Etiket: Sık

  • Beyincik tümörleri (kistik serebellar astrositomlar)

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir. Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşirken, çocucukluk çağı beyin tümörlerinin % 60-70 ise beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir. Erişkinlerde ensık beyin tümörü glial tümörlerlerden (astrositomlar) görülürken buna karşılık ensık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblatomlardır. Çocukluk çağı lösemilerden sonra ensık görülen tümör beyincik tümörleridir. Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri ( medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoidve epidermoid kistler v.b). Erişkin beyincik tümörleri içerisinde özellikle erişkinlerde pontoserbellar köşe bölgesisinde en sık görülenler ise (Schwannoma, meningioma, araknoid ve epidermoid kistler,plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, metastazlar v.b)

    KİSTİK SEREBELLAR ASTROSİTOM

    Bu beyincik tümörü çocukluk çağı beyin tümörlerinin ortalama % 10-20 sini teşkil ederler. En sık hayatın ilk 5 yaşlarında görülür. Erkek ve kadınlar görülme oranları arasında bir fark yoktur. Çocuklardaki kistik serebellar astrositomların iyi bir prognozu var. Kesinlikle bu çocuklar diğer beyincik tümörleri olan medulloblastoma, epandimomlar ve beyin sapı gliomalı lezyonlardan daha iyi sonuçları vardır. Bu tümörlerin tamamı alındığında uzun süreli yaşam oranları vardır. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20’i histolojik olarak habis seyirlidirler.

    Hastalığın Hikayesi

    Bu çocukların çoğu birkaç haftalık süreli sabahları baş ağrısı ve kusma şikayetleri başlangıçlıdır. Bu şikayetler başlangıçta hiç bir zaman beyincik tümörü düşünülmeden başka hastalıklar ön tanısı ile tedavi edilmeye çalışılır. Bu öncü şikayetler zamanla devamlı ve inataçı hale gelir.

    Şikayet ve Bulgular

    Bu çocuklar da öncelikle kişilik değişikleri anormal yürüyüşler, çift görme ve şuur seviyesinde değişiklikler olur. Ense ağrısı, kalp hızında yavaşlama (bradikardi), nefes alma sıklığında azalma (bradipne), hipertansion şikayetler ve bulgular beyin sapında basınc artmasına bağlı gelişir. Şuur bulanıklığı ve kapanması daima kötü prognozu gösterir. Gözlerde basınç artması (papil ödemi) ve bazende optik atrofi görülür. Kafa içi basınç artmasına ( KİBA) bağlı 6. kranial sinir felci takriben bu hastaların % 15’de görülmektedir. Bundan farklı olarak baş dönmesi ve diğer kranial sinir felçleri nadiren görülür. Trunkal ataksi sıktır. Daha büyük çocuklarda ise şüpheli olmakla beraber tandem yürüyüş vardır. Büyük çocuklarda dismetri sıktır. Nistagmus daha az sıklıkla görülür. Serebeller fits daha nadir görülen bir tablodur.

    Teşhis

    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin Magnetig Rezonans (MR) tekniği bu lezyonların teşhisinde oldukça önemli güvenilir noninvazif bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörlerinde (örneğin epandimom, kistik serebellar astrositomlar) gibi tümörlerde lezyonda kalsifikasyonların olup olmadığını gösterilmesinde MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Beyin damar anjiografi test yöntemi bu lezyonların tanısında yeri yoktur.Ancak von-Hippel Lindou hastalığı düşünülenlerde beyin damar anjiografisi yapılmalıdır. Bu test ile tümörün etrafıdaki damarsal patolojileri göstermektedir. Sonuç olarak bir beyincik tümörü düşünüldüğünde teşhis günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Beyincikteki kistik serebellar astrositomların teşhisinde kandan tümör belirleyici testleri malesef yoktur.

    Ayıcı tanıda özellikle kistik komponentli olan von-Hippel lindau hastalığı akılda bulundurulmalıdır.

    Tedavi

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer doktor ameliyat öncesi dönemde beyincikteki lezyonun kistik serebellar astrositom olduğunu düşünürse sadece von-Hippel lindou hastalığı olup olmadığını ekarte etmelidir. Kistik serebellar astrositomları tedavi stratejisinde öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak tamamı çıkarılmalıdır. Tecrübeli bir cerrah beyincik ameliyatı esnasında böyle bir lezyonun nereden orijinlendiğini ve nerelere doğru büyüdüğünü bilerek cerrahiyi yönetir. Çünkü beyincik tümörleri ameliyatı esnasında tüm anatomik dokuların hayatı fonksiyonları önem arzetmektedir. Kistik serebellar astrositomlarda özellikle kist içerisinde sarı renkli kistik mayi bu tümörlerin özelliğidir. Ayrıca kistik kısma eşlik eden soliter tümör genellikle kanamasız, yumuşak kıvamda lezyonlardır. Soliter tümörün tamamı alındıktan sonra histopatalojik rapor atrositom düşük evreli olarak olarak teyid edildirse tedaviye ilave adjuvan radyoterapi veya kemoterapi gerek yoktur. Ancak histopatalojik astrositomun malign tipi rapor edilirse postoperetif dönemede adjuvan radyoterapi ve kemoterapi gerekir.

    Sonuç

    Bu tümörler eğer kistik serebellar astrositom ise ve total olarak çıkartıldı ise sonuçları mükemmeldir. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20 histopatolojik olarak habis niteliktedirler.

  • Ellerde uyuşma varsa ne yapmalıyız ?

    El parmaklarına giden median sinir bir bağ dokusu kılıfı içinden geçer bu klıfa tünele benzediği için karpal tünel denir. Bu tünel çok kullanılmaya ve kireçlenmeye bağlı olarak kalınlaşır ve içinden geçen siniri sıkıştırır. Bu sıkıştırma sonucunda el parmaklarında ağrı ve uyuşma oluşur. Özellikle ağrıların gece artması tipiktir.

    Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa mutlaka ameliyat gerekir.

    Ellerde uyuşma varsa? Şu nedenlere gözatmak gerekir.

    1-Boyun Düzleşmesi: (%70)

    Boyun düzleşince beyine giden dört damardan ikisi (vertebral arterler) gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide başağrısı, başdönmesi, bulantı, unutkanlık, tedavi edilmezse daha ileri safhalarda dengesizlik, konsantrasyon bozukluğu, ileri derecede alınganlık, isteksizlik oluşur.Boyun gerginliği çok ilerlememiş, henüz başlangıç safhasında ise kas gevşetici ilaçlar, sıcak uygulama, gürültüsüz ve az ışıklı yerlerde istirahat ile önlenebilir. Fakat boyun gerginliği ilerlemiş, ağrılar kollara da yayılıyorsa tedaviye fizik tedavinin veya tamamlayıcı tıp tedavisinin de eklenmesi gerekir. Eğer mevcut hastalığa eklenen ileri derecede bir boyun fıtığı da varsa cerrahi müdahale de gerekebilir.Boyun gerginliği tedavi edilmezse başağrıları sıklaşır ve ağrı kesici ilaçlara cevap vermez hale gelir, kişide mutsuzluk hali depresyona dönüşür. Sürekli boyun gerginliği boyun fıtıklarına zemin sağlar, kollarda uyuşukluk, güçsüzlük oluşur. Dengesizlik ve yürüme güçlükleri, ince beceri gereken hareketlerin yapılamaması gibi sorunlar ortaya çıkar.

    2-Karpal Tünel Sendromu: (%10)

    Koldan gelen bir sinir ve kas bağları el ayasının tabanında, bilek bölgesinde dar bir kanal ya da tünelden geçerek ele ulaşır. Bu dar kanala Karpal Tünel adı verilir, karpal tünelin içinden geçen sinir ise Median Sinir olarak adlandırılır. Karpal tünel sadece median sinir ve kas bağlarının sığabileceği kadar bir genişliğe sahiptir. Kanal içinde yer kaplayan herhangi bir oluşum ya da şişlik içindeki dokuların sıkışmasına neden olur. Median sinirdeki bu sıkışma sinirin uyardığı bölgelerde uyuşma ve keçeleşme şikayetleri ile kendini belli eder. Median sinirin karpal tünelde sıkışması ile ortaya çıkan bu tablo Karpal Tünel Sendromu olarak adlandırılır. Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir. Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir. Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takip eden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır. Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner.

    3-Ulnar Oluk Sendromu: (%5)

    El önkol kemikleri olan radius-ulna ile bilek eklemini ve birbirleriyle eklem yapan 2 sıra halinde 8 kemikten oluşan küçük karpal kemikler, 5 tarak kemiği, 14 parmak kemiğinden oluşur. Median, radial sinir ve ulnar sinir eldeki ana sinirlerdir. El hareketlerinin büyük kısmı önkolda bulunan ve tendonları ele uzanan adaleler aracılığı ile olur. Eğer 4. ve 5. parmaklarımızda uyuşukluk hissediyorsak ve dirseğimizden başlayan bir ağrı varsa ulnar sinir basısından şüphelenmek gerekir. Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa cerrahi müdahale gerekir.

    4-Boyun Tutulması, Kas Spazmı: (%5)

    Genellikle boyunu destekleyen kasların aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmektedir. “Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit” diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve elle de hissedilebilen düğmecikler mevcuttur.

    5-Boyun Fıtığı: (%5)

    Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir.

    6-Hipotiroidi: (%1)

    Tiroit hormonlarının kanda çok az bulunması durumuna hipotiroidi veya hipotiroidism denir. Kadınlarda erkeklere nazaran çok daha sık görülür.Hipotiroidide şikayet ve belirtiler: Yorgunluk hissi, Uyuşukluk, Uyku hali, Konsantrasyon bozukluğu, Sersemlik hissi, Depresyon , Ciltte kuruluk, Saç dökülmesi, Kuru ve kırık saç, Kabızlık, Kilo alma, Kilo vermede zorluk, göz kapaklarında şişme, Balmumu renginde yüz, Terlemede azalma, Boğuk ses, Üşüme, İştah azalması, Eklem ağrısı, Ellerde uyuşma hissi, Hareketlerde azalma, Konuşmada yavaşlama, Nabız sayısında düşme, Bacaklarda şişme, Reflekslerde azalma, Tırnaklarda kolay kırılma, Kas krampları, Guatr, Tansiyon yüksekliği, Kolesterol seviyesinde yükselme, Aybaşı halinin bozulması, Düşük yapma, Çocuk yapamama, Sekste azalma, Çocuklarda boy kısalığı. Hipotiroidide en sık görülen bulgular yorgunluk, halsizlik aşırı uykuya meyil, saç dökülmesi ve üşüme hissidir. Bazen hasta hafıza kaybının farkına varmayabilir, arkadaşları tarafından bu yüzden uyarılabilir. Orta derecede kilo alma olur ve zayıflamakta güçlük çekilebilir. Aşırı şişmanlığa hiçbir zaman neden olmaz.

    7-Diyabet: (%1)

    Sürekli yüksek değerlerde seyreden şeker hastalığı da ellerde uyuşmaya sebep olabilir.

    8-Diğer: (%3)

    Romatizmal hastalıklar, kas hastalıkları, multipl skleroz, beyin tümörleri, beyin damar tıkanmaları, kol damarlarındaki tıkanıklıklar v.s.

    Ellerde uyuşma varsa ilk yapılması gereken öncelikle bir beyin cerrahına başvurmaktır.

  • Kanal darlığı nedir?

    Tıpta lomber spinal stenoz denilen kanal darlığı omuriliği çevreleyen kemik ve bağ dokusu kireçlenmesiyle omuriliğe bası oluşması olayıdır. Genellikle 55 yaş üstünde görülür. Bayanlarda erkeklere göre daha fazladır. Eğer doğuştan omuriliğin geçtiği kanal dar ise daha erken yaşlarda da görülür. Omuriliğin ve her seviyede ondan çıkan sağ ve sol bacaklara giden sinirlerin üstünü örten ve onları dış etkilerden koruyan ligamentum flavum denilen bir bağ dokusu vardır. Bu doku yaşlanmayla veya kemik erimesine bağlı kireçlenmelerin artması ile kemikleşir ve omuriliği sıkıştırır ve bası oluşturur.

    Bu bası sonucu her iki bacakta ağrı yanma karıncalanma ve yürüme güçlüğü gibi belirtiler gözükür. Kişi kısa bir mesafe yürümeye çalışsa bile sık sık durup dinlenme ihtiyacı hisseder. Otururken vücudunu öne doğru eğer, anacak böyle rahatlar. Hastalık ilerlerse bacaklarındaki uyuşukluk ve yanmalar gece hastayı uyandırır, uyandığında bacaklarını bir kütük gibi hisseder, bacaklarını nereye koyacağını bilemez. Hastalığın ilerlediğini gösteren diğer bir belirti de bacaklara sık sık kramp girmesidir. En ileri safhada ise cinsel güç kaybolur, hasta idrar kaçırmaya başlar. Sadece uyuşmanın veya yanmaların olduğu dönemde hastaya fizik tedavi, yüzme ve eksersizler önerilir.

    Eğer bu darlık ileri derecedeyse yani hasta yürürken sık sık dinlenmek ihtiyacını duyuyor veya geceleri uyuşukluk nedeniyle uyanıyorsa mutlaka ameliyat gerekir. Daha önceleri kanal darlığı ameliyatlarında omurga kanalı iki taraflı açılır veya omurganın arka kemiği olduğu gibi alınırdı. Bu hastalarda zamanla omurga statiğinde bozulma olduğu gözlendi ve vidalar ve platinle omurga tespit edilmeye başlandı, hala da Türkiye’nin büyük bölümünde kanal darlığı ameliyatları bu şekilde yapılmaktadır. Fakat bu tip ameliyatlar büyük ameliyatlar olduğu için hastanın toparlanması ve normal yaşama dönmesi oldukça geç olmaktadır.

    ABD’de yaklaşır iki yıldır, ülkemizde benim ve birkaç seçkin beyin cerrahı tarafından uygulana yeni bir metot ile hastanın toparlaması, normal yaşama dönmesi çok daha kolay olmaktadır. Bu yöntemde hastanın omurgasının ağrının daha fazla olan bölümünden ufak bir kesi ile girilerek omuriliğin etrafındaki çıkıntı yapan kemikler ve kemikleşmiş bağ dokuları TUR adı verilen ve çok hızlı dönerek kemik dokuları yiyen bir aletle temizlenmektedir. Hastaya uygun pozisyonlar verilerek sadece girilen bölgedeki değil karşı bölgedeki basılar da temizlenebilmektedir.Bu ameliyat ancak çok hızlı devirli TUR aletleri ve modern mikroskoplar altında yapılabilir. Hasta bel fıtığı ameliyatlarında olduğu gibi bu ameliyattan birkaç saat sonra ayağa kalkabilir, aynı gün hastanede gecelemeden evine gidebilir ve birkaç gün içinde de normal yaşamına dönebilir. Bizim yaptığımız dar kanal ameliyatlarında hastanın sakat kalma, felç olma riski yoktur. Yeter ki hasta felç olmadan gelsin.

    Bu ameliyatlarda yapılan omuriliğin ve sinirlerin üzerindeki basıların kaldırılmasıdır. Omuriliğin ve sinirlerin içindeki hasarlara biz bir şey yapamayız. Ancak basılar kalktıktan sonra vücut yavaş yavaş onarıma başlar. Bu nedenle kanal darlığı olan hastaların tahribat başlamadan evvel başvurmalarında büyük yarar vardır.

  • Boyun fıtığı operasyonunu takiben ilk 30 gün için uyulması gereken tavsiyeler

    Araba kullanmak genellikle ilk 3-4 hafta tavsiye edilmez. Ancak özel durumlar için doktorunuzun fikrini alabilirsiniz. Uzun süren araba seyahatlerinden, ve sık sık durup kalkmayı gerektiren araba seyahatlerinden ilk 3 hafta için kaçınınız. Eğer uzun süreli araba seyahatiniz zorunlu ise sık sık arabayı durdurup dışarı çıkarak yürüyüş yapınız.

    Her gün dışarı çıkarak yürüyüşler yapınız. Her gecen gün, yürüyüşünüzün süresini ve olduğunu unutmayınız. Merdiven inmeniz ve çıkmanıza müsaade edilir, ve varsa merdiven trabzanına tutunarak destek alabilirsiniz. Yürüyüş ve aktivitelerinizi boyun bölgesinin rahatlığı süresince devam ediniz (yani, boyununuzun sözünü dinleyerek hareket ediniz.)

    Seksüel aktivitelere, ilk 3-4 hafta süre ile müsaade edilmemektedir.

    Ev işi yapmak (ütü yapmak, elektrik süpürgesi ile süpürmek , çamaşır ve bulaşık makinesini yüklemek veya boşaltmak gibi )3-4 hafta süre ile YASAKTIR.

    Başınızı öne ve arkaya sık sık ve ani olarak eğmekten ve bu hareketleri gerektiren işleri yapmaktan kaçınınız. 2,5 kg.dan ağır şeyleri ( çocukta dahil ) kaldırmayınız ve taşımayınız.

    Eğer size boyunluk (servikal yakalık ) verilmişse nasıl ve ne zaman giyeceğinizi doktorunuza sorunuz. Eğer başka şekilde tavsiye edilmemişse yakalığınızı ayakta, yürürken ve arabada seyahat ederken takınız.

    Normalde ameliyatta 4 gün sonra banyo veya duş yapabilirsiniz. Yıkanırken yaranıza su değebilir ancak yaranızın üzerini herhangi bir şeyle sürterek temizlemeyiniz. Eğer dikişleriniz varsa onların alınması için ( genellikle ameliyatın 6-7 günleri ) doktorunuzla irtibata geçiniz.

    Eğer ağrılarınız için devamlı olarak ağrı kesici ilaçlar alıyorsanız kabızlık sorunu ile karşılaşabilirsiniz. Bunu önlemek için ilaçlar veya doğal kabızlık ilaçları ( mürdüm eriği suyu gibi ) alabilirsiniz.

    İlk birkaç hafta boyunca ses kısıklığı boyunda ağrı rahatsızlık hissi olması normaldir, meraklanmayınız. Ancak yaranızda aşırı kızarıklık, şişlik, hassasiyet, akıntı varsa doktorunuzla irtibata geçiniz. Çünkü yaranız iltihap kapmış olabilir.

    Size aldığınız gıdalarda (eğer başka bir doktor tarafından kısıtlama getirilmemişse-hipertansiyon için tuzsuz yüksek kolesterol için yağsız diyetler gibi ) herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir, her şeyi yiyebilirsiniz.

    Eğer sizin ameliyatınızdaki kemik greft ve plak kullanılarak füzyon yapılmışsa ameliyattan sonraki ilk 6-8 hafta içinde anti-inflamatuar ağrı kesici ilaçlardan ve sigara içmekten kaçınınız. Çünkü bunlar kemiklerde kaynamayı geciktiren etkenlerdir.

  • Bel fıtığı operasyonu geçiren hastaların ameliyattan sonraki ilk 30 gün için uyması gereke tavsiyeler

    Araba kullanmak genellikle ilk 3-4 hafta tavsiye edilmez. Ancak özel durumlar için doktorunuz fikrini alabilirsiniz. Uzun süren araba seyahatlerinden, ve sık sık durup kalkmayı gerektiren araba seyahatlerinden ilk 3 hafta için kaçınınız. Eğer uzun süreli araba seyahatiniz zorunlu ise sık sık arabayı durdurup dışarı çıkarak yürüyüş yapınız.

    Her gün dışarı çıkarak yürüyüşler yapınız. Her geçen gün, yürüyüşünüzün süresini ve mesafesini artırınız. Yürüyüşün, ilk 3-4 hafta içinde yapabileceğiniz yegane egzersiz olduğunu unutmayınız. Merdiven inmeniz ve çıkmanıza müsaade edilir, ve varsa merdiven trabzanına tutunarak destek alabilirsiniz. Yürüyüş ve aktivitelerinizi bel bölgesinin rahatlığı süresince devam ediniz (yani, belinizin ve bacağınızın sözünü dinleyerek hareket ediniz).

    Seksüel aktivitelere, ilk 3-4 hafta süre ile müsaade edilmemektedir.

    Ev işi yapmak (ütü yapmak, elektrik süpürgesi ile süpürmek, çamaşır ve bulaşık makinesini yüklemek veya boşaltmak gibi ) 3-4 hafta süre ile YASAKTIR. Özel durumlar için doktorunuzdan bilgi ve tavsiye alabilirsiniz.

    Belinizi öne ve arkaya sık sık ve ani olarak eğilmekten ve bu hareketleri gerektiren işleri yapmaktan kaçınınız. Eğilmeniz gereken işleri çömelerek yapınız. Eğer zorunlu olarak eğilecekseniz dizlerinizi hafif kırarak eğinliniz.2,5 kg.dan ağır şeyleri (çocukta dahil ) kaldırmayınız ve taşımayınız. Otururken dik olarak oturunuz, ve dizlerinizin kalçalarınızdan daha yüksekte olmasına dikkat ediniz. (Ayağınızın altına yükseklik koyunuz ).

    Eğer size bel korsesi verilmişse nasıl ve ne zaman giyeceğinizi doktorunuza sorunuz. Eğer başka şekilde tavsiye edilmemişse korsenizi ayakta, yürürken veya arabada seyahat ederken takınız.

    Normalde ameliyattan 4 gün sonra banyo veya duş yapabilirsiniz. Yıkanırken yaranıza su değebilir ancak yaranızın üzerini herhangi bir şeyle sürterek temizlemeyiniz. Eğer dikişleriniz varsa onların alınması için ( genellikle ameliyatın 6-7 günleri ) doktorunuzla irtibata geçiniz.

    Eğer ağrılarınız için devamlı olarak ağrı kesici ilaçlar alıyorsanız kabızlık sorunu ile karşılaşabilirsiniz. Bunu önlemek için ilaçlar veya doğal kabızlık ilaçları (mürdüm eriği suyu gibi ) alabilirsiniz.

    İlk birkaç hafta boyunca bel ağrısı bacakta gelip geçici ağrı ve uyuşukluk, rahatsızlık hissi olması normaldir, meraklanmayınız. Ancak yaranızda aşırı kızarıklık, şişlik, hassasiyet, akıntı varsa doktorunuzla irtibata geçiniz. Çünkü yaranız iltihap kapmış olabilir. Eğer yaranızda berrak bir sıvı geliyorsa mutlaka doktorunuzu arayıp bilgi veriniz. Bu durum eğer önemsenmezse menenjite yol açabilir.

    Size aldığınız gıdalarda (eğer başka bir doktor tarafından kısıtlama getirilmemişse – hipertansiyon için tuzsuz, yüksek kolesterol için yağsız diyetler gibi) herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir, her şeyi yiyebilirsiniz.

    Eğer sizin ameliyatınızda kemik greft ve vida-rot(çubuk) kullanılarak füzyon yapılmışsa ameliyattan sonraki ilk 6-8 hafta içinde anti-inflamatuar ağrı kesici ilaçlardan ve sigara içmekten kaçınınız. Çünkü bunlar kemiklerde kaynamayı geciktiren etkenlerdir.

    Tuvalet ihtiyacınızı alafranga tuvalet ile karşılayınız. Eğer alafranga tuvaletiniz yoksa, bir sandalyenin ortasını çıkararak benzer bir oturak yapabilirsiniz.

    Ameliyattan sonra ilk gün pansumanınız yapılarak yaranız kontrol edilir. Bundan sonra yaranızda akıntı-kanama olmadıkça, pansumanınız kendiliğinden açılmadıkça yeni pansuman yapmak gereksizdir.Ancak dikişlerinizin alınacağı 6-7 günlerde pansumanınızın değiştirilmesi yeterlidir.

  • Konjenital merkezi sinir sistemi anomalileri

    ARAKNOİD KİSTLER

    Leptomeningeal kistler olarakta bilinirler. Konjenital olarak araknoidin gelişimi esnasında ortaya çıkarlar ve otopsi serilerinde 5/1000 sıklıktadırlar. En sık olarak orta fossada yer alarak temporal lobda değişik derecelerde atrofilere neden olurlar. Daha sonra cerebellopontin köşe, retroserebellar, suprasellar lokalizasyonda görülebilirler
    Genellikle asemptomatiktirler. Çok az bir bölümü semptomatik olabilir ve erken çocukluk döneminde semptom verirler.

    Semptomatik olduğunda epilepsi, baş ağrısı en sık ortaya çıkan bulgulardır. Ayrıca kist likör dolanım yollarına baskı yaparak hidrosefaliye neden olabilr.

    TANI: BT ve MR da likör yoğunluğunda sıvı ile dolu çeper boyanması görülmeyen kistlerdir.

    TEDAVİ: Genellikle asemptomatik olan bu kistler klinik bulgu vermediği sürece ameliyat söz konusu değildir.Semptomatik olan kistlerde ise kistin boşaltılarak çeperinin bütünlüğünün bozulması uygulanır.

    KRANİOSYNOSTOZ

    Prenatal dönemde ortaya çıkan bir gelişimsel anomalidir.0.6/1000 doğumda görülür. Kranial sütür ve fonatanellerin zamanından önce kapanması ile ortaya çıkan kafa ve/veya yüz şekil anomalileri ile az bir bölümüde ise kafa içi basınç artması ile seyreden bir klinik tablodur. Normalde anterior fontanel doğumda eşkenar dörtgen şeklinde ve 4X2.5cm boyutlarında olup 2.5 yaşında kapanır. Posterior fontanel ise üçgen şeklinde olup 2-3. aylarda kapanır. Kraniosynostoz genellikle bir sütürü ilgilendirir ve kafatası kapalı sütür istikametinda büyür. Örneğin sagital sütür sinostozunda kafa ön arka istikamette uzar.

    TANI:

    -Fontaneller zamanından önce kapanmıştır

    -Erken kapanan sütürün olduğu bölgede kabarıklık

    -İleri dönemlerde yüz ve kafa şekil anomalileri.

    -Kraniografide sütür hattında yoğunluk opasite

    -Şüpheli durumlarda kemik sintigrafisi yapılır. Erken kapanan sütürlerde diğer sütürlere göre artmış aktivite gözlenir.

    Kraniosynostoz tipleri:

    Sagital sütür synostozu: En çok görülen tiptir. Erkek çocuklarında kızlara oranla daha sıktır. Kafanın Ön arka uzunluğu artmıştır. Bunun yanında biparietal çap azalmıştır. Bu kafa tipi dolikosefali yada skafosefali olarakta adlandırılır. Frontal kemik öne doğru çıkık oksipital kemik ise geriye doğru belirginleşmiştir.

    Koronal sütür synostozu: Kraniosinostozların %18 ini oluştururlar. Kızlarda daha sıktır. Bilateral koronal sütür sinostozunda brakisefalik kafa tipi ortaya çıkar, yani kafa ön arka çapı azaldığı için alın basık yanlara doğru ise genişlemiştir. Gözlerde proptozis mevcuttur. Bir tür koronal sütür sinostozu olan Crouzon Hastalığında ilaveten orbita ve fasial kemiklerde anomali vardır. Midfasial hipoplazi, hipertelorizim (orbital çukurların arasındaki mesafenin artması)mevcuttur.:

    Apert Sendromunda ise Crouzon Hastalığındaki bulgulara ilaveten bilateral simetrik sindaktili (yapışık parmak anomalisi), kısa üst ekstremite ve hidrosefali mevcuttur. Unilateral koronal sütür sinostozu daha az sıklıkta görülür. Plagiosefali olarak adlandırılır. Kapalı sütür tarafında alın düzleşmiş veya konkav, supraorbital kenar normal tarafa göre yukardadır ve dışa doğru dönmüştür.

    Metopik sütür sinostozu: Metopik sütür frontal kemiği yukardan aşşağı ikiye bölen ve doğumdan sonra 15 gün içinde kapanan sütürdür. İntrauterin erken kapanma sonrası trigonosefali denen ve frontal kemiğin öne doğru orta hatta keskin bir kenar oluşturacak şekilde çıkıntı oluşmuştur. Hastaların çoğunda 19p kromozom anomalisi birliktedir ve mental retardasyon mevcuttur.

    Lambdoid sütür sinostozu: Nadir. Tüm kraniosinostozların %19 unu oluşturur. Erkeklerde daha sıktır. Unilateral veya bilateral oksipital kemikte düzleşme mevcuttur. Unilateral olduğunda kulaklar asimetrik yerleşimlidir.

    Multipl sütür sinostozu: Oxysefali denen kafanın genel olarak küçük olması ile karekterizedir. Kafa içi basınç yüksektir. Mikrosefali farklı bir tablo olup beyin gelişme bozukluğuna bağlı olarak kafanın büyümememsi söz konusudur. Kafa içi basınç oxysefalinin tersine yüksek değildir ayrıca hastalar mental retardedir.

    TEDAVİ: Cerrahidir. Olguların çoğunda cerrahinin amacı kozmetiktir. Kafa şekil anomalisini ve yüzdeki şekil bozukluklarını düzelmeye yönelik rekonstrüktif cerrahi uygulanır. İntrakranial basınç artışı daha çok multipl sütür sinostozunda görülür. Kapanan sütür böümünde lineer olarak kemik bantlar çıkartılarak sütür açıklığı sağlanır.

    ENSEFALOSEL

    Kanium bifidumda denen bu anomalide kranial kemiklerin kaynama defekti mevcuttur.Genellikle orta hatta ve en sıkta oksipital bölgede ortaya çıkar. Nazal bölgede polipoid bir kitle aksi kanıtlanana kadar ensefalosel olarak kabul edilmelidir. Bu kemik defektinden meninks içi likör dolu bir kese şeklinde dışarı doğru büyümüşse meningosel olarak adlandırılı. Meninksler serebral dokuyu çevreleyen kese şeklinde ise ensefalosel yada sefalosel olarak adlandırılır. Meningoselde prognoz ensefalosele oranla daha iyidir. Eğer büyük miktarda serebral doku kese içersinde ise prognoz kötüdür. Ensefaloselli çocukların %5den daha azı normal olarak gelişebilir.

    Tedavi:Kesenin eksizyonu ve duranın tamiri.

    CHİARİ MALFORMASYONU

    Chiari malformasyonları 4 ayrı posterior fossa oluşumlarının anomalisi şeklinde ortaya çıkar, ensık 1 ve 2. Tipler görülür.

    Tip I Malformasyonu: primer serebellar ektopide denir. Serebellar tonsillerin foramen magnum seviyesinin altına 3mmden fazla inmesidir. Kordda siringomyeli ve hidromyeli ile birlikte olabilir. Edinsel olarak tekrarlayan lomber ponksiyonlar yada lumbo-peritoneal şantlardan sonra ortaya çıkabilir. Hastalığın doğal seyri pek bilnmemekle beraber. Bir bölüm olguda asemptomatiktir. En sık karşılaşılan semptom sub oksipital bölgede ortaya çıkan baş ağrısıdır. Daha nadir olarakta foramen magnum düzeyinde spinal kord basısı sendromu görülür.

    Tanı: Kesin tanı MRI da serebellar tonsillerin foramen maagnum 3mm altında yer alması.

    Tedavi: Belirgin klinik bulgular ortaya çıktığında posterior fossa dekompresyonu yuapılmalı: Bu işlemde Oksipital kemik alt bölümü, foramen magnumun arka kısmı, C1 ve C2 laminaları alınarak dural yama ile dekompresyon sağlanır.

    Tip II Malformassyonu: Genellikle meningomyeloselle birlikte ortaya çıkar. Serviko-medüller bileşkenin, pons, 4. Ventrikül ve medullanın kaudale yer değiştirmesidir.

    Yeni doğan çocukta ortaya çıkan klinik bulgular alt kranial sinir basısına bağlıdır ve yutma güçlüğü, stridor, apne, aspirasyon, ağlama azlığı ortaya çıkar.

    Tedavi: Hidrosefali mevcutsa shunt takılmalı, alt kranial sinirlere ait bulgularda posterior fossa dekompresyonu yapılmalı.

    Tip III Malformasyon:Nadirdir. Serebellum servikal vertebralara doğru hernie olmuştur. Yaşamla sıklıkla bağdaşmaz.

    Tip IV Malformasyonu: Serebellar herniasyon olmaksızın serebellar hipoplazi mevcuttur.

    DANDY WALKER MALFORMASYONU

    Konjenitaldir, hidrosefali sebeplrinin %2 sini oluştururlar. Magendi ve Luschka deliklerinin atrezisi ile ortaya çıkan serebellar vermis agenezisi, 4. Ventrikülle iştirakli posterior fossa kisti, olguların yarısından çoğunda hidrosefali vardır. Retroserebellar araknoid kist ile karışabilir ancak bunda vermis agenezisi yoktur ve 4. Ventrikülle iştirakli değildir. Olguların %50 sinde IQ normaldir. Klinik olarak hidrosefali mevcutsa yeni doğanda kafanın büyüdüğü saptanır ve bulgular buna aittir.

    Tedavi: hidrosefali yoksa beklenebilir. Hidrosefali tespit edildiğinde hem kiste ve hemde posterior fossadaki kistik genişlemeye shunt konur.

    AQUADUCT STENOZU

    Konjenital veya edinsel olabilir. 4. Ventrikül normal yada küçük olmasına rağmen tüm ventriküler sistem (lateral ventriküller ve 3. Ventrikül) genişlemiştir. Konjenital tipi Chiari ve nörofibromatozis ile birlikte olabilir.

    Konjenitall hidrosefalilerin %70 ini oluşturur. Doğumdan 2-3 ay sonra ortaya çıkan hidrosefali kliniği mevcuttur.

    SPİNAL DİSRAFİZM (SPİNA BİFİDA)

    Spina bifida occulta: Konjenital olarak spinoz proses ve arcus vertebraların bir yada nadiren birden fazla vertebrada oluşmamasıdır. Sıklıkla L5 ve S 1 vertebralarında görülmekle beraber nadiren tüm vertebra boyunca herhangi bir yerde görülebilirOldukça sık ortaya çıkan bir anomalidir. Tüm popülasyonda görülme sıklığı %10 dur. Büyük bir bölümü asemptomatiktir. Ancak nadiren diastematomyeli, tethered kord, lipoma, dermoid tümörle birlikte olduğunda yürüme bozukluğu, bacakta zayıflık ve atrofi, üriner semptomlar, ayak deformitelerine yol açabilir.

    Spina bifida aperta =(spina bifida cystica): 1-2/1000 sıklıkta ortaya çıkar. Sıklıkla lubosakral daha saonra dorsal bölgede ortaya çıkar. Ancak tüm vertebral kolonda görülebilir.

    a)Meningosel: Vertebral arkuslar ve spioz prosesteki defektten meninkslerin kistik bir yapı şeklinde dışarı çıkmasıdır. Kist içi likör serebrospinalis ile dolu olup nöral elemanlar (medulla spinalis, sinir lifleri) bulunmaz. Kese genellikle sağlam bir ciltle az bir bölümünde ise ince şeffaf bir epidermis ile kaplıdır. Olguların 1/3 ünde nörolojik defisitler ortaya çıkar. Defistlerin bir bölümü doğumdan hemen sonra ortaya çıktığı gibi bir bölümüde çocuk büyüdükçe belirir. Doğumda pes equino varus deformitesi, bacak atrofisi, bacakta pareziler, ileri yaşlarda üriner semptomlar, kifoz ve skolyoz görülür.

    b) Meningomyelosel: Meningoseldeki gibi bir arkus defekti ve bu defektten dışarı çıkan kese mevcuttur ancak farklı olarak kese içersinde nöral elemanlar mevcuttur. Hastaların büyük bir bölümünde(%80) hidrosefali vardır. Yine çoğunda Chiari Tip II malformasyonu birlikte ortaya çıkar. Hastaların tümünde nörolojik semptomlar mevcuttur. Hastalar genellikle paraplejiktir, üriner semptomlar görülür. Chiari II Malformasyonuna bağlı solunum, beslenme problemleri olabilir.

    Tedavi:Kese perfore olmuşsa menenjit riski nedeni ile acil operasyon endikasyonu mevcuttur. Hidrosefali mevcutsa önce ventrikülo-peritoneal shunt sonra kesenin çıkartılarak nöral elemanların disseksiyonu ve spinal kanala redüksüyonu daha sonrada cildin onarılması gerekir. Her iki operasyon aynı anda yapılabilir.

    TETHERED KORD SENDROMU (GERGİN KORD)

    Konus medullarisin; kısa, bir kalın filum terminale, intradural lipoma, diastematomyeli yada myelomeningosel anormal olarak aşşağıda yer almasıdır. Klinik bulgular çocuğun boyunun uzaması ile paralel olarak kordun gerilmesine bağlıdır. Klinik olarak sırt ve bel ağrısı, ayak deformiteleri, bacakta atrofi, yürüme bozukluğu, üriner semptomlar, kifoz, skolyoz görülür.

    Tanı: Radyolojik olarak MR da konus medulllarisin L2 atında yeralması, filum terminalenin 2mm den kalın olduğunun tespiti iledir.

    Tedavi: Alt lomber kısıtlı laminektomi ile kısa, kalın filum terminalenin kesilmesi, eğer gerginlik bir lipoma bağlı ise lipom nöral elemanlardan disseke edilerek çıkartılmalı.

    SPLİT KORD MALFORMASYONU (AYRIK KORD)

    Tip I split kord malformasyonu: Diastematomyeli: Medulla spinaliste bir yada iki segment boyunca ayrı dural kılıf ile sarılı iki yarım kord mevcuttur. İki kord arasında kemik septum mevcuttur.

    Tip II split kord malformasyonu: diplomyelia: Medulla spinaliste bir yada iki segment boyunca tek bir dural kılıf içersinde iki yarım kordun mevcut olmasıdır. Kordlar arasında sert olmayan fibröz bir septum vardır. Her iki tipte kalın filum teminale ile birlikte olabilir.

    Tedavi: Kordda gerginliğe sebep olan bu kemik yada fibröz septalaşma ve mevcutsa kalın fium terminae cerrahi olarak ortadan kadırılır.

    HİDROSEFALİ

    Beyin omurilik sıvısının ventriküler sistemde basınçlı bir şekilde patolojik olarak birikmesidir. Konjenital olarak ortaya çıkan hidrosefali 1/1000 sıklıktadır.

    Hidrosefalli Tipleri:

    1-Komunikan= (non-obstrüktif): Beyin omurilik sıvısının emiliminin bozulması ie ortaya çıkar. Araknoidit (post hemorajik yada post menenjitik), venöz tromboz, postoperatuar, serebral yada spinal tümörlerde(Tümörlerin BOS a salgıladığı proteinlerin yada kanamaların likör emilim yataklarını bloke etmesi ile ortaya çıkar ve genellikle tetraventriküler hidrosefali=lateral ventriküller, 3 ve 4. Ventrikülün geniş olması) ile karşımıza çıkar.

    2-Nonkomunikan= (obstrüktif) :Beyin omurilik sıvısının dolaşım yollarını tıkayan nedenlerle ortaya çıkar:Pinea böge tümörleri, Chiari malformasyonu, 4. Ventrikül tümörleri, Dandy-Walker Malformasyonu, 3. Ventrikül tümörleri, aquaduct stenozu.

    Klinik: Kranial sütürlerin kapanması öncesi ortaya çıkan hidrosefalide klinik bulgular ileri yaşlarda ortaya çıkan hidrosefaliden farklıdır.

    -Kranial sütürlerin kapanması öncesi:

    Kafa çevresinde büyüme, ileri dönemlerde kranial-fasial orantısızlık (çok iri kafa-küçük yüz): Normalde yeni doğanda kafa çevresi 33-36cm dir . İlk 3 ay 2cm/ay, 2. 3 ay 1cm/ay ve 3. 3 ayda ise 0.5cm/ay hızla büyür. Hidrosefalide ise 1cm/hafta hıza ulaşmıştır.

    Kranial sütürlerde açılma, fontanellerde kabarıklık

    Kafa içi basıncın yükselmesi nedeni ile venöz drenajın yön değiştirmesine bağlı ollarak skalp ve yüzdeki venalarda genişleme

    Macewen Bulgusu: bebeğin kafasına hafifçe vurulduğunda içi su dolu balon vurmaya benzer titreşim hissedilmesidir.

    Parinoud Sendromu:Yukarı bakış parezisi mevcuttur. Hastanın gözleri aşşağı deviedir.

    Bebek hipo aktif olup başını tutamama, emmeme, ağlamama mevcuttur.

    RADYOLOJİ:

    Direk grafi: büyük kafa, sütür ve fontanellerin açık olduğu görüntülenir.

    BT ve MR da büyük kafa ve genişlemiş ventriküler sistem görüntülenir.

    Kranial sütürlerin kapanması sonrası: Kafa içi basınç artması bulguları ile ortaya çıkar

    Baş ağrısı

    Kusma

    Papilla ödemi

    Dalgınlık, genel yavaşlama

    Ataksi ve yürüme bozukluğu

    Hafıza kaybı

    İdrar enkontinansı

    RADYOLOJİ:

    Direk grafi: Kafa normal büyüklükte olup, dorsum sellada erozyon, kalvarial kemiklerde dövülmüş bakır manzarası (impressio digitata) görülür.

    BT ve MR: Geniş ventriküler sistem mevcuttur.

    TEDAVİ: Hidrosefali nedeni bir tümör basısına bağlı ise tümörün çıkartılması sonrası hastaların büyük bir bölümünde hidrosefali ortadan kalkacaktır. Devam eden hidrosefalide ventriküler sistemi peritona yada sağ atriuma birleştiren bir shunt sistemi ile ventrikülde biriken likörün bu boşluklara devamlı olarak drene olması sağlanır. En çok tercih edilen shunt sistemi ventrikülo-peritonealdir. Bu sistemde; kraniumda sağ posterior parietale açılan bir delik sonrası oksipital boynuzdan lateral ventrikül içersine ponksiyonla girilir. Ventriküler sistem böylece ince silikon bir hortumla kateterize edilir. Silikon hortumun ucu basınç ayarlı bir valfden geçirdikten sonra ince ciltaltı tünelle peritoneal boşluğa ulaştırılır.

  • Beyin damar tıkanıklıkları (inme)beyin enfarktüsü

    İleri yaşlarda oldukça sık görülen inme, sıklıkla hipertansiyon ve damar sertliği yada şeker hastalığı (Diabet) sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Gençlerde görülen inme ise en sık doğumsal yada sonradan ortaya çıkan kalp hastalıklarında görülür. Hastada beyin atardamarlarında tıkanmayla ortaya çıkan, vücudun bir yarısında hafif yada şiddetli felçler görülür.Tıkanan damar ana damarlar değilse genellikle baş ağrısı olmaz. Tıkanmanın oluştuğu ilk saatlerde hastada tansiyon yüksektir. Beyin damarlarından herhangi birisinde oluşan tıkanma dakikalar içersinde kansız kalan beyin bölgesinde hasar oluşturmaya başlar.

    En sık ateroskleroz denen damar sertliğine bağlıdır. Damar sertliğinde, bir tansiyon yükselmesi ile damar cidarında oluşan tortulardan kopan parçacıklar ileyerek beyin damarlarından birisini tıkaması ile ortaya çıkar

    Halk arasında felç olarak bilinen kol ve bacak kuvvetsizliğinin en sık nedeni yaşlılk döneminde ateroskleroza (damar sertliği) bağlı damar tıkanıklığıdır. Tıkanma sonrası 3 türlü seyir ortaya çıkar.

    1-Saatler yada günler içersinde felç gerileyerek düzelir. (Geçici iskemik atak): Tıkanma saatler içersinde tedavi ile yada kendiliğinden açıldığı taktirde bu tablo görülür

    2-Oluşan felç hiç değişmeden kalıcı olarak devem eder. Damar tıkanmıştır. Tedaviye rağmen tıkanmada hiçbir değişme yoktur.

    3- Hafif olarak oluşan felç saatler veya günler içersinde şiddetlenir. Başlangıçta tıkalı olan küçük bir damar iken damar içindeki pıhtının büyümesi ile daha büyük damarlara doğru tıkanıklığın ilerlemesi ile ortaya çıkar.

    Bu üç ayrı seyir nedeni ile ilk saatlerde derhal damar içindeki pıhtılaşmayı engelleyici tedavi başlanmalıdır. Tıkanan damar eğer beynin ana damarları ise ilk 4 saat içersinde damar içi müdahalelerle pıhtını ortadan kaldırılması ile damar açılarak felç tablosunun saatler yada günler içersinde geriye dönmesi sağlanmış olur.

    Kimler inme adayıdır.

    -Ailesinde damar sertliği hikayesi olanlar

    -Tansiyon hastaları

    -Kalp hastaları

    -Şeker hastaları

    -Sıgara içenler

    -Aşırı stresli meslekler

    İnme İçin Alınacak Tedbirler

    -Orta yaş sonrası özellikle risk altında olanlar aspirin kullanmak

    -Kan kolesterol ve lipidlerinin normal düzeyde seyretmesini sağlamak (diyetle-ilaçla)

    -Stres faktörünü ortadan kaldırmak gerekirse anti depresan kullanmak

    -Tansiyonun normal sınırlarda seyretmesini sağlamak (Tuzu kısıtlamak)

    -Kan şekerinin normal olması

    -Vücut ağırlığı fazla ise kilo verme

    -Sıgara içmemek

    -Riskli hastalarda damar tetkikleri yapılarak %50 üzerinde darlık tespit edildiğinde açılması

  • Tedavisi mümkün bir demansial hastalık: normal basınçlı hidrosefali

    Hidrosefali nedir?

    Hidrosefali beyinde ventrikul denilen kaviteler içerisinde anormal beyin omurilik sıvısı (BOS) birikimi ile karekterize bir durumdur. BOS, beyin ve omurilik etrafında dolaşır. BOS nin görevi beyine fiziksel destek olmak, artık maddelerin atılması ve santral sinir sistemi (SSS) içerisinde,önemli maddelerin dağılımına olanak tanımaktır. Sağlıklı bir yetişkinde günlük BOS üretimi yaklaşık 500cc. dir. BOS akım yolu tıkandığı zaman, veya emilimde bir sıkıntı oluştuğu zaman sıvı birikmeye başlar, ventrikuller genişler, kafa içerisindeki basınç artar ve hidrosefali meydana gelir.

    Normal Basınçlı Hidrosefali Nedir?

    NBH ventrikullerin genislemesine yol açan ancak kafa içi basıncı çok az yada hiç arttırmayan BOS birikimidir. Sıklıkla yaşlılarda görülür. Hareket bozukluğu, hafif demansiyel tablo ve idrar kaçırması ile karekterize bir semptomlar eşlik eder. Bu semptomların biri, ya da hepsi bir arada olabilir. Hastaların çoğunda BOS emilim yollarında blokaja neden olan faktör bilinemez.

    Normal Basınçlı Hidrosefaliye yol açan etmenler?

    Olguların pek çoğunda altta yatan neden saptanamaz, yani idiopatiktir. Kafa travması, geçirilmiş subaraknoid kanama, tümör veya kistler, subdural kanama, cerrahi sırasında görülen kanamalar, menenjit veya diğer beyin enfeksiyonları neticesinde NBH oluşabilir.

    NBH semptomları nelerdir?

    •Yürüme Bozuklukları: Hafif bir denge probleminden ayakta duramama ve yürüyememeye kadar farklı tablolarda bulunabilir. Adımlar sıklıkla geniş tabanlı, kısa basamaklı ve yavaştır. NBH li hastaların ayaklarını kaldırmalarında, merdiven çıkmalarında bir sıkıntı vardır. Sık düserler. Aynı zamanda etraflarında dönmedede zorluk çekerler. Çok yavaş ve pek çok adımda yürürler. Denge sorunu ve yürümede çekilen sıkıntı ilk ve en sık gözlenen şikayettir.
    •Hafif düzeyde demans: Günlük aktivitelere ilginin azalması, unutkanlık, rutin yapılan işlerle mücadele etmede zorluk ve yakın dönem hafıza bozukluğunu içerir. NBH lide gözlenen kognitif semptomlar çok şiddetli olmadığı için sıklıkla ihmal edilir ve yaslanmanın doğal bir süreci olarak degerlendirilir. Konuşma yeteneği sıklıkla bozulmaz. Kendilerinde bulunan sorunlardan sıklıkla farkında olmazlar ve hatta inkar edebilirler. Bazı olgularda kognitif değişiklikler yalnız nöropsikolojik değerlendirme ile saptanabilir.
    •Mesane kontrolünde bozulma: Hafif olgularda sık tuvalete gitme ile kendini gösterirken, ileri olgularda mesane kontrolü tamamen bozulur. Nadiren diski kaçırma olabilir. Bazı hastalarda mesane problemleri hiç ortaya cıkmaz.

    NBH hastaları sıklıkla 60 yaş üzeri hastalar oldukları ve bu yaş grubunda bu tarz semptomların normal olduğu düşünüldüğü içen, insanlar genellikle bu problemler ile birlikte yaşamak zorunda olduklarını düşünürler ve vücutlarında oluşan bu değişiklere kendilerini adapte etmeye calışırlar

    NBH semptomlar aynı zamanda yaslılarda ortaya çıkabilecek diğer bazı sağlık sorunlarını taklit edebilir. Mesela görülen kognitif semptomlar erken dönem Alzheimer hastalığı olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde denge ve yürüme sorunları Parkinson hastalığı olarak düşünülebilir. Bazı hastalarda NBH ye bu hastalıklarında eşlik edebilecegi unutulmamalıdır.

    Hastalar doktora ilk müracat ettiklerinde semptomlar aylar hatta yıllar boyunca devam etmekte olabilir. Hidrosefali semptomları zaman içerisinde artış gösterir. Artış hızı değişkenlik göstermekte ve hastalar fonksiyon kayıpları kritik noktaya geldiklerinde sıklıkla doktora giderler. Semptomların oluş süresi ne kadar uzun ve semptomlar ne kadar şiddetli ise, tedaviye yanıt o kadar geç olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ne kadar erken konursa tedavinin başarısının o kadar fazla olacağı söylenebilir.

    Her 3 semptomunda aynı hastada bulunması tanı için mutlak gerekli değildir.

    Lomber Ponksiyon

    BOS yaklaşık basıncını ölçmeye aynı zamanda sıvıdan tahlil yapmaya yardımcı olur. Lokal anestezi altında belin alt kısmına ince bir iğne ile girilerek 50 cc ye kadar BOS boşaltılır. Bu sayede semptomlarda geçici bir düzelmenin olması istenir. Eğer bu işlem sonrasında semptomlarda geçici sürelide olsa anlamlı bir toparlanma olursa o zaman cerrahi tedavinin başarılı olacağı söylenebilir. Eğer lomber ponksiyona yanıt negatif veya net olarak anlaşılamamış ise daha ileri araştırmalar yapmak gerekir.

    Günümüzde kullanılan Tedavi Alternatifleri

    Günümüzde en sık kullanılan ve genellikle tek mümkün tedavi seçeneği BOS kanallarını emilimin sağlanabileceği vücudun başka kısımları ile birlestirmeye yarayan sant denilen sistemin cerrahi olarak yerleştirilmesidir. Bu amacla en sık kullanılan yer karın içerisinde peritondur ve kullanılan sistemede ventrikuloperitonel sant denir. Cerrahi sonrasında sant sisteminin tüm parçaları cilt altında kalacak ve dışarıdan bir şey görülmeyecektir.

    Aquaduct darlığı olan hastalarda endoskobik ucuncu ventrikulostomi denilen bir cerrahi müdahalede sant uygulamasına alternatif olabilir. Bu yaklaşımda aquaduktaki daralmadan dolayı endoskop yardımı ile alternatif bir BOS akım yolu yapılır. Aquadaktaki daralma MRI ile saptanabilir. Endoskobik yaklasımın sonuçları yetişkinlerde farklılık arzetmektedir. Üçüncü ventrikulostomi uygulanan hastaların bir kısmında semptomların düzelebilmesi içen sonrasında sant takılması gerekebilir.

    Santlama işlemi içen uygun hastalar kimlerdir?

    Bu amaçla pek çok test ve araştırma geliştirilmiş olmak ile birlikte, tek başına sant işleminin başarısını tahmin ettirebilecek bir faktör bulunmamaktadır. Aşagıdaki bulgular sant takılmasını takiben sonucların daha iyi olacagını düsündürmektedir:

    •Yürüme bozukluğunun ilk ortaya çıkan ve baskın semptom oluşu
    •Travma veya kanama gibi NBH nin bilinen bir sebebinin olması
    •Görüntüleme yöntemlerinde ventrikul boyutlarının BOS un bulunduğu Subaraknoid boşluktan orantısız şekilde geniş olması
    •Lomber ponksiyon veya lomber katater yoluyla BOS boşaltılmasının dramatik geçici bir düzelme sağlaması
    •Ölçülen beyin içi veya spinal BOS basıncının üst limitlerde olması
    •Beyini etkileyen küçük kan dammar hastalığı kanıtlarının minimal oluşu

    Hidrosefali semptomlarının santlama sonrası düzelmesinin mümkün olacağını bilmek önemlidir.

    Cerrahi sonrası tamamen iyileşme herkesin beklentisi olsada, bu her zaman mümkün olmayabilir. Cerrahi sonrasında mevcut şikayetlerin anlamlı ölçüde azalması, kişinin başkalarına bağımlı halden kurtulmaları, en önemlisi nörolojik semptomlarin daha da ilerlemesinin önüne geçilmesi hasta ve yakınlari içen tatminkar bir cevaptır.

    Sant Operasyonunun Başari Oranı Nedir?

    Yürüme bozukluğu, hafif demans ve mesane kontrol problemleri operasyon sonrası birkaç gün içerisinde düzelebilir veya haftalar aylar düzelme icin gerekebilir. Bu düzelmenin ne süratte ve ne derece olacağını önceden kestirmenin bir yolu maalesef yoktur. Düzelme olanlarda sıklıkla bu düzelmeler ilk haftalar içerisinde olur. Bu iyileşme hafif düzeyde olabileceği gibi çok dramatik bir şekilde de olabilir. Semptomlarada operasyon sonrası düzelme saptanan hastalarda sonrasında klinikte tekrar gerileme olması sant fonksiyon bozukluğunu veya asağıda belirtilen komplikasyonlardan birinin geliştiğini düşündürür.

    NBH tedavi edilmez ise ne olur?

    NBH li hastalar sıklıkla ilerleyici semptomlar ile basvururlar ve bu semptomların kendi kendine düzeleceği ve klinik bozulmanın kendi kendine duracağına inanmanın bir nedeni yoktur. Kimse mevcut semptomların ne hızda ilerleyeceğini tahmin edemez. Semptomlar ne kadar şiddetli ise ve ne kadar uzun süredir mevcut ise tedaviye yanıt o derece daha az olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ve tedavi ne kadar erken yapılırsa düzelme o kadar iyi olacaktır. Eğer semptomlar çok hafif ise hastaya acil bir sant operasyonu yapmadan bir süre yakın takip yapılabilir.

  • Migren baş ağrıları

    Migren baş ağrıları

    Baş ağrısı en sık görülen ağrı nedenidir. Hemen herkes başağrısı tecrübesi yaşar. Herhangi bir yılda çoğu insan en az bir kez baş ağrısı çeker. Çoğu kişi için ise baş ağrıları tekrarlayıcı ve anlamlı bir problemdir.

    MİGREN BAŞ AĞRISI ÖZELLİKLERİ
    Tipik migren baş ağrısı özellikleri şunlardır;

    ciddi zonklayıcı ağrı

    bulantı ve bazen kusma

    ışık ses ve kokulara hassasiyet

    Migren ağrısı başın bir yanında veya tüm başı etkileyebilir. Baş ağrısı erişkinlerde tipik olarak 4-72 saat sürerken çocuklarda saatlerce sürebilir. Fiziksel aktivite, yürüme ve eğilme v.b , ağrıyı kötüleştirebilir.
    Migren baş ağrısı sıklığı kişisel değişkenlik gösterir, bazen bir ayda defalarca veya yılda 1-2 kez veya daha nadir olabilir.
    Genellikle ataklar arasında baş ağrısı olmaz. Bazı kişilerde baş ağrısı ataklarından saatler veya günler önce uyarıcı bulgular görülebilir. Bunlar heyecan veya yoğun enerji, tatlılara karşı istek, halsizlik, irritabilite veya depresyon şeklinde görülebilir.

    MİGREN TİPLERİ
    Migren baş ağrıları avralı ve avrasız olmak üzere iki gruba ayrılır. Avra migren baş ağrısı öncesi ve sırasında kaybolan görsel veya duyusal rahatsızlıktır. Avra bir saat önce başlayıp 15-60 dakika sürer ve baş ağrısı başlayınca biter. Tipik olarak avralar her iki gözü etkiler ancak tek gözü etkileyebilir.

    Migren avrası aşağıdaki bulguları kapsar :

    Işık çakmaları ve ışık huzmeleri,

    kapalı gözle bile görülen zigzag çizgiler veya yıldızlar gibi geometrik paternlerde ışık çakmaları (genellikle beyaz, fakat renkli olabilir)

    yavaş yayılan kör noktalar veya görme alanında bulanıklaşma

    yüz veya kollarda uyuşma, karıncalanma

    konuşma ve kelime bulmada zorlanma .

    Migren baş ağrısı olan çoğu kişide avra olmayabilir. Bazı kişilerde migren atakları bazen avralı bazende avrasız olabilir. Çok az sayıda kişide baş ağrısının eşlik etmediği avra olabilir. Bunlara migren eşdeğeri adı verilir.

    RİSK FAKTÖRLERİ
    Migren her yaşta insanı etkileyebilir ancak en sık 20-50 yaş arasında sıktır. Ailede görülme sıklığı fazladır. Etkilenen kişilerin %75 inde aile öyküsü vardır
    Kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden 2 kat fazladır. 50 yaş üstü kadınlarda migren baş ağrısı sıklığı şiddeti azalır. Bazen menopoz sonrası kaybolabilir.

    NEDENLERİ
    Migren başağrılarının kesin nedeni bilinmemektedir. Araştırıcılar ; beyinde seratonin ve endorfin düzeylerinde değişikliğin rolü olabildiğince inanmaktadırlar. Seratonin ( bir nörotransmiterdir) trigeminal sinir yolları ile iletilen ağrıyı düzenleyen bir beyin kimyasalıdır. Trigeminal sinirler ise yüz , göz, burun, sinüsler kan damarları ve beyin kılıflarından kaynaklanan ağrılar için temel yollardır. Endorfinlr ise beyin ve spind hord tarafından üretilen doğal ağrı giderici kimyasalardır.

    TETİKLEYİCİLER
    Çoğu zaman migren baş ağrılarının açık bir nedeni yoktur ancak yorgunluk, besinler, çevresel faktörler, hafif kafa travması , hormonal faktörler ve ilaçlar ağrıları tetikleyebilir.

    Migren baş ağrısını tetikleyen faktörler;
    +Diyetle ilgili etkenler
    -Aşırı yemek yada uzun süre aç kalmak
    – Bazı besinler migren baş ağrılarını tetikleyebilir. Bunlar; alkol, fermente-morine yiyecekler, yapay tatlandırıcılar (asportome gibi), monosodyum glutomat (asya yiyeceklerinin sık kullanılan toz katkı maddesi), kafein, kafein yoğunluğu, çikolata, eski peynirler, nitratlar ve nitritler (sosis gibi yiyeceklerde bulunurlar), fındık ve meyve suları.

    +Çevresel etkenler
    – İklim ve yükseklik değişimi, parlak ışıklara maruziyet, sigara, kuvvetli kokular ve gürültü migren baş ağrılarını tetikleyebilir

    +Hormonal etkenler
    Çoğu kadında östrojen ve progesterone düzeylerindeki değişikliklerin migren baş ağrılarını tetiklediği gözlenmiştir. Özellikle, hemen menstrüasyon öncesi veya sırasında migren baş ağrısı eğilimi izlenir .doğum kontrol hapları ve hormon replasman tedavisi migren baş ağrılarını kötüleştirebilir. Gebelik sırasında migren baş ağrılarında azalma çoğu kadın tarafından bildirilmektedir. Ayrıca menopozu takiben migren baş ağrılarının düzeldiği çoğu kadın tarafından bildirilmiştir.

    +İlaçlar
    Bazı kardiyovasküler ilaçlar migren baş ağrılarını kötüleştirebilir.

    +Fiziksel Faktörle
    Uyku alışkanlığında değişiklik, çok yada az uyuma migren baş ağrılarını tetikleyebilir. Ağır fiziksel zorlanma, yorgunluk, akut kafa travması da tetikleyebilir
    +Duyusal etkenler
    Parlak ışıklar, duman, güçlü kokular ve yüksek gürültü migreni başlatabilir.

    +Stres
    Stres veya stresin geçmesi(haftasonu veya yolculuk) migren baş ağrısına neden olabilir.

    TANI
    Eğer migren baş ağrılarınız varsa veya ailenizde migren öyküsü varsa, sağlık danışmanınız sizin fizik muayene, medical öykü ve semptomlarınıza dayanarak koyar.

    Eğer olağanüstü veya şiddetli migren – tipi baş ağrılarınız varsa veya baş ağrılarınız ve nöroloğu semptomlarınız kötüye gidiyorsa, diğer ağrı nedenlerini dışlamak üzere bazı testler önerilebilinir. Bunlar kan testleri, beyin görüntüleme çalışmaları (homputerize tomografi veya magnetik rezonans), göz muayenesi ve diğer branşlarla konsültasyon olabilir.

    Doktorunuz migren günlüğü tutmanızı isteyebilir migren baş ağrısının başladığı zaman, ne kadar sürdüğü, ağrı miktarı, öncesinde olan semptomlar, sonrasında veya sırasında olan semptomlar ve ağrının nasıl geçtiği kaydedilmelidir. Ayrıca tak öncesi 24 saatteki tetikleyiciler, ilaçlar ve stres düzeyiniz not edilmelidir. Bu bilgiler tedavi planı ve tedaviye cevabınız değerlendirmede önemlidir.

    TEDAVİ

    Migren için etkili tedavide 3 genel alan vardır;

    Migren tetikleyicilerden kaçınmak

    Migren baş ağrısı olduğunda akut tedavi

    Koruyucu tedavi

    Çoğu migren baş ağrısının tanımlanabilen tetikleyicisi olmasa da bunlar ayırt edilmeye çalışılmalı ve kaçınılmalıdır. Bu sayede migren ağrılarından korunma ve tedavi mümkün olur.

    AKUT ATAK TEDAVİSİ
    Migren baş ağrısı tedavisinde en önemli faktör hızlı davranmaktır. Aşağıdaki yaklaşımlar ağrı ve diğer semptomları azaltmada yardımcı olabilir.
    İlaçlar: Çok sayıda ilaç, ağrıyı azaltabilir ve migren ataklarını kısaltabilir. Hafif – orta şiddetli migren ağrılarında sıradan ağrı kesiciler ( aspirin, asetominofen, ibuprofen ve naproksen) iyileşme sağlar. Ağrı kesiciler gerekli olunca kullanılmalıdır. Herhangi bir ağrı kesici haftada 2 den fazla alınmamalıdır. Aşırı dozda alınan ağrı kesiciler; etkinliğini kaybeder, kronik günlük baş ağrılarına neden olurlar, mide veya bağırsak ağrılarına veya kanamalarına, ülserlere veya ciddi böbrek veya karaciğer hasarına neden olurlar. Eğer günlük ağrı kesici dozunu arttırmanız gerekiyorsa doktorunuza danışın.
    Eğer klasik ağrı kesiciler akut migren ağrılarınız iyileştirmiyorsa; doktorunuz daha kuvvetli ilaçlar reçete edebilir. Bunlar:

    -Analjezikler(ağrı ilaçları)- tek veya kombine
    -Seratonin agonistleri(triptonlar) Beyinde ağrı mesajlarını seratonin düzenler, kafa derisinde şişmiş kan damarlarını büzer ve ağrıya neden olan maddelerin salınımını engeller.
    Örnekleri: Sumatripton (Imigren), zolmitripton(zomig), eletripton( relpax) v.b
    Triptonlar akut baş ağrılarında en etkin ilaçlardır ve düşük yan etkisi riski vardır. Yan etkileri; göğüs ve/ veya boyunda basınç, ağrı, bulantı, sersemli, çok nadir kalp krizidir. Buı nedenle koroner arter hastalığı olanlar veya riski olanlar kullanmamalıdır.
    Bulantı kesici ilaçlar: Migrene eşlik eden bulantı ve hatta ağrı içinde yararlıdırlar.
    Tüm ilaçların istenmeyen yan etkileri olabilir. Doktorunuzun yönlendirmesi çok sayıda ilaç veya dozlarını denemeyle sizin için en iyisi bulunabilir. Yararları , yan etkileri ve risklerini doktorunuzla konuşun.
    “Dikkat: Eğer hamile veya emziriyorsanız bazı ilaçlar önerilmez. Bazıları çocuklara verilmez. Doktorunuz doğru ilacı önerebilir”
    Dinlenme ve uyku: Migren baş ağrısı başlayınca sessiz veya karanlık bir odada dinlenme veya kestirmek atağın şiddetini azaltır ve süresini kısaltır.
    Fiziksel teknikler: Boyun veya başa buz torbası koymak ağrıyı kesebilir. Bazı kişilerde baş, bayun ve omuz kaslarına masaj yararlı olabilir.
    Destek gruplar: Bir terapist stres ve ağrı ile baş etme teknikleri öğretebilir

    MİGREN KORUNMASI
    Eğer şiddetli veya sık migren ataklarınız oluyorsa koruyucu tedavi gerekebilir.
    İlaçlar: Bunlar günlük olarak ağrıdan bağımsız olarak alınır. Akut migren atak ilaçları ile kombine verilebilirler. Birkaç hafta ile bir iki ayda ancak sonuç verirler
    Antidepresanlar: Trisiklik antidepresanlar ( Amitriptilin v.b) migren ataklarını önleyebilirler.
    Antihipertansif ve kardiyovasküler ilaçlar: Beta blokerler (propronolol, atenolol), kalsiyum kanal blokerleri (verapamil) migren ağrılarının sıklık, şiddet ve süresini azaltabilirler
    Antikonvulzonlar: Sodyum valproat, gabapentri ve topiromate migren ağrılarını önleyebilir.
    Botox infeksiyonları: Alın ve kafatası kaslarına botulinum toksin infeksiyonları ile migren baş ağrılarını sıklığı, şiddeti ve süresi azalabilir. Enfeksiyon sonrası 3-4 ay süren geçici iyilik hali olur. Yararının devam etmesi için 3-4 ayda bir enfeksiyonların tekrarlanması gereklidir.
    Diğer maddeler: Yüksek doz magnezyum ve riboflavin ( B2 vitamini) ağrı sıklığı, şiddet ve süresini azaltabilir. Başka ilaç alırken bunları kullanmak için mutlaka doktorunuza danışın.
    Biyofeedback:Kas biyofeedback terapileri farklı durumlarda kasların gerilimi hakkında bilgi sağlar ve gevşeme sağlar.Baş ağrısına eşlik eden kas gerginliğini azaltma metodları gösterilir.
    Kognitif davranış tedavisi: Tipik baş ağrısı tetikleyicilerinden haberdar olmanızı ve kaygı ve strese karşı tepkinizi azaltmada yardımcı olur.Baş ağrılarınızın sayı ve yoğunluğu azalabilir.
    Gevşeme eğitimi: Kas gevşemesi, solunum egzersizleri ve mental- düşüncel hayal etme (sakinleştirici görüntüler hayal etmeye yardımcı terapi) içerir. Bu şekilde baş ağrısı sıklığı ve yoğunlu azabilir.

    KİŞİSEL BAKIM
    Koruyucu ilaçlardan bağımzsız olarak, yaşam tarzında değişiklikler de migren atak sayı ve şiddetini azaltabilir

    Günlük rutinin-düzenin sağlanamsı: Düzensiz uyku ve yemek alışkanlıkları migren baş ağrısını tetikleyebilir. Aşırı uyku veya çok az uyku migren ağrılarını tetikleyebilir

    Düzenli egzersiz: Düzenli aerobik egzsersizi haftada 3 kez enaz 30 dakika gerilimi azaltır ve baş ağrısı sıklık ve şiddetini azaltır. Yüzme, yürüyüş ve bisiklet de seçilebilir.

    Östrojnin etkilerinin azatılması: Migreni olan kadınlar; aile öyküsünde inme, yüksek kan basıncı veya damarsal hastalık öyküsü varsa östrojen içeren ilaçlardan(doğum kontrol ilaçları ve hormon replosman tedavisi) kaçınmalıdır.

  • Karpal tünel sendromu | bilekte sinir sıkışması

    Çağımızın Hastalığı: Karpal Tünel sendromu (Bilekte sinir Sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?

    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?

    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?

    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Çağımızın Hastalığı: Karpal Tünel sendromu (Bilekte sinir Sıkışması)

    -Ellerinizde ve bileklerinizde uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma hissediyormusunuz?

    – Şikayetleriniz özellikle geceleri daha mı belirgin?

    -Nesneleleri düşürmeden elinizde tutmakta güçlük mü çekiyorsunuz?

    -Bilgisayar klavyesi ya da faresini kullanmak gibi tekrarlayıcı el hareketlerini ağrısız olarak yapmak giderek daha imkansız hale mi geliyor?

    Eğer bu sorulara yanıtınız evetse sizde de karpal tünel sendromu denilen bir sinir sıkışıklığı hastalığı olabilir. Olguların yarısı mesleklerle bağlantılıdır ve tüm meslek grupları ile bağlantılı hastalıklar ve yaralanmalar içerisinde, iş gücü kaybına en fazla yol açan durumdur.

    ABD verilerine göre her yıl yaklaşık 260.000 karpal tünel olgusu opere edilmektedir.

    Karpal tünel sendromu medyan sinir üzerindeki bantın kalınlaşması ve tekrarlayıcı hareketlerin kombinasyonu neticesinde bilekte sinirin enflamasyonu sonucu ortaya çıkar. Özellikle 40-60 yaşlarındaki kadınlarda, piyanistler, kuaförler, bilgisayar operatörleri, bankacılar, dişçiler, heykeltıraşlar, ev hanımları gibi ellerini aşırı kulanan meslek gruplarında sıklıkla izlenir.

    Hamilelik, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, menapoz, bilekte kırılan yada yerinden kayan kemikler ve aşırı şişmanlık hastalığın görülme oranını arttırır. Eller ile cisimlerin sık ve şiddetli şekilde tutulması, bileğin bükülmesi ve artrit benzer şekilde görülme oranlarını arttırır.

    Bu şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından tedavi için zaman kaybetmeden başvurmak oldukça önemlidir. Başvurmak için ağrının aşırı artmasını, tahammül sınırlarını aşmasını beklemeyin.

    Cerrahi dışı konservatif tedavinin asıl amacı medyan sinir üzerinde tekrarlayan yaralanmaları bitirmek ya da azaltmaktır. Bu amaçla sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için bir bileklik ile bilek hareketleri kısıtlanabilir. Eğer bu işe yaramaz ise ödemi azaltmak için enflamasyon giderici ilaçlar yazılabilir veye bileğe kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Ağrıları azaltmaya yönelik bir takım özel el ve bilek egzersizleri önerilebilir.

    Eğer hastalar istirahat, rehabilitasyon, veya diğer cerrahi dışı tedaviler ile ağrılarından kurtulamaz iseler median sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak için farklı cerrahi teknikler uygulanabilir. En sık uygulanan teknik karpal tunel serbestleştirilmesi denilen ve açık ya da endoskobik yöntemler ile uygulanabilen yöntemdir. Açık cerrahide bilek bölgesine bir kesi yapılarak median sinir üzerine bası oluşturan bant kesilerek sinir serbestleştirilir. Endoskobik yöntemde ise daha ufak bir kesi yapılarak bir minyatür kamera ile tünel görüntülenir ve bant kesilir.

    Karpal Tünel Serbestleştirilmesinde yeni bir teknik: Mini Açık Yaklaşım

    Karpal tünel serbestleştirilmesinde standart yaklaşım karpal ligamanın açık cerrahi ile kesilmesidir. Bu standart yaklaşım ile sonuçlar genel olarak oldukça iyidir. Ancak cerrahi sonrası oluşan skar dokusuna bağlı ağrı ve bilekte hareket kısıtlılığı önemli bir sorundur. Yara iyileşmesi yapılan kesinin nisbeten uzun olmasına bağlı gecikir. Diğer bir sıkıntı Pilar sendromu denilen avuç ici adelelerde yoğun ağrıdır. Komplikasyon oranları %1-20 arasında değişmektedir. Bu nedenle 1990 lı yılların başında kesi uzunluğunu azaltmak, böylelikle bu sorunların üstesinden gelmek için endoskop ile minimal yaklaşım teknikleri kullanılmaya başlanmıstır. Bu teknik ile yara yeri ile ilgili sorunlar çözülmüş ancak median sinir, damarlar, tendonlar ve hatta ulnar sinir yaralanma sıklığı artmıştır. Aynı zamanda cerrahi süresi belirgin derecede uzamıştır. İşlem endoskobik sistem kullandığından hastane ortamında yapılmasını gerektirir.

    Mini açık yaklaşım tüm bu sorunlar göz önüne alınarak geliştirilen yeni bir cerrahi yöntemdir. Endoskobik cerrahide olduğu gibi ufak bir kesi yapılarak median sinir ile karpal bant arasında bir tünel yaratılır. Aynı zamanda karpal bant ile cilt altı arasında bantı tam olarak ortaya koyacak şekilde ikinci bir tünel açılır. Bant daha sonra knifelight özel bir lazer bıçağı ile kesilir.

    Knifeligtın endoskobik yaklaşımdan en önemli avantajı endoskobi aletleri gerektirmediği için hastane ortamında yapılmasının zorunlu olmamasıdır. İşlem süresi anlamlı derecede kısalmıştır. Açık cerrahi sonrası görülebilen hastayı bazen ileri derecede rahatsız edebilecek skar dokusu oluşumu, operasyon sahasında ağrı, pilar sendromu gibi problemleri son derece azaltmıştır. Yara iyileşmesi yapılan kesinin kısa olması ve cilt altı dokulardaki asgari yaralanma nedeniyle son derece kısalmıştır. Açık cerrahi sonrasında kolun 2 hafta süre ile askıya alınması ve immobilizasyonu gibi sorunlar ortadan kalkmıştır.

    Hastalar bu cerrahi ile operasyonun ertesi günü ellerini hafif işlerde kullanmaya başlarlar ve el askıya alınmamaktadır. Açık cerrahi ile cerrahi sonuçlar yönünden bir fark bulunmamaktadır.

    Kısaca bu yeni tekniğin avantajları:

    •Maksimum doku korunması
    •Teknik olarak basit oluşu
    •Cerrahi sürenin anlamlı derecede kısalması
    •Endoskop kullanımı gerektirmemesi
    •Hasta açısından maliyetin düşük oluşu
    •Operasyon sonrası iyileşme süresinin kısalması
    •Cerrahi saha ve etrafında operasyon sonrası oluşabilecek kızarıklık, hassasiyet, ağrının en aza inmesi
    •Opere edilen elin yeniden kullanımı, işe geri dönüş süresinin çok kısalması

    Karpal tünel sendromundan korunmak, ellerimizin doğru kullanımı ile ilgili altın öğütler

    •El bileğinin uzun süreli ve güçlü şekilde aşağı-yukarı hareketlerinden, gergin şekilde parmaklarla bir şeyi tutmaktan (dikiş iğnesi gibi), bileği başparmak veya küçük parmağa doğru bükme hareketinden kaçın
    •Avuç içi yukarı bakacak şekilde yük taşımamaya özen göster
    •Bileği sıkı saran bantlardan (kol saati gibi) uzak dur
    •Aşırı soğuk veya korunmasız vibrasyondan kaçın
    •Telefon gibi sık kullanılan objeleri calışma sahanıza olabildiğince yaklaştır. Böylece aşırı uzanmaktan kaçın.
    •Araba sürerken, eşya taşırken direksiyonu çok sıkı tutma. Mümkün olduğunca eli dinlendir.
    •Daktilo ya da keyboard kullanırken elleri her 15 dk da bir dinlendir.
    •Boya fırçası, kalem, gazete, veya kitap türü cisimleri uzun süre tutmaktan kaçın
    •Eller kullanılırken vücüdun genel postürüde çok önemlidir. Çalışma alanının yüksekliği, otururken ya da ayakta iken bileklerin notral ya da hemen hemen düz pozisyonda kalmasına imkan tanıyacak şekilde düzenlenmelidir. Çalışma esnasında omuzların yeteri kadar serbest, dirseklerin konforlu bir şekilde yanlarda olmasına özen gösterilmelidir.
    •Oturma esnasında sırt ve bel iyi desteklenmiş şekilde ayaklar yere basmalıdır. Oturulan sandalye her bireyin kendisine göre ayarlanmalıdır.
    •Özellikle daktilo yazımı, keyboard kullanımı türü işlerde postür özellikle önemlidir. Doğru ayarlanabilir bir koltuk, yeterli ışık ve masa için uygun yükseklik yararlıdır.
    •Daktilo esnasında uzun süre, sık bir sekilde tuşlara basılır. Bu nedenle olabildiğince hafif şekilde tuşlara dokunmak önemlidir. Aşırı sert bir şekilde tuşlara basılması gereksiz yorulmaya neden olacaktır. Bu problemi aşmak için sıkca kısa aralıklar verilmesi yararlı olur. Aynı şekilde boyun, omuz ve kol adalelerinin rutin bir şekilde rahatlatılması da önemlidir.
    •El aletlerinin seçimi önemlidir. El aletinin tutulan kısmı elinizin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır.
    •Elinizi yoğun şekilde kullanmanızı gerektiren yeni bir iş ögrendiğinizde, elinize bu yeni işe alışması için zaman tanıyın. Bu tıpkı bir atletin bir yarışa hazırlanmasına veya diğer atletik yarışmalara benzer. Ellerin istirahati için yeterli aralıklarla molalar verilmelidir.
    •Eğer eldiven giyiyorsanız ellere uygun ölçülerde olmalıdır. Çok büyük olursa objeyi tutmak için gerekli harcanacak güç daha fazla olacak, çok sıkı olursa elleri sıkıştıracaktır.