Etiket: Sık

  • Kanser ağrısı

    Kanser tedavisi gören hastaların yaklaşık üçte birinde ağrı olur. İlerlemiş kanser olgularında (yayılmış ya da tekrarlamış) bu oran yaklaşık üçte ikiye çıkar. Bu hastalar için, ağrının kontrol altına alınması ve semptomların kontrol altında tutulması tedavinin önemli hedeflerindendir.

    Ağrı, yaşam kalitesinin her yönünü etkiler. Kronik ağrısı olan hastalar ( hafif, orta, şiddetli ama uzun süreli) günlük rutin aktivitelerine yeterli katılamazlar, uyku ve yeme sorunları olabilir, ve aileleri ve arkadaşlarının ne hissettiklerini her zaman anlayamadıklarını düşündükleri için hayal kırıklığı içinde olabilirler.

    Kanser ağrısı sık görülen bir sorundur, yalnız deneyimli bir ekip tarafından tedavi edilebilir. Bu ekip cerrah, medikal onkolog, ağrı uzmanı, psikiyatri uzmanı, psikolog, onkoloji ve algoloji hemşirelerinden oluşmalıdır. Her hastanın birbirinden farklı olduğu ve yapılacak tedavinin her hastanın bireysel ağrı durumuna göre düzenlenmesi gerektiği unutulmamalıdır.

    Ağrı Kontrolünüz İçin Doktorunuza Sormanız Gerekenler:

    Ağrımı azaltmak için ne yapılabilir?

    Eğer ilaçlar ağrımı azaltmaz ise ne yapabiliriz?

    Ağrı kontrolüm için başka hangi seçeneklerim var?

    Ağrım için kullandığım ilaçların ne gibi yan etkileri ile karşılaşabilirim?

    Bu yan etkiler ile baş etmek için ne yapılabilir?

    Tedavim günlük aktivitelerimi sınırlandıracak mı( çalışmak, araba kullanmak, v.b)

    Neler Ağrıya yol açar?

    Kanserli hastalarda ağrı farklı sebeplere bağlı görülebilir. En sık neden kanserin kendisidir. Kanser yumuşak dokulara (adale, bağlar, vb.), organlara veya kemiğe yayıldığında, sinir yaralanmasına bağlı, kanserli doku bir sinire bası yapıyor ise ya da kafa içindeki basıncı arttırmasına bağlı ağrı olabilir. Cerrahi, radyoterapi ya da kemoterapide ağrı yapabilir. Bu durumda ağrı tedaviye bağlı olarak adlandırılır. Kolu yada bacağı kesilmiş bir hastada kayıp olan uzuvda halen ağrı hissedebilir (phantom ağrısı). Bu ağrı gerçektir ancak nedeni bilinmemektedir. Pekçok kemoterapotik ajan uyuşma, karıncalanma ve yanma yapabilir. Radyasyon ise ağrılı cilt irritasyonu yapabilir.

    Bazende ağrının kanserle ya da tedavisiyle hiçbir ilgisi yoktur. Kanserli hastada herkeste olabilecek başağrıları, adele ağrıları görülebilir. Bazende gene herkeste olabilecek bir bel ya da boyun fıtığı ağrının sebebi olabilir.

    3 tip ağrı vardır:

    ViseralAğrı: Ağrı organda kanserin yaptığı doku hasarı sonucu görülür. Sıklıkla tek noktada olmaz, sızı şeklinde keskin bir ağrıdır.

    SomatikAğrı: Belirli bir bölgede cilt, adele veya kemik tutulumu sonucu olur. Bıçak saplanır gibi, zonklayıcı veya bir baskı hissi şeklinde ifade edilir.

    NöropatikAğrı: Periferik ya da santral sinir sistemi yapılarındaki yaralanma veya basılarına bağlı ortaya çıkar. Sinir yaralanması ya da basısı bir periferik sinir ya da omurilik yaralanmasına veya herikisinin birden yaralanmasına bağlı olabailir. Keskin, yanıcı bir ağrı olarak ifade edilir.

    Ağrının tipini saptamak önemlidir, çünkü her biri farklı tedavi edilir.

    Kanser Ağrısının Tedavisindeki Engeller

    Aslında hemen hemen tüm kanser hastalarının ağrıları kontrol altına alınabilmesine rağmen gene de bu hastalardaki ağrının etkili şekilde kesilmesi halen bir sıkıntı olabilmektedir. Bunun temel nedeni bilgi yetersizliği, inanışlar ve korkulardır.

    BağımlılıkKorkusu: Pek çok hasta opioid (narkotik benzeri ilaçlar)kullanımının bağımlılık yapacağına inanır. Fakat bu nadiren görülen bir durumdur. Sadece şeker hastalarının insülin ihtiyaçlarındaki değişim gibi kanser hastalarındaki ağrılarda da ilaçlarının ihtiyacında değişiklik olabilir.

    YanEtkilere KarşıKorku: Hastalar genellikle gelişebilecek yan etkilerden korktukları için verilen dozun azını kullanırlar. Oysa ki söz konusu yan etkiler önlenebilir ve düzeltilebilir.

    YetersizBilgi: Kanser hastalarındaki ağrı tedavilerinin mutlak suretle bu konuda deneyimli, alternatif tedavileri bilen ekipler tarafından tedavi edilmesi gerekir.

    YetersizAğrıSkorlaması: Hastalar sıklıkla kendilerine sorulmadan ağrılarından bahsetmezler. Güçlü görünmek isterler. Bazen de mevcut ağrının ne anlama geldiğini öğrenmekten korktukları için kendilerine sorulsada ağrılarından söz etmezler. Bu nedenlerden pek çok hastanın ağrısı çözümsüz kalır.

    Doktorlar Hastaların Ağrısını Nereden Bilecek?

    Kanser ağrınızın tedavisine başlamadan önce doktorların hastaların ağrısı hakkında detaylı bilgiye ihtiyaçları vardır. Bu bilgiler hastadan ya da aile üyeleri ya da arkadaşlarından alınan tıbbi öykü, hastanın fizik muayenesinden gelir.

    Hastalara ağrıları hakkında aşağıdaki sorular sorulur.

    Ağrınızın şiddeti nedir?

    Ağrınız nerede?

    Ağrılar günlük aktivitelerinizi ne kadar etkiliyor?

    Ağrılar somatik mi, viseral mi ya da nöropatik mi?

    Ne zaman başladı?

    Ağrılar herhangibir şekilde değişiklik gösterdi mi?

    Ağrınızı daha iyi ya da daha kötü yapan herhangibir şey var mı?

    Aldığınız tedaviye bağlı yan etkiler yaşıyormusunuz?

    Daha önce psikolojik sorun yaşadınız mı?

    Ağrı ve ağrı kontrolü hakkında ne biliyorsunuz

    Tüm sorular cevaplandıktan, fizik muayeneniz yapıldıktan sonra gerekir ise x-ray, MR ve kan testleri tedavinizi planlamak adına istenebilir. Mesela ağrı bir kemik ağrısı ve bir kırıktan şüpheleniliyor ise bir röntgen uygun olacaktır.

    Ağrı Değerlendirme Skalası

    Hastaların ağrılarını ifade etmelerine yardımcı olmak amacıyla kullanılır. Bu skalalar 3 yaşından büyük hastalarda kullanılabilir.

    En sık kullanılan Skalalar Şunlardır:

    Kanser Ağrısı Nasıl Tedavi Edilir?

    Ağrınız ile ilgili tüm araştırmalar yapıldıktan sonra bir tedavi planı oluşturulur ve sizinle tartışılır. Kanser ağrısı altta yatan kanserin kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahisi gibi seçeneklerle tedavisinide içeren pek çok yol ile azaltılabilir. İlaçlar tedavi aşamasında öncelikle başvurulacak yöntemlerdir. Opioidler ( narkotikler, en güçlü mevcut ağrı kesiciler) ve opioid dışı ilaçlar, ilave ağrı kesiciler ( başka hastalıklarda esasen kullanılan ancak bazı özel durumlarda ağrıyı azaltabilen ilaçlar) bu amaçla kullanılabilir. Fizik tedavi ya da cerrahi bazı hastalarda tedavi seçeneği olabilir. Ağrıların mevcut tedavilere yanıt vermediği ya da ilaçlara yan etki ortaya çıktığında omurgaya takılan ağrı pompaları ve ağrı pilleri ağrıyı azaltmak amacı ile kullanılabilir.

    Hasta ve Ailesinin Eğitimi

    Hasta ve ailesi için önemli bazı mesajlar aşağıdadır:

    Ağrı ile yaşamanın hiçbir yararı yoktur.

    Ağrı çoğunlukla ağızdan alınacak bir takım ilaçlar ile kontrol altına alınabilir.

    Eğer bu ilaçlar yetersiz kalırsa ağrıyı azaltmak için farklı alternatif tedaviler mevcuttur.

    Morfin ve morfin benzeri ilaçlarağrıyı dindirmek için sıklıkla kullanılır. Bu ilaçlar kanser hastalarında ağrıyı azaltmak amacı ile kullanılırlarsa nadiren bağımlılık yaparlar.

    Doktor ve hemşireler ile iletişim çok önemlidir.

    Doktorlar ve hemşireler siz söylemeseniz sizin ne kadar ağrınız olduğunu bilemezler.

    Doktorlar ve hemşireler ilaçların sebep olabileceği sorunları bilmek isterler, çünkü bu sorunlar için yapılabilecek her zaman birsey vardır.

    Doktorlar ve hemşireler ilaçların temin edilmesi ya da kullanılması ile ilgili bir sorun olup olmadığını bilmek isterler.

    Eğer ağrınızda düzelme olmuyor ise doktorunuza sizi mutlaka bir ağrı uzmanına yönlendirmesini isteyin.

    Bununla birlikte doktorunuz ağrı tedaviniz için kullanılacak ilaçlar ile ilgili gerekli önemli bilgileri verecektir. Ancak aşağıda belirtilenlerin yazılı olarak elinizde olması sonradan hata yapmamak için çok yardımcı olacaktır.

    Reçete edilmiş tüm ilaçların listesi, hangisi hangi amaçla kullanılıyor? Ne zaman ve nasıl alınmalı?

    Olası gelişebilecek komplikasyonlar? Gelişmesi durumunda yapılması gerekenler?

    Alınması sakıncalı ilaçların listesi?

    Kontrol randevu zamanı

    Sorularınız için ya da muhtemel sıkıntılarınız için hafta içi mesai saatlerinde, ya da akşam saatlerinde ya da hafta sonu ulaşılabilecek telefon numaralarının listesi:

    İlaçları alımında yaşanabilecek sıkıntı durumunda

    Ağrının karakterinin değişmesi, yeni gelişen ağrı ya da ilaçların ağrıyı azaltmaması durumu

    1 günden fazla beslenmenize engel olan bulantı ve kusma

    Barsak hareketlerinin 3 günden uzun süreli durması

    Hastanın gün içinde uyandırılmasında ya da uyanık tutulmasında yaşanabilecek sıkıntılar

    Ağrı İlaçlarının Yan Etkileri Nelerdir ve Nasıl Kontrol Altına Alınır?

    Opioid kullanımı sonrası gelişen yan etkiler sıklıkla kolayca kontrol altına alınabilir. İlk kullanılmaya başlandıklarında bazı hastalarda uyku hali bazılarında ise bulantı görülebilir. Kusma çok sık olmaz. Çoğu hastada bu yan etkiler 1-3 gün içerisinde ortadan kalkar. Gelişebilecek bulantı ve kusma için bugün kullanılabilecek farklı bulantı giderici ilaçlar bulunmaktadır. Uyku hali ve sersemliği azaltmak için opioidler düşük dozlarda başlanır ve doz ayarlaması yapılır. Dozu ayarlamadaki temel amaç en düşük yan etki ile maksimum ağrı giderici etkiye ulaşmaktır.

    Opioidler pek çok hastada belli oranda kabızlığa yol açar. Kabızlık genellikle kullanıma başladıktan birkaç gün sonra ortaya çıkar ve ilaç kullanımı boyunca devam eder. Kabızlık bazen çok ağrılı olabilir, hatta hastanede yatmayı gerektirebilir, bu yüzden eğer mümkünse gelişiminin önüne geçilmelidir. Aşağıdaki yollar izlenerek genellikle kabızlık gelişimi önlenebilir:

    Sıvı alımının arttırılması

    Meyve, sebze gibi lifli ürünlerin alımının arttırılması

    Doktorunuz ya da fizyoterapistiniz bilgisi ve önerisi ile egzersiz yapılması

    Gereğinde laksatiflerin, barsak yumaşatıcılarının kullanımı

    İlaç Toleransı

    Ağrı için opioid kullanan bazı hastalarda zaman içinde daha yüksek dozların verilmesi gerekebilir. Bu ağrının artmasından dolayı veya ilaç toleransı gelişimi sonucu olabilir. Eğer tolerans gelişirse genellikle dozda küçük artışlar ya da ilacın değiştirilmesi ağrının azaltılmasına yardımcı olacaktır. İnsanlar bazen ilaç toleransı ile bağımlılığı aynı şey zannederler. Her ikisi birbirinden çok farklıdır. Tolerans zaman içinde gelişir, aynı etkiyi alabilmek için daha yüksek doz ilaca vücudun ihtiyacı olduğunu gösterir. İlaç dozunun arttırılması bağınlılık bulgusu değildir.

    Opioidleri Sonlandırma

    Opioidlerin aniden kesilmesi bazen grip benzeri bir hastalık veya ishal gibi bazı semptomların ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle yavaş yavaş kesilmelidir. İlaç kesimi ile ilgili doktorunuz sizi bilgilendirecektir.

  • Hamilelik ve bel ağrısı

    Bel ağrısı hamilelik esnasında oldukça sık karşılaşılan bir yakınmadır. Görülme sıklığı %75 civarıdır. Diğer bir deyişle her 4 kadından 3ü gebelik periyodu boyunca bu yakınmaya maruz kalmaktadır. Bebek doğduktan sonra ise tüm ağrılar büyük oranda geçmektedir.

    Hamileliğin her aşamasında ağrılara neden olan farklı faktörler bulunmaktadır. Gebelikte ortaya çıkan bel ağrılarının en önemli nedenlerinden biri, omurga, pelvis, kuyruk sokumu kemiklerine binen yükün artması ve bu kemiklerdeki aşırı yüklenmedir. Hamilelik esnasında salgılanan çeşitli hormonlar bel ağrılarınında içinde bulunduğu farklı gebelik semptomlarının oluşumunda suçlanmaktadır. Hamileliğin erken evrelerinde artan hormon düzeyleri özellikle eklemlerde enflamasyonun ve hassasiyetin artmasına yol açar. İkinci trimestr itibari ile bebeğin büyümesi ile birlikte kaburgaların ve pelvis genişlemeside bu hassasiyeti arttırır.Postür değişiklikleri hamileliğin erken evrelerinde aslında başlamaktadır. Bu değişiklerile birlikte adalelerde artaya çıkan kontraksiyonlar ve sinirlerdeki gerilmeler ağrının bir başka nedenidir. Hızla büyüyen rahim ve içinde gelişmekte olan bebek bel ve pelvik bölgede ileri gerilmeye neden olmaktadır. Normal bel omurga eğriliği artmakta buda sinirlerde sıkışmaya yol açabilmektedir. Relaxin adı verilen hormon özellikle hamileliğin yedinci ayı itibari ile artmakta ve doğum olayının daha rahat gerçekleşmesine imkan tanımaktadır. Bunu yaparken adale ve ligamanları gevşetmekte buda ağrının artmasına yol açabilmektedir. Tüm bu hadiseler hamileliğin normal bir süreci olmakla ve sağlıklı bebek gelişimi ve doğum için gerekli olmakla birlikte, her biri bel ağrısı, kalça ağrısı, uyluk bölgesinde ağrı, bacak ağrısı, kalçada ve bacakta uyuşma,bacaklarda kuvvet kaybına yol açabilir. Semptomlar normal bir süreç sonrası ortaya çıkıyor ve sık görülüyor olabilir. Ancak gebe kadınlar bununla yaşamak, bu ağrılara katlanmak zorunda değillerdir. Gebelikte ortaya çıkan tüm semptomlar gibi, doktorunuzun şikayetleriniz konusunda bilgi sahibi olması ve altta yatabilecek olası nedenler hakkında gerekli araştırmaları yapması gerekecektir. Potansiyel olarak neden olabilecek tüm sorunlar elimine edildikten sonra ağrıları azaltmanın çeşitli yolları bulunmaktadır.

    Hamilelik esnasında bel ağrısını azaltmanın yolları:

    Duruşunuza dikkat edin. Bebeğiniz büyüdükçe ağırlık merkeziniz ön tarafa doğru kaymaktadır. Ön tarafa düşmemek için vücudunuzu kompanse etmeye çelışırken sırt adalelerinizi gerebilirsiniz buda bel ağrısına yol açacaktır. Bu nedenle postur çalışmaları çok önemlidir. Başınız ve omuzlarınız dik, mümkün olduğunca öne eğilmeden gergin vaziyette durmaya özen gösterin. Araba kullanırken doğru postürde olduğunuzdan emin olun. Dizleriniz kalçanızdan yukarda olmalı ve dirsekleriniz direksiyonu tutarken rahat şekilde kırılabilmelidir.

    Özenle oturup kalkın. Ayaklarınız hafif yukarıda olacak şekilde oturun.Sırtınıza destek olacak bir sandalye seçin veya belinize destek olacak uygun bir yastığı arkanıza yerleştirin. Sık pozisyon değiştirin ve uzun süre ayakta kalmamaya özen gösterin. Eğer uzun süre ayakta kalmanız gerekiyorsa bir bacağınızı ufak bir basamak üzerinde dinlendirerek omurgaya binen yükü azaltın.

    Eğilme ve yük kaldırma tekniklerinizi geliştirin. Eğilirken dizlerinizi kırın ve mutlaka omurganızı dik turun. Yük taşırken tüm ağırlığı bacaklarınıza verdiğinizden emin olun ve cismi olabildiğince vücudunuza yakın tutun. Eğer taşımanız gereken yük ağırsa mutlaka yardım alın.

    Yan yatarak uyuyun. Sırtınız üzerinde değil yan yatmaya özen gösterin. Bir yada her iki dizinizide kırın. Her iki dizinizin arasına ve hatta karnınızın altına yastık koymak ağrıları azaltmada yardımcı olacaktır.

    Doğru kıyafet ve ayakkabıları kullanın. Kısa topuklu ayakkabıları tercih edin. Alçak ve destekleyici bel bantı bulunan hamilelere özel pantolonları giyin. Hamileliği destekleyici kemerler kullanmaya dikkat edin.

    Fit kalın. Düzenli egzersizler belinizi güçlendirir ve sıklıkla ağrınızı azaltmada büyük yardımı olur. Doktorunuzun onayı ile yüzün, yürüyüşler yapın, yer bisikleti kullanın. Sık istirahat etmeye özen gösterin.

    Egzersiz yapın. Adalelerinizi güçlendirecek ve esnek hale getirecek tüm egzersizler özellikle pilates çok yararlıdır. Yalnız egzersizlerin bilinçli yapılması, aşırıdan uzak kalınması, eğer bir merkezde yapılıyor ise eğitmenlerin hamileliğin erken döneminde dahi gebelik konusunda haberdar edilmesi önemlidir.

    Bol su için. Her gün bol miktarda temiz su içerek enflamasyon ile neticelenen hormonal değişimlerin etkisini azaltabilirsiniz. Sık aralıklar ile azar azar su içmek, seyrek aralıklar ile bol su içmekten çok daha yararlıdır.

    Buz tatbik edin. Enflamasyonu azaltıcı yöntemlerden biride yangının olduğu alana buz tatbik edilmesidir. Hamilelikte artmoş kan akımı nedeni ile buz enflamasyonun olduğu alana 10 dakika tatbik edilmeli, 20 dakika ara verdikten sonra 10 dakika tekrarlanmalıdır. Vücuttaki tüm eklemlere iki bölge hariç buz uygulaması yapılabilir. Bunlar koltuk altı ve kalçalardır. Yüzeyel kan damarları ve lenfatik dolaşım sebebi ile bu alanlara buz uygulaması vücut ısısında ani düşmelere yol açabilir.

    Gerekirse uygun medikal tedaviye başlayın. Kriopraktik bakım yada akupunkturun hamilelerdeki bel ağrılarında tedavide ne düzeyde etkili olduğu çok net olmasada bazı hastaların ağrılarının azaltılmasında etkili olabilir. Doğum öncesi iyi bakım aldığınız sürece bu tedavilerin hamilelikte kullanımı ile ilgili bir sakınca bulunmaz. Asetaminofen grubu ilaçların hamilelikte kullanımı konusunda hiçbir sakınca yoktur. Ancak aspirin ve ibuprofeninde içinde bulunduğu diğer ağrı kesicilerin hamilelikte kullanımı sakıncalıdır. Ağrınızı tedavi etmek için ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuz ile görüşün.

    Enjeksiyon tedavileri: Ağrıların devamı durumunda sinirlerdeki enflamasyonu azaltmak amacı ile uygun alanlara enjeksiyonlar yapılabilir. Bu tedavi oldukça özellikli bir yaklaşım olduğundan uygun hasta grublarında ve ağrı tedavisi konusunda yeterli deneyime sahip hekimler tarafından yapılmalıdır.

    Cerrahi Tedavi: Gebelik sırasında ortaya çıkan ya da bu esnada şiddetlenen bel ağrıları için cerrahi uygulaması ancak ani bacaklarda kuvvet kaybı ve idrar tutamama yakınmalarının eşlik ettiği cauda equina sendromuna saklanmalıdır. Uygulanacak cerrahi sırasında bebeğin bulunduğu ay oldukça önemlidir. Sorun hamileliğin son dönemlerinde ortaya çıktı ise ve bebek yeterli gelişimde ise öncelikle bebek doğurtulur ve anne opere edilir. Ancak bebek yeterli gelişimde değil ise bu durum aciliyet arz ettiği için anne ameliyata alınır. Mutlak cerrahi gerekiyor ise epidural anestezi sıklıkla tercih edilen anestezi yöntemidir.

    Hamilelik esnasında oluşan bel ağrıları bir sürpriz değildir, sık görülür ama bu ağrıların tamamen önemsiz olarak adlandırılmasını gerektirmez. Aşağı seviyede, yoğun bir ağrı erken doğumun habercisi olabilir. Çok şiddetli bel ağrısı ya da vaginal kanamanın eşlik ettiği güçlü bir ağrı dikkat gerektiren önemli bir sorunun işareti olabilir.

  • Baş ağrıları, türleri ve sebepleri

    Aramızdan %90 kişide izlenir

    ANCAK TÜM BAŞAĞRILARI AYNI DEĞİLDİR
    •Hafif yada dayanılmaz ağrılar olabilir
    •Ayda bir ya da günde defalarca görülebilir
    •Başın tek tarafını yada iki tarafını etkileyebilir
    •Bir saat ya da günlece sürebilir

    Ve başağrıları farklı olduğu gibi onlardan kurtulmak için izlenecek metodlarda değişir.

    NEDEN BAŞAĞRILARI HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLMALIYIM?

    Çünki onlarla yaşamak istemezsiniz!

    BUNLARI ÖĞRENEBİLİRSİNİZ:

    •Yaşadınız başağrılarının tiplerini
    •Başağrısını azaltmanın ya da korunmanın yollarını
    •Başağrıları için ne zaman tıbbi yardım almanız gerektiğini

    Nadiren başağrısıda çekseniz yada hergün başağrısı ile yaşasanız, onunla baş etmenin yollarını öğrenebilirsiniz.

    BAŞ AĞRISINA NELER YOL AÇAR?

    Bu konuda araştırmalar süratle devam etmektedir.

    MUHTEMEL SEBEPLER

    •Kimyasal düzensizlikler, sinirlerde ve beyin içi ve çevresindeki damarlardaki hastalıklar
    •Genetik faktörler- Mesela migren ağrılarında ailesel geçiş iyi bilinmekyedir

    AĞRI TETİKLEYİCİLER

    Ağrıya neden olmazlar. Ancak hazırlayıcı faktörleri aktive ederler.
    •Stres
    •Depresyon
    •Belirli yemekler ve katkı maddeleri
    •Açlık veya düşük kan şekeri
    •Alkol ve kafein
    •Uyku düzeninde değişiklik
    •Hormonal değişiklikler
    •Hava durumundaki değişimler
    •Havada polenler
    •Parlak ışık
    •Aşırı gürültü

    GERİLİM TİPİ BAŞAĞRISI

    En sıktır.

    SEMPTOMLAR

    •Sıkı bir kep yada kafa bandı takıyormuş

    hissi uyandıran ağrı
    •Başın her iki tarafında ağrı
    •Omuzlarda yada boyunda ağrı

    SEBEPLER

    Tam anlaşılamamıştır. Muhtemel sebepler:
    •Boyun, omuzlar ve başta sıkı adaleler
    •Beyin kimyasallarında düzensizlik

    TETİKLEYİCİLER
    •Fiziksel stres
    •Ruhsal stres, ara vermeden bir konu üzerinde uzun süre konsantre olma
    •Duygusal stres, depresyon, anksiete gibi

    MİGREN BAŞAĞRISI

    Sıklıkla başın sadece bir tarafında olur.

    Hafif yada şiddetli olabilir.

    Sıklıkla kadınlar etkilenir.

    SEMPTOMLAR

    •Orta-ağır zonklayıcı ağrı
    •Bulantı, kusma
    •Dudaklarda ve yüzde çekilmeler
    •Işık ve sese duyarlılık

    Bazı migren hastaları başağrısı başlamadan önce ışık parlamaları, zigzag çizgiler ve kör noktalar görebilir.

    SEBEPLER

    -Gerilim tipi başağrısı gibi nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır. Beyin kimyasallarının aktivitesinde, sinir sistemi ve kan damarlarındaki değişikler bu ağrılara yol açabilir. Ailesel kalıtımda söz konusudur.

    TETİKLEYİCİLER

    •Adet dönemi, hamilelik veya menapoz sırasındaki hormonal değişiklikler
    •Stres
    •Fındık,peynir, kırmızı şarap ve çikolata gibi belirli yemekler ve içecekler
    •Hava durumundaki değişiklikler
    •Çok fazla ya da çok az uyuma

    CLUSTER BAŞAĞRISI

    Nadir görülmekle birlikte en şiddetli başağrısı tipi olarak kabul edilir.

    Sıklıkla erkekler etkilenir.

    SEMPTOMLAR

    •Genellikle göz yanında tek tarafta oldukça şiddetli ağrı
    •Etkilenen tarafta göz yaşarması ve burun akması

    Bu tip başağrısı haftalar veya aylar boyunca gün içinde defalarca tekrarlayabilir. Sonra aylar hatta yıllar boyu kaybolabilir.

    SEBEPLER

    •Bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar beynin vücut ısısı, uyku ve iştahı düzenleyen bölümünde fonksiyon bozukluğu neticesinde görüldüğünü düşünürler.

    TETİKLEYİCİLER

    •Mevsim değişiklikleri
    •Aşırı sigara içimi
    •Alkol alımı
    •Uyku düzeninde bozulma

    BAZI BAŞAĞRILARI BİR HASTALIK VEYA YARALANMANIN UYARICI SİNYALLERİ OLABİLİR

    •Gözler, kulaklar, dişler veya çenenin hastalıkları
    •Sinüs enfeksiyonu
    •Alerjiler
    •Temporal arterit- başın yan tarafındaki arterleri etkileyen ve sıklıkla 55 yaş üzerinde izlenen bir hastalık.
    •Beyin tümörü
    •İnme
    •Anevrizma (Baloncuk)
    •Beyin absesi (enfeksiyon)
    •Menenjit ( Beyin ve omuriliği saran zarların enflamasyonu)
    •Başa şiddetli bir darbe gelmesi

    BAŞAĞRIM İÇİN NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALIYIM?

    Eğer başağrılarınız evde veya iste rutin aktivitelerinizi yapmanıza engel oluyorsa, eğer mevcut ağrının şimdiye kadar yaşadığınız en şiddetli ağrı olduğunu düşünüyorsanız mutlaka bir sağlık uzmanına başvurun.

    AŞAĞIDAKİLER VARSA ACİL TIBBİ YARDIM ARAYIN

    •Ani ve çok şiddetli gelişen ağrı
    •Eşlik eden görmede bozulma, konfüzyon, şuur kaybı, uyuşma veya benzer değişiklikler eşlik ediyor ise
    •Gece sizi uykudan uyandırıyor ise
    •Daha sık ve şiddetli olmaya başladı ise
    •Başa bir darbe sonrası başladı ise
    •Ateş ve ense sertliği ile birlikte ise ve/veya boğaz veya solunum yolu enfeksiyonunu takip ediyor ise
    •Eşlik eden nöbetler var ise
    •Çocuklar veya yaşlılarda görülüyorsa
    •Tavsiye edilen dozlarda verilen ilaç tedavisine yanıt vermiyorsa
    •Bir göz veya kulak gibi özellikle hep aynı alanı etkiliyorsa

    TANI KONMASI

    Başağrılarınız için tıbbi yardım istediğinizde:

    Size sorular sorulacaktır

    •Tıbbi özgeçmiş ve kullandığınız tüm ilaçlar
    •Aile öyküsü
    •Alkol, nikotin, kafein kullanımı
    •Diet ve uyku alışkanlıkları

    Ayrıca başağrınız ile ilgili sorularda sorulacaktır- Ne zamandır bu ağrıları çekiyorsunuz, ağrıyı azaltan ya da arttıran olaylar, vb.

    BAZI TESTLERE İHTİYACINIZ OLABİLİR

    Fizik muayenenize ilaveten doktorunuz:
    •Reflekslerinizi, adale gücünüzü, koordinasyon durumunuzu kontrol edebilir
    •Gergin eklemlerinizi kontrol edebilir
    •Kan testleri, beyin tomografisi, MR yada başka testler isteyebilir.

    TEDAVİ BAŞAĞRISININ GİDERİLMESİNE YARDIMCI OLABİLİR

    -Ve yeni başağrılarının oluşumunu önleyebilir. Aşağıdakiler tek başına ya da kombine şekilde verilebilir.

    İLAÇ TEDAVİSİ

    Reçete düzenlenebilir

    BESLENMEDE DEĞİŞİKLİKLER

    Önerilebilir:
    •Şarap ve diğer alkollü içecekler, kafeinli içecekler, peynir, vb. belirli gıdalar ve içecekleri daha az tüketin
    •Yemeklerinizi her gün aynı saatte yemeye özen gösterin.

    RAHATLAMA TEKNİKLERİ

    Tavsiye edilebilir:
    •Nefes alama egzersizleri
    •Rahatlatıcı bir görüntüyü hayal etme

    EGZERSİZ

    Başağrısını provake eden stresi azaltmaya yardımcı olur.

    PROFESYONEL DESTEK

    Stresli durumlar ile mücadele etmenize yardımcı olur.

    SİGARAYI BIRAKMA

    Başağrısının azaltmanın yanında başka sağlık sorunlarınında önüne geçilir.

    FİZİK TEDAVİ

    Akupunktur, masaj bazı hastalarda yardımcı olabilir.

    KENDİNİZE YARDIM ETMEK İÇİN NE YAPABİLİRSİNİZ

    Eğer başağrısı için tedavi ediliyor iseniz şunlar sizin için önemlidir:

    TEDAVİ PLANININIZI TAKİP EDİN

    Doktorunuzun önerdiği şekilde ilaçlarınızı alın. Size önerilenleri uygulayın

    GERÇEKÇİ OLUN

    Hiç kimse size hayatınızın sonuna kadar başağrısı çekmeyeceğinizi garanti edemez. Ancak, tekrarlayan başağrılarının döngüsünü kırabilir ve ağrı geldiğinde onunla baş etmeyi öğrenebilirsiniz.

    SABIRLI OLUN

    Doğru ilaç kombinasyonunu bulmak özellikle birden fazla tip başağrısı çekiyorsanız zaman alabilir.

    Eğer nadiren hafif düzeyde başağrısı çekiyor iseniz:

    AĞRI KESİCİ ALIN

    Aspirin, asetominifen, ibuprofen gibi ağrı kesiciler güvenli, etkili şekilde ağrıları azaltabilir. Ancak bu ilaçların sık kullanımı bazı hastalarda başağrısına yol açabilir.

    SICAK VEYA SOĞUK TEDAVİLER KULLANIN

    •Sıcak, tercihen nemli bir havluyu kafanızın arkasına koyun. Veya alına soğuk havlu koyun. Gerilim tipi başağrıları için sıcak yada soğuk bir banyo iyi gelebilir.
    •Soğuk uygulama migren ağrılarına iyi gelebilir.

    EGZERSİZ YAPIN

    Eğer masabaşı işi yapıyor iseniz ara vererek:
    •Baş ve boyun adalelerini rahatlatmak için başınızı bir yandan bir yana yavaşça döndürün.
    •Omzunuzu çevirerek gevşetin.
    •Ayağı kalkın ve dolaşın.

    UNUTMAYIN- Eğer başağrılarınız şiddetlenir ya da devamlı hale gelirse mutlaka doktora başvurun.

    SONUÇ OLARAK-

    – BASAMAKLARI UYGULAYIN

    Başağrısından korunmak yada olan ağrıyı gidermek için

    – TIBBİ YARDIM ALIN

    Ciddi ve tekrarlayan ağrılar için

    – ASLA PES ETMEYİN

    Başağrısı ile mücadele etmenin birden fazla yolu vardır, unutmayın.

  • Çağımızın hastalığı: karpal tünel sendromu (bilekte sinir sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?
    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?
    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?
    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Karpal tünel sendromu medyan sinir üzerindeki bantın kalınlaşması ve tekrarlayıcı hareketlerin kombinasyonu neticesinde bilekte sinirin enflamasyonu sonucu ortaya çıkar. Özellikle 40-60 yaşlarındaki kadınlarda, piyanistler, kuaförler, bilgisayar operatörleri, bankacılar, dişçiler, heykeltıraşlar, ev hanımları gibi ellerini aşırı kulanan meslek gruplarında sıklıkla izlenir.

    Hamilelik, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, menapoz, bilekte kırılan yada yerinden kayan kemikler ve aşırı şişmanlık hastalığın görülme oranını arttırır. Eller ile cisimlerin sık ve şiddetli şekilde tutulması, bileğin bükülmesi ve artrit benzer şekilde görülme oranlarını arttırır.

    Bu şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından tedavi için zaman kaybetmeden başvurmak oldukça önemlidir. Başvurmak için ağrının aşırı artmasını, tahammül sınırlarını aşmasını beklemeyin.

    Cerrahi dışı konservatif tedavinin asıl amacı medyan sinir üzerinde tekrarlayan yaralanmaları bitirmek ya da azaltmaktır. Bu amaçla sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için bir bileklik ile bilek hareketleri kısıtlanabilir. Eğer bu işe yaramaz ise ödemi azaltmak için enflamasyon giderici ilaçlar yazılabilir veye bileğe kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Ağrıları azaltmaya yönelik bir takım özel el ve bilek egzersizleri önerilebilir.

    Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon, veya diğer cerrahi dışı tedaviler ile ağrılarından kurtulamaz iseler median sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için farklı cerrahi teknikler uygulanabilir. En sık uygulanan teknik karpal tunel serbestleştirilmesi denilen ve açık ya da endoskobik yöntemler ile uygulanabilen yöntemdir. Açık cerrahide bilek bölgesine bir kesi yapılarak median sinir üzerine bası oluşturan bant kesilerek sinir serbestleştirilir. Endoskobik yöntemde ise daha ufak bir kesi yapılarak bir minyatür kamera ile tünel görüntülenir ve bant kesilir.

    Karpal Tünel Serbestleştirilmesinde yeni bir teknik: Mini Açık Yaklaşım
    Karpal tünel serbestleştirilmesinde standart yaklaşım karpal ligamanın açık cerrahi ile kesilmesidir. Bu standart yaklaşım ile sonuçlar genel olarak oldukça iyidir. Ancak cerrahi sonrası oluşan skar dokusuna bağlı ağrı ve bilekte hareket kısıtlılığı önemli bir sorundur. Yara iyileşmesi yapılan kesinin nisbeten uzun olmasına bağlı gecikir. Diğer bir sıkıntı Pilar sendromu denilen avuç ici adelelerde yoğun ağrıdır. Komplikasyon oranları %1-20 arasında değişmektedir. Bu nedenle 1990 lı yılların başında kesi uzunluğunu azaltmak, böylelikle bu sorunların üstesinden gelmek için endoskop ile minimal yaklaşım teknikleri kullanılmaya başlanmıstır. Bu teknik ile yara yeri ile ilgili sorunlar çözülmüş ancak median sinir, damarlar, tendonlar ve hatta ulnar sinir yaralanma sıklığı artmıştır. Aynı zamanda cerrahi süresi belirgin derecede uzamıştır. İşlem endoskobik sistem kullandığından hastane ortamında yapılmasını gerektirir.

    Mini açık yaklaşım tüm bu sorunlar göz önüne alınarak geliştirilen yeni bir cerrahi yöntemdir. Endoskobik cerrahide olduğu gibi ufak bir kesi yapılarak median sinir ile karpal bant arasında bir tünel yaratılır. Aynı zamanda karpal bant ile cilt altı arasında bantı tam olarak ortaya koyacak şekilde ikinci bir tünel açılır. Bant daha sonra knifelight özel bir lazer bıçağı ile kesilir.

    Knifeligtın endoskobik yaklaşımdan en önemli avantajı endoskobi aletleri gerektirmediği için hastane ortamında yapılmasının zorunlu olmamasıdır. İşlem süresi anlamlı derecede kısalmıştır. Açık cerrahi sonrası görülebilen hastayı bazen ileri derecede rahatsız edebilecek skar dokusu oluşumu, operasyon sahasında ağrı, pilar sendromu gibi problemleri son derece azaltmıştır. Yara iyileşmesi yapılan kesinin kısa olması ve cilt altı dokulardaki asgari yaralanma nedeniyle son derece kısalmıştır. Açık cerrahi sonrasında kolun 2 hafta süre ile askıya alınması ve immobilizasyonu gibi sorunlar ortadan kalkmıştır.

    Hastalar bu cerrahi ile operasyonun ertesi günü ellerini hafif işlerde kullanmaya başlarlar ve el askıya alınmamaktadır. Açık cerrahi ile cerrahi sonuçlar yönünden bir fark bulunmamaktadır.

    Kısaca bu yeni tekniğin avantajları:

    Maksimum doku korunması
    Teknik olarak basit oluşu
    Cerrahi sürenin anlamlı derecede kısalması
    Endoskop kullanımı gerektirmemesi
    Hasta açısından maliyetin düşük oluşu
    Operasyon sonrası iyileşme süresinin kısalması
    Cerrahi saha ve etrafında operasyon sonrası oluşabilecek kızarıklık, hassasiyet, ağrının en aza inmesi
    Opere edilen elin yeniden kullanımı, işe geri dönüş süresinin çok kısalması
    Karpal tünel sendromundan korunmak, ellerimizin doğru kullanımı ile ilgili altın öğütler
    El bileğinin uzun süreli ve güçlü şekilde aşağı-yukarı hareketlerinden, gergin şekilde parmaklarla bir şeyi tutmaktan (dikiş iğnesi gibi), bileği başparmak veya küçük parmağa doğru bükme hareketinden kaçın

    Avuç içi yukarı bakacak şekilde yük taşımamaya özen göster
    Bileği sıkı saran bantlardan (kol saati gibi) uzak dur
    Aşırı soğuk veya korunmasız vibrasyondan kaçın
    Telefon gibi sık kullanılan objeleri calışma sahanıza olabildiğince yaklaştır. Böylece aşırı uzanmaktan kaçın.
    Araba sürerken, eşya taşırken direksiyonu çok sıkı tutma. Mümkün olduğunca eli dinlendir.
    Daktilo ya da keyboard kullanırken elleri her 15 dk da bir dinlendir.
    Boya fırçası, kalem, gazete, veya kitap türü cisimleri uzun süre tutmaktan kaçın

    Eller kullanılırken vücüdun genel postürüde çok önemlidir. Çalışma alanının yüksekliği, otururken ya da ayakta iken bileklerin notral ya da hemen hemen düz pozisyonda kalmasına imkan tanıyacak şekilde düzenlenmelidir. Çalışma esnasında omuzların yeteri kadar serbest, dirseklerin konforlu bir şekilde yanlarda olmasına özen gösterilmelidir.

    Oturma esnasında sırt ve bel iyi desteklenmiş şekilde ayaklar yere basmalıdır. Oturulan sandalye her bireyin kendisine göre ayarlanmalıdır.

    Özellikle daktilo yazımı, keyboard kullanımı türü işlerde postür özellikle önemlidir. Doğru ayarlanabilir bir koltuk, yeterli ışık ve masa için uygun yükseklik yararlıdır.

    Daktilo esnasında uzun süre, sık bir sekilde tuşlara basılır. Bu nedenle olabildiğince hafif şekilde tuşlara dokunmak önemlidir. Aşırı sert bir şekilde tuşlara basılması gereksiz yorulmaya neden olacaktır. Bu problemi aşmak için sıkca kısa aralıklar verilmesi yararlı olur. Aynı şekilde boyun, omuz ve kol adalelerinin rutin bir şekilde rahatlatılması da önemlidir.

    El aletlerinin seçimi önemlidir. El aletinin tutulan kısmı elinizin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır.

    Elinizi yoğun şekilde kullanmanızı gerektiren yeni bir iş ögrendiğinizde, elinize bu yeni işe alışması için zaman tanıyın. Bu tıpkı bir atletin bir yarışa hazırlanmasına veya diğer atletik yarışmalara benzer.

    Ellerin istirahati için yeterli aralıklarla molalar verilmelidir.

    Eğer eldiven giyiyorsanız ellere uygun ölçülerde olmalıdır. Çok büyük olursa objeyi tutmak için gerekli harcanacak güç daha fazla olacak, çok sıkı olursa elleri sıkıştıracaktır.

  • Migren nedir?

    Migren nedir?

    Baş ağrısı en sık görülen ağrı nedenidir. Hemen herkes başağrısı tecrübesi yaşar. Herhangi bir yılda çoğu insan en az bir kez baş ağrısı çeker. Çoğu kişi için ise baş ağrıları tekrarlayıcı ve anlamlı bir problemdir.

    MİGREN BAŞ AĞRISI ÖZELLİKLERİ

    Tipik migren baş ağrısı özellikleri şunlardır;

    ciddi zonklayıcı ağrı
    bulantı ve bazen kusma
    ışık ses ve kokulara hassasiyet
    Migren ağrısı başın bir yanında veya tüm başı etkileyebilir. Baş ağrısı erişkinlerde tipik olarak 4-72 saat sürerken çocuklarda saatlerce sürebilir. Fiziksel aktivite, yürüme ve eğilme v.b , ağrıyı kötüleştirebilir.

    Migren baş ağrısı sıklığı kişisel değişkenlik gösterir, bazen bir ayda defalarca veya yılda 1-2 kez veya daha nadir olabilir.

    Genellikle ataklar arasında baş ağrısı olmaz. Bazı kişilerde baş ağrısı ataklarından saatler veya günler önce uyarıcı bulgular görülebilir. Bunlar heyecan veya yoğun enerji, tatlılara karşı istek, halsizlik, irritabilite veya depresyon şeklinde görülebilir.

    MİGREN TİPLERİ

    Migren baş ağrıları avralı ve avrasız olmak üzere iki gruba ayrılır. Avra migren baş ağrısı öncesi ve sırasında kaybolan görsel veya duyusal rahatsızlıktır. Avra bir saat önce başlayıp 15-60 dakika sürer ve baş ağrısı başlayınca biter. Tipik olarak avralar her iki gözü etkiler ancak tek gözü etkileyebilir

    Migren avrası aşağıdaki bulguları kapsar :
    Işık çakmaları ve ışık huzmeleri,
    kapalı gözle bile görülen zigzag çizgiler veya yıldızlar gibi geometrik paternlerde ışık çakmaları (genellikle beyaz, fakat renkli olabilir)
    yavaş yayılan kör noktalar veya görme alanında bulanıklaşma
    yüz veya kollarda uyuşma, karıncalanma
    konuşma ve kelime bulmada zorlanma .
    Migren baş ağrısı olan çoğu kişide avra olmayabilir. Bazı kişilerde migren atakları bazen avralı bazende avrasız olabilir. Çok az sayıda kişide baş ağrısının eşlik etmediği avra olabilir. Bunlara migren eşdeğeri adı verilir.

    RİSK FAKTÖRLERİ
    Migren her yaşta insanı etkileyebilir ancak en sık 20-50 yaş arasında sıktır. Ailede görülme sıklığı fazladır. Etkilenen kişilerin %75 inde aile öyküsü vardır

    Kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden 2 kat fazladır. 50 yaş üstü kadınlarda migren baş ağrısı sıklığı şiddeti azalır. Bazen menopoz sonrası kaybolabilir.

    NEDENLERİ

    Migren başağrılarının kesin nedeni bilinmemektedir. Araştırıcılar ; beyinde seratonin ve endorfin düzeylerinde değişikliğin rolü olabildiğince inanmaktadırlar. Seratonin ( bir nörotransmiterdir) trigeminal sinir yolları ile iletilen ağrıyı düzenleyen bir beyin kimyasalıdır. Trigeminal sinirler ise yüz , göz, burun, sinüsler kan damarları ve beyin kılıflarından kaynaklanan ağrılar için temel yollardır. Endorfinlr ise beyin ve spind hord tarafından üretilen doğal ağrı giderici kimyasalardır.

    TETİKLEYİCİLER

    Çoğu zaman migren baş ağrılarının açık bir nedeni yoktur ancak yorgunluk, besinler, çevresel faktörler, hafif kafa travması, hormonal faktörler ve ilaçlar ağrıları tetikleyebilir.

    Migren baş ağrısını tetikleyen faktörler;

    +Diyetle ilgili etkenler

    -Aşırı yemek yada uzun süre aç kalmak

    – Bazı besinler migren baş ağrılarını tetikleyebilir. Bunlar; alkol, fermente-morine yiyecekler, yapay tatlandırıcılar (asportome gibi), monosodyum glutomat (asya yiyeceklerinin sık kullanılan toz katkı maddesi), kafein, kafein yoğunluğu, çikolata, eski peynirler, nitratlar ve nitritler (sosis gibi yiyeceklerde bulunurlar), fındık ve meyve suları.

    +Çevresel etkenler
    – İklim ve yükseklik değişimi, parlak ışıklara maruziyet, sigara, kuvvetli kokular ve gürültü migren baş ağrılarını tetikleyebilir

    +Hormonal etkenler
    Çoğu kadında östrojen ve progesterone düzeylerindeki değişikliklerin migren baş ağrılarını tetiklediği gözlenmiştir. Özellikle, hemen menstrüasyon öncesi veya sırasında migren baş ağrısı eğilimi izlenir .doğum kontrol hapları ve hormon replasman tedavisi migren baş ağrılarını kötüleştirebilir. Gebelik sırasında migren baş ağrılarında azalma çoğu kadın tarafından bildirilmektedir. Ayrıca menopozu takiben migren baş ağrılarının düzeldiği çoğu kadın tarafından bildirilmiştir.

    +İlaçlar
    Bazı kardiyovasküler ilaçlar migren baş ağrılarını kötüleştirebilir.

    +Fiziksel Faktörle
    Uyku alışkanlığında değişiklik, çok yada az uyuma migren baş ağrılarını tetikleyebilir. Ağır fiziksel zorlanma, yorgunluk, akut kafa travması da tetikleyebilir

    +Duyusal etkenler
    Parlak ışıklar, duman, güçlü kokular ve yüksek gürültü migreni başlatabilir.

    +Stres
    Stres veya stresin geçmesi(haftasonu veya yolculuk) migren baş ağrısına neden olabilir.

    TANI

    Eğer migren baş ağrılarınız varsa veya ailenizde migren öyküsü varsa, sağlık danışmanınız sizin fizik muayene, medical öykü ve semptomlarınıza dayanarak koyar.

    Eğer olağanüstü veya şiddetli migren – tipi baş ağrılarınız varsa veya baş ağrılarınız ve nöroloğu semptomlarınız kötüye gidiyorsa, diğer ağrı nedenlerini dışlamak üzere bazı testler önerilebilinir. Bunlar kan testleri, beyin görüntüleme çalışmaları (homputerize tomografi veya magnetik rezonans), göz muayenesi ve diğer branşlarla konsültasyon olabilir.

    Doktorunuz migren günlüğü tutmanızı isteyebilir migren baş ağrısının başladığı zaman, ne kadar sürdüğü, ağrı miktarı, öncesinde olan semptomlar, sonrasında veya sırasında olan semptomlar ve ağrının nasıl geçtiği kaydedilmelidir. Ayrıca tak öncesi 24 saatteki tetikleyiciler, ilaçlar ve stres düzeyiniz not edilmelidir. Bu bilgiler tedavi planı ve tedaviye cevabınız değerlendirmede önemlidir.

    TEDAVİ
    Migren için etkili tedavide 3 genel alan vardır;

    Migren tetikleyicilerden kaçınmak
    Migren baş ağrısı olduğunda akut tedavi
    Koruyucu tedavi
    Çoğu migren baş ağrısının tanımlanabilen tetikleyicisi olmasa da bunlar ayırt edilmeye çalışılmalı ve kaçınılmalıdır. Bu sayede migren ağrılarından korunma ve tedavi mümkün olur.

    AKUT ATAK TEDAVİSİ
    Migren baş ağrısı tedavisinde en önemli faktör hızlı davranmaktır. Aşağıdaki yaklaşımlar ağrı ve diğer semptomları azaltmada yardımcı olabilir.

    İlaçlar: Çok sayıda ilaç, ağrıyı azaltabilir ve migren ataklarını kısaltabilir. Hafif – orta şiddetli migren ağrılarında sıradan ağrı kesiciler ( aspirin, asetominofen, ibuprofen ve naproksen) iyileşme sağlar. Ağrı kesiciler gerekli olunca kullanılmalıdır. Herhangi bir ağrı kesici haftada 2 den fazla alınmamalıdır. Aşırı dozda alınan ağrı kesiciler; etkinliğini kaybeder, kronik günlük baş ağrılarına neden olurlar, mide veya bağırsak ağrılarına veya kanamalarına, ülserlere veya ciddi böbrek veya karaciğer hasarına neden olurlar. Eğer günlük ağrı kesici dozunu arttırmanız gerekiyorsa doktorunuza danışın.

    Eğer klasik ağrı kesiciler akut migren ağrılarınız iyileştirmiyorsa; doktorunuz daha kuvvetli ilaçlar reçete edebilir. Bunlar:

    -Analjezikler(ağrı ilaçları)- tek veya kombine

    -Seratonin agonistleri(triptonlar) Beyinde ağrı mesajlarını seratonin düzenler, kafa derisinde şişmiş kan damarlarını büzer ve ağrıya neden olan maddelerin salınımını engeller.

    Örnekleri: Sumatripton (Imigren), zolmitripton(zomig), eletripton( relpax) v.b

    Triptonlar akut baş ağrılarında en etkin ilaçlardır ve düşük yan etkisi riski vardır. Yan etkileri; göğüs ve/ veya boyunda basınç, ağrı, bulantı, sersemli, çok nadir kalp krizidir. Buı nedenle koroner arter hastalığı olanlar veya riski olanlar kullanmamalıdır.

    Bulantı kesici ilaçlar: Migrene eşlik eden bulantı ve hatta ağrı içinde yararlıdırlar.

    Tüm ilaçların istenmeyen yan etkileri olabilir. Doktorunuzun yönlendirmesi çok sayıda ilaç veya dozlarını denemeyle sizin için en iyisi bulunabilir. Yararları , yan etkileri ve risklerini doktorunuzla konuşun.

    “Dikkat: Eğer hamile veya emziriyorsanız bazı ilaçlar önerilmez. Bazıları çocuklara verilmez. Doktorunuz doğru ilacı önerebilir”

    Dinlenme ve uyku: Migren baş ağrısı başlayınca sessiz veya karanlık bir odada dinlenme veya kestirmek atağın şiddetini azaltır ve süresini kısaltır.

    Fiziksel teknikler: Boyun veya başa buz torbası koymak ağrıyı kesebilir. Bazı kişilerde baş, bayun ve omuz kaslarına masaj yararlı olabilir.

    Destek gruplar: Bir terapist stres ve ağrı ile baş etme teknikleri öğretebilir

    MİGREN KORUNMASI
    Eğer şiddetli veya sık migren ataklarınız oluyorsa koruyucu tedavi gerekebilir.

    İlaçlar: Bunlar günlük olarak ağrıdan bağımsız olarak alınır. Akut migren atak ilaçları ile kombine verilebilirler. Birkaç hafta ile bir iki ayda ancak sonuç verirler

    Antidepresanlar: Trisiklik antidepresanlar ( Amitriptilin v.b) migren ataklarını önleyebilirler.

    Antihipertansif ve kardiyovasküler ilaçlar: Beta blokerler (propronolol, atenolol), kalsiyum kanal blokerleri (verapamil) migren ağrılarının sıklık, şiddet ve süresini azaltabilirler

    Antikonvulzonlar: Sodyum valproat, gabapentri ve topiromate migren ağrılarını önleyebilir.

    Botox infeksiyonları: Alın ve kafatası kaslarına botulinum toksin infeksiyonları ile migren baş ağrılarını sıklığı, şiddeti ve süresi azalabilir. Enfeksiyon sonrası 3-4 ay süren geçici iyilik hali olur. Yararının devam etmesi için 3-4 ayda bir enfeksiyonların tekrarlanması gereklidir.

    Diğer maddeler: Yüksek doz magnezyum ve riboflavin ( B2 vitamini) ağrı sıklığı, şiddet ve süresini azaltabilir. Başka ilaç alırken bunları kullanmak için mutlaka doktorunuza danışın.

    Biyofeedback: Kas biyofeedback terapileri farklı durumlarda kasların gerilimi hakkında bilgi sağlar ve gevşeme sağlar.Baş ağrısına eşlik eden kas gerginliğini azaltma metodları gösterilir.

    Kognitif davranış tedavisi: Tipik baş ağrısı tetikleyicilerinden haberdar olmanızı ve kaygı ve strese karşı tepkinizi azaltmada yardımcı olur.Baş ağrılarınızın sayı ve yoğunluğu azalabilir.

    Gevşeme eğitimi: Kas gevşemesi, solunum egzersizleri ve mental- düşüncel hayal etme (sakinleştirici görüntüler hayal etmeye yardımcı terapi) içerir. Bu şekilde baş ağrısı sıklığı ve yoğunlu azabilir.

    KİŞİSEL BAKIM
    Koruyucu ilaçlardan bağımzsız olarak, yaşam tarzında değişiklikler de migren atak sayı ve şiddetini azaltabilir.

    Günlük rutinin-düzenin sağlanamsı: Düzensiz uyku ve yemek alışkanlıkları migren baş ağrısını tetikleyebilir. Aşırı uyku veya çok az uyku migren ağrılarını tetikleyebilir
    Düzenli egzersiz: Düzenli aerobik egzsersizi haftada 3 kez enaz 30 dakika gerilimi azaltır ve baş ağrısı sıklık ve şiddetini azaltır. Yüzme, yürüyüş ve bisiklet de seçilebilir.
    Östrojnin etkilerinin azatılması: Migreni olan kadınlar; aile öyküsünde inme, yüksek kan basıncı veya damarsal hastalık öyküsü varsa östrojen içeren ilaçlardan(doğum kontrol ilaçları ve hormon replosman tedavisi) kaçınmalıdır.

  • Dar kanal (spinal stenoz) hastalarında x-stop uygulaması

    DAR KANAL (SPİNAL STENOZ) HASTALARINDA X-STOP UYGULAMASI- Yeni Minimal İnvaziv Girişim

    Lomber Dar Kanal; Omurganın içinde Omurilik ve bacağa giden sinirlerin bulunduğu bölgenin (kanal), kemik veya burayı çevreleyen bağ dokusunun kireçlenmesi, büyümesi veya sertleşmesi sonucunda omurilik ve/veya sinirlerin sıkışması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Normalde bel bölgesinde tanımladığımız bu alanın (kanal) çapı 15-25 mm arasındadır, fakat Dar Kanal hastalarında bu çap 5-10 mm ye kadar düşer. Kanal Darlığı doğuştan veya kazanılmış olabilir. En sık görülen yukarıda bahsettiğim nedenlere bağlı gelişen kazanılmış dar kanaldır. Sıklıkla 50 ve üstü yaşlarda görülür. Kadınlarda erkeklere oranla biraz daha sık görülür.

    Bel ve bacaklarda ağrı, uyuşmalar, kramp görülebilir. Hastalar sıklıkla yürümekle veya ayakta durmakla ortaya çıkan ve durarak dinlenmelerini gerektiren bacaklarda ağrı, uyuşma ve kramplardan yakınırlar.

    Dar Kanal, ABD’ de 50 yaş ve üzeri hastalarda gerçekleştirilen bel cerrahisinin en sık nedenidir. Omurga kanal darlığının en belirgin bulguları bel ağrısı ve yürürken veya ayakta dururken ortaya çıkan bacaklarda ağrı ve güçsüzlüktür. Hastalar genellikle rahatlamak amacıyla yürürken öne doğru eğilir ve sıklıkla oturmakla rahatlarlar. Hareketleri kısıtlanan hastalarda buna bağlı olarak obesite ve psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlar.

    Tedavide; Daha önceleri kanal darlığı ameliyatlarında omurga kanalı iki taraflı açılır veya omurganın arka kemiği olduğu gibi alınırdı. Bu hastalarda zamanla omurga statiğinde bozulma olduğu gözlendi ve vidalar ve platinle omurga tespit edilmeye başlandı.

    Fakat bu tip ameliyatlar büyük ameliyatlar olduğu için hastanın toparlanması ve normal yaşama dönmesi oldukça geç olmaktadır.

    Günümüzde bu sorunun çok basit bir şekilde ortadan kalkmasını sağlayan İnterspinöz Distraksiyon Cihazları ( X-STOP)geliştirilmiş ve ABD’de yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaklaşık 5-10 dk lık bir girişimle darlığın olduğu bölgeye yerleştirilen bu cihaz sayesinde kemik alınmasına, vida ve platine gerek kalmadan, Hiçbir risk olmadan dar olan kanal rahatlatılmaktadır.. Hastalar yaklaşık 3-4 saat sonra yürüyerek taburcu olabilmektedirler.

    Bu girişim için ideal hastalar:

    1. 50 yaş ve üstü hastalar

    2. Öne doğru eğildiklerinde ağrılarında azalma olan hastalar

    3. Bir veya iki seviyede darlık tespit edilen hastalar

    Doç.Dr.Volkan Aydın

  • Spinal tümörler

    Spinal tümörler

    Spinal tümörler (omurilik tümörleri), ağır morbite ve mortalite oranlarıyla (hastalık ve ölüm); erken tanı ve uygun tedavi metotları uygulandığında olumlu sonuçlar alınması nedeniyle nöroşirürjinin ilgi odağı olmuştur. Teknolojik ilerlemeye paralel olarak tanı olanaklarının artması, cerrahi tekniklerin özellikle mikrocerrahinin gelişimi ile tedavi başarısının oranları artmıştır.

    Santral sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık %10 ile %25’i arasındaki bölümü spinal yerleşimlidir. Spinal tümörlerin, toplumda görülme sıklığı 2-10/100,000 oranları arasında değişmektedir. Yerleşim yerlerine göre spinal tümörleri ayırmak, tanı ve tedavide kolaylık sağlamaktadır. Bu nedenle sınıflandırmada duramater (omurilik zarının dış katmanı) ilişkisi dikkate alınmaktadır . Spinal tümörler buna göre ekstradural, intradural extramedüller ve ekstramdüller olarak gruplandırılır. İntradurallerin ekstradurale oranı 2/3’dür. Tüm spinal tümörlerin %55‘ini ekstradural, %40‘nı intradural ekstramedüller, %5’ini intradural intramedüller yerleşimli tümörler oluşturmaktadır .

    Ekstradural tümörler tümörlerin büyük bölümünü, metastatik tümörler geri kalanını ise primer spinal tümörler oluştururken; ekstrameduller spinal tümörlerin ise büyük bölümünü nörofibroma ve menengioma oluşturur. İntramedüller spinal tümörlerin ise %90’ınını epandimom, astrositom ve hemanjioblastom oluşturur .

    Spinal tümörler çoğunlukla bening karakterli tümörlerden oluşmaktadır. Erken tanı ve tedavi olanaklarının gelişmesine paralel olarak, daha iyi sonuçların alındığı görülmüştür.

    Son yıllarda radiyocerrahi büyük bir gelişim gözlenmiştir. CyberKnife radiyocerrahi ağrı kontrolünde ve yaşam kalitesinin gelişiminde faydalı olmuştur. Tedavi süresinin kısalığı, hızlı iyileşme ve tedaviye olumlu yanıt verilmesi CyberKnife radiyocerrahinin temel faydaları olarak değerlendirilebilir. Bu teknik esas olarak spinal lezyonlarda primer olarak kullanılabileceği gibi; inopere olgularda, daha önce radyoterapi almış olgularda ya da cerahi tekniğe destek olarak da kullanılabilir.

    Stereotaktik radiyocerrahi ve radyoterapi spinal lezyonlar da yüksek doza imkan sağlarken; spinal kord dozu tolerans seviyesi ile sınırlandırılmalıdır. Radiyocerrahi uygulanan, başlangıçta nörodefisiti olan postoperatif olguların büyük bölümde, tablo ya stabil seyretmiş yada gelişim göstermiştir.

    I.I. İntradural – Ekstrameduller Spinal Tümörler

    İntradural ekstramedüller tümörler, spinal tümörlerin %40’ını oluşturdukları ve yaklaşık olarak %70’nin menengioma ve schwannoma tarafından oluşturulduğu ; %90’nın benign karakterli (iyi huylu) olup tam olarak çıkartılabildiği ve % 0-10 oranında nörolojik durumda kötüleşme görüldüğü belirtilmektedir. Mikrocerrahi ile bu bölgedeki tümörlerde güvenli ve başarı sonuçlar alınmaktadır. Ancak neurofibromatosisli olgularda, rekürren tümörler, multipl lezyonlar ve cerrahi riski yüksek olgularda alternatif teknikler gözardı edilmemelidir. Bening İntradural ekstramedüller tümorler de CyberKnife Radyocerrahi, güvenli ve düşük morbidite sağlayan bir tekniktir.

    I.I.A. Menengiomalar:

    Spinal menengiomalar, intrakranial olanlara göre daha azdır; tüm menengiomaların yaklaşık olarak %7,5-12,7’sini oluşturmaktadır. Tüm İntradural-extramedüller tümörlerin yaklaşık olarak %25-46’sını oluşturur. Bening bir tümördür. 50 ve 60’lı yaşlarda sık görülmektedir. Kadın erkek oranı 4-5/1 şeklindedir .

    %67-84 torakal (sırt), %14-27 servikal(boyun), %2-14 lomber(bel) bölgeye yerleşmektedir. Lokalizasyonda cinsiyetin önemi vurgulanmıştır. Kadınlarda özellikle torakal bölgede yoğunluk saptanmıştır .

    Genellikle intradural ekstramedüller (%83-94) yerleşimlidir; ancak %3-9 oranında ekstradural, % 5-14 oranında ise intadural/ekstradural komponenti olan kitleler olarak da görülebilir. Tamamen ekstradural yerleşim gösterenlerde malign (kötü huylu) transformasyon riski yüksektir .

    Ağrı en sık ve erken görülen semptomdur. Magnetik Rezonans Görüntüleme (MRG)‘nin rutin kullanıma girmesiyle, tanıya kadar olan süre kısalmış ve şiddetli nörolojik defisitler oluşmadan cerrahi uygulanmasına olanak sağlamıştır.

    %82-99 oranında tam olarak çıkartılabilir. Ameliyat sonrası, birkaç aylık dönemde sürekli bir iyileşme görülmektedir. İyi prognozludur. Rekürren(tekrarlayan) menengiomalar nadir olmakla birlikte değişik serilerde %1,3-6,4 arasında görülmüştür. Benign ise genellikle radyoterapi ve kemoterapi gerekmemektedir. Subtotal rezeksiyondan (kısmi çıkarım) sonraki radyoterapi (ışın) verilmesi ise tartışmalıdır. Rekürren menengiomalarda radyoterapi uygulanabilir Mortalite ve morbite oranları düşüktür (% 0-3).

    I.I.B.Schwannoma / Nörofibroma:

    Sinir kılıfı tümörleri (nörinoma, nörofibroma, nörolemmamo ve schwannoma) schwan hücrelerinden köken alan ve genel populasyonda sık rastlanan tümörlerdir (0,3-0,5/100,000). 30-50’li yaşlarda sık olup; cinsiyet baskınlığı görülmemekle birlikte değişik serilerde; kadınlarda, erkeklerden biraz daha fazla görüldüğü bildirilmiştir .

    Sırasıyla en çok torakal bölgede olmak üzere servikal ve lomber bölgede yerleşmektedir. %90’dan fazlası benign karakterlidir. Yavaş büyüyen tümörlerdir. %80’inde ağrı , %10’unda ise güçsüzlük, sfinkter problemleri ve duyu bozuklukları vardır .

    Amaç tam olarak tümörün çıkartılmasıdır. Bu durumda prognoz son derecede iyidir. Sinir kökü orjinli oldukları için diseke edilip, gerekiyorsa kökün kesilmesi gerekir, hemen hemen hiçbir zaman ciddi fonksiyonel sorun oluşturmaz. Rekürrensler genelde subtotal rezeksiyon sonrası oluşur. Cerrahi sonrası radyoterapi endikasyonu yoktur.

    Post operatif (ameliyat sonrası) uzun dönem sonuçların incelendiği bir çalışmada; olguların % 76.59’u iyileşme, %17.02’si kısmi iyileşme gösterirken, % 4.25’i değişiklik göstermemiş, %0.7 ‘sinde kötüleşme görülüp, % 1.41’de yaşamlarını kaybetmişlerdir.

    I.II. İntradural İntramedüller Spinal Tümörler

    Bunların da %45’ini astrositom, %35’ni epandimom oluşturmaktadır. İntramedüller spinal tümörler, yetişkinlerde tüm intradural spinal tümörlerin yaklaşık %20-30’unu oluştururken, çocuklarda ise bu oran %40-%50 arasında değişmektedir. Hemangioblastoma ise 3. en sık görülen intamedüller tümördür. Bu grubtaki diğer tümörler ise; embriyojenik tümörler (dermoid, epidermoid, teratoma), nöronal tümörler (oligodendrioglioma, ganglioglioma) ve lipomlardır.

    Preoperatif (ameliyat öncesi) nörolojik durumun, sonuç açısından önemini vurgularken; torakal(sırt) bölgedeki tümörlerin de postoperatif (ameliyat sonrası) morbidite riskini artırdığını belirtmiştir.

    I.II.A. Astrositomlar:

    Çocuklarda ve gençlerde daha sıktır. Erkeklerde kadınlara göre daha sık rastlanmaktadır. Yerleşim yeri açısından torakal bölge ve servikal bölge çoğunluğu oluşturmaktadır. Genelde çok bölge tutulumu vardır. Yaklaşık yarısı kistik alanlar içerir.

    En sık başlangıç semptomu ağrıdır; ağrı tümörün yerleşim yerine genelde uyar, Hareketle ve geceleri artma eğilimi gösterir. Benign malign (iyi kötü) oranı 3/1 şeklindedir .

    Tümörün tam olarak çıkartılması amaçlanmakla beraber, genelde mümkün değildir. Ultrasonik aspiratörle normal nöral dokuya zarar vermeden boşaltmak önerilir. Yüksek dereceli ve rekürren tümörlerde cerrahi sonrası radyoterapi önerilir .

    I.II.B. Ependimomalar:

    Ependimomalar erişkinlerde en sık görülen intramedüller tümörler olup; çocuklarda ikinci sıklıktadır. 30 ve 40 yaşlarda sık görülürler. Erkek kadın oranı 2/1 şeklindedir. %90’nı lumbosakral bölgede yerleşmiş olup bunu servikal bölge izler.

    En sık rastlanılan yakınma ağrı ve bir ekstremitedeki kuvvet kaybıdır. Sıklıkla boyun ve sırt ağrısı şeklinde ortaya çıkar. Nörolojik defisitler genellikle hastalığın son aşamalarında ve gecikmiş tanı durumunda karşımıza çıkar.

    Total rezeksiyonlarda sonuçlar iyi olup subtotalde(kısmi) çıkarmalarda ise rekürrens (tekrarlama) olasılığı vardır. Prognozu oldukça iyidir Ependimomlar ışın tedavisine duyarlı olup bu şekildeki ek bir tedavi ile lokal rekürrens ve metastazlara karşı başarı sağlanmıştır Kemoterapi ise sadece radyoterapi ve cerrahinin uygulanamadğı rekürren olgular ile sınırlandırılmıştır.

    I.II.C. Diğerleri

    Hemanjioblastom:

    Bu benign karakterli tümörün %60’ı intramedüllerdir; torakal ve servikal bölgede daha sıktır. Ortalama yaş 35 olup olguların çoğu genellikle 40 yaşın altındadır. Cinsiyet farkı görülmemektedir. İyi sınırlı olması cerrahi çıkarıma olanak sağlar.

    II. Ekstradural Spinal Tümörler

    II.I. Metastatik Ekstradural Tümörler

    İskelet sistemi metastazları(yayılımlar) ise en sık omurgada görülür. En sık primer kaynaklar: akciğer, meme, prostat, böbrek, tiroid, gastrointestinal sistem ve lenfomadır. Erkeklerde, akciğer ve prostat; kadınlarda meme ve akciğer daha sık karşılaşılan primer kaynaktır.

    Bu tümörlerin %60’ı erkeklerde, %40’ı kadınlarda görülmekte olup 40-65 yaşları arasında pik yapmaktadır (10,40). Metastazlar en sık olarak lumbar bölgede, daha az olmak üzere torakal bölgede ve en az servikal bölgede görülmektedir.

    Yakınma sürelerinin ortalama 2 ay olduğu, sıklıkla torakal ve lomber bölgede yerleştiği, en sık ilk yakınmanın ağrı olup, %10-15 oranında parapleji (felç) gelişebileceği ve genellikle en sık primer odağın akciğer olduğu bildirilmektedir.

    Spinal metastazlar; %95‘i ekstradural, geri kalanın büyük bölümü intradural ekstramedüller (%4) ve nadiren de intramedüller metastazlardan (%1) oluşmaktadır .

    Olguların yarısından fazlasında motor kayıp(kuvvetizlik), yaklaşık yarısında ise sfinkter probemleri ve duyu bozuklukları vardır .

    Semptomatik spinal metastazlı olguların, %90’ında direkt grafilerde bulguya rastlanılır. Kemik sintigrafisi ise multipl lezyonların ve uzak metastazların tanımlanmasında kullanılmaktadır. Bilgisayarlı Tomografi ve MRG’de metastazı saptamada, ayırıcı tanıda, cerrahiyi planlamada çok önemlidir.

    Radyoterapi ve cerrahi rezeksiyon birlikte uygulandığında, olumlu sonuçlar %44-%68’lere kadar yükselmektedir. Cerrahinin, başarısı tümörün lokalizasyonunu göre değişiklik göstermektedir. Hızla ilerleyen parapleji durumlarında acil cerrahi uygulanmalı, aksi takdirde geri dönüşümsüz ve tam omurilik yaralanmaları oluşabileceği bilinmelidir. Metastatik spinal tümörlerin tedavisinde cerrahi dekompresyonu izleyen stabilizasyon ve radyoterapi en seçkin tedavi yöntemidir.

    II.II. Primer Spinal Tümörler:

    Primer spinal tümörler, metastatik ekstradural tümörler kadar sık değildir. Tüm primer iskelet sistemi tümörlerinin, yaklaşık olarak %11’i spinal bölgededir. Primer spinal tümörler komşu dokulara invazyon ve omuriliğe bası ile etkinlik gösterirler. Yaş ile benign ya da malign oluşu arasında ilişki vardır; 21 yaş altındakiler genelde benigndir .

    Radyolojik tanıda, ilk olarak direkt radyografıler kullanılır. MRG tümörün sınıflandırılmasında ve karakterinin ayrımında çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Kemik yapının değerlendirilmesinde BT’de önemlidir .

    Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi tedavi seçenekleri arasındadır. Cerrahide amaç, stabilizasyonu bozmadan, tümörün tam çıkartılmasıdır .

  • Omuz ağrısı (impingement sendromu)

    Omuz ağrısı (impingement sendromu)

    Omuz Ağrısının Nedenleri?

    Omuz eklemi, vücudumuzda en geniş hareket açıklığına sahip olan eklemdir. Skapula (kürek kemiği), klavikula (köprücük kemiği) ve humerus (omuz) başı kemiğinin bir araya gelmesinden oluşan bir eklemdir. Omuz ekleminin normal hareketlerini yapabilmesi için, bu üç eklemin uyum içinde çalışması gerekir.
    Omuz ağrısına neden olan en sık nedenlerde biri olan omuz sıkışması sendromu, eklem fonksiyonunda bozulma nedeniyle, kolu yukarı kaldırmayı sağlayan kasın tendonunun omuz kemikleri arasında sıkışması sonucu zedelenmesidir. Bu zedelenme sonucunda kol hareketleri ile omuz bölgesinde genellikle üst kola yayılan ağrı ortaya çıkar. Hatta bazen zedelenme ciddi boyutlarda olursa tendonun kopmasına yol açarak omuz eklem hareketlerinde ciddi kısıtlılığa neden olabilir.

    Omuzu 90 derece ve üzerine ağırlıkla birlikte kaldırmak, yukarılara uzanarak iş yapmak, omuz eklemi 90 derece ve yukarı pozisyonda uyumak, zorlayıcı travmalar gibi sebepler omuz kaslarının daha da çok sıkışmasına neden olur. Bunların sonucunda kişi ya zaman içinde yavaş yavaş artan ağrılar veya ani bir hareket sonrası ortaya çıkan omuz ağrılarından ve aynı zamanda hareket kısıtlanmasında da şikayet edebilir. Özellikle kolu geriye götürme, palto giyme hareketi veya yukarı uzanma sırasında omuz ağrısından yakınabilir ve giderek omuz hareketleri kısıtlanabilir. “Donuk omuz” dediğimiz oldukça ciddi omuz eklemi hareket kısıtlanmasıyla sonuçlanabilir.

    Omuz sıkışma hastalığının tanısı özel test hareketleri ile hastayı muayene ederek ve omuz MR tetkiki ile konur. MR tetkiki ile kasın tendonunun sıkışmasının sebebi, zedelenme derecesi ve yırtık olup olmadığı, varsa yırtığın derecesi tespit edilebilmektedir.

    Tedavi
    Tedavide öncelikle 2-4 hafta fiziksel tedavi ve egzersiz uygulanmalıdır.
    Fizik tedaviye yanıt vermeyen ağrılarda omuz kaslarına giden sinire enjeksiyon uygulanması hastanın ağrısında ciddi azalmalar sağlamaktadır. Genel uygulama sinire ısı verilerek (Radyofrekans termokoagülasyon, RFT) ağrıyı ileten liflerin hissizleştirilmesi şeklinde olmaktadır. İşlemin ultrasonografi altında uygulanması başarı şansını artıracaktır. Supraskapuler RFT uygulaması denilen bu işlemle hastaların %80-85 kadarında ağrıda azalma ve omuz eklem hareketlerinde iyileşme sağlanmaktadır.

    USG ile Supraskapuler Sinir Bloğu

    Omuz eklemi için yapılabilecek bir diğer uygulama ise görüntüleme altında omuz eklemini oluşturan 3 ekleme steroid + lokal anestezik uygulamasıdır (3in1 blok). Bu işlem özellikle eklem içinde enflamasyon olan hastalarda ağrının azaltılmasında yüksek oranda başarılı olmaktadır.

    Bu tedavi yöntemleriyle iyileşmeyen veya şikayetleri kısa sürede tekrarlayan ve omuz kası tendonunda ciddi yırtığı olan hastalara cerrahi yöntemler uygulanarak sıkışıklık giderilir.

  • Baharın getirdiği ağrılardan kurtulmak mümkün

    Baharın getirdiği ağrılardan kurtulmak mümkün

    Bahar yorgunluğu, kas ve eklem ağrılarını da beraberinde getiriyor. Mikropsuz iltihap enjeksiyonuyla, bahar yorgunluğunun yol açtığı ağrıları üstünüzden atabilirsiniz.

    Güneşin yüzünü gösterdiği ve doğanın canlanmaya başladığı bahar mevsimi, insan üzerinde tam tersi etki bırakıyor. Havadaki elektrik yükünün, buna bağlı olarak pozitif ve negatif yüklü iyon artışının sinirleri etkileyerek stres seviyesini yukarılara çekmesi bahar yorgunluğuna yol açıyor. Kendisini yorgunluk, halsizlik, enerji düşüklüğüyle hissettiren bahar yorgunluğu, kortizon türevi hormonların aşırı düzeyde salınmasıyla da baş, boyun, sırt ve bel bölgelerinde ağrılara neden oluyor.

    Özellikle bahar mevsiminde artan ağrıların, vücudumuzun bizimle konuşma yöntemi olduğunu ve bu sesi ağrı kesicilerle kısmak yerine, ağrıların altında yatan nedenlerin araştırılması gerekmektedir. Doğanın kendini yenilediği bahar mevsiminde artan ağrılardan kalıcı olarak kurtulmak da mümkündür.

    Mevsim geçişlerinde migren nöbetleri artıyor

    Bahar ayları aynı zamanda ağrıların arttığı dönem olarak da dikkat çekiyor. Halsizlik, yorgunluk ve mutsuzluk hissi, tüm vücutta özellikle kaslarda ağrılara yol açabilir. Bunun nedeni de mevsimsel geçiş döneminde hormonlarda olan değişiklik ve kan akışıdır .

    İlkbaharda en sık görülen ağrılar baş bölgesindedir ve migren ve gerilim tipi ağrılarda sıklaşmaktadır. Özellikle migren hastaları mevsim geçişlerinde sık sık nöbet geçirir. Bahar yorgunluğuyla beraber ortaya çıkan diğer ağrılar da halk arasında kulunç olarak bilinen, sırt ve bel bölgesinde yoğunlaşan ağrılar kişide büyük rahatsızlık yaratıyor. Bahar aylarında kürek kemiğinde, boyun ve bel bölgesinde bıçak saplanmasına benzer şekilde ortaya çıkan ağrılar ise sık karşılaşılan ağrı türleri arasında yer alıyor.

    Mikropsuz iltihap ile ağrılara çözüm

    Ağrıya maruz kalma açısından kadınların erkeklere oranla daha fazla risk taşıyor. Ağrı kesiciler ile geçiştirilmeye çalışılan kronik ağrılardan mikropsuz iltihap yöntemi ile kalıcı olarak kurtulmak da mümkündür.

    Mikropsuz iltihap enjeksiyonu ile vücudun doğal iyileştirme mekanizması devreye sokularak, ağrıya sebep olan bulguların ortadan kaldırılması mümkündür. Proloterapi adı verilen bu tedavi yöntemiyle bahar aylarına daha enerjik, sağlıklı ve canlı girilmesi mümkün olmaktadır. Ağrının kaynağı olan hasarlı bölgeye şekerli sudan oluşan özel bir solüsyonun enjekte edilmesiyle hasarlı bölgede mikropsuz iltihap oluşturuluyor. Vücut, oluşturulan bu mikrobu yok etmek için, hasarlı doku üzerine tamir edici hücreleri hızla gönderiyor ve hasarlı dokuyu kendisi tamir ediyor.

    Proloterapi yöntemi 1930 yılından günümüze başta Amerika ve Kanada olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde uzman doktorlar tarafında yaygın olarak kullanılan doğal bir ağrı tedavisi olup, bu yöntemin donanımlı merkezlerde deneyimli ve uzman hekimler tarafından uygulanması gerekmektedir.

  • Fibromiyalji ve tanı kriterleri

    Fibromiyalji, yaygın kas iskelet sistemi ağrısı ile karakterize romatizmal ağrı sendromudur.

    Romatizmal hastalıklar içerisinde en sık karşılaşılan ikinci hastalıktır.

    Toplumun yüzde 3’ünde görülen fibromiyalji sendromu kadınlarda erkeklere göre üç kat daha sık görülmektedir. Sıklıkla 40-60 yaş grubu kadınları etkilemektedir.

    Psikojenik romatizma, non-artikuler romatizma, muskuler romatizma, yumuşak doku romatizması ve miyofibrozitis terimleri de bu sendromun tanımlanmasında sıklıkla kullanılmıştır

    Fibromiyalji tedavi edilmediğinde yaşam kalitesinde düşüş ve işgücü kaybına neden olur.

    Bedensel yakınmalar ön planda olup yapılan fiziksel muayene ve laboratuvar tetkiklerinde hastalık tablosunu açıklayacak bulgu saptanamamaktadır.

    Fibromiyalji tanı kriterleri:

    Ağrı: Bu tanı kriteri fibromiyalji hastalarının yaklaşık %97 kadarını etkiler. Ağrı bu hastalığın karakteristik özelliğidir. En az 3 ay devam eden yaygın ağrı olmalıdır. Hastada ağrıyı açıklayacak başka bir tanı olmamalıdır. Ayrıca hastaların tıbbi destek almasını sağlayan etken ağrıdır. Eklem romatizması ağrılarından farkı, fibromiyalji ağrısının tüm vücutta etkili olmasıdır. Ağrı çoğu hastada gelip geçici olur, vücutta gezinir. Stresli zamanlarında ağrılarının artma ihtimali çok yüksektir. Hastaların ağrı eşiği yüksektir.

    . Konsantrasyon sorunları, hafızayla ilgili sorunlar

    . Anksiyete, Depresyon

    . Baş ağrısı: Hastaların %70 kadarında migren türü kronik baş ağrısı görülür.

    . Yorgunluk: Hastalarda yorgunluk sürekli, kısıtlayıcı, geçmeyen şekilde hissedilir. Yeterince uyku uyuyan hastalar bile yorgunluk hisseder.Sabah dinlenmeden kalkarlar.

    . Sabah sertliği: Sertlik vücutta geniş alanı kapsayabilir. Sırtı, kol ve bacak kaslarını, eklemleri etkileyebilir. Hastalar güne başlamadan önce gevşeme ihtiyacı hisseder. Bu sorun bazılarında birkaç dakika sürerken, bazılarında yarım saate hatta gün boyu kadar etkili olabilir. Fibromiyalji hastalığında hissedilen sabah sertliği oldukça ağrılı olur.

    . İrritabl bağırsak sendromu: Fibromiyalji hastalarında kabızlık, karın ağrısı, ishal, kusma, gaz sorunları sıkça görülür.

    . Adet döneminde ağrılı kramplar: Bu sorun hastalarda %30-40 oranında etkili olur.

    . Ağrılı hassas noktalar: Fibromiyalji tanı kriterleri arasında ağrıya, sancıya eşlik eden, parmakla bastırıldığı zaman acı hissedilen hassas noktalar olabilir. Dokuz çift(18) hassas noktanın 11’inde hassasiyet saptanması ile fibromiyalji tanısı konmaktadır.

    . Ellerde, kol ve bacaklarda, ayaklarda şişme, uyuşma ve karıncalanma olması

    . İdrar sorunları: Hastaların dörtte birinde acilen idrara çıkma, idrar tutamama, ağrılı idrar gibi sorunlar ortaya çıkabilir

    . Uyku sorunları

    Fibromiyalji Nedenleri

    1. derece yakınlarında fibromiyalji görülen kişilerin bu hastalığa yakalanma riski 8 kat fazladır. Özellikle çocukluk çağlarında geçirilen fiziksel ve duygusal travmalar fibromiyalji için büyük risk faktörleri arasında kabul edilir.

    Mükemmeliyetçi ve işkolik kişilik yapısı da fibromiyalji hastalığına yakalanma nedenleri arasında gösterilebilir. Hastalar çok titizdir ve duygu durumları çok çabuk değişir. Mutsuzluk ağrıları artıran bir faktör olduğu için yaptığı işten memnun olmayanlar da stresli mesleklerde çalışanlar kadar fibromiyalji olma riskine sahiptir.

    Stresten arındırılmış, düzenli bir yaşam, dengeli beslenme, egzersiz ve düzenli uyku tedavinin en önemli anahtarlarıdır.

    Fibromiyaljide Akupunktur Tedavisi:

    Akupunktur endorfinlerin artışına neden olarak kişide ağrıyı azaltır ve rahatlama oluşturur. Kasları gevşetir. Mutluluk hormonunun artışını sağlar. Uykuyu düzenler. Ağrıların azalmasında, yorgunluğun giderilmesinde ve depresyonun düzelmesinde etkilidir.