücudun hormon düzenini sağlar ve özellikle cinsel hormonların salgılanmasında önemli bir yere sahiptir.

    Tiroit: Tiroit bezi vücudun metabolik düzeyinin sabit tutulması ve büyüme hormonlarının salgılanmasından sorumludur.

    Timüs: Timüs bezi lenf sisteminin önemli bir bileşenidir. T lenfositlerini üretebilme kapasitesiyle bilinir. T lenfositleri kanserli hücreleri tanıyıp onlara saldırabilecek hücrelerden birisidir.

    Adrenal Bezleri: Adrenal bezler böbrek üstü bezleri olarak da bilinirler ve vücudumuzda önemli bir göreve sahiptirler. Tehlike detektörü olarak tanımlayabileceğimiz bu bezler hayati bir tehlikeye girebileceğimizi hissettiği anda adrenalin hormonunun salgısını artırır ve vücudun tamamen uyanık ve çevresinin farkında olmasını sağlar.

    Yumurtalıklar, Testisler: Vücudun üreme hormonlarının bir kısmından ve üreme hücrelerinin üretiminden sorumlu olan bezlerdir. Dişilerde yumurtalık, erkeklerde testis olarak varlıklarını sürdürürler.

    Biriktirilmiş Duyguların Daha Başka Bulundukları Yerler

    Baş:

    Beynimizi içerisinde barındırması sebebiyle aslında bedenimizin yönetim merkezinin bulunduğu yerdir. Geçmişten günümüze yaşadığımız her şeyin kaydının tutulduğu ve fiziksel, duygusal hatta ruhsal olarak yaşanmışlıkların biriktirildiği yerdir. Bu anlamda sağlıklı tutulması açısından hislerin doğruca yaşanması ve bastırılmaması önemlidir. Çünkü yaşanmamış veya yarım kalmış her şey kafamızda birikir. Buna bağlı olarak yaşanan stres, üzüntü, kabullenememe benzeri duyguların ilk zarar verdiği alanlardan birisidir. Baş ağrıları kimi zaman bu sebeplerden dolayı ortaya çıkar.

    Gözler:

    Gözler vücudumuzdan dünyaya açılan pencereler olarak kafamızın içine yerleştirdiğimiz her şeyin ilk algı merkezidir. Kadınlarda ve erkeklerde cinsel hormonların salgıladığı ve üreme hücrelerinin üretildiği bezlerle bağlantılıdır. Gözyaşı kanallarını barındırması sebebiyle de duygu durumundan kolaylıkla etkilenir.

    Kulaklar:

    İşitme merkezi olarak dış dünyadan ses yoluyla aldığımız her türlü bilginin ilk ulaştığı organdır. Duymak istediğimiz veya istemediğimiz her şeye kulak aracılığıyla maruz kalabildiğimiz için duygu durumumuzu belirlemede de önemli bir yere sahiptir. Ayrıca yarım daire kanalları ve östaki borusu sayesinde vücudumuzun basınç dengesini ayarlar.

    Boğaz:

    Kendini ifade etme, ses üretme ve iletişimi bu aracılıkla kurmak için kullandığımız ilk organdır. Söyleyeceklerimizi ifade etmede kullandığımız için duygu dünyamıza etkisi büyüktür.

    Boyun:

    Kafamıza ve duruşumuza destek olma niteliği taşıyan, hareket sisteminin ve omuriliğin önemli bir parçasını oluşturan organdır. Beyinden vücuda giden sinirler bu noktadan geçer ve bu anlamda boyun önemli bir işleve sahiptir.

    Bağırsak Bölgesi:

    Sindirim sisteminin önemli bir parçası olan bağırsak bölgesi vücudun strese maruz kaldığında en çok etkilenen bölgelerinden birisidir. Kabızlık, diyare ve benzeri sıkıntılar stres halinde ortaya çıkar ve ilerleyen durumlarda daha ağır hasarlar bırakabilir.

    Yumurtalıklar/ Rahim:

    Kadınların üreme hücrelerinin üretildiği, hamilelik ve aylık döngü süreçlerinin gerçekleştiği organlar olup, kadınlarda stres ve üzüntüden en çok etkilenen bölgelerden birisidir. Adet döngüsünün değişmesi gibi etkilerle ortaya çıkabilecek olan suçluluk, öfke, stres ve benzeri duygular, ciddi durumlara da yol açabilir.

    Mesane:

    Böbreklerden süzülen atıkların vücuttan uzaklaştırılmadan önce depo edildiği alandır.

    Prostat:

    Erkeklerin boşaltım sisteminin bir parçası olan bu organ çok hassastır ve erkek bedeninde oluşan olumsuzluklardan ilk etkilenen alanlardan birisidir.

    Kalçalar:

    Vücudun bel ile birlikte ele alındığında en önemli destek ve ayakta durabilme mekanizmasıdır. Hareketlerimizin büyük bir çoğunluğu burada bulunan kemiklerle gerçekleştirilir.

    Dizler:

    Vücudumuzun ağırlığının eşit olarak dağılmasını ve hareketinin kolaylaşmasını sağlayan yapılardır.

    Bilekler:

    Düşünme, inceleme ve analiz etme konusunda ipuçları sağlar.

    Ayaklar:

    Yürümemiz ve dengede durabilmemiz açısından çok önemli bir yere sahip olan yapılardır. Bedenin ağırlığını eşit olarak yere dağıtırlar bu sebeple hareket ederken zorlanmamıza engel olurlar. Ayrıca toprakla teması halinde bedenimizde bulunan fazla negatif enerjiyi atmamıza yardımcı olurlar.

    Omuzlar:

    Yaşama bağlı olarak yüklerin taşınmasını ve sorumlulukları simgeleyen bir anlama sahiptir. İnanışa göre kendi yaşamımızdaki duygusal yani manevi yükler sol omuzda, maddesel yani maddi yükler de sağ omuzda taşınır.

    Üst Sırt:

    Üst sırt da yine omuzda yapılan ayrım gibi sağ ve sol şeklinde bir nitelendirme ayrımına sahiptir. İnanışa göre sağ omuz kızgınlık ve türevi duyguları taşırken sol omuz hüzün ve üzüntü benzeri duyguları taşır.

    Alt Sırt:

    Alt sırt, üst sırt gibi bir ayrıma sahip olmamakla birlikte daha çok cinsellikle ilgili biriktirilmiş olan duyguların taşındığı bir alandır.

    Kuyruk Sokumu:

    Yaşama dair hayatta kalma, başarıya ulaşma, canlılığı sürdürme ve benzeri hayatsal ve içsel korkuların yer aldığı bölgedir.

    İnsan yapısı itibariyle duygu durumu, beden durumu ve ruh durumu olarak üç kısımdan oluşur. Bu kısımlar birbirlerine bağlı olarak hareket eder ve birinin bozulması diğerlerini de olumsuz bir şekilde etkiler. Örneğin, psikolojik yapının bozulması bedensel hastalıklara yol açabileceği gibi ruh durumunun dengesizleşmesi de psikolojik sıkıntılara yol açabilir. Bilinçaltında biriken olumsuz duygular biriktikçe vücuda zarar vermeye ve bedenin en savunmasız olduğu fiziksel noktadan ona da saldırmaya başlarlar. Aslında fiziksel tedavilerle düzeltilmeye çalışılan bu problemlerin ana kaynağı kimi zaman bilinçaltında veya üstünde güncel olarak maruz kalınmış olan veya birikmiş olan sıkıntı ve stresin bir nevi ortaya çıkma ve kendini gösterme biçimidir. Bu sebeple kimi zaman fiziksel tedavinin yanı sıra terapi ve duygularını tanıma da hastaların tedavi edilme sürecini kolaylaştırır.

    Bizlere düşen de duygu durumu, beden durumu ve ruh durumu olarak nitelediğimiz kol kola gezen üç kardeşin birinde çıkan sıkıntının diğerlerini de aynı şekilde olumsuz etkileyeceğini bilmek ve bunlardan birisinde meydana gelen hasarı tedavi etmek için önceden terapiste, psikoloğa, psikiyatriste veya doktora mutlaka görünmek. Unutmamalı ki bilinçaltı dünyamızdan haberdar olduğumuz ve onunla iş birliği içinde olduğumuz sürece, fiziksel bedenimiz de bundan olumlu etkilenecektir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.